DAĞLARCA'dan 2 ŞİİR:
Mustafa Kemal'in Kağnısı
Yediyordu Elif kağnısını, Kara geceden geceden. Sanki elif elif uzuyordu, inceliyordu, Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar İnliyordu dağın ardı, yasla, Herbir heceden heceden. Mustafa Kemal'in Kağnısı derdi, kağnısına Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı. Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifcik, Nam salmıştı asker içinde Bu kez herkesten evvel almıştı yükünü, Doğrulmuştu yola, önceden önceden. Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif, Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar .Kocabaş çok ihtiyardı, çok zayıftı, Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanısıra, Gecenin ulu ağırlığına karşı, Hafiftiler, inceden inceden. İriydi, Elif, kuvvetliydi kağnı başında, Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri, Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim, Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına. Alını yeşilini kapmıştı, getirmişti Niceden niceden. Durdu birden bire Kocabaş, ova bayır durdu Nazar mı değdi göklerden, ne? Dah etti, yok! Dahha! dedi, gitmez. Ta gerilerden başka kağnılar yetişti, geçti, gacır gucur. Nasıl durur Mustafa Kemal'in Kağnısı, Kahroldu Elifcik düşünceden düşünceden. Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş, Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni Geçer, götürür ana, çocuk mermisini askerciğin Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım. Bak hele üzerinden ses seda uzaklaşır, Düşerim gerilere iyceden iyceden. Kocabaş yığıldı çamura Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar, Örtüldü gözleri, örtüldü hep. Kalır mı Mustafa Kemal'in Kağnısı bacım. Kocabaş'ın yerine koştu kendini Elifcik, Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
***************
Mustafa Kemal'in Oğlu
Mustafa Kemal'in oğlu diyorlardı ona, Sırtını okşamıştı Mustafa Kemal bir sabah erken. Geçiyordu paşalarla, beylerle Su içmişti tarlasından şuncağız. Öbür çocuklardan ayırmıştı kendini artık. Adını duyuyordu yüreğinde ateşçe Soluk alırken, ekmek yerken. Köyün yetimiydi, ölmüştü babası Çanakkale'de, Kale gibi tutardı omuzlarında başını. İnce bacakları altında koca ayakları vardı Sarıydı, kuruydu bozkırda bir çalı kadar, On üçündeydi ama, göstermiyordu yaşını. Bir zaman sonra top sesleri duyuldu uzaklardan Al al oldu dağların moru. Eli silah tutanlar girmişti cephelere bir bir, Kadınlar, çocuklar, dedeler toplandı cami avlusuna Sordu cümlesi birbirine ne yapak? Ansızın düşman askeri görüldü çayırda, Geldi çattı köye gavurun zoru. Devrisi gün bir haber ulaştı evlere, samanlıklara Alanda ismi yazılacakmış herkesin. O saat bir yangın sardı Mustafa Kemal'in oğlunu, Kimi Kadir diyecek, kimi Mıstık, kimi Özdemir... Ankara'dan gelen rüzgarlar önünde Ankara'ya uçan şahinlere karşı, O, ne desin? O, Mustafa Kemal'in oğlu, nasıl söyler, Adını, bir avuç düşmana. Mustafa Kemal'in oğlu yenilmez, tutsak olmaz, Adını vermez süngüler altında, Kellesini verse bilem. Hem ağaç ağaçtır; öküz öküzdür, İsim yakışmalı cana. ... Bayrak mıydı ne, kartal kanadı mıydı ne, Ses verdi göklerden adı. O yürüyordu, köylünün dehşeti büyüyordu peşinde Büyüyordu gövdesi Büyüyordu dağ kadar. Dur diye haykırdılar, namluları çevirip üstüne Durmadı.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
GÜZELİN ARDINDA Atatürk'ün Bütün Eserleri
Bertan ONARAN ____________________________________________________________________
Kaynak Yayınları, çok büyük ve önemli bir işi tamamladı, Atatürk'ün Bütün Eserleri 'nin 15. cildi de yayımlandı. 23 kişilik danışma kurulunun önderliğinde birçok insan yıllardır büyük bir titizlikle yerli-yabancı belgelikleri tarayarak, çeviriler yaparak, bulunanları karşılaştırıp denetleyerek Büyük Önder 'in kaleme aldığı ya da söylediği her şeyi topladı. Yeryüzünde sömürgecilik hastalığı belireli beri, bütün zengin kaynak ve tarihli, o arada ülkemizin başından eksilmeyen bölüp parçalama, yok etme saldırısı 1919'dan daha amansız biçimde sürdüğüne göre, Atatürk 'ümüzün ve ona inanma becerisini gösterenlerin armağanı Cumhuriyetimizi yeniden koruyup kollamak ve kurtarmak üzere bu temel yapıtın okunmasında sayısız yarar bulunduğu açık. O günkü adıyla Rusya Sosyalist Federatif Şûralar Cumhuriyeti büyükelçisi Suriç 'in TBMM'deki konuşmasına 23 Haziran 1923'te verdiği yanıtta söylediklerinden kimi bölümleri anımsamak, neyi, nasıl yapmamız gerektiğini açıkça gösteriyor kanısındayım. ''Türkiye halkı, uluslar arasındaki yerini ve bunun gereklerini her zaman algılamıştır. Tam bir barış içinde gelişme ve ilerlemesini sağlamak üzere gereken adımları