AlsahBlog

Description

AlsahBlog


My Linkler

» Home
» My Profile
» Weblog Arşiv
» Friends

Esintiler Arşivinden 2 ...

"Taşköprü'den Esintiler"
"alisahin37sitemynet.com"
İçin soldaki "GOOGLE"a TIKLAYINIZ...

logo_25blk.gif

alişahin_em.ed.öğr.

::: ALİ ŞAHİN (alsah) SİTELERİ :::

A. Şahin'in Bloknotu/ Ekim '05

Ali ŞAHİN'in Not Defteri/ Şubat '06

Çocuk ve Edebiyatı/ Ocak '06

Edebiy@t/ Kasım '05

Edebiy@t 2005/ Eylül '05

Edebiyat Dünyası/ Aralık '05

Geçmiş Gelecek/ Şubat '06

Gerçeğin Sesi/ Eylül '05

Gökırmak / Temmuz '05

Güldeste/ En Güzel Atatürk Şiirleri (Seçki)/ Aralık '05

Güncem- Kişisel Sitem/ Temmuz '05

Kastamonu Net/ Eylül '05

Kastamonu Net (Blogcu)/ Aralık '05

Öykü/ Ocak '06

Öyküler & Öykücüler/ Aralık '05

Rıfat Ilgaz Arşivi/ Ocak '06

Roman Yazıları/ Aralık '05

Şiirler & Şairler/ Aralık '05

Taşköprü'den Bakış/ Kasım '05

Taşköprü'den Esintiler/ Haziran '05

Taşköprü'den Esintiler 2/ Ağustos '05

Taşköprü'nün Sesi / Temmuz '05

Yazıhamit Köyü/ Ekim '05

Yeni Edebiyat (Blogcu)/ Kasım '05

Yeni Edebiyat/ Ocak '06

Yedinci Sanat/ Aralık '05

Yeniden Dergi/ Kasım'05

Yeniden Dergi (Turklog)/ Ocak '06

Yeni Dergi/ Ekim '05


Atatürk'ün mirası akıl ve bilim

Akılcılık (rasyonalizm) ve olguculuk (pozitivzm) düşünceleri Atatürk'ün düşünsel gelişmesinde etkili olmuştur.Atatürk'te özelikle din konusunda, bireysel düşünmeyi temel almada, laiklik anlayışında akılcı görüşün tüm nitelikleri açık olarak görünür. Akılcılık okulunun en önemli temsilcilerinden Descartes 'ın önemli kitabı Usul Hakkında Nutuk adıyla Türkçeye çevirilerek, 1928 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlandı.Akılcı düşüncenin öteki büyük düşünürü Kant hakkında Kant ve Felsefesi adlı bir inceleme yayımlanmıştı. Atatürk'ün özel kitaplığında MEB'nin bu yayınları dışında L. Goldschimid 'in Kant und Halckel, 1906 adlı kitabı bulunmaktaydı.

Atatürk ayrıca, Fransız Devrimi'nin akılcı yönlerini benimseyen Auguste Compte 'u da incelemişti. M. Kemal'in 1916'da, Bitlis cephesinde kolordu komutanı iken okuduğu kitaplardan birisi olan, Ahmet Hilmi tarafından yazılmış, ' Allah'ı İnkâr Mümkün müdür' adlı eserin bir bölümü August Comte ve Felsefesi başlığını taşıyordu.Dr. Reşit Galip 'le yapılan bir konuşmada Atatürk'ün şu sözleri onun akılcı ve pozitivist düşüncesini yansıtır. ''Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman hızla dönüyor. Böyle bir düyada asla değişmeyecek yargılar konulduğunu ileri sürmek usun ve bilimin gelişmesini yadsımak olur.''


BİLİM EN GERÇEKÇİ YOL GÖSTERİCİ


Atatürk'ün şu ünlü sözü de onun ve Türk devriminin özünü ve olgucu yanını yansıtmaktadır: ''Dünyada her şey için, uygarlık için, yaşam için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir.'' ''Türk ulusunun ilerleme ve uygarlık yolunda (...) yol göstericisi olgucu bilimdir.'' Atatürk, ''bilim'' i her şeyin temeli, ''yaşam ve gücün nedeni'' olarak görüyordu. ''Bilim'' i laik olarak düşünüyordu. Çağdaşlaşma, uygarlık, Atatürk'ün temel amacıydı. Bunu şöyle dile getirir: ''Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümüyle çağdaş ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplum durumuna ulaştırmaktır.''

Akılcılık, Atatürk'ü Aydınlanma felsefesini derinden incelemeye götürmüştür. Aydınlanma felsefesi ve akımı, insanları, insan beynini, insan kafasını tutsak kılan bütün dogmalara karşı çıkmıştır. Usa, akla, doğaya, insanın mutluluğuna aykırı olan, tüm köhneleşmiş yargılara karşı bir isyandır Aydınlanma...

Atatürk, en önemli devrimin ''düşünce devrimi'' olduğu inancındaydı. Osmanlı yıkıntıları üzerine kurulan yeni Türkiye için bu yaşamsaldı. Yıkılması gereken birçok kalıp vardı. Bu nedenle de biçimsellikten çok yeni düşünce ve duyguların halka kazandırılmasını istiyordu. Bu bağlamda en önemli deyişi şöyledir: ''Beni görmek demek yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve duyuyorsanız bu yeter.'' Atatürk'teki laiklik düşüncesinin temelleri ''akılcılık'' düşüncesinde yatmaktadır. Atatürk'ün olaylara, tarihe, toplumsal düzene, bilimsel bakışı, gerçekçi tutumu, olayların üzerine korkusuz olarak gidişi, laik cumhuriyet rejiminin temellerinin atılmasını sağlamıştı.

Atatürk kendisine, ''Halifelik kaldırılıyor, şeriat gidiyor, türbeler kapanıyor, şimdi ben ne olacağım'' diye soran hocaya, çekilmeden, gerçekçi bir tutumla ''Adam olacaksın, hocam!'' karşılığını veriyordu. Kendisinden halife olmasını isteyenlere, ''Hayır, cumhuriyet kurulacaktır'' diyebiliyordu. Yanlış ve yıkım getiren düşünceler peşinden koşup büyük fetihlere girişmek isteyenlere ''Misak-ı Milli'' yi gösteriyordu. Kurtuluş için cami yapılmasında direnenlere, ''Halk cami değil, fabrika ve okul istiyor'' yanıtı veriyordu.

