Linkler

Ana Sayfa
Arşiv
Gençliginsesi
Gencliginsesi haber blogu
Marksizm okulumuz
Gencliginsesi Dergisi
Sendika
Zonguldak ile ilgili herşey
Öndeyiş haber portalı
Özel Resim Galerisi
Filmler
Canli TV İzle
Hayat TV
Genç Hayat
Radyo Emek
Radyo Ekim

'HAYAT'ın gerçek renkleri ortaya çıkıyor...
İşçilerin, emekçilerin; halkın televizyonu kuruluyor...

Frekans Bilgisi
Frekans 11996
Polarizasyon Dikey
Batı 26000 Turksat

www.hayattelevizyonu.com


batak oyna
Doğayla Barış, İnsana Özgürlük İçin Egede Buluşuyoruz! Gençlik Buluşması 2007 Kodcini.Com Dile ßenden Ne Dilersen!
ŞİİR DERYASI - PABLO NERUDA - Blogosfer.Com

ŞİİR DERYASI

9/2/2007 - PABLO NERUDA

AĞIT

 

Nehirler gibi, 

Ağlamak istiyorum, 

Garip bir başıma ben; 

Kaygılar almalı beni, 

Dalıp gitmeliyim, 

Eski maden gecelerin gibi. 

Neden, 

Pırıl pırıl anahtarlar, 

Neden harami elinde? 

Kalksana Oello ana, 

Aç sırrını, 

Bu bitmez gecenin 

Yorgunluğuna; 

Akıl ver damarlarına, 

Senin olsun, 

Yupanqui’ler güneşi 

Uyku hali konuşurum 

Seninle, 

Toprak toprağa. 

Sıradağların; 

Döl yatağı; 

Sen ey Perulu ana, 

Nasıl oldu nasıl oldu da 

Saplandı, 

Bu hançerler çığı, 

Senin gebe kumluğuna? 

Ellerin içindeyim, 

Kıpırdamam, 

Duyuyorum: 

Madenler yayılıyorlar, 

Yeraltı boğazlarına. 

Köklerinden olmuşum, 

Ben, senin; 

Bilmem neden, 

Toprak vermez bilgeliğini 

Bana. 

Geceden gayrı, 

Gördüğüm yok; 

Yıldızlı topraklar, 

Altında. 

Bu uyduruk, 

Bu cinli hayal da ne? 

Sürünür gider, 

Ta kızıl bir çizgiye? 

Yasın gözleri, 

Bitki, kapkara. 

Nasıl vardın, 

Bu acı rüzgara; 

Nasıl oldu, nasıl oldu da, 

Öfke taşları arasından, 

Kopak; 

Kaldırmadı kil tacını, 

O gözler kamaştıran? 

Yanayım kara bahtıma, 

Çadırlar altında, bırak! 

Kararmış ölü bir kök gibi, 

Ko batıp gideyim! 

Bu bitmez zalim gecede, 

Yerin dibine ineceğim, ben; 

Bir altın ağza kadar. 

Gecenin taşına uzanmalıyım. 

Burada ölmeliyim, derdimle. 

PABLO NERUDA

 

ALMERİA

 

Döğülmüş, zehir zift bir tabak, 

Al papaz bu senin. 

Bir tabak: 

Demir kırıntıları, 

Küller ve gözyaşlarıyla; 

Bir tabak: 

Devrik duvarlar, 

Hıçkırıklar taşan; 

Al papaz bu senin, 

Almeria’nın kanından. 

Bir tabak: 

Püskürme ateş, 

Korkular, yıkıntılar, 

Deli sularla; 

Bir tabak: 

Kırık ışıklardan, 

Ezik başlardan; 

Bir tabak, bir kara tabak, 

Al bankacı bu senin, 

Almeria’nın kanından. 

Her sabah, 

Her karamsar sabahında. 

Ömrünüzün; 

Masanızda göreceksiniz, 

Onu: 

Dumanı üstünde ve korlu. 

Bir yana itivereceksiniz, 

Nazik ellerinizle: 

Yüzünü görmemek için, 

Bir daha sindirmemek için. 

Ekmek ve üzümler arasında, 

Bir yana koyacaksınız onu; 

Ve bu, 

Ses seda vermez tabak: 

Her sabah, her sabah, 

Yerinde olacak. 

Al albay, al albay karısı, 

Bu size: 

Bir mahfel şenliğinde, 

Her bayramda; 

Ve seher şarabının, 

Alacakaranlığında: 

Antlar içilir, 

Nişanlar takılırken; 

Ve sizler, 

Onu göresiniz diye sizler, 

Buz kesilmiş, tirtir halinizle, 

Bu dünyada. 

