2005-10-12 Günlük Evrensel:
2005-10-12 Günlük Evrensel:
"An gelir..." Şair ve Yazar Attila İlhan, İstanbul Maçka'daki evinde 80 yaşında vefat etti. Ben Sana Mecburum, Ayrılık Sevdaya Dahil... gibi ünlü şiirleriyle geniş kitlelerin gönlünü kazanan İlhan, 50 yılı aşkın süredir Türk edebiyatına pek çok önemli eser kazandırdı.
Hangi Atilla İlhandır ölen? Attila İlhan, 1940 Kuşağı denilen kavgacı toplumcu kuşaktandı. Tam yeni tartışmaların eşiğinde çekip gitmesi yorgunluğundan değil. "40 Karanlığı"nı herkesin kendi üslubuyla aştığını göstermişti.
An gelir... Şair ve Yazar Attila İlhan, İstanbul Maçkadaki evinde 80 yaşında vefat etti. Ben Sana Mecburum, Ayrılık Sevdaya Dahil... gibi ünlü şiirleriyle geniş kitlelerin gönlünü kazanan İlhan, 50 yılı aşkın süredir Türk edebiyatına pek çok önemli eser kazandırdı. Attila İlhanın cenaze töreni bugün saat 11.00'da AKM'de Sanatçının daha sonra cenaze namazı öğle namazına müteakip Teşvikiye Camii'nde kılınacak. Ünlü Oyuncu Çolpan İlhan'ın ağabeyi İlhan, İzmir'in Menemen ilçesinde 1925 yılında doğdu. İzmir Atatürk Lisesi’nde öğrenciyken "Ceza Yasasının 141. maddesine aykırı eylemde bulunma" savı ile tutuklandı ve 1941 yılının Şubat ayında okuldan ihraç edildi. Söz konusu eylem, İzmir Atatürk Lisesi 1. sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleri idi. Danıştay'da açılan dava sonunda öğrenim hakkına konan yasak kaldırılınca İstanbulda Işık Lisesine girdi. Ortaöğrenimini bu okulda tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı. 1949 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nâzım Hikmeti kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Parise gitti. Bu harekette aktif rol oynadı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan birçok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Sansaryan sorgulamaları Türkiyeye döndükten sonra başı sık sık polisle derde giren, Sansaryan Handa sorgulanan Atilla İlhanın yaşadıkları, ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. 1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı kovuşturmaya uğrayınca Parise tekrar giden Attilâ İlhan Fransızcayı ve Marksizmi bu yıllarda öğrenir. 1950'li yılları İstanbul-İzmir-Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başlar. Sinemayla olan ilişkisi de bu dönemde Vatan gazetesinde yazdığı sinema eleştirileri ile başlar. 1957'de Erzincanda askerliğini yaptıktan sonra, tekrar İstanbul’a dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Onbeşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Ali Kaptanoğlu adıyla yazdığı senaryolar arasında; Şoför Nebahat, Yalnızlar Rıhtımı, Devlerin Öfkesi... gibi filmler de vardı. Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döndü. Babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemi başladı. İzmirde kaldığı sekiz yıl içinde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler serisinden; Bıçağın Ucu yayınlandı. 1968'te evlendi, 15 yıl evli kaldı. Fena Halde Leman 1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak'ı Ankara'da yazdı. 81'e kadar Ankara'da kalan yazar, Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti. Gazetecilik serüveni Milliyet ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1970'lerde Türkiyede televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya dönüş yapmıştı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar, Yarın Artık Bugündür ve Yıldızlar Gece Büyür, halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu. Geride, Duvar, Sisler Bulvarı, Ben Sana Mecburum, Böyle Bir Sevmek, Ayrılık Sevdaya Dahil, Kurtlar Sofrası, Sırtlan Payı, Fena Halde Leman, Abbas Yolcu, Hangi Sol, Faşizmin Ayak Sesleri, Batının Deli Gömleği, Yanlış Erkekler Yanlış Kadınlar, Allah'ın Süngüleri... ve daha pek çok yapıt bırakan Atilla İlhan, 1996 yılından beri köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesinde sürdürüyordu.
Hangi Atilla İlhan’dır ölen? Sennur Sezer / sennursezer@yahoo.com Attila İlhan ölmüş ajanslara göre... Pazartesiyi salıya bağlayan gece ... Belki gece yarısından sonra. “ölüm birden boşalmasıdır insanın kendisinden / gizli titreşimler uçar belki boşlukta sesinden”. Daha önceden bildirmişti neler duyacağını. O aslında yüreğimizin telini titreten bir lirikti. Ama bu lirizme kapılıp gitmemizi önleyen, göstermeci bir yanı vardı. Öğreten. Söylememiş miydi: görünmez bir mezarlıktır zaman şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiir söyleyerek kim duysa / korkudan ölür -tahrip gücü yüksek- saatlı bir bombadır patlar an gelir attilâ ilhan ölür İnanmadık... İnanmadım. Attila İlhan nasıl kalabalık bir şairdi. Romanlar, kavga yazıları , şiirler... Senaryolar, televizyon söyleşileri. Tutkunları olan bir şair ve yazardı. Günlük dilde “Attila İlhan’kolik”ler vardı. Şöyle sorular soruyorlardı: şapkasız görsek tanıyabilir miyiz? ilk ödül aldığı şiiri hangisidir? kullandığı takma isimler nelerdir? yazdığı senaryolar hangileridir? neden yazılarında hiç büyük harf kullanmaz? şiire getirdiği yenilikler nelerdir? uzun süre danışmanlık yaptığı yayın evi hangisidir? hangi televizyon dizilerinin senaryolarını yazmıştır? “aynanın içindekiler” kaç kitaptan oluşur? istanbul’da hangi pastahanenin adı onunla anılır? bunun nedeni nedir? gezi notlarını yazdığı kitabı hangisidir? anılar ve acılar dizisi hangi kitaplardan oluşur? üçüncü şahsın şiiri’ni nasıl okuruz? Gençlik işte... Ben onu bir aşk şairi olarak tanıdım. Arkadaşlarımın Pia’yı gözleri dolarak okuduğu yıllarda. Yüreğimin teline dokunduğunu duydum, reddettim. Beni bir seyyar satıcının şiiriyle inandırdı büyüklüğüne. Acı acı gülümseterek. Sonra o çapkın, o serdengeçti tavrını yüreğimizi, başımızı koyduğumuz sorunları yazarken de sürdürdü: toplumcularız karakollarda açtık gözümüzü verirse halklar verir tarihte hükmümüzü Biliyorsunuz işte, tam seksenindeydi. 