Bunlar, Atatürk'ün akılcılığının, devrimciliğinin örnekleridir. Atatürk'ün laiklik anlayışında, tanrıtanımazlık değil, boş inançlardan arınma, akla bağlanma, vardır.


BATILILAŞMA DEĞİL ÇAĞDAŞLAŞMA


Onun laiklik anlayışında, - boş inançlardan arınmış - bilim ve tekniğin ışığıyla olgunlaşmış, dini kötüye kullananlara yer vermeyen bir yöntem vardır. Atatürk'ün aydınlanma hareketi, 3 eski ve köhnemiş kurumun yıkılışıyla uygulamaya sokulmuştur. Saltanat yerine, cumhuriyet, hilafet yerine, çağdaşlık ve laiklik. Medrese yerine, çağdaş - bilime dayalı eğitim sistemi.

İlhan Selçuk 'un yazılarında özetlediği gibi: Atatürk'ün Aydınlanma devrimleri, aklın inançtan - bilimin dinden bağımsızlığı demektir.

Bu Aydınlanma devrimi, ümmetten bir ulus; kuldan - vatandaş yaratmıştır.

Türk ulusu düşünce alanında usçu yönde, akılcı düzene yönlendirilmiştir.Kimi yayınlar Aydınlanma devrimlerini İslam dininde yapılan bir reforma benzetmişlerdir (F. Rıfkı Atay, Çankaya, s.393). Aydınlanma devrimleriyle aslında Doğu'ya özgü mistik, dogmalara dayanan skolastik düşünce yıkılıyor, akla dayalı, yapıcı, araştırıcı, eleştirici, yaratıcı ve olumlu düşünce sistemine geçiliyordu. Yerleşmiş, köhneleşmiş dogma ve inançların insanın kafası ve düşüncesi üzerindeki ipoteği kaldırılmakta, akılcı yol ve yöntemlerle, bilimin yol göstericiliği sağlanıyordu.

Atatürk'ün Batılılaşma getirdiğini sanırlar, oysa Atatürk'te Batılılaşma deyimi yoktu. Batılılaşma, ''belki bir zaman kesitinde en ileri teknolojiyi kullanan toplum düzeyi'' biçiminde tanımlanabilirse, Atatürk'ün amaçladığı toplum düzeyi ve özlemi ''laik, uygar ve gelişmiş bir toplum'' olduğundan çağdaşlaşma deyimi daha uygun ve doğrudur.

Alev COŞKUN; Cumhuriyet, 12.11.2005

MUSTAFA KEMAL'İN KAĞNISI

Yediyordu Elif kağnısını,
Kara geceden geceden.
Sanki elif elif uzuyordu, inceliyordu,
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar
İnliyordu dağın ardı, yasla,
Herbir heceden heceden.
Mustafa Kemal'in Kağnısı derdi, kağnısına
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifcik,
Nam salmıştı asker içinde
Bu kez herkesten evvel almıştı yükünü,
Doğrulmuştu yola, önceden önceden.
Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar
.Kocabaş çok ihtiyardı, çok zayıftı,
Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanısıra,
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafiftiler, inceden inceden.
İriydi, Elif, kuvvetliydi kağnı başında,
Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri,
Kınalı ellerinden rüzgar geçerdi daim,
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.
Alını yeşilini kapmıştı, getirmişti
Niceden niceden.
Durdu birden bire Kocabaş, ova bayır durdu
Nazar mı değdi göklerden, ne?
Dah etti, yok! Dahha! dedi, gitmez.
Ta gerilerden başka kağnılar yetişti, geçti, gacır gucur.
Nasıl durur Mustafa Kemal'in Kağnısı,
Kahroldu Elifcik düşünceden düşünceden.
Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni
Geçer, götürür ana, çocuk mermisini askerciğin
Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
Bak hele üzerinden ses seda uzaklaşır,
Düşerim gerilere iyceden iyceden.
Kocabaş yığıldı çamura
Büyüdü gözleri büyüdü, yürek kadar,
Örtüldü gözleri, örtüldü hep.
Kalır mı Mustafa Kemal'in Kağnısı bacım.
Kocabaş'ın yerine koştu kendini Elifcik,
Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

***************

MUSTAFA KEMAL'İN OĞLU

Mustafa Kemal'in oğlu diyorlardı ona,
Sırtını okşamıştı Mustafa Kemal bir sabah erken.
Geçiyordu paşalarla, beylerle
Su içmişti tarlasından şuncağız.
Öbür çocuklardan ayırmıştı kendini artık.
Adını duyuyordu yüreğinde ateşçe
Soluk alırken, ekmek yerken.
Köyün yetimiydi, ölmüştü babası Çanakkale'de,
Kale gibi tutardı omuzlarında başını.
İnce bacakları altında koca ayakları vardı
Sarıydı, kuruydu bozkırda bir çalı kadar,
On üçündeydi ama, göstermiyordu yaşını.
Bir zaman sonra top sesleri duyuldu uzaklardan
Al al oldu dağların moru.
Eli silah tutanlar girmişti cephelere bir bir,
Kadınlar, çocuklar, dedeler toplandı cami avlusuna
Sordu cümlesi birbirine ne yapak?
Ansızın düşman askeri görüldü çayırda,
Geldi çattı köye gavurun zoru.
Devrisi gün bir haber ulaştı evlere, samanlıklara
Alanda ismi yazılacakmış herkesin.
O saat bir yangın sardı Mustafa Kemal'in oğlunu,
Kimi Kadir diyecek, kimi Mıstık, kimi Özdemir...
Ankara'dan gelen rüzgarlar önünde
Ankara'ya uçan şahinlere karşı,
O, ne desin?
O, Mustafa Kemal'in oğlu, nasıl söyler,
Adını, bir avuç düşmana.
Mustafa Kemal'in oğlu yenilmez, tutsak olmaz,
Adını vermez süngüler altında,
Kellesini verse bilem.
Hem ağaç ağaçtır; öküz öküzdür,
İsim yakışmalı cana.
...
Bayrak mıydı ne, kartal kanadı mıydı ne,
Ses verdi göklerden adı.
O yürüyordu, köylünün dehşeti büyüyordu peşinde
Büyüyordu gövdesi
Büyüyordu dağ kadar.
Dur diye haykırdılar, namluları çevirip üstüne
Durmadı.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

home_an.gif

Attila İlhan'dan Asım Bezirci Portresi
----------------------------------

SÖYLEŞİ/ ATTİLÂ İLHAN- Konu: Asım BEZİRCİ
TIKLAYINIZ...

