Linkler

Ana Sayfa
Arşiv
Gençliginsesi
Gencliginsesi haber blogu
Marksizm okulumuz
Gencliginsesi Dergisi
Sendika
Zonguldak ile ilgili herşey
Öndeyiş haber portalı
Özel Resim Galerisi
Filmler
Canli TV İzle
Hayat TV
Genç Hayat
Radyo Emek
Radyo Ekim

'HAYAT'ın gerçek renkleri ortaya çıkıyor...
İşçilerin, emekçilerin; halkın televizyonu kuruluyor...

Frekans Bilgisi
Frekans 11996
Polarizasyon Dikey
Batı 26000 Turksat

www.hayattelevizyonu.com


batak oyna
Doğayla Barış, İnsana Özgürlük İçin Egede Buluşuyoruz! Gençlik Buluşması 2007 Kodcini.Com Dile ßenden Ne Dilersen!
ŞİİR DERYASI - YUSUF HAYALOĞLU - Blogosfer.Com

ŞİİR DERYASI

8/2/2007 - YUSUF HAYALOĞLU

Ben Deli Değilim

O adam niçin siyah gözlük takıyor;
Niçin öyle ruhsuz ve namussuz?
O adam o kızın yanında,
Niçin öyle duruyor, bilmiyor musunuz?

O adam, o kızı kolundan tutacak,
Belki canını çok fena acıtacak.
O adam, o kızın babası değil,
O kız, o adamı hiç tanımıyor.
O adam, o kızı kandıracak, belli,
Götürüp bir pavyona satacak!

Peki ama o kızın babası kim,
O kız, orada kimi bekliyor?

O kızı niçin bu kadar önemsediğimi
Ben de bilmiyorum.
O kızın babası ben miyim yoksa?
Bayağı, gözüm ısırıyor.

Ben bu kediyi nerede görsem,
Bütün vücudumu bir kaşıntı alıyor.
Bu kedi beni ne zaman görse,
Böyle aptalca kuyruk sallıyor.

Ben bu kediyi alsam, eve götürsem, olmaz
Annem, dünyada koymaz.
Ben bu kediyi şimdi kandırmaya çalışsam
Anında yüzümü cırmalar, huyudur.
Bu kedi var ya, bu kedi
Başıma gelen bütün uğursuzlukların
Tek ve tek sormulusudur!

Ben şimdi bunun gırtlağına basıp boğsam,
Mazeretimi kim anlar?

Bu kedinin beni niçin bu kadar ilgilendirdiği,
Sizi niçin bu kadar ilgilendiriyor?
Bu kedi benim şahsi kedim, dün tekmeledim,
İnat etmiş, eve girmiyor.

Ben şimdi bu vitrinin önünde her gün,
Böyle kazma gibi durup dikiliyorsam,
Kime zararı var, değil mi?
Herhalde bu vitrinin bir yerinde,
Dikkatimi cezbeden bir şey var, değil mi?

Yani şimdi, şu gelinlik kaç para kardeş? desem
Acayip bir fiyat çekerler.
Diyelim ki param var, diyelim ki, sarın! dedim
Diyelimi ki hemen sarıp verdiler
Ulan, bu gelinliği anam mı giyecek?
Konu-komşu demez mi, kime aldın?

Ben burada dikilmekten hoşlanıyorum arkadaş,
Var mı bir itirazın?

Bu gelinliğin beni niçin bu kadar etkilediğini,
Ben de düşündüm, çözemedim.
Meret, o kadar güzel ki, sırf bunu giymek için
Bir günlüğüne, gelin olmayı isterdim.

Ben şimdi asılıp kulağımı kopartırım,
Kulak benin kulağım.
Ben şimdi çıkartıp çorabımı da yerim,
Çorap benim çorabım.
Ama ben şimdi tutup karını dövsem, olmaz
Karı, senin karın.
Peki, sen şimdi karını dövsen, olur mu?
Karı, senin karındı hani?
Ama sen şimdi benim karımı dövsen, farketmez,
Çünkü benin karım yok.

Demek oluyor ki, dostum,
Her istediğini yapma hususunda,
Senin durumun bombok!

Bu mevzuya niçin bu kadar taktığımı
Anlamıyor bu doktorlar.
Güya, bir karım varmış da, kötü dövmüşüm de...
Öldürmüşüm, öyle diyorlar...

