Çocuklar İçin


çocuklar için şiir, masal, hikaye, tekerleme, kitap, bilmece, bulmaca

Ana Sayfa | Profilim | Arşiv

Şiir: Ay Kanatlı Yıldız Kuşum/ Rıfkı Kaymaz

Gönderildi - 09:33 - 3/5/2008

Ay kanatlı yıldız kuşum,

Ne sevimli ne güzelmiş.

Kanadında bin bir masal,

Kafdağı’ndan uçup gelmiş.

 

Ay kanatlı yıldız kuşum,

Pır pır yanan, akan selmiş.

Mutluluğun şarkısını,

Benim için bestelemiş.

 

Ay kanatlı yıldız kuşum,

Gagasında renk renk çiçek…

Tüyü ipek, düşü sevgi,

Sonsuza dek büyüyecek.

 

Ay kanatlı yıldız kuşum,

Ay dedeye selâm verir.

Anneciğim öper beni,

Hemencecik uykum gelir.

Rıfkı Kaymaz

Yorumlar (1) | Yorum Yaz! | Link

KÜÇÜK EV'DEN 22 ÇOCUK KİTABI

Gönderildi - 11:11 - 29/10/2007

 

Küçük Ev Yayınları yayınladığı yirmi iki çocuk kitabıyla yayın dünyamıza katıldı.

Küçük Ev, çocuk edebiyatı alanındaki eserleriyle tanınan Milli Eğitim Bakanlığı Çocuk Kitapları Yayın Danışma Kurulu Başkanı ve Çocuk Edebiyatçıları Birliği yönetim kurulu üyesi Üzeyir Gündüz’ün kurucusu ve yayın danışmanı olduğu bir yayınevi.

Küçük Ev Yayınevi, Üzeyir Gündüz’ün  4-8 yaş çocuklarında sıkça görülen sorunları konu alan,  Emoş ile Memoş dizisi (on kitap) ile Masal Masal Maniki dizisini yayınladı. Dizi, Küskün Bulut, Yağmur Gözlü çocuk, Ahmak Köyün Akıl Küpleri, Horoz Paşa, Kibar Canavar, Yirmi beş santimlik Kahraman, Şişko Timsah, Ormana Bırakılan Kız, Balon Kafalı Memidik, Çoban kızı ile Kurt Prens adlı on kitaptan oluşmuş.

Gözleme dayalı, minik espriler içeren kısa on bir öyküden oluşan iki kitap Tombulu Tonguç I, II ise Şeyma Yüksel’e ait. 48 sayfalık kitapların asıl hedef kitlesi okul öncesi çocukları. Tombili Tonguç, okumayı yeni söken çocukların da severek okuyacakları bir okuma kitabı.

Yayınevinin çocuklara yönelik kitaplarıyla çocuk edebiyatımıza güzel, şirin ürünler kazandıracağına inanıyoruz.

Küçük Ev Yayınlarının adresi: GMK Bulvarı Onur İş Hanı Kat:5 No. 104 Kızılay/Ankara, Tlf.:0312 418 0148, Faks:0312 4180154. e-posta:info@kucukevyayin.com

 

 

Yorumlar (0) | Yorum Yaz! | Link

Çocuklar için şiir kitabı/Sevgi Tomurcukları

Gönderildi - 10:01 - 30/9/2007

Özellikle çocuklara yönelik şiirleriyle tanınan Rıfkı Kaymaz’ın yeni kitabı Sevgi Tomurcukları, Milli Eğitim Bakanlığı çocuk kitapları serisinden yayınlandı.

Sevgi Tomurcukları, çocuklara yönelik otuz sekiz şiirden oluşmuş.

“Evimizin çiçekleri /Mini mini çocuklarız/ Fıkır fıkır neşe dolu/ Mini mini çocuklarız”dörtlüğüyle başlıyor ilk şiir: Mini Mini Çocuklarız.

Çocuklar sevgi dünyamıza akan bir pınardır: “Pınar gibi coşarız/ Başarıya koşarız/Bilgiyle yoğrularak/ Mutluluğu yaşarız.” (Pınar Gibi)

Çocuk, ailenin en güzel gülü. Anneciğime, Anneciğim Seninle, Babacığım Seninle, Nineciğim, Annemi Seviyorum, Akşam Sofrasında, Kardeşim, Söz Verdim şiirleri aile mutluluğunu, birlikte olmayı, paylaşmayı, sevgiyle yoğrulmayı dile getiren şiirler.

Güzel Kuşum, Boncuk, Arı, Kelebek, Göçmen Kuşlar, çocuk dünyamızı süsleyen canlıları konu ediniyor.

Çocuk, ses benzerliklerine, ölçüye dayalı şiirleri daha bir sever. Onu daha kolay ezberler, ritimle söyler. Kaymaz’ın şiirleri çoklukla ölçülü ve kafiyeli şiirler. Dil sade, çocuğun kelime dağarcığını oluşturan kelimelerden kurulmuş.

Sevgi Tomurcukları’nda yer alan şiirlerde şiirsel anlatım yanında, eğitim de önemsenmiş. Mısralarda; sevgi, iyilik, doğruluk gibi insanî temel değerler mısralara sindirilmiş.

Masallar, çocukluk dünyamızı, çocuk yanımızı nasıl da süsler, hayal dünyamızı doyurur! Çocuk, nasıl da masalı sever!

Masal Penceresinden, masal dünyasını yansıtıyor: “Dünya bir başka güzel/Masal penceresinden/ Doğruya koş, canlan yücel/ Masal penceresinden.”

“Koşun göğe denize/ Kötülük gelsin dize/ İşte bir dünya size/ Masal penceresinden.”

Çocuklara yönelik metinlerde insan dışındaki varlıklar da konuşur. Fabl türü, teşhis ve intak sanatlarıyla çocuk şiirinde önemli bir yer tutar. Bir Kalemin Dileği’nde  kalem dile gelir: “İsteğim hep iyi şeyler yazmak/Bir içli mektup, bir güzel şiir/Varsın bir cümle/ Bir dört mısra olsun/ İyilikte, güzellikte/Benin de imzam olsun.”

Ağaç konuşur: “Koruyun sulayın/Sevgiyle bakın bize/Gövdemiz dalımız meyvemiz/Armağan hepinize.” (Konuşan Ağaç)

Didaktik yönü önde bir şiir: Doğru Ol!

“Doğru söz ruha dalar/Doğruyla toplum güler/İnsan yalınla solar/Doğru söyle doğru ol!”

Sevgi Tomurcukları manzum dille atasözleriyle (dokuz dörtlükle) noktalanıyor:

“Her şeyin bir vakti, saati varmış,

Her çiçek zamanla açar, solarmış.

Her iş zamanında, doğru, güzeldir,

“Vakitsiz açan gül çabuk solar”mış.”

Sevgi Tomurcukları çocukların zevkle okuyacakları bir şiir kitabı.

