JUST WHEN U THINK EVERYTHING IS PERFECT.... | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
a$k yoğunlugu ve a$k ömrü ili$kisihttp://www.birebir.net/ebkz.asp?d=447784&cp=t kendisine ne kadar deger verildigini merak etmekhttp://www.birebir.net/ebkz.asp?d=447806&cp=t
buyrun... bir full-time cumartesi daha...gece 1 de bilgisayarın başından kalkarken bugün sınav olduğunu ve erken kaldırmaları gerektiğini söyleyince galiba o uyku mahmurluğuyla pek sallamadılar ve 8.30 da olacak sınav için 7.30 da ayaktaydım. yine yorucu bi gün olucaktı ve ben bunu istemiyordum. sınavdan sonra 6 saatlik dersin 4 üne girmeme planlarım vardı. hasta numarası yapıp eve kaçıcaktım tabiiki.=)
kahvaltıyı yapıp ankaraya doğru yürümeye başladım. sabah sabah çok az kişi vardı yolda hafiften de esiyordu hava. gözlerimi hafif hafif kapatıyordum, malum direk falan çıkar karşımıza =) hoş bi duyguydu, yürü yürü bitmiyo zaten 1.caddenin yarısını geçtikten sonra ankaraya 10 dakikada anca geliyosun. kartım olduğu için rahattım=) paso soracak mı sormayacak mı sorunsalını ve stresini yaşamadan kartı bastım ve ankarayı beklemeye başladım. bugün etrafta bi tanıdık yoktu ve mp3 çalar da yanımda değildi. zihinde kalan şarkıları tekrarlıyosun öyle olunca =) neyse ankaray çabuk geldi. yine doldu tabi tıkış tıkış, köşeye çekilip düşünmeye başladım, tam derin düşüncelere dalacakken etraftaki teyzeler hareketlenmeye başladılar, kızılaya yaklaşmışız =) kadın ankaray kurulduğundan beri her zaman söylediği gibi kızılay dedi. toplu insan gürühu içinde indim. sakarya caddesini geçip dersaneye geldim. girdim bi sınıfa form fln doldurduk. sonra kitapçıkları dağıttılar.tam sınav başladı birileri hocam yeni lise1 ler...le başlayan bi cümle kurunca kitaçığın kapağına baktım lise1 diyo, dedim gözetmene gittim ben bura lise1 miş iyi dedi üst kata çık. peki dedim forumum alıp gittim. bir de 180 soruymuş bizim sınav türkçe sorularını zorlamışlar biraz tekrar oku oku anlama zaten bi önceki günden çeşitli sebepler sinirimi bozduklarından dolayı pek de sağlıklı bi insan porfili çizmiyordum. memin cevapları mesaj at kontrol edeyim dedi ama gözetmen habire beni gözetlediği için ve de en önde oturduğum için atamadım.neyse 3 saat sonunda çıktık. memin tarık geldiler. nası geçti iyi güzel taam hadi gidelim nereye; dösim de konferans varmış ona gidelim dedik. gittik işte konuştuk biraz. hava sıktı beni hadi çıkalım dedik. yemek yemeye gittik. orada okuldan, sınıflardan geyik ve bilumum anekdotlar gibi şeyler konuştuk. hocalardı sınavlardı, girenlerdi çıkanlardı. benim dersane vardı bana acı acı baktılar ne bi de senin dersane var yazık gibi bakışlardan sonra niyetim olmadığı için gaza geldim. neyse meminle tarık ı demirtepeye bıraktıktan sonra dersaneye geldim. zaten genelde uyku modunda olduğum için bir de başı ağrıyan rolü yapmak pek zor olmayacaktı.zaten de hafiften ağrı vardı her zamanki gibi.bu hayat yorucu, baş ağrıtıyor, düşündürüyor işte. moralim kötüydü, karamsardım duygulardan. matematik gibi bi ders uyumak için mükemmeldi ızandım sıraya.milletin de uykusu gelmiş ben öyle yapınca. neyse kimyaya girdik. o da öyle güzel geçti yata yata. gökhan gazete getirmiş günlük fal denen hadiseye baktık bugün çok mutlu ve olumlusunuz yazıyordu terazi için. bunu gördükten sonra artık hiç bi şekilde inanılmaması gerektiğine inandım bunların. dava açmayı bile düşündüm de kim uğraşcak dedik. bu dersten sonra gideyim derken elif hoca geldi. son 3 ders yok film izliyoruz ben inanamadım tabi süper bişiydi bu olay tekrar tekrar sordum ve bu günü güel yapan tek şey olarak cinderellaman i izledik. hoş filmdi işte. yanında çay kek fln güzel güzel sinema keyfi yaptık.