Bak şimdi şuraya, taştan bir adam kondurmuşlar,
Adam düşünüyor ama derdini bunlar almışlar.
Yani şimdi şu düşünen herif,
Dizini-dirseğini kırmış, öööyle düşünüyor..
İyi, güzel, tamam da, ne düşünüyor, bilen var mı?
Yani şimdi onun, öyle kara-kara düşünmesi için
Ortada, görünür bir sebep var mı?

Yaa, bu herif hiçbir maça gitmiyor,
Takım filan tutmuyor, loto-ganyan oynamıyor.
Sonra bu herif, tele-voleleri, dizileri takip etmiyor,
Kira derdi, vergi derdi, askere gitme derdi yok.
Onu, gözetleme evinde kimse gözetlemiyor,
Deprem profesörlerinden kimseyi tanımıyor.
İçkiyi ağzına koymamış, sigaraya hiç alışmamış,
Hayatında bir tek hatunla bile aganigi olmamış.

Bence bu herifin bir bok düşündüğü yok.
Bu herif bizimle resmen kafa buluyor...

Bu mevzuları niçin bu kadar uzattığımı
Biraz olsun, düşünmüyor musunuz?
Peki siz hiçbir şey düşünmeden, dert etmeden,
Böyle ot gibi yaşarken, ne hissediyorsunuz?

Ben eskiden böyle değildim, bakmayın siz.
Beni bir gün ne biçim dövdüler, bilemezsiniz..
Yahu niçin dövüyorsunuz be abiler? dedim
Kes ulan, burada soruları biz sorarız! dediler.

Neymiş? Çok şey biliyormuşum, dilim çok uzunmuş,
Çok soru soruyormuşum,
Anları hasta ediyormuşum.
Niçin ben de uslu bir vatandaş gibi
Hiç düşünmeden ve eşelemeden yaşamıyormuşum?
Niçin önümdekini yiyip şükür etmiyormuşum?
Şimdi sana güzel bir ders vereceğiz, dediler
Çırılçıplak soyup baş aşağı, bir çarmıha gerdiler.
Orada ne kadar kaldığımı sormayı unutmuşum,
Zaten saldıklarında artık hiç soru sormuyormuşum.

İşte ben o günden beri hatırlamıyorum bildiklerimi,
İşte ben o günden beri böyle birazcık hoşum...

Bana niçin öyle baktığınızı anlamıyorum.
Çekin üstümden gözlerinizi, zoruma gidiyor.
Vurmayın ulan vurmayın artık, ayıp oluyor!
Vurmayın be vurmayın, beynim dışarı akıyor!

YUSUF HAYALOĞLU

 

Beni Düşün, Unutma

Ay doğarken bir söğüdün ardından,
Göl yüzünde sisli bir esintiyle,
Akşamın göğsüne hüzün serperek,
Ve yağmurdan geceye
Çiçekli perdeler çekerek,
Beni düşün...
Beni düşün, unutma...

En umarsız, en mutsuz gününde,
Bağrına bir yumruk çökeldiğinde,
Ve dağların mazlum ateşi,
O güzelim saçlarına,
Cayır-cayır yanıp ulaştığında,
Beni düşün...
Beni düşün, unutma...

Beni düşün bir kavganın içinde;
Helal bir ekmeğin peşinde...
Ve kurtlardan arta kalmış yüreğimin,
Can çekişen o son parçasını da
Sana sakladığımı bil!..

Bil ki haykırırcasına,
Bu esir gövdemi yakarcasına,
Kavuşmak için o serin bağrına,
Ateşten bir yol arıyorum...

Kar yağarken mor dağların ucundan,
Sol yerine sessiz bir iniltiyle,
Yastığın yüzüne yaşlar dökerek,
Ve akşamdan gizlice bir ah çekerek,
Beni düşün...
Beni düşün, unutma...

Kan kızılı bir gelincik seherinde,
Sırtıma kahpe bir hançer indiğinde,
Ve bu gencecik ve bu hemencecik ölüm,
Çığırtkan bir gazete başlığında,
Çığlık-çığlık sana kavuştuğunda,
Beni düşün...
Beni düşün, unutma...