Evet bir tabak: 

Şuranın buranın zenginleri, 

Topunuza. 

Size, sizlere 

Bakanlar, büyükelçiler, 

Canavar sofra dostları; 

Sizlere, konforlu çayların, 

Yüce mevkilerin kadınları; 

Bir tabak: 

Kemirilmiş, pis ve kirli, 

Zavallı bir kandan; 

Durur, önünüzde durur, 

Her kuşluk, her hafta, ölüp ölesiye 

Almeria’nın kanından. 
 

PABLO NERUDA

 

AMERİKA 

 

Yanım, yörem hanımeli, 
Çevrilmişim, çevrilmiş: 
Çölle, çakalla, kıvılcımla. 
Yanım yörem, burcu burcu leylaklar, 
Günler sarmış beni, aylar; 
Çevrilmişim, çevrilmiş: 
Tek tanışım, sularla. 
Yanım yörem tırnaklardır, balıklar, 
Çevrilmişim, çevrilmiş: 
Tek kurduğum şey, masalarla. 
Sarmış beni, incecikten ve cenkçi: 
Çanlar dolu kıyıdaki köpükler. 
Volkanın erguvan gömleği, 
Yerlinin erguvan gömleği; 
Ve kökler, 
Dikenler, yapraklar arasında; 
Çırılçıplak bir ayağın çizdiği, 
Patika; 
Varıyorlar ayaklarıma geceleyin, 
Geçeyim diye üstlerinden. 
La Guayra’nın, 
Trinidad’ın dalgakıranlarında, 
Ve zenciler içinde var iken ben; 
Guatemala’nın rüsvalık barışında, 
Kondorların kanlı pençelerinde, 
Var iken ben; 
O değirmi, o anlaşılmaz, 
O pırıl pırıl gökboşluğunda, 
Buzullardan dökülen küllerde, 
Köylülerin el arabalarında, 
Depremde, 
Ve doğumlarının rahminde var iken; 
Sükunun içinde, 
Küçümencik burçlarla taçlanmış 
Akşamında, 
Senin karnında, karnında var iken ben; 
Tümcek, tümcek gecemdir benim. 
Gündüzümdür; 
Tümcek tümcek, 
Havamdır benim, yaşadığımdır, 
Acı çektiğimdir, yücelttiğimdir, can verdiğimdir; 
Yani tümcek; 
Toprağa yayılmış kan, 
Bir güz gibi mahzun; 
Ölümün korkunç sancağı, 
Ulu ormandaki; 
Ve bozguna uğramış, 
Saldırıcının adımları; 
Ve çığlıkları cengaverlerin, 
Ve uyuyan mızrakların, 
Tan kızıllığı. 
Ve tedirgin uykuları, 
Askerlerin; 
Timsah sükununun, 
Çamurlara belendiği, 
Koca nehirler; 
Başkaları unutulmuş, 
Yeni şehirlerin; 
Oldum olası ele geçmez kuşların, 
Korosu; 
Ve ormanın, kokuşmuş aydınlığında, 
Koruyucu şimşeği, ateşböceğinin; 
Tümcek tümcek... 
Dilime türkü ettiğim heceler, 
Ne ışıktan olmalıdır, ne geceden Amerika. 
Zaferimin ekmeğinden, 
Ve şimşekten çekip koparılan madde: 
Topraktan olmalıdır, topraktan. 
Kil enginiyle sarılmışım ben. 
Yaşadığımca: 
Ellerimin içinde akan, 
Cömert topraklardan, 
Bir kaynaktır. 
İçtiğim, şarap değil toprak, 
Ağzımın toprağı, 
Sırlı toprak, ekenek toprağı; 
Ve sebzelerden, ışıktan borasıyla, 
Çiğiyle, 
Altın kileriyle, tahıl köküyle 
Topraktır. 
 

PABLO NERUDA

 

ANLATALIM 

 

Hani ya leylaklar, 
Diyeceksiniz? 
Hani ya diyeceksiniz, 
Gelincikler bürünmüş, 
Metafizik? 
Kuşlarla,boşluklarla elenmiş, 
Kelime yağmuru; 
Hani ya diyeceksiniz? 
Al buyur: 
Bir mahallesinde yaşıyordum, 
Madrid’in: 
Çanlı,çalar saatli,ağaçlı. 
Kocaman, 
Meşin bir okyanus gibi, 
Uzaktan görünürdü Kastil’in 
Kuru çehresi. 
Çiçekler Evi’ydi, 
Evimin adı. 
Itırlar fışkırırdı, 
Köşe bucak. 
Güzel evdi bu 
Köpekleri,bebeleriyle. 
Raoul,hatırında mı? 
Ya senin,Raphael? 
Sen Federico,  
Hatırında mı? 
Sen,yer altında yatan, 
Hatırladın mı, 
Balkonlu evimi? 
Haziran güneşi hani, 
Çiçekler basardı ağzına, 
Orda... 