dönerken nt ye girdik canan silgi aldı. benim de bu hafta sınavlar var diye kalem ve silgi alayım dedim.insan gerçekten rahat oluyo kendi kalemi ve silgisini kullanınca. not ortalamamı artırabilir belki :P metroya kadar canımı sıkan sorular sordular. düşünmek istemediğim sorulardı bunlar. haberleri yoktu çoğu şeylerden. boşveeerinnn dedim. çok sinir bozucu birşey bu boşver ... duymaktan nefret ettiğim nadır kelimelerden. ben de kullanıyorum bazen ama karşımdaki üzerinde yarattığı etkiyi biliyorum ve açıklamasını da yapıyorum genelde. keşke insanlar bu kelimeyi kullanırken biraz daha dikkatli olsa dedim. boşver demek. evet üstüne gitmedim hiç diyenin, gitse miydim acaba gitmese miydim? karşılık bekleyen boşveer ler miydi? meraklandırıcı boşveer ler miydi? yoksa gerçekten bilmem istenmediği boşveer ler miydi çok düşündüm.... ordan geldim eve. sabahki sınav belli olmuş 5. olmuşum. evdekiler pek bi mutluydu ve o yüzden bugün de bu bilgisayarın başında kalmama bişey demiyorlar. fakat ben mutlu değilim nedense. olmuşum ya da olmamışım. hayatımda birşey değişmedi. keşke onları mutlu eden şeyler beni de mutlu edebilse. keşke bunlardan gerçek bi lezzet alabilsem. ama insan manevi hazları hissetti mi bir kere. bir kere o tutkuyu yaşadı mı, bunların pek bir önemi kalmıyor ne yazık ki. hayat zor insanları anlamak zor O zor ben.. ben çok zor............ yazılılar, aaal, benannemin yogun ugra$lari sonrasi yatagimdan kalktigimda bir sersemlik evresinden sonra hazirlanmaya ba$ladik artik daha erken cikmam gerekiyodu bu da 20 dakka erken kalkmak ve uyuyamamak demekti. yuruyerek gitcekmi$iz artik. yaz gelmi$ fln.neyse dedim bi$eler atistirip ciktik. vay be ne kadar igrenc bi gun diye du$undum.edebiyat ve biyoloji yazililarinin ne kadar zor olabilecegini du$undum. sonra baktim en iyi du$unmemek, bi degi$me olmiicakti ne de olsa ilk ders oturduk genel tekrar fln yaptik yaziliya hazirlik fln derken, ikinci dershoca kagitlari dagitti. pek bi$i yoktu kolay sayilirdi bi kac soru di$inda her$ey guzeldi. sacma sapan cok celdirici soru olmadigi cini edebiyat sinavimizi rahatca atlattik. sonra safranbolu icin yer ayirtmaya gitcektik ki yer dolmu$ dedi hoca. bu ne bicim i$ dedik. hemen bi gezi duzenleyelim de gidelim diye gaza geldik, gulsen hocayi ayarlayip geziye gitme planlarimiz var.artik biz de geziye gidicez in$allah. sinirimiz bozuldu neyse biyoloji yazilisi da boyle guzel gecsin derken $ehnaz hocanin olaganustu sorulariyla kar$ila$tik. ben kagida kagit bana bakti derken hoca kagitlari topladigini soyledi ben can havliyle sallamaya calisirken ucum kirildi ark tan aldim vs vs derken hocaya uzattim. ama hocanin "cik cik" baki$lariyla kar$ila$tim ve kagidimin uzerine bi carpi yedikten sonra, moralimin bozulmasina izin veremezdim.yazililar bitmisti cunku gun icerisindeki.:) tabi yaziliya di$ etken olarak bazi ki$iler de psikolojik olarak kaymaya sebep olsa da bi$ey degi$mezdi kanimca. :) hayat guzel dedik artik beden dersi vardi. ilk ders basket oynadik, yorulduk, ikinci ders otlaga ciktik. hava guzeldi. gokyuzu guzeldi. hayat guzeldi ya da ben oyle saniyordum o anlik. daha ne olsundu :) yatmak istedim cimlere fakat bi sure sonra karincalanmalar hissedince kalktim ve oturmanin daha saglikli olacagina karar verdim =)
baktim $oyle bi okula, biktim artik dedim kendimden, biktim ayni yerlerden, biktim bu duvarlardan, biktim anilardan, biktim olmayan anilardan... $oyle bir deniz olsaydi okulumuzu cevreleyen, icindekileri dokmek icin, rahatlamak icin dedik. ba$kalarinin gozlerinin derinliklerinde bogulmaktansa, belki bir gun denize atip kendimizi bogulurduk...
bir de otlagin kar$isindaki duvari gipgriye boyami$lar. bizim eserlerimizle doluydu o duvar ya sinirim bozuldu biraz. one 06 mizi silmi$lerdi aao lar one ler gitmi$ti bir zamanlar sacmasapan bir tutkuyla yazdigim, insanin adi gitmi$ti silinmi$ti oradan, bir zaman kalbimden de silinen o isim artik oradan da silinmi$ti... ke$ke bazi $eyleri silmek bu kadar kolay olsaydi dedim bi sprey kutusunu bo$altmak kadar kolay olsaydi ustunu boyayarak... kendini inandirmaya cali$mak bazi $eyleri... --- sen ne dersen de her$ey olurunda gidecek, zamanla degisecek her$ey senin demenle degil :) guzeldi evet, gercekti ve guzeldi kendini kandirmak yersizdi, gercekleri sindirmek ne kadar kolay ne kadar zor benim icin.. du$unmek istemedim, cicek kokusunun derinligine biraktim ne kadar derin olabilirse artik..
bu dunyada her$ey bir gun biterdi. o bir gunu du$unmek yerine "bi bakmi$sin ki bir zamanlar ki hislerin artik oyle degil" olmak gerekiyor. i$te o zaman mutlu olmak var ama i$te ama o zaman onun icin harcadigin zamanlarin degerinin bir hic olmasi var. "neden yaptim ki onca $eyi" demek var. hangisi ne kadar guzel, ne kadar kotu.: bilmiyorum
odtü tanıtım günleribir cumartesi günü uyuyabiliyorduk öğlene kadar ama bugün saat 8.30 da kalktım. dersane bizi odtü tanıtım günü olayını ayarlamış, ona götürecekti. uykulu uykulu 10 dakka yatakta durduktan sonra kalktım vehazırlanmaya başladım. yolda yürürken kestirme girişimlerinde bulunsam da ankaray a kadar idare ettik artık. dersaneye girdim üst kata çıkayım derken özgeleri gördüm kantine dediler peki dedim gittik ben kantine girince etrafa saçma saçma bakarken, canan, enis hey fln el salladı baktım canan, çok ilginç geldi saç modelini falan değiştirmiş zaten uykum da var anlamadım ilk başta hoşgeldin, naptın istanbulda "gezdik tozduk işte güzeldi" iyi peki dedim. sonra köksal hoca geldi hadi çıkıyoz yola peki dedik, odtü otobüslerinin olduğu yere doğru yürümeye başladık. ben bi ara gözlerimi kapamışım galiba gözlerimi açtığımda karşımda kocaman bi elektrik direği gördüm yaklaşık 10 cm uzaktaydı. iyi yırtmıştım bu sefer :) neyse insanlar çakmadı olayı zaten kaç kere olmuştu bu olay önceleri.. neyse derken otobüs beklemeye başladık toplucana herkes montunu çıkardı saat 10 da hava baya bi sıcaktı tabi yaz gelmiş dedik. bi de ders işliicektik ordan geldikten sonra hiç çekilmezdi tabi..
