|
mehmet selim polat http://sites.google.com/site/ibnteymiye/
Site haritası
İbn Teymiye külliyatını yayınlamaya karar vermek, özellikle de bu çalışmaya Cumhuriyet dönemi İslâm kültür ve düşünce hareketleri arasında bir yer ayırmayı gözetmek, her bakımdan tehlikeli sayılan bir alana girmeyi kabullenmeyi gerektirir.
İbn Teymiye'nin bir isim olarak hafızalarda meydana getirdiği uğultu, O'nun bir İslâm bilgin ve düşünürü olarak gösterdiği çabanın anlaşılmasını engelleyeceği ortadaydı.
Bir yanda O'na küfür sıfatını uygun görenlerin terazinin bir kefesinde meydana getirdiği anlamlı ağırlık, diğer bir yandan da O'nu yüceltmeye hazır canlı okuyucunun terazinin diğer kefesinde meydana getirdiği sarsıntı, sağlıklı bir dengenin kurulmasını zorlaştıracağı ve yayıncının terazinin orta yerinden yakalamasını engelleyeceği belliydi. Ancak kültür ve düşünce çabası içinde olanların göze alamadan başaramayacakları o anlamlı ve bir bakıma kaçınılmaz olan karar verilmek zorundaydı.
Gerçi müslüman ülkelerde ve bu arada Türkiye'de şartlar, okuyucu ve yazar unsurlarını kapsayan geniş bir alan içinde hızlı bir değişim sürecine girmiş; daha bundan bir kaç yıl öncesine kadar değil okunması ve düşüncelerinin taraftar bulması, isimlerinin bile ağıza alınmasında sakıncalar görülen bir sürü yazar ve eser okuyucuya mal edilmiştir. Kısacası Doğudan ve Batıdan yapılan bir sürü aktarma İslâm dünyasında öylesine karizmatik bir okuyucu meydana getirdi ki, İbn Teymiye'nin zorladığı ileri sürülen sınırlar artık normal bir gözün seçemiyeceği kadar gerilerde kaldı.
Kaldı ki;
Çeyrek yüzyıldır çeşitli terkiplerle birlikte anılmaya; kâh ideolojik ve yenilikçi bir çıkış noktası, kâh selefi bir meşreb arayışı kâh siyasi bir dinamik, kâh kültürel bir durak olarak üzerinde durulan Kur'an ve Sünnet'in, bir telâkki olarak meydana getirdiği inanç ve fikir denkleminin İbn Teymiye'nin düşünce ve ilmine duyduğu ihtiyaç gözardı edilemezdi. Seyyid Kutup, Mevdudi, Udeh, Sibai, Muhammed Kutup ve Said Havva gibi kadro kayıtlarıyla anılmaları gereken yazarların bu iki kavram üzerindeki kitabi çalışmaları peşinen sınırlıydı ve okuyucuyu taşıyabilecekleri yer önemli bir mesafeyi ifade etmekten uzaktı. Oysa Kuran ve Sünnet ve onların şer’i türevleri olan Kıyas ve İcma' bir bütün olarak nasıl bir inanç ve amel merkezi oluşturdukları ve düşünceye hangi anlamda yansıyacakları açıklıkla ve bütün detaylarıyla ele alınmalı değil miydi?
Bu temel ihtiyaç ülkemizde kaynak eserlerin Türkçeye kazandırılmasını hızlandırmış, sahih hadis kitapları ve şerhleri belli bir geçiş sürecinin tıkanıklıklarını üzerlerinden atamamış olmakla birlikte, kütüphanelerimize kazandırılmış; bir bakıma Kur'an ilimleri çevresinde telif çalışmaları için ciddi bir zemin hazırlığına yol açmıştır. Ancak kaynak eserlere yönelimin beraberinde getirdiği kimi sakatlıkların da işaret edilmeye değer özellikler taşıdığı hatırlanmalıdır. Kaynak eser diye takdim edilen bir sürü çeviri, okuyucunun zihni teşekkülüne yardımcı olmaktan çok, sağlam esaslara bağlı kılmak istediği yürüyüşünü yavaşlatmaktadır. Bu durum çeyrek yüzyıla varan ve Kur'an ve Sünnet yöneliminin ruh ve akıllarda meydana getirdiği aydınlığın kararmasına, o ümit verici ışığın sönmesine yol açmaktadır. İbn Teymiye külliyatının muhteva olarak ve güdülen tavır olarak, yamulmaya yüz tutmuş bir alâka ve arayışa, ihtiyaç duyduğu dengeyi sağlamada yardımcı olacak önemli bir faktör işlevini göreceği muhakkaktır. Kültür ve fikir hayatının zenginliği toplumsal eğilimin bir yöne abanmadan sürdürmeye takat bulacağı yürüyüşle ölçüme tabi tutulabilir. Kaldı ki, İbn Teymiye'nin üstlendiği misyon sadece bir muhalefet, ya da denge ihtiyacının giderilmesi sınırında boğuntuya getirilemeyecek kadar farklı özellikler taşımaktadır. Onun Kur'an, Sünnet ve diğer şer'i naslar çerçevesinde oturttuğu ilim ve fikir metodu, günümüz müslümanının yüzyıllık toparlanış ve arayış eylemine temel dayanak teşkil edeceği söylenebilir.
Hiç kuşkusuz günümüz müslümanı, İslâmı bir din olarak en temiz, en saf biçimiyle öğrenmek ve yaşamak hususunda bir liyakatin peşinde gözükmektedir. Yeniden inşa edilecek İslâm medeniyetinin ancak Kur'an ve Sünnet-i Resûlüllah'a bağlanmak, ashabın ictihad ve amellerine sadakat, hak mezhep imam ve müctehidlerinin bize intikal eden çabalarının en doğru, en dolaysız ve en yalın şekliyle öğrenmekle şekillenebileceğinin şuurundadır. Öyleyse dine, dindenmiş gibi yapılan ekleme ve çıkarmalar, enfüsi tasarruf ve her türlü etkilenmeyle gerçeğinden uzak tutulmuş dini hayat yeniden asli yatağına yöneltilen aşkın bir ırmak gibi kendi gücünün sahibi kılınmalıdır.
Müslümanlar kendilerine gerçekten insan olma onurunu bağışlayan dinlerinin, tarihin kalın tabakaları altında hapsedilen değer ve ürünlerini bir arkeolog ihtisas ve hassasiyetiyle gün yüzüne çıkarmak için çaba göstermelidirler. Bu değerler arasında o günün toplumunun hayat standartlarına seslenen ürünlerin, tarihi ve kültürel bir miras olarak koruma altına alınması; onlara, işlevlerine uygun bir yer belirlenmesi gerekmektedir. Diğer yandan özü ve hattâ biçimsel formasyonu itibariyle günümüz müslümanlarının evrensel arayış, araştırma, sorgulama ve sonuçta inşasına temel teşkil edebilecek ürün ve değerleri de fikri ve fiili çabanın paydası altında toplamak için ciddî bir taramada bulunmak gerektiği tartışılamaz.
İbn Teymiye külliyat ve fikriyatının söz konusu ettiğimiz bu anlamlı çabada, bulanmamış ve önyargılarla şartlanmamış zihinlerin, şu veya bu eğilime saldırı malzemesi niyetini kullanmaya ihtiyaç duymadan yararlanabilecekleri zengin bir kaynak görevini üstleneceği muhakkaktır. Akaid, Tasavvuf, Mantık, Hadis, Tefsir ve Fıkıh gibi Kur'ani ilimlerin en önemlilerine hasredilmiş bu külliyat, bir ilim adamının haysiyet, basiret, takva ve birikimiyle hakikata erişme hususundaki gayretin hârikalarına olduğu kadar sürçme ve zellelerine de örnek teşkil edebilecek tabiiliğe sahiptir. Dolayısıyla İbn Teymiye gibi tartışmalı bir ismin, önyargıların ve dayanaklara kavuşturulamamış boşalımların malzemesi haline getirilmemesi için ciddi okuyucuların göstermesi gereken insafa ihtiyacını gizlediği ileri sürülemez. Bu konuda okuyucuya yardımcı olmak ve çarpık büyümenin kültür sorunlarına ve zihinsel bulanıklıklara yol açtığı bir dönemde İbn Teymiye'nin gerektiği gibi anlaşılmasını sağlamak için yapmaya takat bulduğumuz şeyleri de ciddi okuyucunun hizmetine sunduk.
