1/10/2006 - Necip Fazıl Kısakürek
Hayatı ve Eserleri
Maraş'lı bir soydan gelen Necip Fazıl'ın
çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul
Çemberlitaş'taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve
Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde (Askeri Deniz Lisesi)
tamamladı.Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya
Kemal,Ahmet Hamdi(Akseki),İbrahim Aşki gibi isimler vardı.
İstanbul
Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra
gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu.
Paris'te geçen bohem günlerinden sonra,Türkiye'ye dönüşünde
Hollanda,Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak
çalıştı. Bir Fransız okulu,Robert Kolej,İstanbul Güzel Sanatlar
Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı,Ankara Üniversitesi Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde hocalık yaptı(1939-43).Sonraki yıllarında
fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.
Şairliğe
ilk adımını on yedi yaşında iken,annesinin arzusuyla başladı ve ilk
şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı.Milli Mecmua ve Yeni Hayat
dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra,Paris
dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu
çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat
çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı.Henüz otuz yaşına
basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az
öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü.
Şöhretinin zirvesinde
iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum
sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının
yeni bir dönemine başlangıç olur.Bohem hayatını en koyu rengiyle
yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim
Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz.Necip Fazıl'ın hemen
tümünde üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu tiyatro eserlerini
birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar.Tohum,
Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri büyük ilgi görür.Bu eserlerden
Bir Adam Yaratmak,Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır.
Necip
Fazıl'ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü,çıkardığı
dergilerle düşünce hayatımıza kattığı zenginlik ve bu dergilerde çıkan
yazılarla sürdürdüğü mücadeledir.Haftalık Ağaç dergisi(1936,17 sayı)
dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur.Büyük
Doğudergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP)
yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok
sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi,163. maddeye aykırı bulunan
yazıları ve kimi zaman da bulunan bahanelerle birkaç yılda bir hapse
mahkum oldu.Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer
alır.Sık sık kapatılan ve çeşitli bahanelerle toplatılan Büyük Doğu'nun
çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul,
Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman
gazetelerinde yayımlandı. Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası
dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi müstear isimler
kullandı.1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde
verdiği konferaslarla büyük ilgi topladı.Başta İdeolocya Örgüsü (1959)
olmak üzere düşünce eserleriyle kültür hayatımıza verdiği büyük hizmet,
diğer tüm yönlerini bile geride bırakacak üstünlüktedir.
1980'de
Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü, 'İman ve İslam Atlası' adlı eseriyle
fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı'nı (1981),Türkiye Yazarlar
Birliği Üstün Hizmet Ödülü'nü (1982) almış beratla 'Sultan-üş Şuara'
(Şairlerin Sultanı) ünvanını kazanmıştır.
VASİYETİ
1- Bu
vasiyet çoluk-çocuğumun ve şahsi yakınlarımın dar ve hususi
kadrosundan ziyade,onların da içinde olduğu geniş ve umumi zümreyi
muhatap tutuyor.Başta gerçek Türk'ün ruh köküne bağlı yeni gençlik, şu
kadar yıllık mücadele hayatımda beni okumuş veya dinlemiş her
fert,kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes...Onlara hitap ediyorum
ve dileklerimin yerine getirilmesi için gerekli çalışmayı işte bu yeni
gençliğe ısmarlıyorum! Eğer üzerilerinde bir hakkım varsa,Hesap Gününde
tek tek sorumludurlar. Emanetim, beni seven ve İslam davasında bir hak
sahibi olduğumu kabul eden herkese...
2- Fikir ve duyguda
vasiyete lüzum görmüyorum.Bu bahiste bütün eserlerim,her
kelime,cümle,mısra ve topyekün ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu
kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse
söylenecek söz "Allah ve Resulü;başka herşey hiç ve batıl"demekten
ibarettir.
3- "Büyük Doğu Yayınları" kitabevi kuruluncaya kadar
şunun bunun neşrettiği eserlerim arasında mukaddes ölçülere karşı
küçük ve hafif çapta laubali,dikkatsiz ve ciddiyetsiz,hürmet ve
haşyetten mahrum ve ne varsa -isterse nokta veya virgül olsun-onları
reddediyor, malım olmaktan çıkarıyor ve bütün sorumluluğumu,bundan
böyle kendi idare, murakabe ve firmam altında çıkaracağım eserlere
bağlıyorum.İnşallah Hak bana onları dünya gözüyle bütünleşmiş ve
tamamlanmış gösterir, arkamdan gelecekler de bu örneklere göre devam
ederler,virgül oynatmaktan bile çekinirler.İslama pazarlıksız ve
sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hatta küfre
kadar gidenler ise,çoktan beri eser çerçevem dışına
çıkarıldığı,herbirinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine
atıldığı için nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı
ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere -çok denenmiştir-
şu cevap verilmelidir: "Koca Hz.Ömer bile Allahın Resulünü öldürmeye
davranmış ve peşinden bütün sahabilerin, derecede ikincisi olmak gibi
bir şerefe ermiştir.Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil
uzatan olmuşmudur? Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin
en büyüğü vardır."
Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu:İlk
yazılarımdan birkaçı asla benim değil;sonrakiler de en dakik şeriat
mihengine vurulduktan,yani nasip olursa tarafımdan bütünleştirildikten
sonra benim...Bir kısmını şimdiden tamamlamış bulunduğum eserlerim
üzerinde bu ölçüyü devam ettirmek ve en titiz murakabeyi sürdürmek
borcu ise,mirascılarımın ve manevi mirasçım gençliğin...Ben öldükten
sonra kim ve ne suretle eserlerimin üzerinde gizli bir tasarrufa
kalkar da ölçüyü hafifçe bile olsa örselerse,tezgahını başına yıkınız!
En büyük korkularımdan biri,nice müellifin başına geldiği gibi,ölümümden sonraki tahriflerdir.
4-Beni,ayrıca
hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi,İslami usullerin en incelerine
riayetle gömünüz! Burada,umumi vasiyette de belirtilmesi gereken bir
noktaya dokunmalıyım:
1935 yılında,Mürşidim ve Kurtarıcım
Esseyyid Abdülhakim Efendi Hazretlerine, bir yazımı okumuştum.Bu
yazı,kendilerini tanıdıktan sonraki dünya görüşüme ait
olarak,zamanenin bize aykırı,meşhur bir gazetesinde çıkmıştı ve Türkün
tarih muhasebesini İslami tefekkür noktası etrafında çerçeveliyordu.
Yazıyı ellerine aldılar,kalem istediler ve üstüne öz elleriyle "altın
ile yazılacak yazı"buyurdular. İşte hususi zarfında duran bu kesilmiş
makaleyi,bütün eserlerimin tasdiknamesiolarak kefenime iliştirsinler...
5-Nasıl,nerede
ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir.Fakat imkan aleminde en küçük pay
bulundukça,biricik dileğim Ankara'da Bağlum nahiyesindeki yalçın
mezarlıkta, Şeyhimin civarına defnedilmektir. Elden gelen yapılsın...
6-Cenazeme
çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve
kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum... Fakat bu hususta bir
muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce
malum...Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...
7-Cenazemde,
namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa
olsun, kadın...Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve "bid'at"
belirtici hiçbirşey!... Başucumda ne nutuk,ne şamata, ne medh,ne şu,ne
bu...Sadece Fatiha ve Kur'an...
8-Mezarımda ilahi ve ulvi isim
ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir
iz bulunmayacak...Mevlid de istemem!... Onu,uhrevi rüşvet vasıtası
yapanlara bırakınız! Sadece Kur'an...
9-Şimdi sıra en büyük
dileğimde...Müslümanlardan,Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan
varsa,şunları istiyorum: Her ferdin,herhengi bir kifayet hesabına
yanaşmaksızın,benim için "Necip Fazıl'ın kaza borcuna karşılık" niyeti
ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine birgün oruç tutması...
Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve
aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir.
Her ferdin,en aşağı yüz
Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi...70 bine
dolması lazım...Bir de,üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için
helal etmeleri...
Ölünceye dek,üzerimdeki Allah ve kul
haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar
cehdetmek azmindeysem de ne olacağını,nereye,hangi noktaya
varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. "Şey'en
lillah"tabiriyle bana Allah için birşey veriniz!Yardımınızı
esirgemeyiniz!
10-Allahı,Allah dostlarını ve düşmanlarını
unutmayınız! Hele düşmanlarını!... Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki
kutup üzerinde toplayınız!
11-Benide Allah ve Resul aşkının
yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi
olarak arada bir hatırlayınız!
GENÇLİĞE HİTABE
Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre...
Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...
İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet...
Üçüncüsü
bir asır... Allahın, Kur'an'ında "belhümadal - hayvandan aşağı" dediği
cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü ?...
Son
yarım asır!.. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle,
madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedi helake
mahkumiyet...
İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...
Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik
ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...
Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
Gökleri
çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale
getirecek bir çığlık kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye
meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...
Halka
değil, Hakka inanan, meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakkındır"
düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis
hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...
Emekçiye "Benim sana
acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini
koruyamazsın.! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine
hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara
yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!" diyecek...
Kapitaliste
ise "Allah buyruğunu ve Resul emrini kalbinin ve kasanın kapısına
kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek...Kökü
ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine, diyalektiğine,
estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
Bir buçuk
asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen
başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı
adamının bulamadığı, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta
batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her
sistem ve mezhebe ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar
cennet hayâli varsa hakikatinin,İslâmda olduğunu gösterecek ve bu
tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek
bir gençlik...
"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna
bakmadan fert fert "ben varım!" cevabını verici, her ferdi "benim
olmadığım yerde kimse yoktur!" fikrini besleyici bir dâva ahlakına
kaynak bir gençlik...
Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda
can vermeyi cana minnetsayacak kadar gözü kara ve o nispette usule,
stratejiye uygun bir gençlik...
Büyük bir tasavvuf adamının
benzetişiyle zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek
kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini
ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik...
Bugün komik üniversitesi,
hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı,çıkartma
kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş
albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hasılı
kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldağı zehirli
tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur
vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı
içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...
Annesi,
babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski
mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara "siz güneşi
ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız !Gerçek müslüman
olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek
müslümanlığın "nasıl" ını ve "ne idüğü" nü her haliyle gösterecek bir
gençlik...
Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,hürmetine
yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle manto gibi saran
mukaddes eteğine tutunacak, ve O'ndan başka hiçbir tutamak,dayanak,
sığınak tanımayacak ve O'nun düşman larını ancak kubur farelerine lâyık
bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik...
İşte bu gençliği, bu
gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.Şekillenmesi,billurlaşması
için 30 küsur yıldır, devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış
borularla kalemime ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve
zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz,
ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme
makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu
öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki
dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!
Allahın selâmı üzerine oIsun...
Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..
Necip Fazıl
ESERLERİ
1-Hikayelerim
2-Cinnet Mustatili
3-Bir Adam Yaratmak
4-Çile
5-Kafa Kağıdı
6-O ve Ben
7-Yunus Emre
8-At'a Senfoni
9-Para
10-Sahte Kahramanlar
11-Hazret-i Ali
12-Tanrı Kulundan Dinlediklerim
13-İhtilal
14-Moskof
15-Tohum
16-Aynadaki Yalan
17-Reis Bey
18-Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu
19-Babıali
20-Sosyalizm,Komünizm ve İnsanlık
21-Hitabeler
22-Peygamberler Halkası
23-İbrahim Ethem
24-Hesaplaşma
25-Esselam
26-Dünya Bir İnkilap Bekliyor
27-Hac
28-Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar
29-Türkiye'nin Manzarası
30-Çerçeve-I
31-Nur Harmanı
32-İman ve İslam Atlası
33-Müdafaalarım
34-Veliler Ordusundan 333
35-Benim Gözümde Menderes
36-İdeolocya Örgüsü
37-Mümin-Kafir
38-Senaryo Romanlarım
39-Çöle İnen Nur
40-Son Devrin Din Mazlumları
41-Öfke ve Hiciv
42-Sabır Taşı
43-Ulu Hakan II.Abdülhamid Han
44-Başbuğ Velilerden 33
45-Çerçeve-II
46-Konuşmalar
47-Rabıta-i Şerife
48-Doğru Yolun Sapık Kolları
49-Başmakalelerim-I
50-Tasavvuf Bahçeleri
51-Çerçeve-III
52-Namık Kemal
53-Hücum Ve Polemik
54-Rapor 1/3
55-Rapor 4/6
56-Rapor 7/9
57-Rapor 10/13
58-Yeniçeri
59-Reşahat
60-Başmakalelerim-II
61-Mektubat
62-Başmakalelerim-III
63-Çerçeve-IV
64-Gönül Nimetleri
Çile
Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam, Gezdirsin boşluğu ense kökünde! Ve uçtu tepemden birdenbire dam; Gök devrildi, künde üstüne künde...
Pencereye koştum: Kızıl kıyamet! Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı! Sonsuzluk, elinde bir mavi tulbent, Ok çekti yukardan, üstüme avcı
Ateşten zehrini tattım bu okun, Bir anda kül etti can elmasımı. Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un, Kustum, öz ağzımdan kafatasımı
Bir bardak su gibi çalkandı dünya; Söndü istikamet, yıkıldı boşluk. Al sana hakikat, al san rüya! İşte akıllılık, işte sarhoşluk!
