Büyük edebiyat buluşması
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü, Türk edebiyatının 'emekçi'leriyle birlikte, erken bir tarihte kutladık. Çırağan Sarayı'nda bir araya geldiğimiz usta kalemlerle "okumak" üzerine konuştuk
1 Mart 2006 Çarşamba
Filiz Aygündüz - Sema Aslan
OKUMA FİİLİYLE İLGİLİ MERAK ETTİĞİNİZ PEK ÇOK SORUNUN YANITI BU SÖYLEŞİDE! Milliyet Kitap olarak, biz bu yıl 8 Mart'ı, biraz erken bir tarihte "Türk edebiyatının kadın emekçileri"yle birlikte kutladık. İlk kitabı "Genç Kızlar"ı 1950 yılında şartlar gereği Vincent Ewing takma adıyla yayımlayan Nihal Yeğinobalı'dan, çocuk edebiyatının duayenlerinden Gülten Dayıoğlu'na, "Asılacak Kadın" Pınar Kür'e, "Parasız Yatılı"sı bu yıl 35 yaşına giren Füruzan'a, "Ağda Zamanı"nın müthiş kadınlarını yazan İnci Aral'a, edebiyatın hiç "Eski(meyen) Bir Balerin"i Feyza Hepçilingirler'e kadar farklı kuşaklardan kadın yazarlar ve şairlerle Çırağan Sarayı'nda bir araya geldik.
Feride Çiçekoğlu, Lale Müldür, Elif Şafak, Aslı Erdoğan, Birhan Keskin, Sema Kaygusuz, Şebnem İşigüzel ve Ayşe Sarısayın'ın da içlerinde bulunduğu tam 14 kalem erbabıyla, "okumak" üzerine konuştuk. Yazarlık serüvenleri boyunca, kalemleriyle aldıkları yolda "kadın" ve "yazar" gibi iki netameli kimliği de zarafet, dirayet ve cesaretle taşıyan bu usta yazarlar, New Yorklu konfeksiyon işçisi kadınların 150 yıl önce başlattığı mücadelenin çağlarına ve paylarına düşenini kendi ülkelerinde kelimeleriyle devam ettirdi. 55 yılı kapsayan bir süreçte okumak fiilinin merkezinde durdular hep; yazar, anne, eğitimci ve tabii okur olarak.
Onlarla birlikte gerçekleştirdiğimiz büyük edebiyat buluşmasında, kişisel okuma serüvenlerinden kitabın dönüştürücü etkisine kadar birçok konuyu masaya yatırdık. Saatler süren konuşmaların sonunda, kimimizin çaresizlikten, kimimizin tesadüfen, kimimizin de 'özenti'den başladığı okuma ediminin hiç de öyle büyük tariflere gerek duymadığını fark ettik; çok insani bir dürtüyle hepimiz sadece hayatı ve insanları anlamaya çalışıyorduk...
Samimi itirafların, anıların, ufuk açıcı çağrışımların, bilgece susuşların ve dinamik esprilerin eşlik ettiği bu buluşmadan biz Milliyet Kitap olarak çok şey öğrendik. Neden dur durak bilmeden okuduğunuzun, kitaplara olan mesafenizin ve belki de korkunuzun, özetle okuma fiiliyle ilgili pek çok sorunuzun yanıtını bu söyleşide bulacağınızı düşünüyoruz.
OKUMA ALIŞKANLIĞI NEREDE BAŞLAR?
Gülten Dayıoğlu: Okuma alışkanlığı, evde aile içinde başlar. Özellikle anne ve babalar, bu sorumluluğun bilincinde olmalı. Evde verilen okuma alışkanlığı, okul sürecinde öğretmenler tarafından pekiştirilir. Böylece çocuk, giderek okuma sevgisi, okuma zevki ve alışkanlığı kazanmış olur. Bu konuma gelen insan, kitap okumayı, beslenmek, solumak gibi, olmazsa olmaz nitelikte algıladığı bir yaşam biçimi edinmiş olur.
Lale Müldür: İyi kitabı ilk nerede bulursanız orada başlar.
Pınar Kür: Herhangi bir yerde başlayabilir ama toplumda kitap sevgisi varsa eğer. Bizim toplumumuz taa Osmanlı'dan beri kitap yasaklayan bir toplum. 12 Eylül'de televizyonlara çıkıp silahlarla kitapları yan yana koydular; aynı derecede suçlu gösterdiler. Annem edebiyat öğretmeni İsmet Kür. Hatırlarım, ben çocukken, annemi gidip müdüre şikayet etmişlerdi, çocuklarımıza roman okutuyor bu kadın, diye.