1925 yılında Menemen ilçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı, gazete ve dergilerde çalıştı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığından Ankara’da Bilgi Yayınevi Danışmanlığı’na geldi (1973-1980). Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığını sürdürdü (1968- ) (Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz, Güneş, Meydan) 1950’li yıllarda Vatan Gazetesi’nde sinema eleştirileri yazdı, senaryo yazarlığına başladı. Senaryolarında Ali Kaptanoğlu adını kullandı. Belli başlı filmleri: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon). Senaryosunu yazdığı Sekiz Sütuna Manşet (6 bölüm) 1982’de, Kartallar Yüksek Uçar (12 bölüm) 1984’te, Yarın Artık Bugündür 1986’da, Yıldızlar Gece Büyür (16 bölüm) 1992’de, Tele-Flaş (13 bölüm) 1993’de TV dizisi olarak oynandı.. İlk şiiri “Balıkçı Türküsü”, Yeni Edebiyat gazetesinde çıkmıştı (sayı: 23,1.10.1941), ilk düzyazısı ise (Kültürümüz Üzerine Düşünceler) Balıkesir’de yayınlanan Türk Dili Gazetesi’nde (29.10.1944). Duvar kitabına aldığı “Cabbaroğlu Mehemmed” şiirinin 1946 CHP Şiir Yarışması’nda ikincilik almasıyla tanındı. Şairliğinin ilk on yılını, destan boyutlarıyla ve duygusal, gergin bir hava içinde, İkinci Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı saran bezginlik çöküntülerini yansıtmaya adamıştı. 1955’ten başlayarak toplumcu kollayışı bırakmamakla birlikte tek insanın duygu dünyasından kesitler verdi; artistik abartmalarla ve yerli dünya görüşüne de yaslanarak, bireysel temaları işledi. Aynı gerginlik ve gerilim kendine özgü bir söz dizim ve hazinesiyle at başı, çarpıcı benzetmelerle zenginleşmiş romanlarında da görülür. Eleştiride toplumcu gerçekçilik ilkelerine bağlı kaldı.. Şiir kitaplarını şöyle bir hatırlayalım: Duvar (1948), Sisler Bulvarı (1954),Yağmur Kaçağı (1955), Ben Sana Mecburum (1960), Bela Çiçeği (1962), Yasak Sevişmek (1968), Tutkunun Günlüğü (1973), Böyle Bir Sevmek (1977), Elde Var Hüzün (1982), Korkunun Krallığı (1987), Ayrılık Sevdaya Dahil (1993). Romanlarını da: Sokaktaki Adam (1953), Zenciler Birbirine Benzemez (1957), Kurtlar Sofrası (1963/64), Bıçağın Ucu (1973), Sırtlan Payı (1974), Yaraya Tuz Basmak (1978), Fena Halde Leman (1980), Dersaadet’te Sabah Ezanları (1981), Haco Hanım Vay (1984), O Karanlıkta Biz (1988). Sonra gezi notları var: Abbas Yolcu (1957). Denemeleri: Hangi Sol (1970), Hangi Batı (1972), Faşizmin Ayak Sesleri (1975), Hangi Seks (1976), Hangi Sağ (1980), Gerçekçilik Savaşı (1980), Hangi Atatürk (1981), Batının Deli Gömleği (Gazete yazıları, 1981), İkinci Yeni Savaşı (1983), Sağım Solum Sobe (Gazete yazıları, 1985), Yanlış Erkekler Yanlış Kadınlar (1985), Ulusal Kültür Savaşı (1986), Sosyalizm Asıl Şimdi (1991), Aydınlar Savaşı (1991), Kadınlar Savaşı (1992), Hangi Edebiyat (1993), Hangi Laiklik (1995),Hangi Küreselleşme (1997), Bir Sağ Kırmızı Karanfil (gazete yazıları, 1988). Ödülleri kitapları kadar kalabalık değil, “Tutuklunun Günlüğü” kitabıyla Türk Dil Kurumu 1974 şiir Ödülü’nü, “Sırtlan Payı” romanıyla da 1974-1975 Yunus Nadi Armağanı’nı kazandı. Attila İlhan, 1940 Kuşağı denilen kavgacı toplumcu kuşaktandı. Tam yeni tartışmaların eşiğinde çekip gitmesi yorgunluğundan değil. ”40 Karanlığı”nı herkesin kendi üslubuyla aştığını göstermişti. Ben onu hep diyalektiği anımsatan dizeleriyle anımsayacağım: “karşıtıyla yüklüdür her şey mutlak çözümlerden vazgeç tartışılmaz mükemmellikler ne gizli kusurlarla gelir “ Peki ama hangi Attila İlhan öldü? Romancı mı, şair mi, denemeci mi... Yoksa ebedi muhalif olan mı? Bir kadroyu yitirdik...
2002 Yılında Dergilerde Yayınlanan Şiirler
2001 Yılında Dergilerde Yayınlanan Şiirler
2000 Yılında Dergilerde Yayınlanan Şiirler
Aşk Şiirleri
Erotik Şiirler
İhsan Üren'in Seçtiği 100 Şiir
Abdülkadir Budak Şiirler - Söyleşiler - Yazılar
Şairlerden Şiirler, Söyleşiler ve Yazılar
için "ADANASANAT" TIKLAYINIZ
2002 Yılında Yayınlanan Şiirler
2001 Yılında Yayınlanan Şiirler
2000 Yılında Yayınlanan Şiirler
Adanalı Şairler
Aşk Şiirleri
Erotik Şiirler
Adanalı Öykücüler
Öyküler
Söyleşiler
Denemeler
Seçme Yazılar
Gazete ve Dergiler
Edebiyat Siteleri
Akatalpa Dergisi
Ezel Balkan Adanus Mektupları
Orhan Pamuk ve 'Kar' Kitabı
İhsan Üren'in Seçtiği 100 Şiir
Yusuf Yasin Hayat ve Şiir Üzerine
Vedat Günyol Yazılar ve Söyleşiler
Hulki Aktunç Söyleşiler
Abdülkadir Budak Şiirler - Söyleşiler - Yazılar
Bejan Matur Söyleşiler
Cenk Koyuncu'dan Söyleşiler
Ayşe Kulin
Baki Ayhan T.
