|

Kastamonu'nun
yeraltı kaynakları yukarıda belirtilen madenlerden ibaret değildir.
Kastamonu'nun belki de en büyük yer altı kaynaklannın basında PETROL
gelmektedir. Henüz ortada çıkartılan bir petrol yok. Kurulmuş faal
petrol kuyuları da yok. Ancak geçmişte yapılan arama ve sondajlarla
uydu fotoğraftan bu bölgenin petrol denizi üzerinde olduğunu
göstermektedir. 2003 yılı başlannda bu konuyu hem Kastamonu, hemde
Türkiye'nin gündemine sokan kişi değerli hemşehrimiz ve bilim adamımız
prof. Dr. Ahmet Maranki oldu. Ahmet Maranki görevli olarak bulunduğu
Azerbaycan'da Amerikan uydulannın 1997 yılında çektiği resimlere bir
Azeri bilim adamı arkadaşının vasıtasıyla ulaşmış. Azerbaycan'da
1997'de yapılan Uluslararası Enerji Kongresi'ni BM adına izleyen
Maranki basma kapalı toplantılarda anlatılanlara, gösterilen uydu
resimlerine bakıldığında, Türkiye'nin adeta petrol denizi üzerinde
yüzdüğünün görüldüğünü anlatıyor.
Ahmet Maranki büyük bir merakla 2003 Şubat
ayında Kastamonu'ya gelerek bir dizi araştırma yapar ve ilginç
gerçeklerle karşılaşır. Maranki "Bana yaşlı köylülerin anlattığına göre
1950'lerde Amerikalıların açtığı kuyulardan san renkte birşey
fışkırmış. Sonra hemen kuyulara taş doldurup üstüne de beton döküp
kapatmışlar. Bazı köylülere de "siz petrol denizi üzerinde
yaşıyorsunuz" demişler. Uyduların aramasında petrolün yanısıra bu
bölgede İlgaz dağlarında 1850 metrede selenyum bulunduğu tespit
edilmiş. Gidip gördüm, Ballı Dağı eteklerinde Tosya'nın Karadere
mevkiinde petrol resmen yerden çıkıyor. Petrol var ancak çıkartılmıyor"
diyor.
Konuyla ilgilenen bir başka isimse Kastamonu
milletvekilimiz Mehmet Yıldırım. Maranki ve Yıldırım bölgeye gidip
arama yapılan kuyuları görmüş, yöre halkıyla konuşmuşlar.
Amerikalıların 1958'de TPAO ile işbirliği içerisinde yaptığı sondaj
çalışmalannın 11 tanesi tespit edilebildi. Bu 11 tane kuyunun hepsi
betonla kapatılmış. Yıldırım "O zaman kuyuları açanlar yerli halka
zengin oldunuz demişler. Halk kuyulardan petrol çıktığını bizzat görmüş
diyor. Petrol çıkan kuyuların neden kapatılıp mühürlendiği konuşu ise
Mehmet Yıldırım'ın ifadesiyle "kuşatılmışlıktan gaflete" kadar bir dizi
sebepler zincirinde saklı kalmış.
|