Kardeş,kardeş, 
Ateşli seslerden ibaretti, 
Her şey; 
Mallardaki tuzdan, 
Çırpınan ekmek yığınından, 
İbaretti her şey; 
Donuk bir hokka gibi duran, 
Heykeliyle; 
Arguülles’deki mahallemin, 
Çarşıları... 
Yağ akardı kaşıklara, 
Caddeleri doldururdu, 
El ayak sesleri,derin.. 
Metreler, litreler, 
Kıvıl kıvıl hayat; 
İstif istif balık yığınları, 
Çatılar: 
Yorgun çan kulelerinin, 
Yüceldiği; 
Soğuk güneşle kaynaşan, 
Çatılar.. 
Patateslerdeki, 
Narin ve taşkın fildişi beyazlık; 
Yumak yumak dalgası, 
Domateslerin: 
Tıngır mıngır,haydi denize... 
Bütün bunlar, 
Tutuşuyorlardı, 
Bir sabah; 
Közler, 
İnsanları dağlayarak, 
Topraktan çıktılar, 
Bir sabah; 
Nah bu anda ateş, 
Nah,bu anda barut, 
Bu anda kan. 
Bebekleri öldürmek için, 
Göğün yücesinden geldiler, 
Göğün: 
Uçakları, Magriplileriyle, 
Haydutlar; 
Yüzükleri, kurumlu avratlarıyla, 
Haydutlar; 
Kara keşişleri, dualarıyla, 
Haydutlar; 
Ve, 
Çocuk kanları,caddelerden, 
Aktı tıpış tıpış, 
Çocuksu çocuksu. 
Çakallar, 
Çakalların tiksineceği 
Çakallar! 
Taşlar, 
Dalar dikenlerin dişlerken 
Tu diyeceği taşlar! 
Engerekler, 
Engereklerin kin güdeceği 
Engerekler! 
Sizleri, 
Gurur ve bıçaklardan bir dalgayla, 
Boğmak için; 
Önünüzde gördüm İspanya’nın, 
Kıyamet kanını. 
Generaller, 
Gelin de, 
Yıkılmış evimi görün. 
Görün, 
Yaralı İspanya’yı. 
Her göçük evden, 
Bir ateş metal çıkar ama, 
Çiçek yerine. 
Her yarasından, 
İspanya’nın; 
Doğar İspanya. 
Her ölmüş bebekten, 
Çıkar, bir mavzer: 
Gözleri de var,gözleri. 
Mermiler doğar, 
Her cürümden; 
Mermiler ki gün ola 
Kalbinizde yeri. 
Neden diyorsunuz şiirlerin, 
Söz açmaz, düşten yapraktan; 
Doğduğun yerin, 
Yüce volkanlarından? 
Gel de gör: 
Caddeler kan-revan. 
Gel de gör: 
Caddeler kan-revan. 
Gel de gör: 
Caddeler kan-revan. 
 

PABLO NERUDA

 

ASMA ÇUBUĞU VE RÜZGAR 

 

Bir şarkıcıyım ben, 
Avrupa’nın bağlarında dolaştım; 
Gezindim rüzgarlar altında. 
Asya’nın rüzgarı altında. 
Yaşamlar içinde en iyisi 
Yaşam bile, 
Dünyanın tadı; 
Ak pak barış bile; 
Avareydi 
Devşirdim 
Evet devşirdim. 

Başka toprakların 
En iyisi 
Yüceltti şarkısını dudağımda; 
Bağların ortasında 
Barışın ve rüzgarın özgürlüğü! 

İnsanlar nefret ediyor gibiydiler 
Birbirleriyle. 
Yine de aynı gece 
Birbirlerinin üzerlerini 
Örtüyorlardı. 
Bizi uyandıran 
Tek ışık 
Dünyanın ışığıydı bu! 
Evlerine girdim, 
Yemek yiyorlardı masalarında; 
Fabrikadan çıkmıştılar, 
Gülüşüp ya da ağlaşıyorlardı. 
Ve de 
Hepsi birbirine benziyordu. 
Ve hepsi de 
Gözlerini ışığa çeviriyorlardı 
Yollarını arıyordu hepsi de. 