Şebnem İşigüzel: "Saatler"in yazarı Michael Cunningham, kendi deyişiyle kitaplara elini süremeyecek kadar hayta bir çocukken, ona kitap okumasını söylüyorlar. Gezici kütüphaneye giriyor ve "Mrs. Dalloway"i alıyor, nasılsa okumam diye. Ama o kitabı okuduktan sonra hayatına kitaplar giriyor. Bu ilişki herhangi bir yerde kurulabilir. Ne var ki bizde insanları kitaplardan uzak tutan garip bir sistem var. İnsanlar kitaplardan korkuyor.
Füruzan: İnsanın gelişimi ve dünyaya olan merakı da çok önemli. Önce kendini merak etmesi lazım.
Elif Şafak: Kişiden kişiye hayattan hayata değişir. Kimi bir atımlık baruttur, başlar ve çabuk bırakır. Gündelik hayhuy içinde artık aramaz olur kitapları. Kimi geç başlar ama çıkamaz bir daha bu denizden. Başlangıcından ziyade bağımlılık yaratıp yaratmadığıdır önemli olan.
Füruzan: Keşke bu alışkanlığın sağlanabilmesi için Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki projelerin hayata geçmesinin önü kesilmeseydi. Yeniden hatırlarsak Köy Enstitüleri ve halk evleri, okumanın yaygınlaşması için çok akıllı projelerdi. Çocuklar ve gençler arasında bir eğitim eşitliği sağlamayı amaçlıyordu. Almanya'da Ruhr Havzası'nda maden işçileriyle ilgili yaptığım çalışmada birçok soru yöneltildi bana. Onlara Köy Enstitüleri projesini anlattım. Çok heyecanlandılar. Bu çok size ait zekice bir proje, niçin vazgeçildi diye sordular. Verdiğim yanıtı tahmin edersiniz. Tabii bütün bunlara M.E.B'nin o yıllardaki benzersiz yayınlarını da katabiliriz. Fakat önleri kesildi. Eğer devam etseydi Türkiye şu anda okuma alışkanlığı açısından çok başka bir noktada olurdu. Öte yandan okuma alışkanlığı bir ülkenin önerdiği bireyin modelleşmesinde yatar. Özendirici olmak gerekir. Gençler ve çocuklar, model olarak hangi kahramana özeneceklerini bu yollarla tanıyabilirler.

OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANMADA ANNENİN ROLÜ Ayşe Sarısayın: Yakın çevreme bakıyorum, çoğu eğitimli insanlar... Kocası hayatı boyunca hiç kitap okumamış bir kadın ayda 4 kitap okuyor ve o evde de çocuklar büyüyor. Bu çocuklardan kız olanlar anneyi, erkek çocuklar ise babayı model alıyor.
Birhan Keskin: Kitaba meyliniz varsa, ruhunuz böyle bir yere doğru gidecekse siz onunla bir şekilde, öykünüzün bir noktasında karşılaşıyorsunuz. Babam beni aşağılardı şiir yazıyorum diye. İnci Aral: Benim iki oğlum var. Onlara aralıksız kitap taşıdım. Çok okuyarak büyüdüler. Bugün ikisi de mühendis. İkisinin de edebiyat beğenisi çok yüksek. Ben annenin, çocuklarını kitaplarla tanıştırmasının etkili olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, oğlum ergenlik çağında bir gün bana "Keşke herkesin annesi gibi bir annem olsaydı" dedi. Benim yazar oluşumu ondan çalınmış zamanlar olarak değerlendiriyordu.
Pınar Kür: Ben de duydum bu lafı üzülme...
Şebnem İşigüzel: Ben daha acıklısını duydum İnci Hanım. "Keşke Harry Potter'ları sen yazsaydın anne!" dedi kızım.
Sema Kaygusuz: Babaannem sigara fabrikasında tekel işçisi. Dirsekleri simsiyah olurdu tonga basmaktan. Onun annesi bir anlatıcı. Babaannem bir masalcı. Annem de hikayeler anlatan, anlatıcı bir kadın. Bunların içinde ne yazı var ne de kitap. Ama insanı okumaya dair bir yeltenme var. Ve bu yeltenmeyi düşündüğümde anladım ki ailemdeki kadın tarihinin hayaliyim ben. Buna babamın katkısı sadece disiplin olarak var. Yani evde ille bir kitap okuyan olması gerekmiyor.
Pınar Kür: Şimdiki çocukların okuma alışkanlığı kazanmasında annenin babanın rolünün azaldığını düşünüyorum. Sorumluluk televizyona geçti. Oğlum ilkokula başladığında eve televizyon almamıştım. Kapıcıya gidip televizyon izliyordu. Hani vardır ya, "evinde içsin bari!". Ne yapayım, evde izlesin diyerek televizyon aldım. Televizyonu yok sayamazsın. Bir de bilgisayarlar var şimdi.
Füruzan: Çünkü mesele artık, neyin paraya dönüştürülebileceği meselesi! |