Site Hakkında
Yaşar Kemal Söyleşiler, Yazılar, Öyküler
Şairlerden Şiirler, Söyleşiler ve Yazılar
Sabahattin Ali
Nâzım Hikmet
Attilâ İlhan
Ahmet Arif
Oktay Rifat
Melih Cevdet Anday
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Orhan Veli
Cemal Süreya
Cahit Külebi
Behçet Necatigil
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Necati Cumalı
Edip Cansever
Özdemir Asaf
Can Yücel
Arif Damar
Ece Ayhan
Ülkü Tamer
İlhan Berk
Ahmet Oktay
Hilmi Yavuz
Şükran Kurdakul
Refik Durbaş
Enis Batur
Süreyya Berfe
Ataol Behramoğlu
Nihat Behram
Ahmet Telli
Enver Ercan
Murathan Mungan
Ahmet Erhan
Lale Müldür
Turgay Fişekçi
Haydar Ergülen
Orhan Alkaya
Adnan Özer
Salih Bolat
Küçük İskender
Diğer Şairler Şairlerden Seçme Şiirler A. Kadir Abdülkadir Budak Abdülkadir Bulut Adnan Azar Adnan Özer Adnan Satıcı Afşar Timuçin Ahmet Ada Ahmet Cemal Ahmet Hamdi Tanpınar Ahmet Kutsi Tecer Ahmet Muhip Dıranas Ahmet Necdet Akgün Akova Ali Püsküllüoğlu Arkadaş Z. Özger Aydın Hatipoğlu Ayten Mutlu Aziz Nesin Barış Pirhasan Bekir Sıtkı Erdoğan Bilal Kayabal Cahit Irgat Cahit Sıtkı Tarancı Cahit Zarifoğlu Celal Sılay Ceyhun Atuf Kansu Cezmi Ersöz Didem Madak Devrim Dirlikyapan Enver Gökçe Eray Canberk Engin Günçe Faruk Nafiz Çablıbel Gülsüm Akyüz Gülten Akın Halim Yazıcı Hamdi Özyurt Hasan Hüseyin Haydar Ergülen Hicri Özgören Hilmi Haşal Hilmi Yavuz Hüseyin Ferhad İsmail Uyaroğlu Kemal Özer Kemalettin Kamu Mehmet Başaran Mehmet Hameş Mehmed Kemal Mehmet Taner Metin Altıok Metin Celal Metin Cengiz Metin Eloğlu Naim Kandemir Naşide Göktürk Necat İltaş Necip Fazıl Kısakürek Necla Maraşlı Nesrin Ödemiş Nilgün Marmara Orhan Seyfi Orhon Orhon Murat Arıburnu Özdemir Asaf Özdemir İnce Perihan Mağden Rıfat Ilgaz Sabahattin Ali Sabahattin Kudret Aksal Sabri Altınel Sadık Yaşar Salih Bolat Selma Ağabeyoğlu Şinasi Özdenoğlu Sunay Akın Şükran Kurdakul Şükrü Erbaş Tahsin Saraç Tekin Gönenç Tuğrul Asi Balkar Turgut Uyar Ulvi Nahit Akgün Ülkü Tamer Ümit Yaşar Oğuzcan Üzeyir Çaycı Yaşar Miraç Yaşar Nabi Nayır Yılmaz Erdoğan Zeynep Kurada Ziya Osman Saba
Yazarlarla Yapılan Söyleşiler,
Öyküler ve Yazılar
Rifat Ilgaz
Orhan Kemal
Erdal Öz
Tarık Dursun K.
Oktay Akbal
Ferit Edgü
Orhan Duru
Adalet Ağaoğlu
Emre Kongar
Selim İleri
Füruzan
Peride Celal
Muzaffer Buyrukçu
Duygu Asena
Aydın Boysan
Erendiz Atasü
Şebnem İşigüzel
Müge İplikçi
Cemil Kavukçu
Perihan Mağden
Cezmi Ersöz
Hasan Ali Toptaş
Faruk Duman
Sevgi Özel
Ahmet Ümit
Özcan Karabulut
Burhan Günel
Nazlı Eray
İnci Aral
Zeynep Oral
Leyla Erbil
Oya Baydar
Mehmet Eroğlu
Latife Tekin
Nezihe Meriç
Tomris Uyar
Elif Şafak
Metin Kaçan
Altay Öktem
Ayfer Tunç
Gönül Kıvılcım
Osman Akınhay
Murat Gülsoy
Memet Fuat Yazılar, Söyleşiler, Öyküler
Özdemir İnce Yazıları, Söyleşileri, Şiirleri
Fethi Naci Söyleşiler, Yazılar, Anılar
Sabit Kemal Bayıldıran Şiir Üzerine Yazılar
Semih Gümüş Yaptığı Söyleşiler ve Yazılar
Arthur Rimbaud Hayatı, Şiirleri ve Hakkında Yazılanlar
Tahsin Yücel Söyleşiler
Mehmet H. Doğan Söyleşiler ve Yazılar
Ahmet Altan İle Yapılan Söyleşiler ve Tartışmalar
Doğan Hızlan Söyleşiler ve Yazılar
Yüzyılın Türk Şiiri Antolojisi Üzerine Kopan Fırtına
Feridun Andaç Son yılların verimli eleştirmeni
Fakir Baykurt Söyleşiler ve Öyküler
Hilmi Haşal Söyleşiler, Şiir Üzerine Yazılar
Mahmut Temizyürek Şiir Üzerine Yazılar
NOKTA NOKTAM
Dün bir dosttan, uzun bir mektup aldım Beni anlatmış sana ve sen ona "Unuttum artık onu" demişsin. Hem bu sözü gülerek, Medar-ı iftihar ile söylemişsin. Unutamazsın Nokta Noktam Unutamazsın! Çünkü; unutmak için önce unutulmak gerek Oyasa ki sen, Hala bende esen, Eski kavak yelisin. Unutamazsın... Kan değil, tüküremezsin, Ruj değil, silemezsin Dişi dudaklarına, dişimle yazdığım İki heceli erkek adımı Unutamazsın Nokta Noktam Unutamazsın! Seninle biz, halâ bir kabukta İki badem içi gibiyiz. Baharsın; kokacaksın Güneşsin; yakacaksın. Sabah yatağım kadar rüyâ dolu Sabah yatağım kadar sıcaksın Unutamam Unutamazsın! Şimdilik bu kadar. Öbür mektubuma daha diyeceklerim var Darılma bana, gücenme sakın Ankara günlerinin bembeyaz ufkundan Binlerce selam sana.