(Sevgi Tomurcukları, Rıfkı Kaymaz, Milli Eğitim Yayınları, Ankara 2006)

Yorumlar (0) | Yorum Yaz! | Link

Çocuk Edebiyatı Üzerine Rıfkı Kaymaz'la Konuşma:Murat Soyak

Gönderildi - 02:47 - 26/6/2007

Rıfkı Kaymaz bize kendisinden bahsetse; kısaca hayatınız…

1950 Erzincan doğumluyum. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Çeşitli illerde edebiyat öğretmenliği, idarecilik yaptım. Kısa bir süre gazetecilik, memurluk, TBMM’de danışmanlık görevlerinde bulundum. Polis Akademisi Türk Dili Okutmanlığından emekli oldum. Emeklilik sonrası özel eğitim kurumlarında öğretmen ve idareci olarak çalıştım. Türkiye Yazarlar Birliği ve Çocuk Edebiyatçıları Birliği yönetim kurullarında görev aldım. Çıraklık okulları için Türkçe (Sırrı Er, Üzeyir Gündüz ile), İlköğretim Okulu 4. ve 5. sınıflar için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarımız (Sırrı Er ve Mustafa Aşkar ile)ders kitabı olarak okutuldu.Yayınlanmış edebî eserlerim var. Bunlardan çocuklara yönelik olanlarının isimlerini vereyim:Sevginin Gülleri,Küçük Çeşmenin Tatlı Suyu,Bir Demet Şiir,Öykü Sepeti,Öykü Yağmuru,En Güzel Çocuk Şiirleri.

- Çocukluk yıllarınıza gidelim isterseniz.Yaşadığınız çocukluğu anlatır mısınız?

Çocukluğum Erzincan’da geçti. Babam okumayı seven bir memurdu. Büyük ağabeyim şiir ve yazılar yazıyordu.Onları okuyordum, ezberlliyordum. Yazmaya ilgim o yaşlarda başladı. Diğer ağabeyimin elleriyle yaptığı tel arabalarla, vinçlerle, oyuncaklarla oynadım. Gazoz kapakları, bilye, çelik çomak, sıkça oynadığımız oyunlardı. Ablamın merkeze yakın köyü, özellikle tatil günlerimizde bizim için eğlenmenin, gezmenin, oynamanın en güzel mekânıydı.Fırsat buldukça ağaçlara, tepelere tırmanır, dut döker, kayısı toplar, yarar, kuruturduk. Babam, bahçemizdeki arı kovanlarına özenle bakardı. Arıların bahçemizdeki ağaçlara bir üzüm salkımı halinde oğul vermelerini, babamın dalı silkeleyerek onları yeni bir kovana almasını mutlulukla seyrederdik. Başımıza geçirdiğimiz tel başlıkla, kovanlarına bin bir renkli çiçek taşıyan arıları uzun uzun izlemekten doyumsuz bir zevk alırdık.Bahçeli evimiz; meyve ağaçları, arılar, kümesteki tavuklar ile çocukluğumuzu doyasıya yaşadığımız doğal bir çevre idi bize.

-Çocuklar için edebiyat ya da çocuk edebiyatı dendiğinde neler söylersiniz?

Çocuk Edebiyatı kavramından, çocuklara yönelik olarak ortaya konulan edebiyatı anlıyorum. Çocuk duyarlığını edebî bir biçimde yansıtan, onların kişisel, ruhsal özelliklerini, kelime dağarcıklarını göz önünde bulunduran bir edebiyat. Çocuk; temizlik, sevgi, safiyet ve fıtratı hatırlatır. Çocuk edebiyatı alanında doktora yapmış Zeki Gürel (Yard. Doç. Dr.) buradan yola çıkarak çocuk edebiyatının “fıtrata uygun edebiyat” olması gerektiğini ifade eder. Çocukların fıtratına (ruh, beden vs. yapısına) uygun bir edebiyat. Büyükler için ortaya konan edebiyatta olduğu gibi, çocuk edebiyatında da anlatım elbette edebî olacaktır. Edebî zevk ve kaygı taşımayan bir anlatımı, edebiyatla ilişkilendirmek mümkün değil.

-Çocuklar için yazılacak şiirlerde özellikle olması gereken(ler) nelerdir?

Çocuk şiiri, biraz önce de belirttiğim gibi, “şiir”in çocuklar için yazılanıdır. Bu iki şiir arasındaki temel fark, çocuk şiirinin çocuklara yönelik bir özellik taşımasıdır.Çocuk duyarlığı, dil zevki, kelime dağarcığı, ruhsal yön, çevre, ilgi alanı vb. çocuk şiirinde öne çıkar. Ninni ve masalla büyüyen çocuk, ritme, ahenge, sese ilgi duyar. Söz oyunları, benzerlikleri, tekerlemeler, kafiye, şiiri müziğe yaklaştırır. Çocuk, şiirle, sesle kendisini ve çevresini (tabiatı, eşyayı vb.) tanır. Çocuk, şiir, oyun ve müzik, çocuk dünyasında bir arada, iç içedir. Edebî bir zevkle sunulan ilginç buluşlar, çocukta merak duygusunu sorulara dönüştürür. Tasvirler ona yaşadığı dünyayı tanıtır. Çocuk edebiyatında işlenen konular, temalar da çocuğa uygun olmalıdır. Sevgi, iyilik gibi insanî değerler, kuru bir öğüt biçiminde değil, çocuğun ilgisini çekebilecek edebî bir dil ve anlatımla verilmelidir. Değerler, eşyalar, bitkiler, hayvanlar konuşturularak fabl türüyle de sunulabilir. Bu tür anlatım, çocukların hayal dünyasını zenginleştirir. Bitki, hayvan ve çevrenin özelliklerini, onların konuşmalarından yola çıkarak öğrenir, karşılaştırmalar yapar.

-Kitap okuma alışkanlığı kazanmada yapılması gerekenler sizce nelerdir?

Kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için pek çok yol vardır. TV ve bilgisayarın alabildiğine yaygınlaştığı ve yanlış kullanıldığı günümüzde, kitap alışkanlığı kazandırmak kolay değil. Ödüllendirme, çocuklara bu yönde örnek olma çok önemli. Çocukların ilgiyle izlediği program veya dizilerde kitap öne çıkmalı, okuma önemsenmeli. Okullarda çocuk yazarlarıyla çocukları buluşturan etkinlikler yapılmalı. Çocuk Vakfı’nın ve Çocuk Edebiyatçılar Birliği’nin bu anlamda yaptığı çalışmaların ses getirdiğini biliyorum. Okuma alışkanlığının kazandırılmasında en etkin yol, çocuğun kendisine uygun, nitelikli bir kitapla tanıştırılmasıdır. Çocuk okuma zevkini tattığı an artık okumayı bırakmaz.

-Çocukluk çağında kitap okuma çabanız ve okuduğunuz, unutmadığınız kitaplar hakkında bilgi verir misiniz?

Okumayı seven, haftalık ve aylık iki süreli yayına abone olan bir ailede büyüdüm. Bu açıdan kendimi şanslı buluyorum. O yıllar, kitap açısından fakir bir dönemdi. Bizde Ömer Seyfettin’i batıdan J. Werne, Cervantes gibi romancıları okuyorduk. Resimli romanlar yaygındı. O günleri bugünle karşılaştırıyorum.O zaman, kitap az fakat kıymetliydi, okunuyordu. Bugün kitap çok, ne yazık ki okuyan az. Çocukluk yıllarımda unutamadığım hikâye Ömer Seyfettin’in Kaşağı’sıydı.

-Severek okuduğunuz yazarlar, şairler kimlerdir?