Beni düşün, şehre her yağmur yağdığında,
Islak ve kırılgan bir türkünün içinde...
Göğsünden dudaklarına doğru,
Sancılı bir isyan kabardığında;
Bastırarak kalbini avuçlarınla
Sesini okşadığımı bil!..

Bil ki yalvarırcasına,
Uzayan yollara dağılırcasına,
Sonsuz bir mahşerin ortasında,
Bir zemzem suyu gibi,
Seni, seni özlüyorum...

YUSUF HAYALOĞLU

 

Beni Tutma

Öyle çok şey var ki,
Şimdi burada anlatmak istemiyorum..
Sen de ince sorularınla
Beni incitmesen, iyi olur..

Yağmurlu ve uzun bir yolu
Düşe-kalka yürümeye çalıştık
Ve inanılmayacak kadar duygusal
Bir geçmişimiz oldu seninle..
Üstelik biz bunu, bir ömür boyu
Sürüp gider sanmıştık..

Beni tutma, böyle sahnelere gelemem.
Beni tutma, çok kötü yanılırsın.
Yıllardır öyle biriktim ve öyle gerildim ki
Şimdi topyekün boşalırım,
Toz olur dağılırsın..

Sen benim en ince telimden
Türkümü çaldın.
Sen benim en ücra duygularımı
Talan ederek beslendin.

Her şeyin merkezi sendin,
Her şey senin etrafında dönerdi.
Bar köşelerinde tükenip
Kaldırımlarda sınarken kendimi,
Gelip sana sığınırdım,
Umutlarım bir kez daha gümlerdi..

Beni tutma, şantajlara boyun eğmem.
Beni tutma, hırsımdan çatlarım.
Yıllardır öyle sabrettim ve öyle doldum ki
Şimdi yanardağlar gibi
Birdenbire patlarım..

Bir yavru serçe, hayata alışır gibi
Ağzım açık bağlandım sana.
Bir topal karınca, yuvasına yaklaşır gibi
Titredim, heyecanlandım sana.

Bu akşam, çekip gitmek adına
Bütün ömrümü ve seni sildim.
Bir tuhaf senaryoydu ve bu senaryoda,
Zavallı bir figürandım sadece.
Anlatamam..
Kumlara yazılmış sözcükler kadar
Kısacıktı ümidim.
Ve anladım ki birtakım şeyleri
Ben daha ilk dalgayla yitirdim..

Beni tutma, ben senin dizlerine çökemem
Beni tutma, elinde kalırım, kırılırım.
Yıllardır öyle daraldım ve öyle bunaldım ki
Şimdi bir saniye bile oyalarsan,
İnan ki çıldırırım...

Sen, kalbimi emanet edecek kadar
Güvendiğim, dost bildiğim..
Sen bir lokmayı bile,
Tek başıma hazmedemeyip
Birlikte yediğim..
Sen, yatalak olsan, altına yapsan bile
İğrenmeden alırım dediğim..
Bu nasıl insanlıkmış ulan,
Bu nasıl arkadaşlık, bu nasıl vefa?
Bu nasıl acıymış ulan,
Bu nasıl vicdansızlık, bu nasıl cefa?

Beni tutma, gazabım yakar ellerini.
Beni tutma, hurdahaş olursun.
Yıllardır öyle kırıldım ve öyle küstüm ki
Şimdi bir ah ederim,
Kaskatı kesilir, taş olursun..

Ben şimdi gözüne sokuyorum dünyayı
Ama sen körsün, ısrarla görmüyorsun.
Ben şimdi beynine çakıyorum hayatı
Ama bir türlü algılamak istemiyorsun.

Peki, benim gördüklerimi gördün
Ve yaşadıklarımı hiç yaşadın mı sen?
Peki, devrik heykellerin önünde,
Düşsüz yanılgıları ve yüce gururlarıyla,
Yoksul fakat dürüst,
Çıplak bir sütun gibi dimdik duranların
Acısını hiç taşıdın mı sen?

Beni tutma, gömleğim kan içinde.
Beni tutma, darmaduman olursun.
Yıllardır öyle çok yedim ve öyle çok doydum ki
Şimdi bir tükürürüm
Havan bozulur, rezil olursun..