Bahar başladı nokta noktam Ankara'da bahar, veriminde toprak ana Aylar var ki sana tek satır yazamadım Oysa ki şimdi mevsim bahar Ötüşlerde adın, kokuşlarda tadın var Artık yazmalıyım. Takvime baktım bu sabah, ayrılalı beş ay olmuş. Düşün ki Nokta Noktam Beş ay denilen nesne tam yüz elli gün eder. Bunca uzun ayrılıksa; İnan bana Nokta Noktam İnsanı, herşeye küskün eder. İnan bana... Dargınlığım herkese Ve tek hasretim sana Düşünüyorum... Aşıklar pazarına çıkan yolu düşünüyorum. Bu yolun sağında yükselen Her geçişinde penceresinden tebessümler gelen Bahçesinde iri yedi veren, kayısı gülleri açan evi düşünüyorum. Bir türlü gelmiyor düşüncelerimin ardı Ablan yanımda çorapsız gezerdi, Baş örtüsüz annen. Düşünüyorum... Bu mevsimde baban, Her akşam bir yerine iki içerdi. Miyoplaşınca gözleri "Şair, iç be oğlum bahar dişidir doğurur" derdi. Bahar başladı Nokta Noktam. Ankara'da bahar, Gönül ufkunda yağmur bulutları Cennet olsa artik sevmiyorum Sevmiyorum sensiz baharı...
Sen; ey yirmidört baharın en güzel süsü! Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü! Sen; ey ilk yaz akşamları kadar güzel çocuk! Sen; ey altın gözlerinin hisli dünyası! Ölümsüz bir yolculuk yaratan Sen; ey çıplak bir hançer gibi! Boylu boyunca gönlümde yatan Sen; ey herşeyim olan herşey! Son mektubunda söz verdin Tut diyorsun, unuttum Unut diyorsun, unutmak mı??? Güneş tekrar doğmayı unutabilir mi hiç? Gönül ferman dinlemez sözü unutulabilir mi hiç? Sen; ey mutlu günlerimin mutlu türküsü! Sen; ey herşeyim olan herşey!
Bu gece Yılbaşı... Başkent'de kar yağıyor Nokta Noktam Başkentte kar ve tütüyor gözlerimde Küllenmiş bir mangal gibi hatıralar Başkent'de kar yağıyor, başkent'de kar... Bu gece yılbaşı. Bilirsin ki Nokta Noktam Yılbaşında hesaplanır Çoğu zaman insanların yaşı. Bu gece yılbaşı... Tokmaklarında yirmi dört hece Eğilip üstüme sessizce Şehrin kule saati Bilir misin Nokta Noktam? Bilir misin, bilir misin ne dedi? "Şair, kutlu olsun, yaş otuz yedi." Ve bir el saçlarımdan tutarak Kalbimi sana kadar sürükledi. Bu gece yılbaşı, başkent ayakta Çalınan Tuna dalgaları komşu plâkta. Ne de kıvrak bu vals havası Başladı yine gönlümün On yıl evvel ki kanaması Ne günlerdi o günler cancağızım Ne günlerdi... Sen, on yedisinde sevgilerin sisinde Başı duman duman bir kız. Ben, yirmi üstünde Gönlü gördüğü her güzelliğe nişanlı Öylesiye bir şair, öylesiye bir delikanlı. Ne çabuk geçti zaman. Hey gidi Dünya hey... Bu gece yılbaşı Dışarıda kar yağıyor ve tütüyor gözlerimde Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar Köşede bir kırlent, kırlentde bir resim. Bartın'da bahar. Elimle yapmışım "asma köprüsünden" Kocanaz deresi Sağda, orta okul Okulda, çocukların sesi. "Çakır beylerin" elma bahcesi. Derede kayık, dümende ben. Küreklerde sen. Hava berrak, hava ılık Hava temiz Ve sularda sarmaşan gölgemiz Bu gece yılbaşı, başkent ayakta Çalınan Tuna dalgaları değil artık komşu plâkta. Gönlüm bu diyardan çok çok uzakta. Dışarıda kar yağıyor. Dışarıda kar ve tütüyor gözlerimde Küllenmiş bir mangal gibi Eski hatıralar...
Rıza Polat AKKOYUNLU
Öner Yağcı Tevfik Fikret
“Tevfik Fikret'in Tarih-i Kadim'i yok mu, işte o, dünyada yapılması gereken bütün devrimlerin kaynağıdır..."
Mustafa Kemal Atatürk
Toprağımızın aydınlanma, özgürleşme, insan olma, çağdaş olma destanının onurlarından, ustalarındandır Tevfik Fikret.
Anadolu insanının aydınlanmasına, özgürleşmesine, umudunu sürdürmesine, bağnazlığı aşıp hoşgörüyle, sevgiyle buluşmasına katkılarıyla, öncülükleriyle unutamadığımız ölümsüz bilge Nasrettin Hoca'nın; "örse çekiç vuran biziz" diyen Yunus Emre'nin; "Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır" diyen Köroğlu'nun; "Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan" diyen Pir Sultan Abdal'ın; "ferman padişahın dağlar bizimdir" diyen Dadaloğlu'nun; kısacası, halkın vicdanı, sesi, çığlığı, başkaldırısı olan tüm halk ozanlarının mirasçısı olan Fikret, düşünceleri, eylemleri, şiirleri, mücadeleci yaşamıyla bu mirası yaşadığı döneme ve sonrasına taşımayı ustalıkla başarmıştır.
