AlsahBlog

Description

AlsahBlog


My Linkler

» Home
» My Profile
» Weblog Arşiv
» Friends

Sarımsak Fabrikası...

asik.gif

Sarımsak Fabrikası...

Melih AŞIK
______________________________________________________


Haber baharatlıydı... Sanayici Cem Boyner, Reis Gıda A.Ş.'nin sahibi Mehmet Reis ve Çardak meyve sularının sahibi Hasan Alıcı'nın da aralarında bulunduğu "Kastamonu kökenli" 22 işadamı, Kastamonu -Taşköprü'de kuracakları entegre tesiste tablet, un, ezme ve yağ halinde sarımsak üretip dünya pazarlarına satacaklardı. Arkadaşımız Aydın Arıcıoğlu, projenin fikir babası Mehmet Reis'i arayıp buldu:
- Sarımsak üzerinde yoğunlaşmanızın nedeni?..
- Dünyanın en kaliteli sarımsağı Taşköprü'de üretiliyor. Dünyanın en dayanıklı, baharat yönünden en zengin sarımsağı bu. Ama maalesef bunu değerlendirecek bir fabrikamız hiç olmamış. Biz sarımsakta sanayileşemeyince, daha düşük kalitede olmasına rağmen İran ve İsrail sarımsağı tüm Avrupa'yı ele geçiriyor. Bununla da kalmayıp Almanya üzerinden ülkemize giriyor.
- Avrupa ülkelerinde ciddi bir sarımsak talebi var anlaşılan?..
- İnanılmayacak boyutta. Almanlar sarımsağın tadını bizden öğrendiler. İlk başta kokusu yüzünden tepki gösteriyor, hatta Türkleri dışlıyorlardı. Ama şimdilerde Türklerden daha çok sarımsak tüketiyorlar. Hatta bazı Almanlar yemeklerine yağ yerine sarımsak koyuyor; sarımsağın yağıyla yemek pişiriyor. Ayrıca ilaç sanayiinde kullanıyorlar. Fransa geçenlerde bu amaçla 200 ton sarımsak istedi bizden. Anlayacağınız, bu fabrika hem ülke, hem de Taşköprü ekonomisine ciddi katkı sağlayacak. Daha sonraki aşamada "renkli" ve hatta "kokusuz" sarımsak üretme düşüncemiz de var...
- Gelelim sarımsağın faydalarına?..
- Faydalarını Avrupalı bizden iyi biliyor. Hapını kullanıyor, toz halinde kullanıyor, marmeladını yapıyor, tüm yemeklerin içine çeşni olarak koyuyor. Damar açıcı, stres önleyici, tansiyon düşürücü, kas gevşetici özellikleri var. ***
Bizi ise şimdilik bu keskin kokulu yiyeceğin sadece cacık ve işkembe çorbası içindeki fonksiyonu ilgilendiriyor... Her işin keyfindeyiz malum...
(...)
http://www.milliyet.com.tr

Türk sinemasının en çok baş rol oynayan adamı Cüneyt Arkın, asıl adı

Türk sinemasının en çok baş rol oynayan adamı Cüneyt Arkın, asıl adı "Fahrettin Cüreklibatur" 1937 yılında Eskişehir'de doğdu. Sinema ile tanışması bir derginin 1964 yılında açtığı yarışma ile odu. Cüneyt Arkın çevirdiği karete filmleriyle, polisiye filmleriyle tanılır. 1976 yılında "Şahin" filminde ilk yönetmenlik denemesini gerçekleştirdi. Cüneyt Arkın çevirdiği Malkoçoğlu, Kara Murat filmleriyle sinema izleyicilerinden tam not aldı ve bu filmleri günümüzde bile büyük bir sevgiyle izleniyor.

************************

Bir Tv kanalında zindeliğini, bugünkü enerjisini günde 3 baş soğan ve 1 baş sarımsak yemesine borçlu olduğunu söylemiş; ben izleyemedim söyleyenlerin yalancısıyım...
Sonra eklemiş: "Ama şimdiki sarımsaklarda eski tad yok diye.." Usta oyuncuyu sarımsağın ocağı Taşköprüye davet ediyoruz; sarımsağın nasıl olduğunu, tadını görmesi için... Hazır 1-4 Eylül tarihleri arasında yapılacak 19. Kültür ve Sarımsak Festivalimiz de yakında... O'nun için de o kadar yol tepilir mi derse sitemizle iletişim kurması halinde gönderebiliriz. Ustamıza saygılarımızla...

