erzincan

Açıklama

<%Açıklama%>


Bağlantılar

» Ana Sayfa
» Profilim
» Blog Arşiv

Erzincan'ım Şiiri ve Tahlili

            “ERZİNCAN’IM” ŞİİRİ VE TAHLİLİ

 

            “ERZİNCAN’IM”

            “Ayrıyım, dertliyim gurbet ilinde,

            Erzincan, bir hasret oldu dilimde

            Bir hasret, bir ateş yanar gönlümde,

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Kazankaya, burcu burcu kokuyor.

            Şelale çağlıyor, zikir dokuyor...

            Ayrı kalmak yüreğimi yakıyor,

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Ilgıt ılgıt eser tatlı rüzgârın.

            Dört yanında, sıra sıra dağların...

            Yeşil yeşil, canlanıyor bağların,

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Yüce tepesiyle sarar insanı,

            Munzur Dağı, sonsuzluğun mekânı...

            Ekşisu, Beytahtı, güzel dört yanı,

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Terzi Baba, öte dünya kapısı,

            Mezar taşlarıyla, derviş kokusu...

            Pir-i Sami, Paşa Dede... Hepisi...

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Salih Baba, aşkla yazmış divanı,

            Tasavvuf kokusu kaplar her yanı,

            Manevî bir alem sarar insanı,

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Salihoğlu, der ki yetmez bu sözler!

            Erzincan gönlümden hiçbir an gitmez!

            Onu anlatmaya satırlar yetmez;

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..”[1]

 

            1. Şiirin Şekil Yönünden İncelenmesi:

            a) Ölçü: Şiir 6+5=11’li hece ölçüsüyle yazılmıştır.

            b) Kafiye: aaa bb ccc dd şeklinde devam etmektedir.

            c) Mısra sayısı: Şiir 3’lü mısra ile başlamış, 2’liklerle devam etmiş, tekrar 3’lükle başlamış, 2’likle devam etmiş. Bu şekil şiirin sonuna kadar sürmüştür.

            d) Ahenk: Şiirde ahenk, hem kafiye hem de 2’lik mısralar tekrar edilerek sağlanmıştır. Şiirdeki bu 2’liklerle konu arasında bağlantı kurulmuştur.

            1. Şiirin Muhteva Yönünden İncelenmesi:

            Bir insanın doğup büyüdüğü topraklar nereye gitse içinde hasret olarak yanıp büyür ve koskoca bir dağ olur.

            Rıfkı Kaymaz’ın şiirlerinde de hasret, kelime kelime dökülür ve sel olur.

            Rıfkı Kaymaz, bu şiirinde doğup büyüdüğü memleketi olan Erzincan’ı özlemle anar ve güzelliklerini anlatır.

           

            Ayrıyım, dertliyim gurbet ilinde,

            Erzincan, bir hasret oldu dilimde

            Bir hasret, bir ateş yanar gönlümde,

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Rıfkı Kaymaz bu mısralarda, Erzincan’dan ayrı olduğu için kendini dertli olarak niteliyor. Erzincan’a duyduğu özlem, içinde bir ateş olmuş onu yakmaktadır. Erzincan kelimesi dilinden düşmemektedir. Erzincan, Rıfkı Kaymaz’ın gönlünde bir ateş olmuştur ve onu hasretle anmaktadır.

 

            Kazankaya burcu burcu kokuyor.

            Şelale çağlıyor, zikir dokuyor...

            Ayrı kalmak yüreğimi yakıyor,

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Şelalenin çağlamasını, zikir dokumaya benzeten Rıfkı Kaymaz, burcu burcu kokan Kazankaya’dan ayrı olmanın hüznüyle içinin yandığını belirtiyor.

           

            Ilgıt ılgıt eser tatlı rüzgârın.

            Dört yanında, sıra sıra dağların...