Ey, kir içinde yüzenler, hayatı kirletenler
Her devirde borusu ötenler!
Ey, darbe kaçkınları, ortayolcular, dönekler,
Ey, sümüklü böcekler!
Ey, bölenler, bölüşenler,
Kardeşi kardeşe kırdırıp kanla sevişenler!
Ey, gençliğimizi harcayanlar,
Ey, kağıttan kaplanlar, ey zavallı sıçanlar!
Ey, ciğeri beş para etmezler,
Sıkıyı gördü mü fellik fellik kaçanlar!
Ey, fırsatçılar, cepçiler, hortumcular, tokatçılar,
Vurguncular, voliciler, üçkağıtçılar!
Ey, sürüngenler, sülükler, bağırsam parazitleri, bitler,
Ey kudurmuş itler!
Ey, yüzü yırtılmış köçekler, fırıldak varyeteler,
Ve ey, dinsiz-imansız çeteler!

Beni tutmayın ulan, burama geldi dayandı,
Beni tutmayın, çizerim o çirkin suratınızı!
Yıllardır öyle çok sömürdünüz
Ve öyle çok kan kusturdunuz ki;
Ulan, şimdi bir şarjöre diz çöktürürüm alayınızı!..

YUSUF HAYALOĞLU

 

Bir Acayip Adam

Firtinadan arta kalmiş bir teknede,
Tevekkül içinde;
Görkemli sakali ve igreti parkasiyla,
Gizledigi macerasiyla,
Bir acayip adam yaşardi.
Akşamlari susardi,
Ben konuşsam kizardi...

Bir sürgün kasabasiydi,
Bir eski zamandi, Haziran'di.
Çocuktum, evden kaçmiştim
Gelip ona siginmiştim...

Küçücük bir koydu, sigdi,
Burayi keşfeden belki de oydu.
Uzaktan, kasabanin işiklari yanardi,
içim anneyle dolardi, aglardim.
Suphi şöyle bir göz atardi,
Gizli bir cigara sarardi, aglardi.
Sonra barişirdik,
Ben flüt çalardim, cigara sönerdi,
Aglardik...

Nereden geldigini bilmezdim,
Kimsesizdi,
Belki kimliksizdi...
Onun macerasi onu ilgilendirirdi;
Kimseye ilişmezdi...

Bir şeylere küfrederdi hep,
Tedirgin bir balik gibi uyurdu.
Bazen kaybolurdu, arardim,
Yagmurun altinda dururdu.

Bir kalin kitabi vardi,
Cebinde olurdu, her gün okurdu.
Ben bir şey anlamazdim,
Kapagini seyreder, duymazdim.
Sakalli bir resimdi, kimdi;
Ne kadar mütebessimdi!

Sordum bir gün Suphi'ye:
Söylediklerini niye anlamiyorum, diye.
Bildiklerini, dedi; yüzleştir hayatla
Ve sinamaktan korkma!.
Dogru ile yanlişi,
Ancak o zaman ayirabilirsin
Ve O'nu anlayabilirsin...

Sonra gülerdi.
Günlerim, yüzlerce ayrintiyi
Merak etmekle geçerdi.
Sonra yine akşam olurdu, Suphi susardi,
Ben konuşsam kizardi.

Tekneye martilar konardi,
Yüregim Suphi'ye yanardi, aglardim.
Suphi denize tükürürdü,
Gökyüzünü tarardi, aglardi.
Sonra barişirdik,
Ben flüt çalardim, yildiz kayardi,
Aglardik...

Bir sahil kasabasiydi,
Bir eski zamandi, Haziran'di.
Çocuktum, evden kaçmiştim,
Gelip ona siginmiştim.

Bir gün aksilik oldu,
Annem beni buldu!
Suphi kaçip kayboldu.
Kasaba çalkalandi, olay oldu;
Ben sustum, kanim dondu!..

Polisler onu buldugunda tekti,
Felaketti...
Herkes meydanda birikti.
Karakoldan içeri girerken
Sanki magrur bir tüfekti!..
Ansizin dönüp bana bakti,
Anladin mi? dedi
Anladim, dedim; anladim...
Ve o günden sonra
Hiç bir zaman,
Hiç bir yerde,
Hiç aglamadim...