blommared_1__1_.gif

Kimi Sevsem, Sensin...

kimi sevsem sensin / hayret
sevgin hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor

her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırkızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor

kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkadamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum

Attila İlhan

Attilâ İlhan (1925-2005)

15 Haziran 1925'te İzmir'in Menemen ilçesinde doğdu. İzmir'de Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu ve Karşıyaka Ortaokulu'nu bitirdi. Atatürk Lisesi'ndeki öğrenciliği sırasında Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesine aykırı davrandığı gerekçesiyle tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Danıştay kararıyla eğitimi sürdürme hakkını kazandı. İstanbul'da Işık Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. 6 yıl aralıklarla Paris'te yaşadı. Türkiye'ye döndü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığı'nı üstlendi. Ankara'da Bilgi Yayınevi Danışmanlığını yaptı. Senaryolarında "Ali Kaptanoğlu" takma adını kullandı. Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Yelken ve Sanat Olayı dergilerini yönetti. İlk şiiri olan "Balıkçı Türküsü" 1941'de Yeni Edebiyat Dergisi'nde yayınlandı. "Nevin Yıldız" takma adıyla İstanbul, "Beteroğlu" takma adıyla Yücel dergilerinde şiirleri çıktı. 1946 CHP şiir yarışmasında "Cebbaroğlu Mehemmed" şiiriyle birincilik ödülü kazandı. Bu başarıdan sonra hızla tanınıp sevildi. Genç, Yeni Nesil, Varlık, Aile, Yirminci Asır, Seçilmiş Hikayeler, Kaynak, Ufuklar, Mavi, Yeditepe, Dost, Yelken, Ataç, Yön, Milliyet Sanat, Sanat Olayı gibi dergilerde şiirleri, deneme ve eleştirileri yayınlandı. Türk edebiyatının önemli isimleri arasına girdi. Garip Akımı ve İkinci Yeni şiirine karşı çıktı. Mavi ya da Maviciler adıyla tanınan toplumcu gerçekçi şiir akımını başlattı. Şiire yeni bir ses düzeni, taşkın, coşkulu bir anlatım ve kendisine özgü bir duyarlılık getirdi. Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum şiir kitaplarındaki şiirleriyle genç şair kuşağını etkiledi. Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün kitaplarındaki şiirlerinde divan şiiri ve şarkılardan da yararlandı. İlk iki romanı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'den sonraki romanlarında tarihsel konulara ağırlık vermeye başladı. Bu tür romanlarında öz Türkçe akımına karşı çıktı. Senaryolarını yazdığı önemli filmler: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon). 11 Ekim 2005 tarihinde İstanbul Maçka'daki evinde hayatını kaybetti.

ESERLERİ

ŞİİR:
Duvar (1948)
Sisler Bulvarı (1954)
Yağmur Kaçağı (1955)
Ben Sana Mecburum (1960)
Bela Çiçeği (1962)
Yasak Sevişmek (1968)
Tutkunun Günlüğü (1973)
Böyle Bir Sevmek (1977)
Elde Var Hüzün (1982)
Korkunun Krallığı (1987)
Ayrılık Sevdaya Dahil (1993)

ROMAN:
Sokaktaki Adam (1953)
Zenciler Birbirine Benzemez (1957)
Kurtlar Sofrası (1963/64)
Bıçağın Ucu (1973)
Sırtlan Payı (1974)
Yaraya Tuz Basmak (1978)
Fena Halde Leman (1980)
Dersaadet'te Sabah Ezanları (1981)
Haco Hanım Vay (1984)
O Karanlıkta Biz (1988)

GEZİ-DENEME-ELEŞTİRİ:
Abbas Yolcu (1957)
Hangi Sol (1971)
Gerçekçilik Savaşı (1980)
Hangi Atatürk (1981)
Batı'nın Deli Gömleği (1982)
İkinci Yeni Savaşı (1983)
Sağım Solum Sobe (1985)
Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985)
Ulusal Kültür Savaşı (1986)

ÖDÜLLERİ
1946 CHP Şiir Yarışması Birinciliği
1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Tutuklunun Günlüğü ile
1975 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan Payı ile

Kaynak: edebiyatturk.net

0049.jpg

Dost

Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın,
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın.

Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın,
Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
Dokunarak uçalım.

İnsanlardan buz gibi soğudum,
İşte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.

Cahit Külebi

cide_r_lgazevi.jpg

RIFAT ILGAZ'IN EVİ YENİDEN YAPILMAK İÇİN YIKILDI

ÜNLÜ YAZAR RIFAT ILGAZ'IN EVİ YENİDEN YAPILMAK İÇİN YIKILDI. BELEDİYE BAŞKANI NEJDET DEMİR, ILGAZ'IN EVİNİN GELECEK YIL FESTİVALE YETİŞTİRİLECEĞİNİ SÖYLEDİ.

Ünlü edebiyatçımız Rıfat ILGAZ'ın doğduğu ev uzun yıllardan beri yapılmayı beklerken kısa süre önce Kültür ve Turizim Bakanlığı tarafından Cide Belediyesine tahsis edilen Ev ve Bahçe Belediye Başkanımız Nejdet DEMİR'in yoğun gayretleri sonucu Kurul kararı alarak yenisi yapılmak üzere bugün yıkıldı.Belediye Başkanımız Nejdet DEMİR bina 3 m daha arkaya çekilerek projeye uygun bir şekilde önümüzdeki festivalde açılacağını Rıfat Hocaya ve Cide ye yakışır bir görünüme kavuşacağını söyledi.

UĞUR GÜRSOY/CİDE; 23.09.2005
http://www.kastamonupostasi.com

ali_nazlı- Cide delegesi 031.jpg

CHP KASTAMONU İL KONGRESİNDE GERGİNLİK
Kastamonu Nasrullah gazetesi, 05.09.2005

***** ***** *****

KASTAMONU CHP'DEN 30 AĞUSTOS MESAJI
(Kastamonu Nasrullah gazetesi, 29.08.2005)

KASTAMONU İL İLÇE VE BELDE BELEDİYE BAŞKANLARI

Merkez: Turhan Topçuoğlu - MHP
Abana: Şevket Yazkan - CHP
Ağlı: Sami Mangaloğlu - AKP
Araç: Bahtiyar Yaşar - CHP
Azdavay: O.Nuri Civelek - AKP
Bozkurt: Engin Canbaz - AKP
Cide: Necdet Demir - DYP
Çatalzeytin: İ.Mussa UĞUZ - AKP
Daday: Kadir Er - CHP
Devrekani: Mümtaz Aliustaoğlu - AKP
Doğanyurt: Nurullah Kayıran - MHP
Hanönü: Orhan Özalp - AKP
İhsangazi: Numan Omuzlu - MHP
İnebolu: İdris Güleç - AKP
Küre: Engin Ayrancı - ANAP
Pınarbaşı: Halil Sarımeşe - MHP
Seydiler: Mehmet Şahin - AKP
Şenpazar: Mustafa Demir - ANAP
Taşköprü: Hasan Altan - AKP
Tosya: Sait Gülabacı - AKP
Ortalıca: Yusuf Arpacı - AKP
(http://www.kastamonuhaber.com)

Yazıların tamamı için TIKLAYINIZ...