Fikret'in, yaşadığı dönem Osmanlı'sındaki düşünceleri, eylemleri, şiirleri, aydın davranışıyla; Kurtuluş Savaşımızın, bağımsızlığımızın, Cumhuriyetimizin mimarı, önderi Mustafa Kemal'in hazırlayıcısı olduğunu söylersek yanlış bir düşünce öne sürmüş olmayız. Fikret; Cumhuriyet'in demokratikleştirilmesi, çağdaşlaştırılması, insanının özgürleşmesi, aydınlanması kavgasının, "memleketimden insan manzaraları"nın büyük ozanı Nâzım Hikmet'in; "gözyaşını gülmeceye çevirerek" ömrünü bu demokratikleşme, özgürleşme, aydınlanma savaşıma adayan çağımızın Nasrettin Hocası Aziz Nesin'in; habercisi, öncülüdür demek de yanlış olmayacaktır. Toprağımızın bu simge adlarını söylemek, Cumhuriyet dönemindeki tüm aydınlık, özgürlük arayışının, "Köy Enstitüleri" aydınlığının, "40 Kuşağı" aydınlığının, "68 patlaması"nın Fikret'e bağlandığını da belirlemek anlamına gelmektedir.
Kısacası Fikret, toprağımızda yüzyıllardan beri süren bir kavganın bayrağını Osmanlı'nın yıkılış döneminde devralıp onurla taşıyan ve kendisinden sonraki tüm kavga insanlarına, özellikle Cumhuriyet aydınlarına aktarmayı başaran bir büyük öncü aydındır.
Etkisi, gücü, sevdasıyla bir destan kahramanıdır da diyebiliriz Tevfik Fikret'e.
Aydınlanmamızın büyük öncüsü, düşün ve mücadele insanı, bu büyük şairi anlayabilmenin yolu, onu, düşüncelerini, şiirini ve eylemini var eden toplumsal yapının koşullarıyla birlikte yaşamının ve sanatının irdelenmesinden geçtiği için, yaşadığı 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı Osmanlı toplumuna kısaca da olsa bir göz atmamız gerekiyor.
19. yüzyıl Osmanlı toplumu, yağma ve ganimet ekonomisinin çökmesi, vergi gelirlerinin azalması, Batı’nın gelişmesinin, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin arkasında kalmasıyla sarsılıyordu.
18. yüzyılın ortalarında başlayan "kapitülasyonlar"dan yararlanarak ülke ekonomisini ele geçiren yabancı burjuvazi ile onlarla işbirliği yapan yerli gayrimüslim ticaret burjuvazisi ve yeni doğmaya başlayan İslam Türk burjuvazisinin ekonomi politikaları bu sarsıntının yıkıma doğru sürmesine yol açıyordu.
Ülkenin doğal kaynaklarına el koyan, haciz eden, bunları işleten, ülkenin ekonomisini ve maliyesini denetleyen bir uluslararası şirket olan ve Osmanlı’nın tüm borçlarının birleştirerek sermayesinin temelleri oluşturulan, devleti ezmek için kurulan bir kumpas olan mali korporasyon, "Düyun-ı Umumiye" yani devlet borçları; demiryollarını, limanları, madenleri, telefonu, bankacılığı, birçok malın ticaretini, bazı tarım işletmelerini ele geçirmişti.
Ülkenin geleceğini "Düyun-ı Umumiye" belirliyordu. Osmanlı, emperyalist devletlerin açık pazarı, hammadde üreticisi haline gelmişti. Kısacası, 19. yüzyılın sonlarında ülke soyulmuş, borçlandırılmış, çürütülmüştü ve "Batılılaşma" pahalı satın alınmıştı. Toplum her bakımdan çöküyordu, çaresizdi, yakınıyordu, kurtuluş umudu arıyordu.
İşte, Tevfik Fikret bu arayışın doğurduğu bir umuttur; sömürülen, baskı altında bulunan, yoksul, cehalet, gerilik içindeki bir ülkenin düşünen ve yargılayan; kimi zaman karamsar, kimi zaman umutlu, coşkulu, zaman zaman küskün, ama her zaman başkaldırıcı insanı, aydını, şairidir.
Fikret, "karanlıkların şiiri" denilebilecek, "baskı yönetiminin yaman yergisi, o hiçbir ışık süzülmeyen karanlık geriliğin öfkeyle yerden yere çalınışı" olarak tanımlanan; "Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı muannid" (Sarmış yine ufuklarını bir inatçı sis) dizeleriyle başlayan, 3 Mart 1902'de yazdığı, "Tanin"in ilk sayısında 1908'de yayımlanan ünlü "Sis" şiirinde divan edebiyatı şairlerince yüzyıllardır övülen, "ey zulümler alanı" dediği İstanbul'u yerden yere vurdu.
Baskının, adaletsizliğin, eşitsizliğin, zorbalığın, yoksunluğun şehri İstanbul ona göre, "faciayı süsleyen şatafatlı sahne"; "şatafatın gösterişin beşiği, mezarı"; "Doğu’nun eski, çekici kraliçesi"; "göğsünde kanlı sevgileri tiksinmeden besleyip büyüten"; "köhne Bizans"tı, "koca bunak büyücü"ydü. "Dökülen tüm gözyaşlarına karşı duygusuz", "bin kocadan arta kalan bakire dul", bir "dünya orospusu"ydu. "Katil kuleleri, zindanlı sarayları, kibirli sütunları, şanlı dua yapıları, doğruluğun sözlerini taşıyan minareleri, çatısı çökük medreseleri" ile İstanbul, "yükselme kapısına çıkan yol, ayak öpme"ydi, "silahlanmış korku"ydu, "mahkemelerden sürekli sürülen hak"tı, "vicdanlara kadar uzanan meraklı kulak"tı, "tiksinilen, aşağılanan ulusal çabalar"dı, "kılıç ve kalem"di, "iki siyasal mahkûm"du. Kısacası Fikret'in lanetler yağdırdığı bir "payitaht"tı ve bu şiir onun şiir anlayışının, şiir-yaşam, şiir-düşünce bileşkesinin tipik bir örneğiydi.
Fikret'in düşünce dünyasının izleri, kendi tarihsellikleri içinde bazı şiirlerine bakılınca apaçık görülür.
Özellikle 28 Nisan 1905'te yazdığı destansı şiir "Târih-i Kadîm"(Eski Çağ Tarihi) Fikret'in yaşam anlayışını, felsefesini apaçık ortaya koyan bir bildirgedir sanki.