neyse girdik odtü ye daha önce de gelmiştim zaten çok süper bi yerdi. ama içeriye girene kadar baya bir yol aldı otobüs. neyse indik işte konuşmaya etişebilmek için hızlı adımlarla girdik binaya. kapıda radyo olayları vardı. 80 lerin filmlerinin cins dans müziklerini açmışlar,mal olmuş biraz dedik. girdik içeri.
bissürü dersaeden, türkiyenin orasından burasından gelmiş insanlar vardı. ne güzel dedik oyurduk yerimize. abi eğitim sistemini anlatıyodu, işte hangi sınıfta ne dersler alırsınız tarzında. master dı şuydu buydu.sonra da sinan abi çıkıp işin sosyal yanını anlattı. kulüpleri, toplulukları, kampüsün içinde neler var veesaire. çok sevdik burayı gelelim falan dedik hatta. alsınlar bizi direk ne uğraştırıyolar diye :P stand-up tarzındaydı biraz ilginç bi tanıtım oldu sonrasında standları gezmeye gittik, orada bi kaç tanıdıkla karşılaştık işte "aa sende mi burdaydın hede hödö" fln. gezdik gördük bissürü bölümle ilgili kağıtlar topladık sonra da dışarıya çıktık. gezdik dolandık, yorulduk çimlere çöktük. cafelere falan baktık. insanların sınavları varmış bugün onlara baktık böyle aval aval. ne güzel dedim burda olmak vardı şimdi. zaten sıkılmıştım şu aralar aaal den.. neden bilmiyorum.belki biliyorum da kendime söylemek istemiyorum bu sebepleri; büyütmemek adına... neyse geçiyoruz bunlar :) sonra hadi otobüslere dediler, duralım ya dedik olmaz dediler ders başlııcak mecbur peki dedik artık gelirken yine uyku mu desem dikkatsizlik mi desem çam ağacı gözüme girdi, kızardı gözüm falan, direkten yırtmıştık bundan yırtamadık bu sefer. dolduk otobüslere daha da erkendi kalsaydık keşke.. dersin başlamasına 40 dakika kaldıydı vardığımızda. dedik napıcaz bekleyip pasha ya gittik. kumpir aldım ama doymamışım aslında. anlık bir doyma hissettirdi yine de. neyse ders başlatıktan 10 dakka sonra girdik derse bi yüzümü yıkadım uykum gitsin diye ama olmuyor arkadaş derste uyuyorum ben hep. neyse uzandım sırama, hoca ders anlattı fln arada cevap vermeye çalıştım takıldı yine hocalar. biraz kaynattık dersleri hocam yorgunuz rehberlik muhabbeti yaptırdık fln.
sonrasında eve geldim akşam yorgun argın eve. baktım pazartesi biyoloji, edebiyat başta olmak üzere 4 sınav var. kim bakıcak şimdi dedim oturdum bilgisayarın başına. hala da başındayım. sınavların girmemesi dileğiyle bakacağım birazdan. işte öyle birşey...... Hayat!...Hayatı bir nehire benzetiyorum şu sıralar.Kimi zaman dolu dizgin akıyor;durdurulması imkansız...Kimi zamansa aniden duruluyor,huzursuz huzursuz kıpırdanıyor. Aktığı zamanlarda bir çok şey götürüyor sinsice!.. Sevincimi, duyarlılığımı götürüyor şu sıralar. Benden uzağa akıyor artık bu nehir!... Herşeyimi götürüyor Kişiliğimi götürüyor Beni götürüyor! i$te öyle bir $ey....değer verdiğin ki$iler sana ne kadar değer veriyor, bilmek istiyorsun bazen.. bilmek istiyor insan sevdiğini tanımak istiyor....
bir yerden sonra insan.. sevemiyor eskisi gibi; ne yapmak istediğini bilmiyor tam olarak.. ne istediğini bilmiyor çünkü kimden ne kadar ne istediğini..
sevdiğinden emin olmak istiyor insan.. onun mutsuzluğuyla mutsuz, onun üzüntüleriyle üzgün olmaktansa mutlu etmek istiyor hayatı boyunca.. manevi yönden beslemek istiyor kendisini ve onu; maddiyat etrafında dönen bir dünyanın içinde kaybolmaktansa..
olmuyor hiçbir$ey eskisi gibi dün ölü, yarın meçhul, elimizde bugün var... ve biz aklımızdan geçenleri yapmamak için, o cesareti toplayamadığımız, bo$vermek kolay kaçtığı için her gün bir sebep üretiyoruz kendimize.. çünkü anıları unutamayacağımızı, hayalleri unutabileceğimizi dü$ünüyoruz. kötü anılar bizi korkutuyor, ya$adığım için, ya$adığımız için.. korkuyoruz. hayaller tatlı kalıyor bir kö$ede gerçekle$meyi bekleyerek; onlar da sıkılıyorlar artık bi süre sonra. sıkışıyorlar rüyalarda...
rüyalarsa; sizin için artık bir$ey ifade etmeyen ya da öyle olduğunu dü$ündüğünüz birisini, siz yatağınızda yatarken, çıkıp geliyor yakıcı bir ate$le.. hani rüyalardaki hissizlik vardır ya.. i$te rüyanızda o size dokunduğunda; a$ıyorsunuz o hissizliği, her$ey en gerçek haliyle kar$ınızda oluyor sanki.. o an bir kaç kelime ve yakınla$ma..nefesini teninizde hissetme.. uyanıyorsunuz aniden; ve dü$ünmeye ba$lıyorsunuz saatlerce yerinizden kıpırdamadan... "neden geldin ki rüyama" diye o anı tekrar ya$amak istersiniz, tekrar, tekrar...
tüm hisleriniz alt üst olmu$ halde, aklınız o gerçeği yüzünüze vurur: Rüyaydı bu zararlı oluyor bu rüyalar bazen.. çok zararlı..
vazgeçtim dünyadan...don ki$ot hakkinda ara$tirma yaparken rastladigim bir $iir. william shakespeare e ait: can yucel cevirmi$.. ozellikle son iki dize cok ho$uma gitti...buyrun:
vazgeçtim bu dünyadan, ho$ bir $iir...Bir buluttum içine kapalı
Bir buluttum dokunsalar ağlayacak,
Özlemin içmde hüznümle boşalacak
Güneşimdin benim
Her günle doğan
Geceleri,yalnızlığımı doğuran
Seninle sevgi oldu gözyaşım,
sensiz iki damla çamur..
