elifce kültür denizi | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
ÖĞRETMENE ÖZLEM
SEVGİLİ ÖĞRETMENİM
Hayatımın en kritik yıllarında, sizden yol ve yön öğrenmek üzere karşısındayım.Ben, bir beyaz kâğıt gibiyim.Sizin bana yazdıklarınız, bana bir ömür boyu yol gösterecek. Beni yetiştirirseniz, elimden tutup yol gösterirseniz, aileme, ülkeme ve tüm insanlığa faydalı bir insan olabilirim. Büşra SEDEFOĞLU Ahıska Türkleri'nin Gürcistan'dan sürgününün 62. yıldönümü
Windows Media Player 11 çıktı
Dünyadaki en kirli 10 yer
Az uyku fazla kilo yapıyor
Türk internet kullanıcısı Google'da arıyor
***Midiler***
RTÜK'ten çocuklara web sayfası
Nintendo Wii 8 Aralık'ta Türkiyede satışta
Kesintisiz Elektrik: Vücut ElektriğiKesintisiz Elektrik: Vücut ElektriğiElif KIRALEtrafımızda gördüğümüz ve dokunduğumuz her şeyin temelinde atom var. Atomun içinde ise proton, nötron ve elektron. Proton ve nötron çekirdekte bulunuyor. Elektronlar ise çekirdeğin etrafında sürekli dönerek hareket ediyorlar. Protonlar pozitif, elektronlar negatif elektrik yüklü, nötron ise yüksüz. Atomdaki elektron ve proton miktarı birbirine eşit. Bu da atomun nötr durumda olmasına neden oluyor. Atom fazladan bir elektron kazandığında bu onu negatif hale getiriyor ve denge bozuluyor. Atom bir elektron kaybettiğinde ise bu kez de pozitif yüklü oluyor. Bu dengesizlik bir elektron akımı başlamasına yol açıyor ve işte bu elektron akımı da ‘elektrik’ olarak tanımlanıyor.
Trilyonlarca atomdan meydana gelen insan vücudu elektronların hareketiyle ortaya çıkan bu enerjiyle çalışıyor. Nefes almak, yürüyüp koşmak, yemek yemek, konuşmak, hareket etmek, kısacası yaşamımızı devam ettirebilmek için bu enerjiye ihtiyaç duyuyoruz. Bu enerji olmadan vücudun yaşamsal faaliyetlerini sürdürmesi söz konusu bile değil. İnsanın yaşamı boyunca vücudunda gerçekleşen sayısız hücre faaliyetinin temelinde hep elektrik var. Bir başka deyişle, vücuttaki tüm kimyasal işlemler elektrikle olup bitiyor. Peki insan vücudunda elektrik nasıl üretiliyor? Bu sorunun cevabı oldukça şaşırtıcı: Vücut, elektrik üretimini kendisi gerçekleştiriyor. Bu görevi vücudumuzdaki trilyonlarca hücre hep beraber yerine getiriyorlar. Küçük birer ‘pil’e benzetebileceğimiz hücrelerin çevresi potasyum, iç kısmı ise sodyum sıvısı ile dolu. Sodyum ve potasyum karıştırıldığında bu iki mineral birbirleriyle etkileşime giriyor. Bunun üzerine bir çeşit akım meydana geliyor ve yan ürün olarak da elektrik açığa çıkıyor. Vücudun kullandığı bu elektrik ‘biyoelektrik’ kavramıyla ifade ediliyor. Doğal olarak sahip olduğumuz bu mekanizmanın pek çok avantajı var. Bunların başında da, sistemin kendi kendini tamir edebilmesi geliyor. Yaşamımız boyunca hepimiz vücudun bu özelliğinden sık sık yararlanmaktayız. Elimizde bir kesik oluştuğunda yaranın kısa sürede kendini tamir etmesi bunun bir örneği. Hiç