Kastamonu Net_şhtşrfbc

"Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki,Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyyedir. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kafidir."
Kemal Atatürk, Kastamonu Konuşması, 30.08.1925

tskpr_bldy_clsmlr_090.jpg

hasan_altan

Taşköprü Belediyesi Sosyal Tesisleri'nin altındaki bu Şelale(!) den en ufak yağmurda bile inen sular Pulcular Mahallesinin 1. , 2. ve 3. sokaklarındaki yolları Taşköprü Cumhuriyet Alanına indiriyor... Bu sulara çözüm aramaktansa her yağmur sonrası yenibaştan yol onarımı yapılıyor. O da ikinci yağmura kadar gidiyor. Bu yıl sokak sakinleri tozdan- dumandan boğuldular...Buna köklü bir çözüm yok mu acaba? İlgililerin dikkatine...

tskpr_bldy_clsmlr_097.jpg

Bu nasıl Şelale, susuz- selsiz demeyin sakın; bir de en küçük yağmurda seyreyleyin gümbürtüyü!...

tskpr_bldy_clsmlr_109.jpg

MERAKLISINA VE İLGİLİLERE NOT: DİĞER FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ...

20.09.2005:::
Yayınımızdan 25 gün sonra 3.sokaktaki çalışmalar...Yolun yukarısı asfaltlandı yine bir dahaki yağmurlara kadar... Çalışma yapılan kısım parke- taş döşenecek. (üstte) 1. Sokak yine beklemede... (alttaki resim)

20050829_046.jpg

***** ***** *****
***** ***** *****

BASINDA TAŞKÖPRÜ'NÜN MEŞHUR KUYU KEBABI
--------------------------------------------

Sarımsak cenneti

Taşköprü denince akla, önce sarımsak sonra da Biryan kebap (Kuyu kebabı ya da Kazık kebabı) gelir. Taşköprü Belediyesi, kekik kokan kuzuların zamanı olmamasına rağmen, sırf bizi kırmamak için 110 yıllık Kesiciler Kebapçısı'nı seferber etmiş. Biryan, burada sabah kahvaltısı niyetine yenirmiş ya, neyse. İşte, 4. kuşak temsilcisi İhsan Kesici'nin ağzından Biryan kebap: "Biryan mutlaka taze etle yapılmalı. Bunun için kuyu tabanına yakılan ateşle iyice ısıtılır. Temizlenen kuzuyu ortadan ikiye kesip çap demirine asarız. Kuyuda kor ateş kalmamalı, yanmamış çıralar mutlaka temizlenmeli. Ateşin üzerine etin yağ ve suyunun akması için bir kazan yerleştiririz. Biriken sudan pilav yapılır buralarda. Kuyunun ağzını bir kapakla kapatıp kenarlarını çamurla sıvarız. 1.5-2 saat sonra kuzu biryan hazırdır. "2 saatimiz var ya, çay kenarındaki çiftlik evine gitme zamanı, deyip yola koyuluyoruz. Ömer Özsoy?un dayı kızı Sevim Çallı nefis bir keşkek hazırlamış. Keşkeği beklerken taş gibi olmuş köy ekmekleri dilimlenip soba üzerinde gevretiliyor ve tereyağı sürülüyor. Yanında kuşburnu marmeladı ve pancar pekmezi. 2 saat sonra Özannem Et Lokantası?ndayız. Gezi boyunca bizi bir an olsun yalnız bırakmayan Kastamonu İl Kültür Müdürü Ziver Kaplan ve Taşköprü Belediyesi Başkan Yardımcısı Muzaffer Bey ile birlikte kolları sıvamış, Biryan kebaplarımızı yerken (elle yemek adettenmiş) konu dönüp dolaşıp yine sarımsağa geliyor. Sarımsak, Romalılardan kalma bir şehir olan Pompeiopolis'in bile önüne geçiyor zaman zaman. Ki, bu muhteşem şehir kalıntısı, olanaksızlıklar yüzünden gün yüzüne çıkarılamamış bir türlü. 'Beyaz altın' olarak adlandırılan sarımsak yöre halkının başlıca geçim kaynaklarından. Alın bu sarımsağı başka yerde ekin, aynı sonuca ulaşamıyorsunuz. Eh, hal böyle olunca Taşköprü her yıl eylül ayında beyaz altınına uluslararası bir kültür festivali düzenlemesin de ne yapsın!
Kastamonu'nun zengin yemek kültürünü bu sayfalara sığdırmak hayli zor. Araştırmacıların Kastamonu ve çevresinde 812 çeşit yemek tespit ettiklerini öğrenince, 'bir değil, birkaç kez daha gelmeli buraya' diyor insan. Belki o zaman Kestane çorbası ve Kızılcık tarhana çorbasını da tadarız. Üryani eriği, pirinci, pastırması, sarımsağı, tarihi, turizmi, deniz sefası her biri birbirinden derin araştırma konuları aslında. Bir kez daha geleceğiz Kastamonu'ya, ama bu kez baharda. Karadeniz?e hakim İnebolu ve Abana sahiline de ineceğiz.
www.lezzet.com.tr

20050901taskopru_227.jpg

BÜRYAN KEBABI BİZİMDİR, BİZİM KALACAK !

BÜRYAN KEBABI TARTIŞMASI BÜYÜYOR... BİR İDDİA DA TAŞKÖPRÜ BELEDİYE BAŞKANI HASAN ALTAN'DAN GELDİ. ALTAN, "BÜRYAN KEBABI BİZİM" DEDİ.