Çeviride izlenen metod:
İbn Teymiye Külliyatını Türkçeye kazandırmak için piyasa şartlarını aşan bir dikkat ve derinliğe sahip mütercimlerin bu görevi üstlenmesi kaçınılmazdı. Bu konuda Konya İlahiyat Fakültesinin değerli öğretim üyelerinin geniş yüreklilik ve ancak ilim adamlarının gösterebileceği bir anlayış ve çabayla bu çalışmayı üstlenebileceklerini söylemeleri önemli bir başlangıç olarak anılmaya değerdir. Müellifin bir dâva atmosferi içinde yazıp söylediklerine gösterilecek sadakatin önemini ancak ilim ve fikir alanında bir takım zorluklarla tanışmış olanların anlayabileceği ortadaydı. Müellifin söylediklerini yumuşatmaya, ya da bazıları tarafından kullanılmasını kolaylaştırmak için kesici bir bıçak haline getirmenin çekiciliğine aldanmadan, metni olduğu gibi Türkçeye aktarmak, bu çalışmanın temel vasıflarından birisi olması gerektiği tartışılamazdı. Dolayısıyla başka çalışmalarda müşahede edildiğinin aksine, İbn Teymiye Külliyatı bir bütün olarak, değiştirilmeden; ekleme ve çıkarmaya yellenilmeden, olduğu gibi Türkçeye aktarılmış; bu husus, mütercim-yayıncı işbirliğinin mütevazı bir iddiası olarak ortaya konulmuştur.
Kaldı ki mütercimler konuyla ilgili çalışmalarını sadece çeviri faaliyeti sınırında tutmamış, hadislerin tahrici, müellifin andığı yazar ve kayda değer şahıslarla ilgili kısa bilgiler verme görevini de üstlenmişlerdir. Hadislerin tahricinde büyük ölçüde «El-Mu'cemü'l-Müfehres li-Elfazi'l-Hadisi'n-Nebevî»'den yararlanılmış, ancak bu kitapta bulunmayan bazı hadislerin ayniyle tesbitinde zorluklarla karşılaşılmıştır. Bundan ötürü bir hadisi İbn Teymiye'nin verdiği lâfızlarla olmasa bile, ayni anlamı ifade eden ve benzeri lâfızların kullanıldığı hadis kitaplarına atıfta bulunarak tahrici yapılmıştır.
Mütercimlerin bu çerçeve içinde çeviri, araştırma ve tahric çalışmalarında başvurdukları kaynaklar ise kitabın sonuna eklenmiştir. Bu konudaki çalışmanın tümü çevirenlere ait olduğu için bunu herhangi bir işaretle belirtmeye ihtiyaç duymadığımızı bir ön bilgi olarak okuyucuya hatırlatmamız gerekmektedir.
Öte yandan İbn Teymiye gibi çaplı bir ilim adamının müteferrik alanlarda yazdıklarının terceme hey'etinin dışında bir değerlendirmeye ihtiyaç duyacağı da hesaba katılmalıydı. Bunun için ihtisas alanlarını ilgilendiren ciltleri kontrol etmeleri ve gerektiğinde aydınlatıcı bilgileri dipnotlar şeklinde vermeleri için konu üzerinde çalışmaları olan ilim adamlarımıza müracaatı gerekli gördük. Bu konuda beklentilerimizi karşılayacak fiili bir alâka görmememize rağmen, yine de Konya İlahiyat Fakültesinden Sayın Prof. Dr. Şerafettin Gölcük, Ankara İlahiyat Fakültesinden Sayın Doç. Dr. Süleyman Hayri Bolay ve Bursa İlahiyat Fakültesinden Sayın Dr. Süleyman Uludağ'ın samimi icabetlerini anmamız gerekir. Kaldı ki, ilk cildin neşrinden sonra bu çerçevenin daha da genişleyeceğine dair ümit ve gayretlerimiz sona ermiş değildir.
Külliyatın mahiyeti:
Külliyat orijinal metin olarak fihriste ayrılan iki cilt de dahil olmak üzere 37 ciltten meydana gelmiş bulunmaktadır. Müellifin kitap disiplini içinde kaleme aldığı eserlerin yanısıra, külliyatın münderecatına ayrı zamanlarda farklı kişilere hitaben verilmiş fetvaların alınması, eserin muhteva disiplinini bir takım tekrarla gölgelemesine rağmen dikkatli okuyucular için bir engel teşkil etmeyeceğini ümid ediyoruz. Kaldı ki, bu konudaki zorlukların aşılması için hitabın konu başlıklarına yeni bir biçim verilmiş, muhteva ve konu trafiği bu anlayışla rahatlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca her cildin sonuna eklenen fihrist bölümüne de müracaattan kolaylaştırmak için özel bir önem verilmiştir.
1. cilt değerli ilim adamlarımızdan Sayın Prof. Şerafettin Gölcük tarafından okunarak tetkik edilmiş ve kendilerince uygun görülen yerlere kısa anektodlar halinde bir kaç açıklama yapılmıştır.
Kitabın redaksiyonu ve aslıyla karşılaştırması ise başlı başına bir faaliyet alanı haline sokularak mütercim, danışman ve diğer ilim adamlarımızın ikazları doğrultusunda yürütülmüştür.
Son söz:
Hiç şüphesiz 28 cilt halinde sunulması düşünülen bir külliyatın İbn Teymiye adının yol açtığı çok yönlü ağırlık ve sorumluluğu omuzlaması, sıradan kitap yayınında elde edilmesi mümkün başarılardan uzak tutacaktır bizi. Bu, külliyatın klâsik bir eser olarak sahip olduğu örgüden kaynaklanabileceği kadar, müellifin adı etrafında dolaşan bilgi dışı söylentilerin yol açtığı zorluklardan da kaynaklanabilir. Dolayısıyla okuyucunun sıradan bir çabayla kendisine ulaşan eserlerden bekledikleriyle bu eserden beklemeyi umduğu şeyler arasında bir karşılaştırma yapmaması gerektiği muhakkaktır. İbn Teymiye Külliyatı kendi türünün bir ürünü olarak okunmalı ve değerlendirme buna göre yapılmalıdır.
Başından beri saydığımız rizikolarına rağmen Tevhid yayınları bu zorlu kararın sorumluluğunu yüklenmiş; yönelim, niyet, gayret ve beklentilerini bu titizlikler üzerine inşa etmiştir. Dileğimiz bu eserin, ilmi ve fikri her ürünün şart koştuğu önyargılara; bir bilgiye dayandırılamamış iddialara sığınmadan okunması ve tek tek her okuyucunun bu şartlar doğrultusunda bir değerlendirmede bulunma hakkını kendisine tanımasıdır.
Yüce Rabbimizden okuyucuya zihin açıklığı ve bereketi ihsan etmesini diliyoruz. Bu konuda tek mercimiz ve dayanağımız O'dur. O gönüllerde saklı tutulanı bilir. Ellerdekini, akıllardakini de bilen, onu sonsuz ilmiyle kuşatan da O'dur. İlmiyle âdil ve şaşmaz hükmünü veren; insanların zanla verdikleri hükümleri kullarının gözünde küçülten, onlara sabır, metanet ve çalışma azmi esirgeyen O'dur.
«Asra andolsun ki, insan ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler hariç.»