kuşku yok, vücudun bu özelliği insanın yaşamını kolaylaştıran büyük bir nimet. Nitekim en yüksek teknoloji ile çalışan makinelerde dahi böyle bir avantaj söz konusu değil. Bu gerçek düşünüldüğünde, insan vücudunun yaratılışındaki mükemmellik bir kez daha anlaşılıyor. Vücuttaki elektrik sisteminin bir başka üstün özelliği ise, çok yönlü kullanılabilmesi. Dolaşım, savunma ya da sinir sistemi gibi tüm sistemler vücuttaki elektrik düzeninden istisnasız olarak faydalanabiliyor. Halbuki insan üretimi olan elektrikli aletlerin pek çoğu, sadece tek bir fonksiyonu, bazıları ise en fazla birkaç benzer fonksiyonu yerine getirecek şekilde çalışıyor. Ki, ona rağmen yine de çok fazla enerji harcıyorlar. Vücut ise çok çeşitli yaşam fonksiyonlarına rağmen çok az elektrik enerjisi kullanıyor. Vücuttaki elektrik sisteminin diğer bir özelliği ise şu: Bilindiği gibi, elektrikli aletlerde kullanılan elektriğin voltaj gücünün belli bir oranda olması gerekir. Bu oran, yine bir başka alet aracılığıyla sabitlenir. Ayarın bozulma ihtimali olabileceği göz önünde bulundurularak alınan bu yeni tedbir, akımı dengeleyen adaptörler ve regülatörler sayesinde hayata geçirilir. İnsan vücudunda ise tüm bu ayarlar hayat boyu sessiz bir düzen içinde işler. Öyle ki, insanın bundan haberi dahi olmaz. Yine bir başka özellik ya da üstünlük, vücuttaki elektrik kullanımının kesintisiz olmasıdır. Yaşamın devamlılığını sağlayan ve neredeyse saniyenin binde birinde üretilen elektrik sinyallerinin akımı her an kesintisizce devam eder. Elektrikli aletlerin ise ortalama 10-20 senelik ömürleri vardır. Hatta çoğunlukla bu süre daha da az olabilmektedir.
Doğadaki canlıların vücutlarında bulunan elektriğin önemi geçtiğimiz yüzyıldan beri yoğun bir şekilde incelenmekte, bu konunun araştırılması amacıyla üniversitelerde kürsüler kurulmaktadır. Yapılan tüm araştırmalardaki ortak tespit, bilinen en kompleks biyolojik yapının insanın merkezi sinir sistemi olduğu yönündedir. Sinir sistemi 100 milyardan fazla sinir hücresi ve bunların aralarındaki trilyonlarca ince bağlantıdan meydana gelmektedir. Bunların yanı sıra, sinir hücrelerinin yaklaşık on katı yardımcı hücre de sistemde hazır bulunmaktadır. Bilgiler ‘sinir’ olarak adlandırılan elektriksel kablolarda neredeyse ışık hızına yakın bir hızla taşınmaktadır. Muazzam yoğunlukta bir hareket olmasına rağmen, hiçbir noktada karmaşa yaşanmaması ve mesajların gitmeleri gereken yerlere eksiksizce iletilmeleri de hayranlık uyandıran bir başka ince yaratılış örneğidir. Mesajlar vücudun kumanda merkezi olan beyinden çıkar ve duyu organları, kaslar, kemikler dahil olmak üzere vücudun her yerine büyük bir düzen içinde ulaşırlar. Öte yandan sinirler emir ve bilgileri sadece ulaştırmakla kalmaz, aynı zamanda vücudu koruyucu bir ağ gibi kaplayarak birbirinden farklı pek çok vücut sistemini kontrol ederler.