Işığındı onlara renk veren,
Işığındı umudum
Yansımalarındaydı arayışım,
Yanılsamaydı bekleyişim
Neden apansız kaçardın ki?
Oysa ki sen yanıma gelince
nasıl da aşk kokan kızılıa bürünürdü her yer.
Günöksüzü kuşlar öterdi..
Her kalbe aşılardın sevgini
Her gözde görürdüm pırıltını..
Gözlerim gözlerine takılınca
nasıl da özlem duyardım sana
Belki yarın şafakta seni bulamam diye..
Oysa şimdi güneş hiç doğmuyor
Her gece batsa da gönlümde,
Bir ıssız karanlık çöküyor içime
Yaprak sesleri duyuyorum
Öylesine telaşlılar ki...
Sanki hiç gelmeyecekmişsin gibi
kalbim delicesine çırpınıyor
Yokluğun nasıl da sıkıştırıyor gövdemi
Hani derler ya ;
Sanki fırtına öncesi sensizlik..
Ve yalnızlık tüm anlamsızlığıyla
Sessizlik miydi yoksa?...?
Bir sinek vızıltısına bile hasret kalmak?
Hayır
Asıl özlem iki kalp atışı duyamamaktaydı;
Heyecanında huzur bulduğum kalp atışlarını..
Ne fark ederdi ki yanımda olmasan?
Düşlerim vardı ;düşlerimde de sen...
Hem bu sefer tamamen bana ait.
Hep yanımda(!)
Neden mutlu etmiyor bu beni?
Oysa ki benimdin artık
Ben istemeden de asla gidemezdin..
Hem gitsen de geri getirirdim seni..
Ama benim olmanı istememiştim ki ben
Ben seni istemiştim..
Aslında bu da değildi asıl istediğim
Tek dileğim yanında olmaktı
Bende bir sen değil,senle bir ben!
$iiri veren esraya te$ekkurler...
okul, ilginclikler, 45 dakika ayakta beklemekten nefret etmek, zaman.....can sıkıntısı... bir yerden sonra insanın üzülecek bir$eyi olmayınca gerçekten de canı sıkılıyormu$ galiba... ben de a$ık olsam yaa ne güsel olurrr tripleri bundan kaynaklanıyormu$ demek ne alaka evet ben de bilmiyorum.. galiba bugünlerde canım sıkılıyor.. ama a$ık olmak istemediğimi kesin biliyorum :) bazı $eylerin belki BANA GÖRE değeri bilinmediği içindir.. karşındakinin aklındakilerini okuyacak bir icad çıkarılmadıkça bu dünyada hayat zor bu yüzden japonlara en yakın zamanda bu isteğimi ileticem :D
dün girmediğimiz iki dersten dolayı zafer hoca disipline vermiş bizi... en azından öyle söyledi sabah sabah moralim bozuldu tabi ne yaptık biz tüm okulda kaçan tek insanlar biz miyiz? neyse günboyu kimse bizi çağırmadı zaten ı$ledıgimiz 3 ders gerisi konferans salonunda geçti.lise 3 lerin olayları vardı. gayet güzeldi eğlendik ama salonun karbondioksit yoğunluğunun oksijen yoğunluğundan fazla olması sebebiye enerjimiz tükendi gibi bir$eyler oldu. fazla dayanamadık.. tam törene kalalım mı gidelim mi derken, tüm kapıların idare tarafından payla$ılmı$ olduğunu dü$ünerek vazgeçtik. ve okuldaki tüm sorunlu insanları hakkında konu$ma dinledik turgut hocadan 45 dakika boyunca yönetmelik ve turgut hocayı dinlemek zorunda kaldık. lakin kimsenin dinlemediğini dinlese bile anlayamayacağı (ses sistemimiz muhte$em oldugu icin) bir yönetmeliğin ısrarla okunmasına bir anlam veremedik. en son bir h bendi okunuyordu sonrasını hatırlayamıyorum :D ınsan 45 dakika bekleyince çok güzel alkışlıyormu$ bunu da öğrendik :D ________________
yorgun argın eve gelinir. bugün ne yaptık diye düşünülür bakarsın yine elinde bir hiçle gelmişsin akşam 5 e yine bir değişiklik yok hayatta daha da önemlisi geli$me yok.. kısacık ömrümüzde geli$meden geçen bir gün daha.. dü$ünmek lazım bunları... ali$makinsan bi yerden sonra artik duygularina da anlatabiliyor galiba bazi seyleri... neye ne tepki vermesi gerektigini.. adrenalini nerede salgilattiracagini :) artik o heyecan kalmiyor, artik o a$k kalmiyor pek, kendini geriye cekmeyi biliyor duygular, artik umutlanmiyor sacma sapan seylerden, kaliyor ko$esinde.. belki eriyerek, belki unutularak... akla biraktigi ukteler kaliyor sadece, zamaninda ugruna yanip tutu$tugu.. i$te oyle bir $ey...
zaman geciyor, hayat bitiyor, biz bitiyoruz... gunden gune eriyoruz ya$amin TECUBEleriyle...