Ünlü Büryan kebabının patenti için
Siirt ve Bitlis arasında süren tartışmalara, Kastamonu'nun Taşköprü
İlçesi de katıldı.
Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan, Büryan kebabının asırlardır Taşköprü'nün yöresel yemeği
olduğunu savundu.
İstanbul, Bolu, Bursa ve Zonguldak'taki çok sayıda kebapçıda
''Meşhur Taşköprü Büryanı'' adı altında kebaplarının satışa
sunulduğunu bildiren Altan, şunları söyledi:
''Büryan adı verilen kuyu kebabının ilçede 400 yıllık geçmişi var.
400 yıllık kebabımız için Siirt ve Bitlislilerin kavga etmesine anlam
veremiyoruz. Her iki ilin çabaları da boşuna. Ayrıca, Bitlis ve
Siirt'in Büryanı bizimkinden farklı. Onların kebabının tadı asla
Taşköprü Büryanı gibi olamaz. Almanya, Hollanda ve Belçika'dan
turistler, özel olarak Taşköprü'ye Büryan kebabı yemeye geliyorlar.
Siirt ve Bitlislilerin bu kavgasına katılmayacağız. Biz zaten gerekli
başvurumuzu Nisan ayında yaptık.''
Siirtlilerin, Türk Patent Enstitüsü'ne (TPE), ''Siirt Büryan
Kebabı'' ibareli coğrafi işaret için başvuru yapmasına Bitlisliler
itiraz etmiş, TPE de itiraz üzerine söz konusu kebabı ''Siirt Büryan
Kebabı'' adıyla tescil etmemişti.

BU KONUYLA İLGİLİ DİĞER HABERLER
http://www.yenisafak.com.tr/g06.html

Türkiye
'Büryan'da karar bilimin

AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler, önceki akşam gazetecilere Büryan kebabı ikram etti.

RADİKAL - ANKARA - Güneydoğu'nun komşu illeri Bitlis ve Siirt arasında yaşanan
'Büryan kebabı kimin' tartışmasında son kararı Türk Patent Enstitüsü (TPE) verecek. TPE yapacağı araştırmaya göre Büryan kebabı Bitlis ya da Siirt adına 'yöresel yemek' olarak tescil edilecek.
Siirt Valiliği'nin, TPE'ye başvurarak kebabı tescil ettirme girişimine AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler itiraz etmişti. Kiler, Büryan kebabını tanıtmak için önceki akşam gazetecilere bir yemek verdi. Yemekte, Bitlis'ten getirilen etle yapılan Büryan kebabı ikram edildi.
Kastamonu'nun Taşköprü Belediye Başkanı Hasan Altan da, Büryan kebabının asırlardır Taşköprü'nün yöresel yemeği olduğunu ve tescil için başvurduklarını açıkladı.

Radikal, 24 Ekim 2003

20050901taskopru_238.jpg

Biryan

Halk arasında genellikle " biryan" denir. Kastamonu merkezinde, Taşköprü ilçesinde yaygındır. "Kuyu kebabı", "kazık-kebabı"da dendiği görülmektedir. Yaz mevsiminde Açık Maslak, Kadıdağı mesire yerlerinde kırda kuyu kazılarak yapılır. Şehir ve ilçe merkezinde dükkanlarda ise ateş tuğlasından küçük kuyularda "biryan" pişirilir.

En iyi biryan koyun ve kuzu etinden yapılır. Koyun veya kuzu dikkatle kesilip yüzülür. Karnının içi temizlenir. Kırda pişirileceği zaman 1.5-2 m. derinliğinde kuyu kazılır. İçinde köz bırakacak odunlar yakılır. Odunlar yanıp koz meydana gelince kuyunun üstüne çap olacak şekilde bir demir çubuk konur. Koyun çengelle bu "çap demiri" ne asılır. Kuyunun ağzı kalın, daire veya kare şeklinde bir tahta ile kapatılır. Tahta kapağın üstü ve kenarları çamurla sıvanır. 1.5 saat kadar kuyuda bekletilen koyun pişer. Kapak açılarak koyun çengelinden yukarı çekilir. Tahta üzerinde satırla ve bıçakla doğranır. Tartılarak satılır. Bir kuyuya 3-5 koyun sarkıtılabilir.

Biryan, dükkanda pişirileceği zaman dükkanın bir köşesinde baca altında yapılmış kuyuda ateş yakılarak aynı işlem uygulanır. Dükkandaki fırının ağzında demir bir çember ve çap demirinin konacağı yuvalar bulunur. Bu fırın tuğladan yapılmıştır ve uzun süre kullanılır. Biryan pişirileceği zaman közlerin üzerine etin yağ ve suyunun akacağı bir leğen indirilir. Kastamonu'da bir misafire İkram edilecek en makbul yiyecektir. Biryan, yalnızca elle yenir. Yanında soğan, ayran mutlaka istenir. Pilavla birlikte biryanlı pilav olarak da yenir. Ismarlama yoluyla, kuyuya sarkıtılan koyunun içine pirinç konularak da pilav elde edildiği olur.
http://www.kastamonu.gov.tr

20050901taskopru_217.jpg

Damak Çatlatan Tatlar Kastamonu'dan Taşköprüye...

Damak çatlatan tatlar
Mehmet YAŞİN

TAŞKÖPRÜ'NÜN BİRAN'I
Şükriye Hanım, üzüm yaprağı veya ebegümeci ile yapılan 'ekşili pilav'ı, patates, sarmısak, yumurta ve ekşili yoğurtla oluşturulan 'yoğurtlu patates paçası'nı, pirinç, mantar ve kabak paçasını, kestane çorbasını, 40 katlı ev baklavasını, ballı güllacı, Üçürdüm pilavını anlatırken, ben de bu yemeklerin tatlarını hayal etmeye çalışıyordum. Hayali tatlar bile ağzımın sulanmasına yetiyordu.Kastamonu'nun etli ekmekten sonra gelen bir başka simgesi de Biran (Büryan, Püryan) Kebabı idi. Bazı yörelerde kuyu ve kazık kebabı da deniyordu. Prof. Dr. Abdulkerim Abdulkadiroğlu'nun bir makalesinde okuduğuma göre, bu kebabın en iyi yapıldığı yer de, 'sarmısağın başkenti' Taşköprü kasabasıydı. Bu yemek aslında yasak yemekler listemin en baş köşesinde yer alıyordu. Çünkü ağzına yeni ot değmiş kuzudan yapılıyordu. Kolesterolü yüksek olanların kuzu etine hasret öldükleri bilinen bir gerçekti. Kastamonu-Taşköprü arasındaki 45 kilometrelik yolu kat ederken aklıma hep bu 'kötü' düşünceler geliyordu.Taşköprü'de, vitrininde nar gibi kuzuların sergilendiği ilk kebapçıya girdim. Bir porsiyon istedim. Yağıyla kemiği ile önüme 300 gramlık kebap geldi. Çatal bıçak yardımıyla, istemeye istemeye yağları ayıklayınca ne yediğimi anlamadım. Çaresiz ikinci porsiyonu istedim. Garson tadına varabilmem için kebabın elle yenmesi gerektiği konusunda beni uyardı. Ben de öyle yaptım. Sonra işin sırrını sordum. Usta beni alt kattaki kuyunun başına götürüp anlattı. Bir defa kuzu kekik otlamalıydı. Sonra yakılan odunun sakızlı çam olması gerekiyordu. Bu arada kuyunun ağzının iyice sıvanması lazımdı. Tabii ustanın etlemeyi, sulamayı iyi yapması şarttı.
(Hürriyrt; 01.06.2003)