Ensemin örsünde bir demir balyoz, Kapandım yatağa son çare diye. Bir kanlı şafakta, bana çil horoz, Yepyeni bir dünya etti hediye
Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor; Makânı bir satih, zamanı vehim. Bütün bir kahinat muşamba dekor, Bütün bir insanlık yalana teslim.
Nesin sen, hakikat olsan da çekil! Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam! Otursun yerine bende her şekil; Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!
..................................................... ..................................................... ..................................................... .....................................................
Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın, Benliğim bir kazan ve aklım kepçe, Deliler köyünden bir menzil aşkın, Her fikir içimde bir çift kelepçe.
Niçin küçülüyor eşya uzakta? Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? Zamanın raksı ne bir yuvarlakta? Sonum varmış, onu öğrensem asıl?
Bir fikir ki sıcak yarad kezzap, Bir fikir ki, beyin zarında sülük. Selam sana haşmetli azap; Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! Ey yedinci gök, esrarını aç! Annemin duası, düş de perde ol! Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!
Uyku, katillerin bile çeşmesi; Yorgan, Allahsıza kadar sığınak. Teselli pınarı, sabır memesi; Size şerbet, bana kum dolu çanak.
Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet, Sırrını ararken patlayan gülle? Yeşil asmalarda depreniş, şehvet; Karınca sarayı, kupkuru kelle...
Akrep nokta nokta ruhumu sokmuş, Mevsimden mevsime girdim böylece. Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş, Fikir çilesinden büyük işkence.
................................................... .................................................... .................................................... ....................................................
Evet, her şey bende bir gizli düğüm; Ne ölüm terleri döktüm, nelerden! Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm, Yetişir çektiğim mesafelerden!
Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz; Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık. Her gece rüyamı yazan sihirbaz, Tutuyor önümde bir mavi ışık.
Büyücü, büyücü ne bana hıncın? Bu kükürtlü duman, nedir inimde? Camdan keskin, kıldan ince kılıcın, Bir zehir kıymak gibi, beynimde.
Lugat, bir isim ver bana halimden; Herkesin bildiği dilden bir isim! Eski esvaplarım, tutun elimden; Aynalar söyleyin bana, ben kimim?
Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa, Arzı boynuzunda taşıyan öküz? Belâ mimarının seçtiği arsa; Hayattan muhacir; eşyadan öksüz?
Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim, Minicik gövdeme yüklü Kafdağı, Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim, Dev sancılarımın budur kaynağı!
Ne yalanlarda var, ne hakikatta, Gözümü yumdukça gördüğüm nakış. Boşuna gezmişim, yok tabiatta, İçimdeki kadar iniş ve çıkış.
............................................... ................................................. ................................................. .................................................
Gece bir hendeğe düşercesine, Birden kucağına düştüm gerçeğin. Sanki erdim çetin bilmecesine, Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.
Açıl susam, açıl! Açıldı kapı; Atlas sedirinde mavera dede. Yandı sırça saray, ilahi yapı, Binbir avizeyle uçsuz maddede.
Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur. İçiçe mimari, içiçe benlik; Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!
Nizam köpürüyor, med vakti deniz; Nizam köpürüyor, ta çenemde su. Suda bir gizli yol, pırıltılı iz; Suda ezel fikri, ebed duygusu.
Kaçır beni ahenk, al beni birlik; Artık barınamam gölge varlıkta. Ver cüceye, onun olsun şairlik, Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.
Öteler öteler, gayemin malı; Mesafe ekinim, zaman madenim. Gökte saman yolu benim olmalı; Dipsizlik gölünde, inciler benim.
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! Heybem hayat dolu, deste ve yumak. Sen, bütün dalların birleştiği kök; Biricik meselem, Sonsuza varmak...
Necip Fazıl Kısakürek
Kaldırımlar I
Yürüyorum kimsesiz bir sokak ortasında,
Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık.
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İncin uykuda bir tek iki yoldaş uyanık.
Biri benim birde serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor,
Sanıyorum her sokak başını kesimiş devler,
Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor.
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş insanların annesi,
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir insandır.
Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta.
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum...
Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta,
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.
Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin,
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler...
Tak tak ayaksesimi aç köpekler işitsin.
Yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim!
Gündüzler size kalsın verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim.
Örtün üstüme örtün serin karanlıkları.
Uzanıverse başım taşlara boydan boya,
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya.