saclarimiz agardiginda mi mukemmel insan olacagiz, yoksa tutkularimizla mi, kestiremiyoruz kestiremiyorum... duyguların kararsızlığı...duyguların yıpranması sonucu, kime karşı ne hissettiğini kestirememek, yeni insanlar, yabancı duygular, yabancı sevgilerle birlikte; eskı yoğun duygular arasındaki kararsızlığın verdiği acı... ve tüm bu karamsarlıktan nefret etmekle beraber, mutlu olmakla beraber, bunları dert etmek durumunda kalmak... alıştığı yoğun duyguları bırakmanın zorluğu, ya da bırakamamanın getirdiği sinir bozuklukları... ve bunların getirisi : HİÇBİRŞEY
buna rağmen hayatın güzel geçmesi, matematikten 75 almak, bir derse girmemenin sonucu yarım gün yok yazılmak, hayat, i$te oyle bir$ey....fln ZorBugün neyi farkettim biliyo musunuz???Bazen birini çok özlüyor,ama bunu ona söyleyemiyorsunuz...Belki çok yakınınızda belki de asla ulaşamayacağınuz yerde.Yine de zor..Her çeşidi!..Ayrılık çok zor....HAYAT HABERDİRDeğişik bir yazı. Hafif komik hafif saçma ama eğelenceli bişey. Sizlerle paylaşmak istedim. Uzuncana ama okumaya değer galiba :)
Şevket bey, 50 yaşlarında emekli bir kalp cerrahıydı.Aslında emekli olacak kadar yaşlı değildi ama malülen emekli olmuştu. İşinin stresi nedeniyle çok yemek yiyordu ve bir süre sonra mesleğini icra edemeyecek kadar şişmanlamıştı... Parmakları o kadar şişmanlamıştı ki değil amaliyat yapmak burnunu bile karıştıramıyordu. Meslek hayatı boyunca bir çok başarılı kalp ameliyatı yapmıştı. Bugüne kadar 28 açık , 19 kapalı, 22 yarı açık yarı kapalı, 35 E tipi kalp ameliyatına girmişti.Doktor olmuştu , ama mutlu olamamıştı. Mutsuzdu.Çünkü tıbbiyedeyken tanıştığı bir hemşireye aşık olmuştu ve evlenip çoluk çocuğa karışmayı düşünüyorlardı. Fakat kahrolası bir kan davası idealist iki gencin hayatını karartmıştı. Ah gözü kör olsundu kan davasının. Bir gün hemşire Ayşe kanamalı bir hasta için çok zor bulunan bir şişe kanı hastaya götürürken kan şişesi yere düşmüş ve şişe şangırt diye kırılmıştı. Şevket bey de kanı yere düşüren hemşiye Ayşe’ye oracıkta amele sümüğü gibi bir tokat çakmıştı. Hemşire Ayşe , ağlamıştı, kırılmıştı, yıkılmıştı. Aralarına giren bu kan davasından sonra hiç görüşmediler doktor Şevket ve Ayşe. Aradan yıllar geçmişti. Şevket bey yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı mesleğini icra edemez olmuştu, ardından da icracılar evini icra eder olmuştu. Parasızlık adeta belini bükmüştü. Baba yadigarı evinden ayrılıp kiralık bir ev buldu. Ev bodrum katındaydı ve eve güneş girmiyordu. Koskoca doktor artık güneş girmeyen bir bodrum katındaydı. Evet “güneş girmeyen eve doktor girer” sözü ne kadar da doğruydu....Yaşlı adam yine sabahın erken bir saatinde, çalar saatin sessizliği yırtan sesi ile uyanmıştı.Yarı uyanık yarı uyanmayık bir vaziyette çalan saati susturmak için elini saate uzattı. Ancak saatler dün akşamdan itibaren ileri alındığı için saat her zamanki yerinde değil biraz daha ilerdeydi. Susturamadı saati. Sinirlendi ve eline geçirdiği bir terliği saate geçirdi. Artık saati sonsuza kadar susturmuştu... İşte bu ahval ve şerait içinde o sabah güneşin ilk ışıkları kuzey yarımküre ile olan randevusuna tam vaktinde gelmişti.Yeni bir günde yine bir güneş doğuyordu. “Ulan her gün güneş doğuyor. Bu kadar güneş nereye gidiyor, ne oluyor bu güneşlere?” diye düşündü. Oysa kutuplarda nüfus planlaması nedeniyle güneş altı ayda bir doğuyordu... Karmakarışık duygular içinde yatağından kalkıp sabah sporuna başladı. Bütün zorluklara rağmen sabah sporunu ihmal etmiyordu.Sabahları spor olarak özellikle , eskrim, bedbulton, traking (!) ve jokking (!) sporunu tercih ediyordu... Sabah sporundan kahvaltısını yapmadan kendini varoşların puslu sokaklarına attı.. Amaçsızca yürürken her Allah’ın günü baktığı sokak lambalarına bir kez daha baktı ve “ kötü yola düşen kadınlara sokak kadını diyorlar tamam da lambaların ne günahı vardı onlara neden sokak lambası diyorlar “ diye düşündü kendi kendine... Kendine göre haksızda sayılmazdı. “Keşke, keşke çocuk olsaydım” diye derin bir iç çekti... Çocukluğu çok zor geçmişti. Babası, annesi ayrıydı; zaten aynı olması imkansızdı.Çünkü bir insanın hem baba hem de anne olması için babanne olması gerekiyordu... Birden aklına erkek kardeşi geldi.Adı Selim’di. Selim kendi halinde halim selim biriydi. İki kardeş talihsizlik konusunda adeta yarışır gibiydi... İçlerinde en talihsiz olanı Selim’di. Çünkü Selim tam üç yaşında doğmuştu. O yıllarda başörtülüleri hastaneye almadıkları için annesi onu üç yıl karnında taşımıştı.Haliyle bu durum annesinin içine oturmuştu... Talihsiz Selim’in şansızlığı bununla da kalmamıştı. Miladi beş yaşındayken SSk hastanesinde doktor hatası yüzünden çiçek aşısı yerine erik aşılamışlardı Selim’e. Hem de can eriği aşılamışlardı.