20050829_038.jpg

İSTANBUL'DAN TAŞKÖPRÜ'YE BÜRYAN SİPARİŞİ

Taşköprü'de 1893 yılından beri yapılan kuyu kebabı (Büryan) gurbetteki yüzlerce Kastamonulu "ya otobüslerle gönderiliyor. Taşköprü'de ilk kuyu kebabını yapan aileni»5. kuşağı olan Raif Kesici (45) kuyu kebabı tanışmasını yeniden başlatacak iddialarda bulundu. Kesici; "Bizim dedelerimiz 1893 yılında Kafkasya'dan Taşköprü'ye göç etmişler ve buraya yerleşmişler. Kuyu kebabını ilk kez burada yapmışlar. En eski kuyu kebapçısı biziz. Kuyu kebabının anavatan Siirt demek yanlış. Siirtliler kebabı bizden öğrendi. Siirt'ten Taşköprü'ye asker olarak gelen bir genç memleketine döndüğünde bunu Siirt'e denemiş. Siirtliler çıkmış kuyu kebabı bizimdir diyor. Halbuki alakası yok. Kuyu kebabının ilk çıktığı yer Kastamonu'nun Taşköprü ilçesidir" dedi. Taşköprü'den İstanbul'a alo paket servis Kesici Kebap Salonu sahibi Raif Kesici, kebabın müdavimi gurbetçilerin olduğunu bu nedenle Taşköprü'den kebap mevsimi geldiğinde İstanbul'a kebap servisi yaptıklarını söyledi ve ekledi; "İstanbul'da bulunan gurbetçilerimize kebap servisi yapıyoruz. Benim İstanbul'da yıllardır yüz kişiden oluşan değişmez müşterilerim var. Onlar beni arar ben kebabı hazırlarım ve arabama yüklerim. Kebabı evlere kadar servis ederim. Ulaşıncaya kadar soğuyor tabi. Onlar mikro dalga fırınlarda ısıtıyorlar" dedi. Taşköprü'de kuyu kebabı mevsimi Nisan ayında başlayıp Ramazan ayına kadar devam ediyor. (SÖZCÜ'den Aktaran Kastamonu Postası)

tskpr-kebab_.jpg

TAŞKÖPRÜ'NÜN ÜNLÜ KUYU KEBABI
Kebapçılardan Görüntüler İçin
TIKLAYINIZ...

Biryan

Halk arasında genellikle " biryan" denir.Kastamonu merkezinde, Taşköprü ilçesinde yaygındır. Ayrıca Kastamonu'nun bir çok ilçesinde bulmak mümkündür. "Kuyu kebabı", "kazık kebabı"da dendiği görülmektedir.
Yaz mevsiminde Açık Maslak, Kadıdağı mesire yerlerinde kırda kuyu kazılarak yapılır.Şehir ve ilçe merkezinde dükkanlarda ise ateş tuğlasından küçük kuyularda "biryan" pişirilir.En iyi biryan koyun ve kuzu etinden yapılır.

Hazırlanışı ve Yapılışı
Koyun veya kuzu dikkatle kesilip yüzülür.Karnının içi temizlenir.Kırda pişirileceği zaman 1.5-2 m. derinliğinde kuyu kazılır. İçinde köz bırakacak odunlar yakılır.Odunlar yanıp köz meydana gelince kuyunun üstüne çap olacak şekilde bir demir çubuk konur.Koyun çengelle bu "çap demiri" ne asılır.Kuyunun ağzı kalın, daire veya kare şeklinde bir tahta ile kapatılır.Tahta kapağın üstü ve kenarları çamurla sıvanır. 1.5 saat kadar kuyuda bekletilen koyun pişer.Kapak açılarak koyun çengelinden yukarı çekilir.Tahta üzerinde satırla ve bıçakla doğranır.Tartılarak satılır.Bir kuyuya 3-5 koyun sarkıtılabilir.

Biryan, dükkanda pişirileceği zaman dükkanın bir köşesinde baca altında yapılmış kuyuda ateş yakılarak aynı işlem uygulanır.Dükkandaki fırının ağzında demir bir çember ve çap demirinin konacağı yuvalar bulunur.Bu fırın tuğladan yapılmıştır ve uzun süre kullanılır.Biryan pişirileceği zaman közlerin üzerine etin yağ ve suyunun akacağı bir leğen indirilir.
Kastamonu'da bir misafire İkram edilecek en makbul yiyecektir.Biryan, yalnızca elle yenir.Yanında soğan, ayran mutlaka istenir.Pilavla birlikte biryanlı pilav olarak da yenir.Ismarlama yoluyla, kuyuya sarkıtılan koyunun içine pirinç konularak da pilav elde edildiği olur.

İstanbul'da Kastamonu'ların yaşadığı bazı yerlerde bu kebabın lezzetini tatmanızı öneririz. Örneğin Şile'de bulabilirsiniz.
www.inebolu.org

***** ***** *****
***** ***** *****

TAŞKÖPRÜ'DEN BAKIŞ

::: SİTE HAKKINDA :::

KURULUŞ: 19.06.2005

***** ***** *****

SİTE İÇERİĞİ:

:::DİĞER SAYFALARDAKİ YAZI VE FOTOĞRAFLAR:::

bahrikaraduman.gif

Taşköprülü Bir Şair: Bahri KARADUMAN
TIKLAYINIZ...