Hiç şüphesiz yeryüzündeki en kompleks mekanizma olan insan vücudunun sahip olduğu tüm bu özellikler kusursuz bir yaratılışı açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Günümüzde her türlü teknolojik imkâna rağmen insan vücudundaki düzenin bir benzerini oluşturmak mümkün değildir. “Yarattığı her şeyi en güzel yapan” (Secde Suresi, 32) Rabbimiz, Haşr Suresi’nin 24. ayetinde belirtildiği gibi insanı da en güzel biçimde kusursuzca var etmiş, ona şekil ve suret vermiştir. Unutmadan en başta sorduğumuz soruya da cevap verelim: Kalb durduğunda elektrik şoku uygulanmasının sebebi, kalbin çalışmak için elektriğe ihtiyaç duymasıdır. Saadet Asrından | Yağmuru Kim YağdırıyorSaadet Asrından | Yağmuru Kim YağdırıyorSelim GündüzalpHUDEYBİYE YILIYDI. Peygamber Aleyhisselam ve ashabı, Medine’den sefere çıkmışlardı. Gece olduğunda yağmur yağdı. Sabah hep birlikte namaz kıldılar. Peygamber Aleyhisselam namazdan sonra ashabına şöyle dedi:
“Bilir misiniz Rabbiniz ne buyurdu?” Ashab: “Allah ve Resulü en iyi bilendir!” dediler. Peygamber Aleyhisselam sözlerine şöyle devam etti: “Allah şöyle buyurdu: Kullarımdan kimi bana iman etti, kimi de kâfir oldu. Her kim, Allah’ın rahmeti, Allah’ın rızkı ve Allah’ın lütfu ile üzerimize yağmur yağdı dediyse; işte o, Bana iman etmiş oldu. Her kim, de filan yıldızın tesiriyle üzerimize yağmur yağdı (veyahut, tabiat yağdırdı, bulut yağdırdı, bu iş sadece bir gök olayıdır.. vs.) dediyse işte o da yıldıza iman etmiş, Bana iman etmemiştir.” Marangoz | Yaşanmış Bir ÖyküMarangoz | Yaşanmış Bir Öykü Ömer Sevinçgül
YILLARIN marangozuydu. Saçlarını o küçük atölyesinde ağartmıştı. Eskisi kadar işi yoktu artık. Fabrika mamulü eşyalar piyasayı istila etmişti. El işi özel imalat meraklıları dışında kimse gelmiyordu dükkânına. Hani neredeyse birer sanat eseri olan masalar, sehpalar, kitaplıklar yapar, geçimini bununla sağlardı. En iyi tahtaları kullanır, görülmedik bir özenle çalışırdı.
Tahta mı gerekiyor, keresteciye mutlaka kendisi gider; ceviz, gürgen, çam cinsinden en iyi tahtaları bizzat seçip alırdı. Üzerlerinden en az bir yıl geçmedikçe bu tahtaları asla kullanmaz, kurumalarını beklerdi. Bu yüzden de yaptığı eserlerinde en küçük bir ayrılma, eğilme, bükülme olmazdı. İmal ederken pek az çivi kullanırdı, “Demir çivi eşyanın ömrünü kısaltır” derdi.
İşinde gayet titizdi. Az konuşur, sorulan sorulara kısa cevaplar verir, ücret konusunda hiç pazarlık etmezdi. Tanıyanlar bilirlerdi bu huyunu, tanımayan müşteri gelir de fiyata itiraz ederse, sözü uzatmaz, “Ben hakkımdan fazlasını istemem” der, pahalı geliyorsa başka bir marangoza gitmesini söylerdi. Sinirliydi biraz, bu huyunu bilir, kimseyle tartışmamaya çalışırdı.
Sabah namazından beri çalışıyordu. Bir hayli yorulmuştu. Sipariş edilen bir masayı daha bitirdikten sonra, “Bugünlük bu kadar yeter” deyip oturdu. Kurban bayramına üç gün kalmıştı, kurbanlık alması gerekiyordu. “Bir bardak çay içeyim de ondan sonra giderim” dedi. Kendi kendine konuşurdu yalnız zamanlarında. Emektar aletleriyle sohbet ederdi bazen. Bunlar onun organları gibiydi.
İki dükkân ötedeki çay ocağına gitti, selam verip bir sandalyeye oturdu. Onun her zaman “orta açık çay” içtiğini bilen garson, sormaya bile lüzum görmeden getirdi çayını. Şekeri karıştırırken, kendisi gibi emektar ustalardan biri olan arkadaşı kapıda belirdi. Sonra da gelip yanına oturdu. Tornacıydı adam. Son zamanlarda iyice yaşlanmış, işini göremez olmuştu. Dalgındı, hüznün resmi mürtesemdi yüzünde.
Söz kurbandan açıldı, konuştular bir iki satır.
“Biraz sonra gidip kurbanlık alacağım” dedi marangoz.
Tornacı dalgın gözlerle marangozun yüzüne bakıyordu. Söyleneni işitiyor ama anlamıyordu. Marangoz farkına vardı bunun:
“Canın sıkkın” dedi.
“Evet.”
“Sebep?”
“Bir talebe var... Üniversitede okuyor.”
“Ne var bunda?”
