30/9/2006 - Mısır Piramitlerinin Tarihi...
Zaman: İÖ 2551-100 Mekân: Mısır
Piramit
merdiven basamağı gibi sıra sıra inşa edilmişti. Bu şekilde
tamamlanınca kalan taşları yerlerine kısa tahta kütüklerden yapılma
makinelerle kaldırdılar. HERODOTOS, İÖ YAKLAŞIK 430.
Herodotos'un
yaşadığı zamanlardan bu yana Mısırlılar'ın piramitleri nasıl inşa edip
dikili taşları nasıl kaldırdıkları hakkında pek çok tartışma
yapılmıştır. Ne yazık ki, Mısırlılar'dan günümüze bu konuları anlatan
fazla bir belge kalmadığından, ortaya atılan bütün kuramlar, ancak
deneysel arkeolojiyle sınanarak inanırlık kazanabilmektedir.
Taşların
ham olarak taşocaklarından çıkarılması, yontulması ve yontulmuş bu taş
blokların ve dikilitaşların nakliyesi konularında pek çok yanıtlanmamış
soru varsa da, belki de en büyük esrar, piramitlerin ve dikilitaşların
gerçekten hangi teknikle yapıldığıdır.

(Solda)
Piramit yapımının erken bir aşamasını gösteren kroki. Piramitin
kenarlarının tabanına birbirine paralel çakılmış kazıklar ayar ve
düzleme için kullanılmış olabilir. (Sağda) Ahşap bir beşik modeli.
Günümüze kadar tam boyutlu örnekler kalmamışsa da, piramit bloklarının
nakli için bunların kullanılmış olması mümkündür.
PİRAMİTLERİ NASIL O KADAR DÜZGÜN OLARAK İNŞA EDEBİLDİLER?
Mısır'da
modern arkeolojinin tartışmasız babası olan Flinders Petrie, 1880-2'de
hepsi de 10 üçüncü binyılın ortalarında yaşamış 4. Hanedan
hükümdarlarından Keops, Kefren ve Mikerinos'un (büyük ölçüde angarya
yöntemiyle inşa edilen) piramitlerinin bulunduğu el-Gize platosunda çok
titiz bir araştırma başlatmıştır. Bulguları arazinin belki de bir
ızgara gibi hendekler kazıp bunları suyla doldurarak ve sonra da
çevredeki "taş adalar"ı istenilen düzeye indirerek düzeltildiğini akla
getiriyordu.
Yüz yıl sonra Amerikalı Mısırbilimci Mark Lehner,
el-Gize piramitlerinin çevresindeki kaya tabakasına açılmış çeşitli
delik ve hendeklerin krokisini çıkarttı ve bu hassas düzleştirme işinin
arazinin tümünde değil, piramitin en alt taşlarının yerleştirileceği
yerin kenarında dar şeritlerde yapıldığı kanısına vardı.
Gize
piramitlerinin her birinin ortasında masif bir kaya kütlesi
bulunmaktadır (bunlar piramitlerin içinde birkaç yerde görülebilir). Bu
doğal kaya göbekleri, inşaatçıların tam bir dörtgen elde etmek için
köşegenleri ölçmelerini de engellemiş olabilir.
Günümüze kalan
aletlerden anladığımıza göre Mısırlı mimarlar, kadastrocular ve
inşaatçılar özellikle iki alet kullanmaktaydılar: Düz çizgileri ve dik
açıları yapmak ve yapıların köşe ve kenarlarını astronomik
düzenlemelere göre yerleştirmek için merkhet ve bay.
İngiliz
Mısırbilimci I. E. S. Edwards, gerçek kuzeyin, herhalde batıda ve
doğuda belirli bir yıldızın doğuş ve batış noktasını ölçüp sonra bu iki
nokta arasındaki açıyı iki eşit parçaya bölerek bulunduğunu iddia
etmiştir.
Daha yakın zamanlarda Kate Spencer, Büyük Piramit'in
mimarlarının, kuzey kutbu çevresinde dönen iki yıldızın (Büyük Ayı ile
Küçük Ayı'nın) Keops piramitinin inşa edildiği sanılan İÖ 2467 yılında
bir hizada olduğunu görmüş olabileceklerini ileri süren ikna edici bir
kuram geliştirmiştir. Daha önceki ve sonraki piramitlerin yönlerindeki
hataların, bu hizanın gerçek kuzeyden sapma derecesiyle bağlantılı
olması da bu varsayımı desteklemektedir.

(Solda)
Çizimde, İngiliz arkeologu Reginald Engelbach'ın tasarladığı kum çukuru
yöntemi görülüyor. Dikilitaş kızak üstünde çukura çekilir. Kum
boşaltılarak dikilitaş kaidesine oturtulur. Son dengeleme ve
yerleştirme taşın tepesindeki iki yöne çekilen halatlarla yapılır.
(Sağda) 18. Hanedan'ın üç dikilitaşından ikisi hâlâ Karnak'ta Amon
Tapınağı'ndaki orijinal mekânlarındadır.
PİRAMİTLER NASIL İNŞA EDİLDİ?
Sakkara'daki
ve Gize'deki günümüze kalan kanıtlar (özellikle de tamamlanmamış
piramitlerden) taş blokları piramitler üzerindeki nihai yerlerine
kaldırmak için en az beş farklı rampa sisteminin kullanıldığını
göstermektedir. En kolay ve en aşikâr yöntem doğrusal rampadır
(Sakkara'da 3. Hanedan'ın Sekhemkhet piramitinde kullanılmış olabilir).
Ancak genelde bu rampalar için gereken genişlik, bunların seyrek olarak
kullanılmış olduğu anlamına gelir.
Piramitin bir yüzünde dar
basamaklardan oluşan merdiven rampası ise diğerlerinden daha dik bir
açı gerektirecektir. Bu tipin izleri Sinki, Meidum, Gize, Ebu Ghurob ve
Lisht'te bulunmuştur. Belki de I. Anasatasi'nin 19. Hanedan papirüsünde
anlatılan sarmal rampaya başlıca itiraz bunun neyin üzerine dayanacağı
ve piramitin büyük bir kısmı sarıldığı takdirde düzeltme hesaplarının
ve kontrollerin nasıl yapılacağı sorusudur. Piramitin bir yüzünde
zigzaglı bir yol basamak piramitlerinin yapımında en etkili yol
olacaksa da, Sakkara, Sinki ve Meidum basamaklı piramitlerinde bunun
kullanıldığını gösteren bir ize rastlanılmamıştır.
İç rampa
izleri Ebusir'de Sahure, Niuserre ve Neferirkare'de ve Sakkara'daki
Pepi H'de görülmektedir ama iç doldurulduktan sonra yine de bir tür dış
rampa gerekecekti. Piramitin içinin teraslı olmasının piramitin
kenarında basamak basamak daha küçük rampalar dizisinin kullanılmasını
daha uygun yapacağı iddia edilmiştir.
Dış kaplama yapıldığında
bunların kalıntıları hiç kuşkusuz kaybolacaktı. Piramitten vadideki
tapınağa uzanan geçitlerin de rıhtımdan inşaat yerine inşaatçı rampası
olarak kullanılmış olması da mümkündür (rıhtım, Nil'e bir kanalla
birleştirilmişti).
Kullanılan rampa tiplerinin sorunu dışında
tartışmalar, taş blokların yerlerine kaldırılma yöntemleri Üzerinde de
yoğunlaşmıştır. Mısırlılar vinç ya da palanga yöntemleri
kullanmadıkları için, blokları yerlerine yerleştirmede ahşap ve bakır
kaldıraçlar kullanıldığı kabul edilmektedir.