1908'de Selanik'te devrim hazırlıkları hızlanmıştı ve Tevfik Fikret, İttihat ve Terakki yönetiminin isteği üzerine "Millet Şarkısı"nı yazdı. Bu şiirinde toplumsal çöküntünün, hastalığın birlikte, "kardeşlikle" çözülmesini istedi ve "Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol;/Ey hak yaşa, ey sevgili millet, yaşa... Var ol!" dedi. Ünlü, "Zulmün topu var, güllesi var, kalesi varsa/hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır;/Göz yumma, güneşten ne kadar ışığı kararsa/sönmez sonsuza dek, her gecenin gündüzü vardır." dörtlüğünün de yer aldığı bu şiirin ona özgü bir başkaldırı çığlığı içermemesi olmazdı:
"Yeter olsun, artık bu devlete de, yasalara da;/Artık yeter olsun bu alçak zulüm ve cehalet..."
İki gün sonra gerçekleşecek Meşrutiyet devriminin habercisi olan bu şiir elden ele dolaştı ve Yeni Anayasa ile sis dağılmaya başladı. Fikret, Meşrutiyetten sonra, "Hayır, hayır, sana dönük değil bu lanetler" dizeleriyle başlayan "Rücu"(Geri Alış)'yu yazdı ve İstanbul'a savurduğu lanetleri geri aldı, milletin hayatını acıya boğan, aşağılayan, çamurlayan tüm pisliklerin bir çevreye ait olduğunu söyledi. "Açıldı gözlerimiz pırıl pırıl bir sabaha" diyerek, devrimi gerçekleştiren "yüce ve şerefli yenilikçiler"i, "açık alınlar"ı, "temiz vicdanlar"ı, "yiğit, aslan yürekli insanlar"ı uyarmayı da ihmal etmedi:
"Doğru at adımlarını;/Düşün; bugünkü adımlar hazırlıyor yarını!"
Bir devrimci birikimin sonucu olan İkinci Meşrutiyet eyleminden sonra Fikret "Tanin"de yazmaya başladı, bir süre sonra ayrıldı. Kendisine Maarif Vekilliği önerilse de reddetti, 1909 başında Galatasaray Sultanisi müdürlüğüne getirildi, ayrılıp yeniden döndü, ertesi yıl tümüyle ayrıldı. 13 Nisan 1909'daki 31 Mart gerici kalkışmasına karşı durdu. Fikret'in, ayaklananların sultaniyi yıkacakları haberini alınca "Sultani'yi yıkmak için önce beni yıkmak lazımdır," diyerek okulun önünde ayakta dikilmesi, bir söylentiye göre kendisini okulun demir kapısına zincirlemesi de onun devrimci kimliğine uygun bir davranıştır.
Bir süre sonra İttihat ve Terakki'nin ipliği pazara çıkmaya başladı. Yönetim, gerilemenin, kargaşanın, çöküşün asıl nedenlerinin ekonomik ve mali çöküntü olduğunu göremeyip yüzeysel önlemleri yeterli görmekteydi. Halkı "Düyun-ı Umumiye"den, kölelikten, kurtarmak, tarım reformuyla köylüyü kalkındırıp ağaların zorbalığından kurtarmak gibi devrimci hareketlere girişmemekte, saltanatı, ağalığı ortadan kaldırmak gibi devrimci değişikliklere gitmemekteydi. Yerli- yabancı sermayenin sömürüsü altında olan işçiler, küçük esnaf, zor koşullar altındaydı. Hasan Fehmi ve Ahmet Samim gibi iki gazeteci öldürüldü ve özgürlük âşığı Fikret yönetimle kavgaya başlayıp yine "Aşiyan"a çekildi.
Onun bu dönemde yazdığı hemen her şiiri, İttihat ve Terakki yönetimine karşı bir tavır, bir başkaldırı, bir eleştiriydi; bir özgürlük ve eşitlik arayışı çığlığıydı.
"Bir uğursuz dönem yine çiğnendi yeminler;/Çiğnendi yazık ulusun yüksek umudu,/ Kaanun diye topraklara sürtüldü alınlar;/Kaanun, kaanun diye kaanun tepelendi.../Boşuna çığlıklar yine, boşuna bu inilti!" dizeleriyle başlayan ve "Millet yaşamaz, hakka özlemle solurken,/Sussun diye vicdanına yumruklar inerse;/Millet yaşamaz, yüce meclisi aşağılanırken,/Aldatıp korkutmayla titrer ve sinerse;/Millet yaşamaz, onun toplumu boğulurken!" dizeleriyle süren; "Düşsün sana, zorbalığa, kapılıp eğilen baş, / Kopsun, seni bir hak diye alkışlayan eller!" dizeleriyle biten "Doksan Beşe Doğru" (1912) bu şiirlerin ünlülerindendi.
Bu şiirden iki gün sonra yazılan ve "umut" çağrısıyla biten "Rubabın Cevabı" (Sazın Cevabı); "Yazık!.. Hep yanılgı mı bu ulusun yazgısı?" dizesiyle başlayan "Revzen-i Mahlu" (Tahttan İndirilmişin Penceresi); uygarlığın, felsefenin, sanatın ne gereği var diyenlere bir şamar gibi patlayan ve ilkelliğin, haydutluğun, bilgisizliğin alçalışın, yoksulluğun ne gereği var, diye haykırarak "kulluğun ne gereği?" diye soran "Gerçek her Zaman Gerçektir"; "ünlü "Yiyin efendiler yiyin" dizelerinin de yer aldığı "Han-ı Yağma" (Yağma Sofrası); "Tarih-i Kadim"i eleştiren Mehmet Akif Ersoy'a karşılık olarak yazdığı "Tarih-i Kadim'e Zeyl" (Ek); Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle yazdığı, dinin savaşa edilmesine, savaşa karşı uyarılarla dolu "Kutsal Sancak Önünde"; Savaş karşıtlığıyla dolu "Harb-ı Mukaddes" (Kutsal Savaş) Fikret'in bu döneminin ürünleri oldu.
Döneminin yalnız adamı ve usanmaz devrimcisi olan Fikret'in devrimciliğinin özünün bir yanı Osmanlı toplumunun adaletsiz ve baskıcı yapısında, yönetiminde, bunalımında, bunalıma çare arayışlarında, yenileşme çabalarında, yıkılışında ise öteki yanı da kendi iç yapısında, kendi yaşantısında, kişiliğindedir.
Toplumsal durumla kişiliğin bütünleşmesinin, yani çelişkilerin birikiminin ürünüdür Fikret.
Halk gibidir o da, ağlar halkla birlikte.