sarimsak3a.jpg

BASIN'da Sarımsak: İlki Bizden

"SARIMSAK ÜSTÜNE ÇEŞİTLEMELER"
_____________________________________________________

"sarımsak" veya "sarmısak" olarak yazılan bu güzide sebze mi desek gıda maddesi mi desek işte kokulu... deyişlerde de sık sık adı zikrolunur. Örnek; gelin eylemişler bu vatandaşı, kırk gün kokmamış.
".ikiyle Sarımsak Dövmek." (Deyim /Anlamı : Bekarlık, Abazalık. )
Anası sarımsak babası soğan. Ne olur ondan doğan? ... bir atasözü.)
Her sarımsak yiyene, nefesi olur tanık ! (MEVLÂNA )
Sarımsağı hesap eden, paça yiyemez. (Ya da “Sarımsağı hesap eden,paçayı yiyemez... Sözün tamamı ise: "Sirkesini sarımsağını sayan paçayı yiyemez.")
Sarımsak da acı, amma evde lazım bir dişi.
Sarımsak içli dışlı,soğan yalnız başlı.
sarımsağı gelin etmişler kırk gün kokusu çıkmamış... "insanlar kötü yanlarını kolay kolay belli etmezler, haklarında yargıda bulunmakta acele edilmemelidir." Ya da “sarmısağı gelin etmişler kırk gün kokusu çıkmamış" şeklinde söylenegelen atasözü. insanların çabucak tanınamayacağını belirtir. canım cicim olduğunuz dünya güzeli sevgiliniz evlendikten birkaç yıl sonra şirret bir acuzeye dönüşebilir vb.Şöyle de söylenir kimi yerlerde bu söz:
sarımsakla soğanı evlendirmişler, kırk gün kokusu çıkmamış...
Sofu soğan yemez, bulunca sapını komaz.
Bir de ikiz kardeşi soğanla tamamlayalım çeşitlememizi... "Soğanın acısını yiyen bilmez, doğrayan bilir." Demişler; sarımsağın acısını ise yiyen bilir...

*** *** ***

"Kıyamet çağı gelende,
"Gök demir olur kalır, yer bakır olup kalır;
"Hakanlar, hakanlara, düşmanlık içre kalır,
"Uluslar, ulusları, boğmağa hazırlanır,
"Parça, parça olarak, katı taşalar ufanır,
"Katı ağaçlar ise, yumuşayıp uzanır,
"İnsanların boyları, ancak bir karış kalır,
"İnsanların dizgini, küçükülr, çok kısalır,
"Bey ile soysuzları, kimse ayırmaz olur,
"Babalar, çocukları, bilmez tanımaz olur,
"Çocuklar, babaları, tanımaz saymaz olur,
"Sarımsak başta biter, yerlerde bitmez olur,
--------------------------------------------
"Altın öyle büyür ki, at başı ölçmez olur,
"En iyi yemekleri, hiç kimse yemez olur,
"Yerden altınlar çıkar, hiç kimse bakmaz olur,
"Dünyada insan kalmaz, altın alınmaz olur! (TÜRK MİTOLOJİSİ)
Burla Hanın oğluna olan sevgisini bu sözlerle dile getirir :
“Oğul oğul au oğul! Ortacım oğul!
Karşu yatan kara tağım yükseği ogul!
Karannulıca gözlerim aydını oğul!
Sam yelleri esmedin, Kazan, kulağım çınlar.
Sarımsak otun yemedin, Kazan, içüm göyner.
-------------------------------------------
Sarı yılan sokmadan ağca tenüm kalkar, Şişer.
Kurumışça köksimde sütim oynar.
Yalnuzca oğul görünmez, bağrını yanar.
Yalnuz oğul haberin, Kazan, degil mana ! (Kitab-I Dede Korkut'tan)

AŞÇI
Neler neler geçti bu garip baştan
Dul kalınca yüzüm gülmedi gitti ,
Kesildim ekmekten,kesildim aştan,
Karnım tıka basa dolmadı gitti.

Kap kacak aradım durdum mutfakta,
Menemen pişirdim çinko tabakta,
Yumurta yapıştı,biber ayakta,
Domates suyunu salmadı gitti.

Kumpir aldım şöyle koca tas gibi,
İnce ince kıydım onu süs gibi,
Patates yağının sanki küs gibi,
İkisi yan yana gelmedi gitti.

Vurunca tokmağı kırdım havanı,
Fırladı sarımsak deldi tavanı,
Cücüklettim iki çuval soğanı,
Evde sebze meyve kalmadı gitti.

Sever idim canlı balık işini,
Tava elde bekler iken leşini,
Oynattı kuyruğu dikti başını,
İnat etti hınzır ölmedi gitti.

Aşure pişirmek aklıma esti,
İki kaşık yiyen bir hafta kustu,
Verdiğim komşular selamı kesti,
Kimseler kapımı çalmadı gitti.