            Yeşil yeşil, canlanıyor bağların,

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Rıfkı Kaymaz, bu mısralarda Erzincan’ın doğal güzelliklerine duyduğu özlemi anlatmaya devam ediyor. Dört yanı dağlarla çevrili olan Erzincan’ın ılgıt ılgıt esen tatlı rüzgârını ve yemyeşil gözünde canlanan bağlarını hatırlıyor ve özlem duyuyor. Bu özlemle dolu gönlü ise tutuşan bir ateş gibi yanmaya devam ediyor.

           

            Yüce tepesiyle sarar insanı,

            Munzur Dağı, sonsuzluğun mekânı...

            Ekşisu, Beytahtı, güzel dört yanı,

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Rıfkı Kaymaz, Erzincan’ın doğal güzelliklerinden bahsetmeye devam ediyor. Erzincan’ın yüce tepelerinin insanı sardığını Ekşisu’su, Beytahtı, dört bir yanının güzelliklerle dolu olduğunu söylüyor.

            Toplumdan, yaşanılan hayattan kaçmak isteyen şairler, kimsesiz dağ başlarını, gönüllerince yaşayabilecekleri yerleri ararlar. Dağ bu sığınacak yerlerden biridir. Munzur Dağı’nın güzellikleri de sonsuzluğa açılan bir kapıdır. Sonsuzluk burada mekân tutmuştur. Şair bu güzelliklere büyük bir özlem duymaktadır. Bu özlem de bir ateş olmuş gönlünü yakmaya devam etmektedir.

 

            Terzi Baba, öte dünya kapısı,

            Mezar taşlarıyla, deriş kokusu...

            Pir-i Sami, Paşa Dede... Hepisi...

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Erzincan, tasavvufi dokusuyla da zengin bir ilimizdir. Rıfkı Kaymaz, bu mısralarda Erzincan’ın tanınmış tasavvufi şahsiyetlerini tek tek anlıyor ve onların Erzincan’a vermiş olduğu huzur davasına özlem duyuyor. Bu hasret, özlem de gönlünde tutuşan ateş olmuş, onu yakmaya devam ediyor.

           

            Salih Baba, aşkla yazmış divanı,

            Tasavvuf kokusu kaplar her yanı,

            Manevî bir âlem sarar insanı,

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!..

 

            Bu mısralarda da Erzincan’ın tasavvufi şahsiyetlerinden bahsetmeye devam ediyor. Erzincan’ın bu tasavvuf kokusuna ve manevî bir huzur kaplamış havasına özlem duymaktadır. Bu özlem de şairin gönlünde tutuşmuş bir ateş gibi yanmaya devam ediyor.

 

            Salihoğlu, der ki yetmez bu sözler!

            Erzincan gönlümden hiçbir an gitmez!

            Onu anlatmaya satırlar yetmez;

 

            Gönlümde tutuşan bir odsun canım,

            Erzincan, Erzincan, ah... Erzincan’ım!

 

            Şair, bu mısraların başında kullandığı müsteara seslenerek, Erzincan’ın her zaman gönlünden gitmediğini, Erzincan’a her zaman özlem duyduğunu, bu özlemi ise bu satırlarla anlatmanın yetmeyeceğini söylüyor ve bu özlemin gönlünde bir ateş olup yanmaya devam ettiğini belirtiyor.

            Bayram Uğur AKDERE

           (T.C.Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğiitim Fak. Türk Dili  ve Edebiyatı Bölümü Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Ana Bilim Dalı lisans tezi, Hazırlayan: Bayram Uğur Akdere:Rıfkı Kaymaz'ın Hayatı, Sanatı, Eserleri ve Çocuk Edebiyatımızdaki Yeri, Kastamonu 1999)

 

 



[1] KAYMAZ, Rıfkı, “Erzincan’ım!”, Sıla Türküsü, Ankara 1998, s. 56-58.


Gönderildi: 04:04, 26/12/2005
Yorum Ekle

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->


bedava chat sohbet batak okey tavla