Kimi zaman, "... Evet, sabah olacaktır, sabah olur / geceler sürmez kıyamete kadar..." dizelerine yer veren "Sabah Olursa" şiirinde de görüldüğü gibi umutla dolu olurken, kimi zaman da amansız bir karamsarlığın ve umutsuzluğun egemenliğine girmiş olduğu görülür. Fikret'in.
Ceyhun Atuf Kansu , O, "Karabaskı yönetiminin özgür çocuğudur," diyor.
Düşünsel olarak edebiyattan ümmet uygarlığını söküp atan ve laik bir toplumun özlemini haykıran, saltanata, hilafete karşı olan Fikret'in önemli özelliklerinden biri de "gençlik" kavramı ilk kez bilinçli olarak edebiyata katmasıdır. "...Yarınlar senin; senin bu devrim bu yenilik/Her şey senin değil mi zaten, sen ey gençlik..." dizelerinin yer aldığı "Ferda"(Yarın) şiiri bu düşünüşün en somut, en anlamlı örneğidir. "Halûk'un Vedaı", "Halûk'un Bayramı", "Sabah Olursa", "Millet Şarkısı", "Promete" gibi şiirleri, gençliğe seslenen, gençliğe güvenen şiirlerdir ve Mustafa Kemal Atatürk'ün "Bursa Nutku", "Gençliğe Hitabe"si gibi yarının sahiplerine görevlerini anımsatan bildirilerdir sanki.
Tarihe devrimci, diyalektik bir bakış açısı; ileri bir özgürlük anlayışı, kulluğa karşı kardeşlik, donmuş düşünceler yerine aklın ışığı, bilimsel düşünüş, dinsel bir dünya yerine insancı bir dünya anlayışı, ütopik sosyalizm, materyalizm düşünüşleri de Fikret''in şiirlerinde görülen düşün dünyasının temellerindendir.
Fikret'in düşünce ve inanç dünyası da laiklik temeli üzerinde yükseliyordu. "...Yeter artık bu pislik, yeter bu karanlık/Bu topraklar da adam olmalı, adam/Alınlardan akıl fışkırmalı, alınlardan aydınlık/Örümcekli kafa kalmamalı, işkence bitmeli, hak yerini bulmalı/Ne kadar çok gülerse halkın yüzü/O kadar çok açar insanlığın gülü..." dizelerinin yer aldığı "Bir Güfte" adlı şiirindeki kararlılık, coşku, bu düşüncesinin örneklerindendir.
Fikret, eşit yurttaşlardan, milliyetlerden oluşan bir toplum özlüyordu. Milletler arasına kin sokan milliyetçiliklere, Türkçülük akımlarına, ırkçılıklara; insanlar arasına ayrılıklar sokan din farklılıklarına karşı çıkıyor, bunun için de ırkçı ve dinci bağnazlarca milliyetsizlik ve vatansızlıkla, dinsizlikle, din düşmanlığıyla suçlanıyordu.
Mustafa Kemal Atatürk'ün Tevfik Fikret'le ilgili düşünceleri ve ondan etkilenişiyle ilgili olarak şunlar söylenebilir (Kaynak: Mustafa Baydar, "Anılarda Fikret ve Atatürk", "Varlık", 15 Aralık 1967, sayı 708; aktaran Mehmet Bayrak, "Tevfik Fikret ve Devrim", s.88-97):
Tevfik Fikret'in ölümünden üç yıl sonra Mustafa Kemal, Aşiyan'a çıkarken manej hocası Emin Bey'e, "Ben inkılâp ruhunu ondan aldım. Ziyaret edeceğim yerlerin başında elbette ki Aşiyan gelir," der. Aşiyan'a çıkılır ve bu önemli ziyaret şu cümleyle noktalanır:
"Tavaf-ı tahatturunda bulunmakla mübahi perestişkâran-ı Fikret. (Anma ziyaretinde bulunmakla övünerek, Fikret'e tapanlar.) 19 Ağustos 1918, Pazartesi, Mustafa Kemal, Süleyman Nazif, Faik Ali (imzalar)."...
Mustafa Kemal bir vapur gezisinde gençlere Fikret'e olan hayranlığını anlatır:
"Onu biz mektep sıralarında okurduk. Ondaki heybet,, ondaki vakur ahenk hiçbir şairimizde yok." Sonra da "en sevdiğim şiiridir," diyerek "Ferda"yı okur...
Çankaya'da konunun edebiyat olduğu bir sofrada bulunanlardan biri Fikret'in iyi şair olmadığını söyler. Atatürk, "Efendim, efendim, anlamadım, ne dediniz? Fikret büyük bir şair değil miydi? 'Milyonla barındırdığın ecdad arasından/Kaç nasiye vardır çıkacak pak ü dırahşan.' O, karanlıklar içinde bir nur gören ve halkı o nura doğru götürmeye çalışan Fikret bu feryadı koparırken sizler nerelerdeydiniz? Niçin içinizden kimse onun gibi feryat etmedi? Ben Fikret'e yetişemedim, onun sohbetinden istifade edemedim. Kendimi bedbaht sayarım. Fakat onun bütün eserlerini okudum, birçoğu da ezberimdedir. O hem büyük şair, hem de büyük insandır. Efendiler! Zaten parmakla gösterilecek kadar az olan büyük adamlarımızı küçültmeye kalkışmayalım."
Yine bir Çankaya sofrasında Fikret üzerine konuşulur. Atatürk birdenbire gürler:
"Siz Fikret'i konuşacak adamlar değilsiniz. O kimdir biliyor musunuz? Onu iyi tanıyanlar benim bugün ne yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir."...
Elazığ Halkevinin salonunda Fikret'in şiirleri ardı ardına okunur. Atatürk, "Başka hangi şair böyle güzel ve inkılâpçı şiirler yazmıştır?" der ve çevresindekilere "Fikret'in inkılâpçı bir şair olduğunu, zamanının haksızlığı ve geriliği ile mücadele ettiğini" söyler...