Yiyince hormonu değişti huyu,
Bir çilek doyurdu koskoca köyü,
Dolapta uzadı hıyarın boyu,
Bu işleri aklım almadı gitti.

Ateşte durdukça imambayıldı,
Patlıcan toplandı kıyma yayıldı,
Rasimim dünyada namım duyuldu,
Üzerime aşçı gelmedi gitti.

("Aşçı" Şiiri/ Rasim Köroğlu http://www.rasimkoroglu.net/siir/asci.htm)

Benden bu kadar... Devamını sarımsak severler ve üretenler tamamlasın... Adres mi? Çok kolay "Anasayfa" nın hemen altında.... Bekliyoruz. İsterseniz Konuk defterimiz de var...

Esintiler

Tıpta
Sarmısak Kokusu

Sarmısağa kokusunu veren 'allicin' adlı kimyasal madde kobaylar üzerinde yapılan denemelerde kanserli hücreleri öldürdü. Doktorlar şimdi sarmısak ilacı için çalışıyor

BBC - LONDRA - Sarmısağa kokusunu veren kimyasal, kansere karşı kullanılma yolunda. 'Allicin' adlı kimyasal, zehirli olmasına rağmen yendiğinde zararsız bir şekilde çözülebiliyor. Sarmısak dişlerinde normalde bulunmayan bu kimyasal, dişlerin arasındaki eklem kısımlarında bulunan 'alliinase' enzimi ve 'alliin' kimyasalının birleşmesiyle oluşuyor. Yemek piştiği sırada kırılan sarmısak dişinde, eklem kısımlarında bulunan zar da parçalanarak allicin üretimine yol açıyor. İsrail'deki Weizmann Enstitüsü araştırmacıları, bu zehirli reaksiyonu kobaylarda, mide tümörüne karşı gerçekleştirdi. Alliinase ve alliin enzim ve kimyasalları, kan dolaşımına bırakılarak kanserli hücreleri tespit etti ve öldürdü. Yöntemin geliştirildiğinde her kanser tipine uygulanabileceği belirtildi.

******************

Antibiyotikten
Daha Etkili

AA - ANKARA - Sarmısakta bulunan bir madde, antibiyotiklere dirençli bakterilerin düşmanı çıktı. 'Journal of Biomedical Science' dergisindeki habere göre, Britanya Doğu Londra Üniversitesi'nde uzmanlar, sarmısakta bulunan 'allicin' maddesinin, en etkili antibiyotiklere karşı direnç gösteren bakteri gruplarını öldürdüğünü belirledi. Şimdi 'allicin' içeren ilaçların, hastanelerdeki tehlikeli stafilokok enfeksiyonlarını azaltıp azaltma- yacağı araştırılacak.

****************

Sarmısağın Faydası

Hakkında dünya kongresi düzenlenen tek besin olan sarımsak, 50 üniversite ve enstitüde de araştırmalara konu edilmiş. Sonuç: Kansere düşman, kalbe dost. Eğer kokusundan rahatsız oluyorsanız hapları da sağlıklı yaşamın hizmetinde