Hepsinin bir ağzı vardı 
Türkü çağırıyorlardı, 
Türkü çağırıyorlardı 
İlkbahara dönük! 

Hepsi. 

İşte rüzgarda 
Bağ çubuklarının arasında 
En iyi insanları devşirdim 
Şimdiyse dinlemeniz gerek beni

 

PABLO NERUDA

 

BAYRAKLAR NASIL DOĞAR 

 

Bayraklarımız her zaman böyle doğmuştur. 
Halk işlemiştir onları 
Tüm sevgisiyle 
Onun parçalarını dikmiştir 
Bütün yoksulluğuyla 
Ve yıldızı çivilemiştir 
Canı gönülden 
Gökte ya da gömlekte vatanın yıldızı için 
Bir mavi kesmiştir 
Ve damla damla 
Kırmızı doğmuştur 
ABRAHAM JESUS BRITO 
(POETE POPULAIRE) 

(Seçme) 

Jesus Brito’dur adı, Jesus Parron, halktır adı 
Gözleri ırmak olmuştur 
Elleri ise köklerdir

 

PABLO NERUDA

 

BAZI ŞEYLERİ AÇIKLIYORUM

 

Soracaksınız: Leylaklar nerede hani?
Gelincik yapraklı metafizik nerede?
Sözcüklerine incecik delikler açıp
onları saçan yağmur nerede?
Kuşlar nerede hani?


Her şeyi anlatayım.


Kent dışında yaşardım,
Madrid dışında, çanlarla,
saatlerle, ağaçlarla.


Görülürdü oradan
kurumuş yüzü Kastilya'nın
meşin bir okyanus gibi.
                       Evime
çiçek-evi derlerdi, sardunyalar fışkırırdı
duvarlarından çünkü:
güzel bir evdi
köpekleriyle, çocuklarıyla.
                         Hatırladın mı, Raul?
Rafael, hatırladın mı?
                         Hatırladın mı, Federico?
yerin altında,
hatırladın mı, balkonlarında o evin
Haziran ışığı çiçekler doldururdu ağzına.
                                          Kardeşim, kardeşim!

Her şey
o kalın sesler, tezgâhların tuzu,
kabarmış ekmekler çıkaran fırın
ve heykelleriyle Argüelles pazarı
kurumuş bir mürekkep hokkasıydı sanki aldatmalar içinde:
yağ akardı kaşıklara,
ayakların, ellerin derin çarpıntısı
sokaklarda büyürdü,
metreler, litreler, temel
ölçüsü yaşamın,
                       balık yığınları,
rüzgâr gülünü bile şaşırtan
soğuk güneşiyle kiremitler,
patateslerin ince, çıldırmış beyazlığı,
domatesler yuvalanırdı denize dalga dalga.

Bir sabah tutuştu bunların hepsi,
bütün canlıları yutmak için bir sabah
fışkırdı topraktan
şenlik ateşleri,
silah vardı artık,
barut vardı artık,
artık kan vardı.
Haydutlar geldi uçaklarıyla,
yüzükleriyle, düşesleriyle haydutlar,
takdisler dağıtan kara keşişleriyle
haydutlar geldi gökyüzünden
çocukları öldürmek için,
çocuk kanı aktı sokaklarda
düpedüz çocukların kanı aktı.

Çakalların bile tiksindiği çakallar,
kuru çalıların bile tükürdüğü taşlar,
yılanları bile iğrendiren yılanlar!
Yüzyüze gelince bunlarla
kanını gördüm İspanya'nın,
kabarıyordu
bir onur ve bıçaklar dalgasında boğmak için sizleri!

Hain
generaller:
ölü evimi görün,
bakın paramparça İspanya'ya:
erimiş maden akıyor her evden
çiçek yerine,
her çukurundan İspanya'nın
İspanya yükseliyor,
her ölü çocuktan bir tüfek fışkırıyor,
gören bir tüfek,
kurşunlar doğuyor her cinayetten,
o kurşunlar günün birinde
on ikisinden vuracak yüreğinizi.

Soracaksınız: Şiiri neden
düşleri anlatmıyor, yaprakları
ve büyük yanardağlarını anayurdunun?


Gelin görün kanı sokaklardaki.
Gelin görün
kanı sokaklardaki.
Gelin görün kanı
sokaklardaki.

PABLO NERUDA

Post A Comment!

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda



«  November 2008  »
MonTueWedThuFriSatSun
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

HABERLER


batak oyna

batak oyna