Şevket bey önceleri bunun sorun olacağını düşünmüyordu.Ancak Selim on yaşına gelip erik vermeye başlayınca işler değişmişti. Selim’in bakımı iyi yapılır gübresi de verilirse ürün rekoltesi yılda 15 ila 20 tona kadar çıkabiliyordu. Ama parasızlık yüzünde gübre alamadıkları için erikten de olmuşlardı... Kardeşinin düştüğü duruma çok üzülen Şevket Bey işte o günden sonra doktor olamaya karar vermişti. ODTÜ Üniversitesinin Fizik Mühendisliği bölümünü bitirdiği halde eğitim sisteminin kurbanı olan ve yıllarca işsiz güçsüz gezen Selim sonunda iş güç sahibi olmuştu ancak işini güç bulmuştu... Bütün iş igücü eğik düzlemdeki makaraların sürtünmeye karşı yaptığı işin gücünü belirlemekti... Evet garip bir işti... Şevket Bey ile kardeşi Selim görüşmeyeli yıllar olmuştu ve kardeşini merak ediyordu... Kimbilir şimdi kiminle, nerede, ne yapıyordu, haftanın şık ve rüküşleri kimlerdi? Abi yüreği işte; kardeşi Selim büyümüş, aklı selim olmuştu ama yine de aklı Selim’de kalmıştı. Geçmişe yaptığı kısa yolculuk onu nostaljinin foseptik anaforlarında derin bir fenomene sokmuştu... Hava soğuktu ve yağmur çiseliyordu... Çok düşünceliydi düşüncelerine gem vuramıyordu... Dalgın dalgın yürürken bir ara kafasını kaldırdı... Kafasını kaldırdığı an gördüğü şey karşısında gözlerine inanamadı. “hayır olamaz, Serap görüyorum herhalde “ dedi. Ama hayır gördüğü Serap değil, Ayşe idi. Tıbbiyedeyken kan davası yüzünden tokatladığı hemşire Ayşe... Aradan yıllar geçmiş olsa da onu tanımakta zorlanmadı. Donup kalan Şevket Bey hemşire Ayşe’ye yaşlı gözlerle baktı. Hiç ummadıkları bir anda, yüz yüze gelen iki eski dost , kısa bir süre özlemle bakıştıktan sonra hemşire, Ayşe gözden kaybodu. Şevket Bey hızla uzaklaşıp giden Ayşe’nin arkasından uzun uzun baktı. Baktı, baktı, baktı... Baktı olacak gibi değil bakmayı bıraktı.Ve bakmadı, bakmadı, bakmadı... Ortalık ana baba gününe dönmüştü.Orta yaşlı bir kadın “yarasına yoğurt sürün, yoğurt iyi gelir “ dedi. Bir başkasıysa “manyak mısınız, yoğurt olmaz sarımsaklı yoğurt sürün “diye karşı çıktı. Her kafadan bir ses çıkıyordu. “Ulan koyun gibi ne bakıyorsunuz. Kadın iç kanama geçiriyor “ diye bağırdı kalabalıktan bir ses. Evet zavallı kadı belli ki iç kanama geçiriyordu.Çok geçmeden olay mahalline gelen Şevket Bey, her zaman yanında taşıdığı sargı bezini çıkardı ve iç kanamayı durdursun diye kadının boğazından aşağıya ittti. Fakat bez kadının boğazına takılmıştı. “Aman Allah’ım ben ne yaptım “diye haykırdı.”Koşun koşun kadın boğuluyor , can simidi getirin “diye feryat etti. Evet kafayı yemişti Şevket Bey. Kadın denizde değil, boğazındaki sargı bezinden dolayı boğuluyordu, can simidi ne işe yarayacaktı ki? Saçmalıyordu... Kadının yüzü tanınmayacak şekilde yara bere içindeydi. Daha sonra toparlanıp yerde yatan kadını çevirip sırt üstü yatırdı. İşte o anda hiç beklenmedik bir şey oldu ... “Aman Allah’ım” diye feryadı bastı yerde kanlar içinde yatan hemşire Ayşe’ den başkası değildi. Hemen kadının nabzını tuttu. Nabzı atıyordu. “Ameliyat lazım “ dedi.” Hem de açık kalp ameliyatı”. Hava açıktı ve açık kalp ameliyatı için hava da zemin de müsaitti. Ama yıllardır ameliyat yapmıyordu... a$k üzerine..a$k üzerine
Duyguların en bencilidir aşk. Hayatı bıraktırıp onu düşünmeye başlatır sizi. Onu tatmin etmedikçe en mükemmel hayatı zehir eder insana. Yalnız da bırakmaz ama, Nerede , kiminle olursanız zihninize o ismi işler hep "unutma" dercesine. Tükenmez kalem gibi yazmıştır bembeyaz bir sayfaya aşkı büyük harflerle. Ya kağıdı yakarsın bundan sonra, ya da saklarsın ömür boyu..yeni bir süreçtir artık hayatta. Hayata yeni başlamış gibi, neyin doğru neyin yanlış olduğu öğrenilecektir.
Onun gözbebeklerinin hafızanıza kazınmasıyla birlikte başlamıştır yeni süreç. Sonra gözbebeklerinde kendinizi ararsınız; dağların tepesinde günün doğuşunu bekler gibi. Hava bulutludur ama, göremezsiniz. bulut yağmurlarını bırakır, siz gözyaşlarını. Onun için dökülmüş gözyaşları bile kutsaldır sizin için. Göz çukurlarında uyuyakalırsınız o sıcaklıkla.
Akıl ve mantık sınırlarını aşmak..duygularınızı haykırmak istediğinizde rahatsız olmasından korkup, rüzgarın uğultusunda bağırırsınız. Sadece kalbinde yazan bu aşk ağırlaşır. Dökmek istersin tüm okyanuslara rahatlamak için. Ama yine elinde sadece kalem ve kağıtlar kalır. Fedakarlıktır kendince aşk. bomboş fedakarlıkları masumlaştırıp, önüzüne sunar. Ne yaptığınızı bilmeden, anlayamadan, elinize tutuşturduğu "yapılacaklar listesi" ni tek tek yaparsınız. Elinize bir hiç geçtiğini anlamanız uzun sürmez. Ve neden bunları yaptığınızı düşünürsünüz. Öğrenmek istersiniz durumunuzu. Düşünmeye başlarsınız "ben neredeyim?" diye.