Mehmet Âkif , Necip Fazıl Kısakürek, Arif Nihat Asya, Sezai Karakoç, Yavuz Bülent Bakiler gibi yazarlar, edebiyata, şiire, yazmaya ilgi duymamda etkili isimler.

-Günümüzde çocuklar için yapılan yayıncılık çalışmaları hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Günümüzde çocuklar için yayınlanan yayınlar sayıca çok. Özellikle son yıllarda bu alanda önemli artış söz konusu. İçeriğiyle, görsel yönüyle, çok nitelikli yayınlar var. Ne var ki çocukların yaşını, ihtiyacını, dil, kelime dağarcığını, çocuk kitaplarında olması gereken fiziksel özellikleri dikkate almadan, yalnız ticarî kaygılarla ortaya konulan yayınlar da az değil.

-Çocuklar için yazan edebiyatçılarımız hakkındaki değerlendirmeleriniz, görüşleriniz nelerdir?

Çocuk yayınları için söylediklerimi çocuk edebiyatçıları için de tekrarlayabilirim. Çocuk edebiyatı kolay, ucuz bir iş değil. Seslendiği kitlenin dünyasını, çocuk duyarlığını, cümle kuruluşunu, yaş grubuna göre yazı puntosunu, çocuk yayınında olması gereken görsel, fiziksel unsurları dikkate alarak onu edebî bir dille kaleme alan çocuk edebiyatçılarını kutluyorum.

-Bir çocukluk anınız ya da geçmiş günlerden bir gün…

Çocukluk yıllarımla ilgili genel bir değerlendirme yapayım. Ortaokul yıllarında her yaz tatilinde Erzincan’ın yerel bir el sanatı olan bakır el işlemeciliğinde çalıştım. Çırak olarak başladığım bakır işlemeciliğini halen sürdürmekteyim. Çalıştığım işyeri, benim ve arkadaşlarım için aynı zamanda “bir mektep”ti. Ustamızdan dinlediğimiz hikâyeler, kıssalar bizi hayata bağlamıştı. Bakır işleme çıraklığından önce bir terzi dükkanında hiçbir ücret almadan çıraklık da yapmıştım. Babam bir sanat öğrenmem adına beni terziye çırak olarak vermişti. Sabahın bereketi inancıyla, sabah namazı açılan işyerinin, toprak zeminini sular, süpürür, temizlerdim. Müşterilerin getirdiği palto, pantolon, gömlekleri dikiş yerlerinden sökerek, kumaşı ters çeviriyor, onları bir anlamda yeniliyorduk. O yıllar, hayatın maddî sıkıntılarını göğüsleyen, onu aşan, sevgi, saygı, vefa, sabır gibi değerlerle mutluluğu paylaşan güzel insanlarla birlikte bana hayatı tanıma fırsatı vermiş. Bunu şimdi çok daha iyi anlıyorum.

-Bir şiiriniz…

AKŞAM SOFRASINDA

Her akşam sofrada beraber olur,
Akşam yemeğini birlikte yeriz.
Ve sonra açarak ellerimizi,
“Çok şükür Ya Rabb’i!”
“Çok şükür!” deriz.

Nasıl anlatayım bilmem sizlere,
Bizim soframızda bin bereket var.
Soframızda paylaşırız her şeyi,
Babamın yorgunluğu birden azalır.
Annemin sevgisi sofraya taşar.

Her pazar birlikte çıkarız babamla,
Pazardan yiyecek şeyler alırız.
Annem sevgiyle pişirir yemekleri,
Öylesine tatlı, öylesine lezzetli ki,
Bayılırız.

İsterim her yemek vaktinde yine,
Her sofrada bir araya gelmeyi.
Ne var ki babam işe gider erkenden,
Ben kardeşimle okula.
Annem bizleri yolcu eder her sabah,
Unutmaz öpmeyi, gülümsemeyi.

Dilerim sonsuza değin mutluluk,
Evimizde sevgi hiç eksilmesin.
İsterim herkesin sofrası da,
Bezenerek sevgiyle,
Bizimkine benzesin.

-Bu söyleşi için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim.




Söyleşi: Murat Soyak

www.dinlence.com'dan

Yorumlar (0) | Yorum Yaz! | Link

Çocuklar için güzel bir site: www.kalem.biz

Gönderildi - 08:51 - 29/1/2007
Çocuklara yönelik olarak yayınlanan/hazırlanan sitelere biri daha eklendi. www.kalem.biz adıyla çocuklara yönelik, şiir, öykü, masal, fabl gibi ürünlere yer veren sitede; çocukların ürünlerinin değerlendirildiği; bilgi küpü, takvim, sizden gelenler gibi bölümler de bulunuyor.Güzel, yararlı,paylaşımcı bir çocuk sitesi...www.kalem.biz 
Yorumlar (0) | Yorum Yaz! | Link

FABLLER

Gönderildi - 10:39 - 28/12/2006

LEYLEĞİN AKLI/Rıfkı Kaymaz

            Güvercinin biri yüksek bir hurma ağacına yuva yapmıştı. Orada yumurtluyor, yavrularını orada besliyordu. Güvercinin böyle yüksek bir ağaçta yavru beslemesi çok zor oluyordu.

            Hayvancağız yavrular yavrulamaz bir tilki geliyor, güvercini korkutuyordu:

            -Ya yavrularını aşağı at ya da ağaca tırmanıp hepsini yok edeceğim, diyordu.

            Güvercin korkudan tir tir titriyor, yavrularını aşağı atıyordu. Tilki de afiyetle onları yiyordu.

            Güvercin yine yumurtlamış, korku içinde yuvasında büzülüp kalmıştı. O sırada bir leylek gelerek güvercine selam verdi, hatırını sordu. Üzüntülü olduğunu görünce, bunun sebebini sordu. Güvercin olanları aynen anlattı. Bunun üzerine leylek:

            -Bak sana bir akıl öğreteyim. Tilki yine gelirse dersin ki, ben artık sana yavrularımı atmayacağım. Çıkabilirsen çık al. Beni ele geçiremezsin. Ben uçar kurtulurum, ancak yavrularımı alabilirsin.

            Bu sözleri söyledikten sonra leylek uçup gitti. Bir su kıyısına kondu. Tilki yeniden hurma ağacının altına geldi. Bağırıp çağırdı. Güvercinden yavrularını istemeye kalkıştı. Güvercin leyleğin kendisine söylediği sözleri tilkiye söyledi...

            Tilki:

            -İyi ama, dedi, bu aklı sana kim öğretti?

            Güvercin:

            -Kim olacak, leylek.

            -Ben ona şimdi kim olduğumu göstereyim de anlasın, dedi.

            Irmak kıyısına koştu. Leyleği görünce ona yaklaştı.

            -Leylek, dedi. Söyle bakayım, rüzgâr sağdan eserse ne yaparsın, soldan eserse ne yaparsın, başını hangi yöne çevirirsin?

            Leylek:

            -Sağdan eserse başımı sola, soldan eserse sağa çeviririm.

            Tilki:

            -Ya dört yönden rüzgâr eserse?

            Leylek:

            -O zaman başımı kanatlarımın arasına alırım.