Çok uzun zamandır, halk arasında bir ilaç olarak kabul edilen sarmısağın, yalnızca bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve soğuk algınlığını geçirmeye yardımcı olduğu düşünülüyordu. Ama son zamanlarda üst üste yapılan bilimsel araştırmalar, artık sarmısağın, kanseri engellemede kanıtlanmış etkisi ve alternatif kanser terapisinde, çok değerli bir yardımcı faktör olduğunun altını çiziyor. Aslında, bu yıllar geçtikte daha da genişleyen araştırmanın ilk bölümü, 1950'li yıllarda Japonya'da başladı. Japonya, sarmısağı ilaç olarak kullanan ülkelerden biriydi. 1954'te, bir Alman araştırmacı, sarmısak uzmanı olan Manji Wakunaga ile işbirliği yaptı. İkisi birlikte, organik olarak, çok kuvvetli bir sarmısak yetiştirme yöntemi başlattı. Japonya, Hokkaido'nun bakire ormanlarında kullanılan bu yöntem, böcek öldürücüler, kimyasal tohum tedavisi ve organik olmayan gübreler içermiyordu. Wakunaga sonradan, 20 ay süren, soğukla bekletme işlemini mükemmelleştirdi. Bu işlemle, sarmısağın o doğal kötü kokusu yok ediliyor, şifa veren özellikleri ise güçlendiriliyordu. Sonuç ise Kyolic Aged Garlic Extract (Kyolic Dinlendirilmiş Sarmısak Özü) idi. Wakunaga bundan dolayı, 1991'de Japon hükümetinden özel bir sanayi ödülü aldı. Ürün şimdi yaygın olarak, likit, tablet veya kapsül şeklinde satılıyor. Ama tabii, taze, çiğ ve tam bir sarmısak yemek varken, neden bir sarmısak tableti alınsın ki diye sorulabilir? Çünkü, kanıtlar, soğukta bekletme işlemiyle, sarmısağın tıbbi özelliklerinin gerçekten de güçlendirilebileceğini gösteriyor. Mide kanseri riskini yarıya indiriyor Somut bilgi gerekirse, dinlendirme işlemi, sarmısağın sert, tahriş edici ve toksik bileşimlerini ve kuvvetli kokusunu ortadan kaldırıyor. Ayrıca da, belirli bileşimleri (alliin ve allicin gibi), değerli, güvenilir ve sabit bileşimlere (thioallyl gibi) çeviriyor. Kyolic'in araştırma ve geliştirme beslenme uzmanı Brenda Lynn Petesch, "Bu bileşimler, sarmısağın müessir maddelerinin, aktive olmuş, önceden hazmolmuş ve etkin formlarını temsil ediyor" diyor. İşte zaten Wakunaga da, elindeki bu gerçeklere dayanarak ürününe Kyolic adını vermişti. (Kyolic, Japonca kyo'dan ve İngilizce sarmısağın bileşiminden meydana geliyor. Kyo 'güçlü' demek. Garlic de sarmısağın İngilizcesi). Petesch, sarmısağın şifalı olduğu iddialarının, insan, hayvan ve hücre çalışmalarıyla desteklendiğini söylüyor. Sarmısak tüketiminin yüksek olduğu Çin ve İtalya'daki yeme alışkanlıklarıyla ilgili araştırmalar, sarımsağı çiğ olarak fazla tüketen insanlarda, mide kanserinin yüzde 50 oranında azaldığını gösterdi. Örneğin Çin'in Cangshan ilçesinde yaşayanlar, her gün 20 gram sarmısak yiyor ve Çin'de mide kanserinden ölüm oranları içinde en düşük orana sahipler. Buna karşın, Qixia ilçesinde oturanların, ki en az sarmısak burada tüketiliyor, mide kanserinden ölüm oranları tam 13 kez daha yüksek. Hayvanlarda yapılan çalışmalar ise sarmısak özünün, meme, mesane, cilt ve kolon kanserlerinin büyümesini durdurduğunu ve yemekborusu, mide ve akciğer kanserleri söz konusu olduğunda da, habis tümörlerin başlamasını engellediğini göstermiş. Bağışıklık sistemini canlandırıyor İnsan hücre kültürleriyle yapılan çalışmalar ise sarmısağın, meme, cilt ve sinir kanseri hücrelerinin gelişmesini önleyebileceğini gösteriyor. Ayrıca Japonya'da National Medical Center Hospital'da yapılan bir çalışma, sarmısak özünün (B1 ve B12 vitamini ve karaciğer özüyle birlikte) hastaların yüzde 70'inde 'ortalama olarak etkili' bir yanıt meydana getirdiğini göstermiş. Sarmısak, baş ve boyun tümörü olan hastalarda, anoreksia (hiçbir şey yemeyerek aşırı zayıflamayla karakterize bir beslenme hastalığı) ve yorgunluğu, radyasyon ve kemoterapinin yan etkilerini azaltmakta ve Doxorubicin adlı bir kanser ilacının, kalp üzerindeki toksik etkisini azalmakta yardımcı olmuş. Araştırmanın başındaki Minoru Toriyama'ya göre, sarmısak ayrıca 'hastanın, hastalığına karşı savaşma isteğini de artırmış.' Petesch'e göre de, 'Kyolic Dinlendirilmiş Sarmısak Özü', kimyasal karsinojenlerin hücrelerden dışarı atılmasını hızlandırarak, DNA' yı karsinojenik hasardan koruyor ve vücudun zehirlerden arındırılmasını sağlayan enzimlerin aktivitesini de güçlendirerek ve bağışıklık sisteminin canlılığını yükselterek, bu antikanser etkileri meydana getirebiliyor. Sarmısak ayrıca, yerfıstığında