Gözünüz gazetedeki bir habere takılır bir gün.Bilim adamları aşkın 7 ay sürdüğünü iddia etmişler. Bilimle aşkı yan yana getirmek ne kadar doğru acaba. Birisi akıl ve mantığa dayalı, öbürü hislere. Bakarsınız gazete sayfalarına, gülüp geçersiniz "keşke"lerle. Çünkü sizi yormuştur aşk. Ağır bir yüktür ruha. Tüm hisler, akıl birleşip "bırak artık!" dediği anda %51 le ihaleyi alandır aşk yine. Hayatı berbat eden bu "sevmek" her nasılsa baskın gelir. En kutsal duygu olduğundandır belki. karşılık beklemeden yapılan iyilik ya da bilmeden yapılan bir kötülük..
Süreç uzadıkça hayattan istifa etmek istersiniz. Enerjiniz azalmıştır artık. Sizin enerjiniz azaldıkça aşkın susuzluğu artmaktadır en kötüsü de. Sömürmeye başlar sizi. En kızıştığı anda o bakışlar karşınıza geçer ve hayatı kaybetme ve kazanma mücadelesi başlamıştır. Görünürde kaybedecek bir şeyiniz olmadığı için tüm cesaretinizi, ve sevginizi ortaya koyarsınız. Gururunuzu ayakları altına serip "basabilirsin" dedirtir, aşk o anda. "basabilirsin" dendiği için "basmak" ya da "basmamak" ise karşınızdakine kalmıştır artık; onun seçimlerine kalmıştır, geriye kalan bir tutam hayatınız. Bastığı anda sizin önünüze iki seçenek kalır: Sırtındaki bu yükü bırakıp yoluna devam etmeye çalışmak, ya da sırtındaki yükle yere çakılıp ölmek. Yaşamayı seçtiğiniz anda, tekrar doğduğunuzu hissetmek istersiniz. Ama bir sorun vardır: Hisler geride kalan süreçle birlikte yok olup gitmiştir sanki. Hatırlarsınız bir şeyler: Ortaya ne kadar sevgi; ne kadar cesaret koymuşsanız, kaybettiğinizde o kadarını çıkartırsınız kendinizden. Kaybedecek çok şeyiniz varmış oysa. Bunu öğrenirsiniz. Artık sizin iradeniz geçer. Uzun süre dinlenmiş olan zaman su gibi akıp gitmeye başlar. Hayat başlamıştır.
Güzeldir artık hayat; sevinçleriyle, üzüntüleriyle, kahkahalarıyla, gözyaşlarıyla. Ama eskisinden daha rahat, daha boş, daha canlı, daha durgun. İyi mi yoksa kötü müdür bu sorgulamazsınız bile. Aşk uzun bir süre sizden uzaktır ya, sorun yoktur artık. Bir daha hiç dönmeyecek gibi gelir. Siz de o duyguları kağıttan uçak yapıp atmışsınızdır ya pencereden. Bilemezsiniz ki derinden derine gömüldüğünü aslında."ben gidiyorum" dediğinde kalbinizin sıcak yorganını üstüne çekip köşelere gizlendiğini aşkın. Yorgunluğunu üzerinden atar atmaz ilk temasta geri geleceğini..Bilemezsiniz yine kanı ayaklandırıp vücudun dengesini bozacağını..Duyguyla tanıştırdığı kişiyi duygusuz asla bırakmayacağını. Yine çeker insanı ufuğu karanlık bir deryaya. Yine vurur sevilen. Yine farkında olmaz onun ruhunun kendisine bağlandığının. Yine anlayamazsınız neden titrediğinizi. Yinelerle yeni bir süreç başlar eskisi kadar taze. Tek bir fark vardır sadece: Geçmiş
Bunların hepsini yaşamış olmanın getirisi olarak bize geçmişi; tecrübeyi sunarlar. Hayat tecrübesi, olgunlaşmak...Oysa aşkta tecrübe yoktur. Tecrübelerden ders çıkartılırmış. Kimse ders çıkaramaz aşktan. "Şöyle yaparsan olmaz" veya "Şöyle yapman gerekir"leri yoktur aşkın.
Sadece bilinir aşk. Birileri adını koyar ve üstüne herkes bildiğini yazar. Binlerce tanım, binlerce yorum yapılır üzerine. Binlerce hisleri yönetir aşk çünkü. Binlerce kişi okusun da hisleri uyansın diye yazdırılır hepsi yine aşk tarafından. Gece saat 5:00 te kalkıp bunları yazabilme cesaretidir aşk, sonra da sevdiğine yollayabilmektir titreyerek... Blogosfer YenilendiDetaylı ve yorucu bir çalışmanın ardından Blogosfer.Com içerik olarak yenilenmiştir. Artık bloglarınızı istiflerken zorluk çekmeyecek, blogosfer aracılığı ile bir çok arkadaş edineceksiniz. Özel mesajlaşma sisteminin kolay ve çabuk işleyişi sayesinde diğer üyeler ile anında iletişim kurabilecek, görüş ve yorumlarınızı direk olarak ona iletebileceksiniz. Blog yazdıça rahatlayacaksınız, kendinize geleceksiniz ve yeniden yazmak için sabırsızlanacaksınız :) Yenilenen temalar sayesinde blogunuza bakarken canınız sıkılmayacak ve gösterişli görünümü sayesinde arkadaşlarınıza gösterirken kendinizle gurur duyacaksınız. Avatar sayesinde; ufacık bir resim ile ister kendinizi, ister sevdiğiniz birini, isterseniz de bir nesneyi blogunuza bakarken hep gözünüzün önünde bulundurabilirsiniz. Size ayrılan 5 MB alan sayesinde resimlerinizi istediğiniz gibi yükleyebilir, arkadaşlarınızla paylaşabilir ve kolayca renkli bir blog sayfası hazırlayabilirsiniz. Fotoğraf albümü oluşturabilir ve bunlarla ilgili anılarınızı istediğiniz zaman değerli blog yazarlarıyla paylaşabilirsiniz. Çok amaçlı takvim sayesinde ise blogunuz başındayken günlere, aya, hatta yıllara genel olarak bakıp zamanınızı düzene sokabilirsiniz. İşeriniz hakkında kısa planlar yapabilir bunları not