Tevhid Yayınları
|
0 Yorum | Yorum Yap |
|
|
IRRKÇILIK MÜSLÜMA'NIN İŞİ DEĞİLDİR
Kavim ve kavmiyetçilik düşüncesi; dil, tarih, toprak ve ırk temeli üzerine bina edilmiştir. Bu söylenilen değerler vesilesiyle kavimlerin birbirleri arasında kavmiyetçilik bağı oluşur, din ve inançtan uzak olarak birbirlerine karşı dostluk ve sevgi gösterirler. Zira kavmiyetçilik düşüncesinde din ve inancın hiçbir önemi yoktur. Üstelik kavmiyetçilik düşüncesi, din ile devlet işlerini birbirinden ayıran kafir laik sistemleri yerlerinde sabit kılıcı bir düşüncedir.
Düşüncelerini, inanç ve yaşantılarını kavmiyetçilik ilkesi üzerine bina eden ve birleştirenler için kavmiyetçilik, Allah (c.c)’tan başka ibadet ettikleri bir taguttur. Çünkü bu kimseler her türlü dostluk ve düşmanlığı, hak ve hukuku kavmiyetçilik temellerine dayandırırlar.
Özetle kavmiyetçilik fikri, Allah (c.c)’ın haramını farz kılan, farz kıldığını haram kılan bir düşüncedir
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Ancak müminler kardeştir.” (Hucurat: 10)
Müminler dilleri, ırkları, toprakları, tarihleri ne olursa olsun birbirlerinin kardeşi ve dostudurlar. Allah (c.c)’ın şu ayetlerde buyurduğu gibi:
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.” (Tevbe: 71)
“O küfredenler, beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sanırlar?” (Kehf: 102)
Allah (c.c)’ın kafirleri dost edinmeyi yasak kılması, onlar kafir oldukları içindir. Bu sebeble aynı kavme tabi olmalarına rağmen kafir olan kimselere karşı düşmanlık göstermek ve dostluk göstermemek gerekir. Öyleki bu kimseler aynı aileden, aynı anne babadan olsalar bile… Kafir oldukları müddetçe onlara dostluk ve sevgi söz konusu olamaz.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Biz, müslümanlarla mücrimleri bir mi tutarız? Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?” (Kalem: 35 )
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Yoksa iman eden ve salih amel işleyenleri yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya takva sahibi kimseleri günahkar kimseler gibi mi tutacağız?” (Sa’d: 28 )
“Ey insanlar! Muhakkakki biz, sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışıp anlaşmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında sizin en üstün olanınız Allah’tan en çok korkanınızdır. Şüphesizki Allah her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyden hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat: 13 )
Sahih sünnette Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir:
“Ehli beytimin bana insanlardan daha öncelikli olduğu sanılır. Oysa öyle değildir. Benim dostlarım; hangi milletten, nereden ve kim olurlarsa olsunlar, sizden olan takva sahipleridir.” (İbni Ebi Asım Sünnet kitabında sahih senedle rivayet etmiştir.)
Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:
“Arabın acemden üstünlüğü ancak takva sebebiyledir.” (Buhari, Müslim)
Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:
“Ey müslümanlar! Allah (c.c) cahiliyye ayıbını ve babalarla övünmeyi giderdi. İnsanlar, ya takvalı bir mü’min ya mutsuz bir facir olurlar. Siz Adem’in oğullarısınız. Adem ise topraktan yaratıldı. Cehennem odunu olmalarına rağmen kendileriyle övünen kişileri terketmek gerekir. Böyle yapmayan kimseler burnunu pisliğe sürten bok böceğinden daha aşağı kimseler olurlar.” (Ahmed, Ebu Davud sahih senedle.)
Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:
“Eğer bir adamın cahiliyenin adetlerine göre baba ve dedeleriyle övündüğünü görürseniz ona: “Babanın erkeklik organını ısır” deyin!” (Ahmed, Tirmizi sahih senedle)
Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:
“Kim cahiliye adeti olan kavmiyetçiliğe çağırırsa o cehennem topluluğundandır.” Bunun üzerine bir adam şöyle dedi:
“Ya Rasulallah! Namaz kılsa, oruç tutsa da mı?”
Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:
“Evet, namaz kılsa, oruç tutsa da böyledir! Sizler Allah (c.c)’ın sizi isimlendirdiği şeye çağırın! Allah (c.c) sizi müslüman, mümin ve Allah (c.c)’ın kulları olarak isimlendirdi. İşte siz insanları buna çağırın!” (Tergib Ve Terhib, sahih senedle)
Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:
“Cahiliyye adeti olan kavmiyetçiliğe çağıran bizden değildir.” (Nesei sahih senedle rivayet etti.)
İslam davasından başka her dava cahiliyye davasıdır. İman, İslam ve akide bağı dışında birleştiren her bağ cahiliye bağıdır. Bu bağı reddetmemiz ve ona buğzedip uzak durmamız gerekir.
Irkçılık, insanlık tarihi içinde uzun bir geçmişe sahiptir. Eski Yunan, Roma, Mısır toplumlarında egemen uluslar kendilerinin doğal üstünlüklerine inanırlar, kendilerinden olmayan ulusları ikinci sınıf insan, dolayısıyla köle ve hizmetçi olmak üzere yaratılmış topluluklar olarak değerlendirirlerdi. İsrailoğulları gibi kimi toplumlarda ise ırkçılık dini bir nitelik kazanmıştı. Kendilerinin seçilmiş ulus olduklarına inanan israiloğulları, İslâm’ın tebliğ edildiği dönemde, sırf kendi uluslarından olmadığı için Hz. Muhammed (s.a.s)’in peygamberliğini kabul etmemişlerdi .
Uzun geçmişine rağmen ırkçılık sosyal bir teori olarak ondokuzuncu yüzyıl da sistemleşti.
Nazizmden farklı biçimde de olsa, Avrupa uluslarının sömürgecilik hareketlerinde haksız ve insanlık dışı eylemleri meşrulaştırmakta ırkçı görüşler başlıca etken oldu. İspanyollar Amerika’ya geldiklerinde Yerlilere karşı izledikleri yayılmacı ve saldırgan politikalarını, Yerlilerin İspanyollardan farklı oldukları, kendileriyle aynı anlamda insan bile sayılamayacaklarını öne süren ırkçı teorilere dayandırdılar, topraklarını ellerinden aldıkları Yerlilere insan gibi davranmanın gerekmediğini öne sürdüler.
Thomas Carlyle, James A. Froude, Charles Kingsley ve özellikle Rudyard Kipling’in yazılarında ısrarla işlenen “beyaz adamın misyonu” düşüncesi de sömürgecilik döneminde ırkçılığı meşrulaştırıcı ve sömürgeciliği yüceltici bir işlev gördü. Bu düşünceye göre beyaz Avrupalı öteki ırklara medeniyet götürüyor, dolayısıyla insanlığa hizmet ediyordu.
Başta İngiliz, Fransız ve Portekizliler olmak üzere Avrupalı tüm sömürgeciler Asya’da, Afrika’da, Hindistan ve Uzak Doğuda sömürgeleştirme faaliyetlerini bu sözde “medenileştirme” görevlerine dayandırıyorlardı. ABD’de ise ırkçılık önceleri katliam ölçüsünde Yerlilere, daha sonra da Siyahlara yöneldi. Günümüzde ırkçılıktan belli ölçüde bir uzaklaşma eğiliminden söz edilse de başta ABD olmak üzere tam Avrupa ülkelerinde varlığını sürdürmekte; özellikle ırk ayırımının yasal olarak sürdüğü Güney Afrika ile İsrail’de en katı ve acımasız biçimiyle egemenliğini yürütmektedir.
İslâm, zulüm ve sömürüye yol açan tüm inanç ve düşünceler gibi ırkçılığı da yasaklamıştır. Kur’an ırkların aynı kökten geldiklerini ifade ederek, üstünlük iddialarının temelsizliğini ortaya koymuştur.