            Tilki:

            -Bu işi nasıl yaparsın? İnanmam doğrusu. Böylesini hiç görmedim. Siz kuşlar öteki hayvanlardan daha akıllısınız herhalde...

            Leylek, tilkinin bu konuşmasından çok memnun kalmıştı.

            -Bak yapayım da, bir kere de sen gör.

            Leylek başını kanatlarının arasına aldı. Tilki hemen leyleğin üzerine atıldı. Leyleği boğdu.

            Tilki:

            -Ey kendinin düşmanı, dedi. Güvercine akıl veriyorsun da, kendin neden akıllı olmuyorsun? Bak düşmanın seni avladı.

 

Yorumlar (2) | Yorum Yaz! | Link

Birdirbir Dergisi

Gönderildi - 09:03 - 2/11/2006
Yeni bir çocuk dergisi
BİRDİRBİR
Çocuklar için yayınlanan dergilere birdirbir  adıyla yeni bir dergi katıldı.
Din eğitimi ve kültür dergisi olarak ilk sayısı ekim 2006’da yayınlanan
birdirbir, içeriğiyle birlikte güzel, renkli tasarımıyla da ilgi çekiyor.
Birdirbir, ilk sayısında “din eğitimi ve kültürü vermeyi hedefleyen bir dergi”
olduğunu  ve “ancak bunu asık suratlı, bilgi yığını, buyurgan bir tarzda değil
sevecen, usandırmayan  eğlenceli bir şekilde yapmayı” düşündüklerini belirtiyor
.
Birdirbir bu ilk sayısında bu düşüncesini güzel bir dergi sunarak
gerçekleştirmiş.
Dergde:Neşe Kutlutaş,Aslıhan Atik, Melek Çe, Gülten Kalkancı, Dudu Ekinci, Taha
Kılıç, Çağrı Ceseci,İffet Ekmekçi, Alpaslan Durmuş, Hatice Işılak,Neriman
Gökçegöz Karatekin yazılarıyla, Hatice Ekşi,Müzeyyen Yılmaz,Çağrı Cebeci,Bahadır
Barış, Şafak Tavkul, Turan Dertli, Eli Mazliyah, Ömer Merken, Can Soner, Hasan
Aycın,şiiriyle Ahmethan Yılmaz yer almış.
Hayat Bilgisi,İz Bırakanlar,Kur’an Ansiklopedim,İlginç Sorular, Peygamberim Dedi
ki, Mutluluk Çağından, Ayna Ayna, Ödüllü Bulmaca, CD rom hediyesi gibi sayfa
başlıklarıyla güzel, şirin bir çocuk dergisi birdirbir.
Kutluyor ve yeni sayılarını heyecanla bekliyoruz.
Dergi adresi:Kısıklı Mh.Alemdağ Cd.Yanyol Sk. SBK İş Merkezi B Blk. No.5 Kat:1
Daire:3-4 Üsküdar/İstanbul , Tlf.:0216 481 30 23
www.birdirbirdergisi.com
mail:bilgi@birdirbirdergisi.com
(Rıfkı KAYMAZ)
Yorumlar (0) | Yorum Yaz! | Link

Üzeyir Gündüz'den tercüme çocuk kitapları

Gönderildi - 11:53 - 6/9/2006

 

HARF EĞİTİM YAYINLARI ÇOCUK EDEBİYATINDA

NİTELİKLİ BİR BAŞLANGIÇ YAPTI

            HARF EĞİTİM YAYINLARI, Temmuz-2006 itibariyle 11 (on bir) çocuk kitabı yayımladı. Aralarında Astrid Lindoren, Gianni Rodarı, Amos Oz, Gerard Pussey, Daniella Carmi, Jaroslava Blazkova gibi dünya çocuk edebiyatının usta kalemlerinin de yer aldığı bu nefis baskılı kitapların çevirisini MEB Çocuk Kitapları Yayın Danışma Kurulu Başkanı Üzeyir Gündüz yapmış.

            Arı, duru bir Türkçeyle, sanat ve edebiyat değerlerinden ödün vermeden dilimize aktarılan eserler, okul çağı evrelerinin her düzeyine (7+, 9+, 12+) cevap verebilecek çeşitlilikte hazırlanmış.

            Kitaplar, görsel düzen açısından da bir o kadar başarılı: Farklı bir kapak kompozisyonuyla okuyucuya sunulan kitapların iç resimleri, yerli çizim olmasına rağmen, özgün dilin özgün atmosferini çok iyi yansıtmış. Kitapların edebî zevkini, görsel hazlarla zenginleştiren ressamları doğrusu kutlamak gerek.

            Kitapların fizikî kalitesine de oldukça özen gösterilmiş. Kullanılan kâğıdın niteliği, seçilen harf karakterleri ve puntolar, hedef kitlenin göz sağlığına son derece uygun.

            Kitapların övgüye değer bir başka yönü de sıvama cilt kapağı içinde sunulmaları... Çocuk kitabı yayınlayan birçok yayınevinin göz ardı ettiği bu tutum, hiç kuşkusuz çocuğa da, çocuk edebiyatına da ayrı bir saygınlık kazandıracaktır.

            Felsefe olarak, evrensel dünya barışını; pedagojik olarak, "çocukça"lığı; eğitsel olarak da iyi, güzel ve doğruyu hedefleyen kitapların içeriği, arka kapak yazılarında kısaca tanıtılmış.

            Her kitabın girişinde yer alan ve çocuklara seslenen sunuş yazısında, yayınevinin çocuğu ve çocuk dünyasını ele alış biçimi samimi bir dille ifade edilmiş. Sunuş yazısı aynen şöyle:

            "Sevgili çocuklar;

            Temizliğin, saflığın ve sevecenliğin, ikiyüzlü duygulardan arınmış en güzel örnekleri sizlersiniz. Sizin sevgi dünyanız o denli geniş ki; her dilin, her dinin, her ırkın çocuklarını "kardeş" edinebiliyoruz.

            O nedenle, bu dizide yer alan kitapları okurken; hem kendi doğanıza tanıklık eden ortak bir hazzı yudumlayacak hem de güçlü bir okuma zevki kazanacaksınız."

            Çocuk edebiyatı alanında ilk denemeleri olmasına karşın, böylesine nitelikli bir çocuk yayıncılığına başlamaları dolayısıyla HARF EĞİTİM YAYINLARI'nı kutluyorum.

 

                                                           Harf Yayınları, Çocuk Edebiyatı Dizisi, 2006

                                                           Telefon: 0312-417 53 90

                                                           Faks: 0312-417 53 91

                                                           e-mail: harfcocuk@harfegitim.com.tr

Yorumlar (0) | Yorum Yaz! | Link

Hikayeler 3

Gönderildi - 05:53 - 3/8/2006

 

KOMŞU KOMŞUYA MUHTAÇ

 

Türkçe öğretmenimiz her gün olduğu gibi yine güler
yüzüyle sınıfımıza girdi.
-Günaydın çocuklar, diye seslendi. Hep birlikte:
-Günaydın öğretmenim!
Öğretmenimiz bugünkü dersimizin konusunu sordu.Ben:
-Atasözleri, diye bağırdım. El kaldırmadan, hem de çok
yüksek sesle haykırmanın yanlışlığını fark ederek, öğretmenimin uyarısına
gerek kalmadan:
-Özür dilerim öğretmenim, dedim.
Öğretmenimiz bir hafta önce bizlere atasözleri ile
ilgili bilgi edinmemizi söylemişti.Örnek olarak verdiği atasözlerinin
anlamlarını büyüklerimizden öğrenmemizi, seçtiğimiz bir atasözünü ise daha
geniş bir biçimde açıklamamızı istemişti.
Birkaç gün önce anne ve babama "hangi atasözünü
açıklayayım?"diye sormuştum.
Babamın teklifinde karar kılmıştık:Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Sıra bu atasözünü anlamam ve onu diğerlerinden daha geniş bir biçimde
anlatmamdaydı.
Atasözlerinin uzun yılların tecrübesine dayandığını
anlatan babam, bu sözlerin önemini vurgulamıştı:
-Atasözleri milletimizin, inanç, düşünce, gelenek ve
göreneklerini içerir.Onlardan alınacak önemli dersler vardır. Bu sözlerde
anlam genellikle mecaz anlatımla verilir.Mecaz, bir sözün gerçek anlamı
dışında kullanılmasıdır.
Babamın açıklamalarını sabırsızlıkla beklemiş, ayrıca
notlar da almıştım.
Arkadaşlarımdan Nilgün ve Emre kendi seçtikleri
atasözlerini açıkladılar, örnekler verdiler.
Parmak kaldırarak söz istedim.
-Açıklayacağım atasözü:"Komşu komşunun külüne muhtaçtır."
Dedim.Sözlerime devam ettim:
-İnsanlar topluluk halinde yaşar. En küçük topluluk
ailedir.Aileler, akrabaları oluşturur.Köylerde, beldelerde, ilçe, ya da il
merkezlerinde yaşarız.Evlerimizin yanıbaşında, ya da aynı apartmanda
yaşadığımız komşularımız vardır.Bu komşularımız bizim yakın
dostlarımızdır.İnsanın başta kendisi olmak üzere, ailesine,çevresine,
komşularına, arkadaşlarına, milletine karşı görev ve sorumlulukları
vardır.Bunlar arasında komşularımıza iyi davranmak çok önemli
sorumluluklarımızdandır.Güzel dinimiz komşularımızla iyi geçinmemizi
emreder.
Öğretmenimiz:
Sevgili çocuklar.Hatice'nin açıklamalarına ben de Sevgili
Peygamberimizin:"Komşusu açken tok yatan bizden değildir."kutlu sözüyle
katılmak istiyorum, dedi.
Ben açıklamalarımı sürdürdüm:
-Atalarımız komşu haklarına çok önem verirlerdi.Aynı sokağı, aynı apartmanı
paylaştığı insanlarla iyi geçinmek aynı zamanda güzel dinimizin de bir
gereği.Komşularımız sevinci de acıyı da birlikte yaşadığımız
yakınlarımızdır.Bu nedenle onların acılarını ve sevinçlerini
paylaşırız.Onların çocukları bizimle kardeş gibidirler. Onlarla birlikte
büyür,onlarla birlikte okula gideriz. Bir örnek vermem gerekirse, mesela;
Ayşe.Biz Ayşe arkadaşımın ailesiyle birlikte aynı apartmanda oturuyoruz.Aynı
bahçede oynuyoruz. Ödevlerimizi birlikte yapıyoruz. Annemin bir işi çıktı
mı, beni Seher Teyze'ye emanet eder. O da Ayşe'yi gerektiğinde bize bırakır.
Atalarımız bu nedenle "komşu komşunun külüne muhtaçtır" demişler.Kısaca
komşuların birbirlerine her zaman maddî ve manevî açıdan ihtiyaçları vardır,
diyerek sözlerimi tamamladım.
Öğretmenimiz maddî ve manevî yardımın nasıl olacağını hepimize sordu.Fevzi
parmak kaldırdı,söz aldı:
-Yeri geldiğinde küçücük bir kibritin, bir mumun, bir limonun bile önemi
vardır, öğretmenim, diyerek sözlerine devam etti:
-Manevî yardım da onların acılarına ortak olmak. Babam, "acılar
paylaşıldıkça azalır, sevinçler paylaşıldıkça artar."diyor.Hasta
komşularımıza ziyaret, onlardan yakınlarını kaybedenlere başsağlığında
bulunmak,yine komşularımızın mutlu günlerinde onlarla birlikte
olmak.Örnekleri çoğaltabilirim.
Fevzi'nin anlattıklarını ve verdiği örnekleri hepimiz
beğendik.Öğretmenimizin isteğiyle hep birlikte alkışladık Fevzi'yi.
Öğretmenimiz:
-Günümüzde ne yazık ki komşuluk ilişkilerimiz zayıfladı.Birbirimize
yakınlığımız azaldı. Duyarlıklarımız zayıfladı.Bu zayıflıkları
kuvvetlendirmeye ne dersiniz? Diye konuştu.
O gün öğretmenimizin önerisiyle sınıfça bir karar aldık:Bundan böyle
komşuluk ilişkilerimizi daha güzelleştirmeye, asansöre binerken, asansörden
çıkarken, kapıda komşularımızla karşılaştığımızda onlara selam vermeye,
büyüklerimize daha saygılı davranmaya, komşularımızın hakkını yememek için
apartmanda gürültü etmemeye söz verdik.


Rıfkı Kaymaz


Diyanet Çocuk Dergisi
Temmuz 2006, Sayı:312


Yorumlar (1) | Yorum Yaz! | Link

Şirin Bir Site: www.sekerpembe.net

Gönderildi - 03:47 - 19/7/2006

ŞİRİN BİR SİTE: ŞEKER PEMBE

            İnternette çocuklar için güzel siteler de var. Özellikle çocuklar için hazırlanan sevimli, şirin, görsel açıdan zengin bir site: www.sekerpembe.net.

            Fatma Beyza Tütüncüoğlu’nca hazırlanan www.sekerpembe.net’te: üye odası, şeker kartlar, eğlence odası, bilgi odası, haber odası, uzman odası, doktor amcam, sizden gelenler gibi çocukların ilgisini çekecek birbirinden güzel bölümler var.

            Fatma Beyza Tütüncüoğlu; Günışığı, Moral, Üsküdar FM’lerde program yapmış. TGRT FM’de kültür-sanat, kadın aile, çevre, şiir programları yanında özellikle çocuklar için hazırladığı Atlı Karınca programıyla tanınmış. Tütüncüoğlu bu programıyla Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği’nce en iyi radyo çocuk programcısı olarak seçilmiş. Tütüncüoğlu’nun “Bir Salyangoz Hikayesi” Muştu Yayınlarınca (7-9 yaş arası çocuklar için) hikaye dalında birinciliği var.

Yorumlar (2) | Yorum Yaz! | Link

Masal Bahçesi: Kurbağa ile Fare/Rıfkı Kaymaz

Gönderildi - 09:02 - 20/3/2006

KURBAğA İLE FARE

 

            Şırıl şırıl bir ırmak

Ve bir yalnız kurbağa

Bağırıp vırak vırak

Arkadaş arıyordu

            Ormanın içerisinde şırıl şırıl akan bir ırmak vardı. Bu ırmakta, yalnız başına bir kurbağa yaşıyordu.

            Kurbağa mutsuzdu. Arkadaşsız yaşamak ne kadar da zordu. Yalnızlık canına tak etmişti.

            Yaşadığı çevrenin güzelliği ona yetmiyordu.

            Taşların arasında

Bir fare tek başına

Arkadaş özlemiyle

Boğulup gözyaşına

Günlerdir yanıyordu

            Bir gün ırmak kenarındaki taşların arasında bir şeyin hareket ettiğini gördü. Dikkat etti. Bu bir fareydi. Bir arkadaş bulmanın sevinciyle ona koştu.

            - Günaydın, dedi kurbağa. Burada mı yaşıyorsun? Günlerdir yalnızlıktan bunaldım. Dileklerim kabul oldu, seni gördüm dedi.

            Gün boyu neşe ile

            Birlikte dolaştılar

            Yaşama sevincini

            Doyasıya tattılar

            Fare de yalnızlıktan şikayetçiydi. O da bir arkadaş bulduğuna sevindi.

            - Ne güzel, dedi fare. Birlikte gezer, birlikte oynarız, arkadaşlığımızın tadını çıkarırız.

            O günden sonra kurbağa ile fare, candan iki arkadaş oldular. Gün doğuşundan batışına kadar birlikte oynadılar, ırmak çevresinde dolaştılar. Irmağın şırıl şırıl sesine eşlik ederek şarkılar söylediler. Yaşama sevincini doyasıya tattılar.

            Bu mutluluğu gün batışından sonraya taşımak istediler. Öyle ya, akşam olunca birbirinden ayrılmak zorunda kalıyorlardı. Biri taşların arasına, diğeri su dibine çekiliyordu. Gece bir türlü geçmek bilmiyordu.

            Birbirlerini sabaha kadar nasıl da özlüyorlardı.

            Bu duruma bir çare düşündüler.

            Fare kurbağaya:

            - Buldum, dedi kurbağa kardeş. Bir ip bulalım, bu ipin bir ucunu senin, bir ucunu da benim ayağıma bağlayalım. Gece birbirimizi özlediğimizde ipi çekelim. Böylece birlikteliğimiz, arkadaşlığımız gece gündüz sürsün.

            Bu teklif kurbağanın da hoşuna gitmişti. İp ayaklara bağlandı. İki arkadaş böylece geceleri de birlikte olacaktı. Günler geçti. Bu birliktelikten mutluydular.

            Bir gün, bir karga taşların arasından çıkan fareyi gördü. Ona pusu kurdu, akşamı bekledi.

            Hava karardı. Karga fareyi yakaladığı gibi havalandı. Ayağı aynı ipe bağlı olan kurbağa da havalandı ve karganın avı olmaktan kurtulamadı.

            Fareye iple bağlı

            Kurbağa da karganın

            İkinci avı oldu

            Fareyle birliktelik

            Hayatına mal oldu

Kurbağa, kurbağalarla değil de kendi cinsinden olmayan birisiyle arkadaş olmanın böyle sonuçlanacağını aklına dahi getirmemişti.

Rıfkı Kaymaz

(Diyanet Çocuk Dergisi, Ocak 2006, sayı 306)

           

           

 

 

 

Yorumlar (3) | Yorum Yaz! | Link

Bir Dergi: Diyanet Çocuk

Gönderildi - 08:26 - 20/3/2006

DİYANET ÇOCUK

Diyanet İşleri Başkanlığınca yıllardır yayınlanan bir çocuk dergisi:Diyanet Çocuk.

Mart 2006 tarihiyle 308. sayısını veren dergide, çocuklar için şiirler, yazılar, masallar, bilmeceler, bulmacalar yer alıyor.

Hayati Otyakmaz ve Elif Arslan'ın yayın koordinatörlüğünde hazırlanan dergi, pırıl pırıl, cıvıl cıvıl...

Derginin adresi:Diyanet Çocuk, Diyanet İşleri Başkanlığı Eskişehir Yolu 9. km.Çankaya /Ankara Tlf.:0312 295 72 70

 

 

DİYANET ÇOCUK DERGİSİ
Özellikle çocuklara yönelik olarak yayınlanan çok güzel dergiler var. Can Kardeş, Ebe Sobe, Gonca, Türkiye Çocuk, Diyanet Çocuk gibi.
Diyanet Çocuk Dergisi, uzun yıllar yayınını sürdüren bir dergi. 312 aydır yayınlanıyor.
Diyanet Çocuk Dergisinin temmuz sayısı birbirinden güzel ürünlerle yayınlandı.
Dergi, önemli günlerle sayfalarını okuyucularına açıyor. Komşu Komşuya Muhtaç (Rıfkı Kaymaz), Unutulmayan Yazılar (Hayati Otyakmaz), Oyun Sokağı, Sevgi Sokağı, Selam Sokağı (Zeynep Kayhan), Kitabım Bana Yol Gösterir, Peygamberimi Anlamalıyım (Cemile Erkuş), Veyselle Sohbetler, Bizim Ansiklopedi (Ayla Abak), Masal Diyarı (Yaşar Koca), Anket Molası (Güler Ustacık), Bilgisayar Dünyamız (Halit İşlek), Kutlu Bebek (Ayşe Öztürk), Uzay Yolculuğu (Hümeyra İşlek), Bul, Öğren (Hatice Demirbağ), Cikcikinin Sevinci (Sevim Ekinci), Bizim Kürsü (Ayşe Pehlivan), Haydi Gülümse (Rabia Fendoğlu), Öykü Bahçesi (Bilal Koçyiğit), Bilgilerimizi Ölçelim (Ahmet Doğru), Bulmaca (Duran Demircioğlu), Haydi Resim Yapalım (Nuran Çekin), bu dergide imzaları bulunan başlıklar, kalemler.
Posta Kutusunda; bilmece, fıkra, bunları biliyor musunuz, şiirler, resimler... Bil-bul-öğren, boyama. Çocuk fotoğraflarından oluşan albüm.
Diyanet Çocuk, Diyanet İşleri Başkanlığınca aylık olarak yayınlanıyor. Sahibi ve Genel Yayın Müdürü Dr. Yüksel Salman, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Abdülbaki İşcan, Mali İşler Müdürü Mustafa Bayraktar. Dergiyi Hayati Otyakmaz ve

 Elif Arslan yayına hazırlıyor. Derginin adresi: Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Başkanlığı Eskişehir Yolu 9.km Çankaya-ANKARA, telefon: 0312-295 72 70. Derginin yıllık abone bedeli 14.40 YTL. Abone için mail adresi ise: dosim@diyanet.gov.tr.

Yorumlar (0) | Yorum Yaz! | Link

Çocuklar İçin Bilmeceler-2

Gönderildi - 03:38 - 5/3/2006

            Bir kızım var, kat kat çeyizi var. (Lahana)

            Gece yanar, gündüz söner.(Lamba)

            Ağızlarda toz olur. Beş on yerken yüz olur. (Leblebi)

            Bacakları uzun inci. Göçüp gider güz gelince. (Leylek)

            Sarısa suluca, al eline koy cebine. (Limon)

            İki deliğe parmak geçer. Çifte bacak neler biçer. (Makas)

            Çoğu kişi yapraklarımı öylece yer bilirim. Salata denildi mi, hatıra ben gelirim. (Marul)

            Ayağı var gidemez, yemek gelir yiyemez. Konulan yükü taşır, derdini söyleyemez.(Masa)

            Daldan dala atlarım, kuyruğumdan sarkarım. (Maymun)

            Ağzı var, dili yok Haber verir, sözü çok. (Mektup)

            Basamak basamak bastı bacak. (Merdiven)

            Demirden leblebiyim, beni yiyen kan kusar. (Mermi)

            Dört konaklık yolum var. Her biri üç ay sürer. (Mevsimler)

            İnci dizilerim var, tatlarım olurum kar. Unum besleyicidir. Karnınızı tok tutar. (Mısır)

            Göz ile görülmez, el ile tutulmaz. Ondan uzak duranlar, sağlamdır hasta olmaz. (Mikrop)

            İçi taş, dışı taş. Ha dolaş ha dolaş. (Minare)

            Su içer kanı yok, ses eder canı yok.(Motor)

            Bize ışık verir, biraz sonra erir. (Mum)

            Kulağını büktükçe ağzı sulanır. (Musluk)

            Soğan doğrar, gözü yanmaz. Düğmesi var, yorulmaz. (Mutfak robotu)

            Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane. (Nar)

            En kolay verilen şeydir, ama kimse almak istemez. (Nasihat)

            Ufacık tepe, çıngılı küpe. (Nohut)

            Ne enim, ne boyum var. (Nokta)

            Önce yeşildi, sonra kesildi. Dumana gömüldü. Kiraz kesildi. (Odun)

            Dört yılda bir yapılır, sporcular katılır.(Olimpiyatlar)

Arka arkaya ikizler, biri diğerini izler. (Otomobil tekeri)

Başlatır o heceden. Çıkarır hep yüceden. Çok oğlu, kızı var. Ne de tatlı sözü var. (Öğretmen)

            Allı pullu, iki kollu, bele bağlı.(Önlük)

            Ayakları kürekli. Ne kadar da yürekli. Suda bir gemi. (Ördek)

            Ağ örer, balık tutmaz.(Örümcek)

            Tarlada çiçek, yemeğimde yağ. Üstümde giyecek. (Pamuk)

            Makineyle ekilir. Sürülerek sökülür. Sonra şeker yapılır. Bakkallarda satılır. (Pancar)

            Küçümseme garibi, konuşur senin gibi. (Papağan)

            Cebinizde var ise, her şeyi alırsınız. Cebinizde yok ise aç bile kalırsınız. (Para)

            Etten şiş, demirden kebap. (Parmak, yüzük)

            Yeraltında civcivli tavuk. (Patates)

            Bana imam bayıldı. Olurum karnıyarık. Turşu bile yaparlar, kimim anlayın artık. (Patlıcan)

            Sıvıdır içilmez, paha biçilmez. (Petrol)

            Küp içinde beyaz uşak. (Peynir)

            Yer altında sakallı dede. (Pırasa)

            Sırık gibi uzandım, püsküllerle bezendim. Doğrayıp pişirdiler, tabağa koyup yendim. (Pırasa)

            Sarıdır ayva gibi, suludur elma gibi. (Portakal)

            O söyler ben anlarım, ben söylerim o anlamaz. (Radyo)

Karnından yer, sırtından çıkarır. (Rende)

Az gitti, uz gitti. Dere tepe düz gitti. Altı ay bir güz gitti. Uyanınca hep bitti. (Rüya)

Manisa’dan Tire’den. Şimdi geçti buradan. (Rüzgar)

Benim adım iki hece. Çalışırım gündüz gece. (Saat)

Dört köşedir, beş değil. Başı sudan hoş değil. (Sabun)

Ben keserim, o uzar. (Saç, tırnak)

Çiğnerim çiğnerim yemem. (Sakız)

Semeri var eşek değil. Boynuzu van öküz değil. (Salyangoz)

Dört ayak, bir dayak. (Sandalye)

Mani mani maniki. Tırnağı var on iki. (Sarımsak)

İndikçe azalır, çıktıkça çoğalır. (Sayılar)

Bir ağacı oymuşlar. İçine ses koymuşlar. Yalan lanlış söylemiş.Kulağını burmuşlar. (Saz)

Tepeden indi, dereye sindi. (Sel)

Biri verir, öbürü alır. Görünürde hiçbir şey yok. (Selam)

Bin gözlü, bir ağızlı. (Sepet)

Nefesi var, kanı var. Bir küçücük canı var. (Serçe)

Ben dururum o gider. (Ses)

Parasını el alır. Dumanını yel alır. (Sigara)

Kağıdın mendilidir. (Silgi)

Bazen gökte, bazen yerde. (Sis)

Kışın yatar, yazın kalkar. (Soba)

Yazın yaşını yeriz, kışın başını yeriz. (Soğan)

En çok kullanılan şeydir ama ne biter ne tükenir. (Söz)

Yürür gider canı yok, boğazlasan kanı yok. Dünyaya can dağıtır, kendisinin canı yok. (Su)

Bin deliği olan bir fıçım var. Yine de su tutar, yine de su yutar. (Sünger)

Hop burada, hop şurada. Bir de baktım kapı arkasında. (Süpürge)

Aç durur, susuz duramaz. (Sürahi)

Bir belalı başım, tuzsuz pişer aşım. (Süt)

Benden yüksek, tavuktan alçak. (Şapka)

Bir yanı beyaz, bir yanı al, tadı bal. (Şeftali)

Suya girsem eririm, ağza tat veririm. (Şeker)

Ben giderim o gider, üstümde gölge eder. (Şemsiye)

Ağzı var, dili yok. Karnı var, bağırsağı yok. (Şişe)

Çıt etti ateş yandı. Sıcak su hazırlandı. (Şofben)

Benim bir ağacım var. Her gün bir yaprak döker. (Takvim)

Kara kediyi kuyruğundan asarlar. (Tava)

Uzun kulaklı, kısa kuyruklu. (Tavşan)

Elemeden yoğurur, gün aşırı doğurur. (Tavuk)

Ak bir çubuk, tükenir çabuk. (Tebeşir)

Ben iki hasretlinin, arasında dururum

             Yüzlerini görmeden, onlarla konuşurum. (Telefon)

Sandığım sihre bürünür. Aynasında dünya görülür. (Televizyon)

Kapkaradır her yanı. Günde dağlanır canı. (Tencere)

Ben giderim o gider, şıpıdık şıpıdık söz eder. (Terlik)

Yuvarlaktır düz değil, doksandokuz yüz değil. (Tesbih)

İnci gibi dişlerim, odunları dişlerim. (Testere)

Kuru gitti yaş geldi. (Testi)

Sivri burunlu, uzun kuyruklu, şeytan suratlı.(Tilki)

Konuşursa, yer gök inler. (Top)

Yol üstünde durur, gelene geçene buyurur. (Trafik polisi)

Sıra sıra odalar. Birbirini kovalar. (Tren)

Sudan, topraktan çıkarım. Hemen her yemekte ben varım. (Tuz)

Horozu var ötmez. Borusu var akıtmaz. (Tüfek)

Bilmece bildirmece, dil üstünde kaydırmaca. (Tükürük)

Ayla yıldızı aldılar, yine göğe saldılar. (Türk bayrağı)