Rıfat_ılgazevi_cide

10. Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali 'nden
İZLENİMLER...
için TIKLAYINIZ.
*******************************
10. Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali PANEL'inde Ali NAZLI'nın Yaptığı Konuşmanın Tam Metni

için TIKLAYINIZ.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB)'in
İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları İçin Hazırladığı
100 TEMEL ESER
Listeler ve YANKILARI İçin
TIKLAYINIZ

19.ULUSLARARASI TAŞKÖPRÜ KÜLTÜR VE SARIMSAK FESTİVALİ (01-04 Eylül 2005) Görüntüleri İçin "TAŞKÖPRÜ'NÜN SESİ" sitesine TIKLAYINIZ...

TAŞKÖPRÜ'den
----------------

Geçmişten Günümüze "ULUSLARARASI TAŞKÖPRÜ KÜLTÜR VE SARIMSAK FESTİVALİ" 2004 İçin
TIKLAYINIZ

GURBET YAVRUM'DAN MAVİ MASKEYE; SESSİZ BİR DAYANIŞMA'DAN KANAL BOYU'NA AYSEL ÖZAKIN

Konu Denizli, Dekor Kastamonu'dan...
EĞRETİ GELİN (Atıf YILMAZ)

DEVREKANİ'den Oğuz ATAY
Yaşamı: Öykü ve roman yazarı (İnebolu; 12 Ekim 1934- İstanbul; 13 Aralık 1977; babası Cemil Atay 1892'de Devrekani'nin Etçiler köyünde doğmuş, Oğuz Atay ise babasının görev yeri olan İnebolu'da). 1939'da, ailesiyle Ankara'ya geldi.(...)
devamı için TIKLAYINIZ

Devrekani Mustafa Kaya Şenlik YİBO
Yatılı İlköğretim Bölge Okulları (YİBOLAR)
ŞENLİK YİBO
Yatılı bölge okulu öğrencileri, duyarlı öğretmenlerle güneşli bir geleceğe göz kırpmak istiyor
Anadolu'nun yatılı umutları
(Ebru TOKTAR, Cumhuriyet, 29 MART 1999 )

:::DOSYALARIMIZ:::

Dosya: 5
Yıl Yıl Ödüller "ÖDÜLLER" sayfamızda
Başlangıcından Bugüne Yunus Nadi Ödülleri
Başlangıcından Bugüne Sait Faik Hikâye Armağanı (50 Yılın 50 Öykü Kitabı)
Başlangıcından Bugüne Orhan Kemal Roman Ödülü
Başlangıcından Bugüne Altın Portakal'ın En İyileri

TIKLAYINIZ

Dosya: 4
2004'te EDEBİYATIMIZ

A. 2004'te Öykü Kitapları
B. 2004^te Romanlar
C. 2004'te Şiir Kitapları

Dosya: 2
"Başlangıcından Günümüze Türk Edebiyatı'nda
Roman Zamandizini Taslağı"
TIKLAYINIZ

Dosya: 1
"Başlangıcından Günümüze Türk Edebiyatı'nda
Öykü Kitapları Zamandizini Taslağı"
TIKLAYINIZ

2004'TE EDEBİYATIMIZ 1
Ali ŞAHİN
2004'TE ÖYKÜ KİTAPLARI
İçin TIKLAYINIZ

2004'TE EDEBİYATIMIZ 2
2004'TE ROMAN
Ali ŞAHİN
İçin TIKLAYINIZ

2004'TE EDEBİYATIMIZ 3
Ali ŞAHİN
2004'TE ŞİİR KİTAPLARI
İçin TIKLAYINIZ

fosforlucevriye.jpg

33. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE "BAŞI EĞİLMEYEN KADIN" SUAT DERVİŞ'İ ANARKEN
Ali ŞAHİN

"Gölgesi --Suat Derviş'e--

Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını;/ Bir kere eğemedim bu kadının başını(...)" (Nazım Hikmet)

(devamı ve

A. Ömer Türkeş, Aksaray'dan Bir Perihan
Behçet Çelik, Suat Derviş'in Romanları
Behçet Çelik, 60 Yıl Önce Politika ve Sanat
Çimen GÜNAY, Başını Eğmeyen Kadın: Suat Derviş
Suat Derviş'ten Bir Öykü: "Erkek Aşkı"
Sennur Sezer, Fosforlu Cevriye
Sennur Sezer, 'Eğemedim Bu Kadının Başını'

yazıları için TIKLAYINIZ)


logo_25blk.gif

"Taşköprü'den Esintiler"
"alisahin37sitemynet.com"
İçin soldaki "GOOGLE"a TIKLAYINIZ...

"Atamamak", aslında çok da kötü bir huy sayılmaz ama, insana "dert" oluyor ve bu derdin çaresi de bulunmuyor...

"Dermansız Dert"

Sadi Bülbül- Bütün Dünya

Bir şeyi "atamama" huyumdan şikayetçiyim. Ama huyumu değiştirmeye gücüm yetmiyor. Diyelim, gazetenin verdiği otomobil eki, diyelim üniversiteye girecek gençler için hazırlanmış sınav kitapçığı, diyelim size getirilen ancak sizin kullanmayacağınız bir kol düğmesi... Bir cep telefonu kılıfı... Armağan edilen ancak sizin tarzınız olmayan, kullanışsız bir ajanda... Anahtarlık... Nedense sevmediğiniz bir peynir... Eski ayakkabınız... Cascavlak renkli bir kazak... Sizde olmasına karşın yanlışlıkla bir daha aldığınız kitap... Ve en dramatiği: Biriken gazeteler...

Hayır! Ben bunları atamam!.. Gazetenin o otomobil ekini kesinlikle, buna ilgi duyan birisine vermeliyim. Sınav kitapçığını verecek bir yoksul çocuk bulmalıyım. Değil dershaneye gitmek, günlük gazete bile alamayan ve bu nedenle de gazetenin bu ekini göremeyen yüzlerce genç olduğunu biliyorum.

Benim takmadığım o kol düğmesinin bir meraklısını bulsam kimbilir ne denli sevinecektir? Siz o ayakkabıyı giymediğime bakmayın. O denli de eski değildir ama buna gerçekten gereksinimi olan insanı nerden bulmalı? Benim kokusunu sevmediğim o peyniri yemek isteyecek binlerce (yoksa milyonlarca mı?) insan olduğunu bilmek ne kötü? Bana onlardan yalnızca biri gerekli ama, onu nasıl bulacağım? Buzdolabının bir köşesine koysam ne zamana değin bekletebilirim? Apartman görevlisine versem, gururludur belki almaz. Peki ben ne yapacağım? Çöpe mi atayım? Hayır ve hiçbir zaman atamam! Bunu benden istemeyin de, ne isterseniz isteyin...