ve bazı tahıllarda bulunan bir mantar türü olan aflatoksin'in toksik etkilerini bloke ederek, DNA'yı da koruyor. Oysa sarmısak olmasa, bu aflatoksin, genetik mutasyonları (değişimleri) hızlandıracak bir madde. Kanın pıhtılaşmasına karşı Kyolic sarmısağın klinik kullanımı üzerine yapılan araştırmalar, bugüne kadar, tüm dünyada 50 üniversite, hastane ve enstitüde gerçekleştirilmiş. Bu arada, merkezi Japonya'da olan Wakunaga Pharmaceutical Co. Ltd.'de 20 doktor, yıllık 10 milyon dolar araştırma bütçesiyle, araştırmalarını sürdürüyor. Petesch, Kyolic'in diğer kanıtlanmış yararları arasında, enerji üretilmesini sağlamak, kandaki serbest radikallere karşı bedeni korumak, karaciğeri zehirlerden arındırmak ve korumak, radyasyon sonucu meydana gelen bağışıklık baskılanmasını en aza indirgemek, Candida albicans adlı mantarın gelişmesini önlemek, stres hormonlarının salgılanmasını azaltmak, bağırsaktaki yararlı bakterilerin düzeyini yükseltmek ve gereksiz kan pıhtılaşmasını önleyerek kalbi korumak da olduğunu belirtiyor. 1980'li yılların sonlarında, sarmısağın antikanser etkileri üzerine o kadar çok rapor yayımlandı ki, bilim adamları, sarmısakla ilgili ilk dünya kongresini organize etti. 'First World Congress on the Health Significance of Garlic and Garlic Constituents', yani 'Sarmısak ve Sarmısak Bileşenlerinin Sağlığa İlişkin Önemi' üzerine İlk Dünya Kongresi. Ve kongre şu görüş vurgulanarak sonuçlandı: "Pişmiş sarmısak, sarmısak yağı, çiğ sarmısak suyu, sarmısak tozu ürünleri ve kuru sarmısak özü gibi çeşitli şekillerdeki sarmısak, kalp-damar hastalıkları ve kanser risklerini azaltarak yarar sağlayabilir." Yeni bir çalışma ise, sarmısak bileşenlerinin onkojenez'in (tümör oluşumu) başlama ve ilerleme evrelerini önlediğini ve buna ek olarak, bağışıklık sisteminin tümörlere olan yanıtını güçlendirdiğini gösteriyor. Daha açık olarak, sarmısak özünün, doğal öldürücü hücre aktivitesini güçlendirdiği, yardımcı/bastırıcı T hücreleri arasındaki terapötik oranı düzelttiği, makrofajları daha çok aktiviteye karşı stimüle ettiği (uyardığı) ve lemfositlerin, tümörlere karşı daha da sitotoksik (hücre öldürücü) olmalarını sağladığı görülüyor. Sarmısak hapı seçerken Sarmısak ayrıca, kanser hücrelerinin, kan damarlarının yüzeyine yapışmalarını da önlüyor, dolayısıyla da metastaz oluşumunu engelliyor olabilir. Bu yüzden de, kanseri olan herkes, sarmısaktan yarar görebilir. Yalnız, piyasada bulunan sarmısak haplarının birçoğu, antikanser özellikler içeren uçucu yağlardan arındırılmışlardır, bu yüzden, sarmısak hapı seçerken, bu bilgilere dikkat etmeli. Sarmısağın faydalarına dünyaca ünlü Mayo Clinic de dikkat çekmiş. Beslenme Uzmanı Dr. Donald Hensrud, mucize bitki olarak tanımlanan sarmısakta, çok miktarda A ve C vitamini ile potasyum, fosfor, sülfür, selenyum ve çeşitli amino asitlerin bulunduğunu belirtip yararlarını şöyle sıralıyor: · Kolesterolü yüzde 9 oranında azaltır. · Sarmısak ve soğanda bulunan sülfür bileşimleri, kanın pıhtılaşmasına yardımcı olan elementleri daha kaygan ve daha az yapışkan hale getirerek, kan akışını bloke eder. Kalp krizine ve felce yol açan pıhtıların oluşumunu engeller. Atardamar duvarlarında biriken yağ atıklarının oluşumunu azaltır. · Doğal bir antibiyotik işlevi görerek, bulaşıcı mikropların sıcak dokularda yaşamlarını sağlayan enzimlerin hareketlerini bloke eder. · Su ve yiyeceklerden emilerek kansere yol açan nitrosamin oluşumunu engeller. Bu nedenle sarmısak ve soğan tüketiminin yüksek olduğu bölgelerde, bazı kanser türlerine yakalanma riski daha azdır. *** Bedenin sağlık cevherleri Kan şekerinin kontrolünde önemli bir rol oynayan krom, bağışıklığı güçlendiriyor. Bir eser element olan bakır, hem enfeksiyonlara karşı direnci artırıyor hem de vücudu temizliyor. Germanyum kanserli hücrelerin yaşamını zorlaştırıyor, metastazı azaltıyor. KROM Krom hapları (ya chromium picolinate, ya da chromium polynicotinate) insanların, normal tiroid fonksiyonlarını yeniden kazanmalarına yardımcı olabilir ve bu da tiroid fonksiyonunu destekleyebilir. Krom, glikoz tolerans faktörünün (GTF) bir bölümünü oluşturur. GTF, kan şekeri düzeyinin kontrolünde yardımcı olan bir moleküldür. Aslına bakarsanız, kromun kendisi bir elementten çok, bir hormon gibi hareket eder. Diyabetikler (şeker hastaları) nedense, kromdan, etkin olarak