Tüm insanlar ve uluslar Hz. Adem (a.s) ile eşi Havva’dan yaratılmıştır. İnsan toplumunun ırklara, kabilelere ayrılması da onların tanışmaları ve yardımlaşmaları amacına bağlıdır. Zulüm ve sömürüye neden olacak kalıtımsal bir üstünlük söz konusu değildir. İnsanların ve toplumların iyilik ve üstünlükleri yalnızca inançlarına, yaşama biçimlerine bağlıdır, Allah’ın emirlerine uyma, yasaklarından kaçınma konusundaki titizliklerinden kaynaklanır (el-Hucurat, 49/13).
İslâm’a göre ırk öğesi insanlara doğal bir üstünlük sağlamadığı gibi medenî bir toplumun oluşmasında da temel etken değildir. Medenî bir toplum, hayvanlar gibi iç güdüleriyle birlikte yaşayan insanlardan değil, özgür iradeleriyle seçtikleri inanç ve idealler çevresinde toplanan insanlardan oluşur.
Aynı akide çevresinde birleşen insanlar, kan bağları olmasa da kardeştirler (el-Hucurât, 49/10 ).
Buna karşılık, aynı inancın paylaşılmaması durumunda, baba oğul arasında bile bir yakınlıktan söz edilemez. İman etmediği için babasının çağrısına uymayan Hz. Nuh’un oğlu onun ailesinden sayılamaz (Hud, l l/46).
Aynı inancı paylaşan müminler küfrü tercih etmeleri durumunda ne babalarını, ne de kardeşlerini veli edinebilirler (et- Tevbe, 9/23).
Hiçbir mümin, babası, oğlu, kardeşi ya da diğer bir yakını da olsa, Allah’a ve Peygamberine düşman olan kimseye sevgi besleyemez (el-Mücadele. 58/22)
Hz. Peygamber (s.a.s)’de câhilî bir âdet olan ırkçılığı sık sık gündeme getirerek eleştirmiş ve yasaklamıştır. Veda haccı sırasında, Veda Hutbesi olarak bilinen ünlü konuşmasında Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, beyaz renklinin siyaha, siyah renklinin beyaza bir üstünlüğü olmadığını, üstünlüğün yalnızca takva ile olduğunu ilan etmiştir. Mekke’nin fethinde, Kabe’yi tavaf ettikten sonra yaptığı konuşmada
Hz. Peygamber (s.a.s) aynı gerçeği şöyle dile getirmiştir: “Sizden câhiliyye ayıplarını ve büyüklenmesini gideren Allah’a hamd olsun. Ey insanlar, tüm insanlar iki gruba ayrılırlar. Bir grup iyilik yapan, iyi olan ve kötülükten sakınanlardır ki bunlar Allah nazarında değerli olan kimselerdir. ikinci grup ise günahkar ve isyankar olanlardır ki bunlar da Allah nazarında değersiz olanlardır. Yoksa insanların hepsi Adem’in çocuklarıdır; Allah Adem’i de topraktan yaratmıştır.”
Irk üstünlüğü düşüncesinin temelsizliği başka bir hadiste de şöyle ortaya konur “Hepiniz Adem’in oğullarısınız, Adem de topraktan yaratılmıştır. İnsanlar babaları ve dedeleri ile övünmekten vazgeçsinler. Çünkü onlar Allah nazarında küçük bir karıncadan daha değersizdirler” (Tirmizi Tefsir sure, 49).
Bütün bu gerçek ve uyarılar karşısında ırkçılık davası güden kişinin müslümanlık iddiasının bir anlamı yoktur. Hz. Peygamber (s.a.s), “ırkçılık davasına kalkışan bizden değildir, ırkçılık üzerine savaşa girişen de bizden değildir”. (Müslim, İmare, 53, 54, 57 ) buyurarak böyle bir kişinin yerini tesbit etmiştir.
İslâm, getirdiği evrensel kardeşlik ilkesi ile Cahiliyye döneminde şiddetle hüküm süren ırkçılık adetini ezip yok etti. Kendilerini soylu ve üstün gören Mekke aristokratlarının zulüm ve baskılarına rağmen İslâm, Romalı Süheyb, Habeşli Bilal ve İranlı Selman gibi aşağılanan insanların çabalarıyla başarıya ulaşarak evrensel bir toplum oluşturdu.
Ne yazık ki Emeviler döneminde İslam egemenliğinin yerini alan saltanatla birlikte birçok cahiliye adeti gibi ırkçılık da yeniden canlandı. Arap olmayan müslümanlar tümden mevali sayılıyor, Kureyş dışındaki Araplar bile küçümseniyordu. Emevilerin sürdürdüğü ırkçı politika kısa zamanda Arap olmayan müslümanlar arasında da ırkçı eğilimlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Özellikle Farslar ve Türkler arasında başlayan bu eğilim giderek Şuubiye olarak anılan ırkçı, ulusalcı hareketlere dönüştü. Emevilerin yıkılmasında önemli bir etken olan Şuubiye hareketi Abbasiler döneminde etkisini yitirmekle birlikte bütünüyle yok olmadı.
Irkçılık eğilimleri İslâm dünyasında ondokuzuncu yüzyılın sonlarında yeniden canlanmaya başladı. Batılı devletlerin Osmanlı Devletinin parçalama planlarının bir parçası olarak canlandırmaya çalıştıkları bu düşünce, İttihad ve Terakki yönetiminin benimsediği ırkçı politikaların da etkisiyle ayrılıkçı hareketleri besledi. Osmanlı Devletinin parçalanmasından sonra oluşan birçok yeni devlet gibi Türkiye Cumhuriyeti de ırkçılıktan önemli ölçüde etkilendi. Yeni devletin özellikle dil ve kültür politikalarında etkili olan ırkçı eğilimler zamanla Türkçülük, Turancılık adıyla bilinen bağımsız bir politik hareket haline geldi. Bu hareket çeşitli parti ve örgütler içinde varlığını günümüzde de sürdürmektedir.
|
0 Yorum | Yorum Yap |
|
|
(EN'ÂM suresi 151. ayet):
قُلْ تَعَالَوْاْ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلاَدَكُم مِّنْ إمْلاَقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.
(EN'ÂM suresi 152. ayet):
وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُواْ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللّهِ أَوْفُواْ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.
(EN'ÂM suresi 153. ayet):
وَأَنَّ هَـذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.
mehmet selim polat |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
Vasiyet, sağlığında kendi sorumluluklarını bizzat yerine getirmekten aciz kalan kimsenin, bu sorumlulukların ifası için yakınlarının sağlığından yararlanması demektir. Başka bir ifadeyle, bize ölüm belirtileri geldiğinde, yapmak isteyip yapamadığımız işlerimizin yapılmasını veya takip edilmesini, hayatta olan yakınlarımızdan rica etmektir.
Üzerimizdeki kul hakkının ve Allah hakkının ödenebilir kısmının, bıraktığımız malın üçte biriyle ödenmesini vasiyet etmemiz vaciptir. Bıraktığımız malın üçte biri ile yerine getirilebildiği sürece, vasiyetimizi yerine getirmek varislerimiz üzerine de vaciptir. Eğer vasiyetimiz, malımızın üçte biri ile yerine getirilemiyorsa, vasiyetimizi yerine getirmek vârislerimiz üzerine vacip olmaz. Yerine getirirlerse iyi olur. Fakat maddî imkânları yoksa bizim vasiyetimizi yerine getirmeye zorlanamazlar.
Her Müslüman’ın mutlaka vasiyet yazıp bırakması şarttır denemez. Esas olan, kişinin mümkün mertebe kendi sorumluluklarını bizzat kendisinin üstlenmesi ve öldükten sonra geriye vasiyet konusu bir şey bırakmamasıdır. Fakat hayatın olumsuz sürprizleri bazen buna izin vermeyebilir. Ve vasiyet yapmak bir zorunluluk halini alabilir.
Her şeyi vasiyet konusu yapmamalıdır. Vasiyet konusu yapacağımız şey hüküm olarak farz şiddetinde olmalı ve geride kalanları sıkıntıya sokmayacak cinsten olmalıdır. Meselâ, mezarının şuraya değil, falan yere kazılması; namazının falanca tarafından kıldırılması; evinin falancaya satılması gibi yapılması imkân ve tercih meselesi olan işlerde bağlayıcı şekilde vasiyet bırakıp varislerin elini kolunu bağlamak doğru olmaz. Farz olmayan işlerin vasiyeti “Mümkünse...” gibi nezaket ifadeleriyle yapılmalı; imkân nisbetinde yapılmasının yeterli olduğu belirtilmelidir. Yapılamadığı takdirde geride kalanlara gönül koymamalıdır.
Konusu günah olan işleri vasiyet etmek günah olduğu gibi, böyle vasiyetleri yapmak da günahtır. Meselâ, falanca kişiyle asla konuşulmaması veya falanca kişinin öldürülmesi gibi günah şeyler vasiyet edilmişse, bu vasiyete uyulmaz.
Keza kişi sadece bedenen yapılan şahsî farzları vasiyet konusu yapamaz. Meselâ kazâ namazı olan birisi, bunun kendisi için kılınmasını varislerine bırakamaz. Bunun fidyesinin verilmesini de isteyemez. Çünkü namazda fidye yoktur. Kaza orucunun tutulmasını da vasiyet edemez.
Fakat kişi, malî olup kendi sağlığında yapmaya fırsat bulamadığı–sıhhatinin bozukluğu sebebiyle ilgilenemediği—yükümlülüklerin yerine getirilmesini, yeterli derecede mal bırakmış olmak şartıyla, vasiyet edebilir. Yeterli derecede mal bırakmamışsa yaptığı vasiyetin yine bir anlamı olmaz.
Meselâ zekât borcu, oruç veya yeminle ilgili fidye borcu, hac borcu, kul borcu gibi malî borçlarının ödenmesini, eğer yeterli derecede mal bırakmışsa, vasiyet etmek vaciptir.
Ölenin bıraktığı malın üçte biriyle, yaptığı vasiyetleri yerine getirmek varisler üzerine vaciptir. |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
Kadının Namazı
الحديث الثامن والعشرون عَنْ ابْنِ مَسْعودٍ رَضيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ قَالَ: صلّى اللّه عليه وسلّم النِّساءُ عَوْرَةٌ وَإِنَّ الْمَرْأَةَََ لَتَخْرُجُ مِنْ بَيْتِهَاوَمَابِهاباسٌ فَيَسْتَشْرِفُهاالشَّيطانُ فَيَقولُ إِنَّكِ لاتَمُرِّينَ بِأحَدٍإِلاَّ أعْجبَتْهِ وإِنَّ المَرأةََ لَتَلْبِسُ ثِيَابَها فَيُقالُ أيْنَ تُريدين.? فَتقولُ أَعودُ مَريدضًا أَو أشْهَدُ جَنازَةً. أَوأُصَلِّي فِي مَسْجِدٍ وَمَاعَبَدَت امْرَأةٌربَّهامِثْلَ أَنْ تَعْبُدُهُ فِي مَسْجِدٍ.
Yirmi sekizinci hadis İbn-i Mes’ud’dan(RD) [Kadınlar tamamen avrettir.Muhakkak kadın,günahsız olarak evinden çıkar,hemen kendisini gözeten şeytan yanına yaklaşır.(Sen kimin yanından geçersen o seni takdir eder ve güzelliğine hayran kalır.)der.Kadın süslendiğinde(Nereye gidiyorsun)denildiği zaman,(Hastayı ziyaret veya cenazeyi techiz veya camide namaz kılmaya gidiyorum.)der.Halbuki evinde olduğu gibi hiçbir yerde Rabbine ibadet etmiş olamaz.]
____________ İZAHI: Hastanın ziyaret edilmesi,cenazenin techiz ve tekfinine gidilmesi,camide ibadet edilmesi kadın için caiz ise de fitneye vesile olmaması için evinden ayrılmaması daha uygun ve evladır.Hele genç kadınalr için hiç de ruhsat yoktur.Böyle bir çıkıştan şiddetle hazer etmelidir.
mehmet selim polat |
0 Yorum | Yorum Yap |
Örtünmek - 06:32, 19/6/2008 |

Örtünmek bir iman,bir inan meselesidir.Namuslu olmaya inanalar örtünürler.
mehmet selim polat |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
Dünya bizimdi,Tersine döndü çarkımız.
Hala övünürüz ,vardır şanlı tarihimiz.
Kaybettikçe,Hayvandan yok farkımız.
Şimdi,Yiyip,içeriz,Tuvalete Koşarız.
Üç kıt’a da at oynattık,Nam saldık.
Bir zaman,Amerika’dan vergi aldık.
Ya Fıransayı,Parmağımızda oynattık.
Zalim,Kalleş,İngilizi Denize gömdük.
Kara deniz gölümüzdü.Zordaydı Rus.
Ak deniz zaten bizimdi,içinde Kıbrıs.
İslâm ülkeleri emrimizdeydi,farksız.
Onlarla kardeş olmuştuk,Yok imansız.
İtalyanı,Yunanı Devlet saymadık.
Kiliseleri cami yapıp ezan okuduk.
Sonunda Almanyaya köle olduk.
Soysuzlara uyduk,Tarihi unuttuk.
Hıristiyan oyununa yenildik,inan.
Bir daha dirilecağız,vardır güman.
Amel gittiysede,yerindedir iman.
Uyuma,uyan kaybolmasın zaman.