Gençlere, "Biz bu memleketi, muasır medeniyet seviyesine çıkarmak gayesiyle onu bütün geriliklerden kurtarmak için çırpınıyoruz. Gençler! Sorarım size, bu milletin ve memleketin şan ve şerefle medeni dünya milletleri arasında yaşayabilmesi için lazım gelen her şeyi yazan düşünen ve hayatını bu uğurda feda eden kimdir?" diye soran Atatürk'e gençler, "Hâmit", "Namık Kemal", "Ziya Gökalp" diye karşılık verirler. Atatürk, "Hayır, bilemediniz," der ve ekler:
"Fikret be çocuklar. Fikret be çocuklar. Fikret be çocuklar..." Sonra da sırasıyla "Ferda"yı ve "Sis"i ezbere okuyup bu şiirlerin tahlillerini yapar...
Fikret'in öğrencisi olmuş birine Atatürk, "Tevfik Fikret'in Tarih-i Kadim'i yok mu, işte o, dünyada yapılması gereken bütün devrimlerin kaynağıdır," der.
Atatürk'ün böylesine sevdiği Fikret'e bağlılığı birçok düşüncesinde, sözünde de ortaya çıkar. Fikret'in "Zafer, biraz da hasar ister", dizesi, Atatürk'ün "Bağımsızlık kanla canla kazanılır," sözünün esin kaynağı değil midir? Fikret'in birçok şiirindeki barışçı düşünüşü Atatürk'ün "Yurtta barış, cihanda barış" sözünde yoğunlaşmış olarak görürüz. Fikret'in "Haktadır, kaktır en büyük kuvvet" dizesiyle Atatürk'ün "Hak, gücün kat kat üstündedir." Sözü; Fikret'in, "Uğraş didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır/Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır" dizeleriyle Atatürk'ün, "Hayatta tek bir şeye ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak" sözü aynı temelde yükselir.
Enver Ziya Karal, "Atatürk ve Devrim" adlı yapıtında Atatürk'ün kendisi üzerinde en çok etki yapmış olan kişinin Tevfik Fikret olduğunu söylediğini" anlatıyor.
Tevfik Fikret'i sevmeyenler, onu düşman belleyenler; onun insancıl düşüncelerine karşı olan, ırkçı ve dinci bağnazlardır; aydınlığın, özgürlüğün, ilerlemenin, laikliğin düşmanı olanlardır.
Tevfik Fikret'i sevmek, insanı, insancıllığı sevmek; özgürlükten, aydınlıktan, laiklikten yana olmaktır.
Şükran sana Tevfik Fikret...
www.ileri2000.org
{ Önceki Sayfa } { Page 23 of 63 } { Sonraki Sayfa }
|
Hakkımda
Linkler
Kategoriler
Son Yazılar
AYRILIK SEVDAYA DAHİL Ben Sana Mecburum MISTAKA / ÖYKÜ / Emin ARIK KOCA ÇAKIRIN ESAT / ÖYKÜ / EMİN ARIK UMUT KOYACAKLARDI ADINI / ÖYKÜ / EMİN ARIK TOPAL YAŞAR / ÖYKÜ / EMİN ARIK EMRİN OLUR SAYIN MÜFETTİŞİM / ÖYKÜ / EMİN ARIK SALLA BAŞINI AL MAAŞINI MI? / ÖYKÜ / EMİN ARIK NEREDEN NEREYE / ÖYKÜ / EMİN ARIK Hıfzı Topuz ile 'Başın Öne Eğilmesin'i Konuştuk / Erdem ÖZTOP Halim Yazıcı ile 'Âşıkhava Sineması' üzerine DEVREKANİ'den Oğuz ATAY İletişim Karşılaştırmalı Öykü - Roman Kronolojisi (*) Esintiler Arşivinden 2 ... Esintiler Arşivinden... Başlangıcından Bugüne Altın Portakal'ın En İyileri/ Ali ŞAHİN ÖDÜLLER/ Ali ŞAHİN ORHAN KEMALİN OYUN YAZARLIĞI DEVREKANİ'den Oğuz ATAY A. Şahin'in Not Defteri SABİHA SERTEL'İN "Tevfik Fikret - İdeolojisi 2005-10-12 Günlük Evrensel: Attila İLHAN- Şiir Arşivim 2004'TE EDEBİYATIMIZ 2- 2004'TE ROMAN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 1 (1872- 1929) Kitap... Kitap... Kitap... ŞAİRİN KEDİSİ Rıfat Ilgaz Sempozyumu Biz de Yaşadık-Dünden Bugüne Rıfat Ilgaz Cide ve Cide Öğretmenevi CHP Merkez İlçede nöbet değişimi DEĞİNMELER... NOTLAR.../ Ali ŞAHİN 20.ULUSLARARASI TAŞKÖPRÜ KÜLTÜR VE SARIMSAK FESTİVALİ - 2006 Kastamonu ve Çevresindeki Etkinlikler 2006 Müftüden sarımsak uyarısı Sarımsak Fabrikası... Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri Projesi Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri Projesi BASINDA ve "GOOGLE" de "Taşköprü" Politika KUVAYİ MİLLİYE DESTANI VE AFYON DAĞLARCA'dan 2 ŞİİR: Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan ATAM ATAM Eğitim-Sen'den moral yemeği EDEBİYAT ve SİYASET Romancı İşigüzel, Başbakan Erdoğan'ın edebiyata bakışını şu sözlerle eleştirdi: KADERİMİN EFENDİSİ Büyük edebiyat buluşması Kastamonu, Bitki Çayı Zengini / Mine Özgür Kastamonu Ziraat Odası Meclis Başkanı Serdar İzbeli ile Söyleşi / Mine Özgür Kastamonu'da çekme helva ve doğal reçel geleneği sürüyor / Mine Özgür Kastamonu Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nahit İğdirli ile söyleşi / Mine Özgür Reis Gıda'nın Sahibi Mehmet Reis İle Söyleşi / Mine Özgür Kastamonu'dan Katkısız Pastırma / Mine Özgür Sezen AKSU Şarkı Sözleri: Ağlamak Güzeldir ARABALAR BEŞ KURUŞA / SABAHATTİN ALİ Bir Site: YeniEdebiyat Bu Papa İsa'ya Yakışmıyor / Erdoğan AYDIN Dil Devrimi Düşüncenin Yenileşmesidir! / Sevgi ÖZEL BEN VE SİTELERİM / ALİ ŞAHİN (ALSAH)
Arkadaşlarım
oyhan bulutlarpusuda cadi1313 benvesen busra4hepsi asmina caicco selin23demiratar buse4hepsi emmawatson eris bilginhaza cemo serseri38
|