GTF üretiminde pek başarılı olamıyor, bu yüzden de kromu, GTF halinde almalıdırlar. Kan şekeri düzeyinin daha iyi düzenlenmesine yardımcı olabilecek herhangi bir madde, sonuçta bağışıklık fonksiyonunu güçlendirir ve kansere direnci artırabilir. Çünkü şeker, 'kötü' eikozanoid'lerin oluşumunu teşvik eder, bunlar da kanser gelişimini körükler. Amerika Birleşik Devletleri, krom yetersizliği çeken bir ulus olarak ortaya çıkıyor. Muhtemelen bunun nedeni, rafine edilmiş tahıl ürünlerinin aşırı kullanımı. Bir çalışmada, Asya'da yaşayan insanların kanlarındaki krom oranı, Amerikalılara oranla ortalama 4.5 kat fazla çıkmış. Beyaz şeker ve beyaz un gibi rafine gıdalar, rafine edilme işlemleri sırasında krom kaybolduğundan, bu element açısından aşırı fakir. Örneğin tahıllarda, krom, dıştaki kepek bölümünde bulunuyor ve bu da beyaz un üretimi sırasında kaybediliyor. Bu koşullarda, bir de üstüne üstlük bir durum meydana geliyor, çünkü bedenimizin krom ihtiyacı, kan şekeri düzeyiyle orantılı olarak artıyor. Bu yüzden de, basit şekerlerin fazla alınması, bedenin kromdan mahrum kalmasına neden oluyor. Ayrıca, aşırı demir alımı (kırmızı et ve demir haplarından dolayı) idrarda aşırı krom kaybına neden olarak, bedendeki krom düzeyini düşürebiliyor. BAKIR Bu eser element, antikor-oluşturan hücreler, T yardımcı hücreleri ve makrofajlar da dahil birçok bağışıklık hücresi türünün, sağlıklı bir şekilde fonksiyon yapması için elzem. Tüm bu hücreler ise bedenin kendini kansere karşı savunmasında çok yardımcı olabiliyor. Bakır, birçok önemli enzim için, bir kofaktör olarak görev yapıyor. Bedenin enerji veren (oksidasyon) reaksiyonlarını hızlandıran bu enzimlere, 'cuproenzimler' deniyor. Bakır, iyileşme işlemleriyle, belirli toksinlerin bedenden atılmasıyla (pürinler), bağdokularının korunmasıyla ve kırmızı kan hücrelerinin oluşmasıyla çok yakından ilişkili. Bu elementin yetersizliği, enfeksiyonlara karşı daha düşük dirençle ve enfeksiyondan sonra da yaşam süresinin kısalmasıyla sonuçlanıyor. Bakır ayrıca, enflamasyonu da etkiliyor. Gereğinde bu işlemi uyarıyor, gereğinde kısıtlıyor. Çinkoyla da yakın bağı var. GERMANYUM Bu çok farklı eser element, hem sağlıklı hücrelerin, hem de kanserli hücrelerin, oksijene kolay ulaşmalarını sağlıyor. Kanser hücreleri de, oksijenin bol olduğu ortamlarda yaşayamıyor. Bu bileşimlerden biri olan, germanyum sesquioxide, tümörlerin büyümesini engelliyor ve laboratuvar hayvanlarında, yaşam sürelerini belirgin biçimde uzatıyor. Japonya'da yapılan büyük bir araştırmada, ameliyat edilemez durumda akciğer kanseri olan ve kemoterapi ve/veya radyasyon tedavisi yanında, germanyum'la da tedavi gören hastaların, özellikle de, küçük hücre akciğer karsinoması olan hastaların, tedaviye daha iyi yanıt verdikleri ve yaşam sürelerinin uzadığı görülmüş. Hem de, sadece metastazların sayısı azalmakla kalmamış, hastalar, ilaç veya diğer tedavilerin yan etkilerinin azalmasıyla, yaşam kalitelerinin de arttığını belirtmiş. *** Kanserin tekrarını engelleyen vitamin: A Yağda eriyen ve temel olarak 'retinol' halinde bulunan A vitamininin, birçok araştırmada üst üste, bağışıklık hücrelerinin, tümör hücrelerine karşı aktivitesini güçlendirdiği ortaya çıkmış. Buna göre, A vitamininin en büyük yararı, genel olarak kanseri veya kanserin tekrarlamasını engellemesi. Accutane (13-cis-retinoik asit), A vitamininin farmasötik bir türevi. 'Baş ve boyun squamöz hücre karsinoması için tedavi gören hastalarda, ilk orijinal tümör tipinin tekrarlamasını önlememesine karşın, birincil tümörlerin ikinci kez oluşmasını önlemede etkili olduğu' kanıtlandı. Akciğer kanserine etkisi Bir çalışmada da, tedavi edilemez bir tür akciğer kanseri (metastatik, squamöz hücre akciğer karsinoması) olan dokuz erkeğe, başka hiçbir ilaç tedavisi uygulanmaksızın, A vitamini palmitate veya 13-cis-retinoik asit (A vitamininin bir şekli) verildi. 15 ay sonra, erkeklerin bağışıklık fonksiyonları daha iyi çalışıyordu ve tümöre karşı savaşta belirgin bir ilerleme kaydedildi. ABD Tucson'da Arizona Kanser Merkezi Üniversitesi'nden Frank Meyskens, Jr.'ın yaptığı bir araştırma, A vitamininin, BCG enjeksiyonlarıyla (Bacillus Calmette -Guerin, tüberküloza karşı yaygın olarak kullanılan bir aşı) kombine edildiğinde, birinci ve ikinci dönem habis melanomaya karşı koruma sağladığını ortaya çıkarmış.