alabililirsiniz. En güzeli ise hayata küsmeyecek dilerseniz hayat hikayenizi paylaşarak diğer insanların sizin hakkınızdaki yorumlarını görebileceksiniz. Bu sayede ise hayata daha sıkı tutunabilecek ve kendinize olan özgüveninizi arttırırken aynı zamanda eğlenceli vakit geçireceksiniz. Bize bütün bunları ücretsiz olarak sağlayan Blogosfer.Com ailesine teşekkürü borç biliyoruz... HavalarBen bu havaları çok özlemişim.Bahar gibisi var mı beeee :) Bakın Orhan Veli ne ne güzel demiş...Beni böyle havalar mahvetti =)RareHani bazen her şey üst üste gelir yaa...Bence istemediğimiz şeyler birbirinin üstüne geliyo...Mesela hastalık,ölüm... Sevdiğin birini (sevdiklerini) kaybetmek çok zor... Bugün güzel bi gün!Evet bugün güzel bi gün! Hani insan bazen o günün güzel geçeceğini hisseder de öyle olur ya! Bu gün işte o günlerden biri Sabah kalktığımda saat 7.32ydi.Yani önce uyku sersemiyle bakınıp sonra yataktan fırlayarak deli gibi hazırlanmam gerekirdi.Ama hiçbirini yapmadım.Çünkü bu gün güzel bi gün!Rahatça 3 dk daha uyudum sonra kalkıp lensimi taktım!Her zaman ufak da olsa prob çıkaran lensler rahatça gözlerime yerleşti ve ben bunu yadırgamadım.Odama gidip gayet uyuşuk bi şekilde tazlı bol tişörtümü giydim.Çantamı hazırladım,saçlarımı da keçikulak yaptım.Çünkü biliyodum bugün güzel bi gündü =) Yine aynı uyuşuklukla dişlerimi fırçaladım,en geniş olan mavi atkımı alıp yere çarptırmadan boynuma dolamayı başardm ve bunu da yadırgamadım.Bişeylerin ters gitmesi gerektiğini biliyordum ama buna izin veremezdim.Aşağı indiğimde arka kapının hala açılmamış olduğunu gördm her zamanki gibi son anda otobüsü kaçırabileceğimi düşündüm ama bugün her şey çok güzeldi.Ben de mecburen ön kapıdan çıkıp dolaştım gecikeceğimi hissttiğim halde içimden bi ses hiç acele etmem gerektiğini söylüyordu.Ben de yargılamadım.Yavaş yavaş ve neşeli bi şekilde yürümeye devam ettim.Hani bazen zamanı kontrol ettğinizi düşünürsünüz yaa(yada en azından ben bazen düşünüyorum =) ) işte aynen öyle hissettim.Sakin sakin yürüyüp yolu geçtim.Bi yandan da sabahın sessizliğini ve çiseleyen yağmuru takip ettim.Gelen otobüsü gördm ve yine de acele etmedim otobüs tam yoldan geçerken söför bnm geldiğimi gördü ve durdu bn de yine yavas adımlarla otobüse bindim ve kendi kendime gülümsedim :) Tam ayakta kaldım galiba derken bugün güzel bi gün diye düşünüp ilerledim ve bir tek boş yer olduğunu gördm.Bugünün güzel bi gün olduğuna emindim. Dersaneye gittiğimde de herşey çok güzeldi ve unuttuğum bir ödev yoktu.=)(genelde olur) ilk ders biraz sıkıcı geçse de sılanın geri sayımları dayanılır hale getirdi (sılanın mantığı: hoca üç dk geç girdi 2 dk da yoklama vb geçse son 5 dk çabuk geçiyo zaten günaydın muhabbeti 2 dk. ödev kontrolu 3 dk tamaaam dersin bitmesine 25 dk kaldı ouuooley).İkinci ders zaten kimyaydı.Teneffüsler inanılmaz bi hızla geçti dersler de öyle.Fizik uygulamada ve biyolojide de baya eğlendim.Son 12 dk da ders işlemedik =) Ama bugün zaten güzel bi gündü.Eve gelirken çikolatamı da alıp öyle geldim =). Otobüste bana baaya ilginç ve aynı ölçüde merakla bakan insanlar yüzünden çok eğlendim =)) Biraz tv izledim inte girdim.Arkadaşların dertlerine çare bulmaya çalıştım hehe =).X files in (kaçırdım sanıyorm) özel bi bölümünü izledm.Ve yazıyı yazmak için tekrr bilg başına oturdum.Şu son yarım saat içinde çalan birkaç!(sadece 13 tane)telefona bile sinir olamadım çünkü bu gün güzel bi gün. Bu yazıyı da yazdım çünkü bugünün güzel bi gün olduğunu herkesin bilmesini istedim.Herkese güzel günler....=) Rare...
Huzursuzum....Benimkisi gereksiz bir huzursuzluk(diyor aklım) ! Yorgunluk belki de...Hani insan ölsem de kurtulsam der ya...Bunu söylemeyi çok isterdim!Ama biliyorum ki herşeye rağmen yaşamak çok güzel...
Yazmak öyle birşeydir ki...Başladığında istesen de bırakamazsın;yazmak istediğinde bir türlü başlayamazsın...Harfler bir türlü doğru sıraya girmez.Yazmış olmak için yazıldığında bile güzeldir yazmak...Her zaman en büyük teselli,en büyük cesarettir!!!
Şu insan ne saftirik şey yaaa!İki kişi saçın güzel olmuş diyince havalara uçuyo(tcık tcık)!Ben artık kimseyi çözemiyorum!Kendimi bile...
Bazen çevremdekilere onlara ne kadar değer verdiğimi söylemek ne kadar zor!İstiyosun ama söyleyemiyosun....
Saçmaladım galiba biraz! Saçmalamak....Çok anlamsız!.... { Önceki Sayfa } { 3 sayfadan 2.si } { Sonraki Sayfa } |
-- Hakkımda -- Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım Fotoğraf Albümüm-- Takvim --
-- Kategoriler ---- Son Yazılar --ID DO ANYTHING by Simple PlanHAZIR MISIN? -- Linkler ---- Arkadaşlarım --eNissTarik Rare |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||