mehmet selim polat |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
mehmet selim polat
Her Müslümanın görevi,İslam düşmanlarıyla mücadele etmektir.Kur'an eczanesinden ilaçları alıp.Hastaları tedavi etmek lazım.Kanser olan Hıristiyan ve Yahudileri tedavi edebilmek için.Bütün imkanları kullanmak lazım.Çaresi yoksa itlaf etmeli.çukura gömmeli,ancak kireçlemeyi unutmamalı.Çünkü bu asrın öldürücü mikrobu Yahudi ve Hıristiyanlardır. |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
TÜRKAN SAYLAN
KIZMAYIN ÇALIŞIN. Türkan saylan görevini yapıyor.Önce Türkan saylanı tanımak lazım.tanıtmak lazım.Türkan saylan:Annesi Lili kocasıyla birlikte 1925 tarihindeİngiltereden gelmiş.Türk vatandaşı olmuş.Türkan saylan 1935 doğumludur.Hıristiyan ve Katoliktir.ÇYDD başkanıdır.MİT tarafından tescillidir.PKK ya lojistik destek sağlayandır.Türkler katildir.Müslümanlar gerici ve yobazdır.diyen kişidir.Üniversitede Namaz kılanlara,hala namazlamı oğraşıyorsunuz?,gidin bale yapın diyen kadındır.Yalnız çok kurnazdır.Kendisini Kemaist,Laik Demokrat olarak tanıtmaya çalışıyor.İki çocuğu var,birinin adı Çağlayandır.zatenÇağlayan mitingini oğlunun anısına Çağlayanda yaptı.Kurtuluş savaşında öldürülen İngilizlerin intikamını almaya çalışarak fitne ve fesatlık sergilemektedir.Ne yazıkki CHP de onları desteklemektedir.. Kızmayın.Bunu tanıtın.halk uyanırsa,TuzaklaraDüşmez._ mehmet selim polat _____________ On 8 Şubat, 23:57, "remzi ırmak"
<wlmailhtml:{80E79F20-969E-40FA-8D8D-80400A62AF88}mid://00000036/!x-usc:mailto:remzi...@gmail.com>
wrote:> İşte 'bu ülkede bizim istemediğimiz hiçbir şey olmaz' diyen SAYLAN ve > arkasındaki GÜÇ !> > Türkan Saylan siz kimsiniz? > *Siz kimsiniz Sayın Türkan Saylan? İstemediği hiçbir şey olmayan "biz" > kavramının içinde kimler var? Yusuf Gezgin, Saylangilleri yazdı.> *>> Türkan Saylan siz kimsiniz?> > Çağdaş Türkan Saylan; "bu ülkede bizim istemediğimiz hiçbir şey olmaz"> diyor.> > Bu "biz" dediğiniz zümre gücünü nereden alıyor?> > Hangi araçlara, imkânlara sahip?> > Sizin gibilerin meşru devlet yapılanması, demokratik süreç içinde bir yerinin olmadığı malum. *PKK'lılara verdiğiniz bursları, yaptığınız misyonerlik faaliyetlerini, doğudan getirdiğiniz gencecik beyinleri Türk> milletine, İslam'a karşı nasıl kurduğunuzu, yeni azınlıklar oluşturmak için harcadığınız çabaları biliyoruz .* Devlete, askere silah sıkan pek çok kesime destek verdiğiniz, devleti zaafa uğratacak işler içinde olduğunuz denetim> raporlarına, hatta mahkeme tutanaklarına kadar girmiş durumda.> > Peki bütün bunlara rağmen siz kimsiniz? Bu aymazlığın, pervasızlığın ardındaki güç nedir?> > Siz,* iki asırdır milletin kanını emen, beynine bir ur gibi yerleşip sinirlerini işgal eden, * şu kripto vatandaşlar olmalısınız.> > Siz, *Atatürk'e rağmen Atatürkçülük yapan Atatürkçülük simsarları*olmalısınız.> > Siz, *küfrünü açıkça ortaya koyma cesareti gösteremediğinden dolayı laiklik kılıfı altında milletin dinine, örfüne ahlakına düşmanlık yapan naylon laikçiler* olmalısınız.> > Siz, *yavuz hırsız misali, ABD'nin has adamları olduğu halde başkalarını Amerikancılıkla karalayanlar* olmalısınız.> > Siz, *İsrail'e ve Yahudi menfaatlerine göbekten bağlı olduğu, 2 kuşak önceki dedeleri ecnebi olduğu halde ulusalcılık yapanlar* olmalısınız.> > Siz, *her türlü karışık ve karanlık tezgâhlarla, çetelerle milleti birbirine kırdırmaya, kamplaştırmaya, demokratik süreci sabote etmeye çalışanlar*olmalısınız.> > Siz, *bir taraftan irtica mizansenleriyle, Fadime-Müslüm senaryolarıyla milleti oyalarken öbür taraftan bankaları boşaltanlar* olmalısınız.> > Siz, *Ermeni kültürünü ihya etmek için Ermeni eserlerini kaçak olarak biriktiren, Ermenilerin başkent olarak hayal ettikleri bir kentte rektörlük yapan ermeni kökenli birisinin arkasında laiklik, cumhuriyet vs diyerek sonuna kadar duranlar* olmalısınız. (Bu ülkede milli güvenlikten sorumlu kurumlar irticaya çok duyarlıdırlar, ama pek çok Ermeni'nin, ecnebinin rektör olması, önemli noktalara gelmesi dikkatlerini çekmez.)> > *Ümraniye cephaneliğinin, saunacıların, atabeylerin, Ergenekoncuların, faili meçhul cinayetlerin, Hizbullah vahşetlerinin arkasında da* sizler> olmalısınız.> > Siz, *bir taraftan askeri demokratik sürece müdahale etmesi için kışkırtırken, öbür taraftan Mehmetçiklerimizi şehit eden, masum vatandaşlarımızı katleden, huzurumuza kasteden PKK ile derin ilişkiler kuranlar* olmalısınız.> > Türkan Saylan kendilerine rağmen iş yapmayı düşünenlere Menderes'in akıbetini hatırlatıyor. Yani milletin oylarıyla seçilmiş bir hükümeti düşüren ve başbakanını asanların kendileri olduğunu ifade ediyor. *Mevcut hükümeti, siyasetçileri, milli iradeyi ve TBMM'yi açıkça tehdit ediyor.*> > Aslında Beyaz Türkler son zamanlarda, hiç olmadığı kadar tedirginler. Daha önce böyle *aleni tehditleri olmazdı, kendilerini açık etmezlerdi. İşlerini temizce bitirirler ve geriden kıs kıs gülerek seyrederlerdi.*> > Böyle cinnet geçirircesine bağırdıklarına, dengelerini kaybedecek kadar asabileştiklerine göre tehdit ettikleri kadar *güçlü değiller.*Konuşmalarında, tavırlarında *panik* seziyorum ben bunların. Ellerinden bir şeylerin *kaçtığının *farklındalar. *Türk milletinin uyanışı ve aklıselimle hareket etmesi bunları çıldırtıyor, saldırganlaştırıyor, küstahlaştırıyor. *> > Daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi panikleri hükümetten kaynaklanmıyor. *Anadolu insanının dün bizden çaldıklarını geri istemesi korkutuyor bu yavuz hırsızları.* Aristokratik ayrıcalıklarını kaybedecekleri endişesini yaşıyorlar. İnce planlarla kurguladıkları illüzyonların anlaşılması ürkütüyor bu beyaz efendileri.> > Türkan Saylan'ın idealizmini, davası adına gösterdiği performansı, dağ tepe demeden G. Doğu'nun en ücra köylerine gitmesini hayranlıkla takdir ediyorum. > Ama bahsini ettiği *"yenilmez güç!" Türkan hanımı gözden çıkarmış* gibi geliyor bana. Malum o derin, karmaşık yapı birilerini cesaretle, ortamı gerecek şekilde ve medya önünde konuşturuyorsa; konuşan kimsenin başına mutlaka bir iş geliyor.* Tıpkı Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, vd.gibi.* Bunlar konuşturur ve yok ederler. Arkadan o cenazeyi kamplaştırmalara, vuruşturmalar, malzeme yaparak uzunca süre kullanırlar *Türkan Hanım; sanırım son zamanlarda sizi de birileri konuşturuyor. > Kendinize dikkat edin. Başınıza bir iş gelmesin Yooo. Bu bir tehdit değil. Sizin sürekli karaladığınız, mürteci dediğiniz *bu ülkenin Müslüman insanları bir münafığı da, bir kâfiri de, ihtida etmemiş bir "dönme"yi de insan kabul eder. "Bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek" olduğuna inanır.*> > Sizin kontrolünüzdeki *"dinci! bazı fason örgütler"* hariç Müslüman Türk insanı din adına, inancı adına cinayet işlemez *Siz asıl kendi arkanızı kollayın.* "Bu ülkede bizim istemediğimiz bir şey olmaz" diyorsunuz. *Sakın sizinkiler sizin için bir iyilik düşünüyor olmasın!......* > *YUSUF GEZGİN/AKTİFHABER*--~------~ Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "inanmak" grubu. Bu gruba posta göndermek için , mail atın :
wlmailhtml:{80E79F20-969E-40FA-8D8D-80400A62AF88}mid://00000036/!x-usc:mailto:imanetmek@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin:
wlmailhtml:{80E79F20-969E-40FA-8D8D-80400A62AF88}mid://00000036/!x-usc:mailto:imanetmek-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.de/group/imanetmek |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
|
4 Şubat 2008 Pazartesi | Kategori Siyaset
DENİZ BAYKAL,ADNAN MENDERESİN KIRAVATINDAN TUTMUŞTU.
Anıt Kabiri oluşturan,Adnan menderestir.
O zaman Adnan menderes için,Conta hükümetini davet için.CHP ,halkı Anıtkabire toplamak için 525A diye slogan atmıştı.Şimdide AKP ye karşı 222A diye slogan atarak yandaşlarını topladı.