Oya ÖZDİLEK (Radikal; 28 Haziran 2001)

Sabah Gazetesi 10.12.2002
ÇİN MALINI 37 PLAKALI KAMYONA YÜKLÜYOR, PAHALIYA SATIYORLAR

Bu sarmısaktan kötü kokular geliyor

Sarmısağıyla dünyaya ün salan Taşköprü'de üretim düşünce Çin'den ithalat başladı. Ancak ithal ürün 37 plakalı kamyona yüklenip 'Taşköprü' diye satılıyor

Türkiye'nin sarmısağıyla ünlü ilçesi Taşköprü, üretimdeki düşüş nedeniyle ülkeye ürün yetiştiremeyince, Türk zekası, Çin'in kalitesiz sarmısağını 'Taşköprü sarmısağı' diye pazarlamaya başladı. Kastamonu'nun 37 plakalı kamyonlarına Çin'den ithal ettikleri sarmısağı yükleyerek, büyük şehirlerdeki market ve manavlara satan ithalatçılar, kilosunu 2 milyon 700 bin lira yerine 3 milyon 850 bin liraya satarak haksız kazanç elde ettiler.

İlginç pazarlama yöntemi, sarmısağın kilogramının 9 milyon liraya çıkması üzerine görüştüğümüz Reis Gıda'nın Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis'in yakınmasıyla ortaya çıktı. İki yıl önce Taşköprü'de 1 milyon dolarlık yatırımla sarmısak işleme fabrikası kuran Reis, dünyaca ünlü Taşköprü sarmısağının kimliğinin kaybolduğundan yakınarak, "Dünyanın en kaliteli sarmısağını yetiştiren Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinden gelen kamyonlara, Çin'den gelen ucuz sarmısağı yükleyip herkesi kandırıyorlar. Çin'in sarmısağı iridir ve çok düzgün görünümlüdür. Ancak lezzeti Taşköprü'nünkini tutmaz. Üstelik daha ucuzken Taşköprü fiyatına satılıyor" dedi.

Kastamonu'nun Taşköprü ilçesi demir ve kükürt oranı yüksek kumlu toprağı nedeniyle dünyanın en iyi sarmısağını yetiştirmekle tanınıyor. Diğer sarmısakların üç ay içinde tüketilmesi gerekirken Taşköprü'de üretilenler 8 ay lezzetini koruyor. Türkiye'nin toplam sarmısak üretimi 20 bin ton. Bunun 12 bin tonu Taşköprü'den, geri kalanı Maraş ve Babaeski'den sağlanıyor. Türkiye 2 yıldır yaklaşık bin ton sarmısağı da Çin ve İran'dan ithal ediyor.