Bir kocaman kuşum var, hep aynı yere konar. (Uçak)

            Tepeye koy yel alır, dereye koy sel alır. (Un)

            Kırışık, mırışık. Bu giysiyi giyemem. Kim düzeltir bilirim.Adını söyleyemem. (Ütü)

            Alçacık dallı, yemesi ballı. (Üzüm)

            Suda yürür, karada durur. (Vapur)

            Elemez melemez, ocak başına gelemez. (Yağ)

            Bulutlardan süzülür, inci gibi dizilir, çamur olur ezilir, bilin bakalım bu nedir? (Yağmur)

            Elsiz ayaksız kuyu kazar. (Yağmur)

            Bağırırsın susar, susarsın bağırır. (Yankı)

            Yaşarken yerinden ayrılmaz, öldükten sonra gezer. (Yaprak)

            Gece uçar, gündüz kaçar. (Yarasa)

            Yattım yumuşak. Uyudum sıcak sıcak. (Yatak)

            Süt içer, yağ kusar. (Yayık)

            Mavi tarla üstünde, beyaz güvercin yüzer. (Yelkenli)

            Bir gömleğim var, on iki yerinden ekli. Üç yüz altmış beş benekli. (Yıl)

            Gözü var, ayağı yok. Gömleği var, dikişi yok. Adam öldürür eli yok. (Yılan)

            Ay varken açarlar, gün varken kaçarlar. (Yıldızlar)

            Yukarı çıkar, aşağı iner, hareket etmez. (Yol)

            Gündüz yığılır, gece yayılır. (Yorgan)

            Pişirirsen aş olur, pişirmezsen kuş olur. (Yumurta)

            Dışı katık, içi kütük. (Zeytin)

            Kırk kardeş el ele tutuşur. (Zincir)

                Derleyen: Rıfkı Kaymaz (rifkikaymaz@hotmail.com)

 

Yorumlar (0) | Yorum Yaz! | Link

Çocuklar İçin Bilmeceler-1

Gönderildi - 03:34 - 5/3/2006

            BİLMECELER/Rıfkı Kaymaz

            Bilmece,bir varlığın adını söylemeden onun özelliklerini kapalı olarak belirterek onun ne olduğunu soran söz ya da cümlelerdir.

            Kolayca ezberlenebilen sözlerden oluşan bilmeceler çoklukla, ölçülü ve kafiyelidir. Genelde kısa cümlelerden meydana gelir. Bazı bilmeceler tekerlemelerle başlar.

            Bilmeceler, düşündürür. Varlıkların özelliklerini yansıtır. Her konuda zsöylenmiş olabilirler. Atasözleri gibi toplumların hayata bakışını ortaya koyarlar.

            Bilmeceler, eğlenceli birer zeka oyunudurlar.

           

            Bir başta; yüz, kulak. (Cevabı içinde).

            Ağa dedim bey dedim. Ne çifti var, ne çubuğu. (Ağabey)

            Yazın giyinir, kışın soyunur. (Ağaç)

            Bir odam var, içinde otuz iki sandalye ve bir de halı var. (Ağız, dil)

            Kanı temizler, havayı kirletir. Her insanda iki tanedir. (Akciğerler)

            Et et içinde. Et fit içinde. Dünya dümeni. Onun içinde. (Akıl)

            Bir sihirli fenerim, kibritsiz de yanarım. (Ampül)

            Hem açar, hem kapar. (Anahtar)

            Kat kat sefer tası, içinde insan sesi. (Apartman)

            Altında dört teker, üstünde yük çeker. (Araba)

            Çin çiri kuşlar, evleri taşlar. Kendi kazanır, ele bağışlar. (Arı)

            Türlü türlüsü olur, bol sulusu olur, aptala ad koyarlar, uzun boylusu olur. (Armut)

            A ile başlar, N ile biter. Boynu atkılı, ormana gider. (Aslan)

            Girersin hücreye, fiyaka sata sata. Basarsın düğmeye, çıkarsın en üst kata. (Asansör)

            Kara yılan, ağaca dolan. (Asma)

            O pişirir, başkası yer. (Aşçı)

            Dadan gelir takır takır, ayakları gümüş bakır. (At arabası)

            Bir tepsi nar. Alırsan elin yanar. (Ateş)

            Suya, ata aşıktır, canlı bize ışıktır. (Ateşböceği)

            Tepe arkasında gümüş tepsi. (Ay)

            Bağlarım yürür, çözerim durur. (Ayakkabı)

            Altın tabak, sini göbek. (Ayçiçeği)

            Dağ başında tonton baba. (Ayı)

            Masal masal maniki. On ikidir on iki. (Aylar)

            Bilmece bildirmece, resim yapar gündüz gece. (Ayna)

            Kompostomu yaparlar, öylece de yenirim. (Ayva)

            Sıcak evin direği. Tıp tıp eder yüreği. (Baba)

            Ev üstünde kadı oturur.(Baca)

            İki direk bir evi tutar. (Bacak)

            Yaştır kurutamazsın, tuzunu bulamazsın. Çiçeklerden toplanır., tadına doyamazsın. (Bal)

            Suda yaşar, karada ölür. (Balık)

            Ağaçları keserim. Taşa vurma küserim. (Balta)

            Aç durur, susuz durmaz. (Bardak)

            Ben giderim o gider. Tak tak ses eder. (Baston)

            Yedi delikli tokmak, bunu bilmeyen ahmak. (Baş)

            Gökten ay ve yıldızı koparıp, kanımızın içine koymuşlar. (Bayrak)

            Dam üstünde kadı gibi, gözleri var cadı gibi. (Baykuş)

            Süt gibi beyaz, sütlaç gibi tatlı.Ama ne süt ne sütlaç, gözler buruşuk suratlı. (Bebek)

            Akça dağın eteği, cümlemizin yatağı. (Beşik)

            Sağı mermer, solu mermer. İçinde kanlı berber. (Bıçak)

            Ektim beyaz, bitti yeşil. Sonra oldu kırmızı meşin. (Biber)

            Artık her yerde varım. Tuşlarıma deyince güzel güzel yazarım. (Bilgisayar)

            Dağlardan taşlardan, canlıdan , cansızdan, yiyilir içilirden. Ben söyleyeyim, sen bil. (Bilmece)

            Bir teker, iki teker, üç teker...İki ayakla nasıl gider. (Bisiklet)

            İki elim iki kıtayı okşar. Altım mavi tarla, üstüm boşluk. (Boğaz köprüsü)

            Vuran alkışlanır, duran ıslıklanır. (Boks)

            Evin gömleği. (Boya)

            Yaş ağaçta kuru budak. (Boynuz)

            O, başımın altında. Başım onun üstünde. (Boyun)

            Uzun ayaklı, tavşan bıyıklı. (Buğday)

Gökte horoz ağlar, kanı yere damlar. (Bulut)

            Direkli kuyu, eksilmez suyu. (Burun)

            Saçaktan süngü sarkar. (Buz)

            Su koyarım, buz çıkar. (Buzdolabı)

            Hiç verilmek istenmez. Ama mutlaka alınır. (Can)

            Başı yok, ayağı yok. Gövdesi var, kolu var. (Ceket)

            Dal üstünde kilitli sandık.(Ceviz)<