“Önüm sıra yürürken birden yere yıkıldı çocuk.”
“Niye?”
“Kaldırdım hemen. Sebebini sordum. Önce söylemek istemedi. Israr ettim... Açlıktan başı dönmüş...”
“Kimi kimsesi yok mu peki?”
“Gurbet hali, bilirsin. Arkadaşları var gerçi. Bizim binanın bodrum katında kirada oturuyorlar. Hepsi memleketlerine gitmişler.”
“Bu niye gitmemiş?”
“Gidememiş. Para beklemiş ama gelmemiş parası. Ailesi fakirmiş anlaşılan, gönderememişler. Cebindeki üç beş kuruş da bitince aç kalmış. Kimselere söyleyememiş derdini.”
Marangoz şakaklarını ovdu bir süre. İri bir eli, nasırlı parmakları vardı. Âdetiydi, canı sıkıldı mı iyice bastırarak alnını, şakaklarını, göz çukurlarını ovardı. Tornacıyı ilk kez görüyormuş gibi bakarak sordu:
“Sen ne yaptın peki?”
“Ne yapacağım” dedi Tornacı, “aldım eve götürdüm. Allah ne verdiyse beraber yedik. Lakin fazlasını yapamadım. Benim de meteliksiz zamanıma rast geldi. Kalktım buraya geldim, belki bir iş çıkar diye.”
“Çıktı mı peki?”
Tornacı “Nerde o eski günler!” dercesine elini sallayıp sustu. Önüne konan çayı karıştırmaya başladı. Şeker atmayı unutmuştu.
Marangoz da susuyordu. Bir yanda evde kurban bekleyen hanımı vardı, öte yanda parasızlıktan yere yıkılan bir garip talebe. Elini cebine attı, bütün parasını çıkarıp tornacıya uzattı:
“Götür ver!” dedi, “Söyle ona, memleketine gitsin.”
Tornacı hayretle baktı:
“Hepsini mi?”
“Hepsini.”
“Kurban alacaktın hani?”
“Allah kerim!” dedi Marangoz, başka da bir şey söylemedi.
Uzunca sustular. Tornacı parayı cebine koyup gitti. Marangoz da atölyeyi kapatıp evin yolunu tuttu. Yürüyerek gitmek zorundaydı, son parasını da çaycıya vermişti çünkü.
Evde, “Kurbanlık almadın mı Bey?” diyen hanımına da Tornacıya verdiği cevabı verdi:
“Allah kerim!”
Kadın başka soru sormadı. Tanırdı kocasını. Sessizce sofra hazırlamaya başladı.
İkinci gün tekrar atölyesine gitti Marangoz. İş elbisesini giyip tezgâhının başına geçti. Çam ve tutkal kokuyordu atölye. Yıllardır bu kokuyla yaşamıştı. Bu koku elbisesine de siner, her nereye gitse onunla gelirdi. Eline planyayı aldı, işe başlayacaktı ki kapıda bir adam belirdi:
“Merhaba usta!”
“Merhaba!”
Adam eşikte duruyordu, arkası güneşe dönük olduğu için yüzü iyi seçilmiyordu. Marangoz tanıyamamıştı. Adam anladı durumu, bir iki adımda içeriye girdi.
“Beni tanıyamadın galiba.”
“Evet.”
“Üç ay kadar önce sana bir iş yaptırmıştım. Çalışma odam için masa, sehpa, kitaplık falan... Paranın bir kısmını vermiş bir kısmını sonraya bırakmıştım. Şimdi hatırladın mı?”
“Hatırlar gibi oldum. Gebzeliydin galiba.”
“Evet... Ya usta, kusura bakma, parayı geciktirdim. Bir türlü yolum düşmedi buralara. Sen de arayıp sormadın.”
Cebinden bir deste para çıkartıp uzattı Marangoza:
“Buyur. Bayram yaklaştı, lazım olur. Hakkını helal et.”
Marangoz parayı alıp tezgâhın üstüne koydu.
“Buyur bir çay iç” dedi.
“Sağ ol usta, başka zaman. Arabayı çalışır vaziyette bıraktım. Bana müsaade.”
Ustanın elini sıkıp gitti adam.
Marangoz parayı saydı.
Kurban bayramı için ayırıp da sonra Tornacıya verdiği paranın tam iki katıydı!
En küçük bir hayret ifadesi belirmedi yüzünde. Hafifçe gülümsedi ve “Allah kerim!” dedi.
Dünya yüzeyinde bir kara delik!
Annelik Beynin Yapısını DeğiştiriyorAnnelik Beynin Yapısını DeğiştiriyorMelike Karay
ANNE OLMAK bir kadının hayatında çok farklı bir evredir. O zamana dek gözetilen biri iken, hamilelikle başlayan annelik sürecinde adım adım gözeten kişi olmaya doğru ilerler. Bir annenin yavrusu olmaktan, bir yavrunun annesi olmaya doğru yaşanan bu geçiş sürecinde, ihtiyaç duyulan davranış örüntüleri de değişir. O vakte değin kendini yöneten, kendi ihtiyaçlarına ve kendi hayatını sürdürmeye adanmış olan bünye, yavrularının iyi durumda olmasına ve onların bakımına odaklanmaya başlar.
Uzun zamandan beri bilim adamları tarafından gözlemlenen bu değişimin biyolojik temeli yakın zamana kadar aydınlatılamamış bir sahaydı. Fakat son yapılan araştırmalar hamilelik, doğum ve emzirme süreçleri boyunca ortaya çıkan heyecan verici hormonal değişimlerin annenin beyin yapısında birtakım değişikliklere neden olduğunu ortaya koydu. Buna göre beynin bazı bölümlerinde nöronların hacmini arttırdığı, bazı bölümlerde yapı değişikliklerin meydana geldiği görüldü. Bilim adamları beyinde görülen bu biyolojik değişimlerin annenin beyninin anneliğe uygun davranışlar sergilemek amacıyla yeniden biçimlenmesi anlamına geldiğini düşünüyorlar. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar annenin beyninde meydana gelen değişimlerin yuva inşa etmek, yavrusunu yetiştirmek ve onları yırtıcı hayvanlardan korumak gibi annenin annelik görevlerini yerine getirmesine zemin oluşturduğunu ortaya koyduğu gibi; bazı değişimlerin de hafıza, öğrenme, korku ve strese verilen tepkileri kontrol etmeyle ilgili olduğu sonucuna vardı. Örneğin, fareler üzerine yapılan bir çalışma, anne farenin avını yakalamada diğer farelere göre daha başarılı olduğunu ortaya koydu. Avcılık kabiliyetinin yanında, anne farelerin yiyecek arama ve bulma beceresinin de daha ileride olduğunu ortaya koyan bu çalışmaya göre, anneliğin getirdiği değişimler fareler yaşlanana dek sürüyor.
Peki insanlar açısından durum ne?
TORONTO Üniversitesi’nden Alison Fleming, annelerin hamilelik döneminden itibaren beş duyularının hassasiyetlerinde artış olduğunu ortaya koydu. Anneler bu sayede küçük bebeklerinin kokularını ve seslerini ayırd edebilir hale geliyorlar. Fleming’e göre anneler doğum sonrası yüksek seviyedeki ‘cortisol’ hormonu sayesinde bebeklerinin kokularına daha fazla dikkat kesildikleri gibi, onların ağlama seslerini de daha duyarlı oluyorlar. Normalde stresle birlikte ortaya çıkan ve insan sağlığı üzerinde yıkıcı etkileri olan ‘cortisol’ tam tersine annede son derece işlevsel ve faydalı bir rol yükleniyor. Cortisol hormonu seviyesi yükselen anne, hormon sayesinde dikkati, uyanıklığı ve duyarlılığı arttığı için bebeğine karşı görevlerini çok daha başarıyla yerine getirebiliyor.
Anneliğin hormonlar ve beyin yapısı üzerinde yaptığı değişimlerin etki süresine gelince, bu konuda en çarpıcı bulgu Boston Üniversitesi’nden Thomas Perls ve arkadaşlarından geldi. Hamilelik yaşına ilişkin yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, kırklı yaşlarda hamile olan kadınların yüz yaşına kadar yaşama ihtimalleri erken yaşlarda hamile olanlara göre dört kat daha fazla. Perls’in bu konudaki yorumu, kırklı yaşlarında hamile olan kadınların daha yavaş yaşlandığı yönünde. Bunun muhtemel sebeplerinden birinin, hamilelikte yaşanan hormonal değişikliklerin menopoz devresinde ortaya çıkan yıkımları dengelemesi olarak düşünülüyor. Tüm bu bilgilerden sonra, anneliğin kadınların sağlığını deformasyona uğrattığı şeklindeki genelgeçer kabulün ne kadar hatalı olduğu da görülmesi gereken bir başka nokta. İlâhî hikmet, bir canlı dünyaya getiren annenin annelik görevini yerine getirebilmesi için, onu olduğundan daha dayanıklı ve sağlıklı kılıyor.
KAYNAK: The Maternal Brain,Scientific American, ocak 2006 Bataryası bitmeyen cep telefonu!
6000 yıllık hurafe: BURÇLAR
İbn Sina ve Eğitime Dairİbn Sina ve Eğitime DairYusuf KARAOSMANOğLU İbn Sina (980–1037) gerek Türk, gerekse dünya düşünce - tıp ve eğitim tarihinde çok mühim bir yer tutar. Tıp alanında olduğu kadar, şimdiye kadar hiç üzerinde durulmayan eğitime dair görüşleriyle de batıyı etkilemiş ve asırlar sonra "Yeni eğitim" akımını başlatan ve geliştirenlere önderlik yapmıştır. J.J. Rousseau başta olmak üzere "Yeni eğitimciler"in onu okudukları ve ondan faydalandıkları bilinmektedir. İbn Sina'nın çocukken oyunu çok sevdiğini kaynaklar belirtiyor. Birgün yine oynarken bir ihtiyar "—Sen çok akıllısın, ilerde bir alim olacaksın, sana oyun yaraşır mı? Derslerine çalış" der. Küçük İbn Sina şu cevabı verir. "— Her yaşın belli bir hali vardır. Çocukluğun yakışığı da oyundur. Her yaşın hakkı verilmelidir." Küçük İbn Sina'nın bu cevabı bugün pedagoji ve psikolojinin ulaştığı gerçeklerden birinin ifadesidir. Nitekim günümüzün pedagoji ve psikoloji ilimleri oyunun çocuğun tabii faaliyeti olduğunu ve her-şeyden önce oynamak için yaratıldığını kabul etmektedirler. Evet oyun, çocuğun fiziki gelişmesine faydalı, muazzam bir çaba harcama sağlamaktadır. Bu da Merhameti Sonsuz'un ilerde çok büyük yükleri kaldırmaya müheyya çocuklara bahşettiği büyük bir nimetdir. İbn Sina çok büyük ve usanmak bilmez bir şahsi çaba ile döneminin bütün bilgilerini edindiğini söylemektedir. Bu gayret kendisine Aristo ve Farabi'den sonra gelen III. öğretmen "muallim-i salis" şerefini kazandırmıştır. Bu yönüyle bize çalışma metodunu açıklamaktadır. Mantık derslerine nasıl çalıştığını şöyle anlatır. "Bir mesele karşısında şaşırıp kalınca camiye gider, namaz kılar ve Allah'a yalvarırdım. Bunun üzerine benim için kapalı olan herşey açılıverir güçlükler kolaylaşırdı... uykuya dalsam da yine o meseleyi düşünürdüm. Öyle ki birçok meseleler benim için uykuda çözülmüştür." İbn Sina'nın Türk ve Dünya eğitim tarihinde mühim bir yer tutması onun getirmiş olduğu ve günümüzde bile reddedilemeyen görüşlerinden ötürüdür. Mesela, ahlâk ve fazilet eğitimine ilişkin görüşleri kayda şayandır. Ona göre, insanlar fazilete bir değer vermiyorlar. Karanlıklar içinde yuvarlanıp gidiyorlar. "Zavallı