Deniz Baykal o yıllarda solcuydu.Başbakan Adnan Menderesin kıravatından tutarak.Hürriyet istiyorum diyordu.Adnan Mendereste,yahu daha nasıl bir hürriyet istiyorsun?.baksana bir Başbakanın kıravatından tutmuşsun.
Kırk yıl sonra bu soru Baykala sorulduğunda,şimdi yaptığıma utanıyorum diyordu.
Bende diyorumki be utanmaz bende senin kıravatından tutuyorum,üstelik başbakanda değilsin.Hürriyet istiyorum Hürriyet.Türban Hürriyeti istiyorum.Devletin her birimine girecağım.zira bu devlet benimdir.Sana ne?.Lider olmak yürek ister,İman ister,iyi bilinki,Erdoğanıda sevmiyorum.
Bunlar islamı kullanırlar,Müslümana hürriyet Hakkı tanımazlar.varsa yoksa kendilerini,kendi akıllarını düşünürler.ee birde ceplerini düşünürlerVatanmış,Halkmış Umurlarında değil.Hürriyeti ancak kendini bilmezlere tanırlar.Çünkü müslüman vurdum duymazdır.Müslümanı uyutmak içinde bazı islamî terimleri geveler dururlar.
- Müslüman uysal olur.siz uysal olunki biz gemimizi yürütelim.
- Müslüman sevecan olur.Siz sevin,biz düşmanlık yapıp ezelim.
- Müslüman birlik içinde olur.Kendi aranızda değil,bizimle birlik olun.
- Müslüman vatanını sever,siz sevinki biz yıkacağız.
- Müslüman imanlı olur,ama bizim bildiğimiz gibi inanacaksınız.
- Müslüman ilme karşı olmaz,ama bizim istediğimiz şekilde okuyacaksınız.Bizim gibi düşüneceksiniz.Sen kimsin yahu seni sevmiyorumki,senin gibi düşüneyim.
- Müslüman Laik ve Demokrat olmaz.Ama baykal olabilir.Yalan söylemeye ne gerek var.dürüst olamazmısınız?.
Bunun adı halkçılıkmış,demokrasiymiş,laiklikmiş,Yahu bana zulüm desenizya.Müslüman ahmakmıdırki sizin lafazanlığınıza kansın?.
mehmet selim polat |
1 Yorum | Yorum Yap |
Örtünmek - 09:54, 28/1/2008 |
mehmet selim polat
ANA SAYFA | İNİŞ SIRASI | KUR'AN SIRASI | ALFABETİK | FİHRİST | ARAMA | PROGRAMLAR | YARDIM FİHRİST A | B | C | D | E | F | G | H | I | K | L | M | N | O | P | R | S | T | U | V | Y | Z Örtünme: 24/31- Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut, kocalarının babalarından yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!. 24/60- Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. 33/33- Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah’a ve Resülüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. 33/53- Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz ,hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu Allah katında büyük bir günahtır. 33/54- Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir. 33/55- Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mümin kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla şahittir. 33/59- Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. Diyanet
|
0 Yorum | Yorum Yap |
|
1-Cahiliyyet Devri.
2-Asrı saadet Devri
Hz.Ömer müslüman olduktan sonra iki şeye teaccup ederim diyor.Bir aklıma gelince ağlarım.Bir diğeride aklıma gelince gülerim.Ağladığım odurki,Kadınların hak ve hürriyeti yoktu.Bir kız çocuğumuz olunca bu utanç vesilesiydi,obu hemen imha ederdik.Öyleki belli bir yaşa gelecek süslenecek ve canlı canlı defnedilecek.Kızım 7-8 yaşlarına geldi,annesine dedim bunu yıka yıkadı,en güzel elbiselerini giydirdi,süsledi aldım götürdüm.mezarını kazıyorum sakalıma kum doldu,o çocuk minik elleriyle baba baba sakalına kum doldu dedi,silkeledi.Ben ise hiç acımadan onu çukura attım ve üzerine toprağı bastm.Bu benim aklıma gelince ağlıyorum.Yarap ne kadar cahilmişim.Tabiiki cahiliyyet dönemi Allahın emriyle affa tabiidir.
Güldüğüm şey ise,annem bize helva yaptı.aşiretin Tutu olan,Hubel heykelinin şekline getirdik,ona dua ettik.sonundada o helvayı afiyetle yedik.bunada gülüyorum.Yarab ne kadar cahilmişizki,kendimiz yapıyorduk ve kendimiz tapıyorduk.
Düşündünüzmü?.Kadına en büyük hürriyeti veren,köleliği kaldıran.islam değilmi?.Allah (cc) nun inayetiyle,Hz. ömeri Adil,faruk yapan Hz.Muhammed (sas) değilmiydi.
mehmet selim polat |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
Herkesin Ameli Kendine
Bir insan bir başkasının yerine ibadet edemez. Bütün ehli sünnet mezhepleride aynı görüştedir. Allah buyuruyor ki: (Necm/39. ayet) وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى ki insan için kendi (amel)çalışmasından başka bir şey yoktur.(Necm/40. ayet) وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى Ve (amel)çalışması da ileride görülecektir.(Necm/38- Ki, hiç kimse başkasının günah yükünü taşımaz.)
Etterğip vetterhib adlı kitapda şöyle geçer: İmam şafii ve diğerleri,Bu ayeti delil alarak.Derki: (Men mate ibni adem,inkataa amelühü,illa min sülasi.=Adem oğlu öldüğünde ameli kesilir,ancak üç şey devam eder.
-
Hayırlı Evlat bırakmışsa,Dua eder.
-
İlmi bir eser bırakmışsa,okundıkça hayrı devam eder.
-
Sadaka-i cariye denilen.yol,köprü cami ve ilim yuvaları gibi hayratta bulunmuşsa,sevap devam eder.çünkü ölenin amelinin devamıdır.
Ölen kişi adına ibadet yapılmaz.Kuran okunmaz.Hediyetül alaiyye adlı hanefi kitabında şöyle geçer.(Ehzul ücreti alazzikri ve tilavetil kuranı fehuve haramun.=Zikir veya kuran okumaktan ücret almak haramdır.) ve ölüyede bir faydası yoktur.
İmam şafii Kuranı Şöyle tarif eder: (El Kuranıl kerimu huve dusturil huyutil ahyai,La lil emvat.=Kuran diriler için bir dustur(yasa)dır,Ölüler için değil.
Yine imam şafii şöyle buyurur: (İkraü yasine mevtakul,leyse lehu delil,delilina,İsteğfiru li ehikum.=Yasin ukuyunuz hadisi delil değildir,ölülerinize dua ediniz hadisi delilimizdir).Kuran okunan yere rahmet iner ancak okuyan ve dinleyenler faydalanır.
Necm Suresinde Allah c.c. buyuruyorki:
- Necm/38- Ki, hiç kimse başkasının günah yükünü taşımaz.
- Necm/39- İnsan ancak kendi çalışmasının karşılığını elde edebilir.
- Necm/40- Onun çalışması, ilerde kesinlikle gözler önüne serilecektir.
- Necm/41- Sonra çalışmasının karşılığı kendisine eksiksiz olarak verilecektir.
- Necm/42- Sonunda kesinlikle Rabb'inin huzuruna varılacaktır.
Kimse kimsenin yükünü taşımaz.
mehmet selim polat |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
Mülkümden çık derse Allah. Gidecek yer varmı?,İbadullah. Ümmetim dermi?,Resulullah. Ne yapmaktasın?,İbadullah.
Batının çarkını döndürmektesin. Haç’a selam göndermektesin. Hala sefahatte eğlenmektesin.. Söyle,Sen kimsin?,İbadullah.
Allah’ın düşmanına dost oldun. Başını kuma soktun kurtuldun. Şimdi,cehennemde unutuldun. Seni kim kurtarır?,İbadullah.