Ebusir'de
5. Hanedan piramitleri. Arkada Gize'deki 4. Hanedan öncelleri. Eski
çağlarda piramitlerin dışlarını örten ince kireçtaşı tabaka alınmışsa
da, bunların ana blokları günümüze kadar kalmıştır.
DİKİLİTAŞLARIN SIRLARI NEYDİ?
Eski
Mısır uygarlığının en belirgin ikonlarından biri, İğneyi andıran ve
incelerek yükselen, tepesinde küçük bir piramit örneği bulunan (buna
pyramidion ya da benben-taşı âdı verilir) dikilitaştır, ilk
dikilitaşların Eski Krallık zamanında (10 2575-2134) Heliopolis'de
güneş tanrısı tapınağına yerleştirildiği anlaşılmaktadır. Yeni Krallık
döneminde (10 yaklaşık 1550-1070) büyük monolitik örnekler, genelde
Karnak ve Luksor'da olduğu gibi tapınakların önüne çifter çifter
dikilirdi.
Yeni Krallık döneminden kaldığı sanılan tamamlanmamış
bir granit dikilitaş, Assuan'ın kuzey taşocaklarında hâlâ yatmaktadır.
41,75 metre boyu ve tahmin edilen 1150 ton ağırlığıyla bu dikilitaş,
çıkarılmasının geç aşamasında tehlikeli bir jeolojik kusuru ortaya
çıkarılarak bırakılmasaydı, dünyanın bir taşocağından çıkarılan en
büyük taşı olacaktı.
Assuan dikilitaşını ilk inceleyen İngiliz
Mısırbilimci Reginald Engelbach'ın yaptığı deneyler, bir insanın bazalt
bir keski kullanarak ham dikilitaşın üzerinden, yarım metre eninde ve
beş milimetre kalınlığında bir parça yontmak için bir saat çalışması
gerektiğini ortaya koymuştur.
Dikilitaşlar'ın çoğunun boyutları
ve ağırlığı, son aşamanın -taşı dengeli, dikey duruma yerleştirmenin-
en tehlikeli riskini oluşturan sorunuydu. Ama dikilen taşlar
gösteriyordu ki, bütün risklere rağmen, ortaya konan da, Mısırlıların
azimli ve tehlikeli teknolojik ustalıklarının başarısıydı.
Mısırbilimciler'in ve mühendislerin, bunun nasıl başarıldığı hakkındaki
görüşleri farklıdır.
Mısır'dan kalma kesin bir bilgi yokluğunda
ileri sürülen yöntemlerden birine göre, kaldıraçlarla birlikte temele
doldurulan taşların çıkarılmasıyla ve son birkaç derecede iplerle
çekerek dikilitaş yerine oturtulur. Ancak bu teknik, yalnızca küçük
örnekler için uygulanabilir bir yöntemdir. Daha büyük dikilitaşlar için
ileri sürülen bir görüş ise dikilitaşın çok dik yapay bir rampadan
yukarı çekilmesiyse de, bu yöntem taşın kaidesine kayışını kontrol
için, neredeyse imkânsız bir güç kullanımını gerektirir.
Her
kaidenin üzerinde dikilitaşın yerine yerleştirilmeden tam olarak ayar
edilebilmesi için bir döndürme oyuğu yontulmuştur. Dikilen
dikilitaşların tepeleri, eklenen elektrum denen altın-gümüş karışımıyla
pırıl pırıl parlardı.
Engelbach, dikilitaşın huni biçimli ve kum
dolu bir çukura kaydırıldığı fikrini ileri sürmüştür. Kum çukurdan
kontrollü bir biçimde boşaltılınca, dikilitaş dikey durumuna
getirilecekti. Bu kuram yukarıda sözü edilen 19. Hanedan'dan kalma I.
Anastasi Papirüsü'nden esinlenmiştir. Papirüste bu durum, bir öğrenci
kâtibin çözümleyeceği bir problem olarak sorulmuştur. Bu belgede şu
emir de vardır: "Kızıl Dağ'dan getirilen efendinin anıtının altındaki
nehir kumuyla doldurulmuş 100 bölmeyi boşalt..."

Assuan'daki
tamamlanmamış dikilitaş 18. Hanedan'dan kalmış olmalıdır. Ciddi bir
doğal kusur bulunmamış olsaydı, bu taş, dikilebilmiş en büyük dikilitaş
olacaktı.
DİKİLİTAŞLARLA DENEYLER
1999'da arkeologlar ve
mühendislerden oluşan bir ekip, 25 tonluk yeni yontulmuş bir
dikilitaşla iki farklı yöntem kullanarak deneyler yapmışlardır.
Assuan'da yapılan birinci deneyde dikilitaşı bir rampanın ucundan aşağı
sarkıtmak için karmaşık bir halat ve kereste sistemi kullanılmıştır.
Eksen olarak bir kütüğün ve karşı ağırlık olarak bir granit blokunun
kullanıldığı deneyde, dikilitaşın sallanımı ekseni rampanın ucuna
tehlikeli bir biçimde yaklaştırdığı için deneme sonunda başarısız
olmuştur.
Engelbach'ın kum çukuru deneyimi Massachusets'de
Boston yakınlarında yapılmış ve başarılı olmuştur. Bu yöntemde bir
rampa önüne kumla doldurulan bir bölme yapılmıştı. Dikilitaş rampanın
kenarından kaydırılmış, kum yavaş bir biçimde boşaltılarak dikilitaş
dikey duruma getirilmiştir.
Dikilitaşların nakliyesi ve
dikilmesi, bunların Londra, Paris ve New York'ta başarıyla dikildikleri
ve teknolojinin Mısır'dakilerin dönemleriyle karşılaştırılmayacak kadar
ileri olduğu 19. ve 20. yüzyılda bile güçlükler çıkarmıştır.
Günümüz
dikilitaşlarının en tanınmışı, 1884 yılında Washington D. C.'de inşa
edilen George Washington anıtıdır. 169 metre yüksekliğindeki bu
dikilitaşın tepesine asansörle çıkılmakta ve oradaki seyir yerinden
çevreye bakılabilmektedir.

Assuan'da
granit taşocaklarının yakınında çokuluslu bir arkeolog ve mühendis
ekibinin yaptığı denemede dikilitaşı yerleştirmek için sallama
yönteminin kullanılması.
|