insanlar... Belki de zenginlik ve şöhrete de kavuşmuşlar... Fakat ahlâk ve fazilete dayanmayan bir hayatın ne kıymeti vardır." Ona göre başlıca fazilet ve ahlâk esasları şunlardır. İffet, şecaat, hikmet, adalet, cömertlik, kanaat, sabır, sır saklama, tevazu, sözünde durma.. O bu davranışlara erişmek için bazı ilkeler tespit etmiştir. Bunlardan başlıcalarını şöyle sıralamak mümkündür: Nefsin isteklerine kesinlikle uymamak, yalandan kesinlikle uzaklaşmak, insanlara iyilik yapmak, iyileri sevmek, kötüleri doğrultma ve onları fena işlerden men etmeye çalışmak, sık sık ölümü düşünmek ve böylece kötülüğün kalbe yerleşmesine mani olmaktır... İlme verdiği ehemmiyet göz ardı edilemeyecek kadar mühimdir. Bir yazısında şöyle der: "Nefsini ilimlerle süslemeye ve düzeltmeye çalış. İlimde herşey vardır. İnsanın ruhu kandil ve ilim onun aydınlığıdır. İlâhi hikmet de kandildeki yağ gibidir. Bu yanar ve ışık saçarsa sana diri denilir. Yanmaz ve karanlık kalırsa sen ölü sayılırsın." Ona göre ilim, insanın kendini mükemmelleştirmesi ve Allah'ı bulması için lüzumludur. İlmi yüksek ve ahlâkı düzgün ve temiz olan insanların mutluluğu tam olur... Bu nedenle mutlak mutluluğa lâyık olmak (cennete girmek) için ilim ve ahlâk sahibi olmak şarttır. İbn Sina'nın beden eğitimi konusundaki görüşleri de bugünün son ilmi buluşları ile aynı paralelliktedir. Hastalanmadan önce korunma denen hıfzıssıhha konusunu da işlemiş ve beden eğitimini bu nedenle gerekli görmüştür. Ona göre insan yediklerini daha iyi hazmedebilmek için hareket yapmalıdır. Aksi takdirde alınan gıdalardan az faydalanılacağı gibi artıkları iyi atılamaz ve bunlar beden ve mizaç üzerinde menfi tesir yapar. Hareketin insanın günlük hayatında kendiliğinden yapıldığı gibi arzu ve planlı şekilde yapılırsa faydasının daha çok olacağını savunmaktadır ve beden eğitimi için en uygun zamanın def-i hacet ettik-den sonra yapılanı olduğunu belirtmektedir. Bunun yanında çocuğun bakımı, sağlığı, eğitimi ve öğretimi ile ilgili görüşleriyle de zirveye çıkmıştır. Biz burada sadece çocuğun eğitim ve öğretimi konusundaki fikirlerine değinmek istiyoruz. İlk önce doğan çocuğa babası iyi bir ad koymalı, çocuk sütten kesilir kesilmez "kötü huylar edinmeden" eğitimine başlanmalıdır."Ço-cuğu kötü iz ve arkadaşlardan uzaklaştırıp iyi arkadaşlarla oynamasını sağlamak onu iyi davranışlara teşvik ile olur. Çocuğa fazla baskı yapılmamalı, onun hataları uygun biçimde düzeltilmeli, gerekirse azarlamalıdır. Dayak ise son çaredir. Onun yanlışlarını düzeltmede aracılar ve öğütçülerden faydalanmalıdır. Çocuğa yapılacak baskılar, onun, kızgın, hüzünlü, korkak, tembel yada herşeye kayıtsız kalan bir şahsiyet kazanmasına sebep olur. Çocuk 6 yaşına gelince okula gönderilmelidir. Öğretmen, dindar, dürüst, bilgili, insaflı, temiz ve kibar olmalı, çocuk eğitim ve öğretimini bilmeli ve onlarla ilgilenmelidir..." "Bu dönemde çocuk iyi aile çocuklarıyla tanıştırılmalıdır. Çocuklar böylece birbirlerinin iyi huylarını görür ve kendileri de daha iyi olmaya çalışırlar. Ayrıca aralarındaki tabii rekabet sebebiyle daha başarılı öğrenim yaparlar..." İbn Sina eğitim ve öğretimin 6 nev'inden bahseder: 1) Zihni öğretim: Genel bir konuyu sebebleriyle misaller vererek açıklama 2) Sınai öğretim: Muallim, araçları kullanmasını öğretir. 3) Telkini öğretim: Muallim tekrar ettirerek öğretir. 4) Tedibi öğretim: Muallimin öğüt ve nasihat yoluyla gerçekleştirdiği öğretim. 5) Taklidi öğretim: Muallimin söylediklerinin olduğu gibi ve hemen benimsenmesidir. Bunun için muallimin güvenilir olması şarttır. 6) Tenbihi öğretim: Talebeye çevresinde karşılaştığı hadiseleri, bunların sebeblerini ve tesirlerini öğretmeleridir. İbn Sina'yı "Yeni eğitim" denen ve 18. yüzyıldan özellikle Rousseau'dan beri gelişen görüşlerle karşılaştırırsak aralarında çok büyük benzerlikler vardır. Meselâ İbn Sina hangi sınıf ve statüde olursa olsun her çocuğun eğitilmesini istemek gibi bir görüş ileri sürmüştür. Ve bu görüş "Yeni eğitim'in de temel ilkelerinden biridir. İbn Sina ayrıca okul içindeki çocuğun kendi yaşındaki arkadaşlarıyla eğitilmesinin ehemmiyetini belirterek yine pedagoji ve psikolojinin son düşüncelerine uygun bir görüş belirtmiş olmaktadır. Böylece Sina, çocuğun tabii bir vasatı olduğunu ve onun kişiliğinin gelişmesinde çok mühim bir yeri bulunduğunu 20. yüzyıl eğitimcileri John Dewey, Alain, Durkheim vs. den 900 yıl önce ortaya koymuştur. Bunun yanında muallimin talebesini tanıması ve onun yetenek ve kabiliyetlerini fark etmesi gerektiğini ileri sürmekle de 18. yüzyıl eğitimcisi J.J. Rousseau'dan asırlar önce çok mühim bir pedagojik ilkeyi ortaya koymuştur. Öte yandan çocuğun zevk ve ilgilerinin genel eğitim ve meslek eğitiminde göz önünde tutulmasını istemekle yeni eğitimin çok önem verdiği "çocuğun ilgisi" mevzuunu asırlar önce belirtmiştir. Deneye, gözleme, sebepleri araştırmaya dayanan bir eğitim ve öğretim tavsiye etmekle değeri asırlar sonra anlaşılan ve Avrupalı eğitimcilerce tekrar keşfedilen; ve hiçbir zaman ehemmiyetini kaybetmeyecek bir pedagoji ilkesi ortaya koyarken de eğitim teknolojisi sahasında da mühim yeri olan Comenius'un da öncülüğünü yapmıştır. İbn Sina bir muallimin taşıması gereken özellikler mevzuunda da bugün için bile geçerli temel görüşler ortaya atmıştır... Bütün bu noktaları, "gençlik yılı" olarak kabul edildiği günümüzde bütün eğitimcilerin, talebelerin, gençliğin ve toplumun nazar-ı dikkate alacağını ümid ediyoruz. Koku
|
Hakkımda![]() Profilim Arşiv Arkadaşlarım Fotoğraf Albümüm LinklerKuran-ı KerimKÜTÜB-İ SİTTE Türk Sultanları İSLAM ANSİKLOPEDİSİ KURAN-I KERİM TÜRKÇE MEALİ Kur'anda Ara Kur'an mucizeleri Gazeteler Uzman Web Resim Yüklemek için Tıklayın. KategorilerSon YazılarÖĞRETMENE ÖZLEMSEVGİLİ ÖĞRETMENİM Ahıska Türkleri'nin Gürcistan'dan sürgününün 62. yıldönümü Windows Media Player 11 çıktı Dünyadaki en kirli 10 yer Az uyku fazla kilo yapıyor Türk internet kullanıcısı Google'da arıyor ***Midiler*** RTÜK'ten çocuklara web sayfası Nintendo Wii 8 Aralık'ta Türkiyede satışta Kesintisiz Elektrik: Vücut Elektriği Saadet Asrından | Yağmuru Kim Yağdırıyor Marangoz | Yaşanmış Bir Öykü Dünya yüzeyinde bir kara delik! Annelik Beynin Yapısını Değiştiriyor Bataryası bitmeyen cep telefonu! 6000 yıllık hurafe: BURÇLAR İbn Sina ve Eğitime Dair Koku ALP ARSLAN ARKADAŞLARIMcebatnstar melissa arstekin totok BabyGirl memnunca kenan haticane mestane retinalserbay hazanmevsimi as1ts ayvalikli bedo89 eagleserkan goznurum MustafaKaaN oyhan sinirsey zikrullah |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||