YUSUF HAYALOĞLU

 

Bir Anka Kuşu

Yüzlerce soğuk namlu
Üzerime çevrildi.
Yüzlerce demir tetik
Aynı anda gerildi!
Anne, beni söğüdün gölgesinde vurdular.
Öpmeye kıyamadığın,
Dal gibi oğlun yere serildi...

Üşüştü birer-birer
Çakallar üzerime.
Üşüştü dört bir yandan,
Göğsüme, ciğerime.
Anne, beni leş gibi
Yiyip talan ettiler.
Teşhis edilmem için
Parçamı koydular önüne...

Ben bu acılar ülkesinin
İnsana reva görülen
Bütün acılarını tattım.
Aç yattım, ekmeğime sabır kattım.
Beni milyon kere dövdüler üst-üste!
Ben bu yolu, kendim seçtim anne,
Ben ömrümü kendim kanattım...

Geceler tanır beni,
Konarım, göçerim ben.
Geceler tanır, kan damlar içerim ben.
Anne, sen beni unut, karanlığın bağrında.
Kırmızılar ekerim,
Siyahlar biçerim ben..

Suçüstü yakalandım,
Bölüşürken kalbimi.
Suçüstü kelepçeyle yardılar bileğimi.
Anne, ben diyar-diyar, umudun savaşçısı..
Bir tutam sevgi için
Dağladım gözlerimi!..

Prometheus'tum zincire vurulurken dağlarda,
Ciğerimi kartallara yedirdim.
Spartaküs'tüm, köleliğin çığlığında,
Arslanlara yem oldum, tükendim.
Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum,
Kerbela çölünde Hüseyin.
Zindanlarda Cem Sultan,
Sehpalarda Pir Sultan.
Ve Madımak'ta otuzyedi can...

Kaçıncı yok oluşum,
Kaçıncı var oluşum bu?
Tanrılardan ateş çaldım
Yüzyıllarca tutuştum, üst-üste yandım.
Bir anka kuşu gibi anne,
Bir anka kuşu gibi;
Kendimi külümden yarattım..

YUSUF HAYALOĞLU

 

Bir İntihar Gibi

Birazdan kudurur deniz...
Birazdan dalgaların sırtından,
Üst-üste fışkıran rüzgarlar,
Bir intikam gibi saldırınca üstüne;
Yüzüne şarkılar çarpar,
Yüzüne şiirler çarpar, ağlarsın.
Sen artık buralarda duramazsın!..

O büyük sessizliğin bağrı mı olur,
Kimsenin bilmediği bir ağrı mı;
Gider kendine gömülürsün...
Yoksa bu şehir, bu sokaklar
Seni alır kullanır,
Seni alır kullanır,
Santim-santim çürürsün!..

Hani, el değmemiş bir yanın vardır,
Aynalara göstermediğin bir yüzün,
Kendine sakladığın bir hüzün...
Hadi durma!
Üzülsen de, sen üzülürsün!..

Kim farkeder boşluğunu?
Ardın sıra kim ağlar?
Bir intikam gibi
Çıldırmış bu sevdalar!..

Bir intikam gibi
Çıldırmış bu sevdalar!..

Bazen bir uçurum kalır,
Bazen de martıların ardından
Velvele koparan bir leş kalır;
Bir intihar gibi
Puşt olunca sevdalar...
Sırtını duvara yaslar,
Sırtını ağaca yaslar, susarsın.
Sen artık hiçbir sözü kaldıramazsın!..

Şimdi yeni bir sevda mı olur,
Kimsenin kapını çalmadığı bir inziva mı;
Tutar sıfırdan başlarsın.
Yoksa bu ilişkiler, bu zaaflar
Seni yiyip bitirir,
Seni yiyip bitirir,
Dirhem-dirhem azalırsın...

Belki hiç söylenmemiş
Bir şarkın vardır,
Henüz koyvermediğin bir kahkaha...
Fırsatın olacak mı bir daha?
Ne bekliyorsun?
Yanılsan da sen yanılırsın!..

Kim hatırlar güzelliklerini,
Senin için kim yanar?
Bir intihar gibi
Puşt olmuş bu sevdalar!..

Bir intihar gibi
Puşt olmuş bu sevdalar!..

YUSUF HAYALOĞLU

Post A Comment!

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda



«  November 2008  »
MonTueWedThuFriSatSun
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

HABERLER


batak oyna

batak oyna