Ölse kaldırımların bu kara sevdalı eşi.
Necip Fazıl Kısakürek
Sakarya Türküsü
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.
Akışta denetlenmiş, büyük, küçük, kainat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski günleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hala çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına es, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üçbeş damla kan, ırmak üçbeş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını aşsalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve Ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
Necip Fazıl Kısakürek
Zindandan Mehmed'e Mektup
Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam,boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı?..Belki ..Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler, bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükümet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?
Anlamaz; yazsız, pulsuz dilekçem...
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat
Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan, sen seccadem!
Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan
Karıştır çayını zaman erisin
Köpük köpük, duman duman erisin!
Peykeler, duvara mıhlı peykeler
Duvarda, başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin
Sükut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük daracık;
Dünyaya kapalı, Allah'a açık
Dua, dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
İplik ki incecik, örer boşluğu
Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş
Karanlığında nur, yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir
Necip Fazıl Kısakürek
OLMAZ MI?
Yön yön sarılmışım ne yana baksam
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam;
Geçip de aynaya soran olmaz mı?
Bir parçacığım ben bütüne hasret;
Zaman döne dursun , o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir an ...Olmaz mı?
1973
EN YAKIN
Bütün insanlığı dövsen havanda ,
Zerre zerre herkes yine yalnız,
Boşlukta yol alan uçsuz kervanda,
Her şey tek başına, dağ, taş ve yıldız.
Herkes bir vücutsuz hayal peşinde;
Eşini kaybetmiş herkes eşinde,
İçinizde yiv yiv derinleşin de,
Çıksın karşınıza en yakınınız!
1972
YAR O Kİ...
Falan, dağın ardında;
Seslen seslen işitmez!
Filan toprak altında;
Göz yaşları diriltmez!
Neye vardın , vardın da?
Ufuk varmakla bitmez.
Bir şey göster kadında,
Tılsımını eskitmez!
Yar o ki, hep yadında ;
eksilmez ve eksiltmez.
Muradı muradında,
Seni bırakıp gitmez.
1972
ÖPMEK
Ellerime uzanan dudakları tepeyim;
Allah diyen, gel , seni ayağından öpeyim!
1976
GÜZEL
Güzel Allah�ım, senden ne gelecekse gelsin ;
Sen ki, rahmetinle de, kahrınla da güzelsin...
1977
YAKINLIK
Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık ;
Anla ki, yok Allah�tan başkasına yakınlık...
1977
İSTE
Verirler �ben acizim, kudret senin� dedikçe
Verenin şanı büyük sen iste istedikçe!
1980
RAHMET
Yaradan rahmetini kahrından üstün saydı;
Ne olurdu halimiz, gözyaşı olmasaydı?
1982
BEN
Ben, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin;
Ben, yankısından kaçan çocuk , kendi sesinin.
Ben, sırtında taşıyan işlenmedik günahı;
Allah�ın körebesi, cinlerin padişahı.
Ben,usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların;
Ben, tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların.
Ben, kutup yelkenlisi buz tutmuş kayalarda;
Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda.
Ben, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;
Benliğin dolabında , kör ve çilekeş beygir.
Ben, Allah diyenlerin boyunlarında vebal;
Ben , bugünküne mazi, yarınkine istikbal.
Ben, ben, ben ; haritada deniz görmüş boğulmuş;
Dokuz köyün sahibi , dokuz köyden kovulmuş.
Hep ben, ayna ve hayal; hep ben pervane ve mum;
Ölü ve Münker-Nekir baş dönmesi uçurum...
1939
SERSERİ
Yeryüzünde yalnız benim serseri,
Yeryüzünde yalnız ben derbederim.
Herkesin dünyada varsa bir yeri,
Ben de bütün dünya benimdir derim.
Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,
Aradım bir ömür, arkadaşımı.
Ölsem dikecek yok mezar taşımı;
Halime ben bile hayret ederim.
Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar;
Ne kendisine yar, ne de kimseye yar,
Bir rüya uğrunda ben diyar diyar,
Gölgemin peşinde yürür giderim...
1924
ANLAMAK
Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var;
Akıl için son tavır , saçlarını yolmak var...
1983
O DİYORSA
Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür!
Sana çöl gelen , O , göl diyorsa göldür!
1977
ALLAH DOSTU
Allah dostu odur ki, nefsine tek pay biçmez;
Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez.
1940
OYUNCAK
Ben bir atım, iradem , elinde binicimin;
Bir çocuk oyuncağı, ucunda bir sicimin...
|