atmakta hiç duraksamamış ve gecikmemiştir. Ama ne yazık ki insanlık ve uygarlık yolunda atılan bu adımlar, ülkemizi ele geçirip sömürmek isteyenlerce zorlaştırıldı. Ulusumuz bu uğurda çok eziyet çekti. Bu zorluk ve eziyetler, ulusumuzun özgürlük ve bağımsızlığına açık ve kesin saldırıya dönüştü. Bunun üzerine, ulusumuz yaşama hakkını ve bağımsızlığını korumak için ayaklandı, istilacıları bozguna uğratıp kutsal topraklarından attı. Türk halkı bu savaşıma giriştiği sırada Rus işçi ve köylüsü dünyanın en büyük devrimlerinden birini gerçekleştirmişti. Yeni Türkiye Devleti ile yeni Rusya Devleti arasında, iki tarafta da bu yenilikleri oluşturanların içten eğilimlerinin ve uzak görüşlülüklerinin ürünü olarak 16 Mart 1921'de bir dostluk anlaşması imzalandı. İki tarafın dostça ilişkilerinin her geçen gün gelişmesine TBMM'nin ve hükümetinin ne kadar içtenlikle yandaş olduğunu açıklamaya gerek yoktur sanırım. Sayın Büyükelçi! Türkiye'nin başına gelenlerin iktisadi alanda karşılaştığı engellerden kaynaklandığını yinelemeye gerek görmem. Yaşamın ve tam bağımsızlığın, iktisadi yaşamda 'tam bağımsızlığa' dayandığına inanırım. Bunu tam anlamıyla sağlamaya ulusumuz kesinlikle karar vermiştir. Karşılaşılacak zorluk ve tehlikelerin derecesi ne olursa olsun bunu mutlaka başaracağımıza eminim. Lozan'daki temsilcilerimiz ve onları gönderen hükümetimiz bağımsızlığın anlam ve kapsamının, bunun gerektirdiği vazgeçilmez noktaların kesinlikle bilincindedir ve bu konuya bütün ulusumuzun ne kadar önem verdiğini de açıkça bilmektedir. Sayın Büyükelçi! Ulusumuz özünde demokrattır. Ekininin, geleneklerinin en uzak geçmişteki evreleri bunu doğrular. Bizim yapacağımız tek şey, bu doğal niteliğin gereklerini yapay yollardan engellemeye kalkışanları etkisiz kılmaktır. Bu iş bugün başarılmıştır ve bu başarının güvenle korunacağına hiç kuşkum yoktur.'' Her şey bu kadar açık seçik. 1919'da silahla yapamadıklarını allı pullu sözlerle, bir avuç dolarla yapmaya girişmiş olanlara karşı canımızı, yurdumuzu korumak istiyorsak, doğal kaynaklarımızı da, üretim kurumlarımızı da kimseye kaptırmamak, canla başla savunmak zorundayız. Bu işin nasıl yapılacağını önlerine düşen Büyük Önder'le sevgili şehit atalarımız göstermiş; Rauf Denktaş can damarımız Kıbrıs'ta bıkıp usanmadan, yılmadan anımsatıyor. Kurtuluş Savaşı'ndaki gibi, günümüzün de geleceğimizin de şu melek maskeli doymak bilmezlerle değil, dünyanın öbür ezilmiş, sömürülmüş halklarıyla el ele vermekte olduğunu anımsayıp gereğini yapamazsak zaten bağımsız ve egemen kalmaya hakkımız olmayacak. sbonaran@yahoo/hotmail.com
Cumhuriyet 22.06.2005
Atatürk'ten Son Mektup
Siz beni halâ anlayamadınız . Ve anlamayacaksınız çağlarca da... Hep tutturmuş "Yıl 1919, Mayıs'ın 19'u" diyorsunuz. Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz . Mustafa Kemâl'i anlamak bu değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Bırakın o altın yaprağı artık, bırakın rahat etsin anılarda şehitler. Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin. Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ? Mustafa Kemâl'i anlamak yerinde saymak değil. Mustafa Kemâl'in ülküsü, sadece söz değil.
Bana, muştular getirin bir daha, uygar uluslara eşit yeni buluşlardan.. Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ? Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ? Mustafa Kemâl'i anlamak avunmak değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda, halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz . Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın ! Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların.. Mustafa Kemâl'i anlamak gözboyamak değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil..
Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız ; laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil. Bilim ağartsın saçlarınızı.. Kitaplar.. Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar... Mustafa Kemâl'i anlamak ağlamak değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü.. Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş, birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken. Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen ? Mustafa Kemâl'i anlamak itişmek değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.
Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla. Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla. Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister, paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter ! Mustafa Kemâl'i anlamak aldatmak değil, Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil...
Halim YAĞCIOĞLU
|