İsrail, İtalya, İspanya, Fransa, Almanya ve ABD, Taşköprü sarmısağını özellikle talep eden ülkeler. Almanya'daki sarmısak işleme fabrikalarının sayısı her yıl artıyor. ABD'de "mucizevi bitki-beyaz altın" diye tanımlanan sarmısak için "Bir diş sarmısak, doktoru uzak tutar" deniyor. Ve ABD halkı 1 yılda sadece 4.3 milyar adet sarmısak tableti tüketiyor. Ancak dünyanın bu kadar heyecanla tükettiği bu ürünün en iyi yetiştiği Türkiye'de tarım politikaları nedeniyle üretim her yıl azalıyor. Verim düşünce, çiftçi kilosu 1.30 dolar olan dünya fiyatlarının üzerinde malettiği ürünü ihraç edemez hale geliyor. Bu yıl Taşköprü'den 100 ton sarmısak ithal etmek isteyen ABD de sırf fiyatın yüksek oluşu nedeniyle siparişinden vazgeçti. İhracat bir yana, Türkiye'deki üretim iç pazarın ihtiyacına bile yetmeyince Çin ve İran'dan sarmısak ithal edilmeye başlandı. Taşköprü sarmısağının toptan fiyatı 3 milyon 700 bin liradan satılırken Çin'den ithal edilen 2 milyon 700 bin liradan satılıyor.

Taşköprü'de üretimin düşmesi üzerine Reis Gıda'nın Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, 100 dönümlük bir tarlada kendisi üretim yaptırma kararı almış. Bu bölgede üretimin 40-50 bin tona çıkabileceğini belirten Reis, şunları söylüyor: "Sadece Taşköprü Türkiye'nin ihtiyacını sağlayabilir. Yavaş yavaş deneme yapmaya başladık. Çiftçi Türkiye'nin doyacağı ürünleri üretemiyor. Fiyat düşer diye de üretimi artırmıyor. Evet, ben de ithalata karşıyım ama üretici dışarıdan gelen bizim ürümüzün yerine geçer diye üzülmesin, çünkü aynı kalitede değil."



ALDANMAYIN

Reis Gıda'nın piyasaya sürdüğü Taşköprü sarmısağı 'Sarmoni' markasıyla satılırken, yine aynı şirketin ithal edip pazarladığı Çin sarmısağı 'Sarlife' markasıyla satılıyor. Reis, tüketiciyi ithal sarmısağa yüksek fiyat vermemesi konusunda uyararak Taşköprü ve Çin sarmısağı arasındaki farkı şöyle anlatıyor: "Taşköprü daha küçük başlıdır. Ama lezzeti ve kokusu keskindir. 8 ay boyunca ilk günkü kalitesini korur. Oysa Çin'den gelen daha büyük ve albenili görünmesine rağmen lezzeti ve kokusu hafiftir, 3 ay içinde tüketilmelidir.

Mehmet Reis

Sabah Gazetesi 06.05.2003
Çin sarımsağı kof çıktı, ürün çöpe gitti

Çin'den ithal edilen 5 bin ton sarımsağın dörtte biri çürüyünce, çöpe atıldı. Geri kalanların büyük kısmı da maliyetinin altında satıldı

Kastamonu Taşköprü'nün 'taş gibi dayanıklı' sarımsağı dururken Çin'den sarımsak ithal ederek piyasayı kırmak isteyen ithalatçılar hüsrana uğradı. Çin'den tonu 1.000'le 1.200 dolara ithal edilen 5 bin ton sarımsağın yarısı heba oldu.

Sarımsağın yüzde 25'i soğuk hava depolarından çıkarıldıktan sonra ya çürüdü ya da filizlendi. Yüzde 25'i de Antalya ve Balıkesir'den taze sarımsak geldiği için maliyetinin altında satılmak zorunda kaldı. Sonuç: Şu anda piyasada Çin sarımsağının kilosu 2 milyona satılırken, yerli sarımsağın fiyatı 800 binle 1 milyon lira arasında. Böylece Çin'den binbir umutlarla sarımsak getiren yaklaşık 100 firmanın da para kazanma umutları suya düştü.

TAŞKÖPRÜ DE YOLDA

Türkiye'nin ilk sarımsak işleme tesisini Kastamonu'da kurarak, sarımsağı endüstriyel bir ürün haline getiren Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, Antalya ve Balıkesir'den taze sarımsak gelince fiyatların düşme eğilimine girdiğini belirterek, dayanıklı Taşköprü sarımsağı Temmuz'da piyasaya çıktığında fiyatların daha da düşeceğini belirtiyor. Reis, başta Amerika olmak üzere birçok ülkeye yaptıkları ihracatın, Türkiye'nin yıllık tüketiminin iki katı olan 100 bin tona ulaştığını vurgulayarak, şunları söylüyor:

"Biz fabrikamızda sarımsağı tamamen doğal yöntemlerle soyuyoruz. Kireç suyu gibi yöntemleri tercih etmiyoruz. Dünya artık bizim sarımsağımızın kalitesini anladı. Bazıları salamura istiyor, bazıları da ezme. Sonuçta ihracatımızın tutarı 250 trilyon liraya ulaştı. Bu gidişle daha da artacak."

Mehmet Reis


Posted: 02:21, 2006-10-11

<- Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa ->