www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

elifce kültür denizi

ÖĞRETMENE ÖZLEM

03:47, 24/11/2006 .. 0 yorum .. Link

Ekincan Ufuktepe

 

( 2002 Çocuk Hakları nedeniyle Valilik tarafından yapılan yarışmada İzmir il birincisi seçildi)

 

 

ÖĞRETMENE ÖZLEM

 

Sen bir gülsün,

Her derste bende açan.

Bense bir tohum,

Her derste sende çoğalan.

 

Aklıma dökülen hatıralar

İçimde bir yangın.

 

Sem yoksun yanımda,

İçim kan ağlarken .

Gülmek de olur mu ki;

Öğretmenim.

 

Sımsıcak konuşurdun konuşunca,

Bakışların aydınlık saçardı.

 

Sen gidince,

Kayıp adreslerde dolaşan bir yetimim.

 

Nasıl da çabuk geçti o güzel günler,

Öğrettiklerin sağnak yağmur gibi,

Karanlığı yırtıyor.

 

Şimdi hayallerimdesin,

Hayallerimden sakın çıkma,

Hayallerimde kal,

Hayallerim bir dünya olsun.

 

 

Kasım 2002, Urla

(Öğretmenler günü için yapılan şiir yarışmasında ilçe birincisi seçildi)



SEVGİLİ ÖĞRETMENİM

03:43, 24/11/2006 .. 1 yorum .. Link

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM

   Hayatımın en kritik yıllarında, sizden yol ve yön öğrenmek üzere karşısındayım.Ben, bir beyaz kâğıt gibiyim.Sizin bana yazdıklarınız, bana bir ömür boyu yol gösterecek. Beni yetiştirirseniz, elimden tutup yol gösterirseniz, aileme, ülkeme ve tüm insanlığa faydalı bir insan olabilirim.

   Ailem bana ne kadar yardımcı oldu, beni hangi noktaya getirdi, bilemem. Fakat onlardan gördüğüm terbiyenin, görgünün ötesinde sizin aydın, bilgili, ileri görüşlü eğitiminize, düşünce ve ufkunuza ihtiyacım var.

   Belki sizin de sıkıntılarınız var.Belki maaşınız yetmiyor, belki çocuğunuz hasta, belki de bizim için bilginizi artıracak çalışmalara ayıracak geliriniz ve zamanınız yok. Fakat siz fedakârlık gösterirseniz, ben bunlardan en az etkilenir, sizin tatlı tebessümünüz ve başımı okşamanızla belki de ben eksiksiz yetişirim.

   Ama ben yatırımların en kârlı sektörüyüm. Bire bin veren bereketli bir toprağım. Çok da vefalıyım. Benim başımı okşayıp, canı gönülden elimden tutanı unutmam. Yükseldiğim yerde üzerimdeki imzanızı herkes okur. Ya bunun tersi:Sokaklara düşmek, sahipsiz kalmak, ya da sarayların, villaların içinde sokakta gibi sahipsiz olmak...!

   Ne olur, elimden tutun, ailemin ve sizin ortak eseriniz olayım. Ülkeme, insanlığa sizin öğrettiğiniz şekilde hizmet edeyim. Ne olur elimden tutun...

Büşra SEDEFOĞLU
Üsküdar Z. Kamil İlköğretim O. Öğrencisi / İSTANBUL



Ahıska Türkleri'nin Gürcistan'dan sürgününün 62. yıldönümü

06:15, 23/11/2006 .. 0 yorum .. Link

Ahıska Türkleri'nin Gürcistan'dan sürgününün 62. yıldönümü

Ahıska Türkleri'nin Gürcistan'ın Ahıska bölgesinden sürgün edilişinin 62. yıldönümü, Ahıska Türkleri'nin yaşadığı bir çok bölgede anılacak.

"Problemleri çözmek için destek lazım"

Ahıska Türkleri'nin Gürcistan'ın Ahıska bölgesinden sürgün edilişi 14-16 Kasım 2006 tarihlerinde, başta Türkiye olmak üzere, ABD, Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'da yaşayan Ahıskalı Türkler tarafından anılacak. Konuyla ilgili bir bildiri yayınlayan Ahıskalı Türkler'in Anadolu Cemiyeti Başkanı Muhammet İzzetoğlu, Ahıska Türkleri'nin yıllardır devam eden problemlerinin çözülmesi için destek istedi.

"Türkiye vatandaşlığına kabul edilsinler"

TBMM'de, 2 Temmuz 1992 tarihinde kabul edilen 3835 sayılı "Ahıska Türkleri'nin Türkiye'ye Kabulü ve İskanına Dair Kanun"un ve T.C. Hükümeti'nin 1992 yılında kabul ettiği 3706 nolu kararın uygulanmaya konulmasını isteyen İzzetoğlu, 1990 yılından itibaren Türkiye'ye serbest göç etmiş Ahıskalı Türkler'in yaptıkları müracaatlarla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına kabul edilmeleri için hükümetin yardım elini uzatmasını istedi.


Ahıskalı Türkler, 1573-78 yıllarında Osmanlı Hükümdarı Sultan III. Murat Han döneminde Orta Anadolu'dan, Konya, Yozgat ve Tokat'tan, Kafkasya'ya, Gürcistan'ın Ahıska bölgesine yerleştirildi. 86 bin Ahıskalı Türk, 14-16 Kasım 1944 tarihlerinde, Sovyetler Birliği lideri İosif Stalin ve İçişleri Bakanı Lavrentiy Beriya'nın emrine göre, Gürcistan'ın Ahıska bölgesinden Orta Asya'ya, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan'a sürgün edildiler.

KAYNAK : İHA 14/11/2006 18:03:34



Windows Media Player 11 çıktı

06:08, 23/11/2006 .. 0 yorum .. Link
Windows Media Player 11 çıktı

Microsoft, Windows Media Player 11′in son sürümünü nihayet yayınladı. Vista tasarımıyla son derece benzer özellikler taşıyan çoklu ortam oynatıcısı üst düzey özelliklerle donatılmış. Bunlardan biri de albüm kapaklarını ve bilgilerini otomatik olarak Internet'ten edinebilmesi.

Oynatıcı, tek tuşla müzikleri WMA-Pro-Formatına dönüştürebildiği gibi taşınabilir aygıtlarla olan uyum da arttırıldığı için bu tür aygıtlara müzik aktarmak da kolaylaşmış durumda.

Microsoft, Online Müzik Servisi URGE'ı ana sayfa olarak belirlemiş, böylece kullanıcılar Internet'teki şarkılara direk olarak erişebiliyorlar.

WMP 11 Türkçe versiyonunu indirmek için tıklayın

KAYNAK : chip 07/11/2006 09:10:21


Dünyadaki en kirli 10 yer

06:04, 23/11/2006 .. 0 yorum .. Link

Dünyadaki en kirli 10 yer

 

ABD'de merkezi New York'ta bulunan çevreci bir örgüt, dünya üzerinde çevre kirliliğinin en fazla olduğu 10 yeri açıkladı.

Blacksmith Enstitüsü'nün hazırladığı listede, bir dönem kimyasal silahların üretildiği Rusya'daki Dzerzhinsk ve Zambiya'da bakır madeni bölgesi olan Kabve kasabası gibi yerler bulunuyor. Enstitü dünyada çevre kirliliğinin 1 milyar kadar kişiyi hasta ettiğini bildirdi.

Enstitünün başkanı Richard Fuller, çevre sorunlarının, gelişmekte olan ülkelerde ölümlerin yüzde 20'sine yol açtığına dikkati çekerek, söz konusu yerlerdeki zehirlerin, buralarda yaşayanları kanser, akciğer rahatsızlıkları ve zihinsel engelli çocukların dünyaya gelmesi gibi problemlerle karşı karşıya bıraktığını söyledi.

Rusya'da, Soğuk Savaş döneminde Sarin ve hardal gazı gibi kimyasal

silahların üretildiği merkez olan Dzerzhinsk kentinde ortalama yaşam süresinin erkeklerde 42, kadınlarda 47 yıl olduğu, Kabve'de de bir çocuğun kanındaki kurşun oranının ABD'de normal kabul edilenden 5 ila 10 kat fazla olduğu belirtildi.

Enstitü, listenin hazırlık aşamasında 300 bölgenin incelendiğini, gelişmekte olan ülkelerde sağlıkla ilgili kayıtlara ulaşılamadığı için en kirli 10 yerin sıralamaya sokulmadığını açıkladı. Listede yer alan diğer yerler şöyle:

Çerbonil-Ukrayna
Haina-Dominik Cumhuriyeti
La oroya-Peru
Linfen-Çin
Mailuu Suu-Kırgızistan
Norilsk-Rusya
Ranipet-Hindistan
Rudnaya Pristan-Rusya

 

KAYNAK : AA

19/10/2006 13:47:26

 

 

 



Az uyku fazla kilo yapıyor

06:01, 23/11/2006 .. 0 yorum .. Link
Az uyku fazla kilo yapıyor

ABD'de yapılan bir çalışma, az uykunun fazla kiloya yol açtığını ortaya koydu.
    

ABD'li 70 bin civarında kadın üzerinde 16 yıldır yürütülen araştırmada, ortayaşlı kadınların düzenli uyku ile kilolarını kontrol altında tutabilecekleri sonucuna ulaşıldı. Amerikan Epidemiyoloji dergisinde yayınlanan makalede, günde 5 saat uyuyan kadınların 7 saat uyuyan hemcinslerine göre ortalama 15 kilogram daha kilolu oldukları ve yaşlandıklarında aşırı kilolu (obez) hale gelmeleri olasılığının yüzde 15 daha fazla olduğu belirtildi.

KAYNAK : AA 23/11/2006 11:53:45


Türk internet kullanıcısı Google'da arıyor

05:56, 23/11/2006 .. 0 yorum .. Link
Türk internet kullanıcısı Google'da arıyor

İnternetin önde gelen arama motoru Google'ın Türk internet kullanıcılarının yüzde 90'ını tarafından tercih edildiği açıklandı.

 

Google'ın Türkiye Genel Müdürü Erem Karabey tarafından yapılan açıklamada, bir tez çalışması sonrasında arama motoru olarak ortaya çıkan Google'ın sonrasında ticari bir ürüne dönüştüğü üzerinde duruldu. Güncel olarak 9 bin 400 kadar çalışanı bulunan Google'ın son dört çeyrekteki gelirleri yaklaşık olarak 10 milyar doları gösteriyor.

Dünyadaki 1 milyarlık internet kullanıcısı nüfusunun neredeyse yarısı tarafından kullanılan Google'ın Türkiye Genel Müdürü Karabey, bu noktaya gelmelerini ilintili doğru bilgiyi sıralama ve doğru yapıda gösterebilme kapasitesine borçlu olduklarını ifade etti.

Google'ın dünyadaki tüm bilgiyi organize etmek, bu bilgiyi erişilir ve kullanılır hale getirmek misyonuyla çalıştığını anlatan Karabey, geçmişte internette tam bir kaos olduğunu, Google'ın buna bir düzen getirerek en kısa yoldan bilgiye erişim olanağı sunduğunu kaydetti. Karabey, altyapı iyileştirme çalışmalarının devam ettiğini ve arama motorunun gücünü gittikçe arttıracaklarını belirtti.


Erem Karabey, Google için Türkiye'nin ilgi çekici bir ülke olduğunu da vurguladı. Türkiye'de 16,5 milyon internet kullanıcısı, 2,5 milyon ADSL bağlantısı bulunduğunu anımsatan Karabey, Türkiye'de geniş bant internet erişimi arttıkça Google'ın kullanımının daha da artacağını ifade etti.

Karabey'in iafdesine göre; Türkiye'de kullanıcıların yüzde 90'ı arama motoru olarak Google'ı tercih ediyor. Herhangi bir ürün ve hizmet satın almak istediklerinde birinci tercihleri Google oluyor.

Türk internet kullanıcısının arama motorunda en çok ne aradığı konusunda hazırlanan listenin ilk on sırasında özellikle kişilerin kendi ürün ve hizmet kullanımlarıyla ilgili aramaları var.


KAYNAK : bigpara 16/11/2006 13:33:29


***Midiler***

05:46, 23/11/2006 .. 0 yorum .. Link
 
  1. All by myself - Céline Dion
  2. Always on my mind - Pet shop boys
  3. American pie - Madonna
  4. Are you lonesome to night - Elvis
  5. A whiter shade of pale - Procolarum
  6. Always on my mind - Elvis Presley
  7. Blue suede shoes - Elvis Presley
  8. Bohemian Rhapsody - Queen
  9. Beautiful stranger - Madonna
  10. Billie Jean - Michael Jackson
  11. Blue eyes - Elton John
  12. California girls - Beach Boys
  13. Candle in wind - Elton John
  14. Careless whisper - George Michael
  15. Chiquitita - Abba
  16. Can't help falling in love with you- Version Reggae
  17. Diana- Paul Anka
  18. Dont cry for me argentina - Madonna
  19. Dont speak -   No doubt
  20. Englishman in New york - Sting
  21. Edouard aux mains d'argent - La musique du film
  22. Etude
  23. Fernando - Abba
  24. Forest Gump - Musique du film
  25. Fun fun fun Beach Boys
  26. Good vibrations - Beach Boys
  27. Hotel California - Eagles
  28. I shot the sherif - Eric Clapton
  29. Imagine - John Lennon
  30. Mamma mia - Abba
  31. Mrs Robinson - Simon Garfunkel
  32. Penny Lane - Beatles
  33. Roxanne - Police
  34. Stand by me
  35. The lion sleeps tonight - Henri Salvador
  36. Yesterday - Beatles
  37. Your my best friend - Queen
  38. Zombie - Cranberries


RTÜK'ten çocuklara web sayfası

04:56, 22/11/2006 .. 0 yorum .. Link
RTÜK'ten çocuklara web sayfası

RTÜK, çocukların bilinçli izleyiciler olarak yetişmeleri için 'rtukcocuk.org.tr' adresinden ulaşılabilen interaktif bir web sayfası hazırladı.

RTÜK'ün desteğiyle Misak-ı Milli İlköğretim Okulu, İhsan Doğramacı Vakfı Özel Bilkent İlköğretim Okulu ve Emlak Bankası Bilkent İlköğretim Okulu'nun iş
birliğinde öğrenciler tarafından hazırlanan sayfa, hareketli nesnelerle dolu bir oda şeklinde düzenlendi.
 
Odadaki her nesneden sayfanın değişik bölümlerine ve çocukların RTÜK'e televizyon yayınlarıyla ilgili dilek ve beklentilerini yazabilecekleri bir posta kutusunun bulunduğu 'sürpriz bir bahçeye' bağlantı yapılabiliyor.
 
Bütün bölümleri interaktif olarak hazırlanan sayfa, ziyaretçilere kolayca katılma ve mesaj gönderme imkanı sunuyor.
    
Oyun, fıkra, bilmece

Bugün yayına giren web sayfasında çocukların hoşlanacağı oyunlar, fıkralar, bilmeceler ve ödevlerini hazırlarken yararlanabilecekleri bilgilerin yanı sıra, çocukların televizyon programlarıyla ilgili duygu ve düşüncelerini, beğeni, öneri ve eleştirilerini yazabilecekleri 'Arkadaşım Televizyon' ve 'TV Okuru' bölümleri de yer alıyor.
    
RTÜK Başkanı Zahid Akman,"çocukların günde yaklaşık üç saati ekran karşısında geçiyor. Ekran başındayken de çocuklarımıza hangi yayınlar olumlu, yararlı, bunu onlara iletecek herhangi bir kişi yok. Bu noktada çocuklarımızın yayınlar açısından bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi gerekiyor" dedi.
   
Sayfanın ana bölümlerini oluşturan 'TV Okuru' ve 'Arkadaşım Televizyon'
bölümlerinde, öğrencilerin televizyon programlarıyla ilgili duygu ve düşünceleri
ile öneri ve beklentilerine yer veriliyor.

Kanalların günlük yayın akışı

Sayfada ayrıca çocukların program seçebilmeleri için televizyon kanallarının
günlük yayın akışlarıyla ilgili bilgiler de bulunuyor.

RTÜK ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın iş birliğinde hayata geçirilen proje kapsamında 2006-2007 öğretim yılında beş pilot ildeki ilköğretim okullarında okutulmaya başlanan Medya Okuryazarlığı dersiyle ilgili öğrenciler tarafından hazırlanan projelere ve çalışmalara da çocuk web sayfasında yer verilecek.

Sayfada Yardımlaşma, Belirli Günler ve Haftalar, Özgün Öyküler, Akıllı İşaretler, Çocuk Hakları, Resim Galerisi, Vitamin, e-kart, TV İzlerken, Atatürk Köşesi, RTÜK nedir, Spor, Genel Kültür, Kitap Tanıtımı, Oyun, Faydalı Linkler, Çevre, Dostumuz Hayvanlar ve Posta Kutusu bölümleri de yer alıyor.
 
RTÜK, çocukların eleştirel izleyiciler olarak yetişmeleri ve programları seçerek izlemeleri için 'Akıllı İşaretler' ve 'Medya Okuryazarlığı' projelerini de hayata geçirmişti.

KAYNAK : cnntürk


Nintendo Wii 8 Aralık'ta Türkiyede satışta

04:50, 22/11/2006 .. 0 yorum .. Link
Nintendo Wii 8 Aralık'ta Türkiyede satışta

Nintendo Wii, Avrupa'da ve Türkiye'de pazara sunulacağı 8 Aralık tarihi öncesi çıktığı turnede Türkiye'ye geldi ve ilk olarak Nintendo iş ortakları ve Türk basını ile tanıştı.

Tüm hareket, refleks ve mimikleri oyunun içine katarak yepyeni bir deneyim yaşatan oyun konsolu Nintendo Wii'nin, oyun oynama alışkanlıklarını kökünden değiştirmesi bekleniyor.

Nintendo Wii, 9 Aralık'ta Arena, Bimeks, D&R, EP, Extra Teknoloji, Maxitoys, Megavizyon, Nezih, Teknosa, Teknolojix, Toyzz Shop, Uzelli ve Vestel noktalarında Türk tüketicisiyle buluşacak. Wii'nin Türkiye'deki tavsiye edilen perakende satış fiyatı 799 YTL. olarak belirlendi.

Nintendo, tüm dünyada heyecanla beklenen tasarım harikası oyun konsolu Wii'yi, Türkiye'de basın ve iş ortaklarına tanıttı. Kullanım kolaylığı ve sunduğu eğlence dünyası ile Wii, daha önce hiç oyun deneyimi yaşamamış kişilerden profesyonel oyunculara kadar herkese çok farklı bir oyun dünyasının kapılarını açtığını kanıtladı.

9 Kasım 2006 tarihinde gerçekleştirilen Wii ön lansmanında konuşan Nintendo Türkiye Genel Müdürü Hasan Çolakoğlu, Wii'yi tanıtırken Wii ile Nintendo'nun oyun dünyasına bakışını "Nintendo dünyada sadece oyun oynayan insanları değil, hayatında hiç oyun oynamamış insanları da hedefliyor, bu anlamda Wii, gerçek bir devrim" sözleri ile aktardı.

Türkiye'deki birinci yıllarında oyun dünyasında bir devrim yaratacak Wii'yi Türk tüketicisi ile tüm Avrupa ile aynı anda buluşturacak olmaktan büyük mutluluk duyduklarını belirten Çolakoğlu "Bugün burada sizlere yaşattığımız bu müthiş deneyimi, 7-10 Aralık 2006 tarihleri arasında gerçekleşecek TrendShow'da oyun severlere de yaşatacağız. Wii, tıpkı İngilizce'deki "we" yani "biz"i çağrıştıran ismi gibi, hepimize hitap ediyor. Her yaştan kullanıcıya göre tasarlanan özel kumandası sayesinde herkese benzersiz bir oyun deneyimi yaşatıyor ve yaşatmaya da devam edecek" dedi.

Wii'nin Türkiye'de tavsiye edilen perakende satış fiyatı ile 799 YTL'den, oyunlarının da 149 YTL'den piyasaya sunulacağını dile getiren Çolakoğlu oyun dünyasında devrim yaratacak Wii'nin 9 Aralık 2006 tarihinden itibaren Arena, Bimeks, D&R, EP, Extra Teknoloji, Maxitoys, Megavizyon, Nezih, Teknosa, Teknolojix, Toyzz Shop, Uzelli ve Vestel noktalarında satışa sunulacağını söyledi.

KAYNAK : bt dünyası


Kesintisiz Elektrik: Vücut Elektriği

09:12, 21/11/2006 .. 0 yorum .. Link

Kesintisiz Elektrik: Vücut Elektriği

Elif KIRAL

Etrafımızda gördüğümüz ve dokunduğumuz her şeyin temelinde atom var. Atomun içinde ise proton, nötron ve elektron. Proton ve nötron çekirdekte bulunuyor. Elektronlar ise çekirdeğin etrafında sürekli dönerek hareket ediyorlar. Protonlar pozitif, elektronlar negatif elektrik yüklü, nötron ise yüksüz. Atomdaki elektron ve proton miktarı birbirine eşit. Bu da atomun nötr durumda olmasına neden oluyor. Atom fazladan bir elektron kazandığında bu onu negatif hale getiriyor ve denge bozuluyor. Atom bir elektron kaybettiğinde ise bu kez de pozitif yüklü oluyor. Bu dengesizlik bir elektron akımı başlamasına yol açıyor ve işte bu elektron akımı da ‘elektrik’ olarak tanımlanıyor.

Trilyonlarca atomdan meydana gelen insan vücudu elektronların hareketiyle ortaya çıkan bu enerjiyle çalışıyor. Nefes almak, yürüyüp koşmak, yemek yemek, konuşmak, hareket etmek, kısacası yaşamımızı devam ettirebilmek için bu enerjiye ihtiyaç duyuyoruz. Bu enerji olmadan vücudun yaşamsal faaliyetlerini sürdürmesi söz konusu bile değil. İnsanın yaşamı boyunca vücudunda gerçekleşen sayısız hücre faaliyetinin temelinde hep elektrik var. Bir başka deyişle, vücuttaki tüm kimyasal işlemler elektrikle olup bitiyor.

Peki insan vücudunda elektrik nasıl üretiliyor?

Bu sorunun cevabı oldukça şaşırtıcı: Vücut, elektrik üretimini kendisi gerçekleştiriyor. Bu görevi vücudumuzdaki trilyonlarca hücre hep beraber yerine getiriyorlar. Küçük birer ‘pil’e benzetebileceğimiz hücrelerin çevresi potasyum, iç kısmı ise sodyum sıvısı ile dolu. Sodyum ve potasyum karıştırıldığında bu iki mineral birbirleriyle etkileşime giriyor. Bunun üzerine bir çeşit akım meydana geliyor ve yan ürün olarak da elektrik açığa çıkıyor.

Vücudun kullandığı bu elektrik ‘biyoelektrik’ kavramıyla ifade ediliyor. Doğal olarak sahip olduğumuz bu mekanizmanın pek çok avantajı var. Bunların başında da, sistemin kendi kendini tamir edebilmesi geliyor. Yaşamımız boyunca hepimiz vücudun bu özelliğinden sık sık yararlanmaktayız. Elimizde bir kesik oluştuğunda yaranın kısa sürede kendini tamir etmesi bunun bir örneği. Hiç kuşku yok, vücudun bu özelliği insanın yaşamını kolaylaştıran büyük bir nimet. Nitekim en yüksek teknoloji ile çalışan makinelerde dahi böyle bir avantaj söz konusu değil. Bu gerçek düşünüldüğünde, insan vücudunun yaratılışındaki mükemmellik bir kez daha anlaşılıyor.

Vücuttaki elektrik sisteminin bir başka üstün özelliği ise, çok yönlü kullanılabilmesi. Dolaşım, savunma ya da sinir sistemi gibi tüm sistemler vücuttaki elektrik düzeninden istisnasız olarak faydalanabiliyor. Halbuki insan üretimi olan elektrikli aletlerin pek çoğu, sadece tek bir fonksiyonu, bazıları ise en fazla birkaç benzer fonksiyonu yerine getirecek şekilde çalışıyor. Ki, ona rağmen yine de çok fazla enerji harcıyorlar. Vücut ise çok çeşitli yaşam fonksiyonlarına rağmen çok az elektrik enerjisi kullanıyor.

Vücuttaki elektrik sisteminin diğer bir özelliği ise şu: Bilindiği gibi, elektrikli aletlerde kullanılan elektriğin voltaj gücünün belli bir oranda olması gerekir. Bu oran, yine bir başka alet aracılığıyla sabitlenir. Ayarın bozulma ihtimali olabileceği göz önünde bulundurularak alınan bu yeni tedbir, akımı dengeleyen adaptörler ve regülatörler sayesinde hayata geçirilir. İnsan vücudunda ise tüm bu ayarlar hayat boyu sessiz bir düzen içinde işler. Öyle ki, insanın bundan haberi dahi olmaz.

Yine bir başka özellik ya da üstünlük, vücuttaki elektrik kullanımının kesintisiz olmasıdır. Yaşamın devamlılığını sağlayan ve neredeyse saniyenin binde birinde üretilen elektrik sinyallerinin akımı her an kesintisizce devam eder. Elektrikli aletlerin ise ortalama 10-20 senelik ömürleri vardır. Hatta çoğunlukla bu süre daha da az olabilmektedir.

Doğadaki canlıların vücutlarında bulunan elektriğin önemi geçtiğimiz yüzyıldan beri yoğun bir şekilde incelenmekte, bu konunun araştırılması amacıyla üniversitelerde kürsüler kurulmaktadır. Yapılan tüm araştırmalardaki ortak tespit, bilinen en kompleks biyolojik yapının insanın merkezi sinir sistemi olduğu yönündedir. Sinir sistemi 100 milyardan fazla sinir hücresi ve bunların aralarındaki trilyonlarca ince bağlantıdan meydana gelmektedir. Bunların yanı sıra, sinir hücrelerinin yaklaşık on katı yardımcı hücre de sistemde hazır bulunmaktadır.

Bilgiler ‘sinir’ olarak adlandırılan elektriksel kablolarda neredeyse ışık hızına yakın bir hızla taşınmaktadır. Muazzam yoğunlukta bir hareket olmasına rağmen, hiçbir noktada karmaşa yaşanmaması ve mesajların gitmeleri gereken yerlere eksiksizce iletilmeleri de hayranlık uyandıran bir başka ince yaratılış örneğidir. Mesajlar vücudun kumanda merkezi olan beyinden çıkar ve duyu organları, kaslar, kemikler dahil olmak üzere vücudun her yerine büyük bir düzen içinde ulaşırlar. Öte yandan sinirler emir ve bilgileri sadece ulaştırmakla kalmaz, aynı zamanda vücudu koruyucu bir ağ gibi kaplayarak birbirinden farklı pek çok vücut sistemini kontrol ederler.

Hiç şüphesiz yeryüzündeki en kompleks mekanizma olan insan vücudunun sahip olduğu tüm bu özellikler kusursuz bir yaratılışı açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Günümüzde her türlü teknolojik imkâna rağmen insan vücudundaki düzenin bir benzerini oluşturmak mümkün değildir. “Yarattığı her şeyi en güzel yapan” (Secde Suresi, 32) Rabbimiz, Haşr Suresi’nin 24. ayetinde belirtildiği gibi insanı da en güzel biçimde kusursuzca var etmiş, ona şekil ve suret vermiştir.

Unutmadan en başta sorduğumuz soruya da cevap verelim: Kalb durduğunda elektrik şoku uygulanmasının sebebi, kalbin çalışmak için elektriğe ihtiyaç duymasıdır.



Saadet Asrından | Yağmuru Kim Yağdırıyor

09:07, 21/11/2006 .. 0 yorum .. Link

Saadet Asrından | Yağmuru Kim Yağdırıyor

Selim Gündüzalp

HUDEYBİYE YILIYDI. Peygamber Aleyhisselam ve ashabı, Medine’den sefere çıkmışlardı. Gece olduğunda yağmur yağdı. Sabah hep birlikte namaz kıldılar. Peygamber Aleyhisselam namazdan sonra ashabına şöyle dedi:

“Bilir misiniz Rabbiniz ne buyurdu?”

Ashab:

“Allah ve Resulü en iyi bilendir!” dediler.

Peygamber Aleyhisselam sözlerine şöyle devam etti:

“Allah şöyle buyurdu:

Kullarımdan kimi bana iman etti, kimi de kâfir oldu. Her kim, Allah’ın rahmeti, Allah’ın rızkı ve Allah’ın lütfu ile üzerimize yağmur yağdı dediyse; işte o, Bana iman etmiş oldu. Her kim, de filan yıldızın tesiriyle üzerimize yağmur yağdı (veyahut, tabiat yağdırdı, bulut yağdırdı, bu iş sadece bir gök olayıdır.. vs.) dediyse işte o da yıldıza iman etmiş, Bana iman etmemiştir.”



Marangoz | Yaşanmış Bir Öykü

04:11, 20/11/2006 .. 0 yorum .. Link
Marangoz | Yaşanmış Bir Öykü
Ömer Sevinçgül
YILLARIN marangozuydu. Saçlarını o küçük atölyesinde ağartmıştı. Eskisi kadar işi yoktu artık. Fabrika mamulü eşyalar piyasayı istila etmişti. El işi özel imalat meraklıları dışında kimse gelmiyordu dükkânına. Hani neredeyse birer sanat eseri olan masalar, sehpalar, kitaplıklar yapar, geçimini bununla sağlardı. En iyi tahtaları kullanır, görülmedik bir özenle çalışırdı.
Tahta mı gerekiyor, keresteciye mutlaka kendisi gider; ceviz, gürgen, çam cinsinden en iyi tahtaları bizzat seçip alırdı. Üzerlerinden en az bir yıl geçmedikçe bu tahtaları asla kullanmaz, kurumalarını beklerdi. Bu yüzden de yaptığı eserlerinde en küçük bir ayrılma, eğilme, bükülme olmazdı. İmal ederken pek az çivi kullanırdı, “Demir çivi eşyanın ömrünü kısaltır” derdi.
İşinde gayet titizdi. Az konuşur, sorulan sorulara kısa cevaplar verir, ücret konusunda hiç pazarlık etmezdi. Tanıyanlar bilirlerdi bu huyunu, tanımayan müşteri gelir de fiyata itiraz ederse, sözü uzatmaz, “Ben hakkımdan fazlasını istemem” der, pahalı geliyorsa başka bir marangoza gitmesini söylerdi. Sinirliydi biraz, bu huyunu bilir, kimseyle tartışmamaya çalışırdı.
Sabah namazından beri çalışıyordu. Bir hayli yorulmuştu. Sipariş edilen bir masayı daha bitirdikten sonra, “Bugünlük bu kadar yeter” deyip oturdu. Kurban bayramına üç gün kalmıştı, kurbanlık alması gerekiyordu. “Bir bardak çay içeyim de ondan sonra giderim” dedi. Kendi kendine konuşurdu yalnız zamanlarında. Emektar aletleriyle sohbet ederdi bazen. Bunlar onun organları gibiydi.
İki dükkân ötedeki çay ocağına gitti, selam verip bir sandalyeye oturdu. Onun her zaman “orta açık çay” içtiğini bilen garson, sormaya bile lüzum görmeden getirdi çayını. Şekeri karıştırırken, kendisi gibi emektar ustalardan biri olan arkadaşı kapıda belirdi. Sonra da gelip yanına oturdu. Tornacıydı adam. Son zamanlarda iyice yaşlanmış, işini göremez olmuştu. Dalgındı, hüznün resmi mürtesemdi yüzünde.
Söz kurbandan açıldı, konuştular bir iki satır.
“Biraz sonra gidip kurbanlık alacağım” dedi marangoz.
Tornacı dalgın gözlerle marangozun yüzüne bakıyordu. Söyleneni işitiyor ama anlamıyordu. Marangoz farkına vardı bunun:
“Canın sıkkın” dedi.
“Evet.”
“Sebep?”
“Bir talebe var... Üniversitede okuyor.”
“Ne var bunda?”
“Önüm sıra yürürken birden yere yıkıldı çocuk.”
“Niye?”
“Kaldırdım hemen. Sebebini sordum. Önce söylemek istemedi. Israr ettim... Açlıktan başı dönmüş...”
“Kimi kimsesi yok mu peki?”
“Gurbet hali, bilirsin. Arkadaşları var gerçi. Bizim binanın bodrum katında kirada oturuyorlar. Hepsi memleketlerine gitmişler.”
“Bu niye gitmemiş?”
“Gidememiş. Para beklemiş ama gelmemiş parası. Ailesi fakirmiş anlaşılan, gönderememişler. Cebindeki üç beş kuruş da bitince aç kalmış. Kimselere söyleyememiş derdini.”
Marangoz şakaklarını ovdu bir süre. İri bir eli, nasırlı parmakları vardı. Âdetiydi, canı sıkıldı mı iyice bastırarak alnını, şakaklarını, göz çukurlarını ovardı. Tornacıyı ilk kez görüyormuş gibi bakarak sordu:
“Sen ne yaptın peki?”
“Ne yapacağım” dedi Tornacı, “aldım eve götürdüm. Allah ne verdiyse beraber yedik. Lakin fazlasını yapamadım. Benim de meteliksiz zamanıma rast geldi. Kalktım buraya geldim, belki bir iş çıkar diye.”
“Çıktı mı peki?”
Tornacı “Nerde o eski günler!” dercesine elini sallayıp sustu. Önüne konan çayı karıştırmaya başladı. Şeker atmayı unutmuştu.
Marangoz da susuyordu. Bir yanda evde kurban bekleyen hanımı vardı, öte yanda parasızlıktan yere yıkılan bir garip talebe. Elini cebine attı, bütün parasını çıkarıp tornacıya uzattı:
“Götür ver!” dedi, “Söyle ona, memleketine gitsin.”
Tornacı hayretle baktı:
“Hepsini mi?”
“Hepsini.”
“Kurban alacaktın hani?”
“Allah kerim!” dedi Marangoz, başka da bir şey söylemedi.
Uzunca sustular. Tornacı parayı cebine koyup gitti. Marangoz da atölyeyi kapatıp evin yolunu tuttu. Yürüyerek gitmek zorundaydı, son parasını da çaycıya vermişti çünkü.
Evde, “Kurbanlık almadın mı Bey?” diyen hanımına da Tornacıya verdiği cevabı verdi:
“Allah kerim!”
Kadın başka soru sormadı. Tanırdı kocasını. Sessizce sofra hazırlamaya başladı.
İkinci gün tekrar atölyesine gitti Marangoz. İş elbisesini giyip tezgâhının başına geçti. Çam ve tutkal kokuyordu atölye. Yıllardır bu kokuyla yaşamıştı. Bu koku elbisesine de siner, her nereye gitse onunla gelirdi. Eline planyayı aldı, işe başlayacaktı ki kapıda bir adam belirdi:
“Merhaba usta!”
“Merhaba!”
Adam eşikte duruyordu, arkası güneşe dönük olduğu için yüzü iyi seçilmiyordu. Marangoz tanıyamamıştı. Adam anladı durumu, bir iki adımda içeriye girdi.
“Beni tanıyamadın galiba.”
“Evet.”
“Üç ay kadar önce sana bir iş yaptırmıştım. Çalışma odam için masa, sehpa, kitaplık falan... Paranın bir kısmını vermiş bir kısmını sonraya bırakmıştım. Şimdi hatırladın mı?”
“Hatırlar gibi oldum. Gebzeliydin galiba.”
“Evet... Ya usta, kusura bakma, parayı geciktirdim. Bir türlü yolum düşmedi buralara. Sen de arayıp sormadın.”
Cebinden bir deste para çıkartıp uzattı Marangoza:
“Buyur. Bayram yaklaştı, lazım olur. Hakkını helal et.”
Marangoz parayı alıp tezgâhın üstüne koydu.
“Buyur bir çay iç” dedi.
“Sağ ol usta, başka zaman. Arabayı çalışır vaziyette bıraktım. Bana müsaade.”
Ustanın elini sıkıp gitti adam.
Marangoz parayı saydı.
Kurban bayramı için ayırıp da sonra Tornacıya verdiği paranın tam iki katıydı!
En küçük bir hayret ifadesi belirmedi yüzünde. Hafifçe gülümsedi ve “Allah kerim!” dedi.


Dünya yüzeyinde bir kara delik!

11:40, 4/8/2006 .. 0 yorum .. Link

Dünya yüzeyinde bir kara delik!

 

Uzayda sırrı çözülemeyen kara deliklerin bir benzeri yeryüzünde ortaya çıktı. Sibirya'da 1,2 km. çapında ve yüzlerce metre derinliğindeki çukurun üzerinden uçaklar geçemiyor...
         

Sibirya'nın Mirna kasabasında bulunan 1.2 kilometre çapındaki elmas madeni tam 50 yılda dev bir çukura döndü. 1952'de elmas bulunduktan sonra küçük Mirna kasabası, dünyanın en büyük elmas merkezlerinden biri haline geldi. Rus Alrosa firması tarafından işletilen elmas madeni, rezervleri bitince birkaç yıl önce kaderine terkedildi. Ancak dünyanın en büyük çukuru insanların ilgisini çekmeye devam ediyor.

Özel izinle geziliyor

Çevresindeki yapıları içine çekecekmiş gibi duran maden tıpkı Bermuda Şeytan Üçgeni gibi pilotların korkulu rüyası. Derinliği nedeniyle havada türbulans oluşturduğu için kadar birçok uçağa düşme tehlikesi geçirtti. Sıcaklığın eksi 40 dereceye indiği varan bölgedeki madene sadece özel izinle girilebiliyor. Bu nedenle maden, "sanal turistlerin" GoogleEarth'le en çok gezdiği yerlerden biri.

(Vatan)



Annelik Beynin Yapısını Değiştiriyor

10:48, 11/7/2006 .. Kategori: .. 0 yorum .. Link

Annelik Beynin Yapısını Değiştiriyor

Melike Karay


 

ANNE OLMAK bir kadının hayatında çok farklı bir evredir. O zamana dek gözetilen biri iken, hamilelikle başlayan annelik sürecinde adım adım gözeten kişi olmaya doğru ilerler. Bir annenin yavrusu olmaktan, bir yavrunun annesi olmaya doğru yaşanan bu geçiş sürecinde, ihtiyaç duyulan davranış örüntüleri de değişir. O vakte değin kendini yöneten, kendi ihtiyaçlarına ve kendi hayatını sürdürmeye adanmış olan bünye, yavrularının iyi durumda olmasına ve onların bakımına odaklanmaya başlar.

Uzun zamandan beri bilim adamları tarafından gözlemlenen bu değişimin biyolojik temeli yakın zamana kadar aydınlatılamamış bir sahaydı. Fakat son yapılan araştırmalar hamilelik, doğum ve emzirme süreçleri boyunca ortaya çıkan heyecan verici hormonal değişimlerin annenin beyin yapısında birtakım değişikliklere neden olduğunu ortaya koydu. Buna göre beynin bazı bölümlerinde nöronların hacmini arttırdığı, bazı bölümlerde yapı değişikliklerin meydana geldiği görüldü. Bilim adamları beyinde görülen bu biyolojik değişimlerin annenin beyninin anneliğe uygun davranışlar sergilemek amacıyla yeniden biçimlenmesi anlamına geldiğini düşünüyorlar.

Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar annenin beyninde meydana gelen değişimlerin yuva inşa etmek, yavrusunu yetiştirmek ve onları yırtıcı hayvanlardan korumak gibi annenin annelik görevlerini yerine getirmesine zemin oluşturduğunu ortaya koyduğu gibi; bazı değişimlerin de hafıza, öğrenme, korku ve strese verilen tepkileri kontrol etmeyle ilgili olduğu sonucuna vardı. Örneğin, fareler üzerine yapılan bir çalışma, anne farenin avını yakalamada diğer farelere göre daha başarılı olduğunu ortaya koydu. Avcılık kabiliyetinin yanında, anne farelerin yiyecek arama ve bulma beceresinin de daha ileride olduğunu ortaya koyan bu çalışmaya göre, anneliğin getirdiği değişimler fareler yaşlanana dek sürüyor.

Peki insanlar açısından durum ne?

TORONTO Üniversitesi’nden Alison Fleming, annelerin hamilelik döneminden itibaren beş duyularının hassasiyetlerinde artış olduğunu ortaya koydu. Anneler bu sayede küçük bebeklerinin kokularını ve seslerini ayırd edebilir hale geliyorlar. Fleming’e göre anneler doğum sonrası yüksek seviyedeki ‘cortisol’ hormonu sayesinde bebeklerinin kokularına daha fazla dikkat kesildikleri gibi, onların ağlama seslerini de daha duyarlı oluyorlar. Normalde stresle birlikte ortaya çıkan ve insan sağlığı üzerinde yıkıcı etkileri olan ‘cortisol’ tam tersine annede son derece işlevsel ve faydalı bir rol yükleniyor. Cortisol hormonu seviyesi yükselen anne, hormon sayesinde dikkati, uyanıklığı ve duyarlılığı arttığı için bebeğine karşı görevlerini çok daha başarıyla yerine getirebiliyor.

Anneliğin hormonlar ve beyin yapısı üzerinde yaptığı değişimlerin etki süresine gelince, bu konuda en çarpıcı bulgu Boston Üniversitesi’nden Thomas Perls ve arkadaşlarından geldi. Hamilelik yaşına ilişkin yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, kırklı yaşlarda hamile olan kadınların yüz yaşına kadar yaşama ihtimalleri erken yaşlarda hamile olanlara göre dört kat daha fazla. Perls’in bu konudaki yorumu, kırklı yaşlarında hamile olan kadınların daha yavaş yaşlandığı yönünde. Bunun muhtemel sebeplerinden birinin, hamilelikte yaşanan hormonal değişikliklerin menopoz devresinde ortaya çıkan yıkımları dengelemesi olarak düşünülüyor.

Tüm bu bilgilerden sonra, anneliğin kadınların sağlığını deformasyona uğrattığı şeklindeki genelgeçer kabulün ne kadar hatalı olduğu da görülmesi gereken bir başka nokta. İlâhî hikmet, bir canlı dünyaya getiren annenin annelik görevini yerine getirebilmesi için, onu olduğundan daha dayanıklı ve sağlıklı kılıyor.

KAYNAK:

The Maternal Brain,Scientific American, ocak 2006




Bataryası bitmeyen cep telefonu!

09:21, 30/6/2006 .. Kategori: .. 1 yorum .. Link
Bataryası bitmeyen cep telefonu!
Cep telefonlarında devrim gibi bir haber büyük bir Türk şirketinden geldi. Yeni piller sayesinde cep telefonlarıyla artık , pilleri şarj etmeden bir ay boyunca konuşabileceğiz.
             

İbrahim Balta

Koç Grubu, cep telefonundan otomobile kadar pek çok araç ve cihazda uzun süre şarj etmeden kullanılabilecek yakıt pili imaline başlıyor.

TÜBİTAK ile yürüttüğü araştırmalar neticesinde, polimer elektrolit membranlı yakıt pili üretimi için gerekli teknolojiyi elde eden Koç, Demirdöküm fabrikasında bir üretim hattı kurmaya girişti. Hidrojeni yakıt olarak kullanacak pilleri Koç Grubu şirketlerinden Demirdöküm kombi cihazlarında, Arçelik elektrikli ev aletlerinde ve Ford Otosan da hibrit otomobilde kullanacak.

Yüksek teknoloji ürünü olan yakıt pilini üreten 3 ortaklı bir Kanada firması, birkaç yılda sıfırdan milyar dolarlık ciroya ulaşmıştı. Arçelik'in yakıt pilli ilk cihazı kablosuz elektrik süpürgesi olacak. Mekanik aletlere elektrik enerjisi sağlayan yakıt pilleri, normal pillerle kıyaslanamayacak kadar uzun bir süre dayanıyor. Sözgelimi, cep telefonları ile ortalama 4 saatlik konuşma süresine sahipken, bu pile sahip telefonlarla aylarca kesintisiz konuşmak mümkün olacak. Araştırmalar 18 ay sürdü. Başta imzalanan anlaşmaya göre yakıt pilinin patenti 5 yıl TÜBİTAK'ta kalacak.
Demirdöküm üretim bandında ilk olarak 1,5 kW Polimer Elektrolit Membran tipi yakıt pili imal edilecek. Üretimle birlikte yakıt pili sisteminin evler veya araçlarda kullanımı için sistem entegrasyonu aşamasına geçilecek ve yeni durumlara paralel olarak TÜBİTAK'la anlaşmalar yapılacak. Yakıt pillerinde hidrojen elde etmek için bor madeni kullanılıyor.

Dünyanın en zengin bor rezervlerine sahip olduğu için yakıt pillerinin geliştirilmesi Türkiye açısından ayrı bir önem taşıyor. Proje koordinatörü Murat Yıldırım, hedeflerini yüzde 90 oranında yerli girdiyle yakıt pilini üretmek ve ticarileştirmek olarak açıkladı. Koç, çığır açacak yeni teknolojiyle ilgili ayrıntıları, kullanım alanlarını ve beklentilerini bugün düzenleyeceği bir toplantı ile duyuracak.




6000 yıllık hurafe: BURÇLAR

10:57, 22/6/2006 .. 0 yorum .. Link

 

6000 yıllık hurafe: BURÇLAR

Burçlar üzerine yaptığı araştırmalarla bilinen Doç. Dr. İbrahim Küçük, çok tartışılacak iddialar ortaya attı. Burçların 6000 yıllık bir hurafe olduğunu söyledi, nedenlerini sıraladı.
 

İbrahim ÖZÇEKİÇ'in haberi

Gelecekteki yaşama dair ipuçlarının arandığı burçların 6000 yıllık ''hurafe''den ibaret olduğu iddia edildi.

Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Küçük, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insanların gelecekleri ile ilgili bilinmeyenleri burçlar yoluyla öğrenme gayreti içerisinde olduğunu, bunun temelinde de gelecek kavramının kışkırtıcılığının yattığını savundu.

Bugün bilinen 12 takım yıldızdan oluşan burçlar kuşağının 6000 yıl kadar önce zaman hesaplarını kolaylaştırmak için Babilliler tarafından belirlendiğini kaydeden Küçük, astrologların kullandığı burç takviminin bilimsel dayanaktan uzak olduğunu belirtti.

Astrologların insanların doğduğu andaki durumunu, güneş ve gezegenlerin o andaki konumlarıyla ilişkilendirerek gelecekteki yaşam, kader, karakter ve davranışlarla ilgili düşünceler ürettiğini ve bunun da kelimenin tam anlamıyla ''fal bakmak'' anlamına geldiğini ifade eden Küçük, ''Yıldız falı ve burçlar konusunda, burçlar kuşağında her burcun eşit aralıklarda olduğu varsayımı göz önüne alınır. Oysa, burçları oluşturan takım yıldızlar, söz konusu kuşak üzerinde eşit aralıklar kaplamazlar'' diye konuştu.

Burç takvimine göre, takım yıldızlarının 12 eşit parçaya ayrıldığını, buna karşın bizim sistemimizdeki gezegen ve güneşin üzerinden geçtiği, farklı büyüklükte 13 takım yıldızının bulunduğunu anlatan Küçük, şu bilgileri verdi:

''13. takım yıldızı olan Ophilicus (yılancı) takım yıldızının varlığı astrologların işine gelmez. Çünkü, Burçlar Kuşağında yer alan Ophilicus takım yıldızı tüm planları altüst edebilir.

Burçları simgeleyen ve 1 ay dilimiyle gösterilen takım yıldızlarının kapladıkları alan, birbirinden farklı. Örneğin boğa burcunu tanımlayan takım yıldızı, diğer takım yıldızlarına oranla çok daha büyük alana yayılıyor, dolayısıyla bir ayın üstünde sürece sahip. Tarihten kalan bu hesaba göre, burçlar gerçekten insanları etkilese bile, hangi burcun hangi gün dilimleri içinde bulunduğunun hesabını yapmak olanaksız.''

-''YILDIZLAR ETKİLEMEZ''-

Doç. Dr. Küçük, yıldızlar üzerinden hareket ederek insanları yönlendirmenin ya da inandırmaya çalışmanın bilimsel verilerle uzaktan ya da yakından bağdaşmayacağını vurgulayarak, ''En yakın takım yıldızı olan proxima centoury, yeryüzüne 4.3 ışık yılı uzakta. Bu kadar uzak bir yıldızın insanı etkilemesi düşünülemez'' dedi.

''Burçlar, 6000 yıl önceden gelen bir hurafedir'' diyen Küçük, burçların, insanların özellikle de gençlerin araştırmacı, sorgulayıcı yönlerini körelttiğini, araştıran, sorgulayan nesiller yetişmedikçe, falcıların, hurafe tüccarlarının peşinden koşanların ve bu işten para kazananların hep var olacağını anlattı.

Bütün bunlara karşın astroloji, ufoloji ve parapsikoloji gibi taklit bilim dallarının halka hizmet eden hoş görülebilir ve sevimli tarafları bulunduğunu savunan Küçük, şöyle devam etti: ''Örneğin astroloji, gezegen konumlarının insanlar üzerindeki etkilerinden söz ederken farkında olmadan kişileri gezegenler, güneş sistemi ve yıldızlarla ilgili düşüncelere yöneltiyor, ayrıca yaşamı bir yönüyle eğlenceli kılıyor.

Ufoloji, tanımlanamayan uçan nesnelerden söz ederken öte yandan evrenin başka yerlerinde olası yaşam üzerine fikirlerin oluşmasına yol açıyor. Parapsikoloji, insanın özellikle insan beyninin bilinmeyen yönlerine ilişkin gizleri araştırırken, kişileri, yaşamın bize armağanı bu kozmik bilinmezlik üzerine düşünmeye zorluyor.''

A.A.



İbn Sina ve Eğitime Dair

08:56, 21/6/2006 .. Kategori: .. 1 yorum .. Link
İbn Sina ve Eğitime Dair
Yusuf KARAOSMANOğLU


İbn Sina (980–1037) gerek Türk, gerekse dünya düşünce - tıp ve eğitim tarihinde çok mühim bir yer tutar. Tıp alanında olduğu kadar, şimdiye kadar hiç üzerinde durulmayan eğitime dair görüşleriyle de batıyı etkilemiş ve asırlar sonra "Yeni eğitim" akımını başlatan ve geliştirenlere önderlik yapmıştır. J.J. Rousseau başta olmak üzere "Yeni eğitimciler"in onu okudukları ve ondan faydalandıkları bilinmektedir.

İbn Sina'nın çocukken oyunu çok sevdiğini kaynaklar belirtiyor. Birgün yine oynarken bir ihtiyar "—Sen çok akıllısın, ilerde bir alim olacaksın, sana oyun yaraşır mı? Derslerine çalış" der. Küçük İbn Sina şu cevabı verir. "— Her yaşın belli bir hali vardır. Çocukluğun yakışığı da oyundur. Her yaşın hakkı verilmelidir."

Küçük İbn Sina'nın bu cevabı bugün pedagoji ve psikolojinin ulaştığı gerçeklerden birinin ifadesidir. Nitekim günümüzün pedagoji ve psikoloji ilimleri oyunun çocuğun tabii faaliyeti olduğunu ve her-şeyden önce oynamak için yaratıldığını kabul etmektedirler. Evet oyun, çocuğun fiziki gelişmesine faydalı, muazzam bir çaba harcama sağlamaktadır. Bu da Merhameti Sonsuz'un ilerde çok büyük yükleri kaldırmaya müheyya çocuklara bahşettiği büyük bir nimetdir.

İbn Sina çok büyük ve usanmak bilmez bir şahsi çaba ile döneminin bütün bilgilerini edindiğini söylemektedir. Bu gayret kendisine Aristo ve Farabi'den sonra gelen III. öğretmen "muallim-i salis" şerefini kazandırmıştır. Bu yönüyle bize çalışma metodunu açıklamaktadır. Mantık derslerine nasıl çalıştığını şöyle anlatır. "Bir mesele karşısında şaşırıp kalınca camiye gider, namaz kılar ve Allah'a yalvarırdım. Bunun üzerine benim için kapalı olan herşey açılıverir güçlükler kolaylaşırdı... uykuya dalsam da yine o meseleyi düşünürdüm. Öyle ki birçok meseleler benim için uykuda çözülmüştür."

İbn Sina'nın Türk ve Dünya eğitim tarihinde mühim bir yer tutması onun getirmiş olduğu ve günümüzde bile reddedilemeyen görüşlerinden ötürüdür. Mesela, ahlâk ve fazilet eğitimine ilişkin görüşleri kayda şayandır. Ona göre, insanlar fazilete bir değer vermiyorlar. Karanlıklar içinde yuvarlanıp gidiyorlar. "Zavallı insanlar... Belki de zenginlik ve şöhrete de kavuşmuşlar... Fakat ahlâk ve fazilete dayanmayan bir hayatın ne kıymeti vardır." Ona göre başlıca fazilet ve ahlâk esasları şunlardır. İffet, şecaat, hikmet, adalet, cömertlik, kanaat, sabır, sır saklama, tevazu, sözünde durma.. O bu davranışlara erişmek için bazı ilkeler tespit etmiştir. Bunlardan başlıcalarını şöyle sıralamak mümkündür: Nefsin isteklerine kesinlikle uymamak, yalandan kesinlikle uzaklaşmak, insanlara iyilik yapmak, iyileri sevmek, kötüleri doğrultma ve onları fena işlerden men etmeye çalışmak, sık sık ölümü düşünmek ve böylece kötülüğün kalbe yerleşmesine mani olmaktır...

İlme verdiği ehemmiyet göz ardı edilemeyecek kadar mühimdir. Bir yazısında şöyle der: "Nefsini ilimlerle süslemeye ve düzeltmeye çalış. İlimde herşey vardır. İnsanın ruhu kandil ve ilim onun aydınlığıdır. İlâhi hikmet de kandildeki yağ gibidir. Bu yanar ve ışık saçarsa sana diri denilir. Yanmaz ve karanlık kalırsa sen ölü sayılırsın." Ona göre ilim, insanın kendini mükemmelleştirmesi ve Allah'ı bulması için lüzumludur. İlmi yüksek ve ahlâkı düzgün ve temiz olan insanların mutluluğu tam olur... Bu nedenle mutlak mutluluğa lâyık olmak (cennete girmek) için ilim ve ahlâk sahibi olmak şarttır.

İbn Sina'nın beden eğitimi konusundaki görüşleri de bugünün son ilmi buluşları ile aynı paralelliktedir. Hastalanmadan önce korunma denen hıfzıssıhha konusunu da işlemiş ve beden eğitimini bu nedenle gerekli görmüştür. Ona göre insan yediklerini daha iyi hazmedebilmek için hareket yapmalıdır. Aksi takdirde alınan gıdalardan az faydalanılacağı gibi artıkları iyi atılamaz ve bunlar beden ve mizaç üzerinde menfi tesir yapar. Hareketin insanın günlük hayatında kendiliğinden yapıldığı gibi arzu ve planlı şekilde yapılırsa faydasının daha çok olacağını savunmaktadır ve beden eğitimi için en uygun zamanın def-i hacet ettik-den sonra yapılanı olduğunu belirtmektedir.

Bunun yanında çocuğun bakımı, sağlığı, eğitimi ve öğretimi ile ilgili görüşleriyle de zirveye çıkmıştır. Biz burada sadece çocuğun eğitim ve öğretimi konusundaki fikirlerine değinmek istiyoruz. İlk önce doğan çocuğa babası iyi bir ad koymalı, çocuk sütten kesilir kesilmez "kötü huylar edinmeden" eğitimine başlanmalıdır."Ço-cuğu kötü iz ve arkadaşlardan uzaklaştırıp iyi arkadaşlarla oynamasını sağlamak onu iyi davranışlara teşvik ile olur. Çocuğa fazla baskı yapılmamalı, onun hataları uygun biçimde düzeltilmeli, gerekirse azarlamalıdır. Dayak ise son çaredir. Onun yanlışlarını düzeltmede aracılar ve öğütçülerden faydalanmalıdır. Çocuğa yapılacak baskılar, onun, kızgın, hüzünlü, korkak, tembel yada herşeye kayıtsız kalan bir şahsiyet kazanmasına sebep olur. Çocuk 6 yaşına gelince okula gönderilmelidir. Öğretmen, dindar, dürüst, bilgili, insaflı, temiz ve kibar olmalı, çocuk eğitim ve öğretimini bilmeli ve onlarla ilgilenmelidir..."

"Bu dönemde çocuk iyi aile çocuklarıyla tanıştırılmalıdır. Çocuklar böylece birbirlerinin iyi huylarını görür ve kendileri de daha iyi olmaya çalışırlar. Ayrıca aralarındaki tabii rekabet sebebiyle daha başarılı öğrenim yaparlar..."

İbn Sina eğitim ve öğretimin 6 nev'inden bahseder:
1) Zihni öğretim: Genel bir konuyu sebebleriyle misaller vererek açıklama
2) Sınai öğretim: Muallim, araçları kullanmasını öğretir.
3) Telkini öğretim: Muallim tekrar ettirerek öğretir.
4) Tedibi öğretim: Muallimin öğüt ve nasihat yoluyla gerçekleştirdiği öğretim.
5) Taklidi öğretim: Muallimin söylediklerinin olduğu gibi ve hemen benimsenmesidir. Bunun için muallimin güvenilir olması şarttır.
6) Tenbihi öğretim: Talebeye çevresinde karşılaştığı hadiseleri, bunların sebeblerini ve tesirlerini öğretmeleridir.

İbn Sina'yı "Yeni eğitim" denen ve 18. yüzyıldan özellikle Rousseau'dan beri gelişen görüşlerle karşılaştırırsak aralarında çok büyük benzerlikler vardır. Meselâ İbn Sina hangi sınıf ve statüde olursa olsun her çocuğun eğitilmesini istemek gibi bir görüş ileri sürmüştür. Ve bu görüş "Yeni eğitim'in de temel ilkelerinden biridir. İbn Sina ayrıca okul içindeki çocuğun kendi yaşındaki arkadaşlarıyla eğitilmesinin ehemmiyetini belirterek yine pedagoji ve psikolojinin son düşüncelerine uygun bir görüş belirtmiş olmaktadır. Böylece Sina, çocuğun tabii bir vasatı olduğunu ve onun kişiliğinin gelişmesinde çok mühim bir yeri bulunduğunu 20. yüzyıl eğitimcileri John Dewey, Alain, Durkheim vs. den 900 yıl önce ortaya koymuştur. Bunun yanında muallimin talebesini tanıması ve onun yetenek ve kabiliyetlerini fark etmesi gerektiğini ileri sürmekle de 18. yüzyıl eğitimcisi J.J. Rousseau'dan asırlar önce çok mühim bir pedagojik ilkeyi ortaya koymuştur. Öte yandan çocuğun zevk ve ilgilerinin genel eğitim ve meslek eğitiminde göz önünde tutulmasını istemekle yeni eğitimin çok önem verdiği "çocuğun ilgisi" mevzuunu asırlar önce belirtmiştir. Deneye, gözleme, sebepleri araştırmaya dayanan bir eğitim ve öğretim tavsiye etmekle değeri asırlar sonra anlaşılan ve Avrupalı eğitimcilerce tekrar keşfedilen; ve hiçbir zaman ehemmiyetini kaybetmeyecek bir pedagoji ilkesi ortaya koyarken de eğitim teknolojisi sahasında da mühim yeri olan Comenius'un da öncülüğünü yapmıştır. İbn Sina bir muallimin taşıması gereken özellikler mevzuunda da bugün için bile geçerli temel görüşler ortaya atmıştır...

Bütün bu noktaları, "gençlik yılı" olarak kabul edildiği günümüzde bütün eğitimcilerin, talebelerin, gençliğin ve toplumun nazar-ı dikkate alacağını ümid ediyoruz.


Koku

05:15, 19/6/2006 .. Kategori: .. 1 yorum .. Link

 
                     KOKU

           YENİ YENİ konuşmaya başlayan, küçük bir çocuk, babasının kucağında, neşe içinde oynuyor, pırıl pırıl gözleriyle etrafa gülücükler saçıyordu. Babası, bu sevimli yumurcağın saçını okşuyor, onu yanaklarından alnından ve çenesinin altından öpüyordu.

Bir ara, boynuna kondurduğu kocaman bir öpücükten sonra ufaklığa sordu:

“Söyle bakalım balkabağım, sen ne kokuyorsun böyle?”

Küçük çocuk, neşeli bir kahkahadan sonra, babasına şöyle cevap verdi

“Anne kokuyorum! Anne kokuyorum!”

— M. Said Turhan

Sevgi Öyküleri Kitabından.



ALP ARSLAN

08:32, 18/6/2006 .. Kategori: .. 0 yorum .. Link

                   

Selçuklu Hükümdarlarının en meşhuru, en kahramanı ve Anadolu kapılarını Türklere açan yiğit sultan.

 

1033' de doğdu. Asıl ismi Muhammed bin Davut Çağrı olup lakabı Alp Arslandır. Küçük yaşta tahsile başladı ve zamanın alimleri tarafından en iyi şekilde yetiştirildi.

Alp Arslan, amcası Tuğrul Bey' in 1063' de vefatı üzerine ikinci Selçuklu Sultanı olarak tahta çıktı. Önce saltanatına karşı çıkan büyük amcası İnanç Yabgu ve akrbası Kutalmış' la çarpıştı ve isyanları bastırdı. Bundan sonra ilk olarak Gürcistan ve Dopu Anadolu seferine çıktı. Şavşat, Oltu, Kars ve Ani kalelerini ele geçirdi. Ermeni krallığını hakimiyeti altına aldı. Yine bu sırada oğlu Melikşah ve Nizamülmülk komutasındaki kuvvetler ve Van ve çevresini ele geçirdiler (1064).

Sultan Alp Arslan, yıldırım sürati ile gerçekleştirdiği bu fetihlerden sonra, İslam' ın dahili düşmanı Fatimilere ve harici düşmanı Bizanslılara karşı iki büyük sefere girişti. İlk olarak 1070 yılında Ehl-i sünnet düşmanı, bozuk itikad sahibi Mısır' daki Fatimiler üzerine yürüdü. Yolda Malazgirt ve Erciş kalelerini fetheden Sultan, Fatimilere tabi Haleb' i kuşattı ve şehri kısa sürede zabtetti. Bu sefer üzerinei Fatimiler Suriye' den çekildi ve Mekke emiri artık Fatimiler yerine hutbeyi Abbasi halifesi ve Türk sultanı adına okumaya başladı.

Ancak Alp Arslan Faimilere karşı seferini tamamlayamadan dönmeye mecbur kaldı. Zira bu sırada Bizans İmparatoru Romanos Diogenis' in ikiyüz bin küşülik büyük ordu ile ilerlediğini ve arkadan çevrilmek üzere olduğunu öğrendi. Alp Arslan, Bizans ordusu ve Malazgirt civarında az bir kuvvetle karşılaşmak zorunda kaldı.


26 Ağustos 1071 Cuma günü atından inip secdeye vararak; "Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyor; azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ya Rabbi! Niyetim halistir. Bana yardım et, sözlerimde hilaf varsa beni kahret." duası ile Malazgirt meydan muharebesine girişti ve kuvvet azlığını giderecek mahirane bir taktikle Bizans ordusunu perişan etti. Tarihin en büyük zaferi ile Alp Arslan, Türk-İslam ve hatta dünya tarihinde neticeleri çok büyük olan bir dönüm noktasının kahramanı oldu. Onun, esir edilen imparatoru; "Allah iyikik düşünenelerin arzularını gerçekleştirir. Bu sebeple seni tahtına iade edeceğim." diyerek serbest bırakmasını bütün müellifler hayranlıkla yazarlar.

Sultan Alp Arslan, 42 yaşında Malazgirt zaferinden sonra Maveraünnehr seferine giderken, Hana kalesinin fethi sırasında bir batıni tarafından şehid edildi (1072).

"Cihan sultanı", "Ebü'l-Feth" (çok fetih yapan) ve "Sultan-ül-adil" lakapları ile anılan Alp Arslan, saltanatı müddetince İslam dinine hizmet etti. Dinine sıkı sıkı bağlı idi. İslamiyet'i içten yıkmaya çalışan gizli düşmanlara ve batıni hareketlerine karşı çok hassastı. Hatta bir dafesında; "Kaç defa söyledim. Biz bu ülkeleri Allahü tealanın izniyle silah kuvveti ile aldık. Temiz müslümanlarız, bid' at (yani dinde reform) nedir bilmeyiz. Bu sebepledir ki, Allahü teala halis Türkleri aziz kıldı." demişti.

Alp Arslan, büyük tarihi zaferlerinin yanı sıra, medreseler kurmak, ilim adamlarına ve talebeye vakıf geliri ile maaşlar tahsis etmek, imar ve sulama tesisleri vücuda getirmek suretiyle de hizmetler yapmıştır. Ayrıca İmam-ı a'zam' ın türbesini, Harizm Camii ve Şadyah kalesini ve daha pek çok eseri inşa ettirmiştir.

                                



{ Önceki Sayfa } { Sayfa 1 / 2 } { Sonraki Sayfa }

Hakkımda

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Fotoğraf Albümüm

Linkler

Kuran-ı Kerim
KÜTÜB-İ SİTTE
Türk Sultanları
İSLAM ANSİKLOPEDİSİ
KURAN-I KERİM TÜRKÇE MEALİ
Kur'anda Ara
Kur'an mucizeleri
Gazeteler
Uzman Web
Resim Yüklemek için Tıklayın.

Kategoriler


Son Yazılar

ÖĞRETMENE ÖZLEM
SEVGİLİ ÖĞRETMENİM
Ahıska Türkleri'nin Gürcistan'dan sürgününün 62. yıldönümü
Windows Media Player 11 çıktı
Dünyadaki en kirli 10 yer
Az uyku fazla kilo yapıyor
Türk internet kullanıcısı Google'da arıyor
***Midiler***
RTÜK'ten çocuklara web sayfası
Nintendo Wii 8 Aralık'ta Türkiyede satışta
Kesintisiz Elektrik: Vücut Elektriği
Saadet Asrından | Yağmuru Kim Yağdırıyor
Marangoz | Yaşanmış Bir Öykü
Dünya yüzeyinde bir kara delik!
Annelik Beynin Yapısını Değiştiriyor
Bataryası bitmeyen cep telefonu!
6000 yıllık hurafe: BURÇLAR
İbn Sina ve Eğitime Dair
Koku
ALP ARSLAN

ARKADAŞLARIM

cebat
nstar
melissa
arstekin
totok
BabyGirl
memnunca
kenan
haticane
mestane
retinalserbay
hazanmevsimi
as1ts
ayvalikli
bedo89
eagleserkan
goznurum
MustafaKaaN
oyhan
sinirsey
zikrullah


batak oyna
                  

Osmanlı Web Sitesi İSLAM TOPLİST Toplist | NurTopu.CoM - Kaliteli Siteler Topluluğu - Sitenizi Ekleyin, Hitiniz Artsın
batak oyna