Mülkümden çık derse Allah. Gidecek yerim yok,İbadullah. Ümmetim dermi?,Resulullah. Ne yapmaktasın?,İbadullah.
mehmet selim polat |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
Kardaş ol ki, Bayram o bayram ola. Ana,babayı,ziyaret et, bayram ola. Nineyi,dedeyi unutma,bayram ola. Komşuları gez ki,gönlleri şad ola.
Mü’minleri kucakla,bir şeker sakla. Nush ile anlamayana,kükre el salla. Unutma,gez dolaş yetimleri kolla. İslama sarıl,Bayram o bayram ola.
Cömert ol arkadaşaların çoğalır. İslamı yaşa,düşmanlar dağılır. Allah’ı zikret,Muhammed sevinir. Zikir,salavat getir ki bayram ola.
mehmet selim polat |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
Kurban Bayramı: (Arapça: عيد الأضحى; 'Id ıl-'Udhā, Farsça: عید قربان; Id-ı Kurban), Müslümanlar tarafından Hicri Takvime göre Zilhicce ayının onuncu gününden itibaren dört gün boyunca kutlanan bir dini bayram. Zilhicce ayın onuncu, onbirinci ve onikinci günlerine 'Eyyâm-ı nahr' (Kesme günleri) ve bir önceki gün olan Zilhicce ayın dokuzuncu gününe Arefe denir. Ramazan Bayramı ile beraber İslam dinindeki en önemli iki bayramdan biridir. Kurban Bayramı, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olun birçok ülkede dinî bayram olmasının yanı sıra resmî tatil ilan edilir. Kurban Bayramı, aynı zamanda İslam âleminin her yıl Mekke'de hac farizasını ifa ettikleri vakittir. Bayramda da Bayram Namazı kılınır ve Bayram hutbesi okunur. __________ Arapça, Hami-Sami Dilleri Ailesi'nin Sami koluna mensup bir dildir. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'da halkın çoğunluğunca,İran'da ise Arap azınlıklarca kullanılmaktadır. Kuran-ı Kerim'in Arapça olması nedeniyle Arap dili İslâm dininde özel bir yere sahiptir. Farsça (فارسی ), İran'da konuşulan Hint-Avrupa dil ailesine mensup dildir.
mehmet selim polat |
0 Yorum | Yorum Yap |
ŞİRK - 01:37, 2/12/2007 |
ŞİRKİN ZARARLARI
Şirkin, birey ve toplum yaşamında birçok kötülük ve zararı vardır:
Şirk, İnsanlık İçin Bir Zillettir...
İnsanın değerinin ve yerinin düşmesidir. Allah, onu yeryüzünde halifesi kılmış, onu şerefli kılmış, bütün isimleri öğretmiş yer ve gökte bulunan her şeyi onun hizmetine vermiş, ona bütün bu evrenin yönetimini vermiştir. Ancak o değerim bilememiş, evrendeki bazı yaratıkları, ibadet ettiği, boyun eğdiği, secde ettiği bir ilah kılmıştır. Halbuki o, yani insan, bu yaratıkların efendisidir. Allah buyurur ki: "Gece ile gündüz, güneş ile ay Allah'ın varlığının belgelerin-dendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, bunları yaratana secde edin. (Fussilet, 37) Bugün insanlığın içinde bulunduğu zillet, görüldüğünden daha fazladır. Milyonlarca insan, canlı iken insana hizmet etsin, kesildiğinde de yenilsin diye yaratılan ineğe tapmaktadırlar. Bu, nasıl kutsal bir mabud olabilir? Bunun için Kur'an-ı Kerim, şirkin, ehlini nasıl ezdiğim şöyle anlatır: "Allah'a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma attığı şeye benzer.'(Hacc, 31)'
Şirk, Hurafelerin Yuvasıdır...
Şirk, hurafe ve batıl inançların yuvasıdır. Evrende Allah'tan başka güç sahibi yıldız, cin, şahıs ve ruhların bulunduğuna inanmaktır. İnsan aklını, her türlü hurafeyi kabul etmeye, deccali tasdik etmeye hazırlar. Bundan dolayı, toplumda kahin, falcı, büyücü, müneccim gibi gayb bilgisine sahip olduğunu, evrendeki birtakım gizli güçlerle ilişkisi bulunduğunu iddia edenlerin değeri artmaktadır. Bu tür toplumda sebeplere tevessül etmek, sünnetullaha (tabiat kanunlarına) sarılmak ihmal edilmekte, muska, boncuk, büyü, efsun v.b. şeyler gittikçe yaygınlaşmaktadır.
Şirk, Büyük Bir Zulümdür...
Şirk zulümdür. Gerçeğe zulümdür. Nefse zulümdür. Başkasına zulümdür. Gerçeğe zulümdür, çünkü gerçeklerin en büyüğü kendisinden başka tanrının bulunmadığı, O'ndan başka Rabbin olmadığı, O'ndan başka Hakem'in bulunmadığı Allah'tır. Müşrik; Allah'tan başkasını tanrı edinen, Allah'tan başkasını Rabb, O'ndan başkasını hakem kabul edendir. Nefse zulümdür. Çünkü müşrik, kendisi gibi ya da başka bir yaratığa kendini köleleştirmektedir. Halbuki Allah onu hür yaratmıştır. Başkasına zulümdür. Çünkü başkasına, onu Allah'a ortak koşmakla zulmetmektedir. Çünkü ona hak etmediği şeyi vermektedir.
Şirk, Korkuların Kaynağıdır...
Tevhid, güven ve huzurun kaynağı olduğu gibi şirk de korku ve vehimlerin kaynağıdır. Aklı, hurafeleri kabul eden, batıl inanç ve saçmalıkları benimseyen kimse, sahte tanrılar ve onların hizmetçilerinden, bu hizmetçilerin, kahinlerin ve onların izleyicilerinin yaydıkları, insanlar arasında değer bulan bu vehimlerden korkar. Bunun için, açık bir sebep olmaksızın şirkin bulunduğu yerde, uğursuzluk, korku yaygınlaşmaktadır. Allah şöyle buyurur: "Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmalarından ötürü, inkar edenlerin kalbine korku salacağız." (Âl-i İmran, 151.)
Şirk, İnsanın Hareketliliğini Yok Eder...
Şirk, insanı hayırlı işlerden alıkoyar. İnsanın hareketini, kendisine güvenini yok eder. Bu, müşrikle'rin şefaatçılara, aracılara yaslanmalarından dolayıdır. Büyük günah işlemektedirler. Allah katından tanrılarının kendilerine şefaat edeceğine inanarak günaha düşüyorlar. Müşrik arapların, tanrı ve ilahları hakkında inandıkları şudur: "Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar. 'Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır' derler."(Yunus, 18.) Onların bir örneği de, nefislerinin istediği kötülüğü yapan hristiyanlardır. Onlar bunu yaparken; rableri -Mesih- insanlar için kendini feda ederek çarmıha gerildiğinde, onların günahlarına kefaret olduğuna inanmaktadır.
Şirkin Ahiretteki Sonuçları:
Bunlar, şirkin dünyadaki sonuçlarıdır. Ahirete gelince; hiçbir durumda Allah'ın onları affetmemesi, günahın boyutlarını göstermesi açısından yeterlidir. "Allah, kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur." (Nisa, 48.) Müşrik için cehennemden başka bir yer yoktur. Cennete girmesi kesinlikle haramdır. Allah şöyle buyurur: "Kim Allah'a ortak koşarsa, kesinlikle Allah cenneti ona haram eder, varacağı yer ateştir. Zalimlerin yardımcısı yoktur. " (Maide, 72.).
mehmet selim polat |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
mehmet selim polat

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ
Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir…BAkara/28).
Dinlerine ve Milletlerine,uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır.(Bakara/120)
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.(MÂİDE/51)
Sizin dininize uyanlardan baş ka hiçbir kimseye inanmayın. (ÂLİ IMRÂN/73)
İlahi Dinlemek İçin Tıkla>>Gaflet Uykusu |
0 Yorum | Yorum Yap |
|