Birken iki olan kitaba gelince... Onu atmamı isteyeceğinize, canımı isteyin daha iyi. Neyse ki o, peynir gibi değil. Zamana dayanıklıdır ve ben onu, sahibini buluncaya değin saklayabilirim. Peki ya "İşte buldum" dediğim insan... "Bende de var" diye almazsa ya da hatırımı kırmayıp alır, sonra o çöpe atarsa... Ya da okumak için alıp da, okumadan atarsa...

Aman Tanrım bu ne içinden çıkılmaz iştir?

Gençliğimde arkadaşlarımla Büyükada'da bir sandal gezintisine çıkmış ve kürek çekmesi- ni bilmediğimiz için, küçük bir dalgada denize dökülmüştük. Nasıl olduysa kazada, ayakkabımın tekini bulamadım. Geriye kalan o tek ayakkabı için günlerce ayakkabı yapan dükkanları gezdim, ona bir eş yaptırmak istedim. Fakat tek ayakkabı yapılmazmış. Uğursuzluk sayılırmış. Bunu öğrenince o tek ayakkabı- yı uzun süre atamadım. Güleceksiniz ama günlerce bedensel engelli bir insan aradım ve bulamadım. O tek ayakkabı bana yıllarca "eşini arayan bir kuş" gibi acı verdi. Barış Manço'nun "ayrı düşmüş kol düğmeleri"nin hüznünü yaşadım.

Yıllar önce Aziz Nesin'in bir yazısını okumuştum. Komşularının verdiği bir acı zeytini yiyememişlerdi ancak yazarımızın annesi "Mutlaka bunu yiyecek insanlar vardır" diye zeytini uzun süre atamamış, verecek kimse bulamayınca da, azar azar ev halkına yedirmişti. Yani sonunda "onu yiyecek insanları" bulmuştu.

"Atamamak" aslında çok da kötü bir huy sayılmaz ama, insana "dert" oluyor ve bu derdin çaresi de bulunmuyor...

ETKİNLİKLER ARŞİVİ

Başlangıcından Bugüne Taşköprü Uluslararası Kültür ve Sarımsak Festivali Arşivi
HAZIRLANIYOR

12 Eylül sanatın içini boşalttı
---------------------------------

Evrensel Kültür Merkezinin Türkiye Gazeteciler Cemiyetinde önceki gün düzenlediği forumda "12 Eylülün Kültür Alanındaki Tahribatları" tartışıldı. 25 yıl önce yapılan askeri darbenin, ülkede pek çok şey gibi kültürü de tahrip ederek kültürel yozlaşmayı zaman içinde yerleştirdiği vurgulanan forumu Adnan Özyalçıner ve Sennur Sezer yönetti.
Muzaffer İlhan Erdost, Demirtaş Ceyhun, Şanar Yurdatapan, Gülsen Tuncer, Hasan Kıyafet, Cengiz Gündoğdu, İbrahim Çiftçioğlu, Canol Kocagöz ve Gülsüm Cengizin konuşmacı olarak katıldığı forumda yapılan konuşmalarda, özellikle "toplumsal bellek kaybı"na dikkat çekildi.

12 Mart, 12 Eylül...

İlk konuşmayı yapan Muzaffer İlhan Erdost, aydınların zaman zaman ülkede oynanan oyunun farkına varamadıklarını, olayları derinlemesine ve çok boyutlu olarak kavrayamadıklarını belirterek, 12 Eylül ve 12 Mart gibi tarihleri iyi kavramak gerektiğini söyledi. 12 Marttan sonra güçlenen sola karşı, yeni faşistleştirme hareketlerinin başladığını ve sol üzerinde baskının arttığını ifade eden Erdost, 1974 ile 1980 arasında 5 bin kişinin öldüğünü söyleyerek "Sokak giderek kana bulanıyordu" dedi.
12 Eylülün Türkiyede büyük kültürel kırılmalar ve yozlaşmalar yarattığını belirten Adnan Özyalçıner de düşünce ve anlatım özgürlüğü olmadıkça, en temel insan haklarının bile bulunamayacağını belirterek Türkiye Yazarlar Sendikasının 12 Eylül döneminde uğradığı baskıları ve TYSye açılan davayı anlattı. Demirtaş Ceyhun ise Türkiyenin Amerikan egemenliği altına girdiği yılları anlatarak, geçmişin bilinmesinin önemi üzerinde durdu. "12 Eylülü sadece birkaç subayın düzenlediğini düşünmek mümkün mü" diye soran Ceyhun, "Askeri darbeleri değerlendirirken soğuk savaş gerçeğini göz ardı etmemek lazım" dedi.
12 Eylülden kısa süre önce yurtdışına çıktığını söyleyen Şanar Yurdatapan, sanatçıların farklı politik kimlikleri nedeniyle 12 Eylülde birleşip direnemediğini iddia etti. "Biz mahkemelere davalara giderken, utandık bir şey demeye; çünkü arkadaşlarımız işkencedeydi" diyen Sennur Sezer de Türkiyede kalan aydınların verdiği mücadeleye değinerek, "Demek ki sesimiz Avrupaya gitmiyormuş" diye konuştu.

Bilendik, bilinçlendik...
Gülsen Tuncer ise kendi yaşadıklarının ancak bir dipnot olacağını belirterek, 12 Eylül sonrası yaşadığı sıkıntılara kısaca değindi. "Ağır bir ekonomk baskı altına alındık. İş alamaz olduk. İsimlerimize yasak kondu. Oyun verilmiyordu. Erozyonu gördük. Ama bilendik, bilinçlendik ve notlarımızı aldık" dedi. Yurtdışına çıkan sanatçılara yönelik eleştiriler de yönelten Tuncer, sözlerini şöyle sürdürdü: "Belleğimizi kaybettik. Çünkü 12 Eylülde herkes fotoğraflarını, kitaplarını, mektuplarını, defterlerini yaktı. Ama umutsuz değilim yakılan ormanların yerine filizlerin doğduğunu gördüm. Toplumsal olaylar da doğa olayları gibidir" dedi.
Öğretmenlerin hâlâ şu kitabı alırsam, kütüphanemde bulunması suç olur mu diye sordukl


Posted: 03:31, 2006-10-11

<- Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa ->