25/9/2006 - Resimlerle Elazığ...

Yorumlar (0) :: Yorumunu yaz! :: Kalıcı Link

25/9/2006 - Elazığ'ın Tarihçesi

Yüzölçümü: 3.153 km²

Nüfus: 518.325 (1997)

İl Trafik No: 23

İl Telefon Kodu: 424


GENEL TARİHİ

ELAZIĞ ili doğal şartların elverişli olması nedeniyle paleolitik (yontma taş) döneminden beri çeşitli toplulukların yerleştiği bir alan olmuştur.
Keban ve Karakaya barajları eski eserleri kurtarma projesi çerçevesinde yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalar ,yöre tarihinin bilinmesine büyük katkılar sağlamıştır.
Bu çalışma ışığında Elazığ-Harput yöresinin bilinen en eski sakinleri Hurriler’dir. Arkeolojik kazılar sonunda elde edilen tabletlerden anlaşıldığına göre Hurriler ,Ön Asya da büyük bir bölgeye yayılmış ,M.Ö.2 bin yılının sonlarında kuvvetlenerek ırkdaşları Subar Beyleri’ni de egemenlikleri altına alarak ,sınırlarını genişletmişlerdir. Hurriler den sonra bölge Hititlerin hakimiyeti altına geçmiştir.
M.Ö.IX, yüzyıldan itibaren Urarturlar bölgeye egemen olmuşlardır. Urartu dönemine ait Palu,Kömürhan ve Bağın’da çivi yazılı kitabeler bulunmaktadır. M.Ö.VII. yüzyıllar da bölgeye Medler hakim olmuş , sonraki yüzyıllarda Pers Straplar’ın Büyük İskender’e yenilmesiyle Pers hakimiyeti sona ermiş , bölge İskenderin ordularının denetiminde kalmıştır.M.Ö.546 yılında Roma ordusu Persler’e yenilince yörede Persler’in hakimiyeti görülmeye başlamıştır.
Bu hakimiyetle birlikte yöre M.S.III. yüzyıla kadar Pers-Roma mücadelesine sahne olmuş ,Büyük Roma İmparatorluğu’nun M.S.395 yılında ikiye bölünmesinden sonra yörede ,Sasani Bizans mücadelesi başlamıştır. Sonuçta Fırat’ın batısı Bizans,doğusu Sasaniler ,hakimiyetine girmiştir.

KÜLTÜR TARİHİ

Bugünkü Elazığ 1834 yılında tarihi Harput'un bir mezrası olan ve "mezre" diye anılan ovaya nakledilmesiyle kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde ise gelişmesine devam ettirerek gelişen ve Doğu Anadolu'nun önemli merkezlerinden birisi olan Elazığ, kültür tarihi ve yerleşme tarihi açısından büyük önem arz eder.
Bilim adamlarının yer değiştiren şehirler arasında saydığı Elazığ ,1937 yılında bugünkü ismini almıştır. Harput; Sultan Aziz döneminde Mamüret'ül-Aziz ismin alıncaya kadar Harput ismiyle bilinmiş ve tarihe mal olmuştur. Bu nedenlerle Elazığı anlatırken onun menşeini oluşturan Harput'dan bahsetmek ve hatta birisinin ismi anıldığında diğeri anlamak mecburiyeti var gibidir.
Elazığ(Harput)ve çevresi çok eski bir yerleşme bölgesidir. Yöre hakkında ilk yazılı belgeler M.Ö.2000 yıllarına rastlar. Ancak 1967 yılında Keban Barajı'nın yapımı nedeniyle oluşacak olan göl sahasında yapılan arkeolojik kazı ve etnografik araştırmalardan elde edilen buluntular , yörenin paleolitik (eski taş)devrine ulaşan bir iskan sahası olduğunu ortaya çıkarmıştır. Nitekim Elazığ'ın Murat ve Karasu'nun birleşmesinden oluşan Fırat Nehrinin çizdiği yay içinde sulak ve verimli bir ova üzerine kurulması ,yöreyi yerleşmeye elverişli kılmıştır.
Elazığ(Harput)'ın yazılı tarihi hakkında ilk bilgilerin Hitit tabletlerinden almaktayız. Buna göre yörenin ilk sakinleri Mitanni adında bir devler kuran Hurriler olmuştur. M.Ö.III ve IV bin yıllarında bölgede Subarların yaşadıkları ve Fırat isminin bunlar tarafından verildiği ileri sürülmüştür. Subarlar'ın Hurriler2le aynı kökten geldikleri ve yeryüzünde madeni ilk işleyen kavim oldukları bilinmektedir. Hatta işlenen madenlerin Mezopotamya'ya da ihraç edildiği anlaşılmaktadır. Mezopotamya'da gelişen kültürlerin kökenini burada aramanın daha doğru olacağı kanaatindedirler.
Hurriler2den sonra M.Ö.2000 yıllarında yöreye IŞUVA adı veren, tarımda ve dokuma sanatında ileri olan Hititler hakim olmuşlardır.
Hititlerin yöredeki egemenliğine ;çivi yazısını kullanan ve taş oymacılığı konusunda ileri olan Urarturlar son vermiştir. Günümüzde de ayakta olan Harput Kalesini ilk yapanların Urarturlar olduğu ileri sürülmektedir.
M.S. 1. Asırla 3. Asar kadar Harput'a hakim olan Romalılar ,madencilikte ileri olup yörede maden işletmeleri kurmuşlar Harput ve civarında azda olsa bir şehir hayatının ortaya çıkmasına vesile olmuşlardır.
Sasaniler'le Bizansızlar arsında zaman zaman el değiştiren Harput , 7. Asrın ortalarında Bizansızlar'ın eline geçer. Sonra H.z.Ömer zamanında müslüman Arapların hakimiyetine girer. Bu dönemlerde Uluova ve Kuzuova da hayvancılık yapılıyor,insanlar çoksade bir hayat sürüyorlardı .10.asırda ikinci defa Harput'u ele geçiren Bizanssızlar burada bir vilayet teşkilatı kurmuşlardır.
Harput ve çevresi 1071 yılında kazanılan Malazgirt zaferinden sonra 1085 yılında Türkler'in eline geçmiştir.Harput'taki ilk Türk hakimiyeti Çubukoğulları ile başlar.Bu dönemde Harput'un iskanı ve imarı çalışmaları uç verir.Böylelikle günümüze kadar gelen ve sonsuza kadar devam edecek olan Türk hakimiyeti sağlam temeller üzerine kurulmuş olur.
Anadolu'nunu fethine katılarak ,Türkleşmesinde önemli rol oynayan Artukoğulları ,Harput'ta 1113 yılından başlayıp 1234 yılına kadar ,yüzyıl sürecek olan bir hakimiyet kurmuşlardır.Artukoğulları'nın Harput'un kültür tarihi üzerinde önemli bir yeri vardır.Osmanlılar gibi kayı boyundan olan Artuklular ünlü komutan Belek Gazi'yi yetiştirmiş ,Harput'u bugüne kadar ulaşan Türk-İslam eserleriyle süslemeye başlamışlardır.Harput'taki Ulu Cami,Alacalı Camii bu dönemde yapılmışlardır.Yine Artukoğulları döneminde bir hastane,bir çok çeşme ,türbe ,saray inşa edilmiştir.Harput kalesi önemli bir onarım görmüş ve bazı eklentiler yapılmıştır. Yine kalenin hemen dibinde Süryani Kilisesinin Artuklu Hükümdarı Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığı kanaati vardır.
Bu dönemde ticaret ve el sanatları son derece ğelişmiştir.1185 yılında yapılan Ahi Musa Mescidi'nin varlığı Harput'ta bir Ahi Teşkilatı'nın kurulduğunu göstermektedir.Artuklular dönemi Harput'un bayındır hale gelmesiyle birlikte bilim ve sanatta da önemli hamlelerle doludur.Adı bilinmeyen bir yazar matematik kitabı yazmış ,musikide .edebiyatta önemli gelişmeler olmuştur.Artuklular döneminde Uluova ve Kuzuova da geleneksek usüllerle tarım yapılmıştır.Bu dönemlerde evler genellikle tek katlı ve damlıdır.
Artuklular döneminde Harput bir bilim,kültür,sanat ve ticaret merkezi haline gelmiştir.
Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat ,Artukluların egemenliğine son vererek Harput'a hakim olur. Bu dönemde Harput'ta Türk-İslam Kültürü tamamen hakimdir. Ticaret,sanat ve kültür şehri olma özelliğini sürdürür. Arap Baba Mescidi bu dönemin eseri olup,mescitteki çini işçiliği ,el sanatlarının ne kadar ileri bir düzeyde olduğunu gösterir.
Selçuklular'ın zayıflama dönemlerinde Harput'a İlhanlı akınları oldu. İlhanlılar yörede huzursuzluk yarattıkları gibi Harput'ta oluşan uygarlık birikimlerini de önemli ölçüde tahrip etmişlerdir. Harput'un yaşadığı en acı ve en talihsiz yıllar bu dönem olmuştur.
İlhani hakimiyetinden sonra Harput'a 1339 yıllarında başlayıp 1465 yılına kadar sürecek olan Dulkadiroğulları dönemi başlar ve bu dönemde Harput Kalesi tekrara onarım görür.
Tarihi boyunca bir sınır bölgesi ve ihtilaf hududu olarak kalan Harput ,1465'de Akkoyunlular'ın eline geçer ve Osmanlılara sınır oluşturursuzun Hasan döneminde İtalyan gezgini Barbora'ya göre göz kamaştırıcı bir kenttir. Akkoyunlular zamanında Harput'ta para basılmış,kültür ve sanatta önemli hamleler yapılmış ,çok sayıda din adamı ,bilim adamı ve sanatkar yetişmiştir.
Harput 1507 yılında Safaviler'in eline geçmiş ,26 mart 1516 yılında ise Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır. Osmanlı Devleti zamanında en olgun devrini yaşar ve Doğu Anadolu 'nun ticaret merkezi olur. Bu dönemde Palu ve Keban'da da önemli eserler yaptırılmış ,Keban ve Maden ilçelerinde maden işletmeciliği oldukça gelişmiştir. Bu nedenle özellikle Harput'ta bakır işletmeciliği gelişmiş ;bakır türkülere konu olmuştur.
Harput medreselerinde çok sayıda vasıflı alim ve sanatkar yetişmiştir. Yöre insanı divan edebiyatı konularına hakim olmuş ,Fuzuli ve Nedim gibi şairlerimizin şiirlerini bestelemişlerdir. Medrese kültürü ile, kır kültürü birbirini yakından etkilemiş aydın halk tezadı önemli ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bu dönemde musikide de önemli gelişmeler olmuş ve divan geleneği ile halk geleneğinin kaynaşmasından oluşmuş bir müzik kültürü ortaya çıkmıştır. İpekçilik son derece gelişmiş ,ipek tezgahları ve fabrikaları kurulmuştur.
Evliya Çelebi Harput'ta 17. Yüzyılda 600 dükkan ,7 ticaret hanından,bedesten ve saraçhaneden söz eder. Harput'un çevre köylerinde de el sanatları yaygınlaşmıştı.
Pamuk ve diğer zirai ürünler ekilir , tarım ve hayvancılıkla birlikte el sanatları en önemli geçim kaynağını oluştururdu.
Harput 19.yüzyılda canlılığını korudu.Kamus'al-Alem'e göre bu dönmede Harput'ta 2670 ev,843 dükkan, 10 camii,10 medrese, 8 kütüphane, 8 kilise ,12 han ve 90 hamam bulunmaktaydı.
19. yüzyılda Harput2ta sanayide uç vermeye başladı.Osmanlıların son zamanlarında batılılar Harput'a özel bir önem verdiler. Amerikan,Alman ve Fransız kolejleri kurdular. Bu okullar Harputtaki yaşama biçimini etkilemiştir. Bu nedenle Harput halkından bir çok insan Amerika'ya gidip gelmiştir. Cevat Fehmi Başkut'un yazdığı Harput'ta bir Amerikalı oyunu bu olayı Harput'un son yüzyıldaki çöküşünü anlatır.
Harput,birbirine çok benzeyen sebeplerle tarihe karışan bir çok eski Türk şehri gibi terk edilmiştir. Yöneticilerin 1834 yılında askeri ve idari merkezlerini mezraya taşımaları ,demir yolunun mezreden geçmesi gibi nedenlerle zaman içerisinde Harput bütün fonksiyonları ile birilikte taşınarak bugünkü Elazığ 'ı oluşturmuştur.
Türklerin fethine kadar bir kale şehri olarak kalan Harput ,Türklerle birlikte bayındır bir şehir haline gelmiş ve istikrara kavuşmuştur. Orta Asya'dan kopup gelen Türk insanı ,beraberinde getirdiği bilgi birikimi,gelenek,görenekleri ile mahalli kültürlerden de istifade ederek ,Harput'u çiçek çiçek nakışlamış ve Türk medeniyetinin en hassas , en sevimli ve en yüksek örneklerini yaratmıştır.
Türklerle birlikte Harput'ta şehirleşme,ticaret,el sanatları,dini ve diğer kültürel faaliyetler her geçen gün gelişerek devam etmiştir. Son derece güçlü şairler , bilim adamları,mutasavvıf yetiştiren Harput ,kendine has bir folklor ve edebiyat geliştirmiş ve Türk kültür tarihi içerisinde nadide bir yere sahip olmuştur.

HARPUT VE ELAZIĞ ADININ KAYNAĞI

Asur ve Hitit yazılarında Harput'tan söz edilmektedir. Boğazköy'de bulunan Hititler'e ait çivi yazılı belgelerde Harput yöresine IŞUVA denildiği görülmektedir.M.Ö.19. uncu asırda bulunan Asurlar'a ait çivi yazılı Kapodokya metinlerinde KARPATA adıyla geçen yerin Harput olduğu söylenmektedir.Urarturlar döneminde Harput'a KARBERD denilmekte idi."KAR " taş, "BERD" ise kale anlamına gelmektedir.
M.Ö.13. asra ait Hitit çivi yazılı bir vesikada Harput, HARPUTTAŞ olarak adlandırılmıştır. Vesikada Harputtaş ,Harziuna ülkesinin dört şehrinden birisi olarak gösterilmiştir.Harputtaş şehri ile bugünkü Harput'un aynı olduğu konusundaki fikri Prof.Bossert ileri sürmüştür.M.Ö.9. ve 8. yüzyılda Hitit kitabelerinde Harput'a HARPUTTAVANAS denilmektedir.
M.Ö.900-650 yıllarında Urarturlar Harput'a SUPANI adını vermişlerdir.Eski Yunan ve Romalılar bu kelimeyi SUPHANE ya da SOFEN şeklinde kullanmışlardır.Bununla beraber ünlü Alman Coğrafyacılarından "K.Ritter" Harput'un bütün SUPHANE eyaletinin merkezi olarak göstermekte ve bu fikri Lehman Haupt da muhtemel görmektedir.
Arap kaynaklarında Harput ve yöresi HİNZİT,Ermeni kaynaklarında ise HANDZİT olarak geçmektedir.Arap kaynaklarında İranlılar'ın zapt ettikleri ZIATA CASTELLUM denilen yerin Harput'tan başka bir yer olmadığı , ZİYATA kalesine Araplar'ın HISN-I ZİYAT dedikleri ,Ziyata'nın Ziyad'a benzetilmiş olduğu ve Castellumun'da Arapça kale manasına gelen HISN kelimesinin karşılığı olduğu muhakkakdır.
Harput bir zamanlar bu şekilde isimlendirilmiş ve Hısn-ı Ziyat ismi yakın asırlara kadar devam etmiştir.Bazı bilginler Hısn-ı Ziyat isminin yalnızca kaleye verildiği ,şehre ise HARTABIRT denildiği ve Arapça'ya bu şekilde ve bazende HATR-EL-BUYUT geçtiği ifade edilmektedir.
Harput'un Elazığ'a taşınmasıyla Elazığ'da oturan insanlar Harput'a yukarı şehir demeye başladılar.
Elazığ'ın Osmanlı Dönemindeki ilk adı Mezradır.Elazığ'ın Sultan Abdulaziz zamanında bayındırlaştığı ve buraya MAMURET'ÜL AZİZ yani Aziz'in yaptırdığı kent adı verilmektedir.Sonraları halkın ağzında daha kolay söylenebildiği için ELAZİZ olarak kullanılmıştır.17 Kasım 1937 'de ELAZİZ'e gelen Atatürk ,şehrin adının ELAZIK olmasını istemiş; Atatürk'ün önerisi ve bakanlar kurulu karari ile Elaziz,Elazık olarak değiştirilmiştir.Azık diyarı anlamına gelen bu kelime , söyleniş zorluğu nedeniyle 10 Aralık 1937 'de bir bakanlar kurulu kararı ile bugünkü söyleniş şekliyle kabul edilmiştir.


Alıntıdır...

Yorumlar (0) :: Yorumunu yaz! :: Kalıcı Link

25/9/2006 - ELAZIĞ HALK OYUNLARI - (FOLKLOR)

Elazığ Halk Oyunlarını, oyun bölgelerinden "Halay Bölgesi" içinde ele almak gerekir. Elazığ oyunları içinde "Bar" özelliği gösteren oyunlar varsa da bunlar çok azdır.

       Elazığ Halk Oyunları “Halay Bölgesi" içinde hareketlilik açısından diğer il ve bölgelere göre ağır ve estetiktir. Az miktarda, çok hareketli oyunlar da vardır. Oyun tempolarını incelediğimiz zaman bu özellik hemen göze çarpmaktadır. Oyunlar "Halay Bölgesindeki diğer oyunlara nazaran müzik ve oyun figürleri açısından ayrıcalık gösterir. Öyle sanıyoruz ki, bu ayrıcalık Elazığ Halk Müziğinin, daha ziyade Türk Sanat Müziğine yatkın olmasından ve müziğin klasik sazlarla icra edilmesinden ileri gelmektedir. Müzikteki bu ayrıcalık, oyun müziklerinin zengin bölümlere sahip olmasında, oyunlarda ise zengin figürlere sahip olmasında gözlenmektedir. Ayrıca her yörede görülmeyen, her oyun formuna (figürüne, kalıbına) karşılık bir müzik formunun bulunması da kayda değer bir durumdur.



       Elazığ Halk Oyunları, genel olarak "tatlı sert" bir karaktere sahiplerdir. Erkek oyunları biraz daha sert ancak estetik, kadın ve kız oyunları ise biraz daha yumuşak ve tatlıdır. Komşu vilayetimiz olan Diyarbakır’ın halayında görülen sertlik, Elazığ halayında mevcut değildir. Ondaki sertlik ve figür azlığına karşılık, diğerinde (Elazığ Halayında) tatlı sertlik ve figür zenginliği şeklindedir.

       Altmışa yakın Elazığ oyunu vardır. Ancak, bugün yaşayan oyunların adedi yirmi - yirmi beş kadardır. Bu oyunların birkaç tanesini oynanış biçimi ve özellikleriyle birlikte anlatacağız.

ÇAYDA ÇIRA OYUNU


       Bu oyun, Elazığ’ın Harput Bucağından derlenmiştir. Oyun "Mumlu Dans" namıyla dünyaca tanınmaktadır. ”Çayda Çıra” oyunu hakkında çeşitli efsaneler vardır. Ancak, bunlar dilden dile dolaşan çeşitli halk masallarına benzemekte ve diğer şehirlerimizde anlatılan efsanelerin bir varyantı ya da değişikliğe uğramış bir şekli olarak anlatılmaktadır.

       Oyun, orijini itibariyle aydınlatma amacı güdülerek ortaya çıkmıştır. Araştırmamızda halk arasında söylenen çeşitli efsaneler tespit ettik. Bunlardan bir örnek: Efsaneye göre Hazar Gölü kenarında bir köyde birbirini seven iki genç, gizlice buluşmaktadırlar. Erkeğin buluşma yerine gidebilmesi için gölü yüzerek geçmesi gerekmektedir. Buluşma gece olduğundan, kız çıra (Dındik) yakarak gence yerini belli etmektedir. Genç ise, ışığa doğru yüzmekte ve böylece sevgililer buluşmaktadır.

       Bu durumu sezen kızın babası, buluşmanın yapılacağı bir gün erkeğin yüzerek gölün ortalarına geldiği sıralarda çırayı söndürür ve genç sevgilinin gölde boğulmasına sebep olur. Bunu fark eden kız da kendini suya atar, o da kaybolur.

       Bunun üzerine bütün köylü toplanarak ellerindeki "Çıra" larla iki sevgiliyi aramaya başlarlar. Efsaneye göre, bu olay üzerine ağıtlar yakılmış, türküler söylenmiş ve çıra ile arama olayı oyunlaşarak günümüze kadar gelmiştir. (Benzer bir efsane de Van yöresindeki “AHTAMARA” efsanesidir.)

       Altınova'da yapılan görkemli bir düğünde geleneksel bir biçimde çay kenarında kurulan düğün meydanında çıralar yakılmış, Somat'lar kurulmuş ve düğün bütün coşkusuyla devam etmektedir. Bu sırada ay tutulunca, evlenen gencin annesi olan Pembe HAN tabaklara çıralar, mumlar diktirip gençlerin ellerine vermiş ve önde kendisi olmak üzere yürüyerek düğün meydanına, görkemli bir biçimde girmişlerdir. Bu buluşun mükemmelliği karşısında aşka gelen "Zurnacı Başı”, ellerindeki tabaklarla ortalığı bir anda gündüze çeviren, bu kalabalığı karşılayarak, gelenlerin ayak hareketlerine uygun bir müzik çalar. Kendisine eşlik eden kırk davul kırk zurna ile ortalık inlemeye başlar, böylece "Çayda Çıra" oyununun melodisi ortaya çıkmış olur. Bu olay gelenek halini almış ve çayda çıra oyunu günümüze kadar oynanıla gelmiştir."

       Eskiden kaç-göç olmadığı için, kız-erkek karma oynanan bu oyun, günümüzde karma oynandığı gibi, ayrı ayrı da oynanır. Oyunun 200-300 yıllık bir mazisi olduğu söylenir. Oyun Elazığ’ın her tarafında bilinir ve oynanır. Hatta, son zamanlarda Elazığ dışına da taşarak Malatya ve Diyarbakır'da da çeşitli şekillerde oynanmaya başlamıştır.

       Çayda Çıra oyunu sürekli olarak kendi melodisi ile oynanır. Ancak oyunun başlangıcında "Şirvan" ya da “Gelin Ağlatma Havası" denilen bir melodi çalınır. Bu oyunun melodisi ile başka bir oyun oynanmadığı gibi, bu oyun başka bir melodi ile de oynanmamaktadır. Oyun 10/8 lik usulde, “Şirvan” makamındadır. Orta çabuklukta bir oyun olan çayda çıra, en az dört-beş kişi ile yürütülür. Arka arkaya dizilerek bazen tekdizi, bazen de daire şeklinde oynanmaktadır. Halay sınıfından çok, dini bir raksa benzemektedir. Taklitli bir oyun olmayan "Çayda Çıra", usul itibariyle başladığı gibi bitmekte ve usulde bir değişiklik olmamaktadır. Hem açık, hem de kapalı yerlerde oynanır. Güvey ya da gelin misâfir önüne çıkarılırken ve de "güvey gezdirmesi" geleneği yerine getirilirken oynanır.

       Tüm oyunlarda başta oynayana kolbaşı, sonda oynayana sonbaşı ya da poçik denir. Sadece halay oyununda "Halaybaşı" ve "Halaysonu" adları kullanılır. Oyunun aracı çift tabak ve içerisindeki üçer mumdan ibarettir. Oyun yürütülürken “Heey, Teey, Tey” diye nara atılır. Elazığ'ın yörelerinde delikanlıya "Gakkoş" adı verilir. Oyun düğünlerde, dini ve milli bayramlarda oynanır.


Çayda Çıra Türküsü :
Çayda çıra yanıyor,                       Yanar çayda çıralar,               
Yanıp yanıp sönüyor,                     Kızlar oyun sıralar.                   
Yavaş yürü usul bas,                     Gelin hanım gelirse,
Engeller uyanıyor.                         Defçi toplar paralar.   
            
Çayda çıra yanıyor,                       Çayda çıra yanıyor,                      
Ay tutulmuş sanıyor,                      Humar göz uyanıyor.                    
Yavaş oyna güzelim,                      Fitil çifte yara bir,                  
Herkes seni tanıyor.                       Yürek mi dayanıyor.    
              
Çayda çıra yakarım,                      Çayda çıra yüz çıra,
Yar yoluna bakarım,                      Yanıyor sıra sıra.
Bir yüz görümlüğüne,                     Yarim keklik ben şahin,
Beşibirlik takarım.                          Giderim ardı sıra .

Avreş Oyunu :

       "Berber Yaşar" adıyla da tanınan bu oyunun, Elazığ dışında herhangi bir yerde oynandığına rastlanmamıştır. Oyunun kaynağı Harput'tur. Eskiden asker sevki çok olan Elazığ ve Harput' ta, askeri hareketlerin taklidi ile ortaya çıkan bu oyun, Elazığ'ın her yerinde oynanır. Oyunun elli-altmış yıllık bir geçmişi olduğu söylenmektedir. Bugün davul ve klarnetle çalınan bu oyunun müziği eskiden zurna ile çalınır ve oynanırdı.(Bugün birçok dağ köyümüzde ve birçok Alevi köyümüzde hâlâ zurna çalınmaktadır.) Esasen Harput'a klarnet girmeden önce düğünlerin baş sazı zurna idi. Ancak Türkiye'ye girdiği anda Harput’ta da kullanımı başlayan klarnet zurnayı büyük ölçüde etkileyerek etkinliğinin azalmasına neden olmuştur.

       Avreş oyununun türküsü, yoktur. Bu oyunun melodisi ile başka bir oyun oynanmadığı gibi, bu oyun başka bir melodi ile oynanmaz. Oyun müziği önce 6/8 lik usûlde ve ağır tempoda, sonra 4/4 lük usûlde ve hızlı tempoda oynanır. Makamı İbrahimiyye dir. Tek sıra dizilmek suretiyle oynanan bu oyun bazen de sağa sola dönmek suretiyle icra edilir. Oyunun öyküsü olmayıp, oyun figürünü teşkil eden hareketler, daha çok ayaklarda toplanmış, kısmen de başla yapılmaktadır. Vücudun tabiî hareketlerini ihtiva eden oyun figürleri ile, asker hareketleri taklit edilmektedir. Oyunda "ha-ha, hey-hey"diye nara atılır. Bu oyun daha ziyade asker uğurlâmalarında ve düğünlerde oynanır.



Halay Oyunu :

       Harput Halayı da denilen bu oyunun varyantları, “Palu” varyantı, İngüzek’te “Karaçor" denen oyun, Ağın’da “Düz Halay”, Baskil'de Halay, Sivrice'de "Düz Haley” dir.

       Oyunun kaynağı Harput’tur ve 200-300 yıldan beri, gençler ve yaşlılar tarafından zevkle oynanmaktadır. Oyun müziği önce 2/4 lük ve "zazaki" denilen figürde 6/8 lik usûlde çalınır, makamı İbrahimiyye'dir. Oyun, avuç avuca kenetlenip tutunmak suretiyle tek dizi halinde oynanır.

       Oyunun figürleri ayaklarda toplanmıştır. Daha çok asker uğurlamalarında ve düğünlerde oynanmaktadır.



Bıçak Oyunu :

       Oyun merkez ilçeye bağlı Hankendi (Hanköy) Bucağı'ndan derlenmiştir. Oyunun asıl kaynağı belli değildir. Bıçak oyunları Türkiye'nin hemen her bölgesinde değişik şekillerde görülmektedir. Erzurum'da “Hançer Bari”, Karadeniz Bölgesinde de bıçaklarla çeşitli horonlar oynanmaktadır. Davul ve klarnet eşliğinde oynanan bu oyun türküsü yoktur. Başka bir melodi ile oynanmadığı gibi, bu oyunun melodisi ile de başka bir oyun oynanmaz.

       Oyun, 9/B lik usûlde ve "İbrahimiyye" makamındadır. İki erkek, bir kadın ya da kadın kılığında bir erkek olmak üzere üç kişi. ile oynanır. Bar özelliği de göstermektedir. Oyun el ve ayak hareketlerinden oluşur. Taklitli bir oyun değildir. Müzik aynı ölçüyü sürekli takip eder. Usûlde bir değişiklik olmaz. Mutaassıp yerlerde kızlar ve kadınlar düğün alanına giremezler; oyunu damdan veya uzak yerlerden seyrederler. Bu yüzden oyunun seyri değişir.

       Oyun araçları, oyuncuların ellerinde bulunan ikişer bıçaktır. Oyuncular bunlarla figürler yaparlar. Bıçak aralarından geçer, göğüse doğru sallanır. Oyun düğünlerde oynanır, türküsü yoktur.



Kılıç Kalkan Oyunu :

       Eski oyuncular tarafından oynandığı duyulmuş, fakat görülmemiştir. Oyun müziğinin notası olduğundan, müziği hakkında bilgi edinmek kolaydır. Kaynak kişilerden Tahsin AYIK kendisiyle görüştüğümüzde, bu oyun hakkında şunları söylemiştir: "Bu oyunu oynayanları gördüm. Bunlar yaşça bizden daha büyüklerdi. Kılıç ve kalkanları olmadığından ellerindeki sopaları kılıç, ayakkabılarını kalkan yaparlardı. Sahip çıkılmayan bu oyunumuz maalesef iptal oldu. "


Delilo Oyunu :

       Harput'tan derlenen bu oyuna "Derilo", "Delilo" gibi adlar verilmektedir. Bu oyun halay bölgesinin hemen her yerinde, birbirine benzer özelliklerle oynanmaktadır. Asıl çıkış kaynağı konusunda bir yargıya varmak mümkün değildir.

       Delilo oyununun 150-200 yıllık bir oyun olduğu söylenmektedir. Oyun, türkülü bir oyun olup, davul ve klarnet eşliğinde oynanır. Oyunun türküsü oyuncular tarafından söylenir. Bu oyun, başka bir oyun melodisi ile oynanmaz, bu oyun melodisi ile de başka bir oyun oynanmaz. 4/4 lük usülde müziği olan oyun, çevre illerdeki "Delilo" oyunlarından biraz daha ağırdır.


Halk Oyunlarında Kullanılan Giysiler :


       “Halk oyunları giysileri genellikle yöreseldir." Kumaşları, şekil ve giyiniş tarzıyla yöreye has özellikler göstermektedir. Giysilere verilen isimler de farklıdır. Her yöre, belki de şekil ve kumaş olarak, aynı olan giysilere ayrı isim verir. Giysilerde belirli bir otantik şekil aramak çok güç ve yanlış bir iştir. Çünkü, kültürün değişkenliği ilkesi çerçevesinde, bir kültür öğesi olan giysiler de sürekli değişmekte ve belli bir zaman kesitinde mevcut şekli tespit etmek mümkün olsa bile, o giyside ısrar etmek, oyunlarda o giysileri kullanmak hatalı olur görüşündeyiz. Tüm halk oyunlarında olduğu gibi Elazığ Halk Oyunlarında da giysilerde bir otantiklik aramak boşuna emek sarf etmekten başka hiçbir şey olmayacaktır. Ancak, oyun giysileri giyilirken, belirli bir giysi, birbiriyle uyum sağlayacak şekilde giyilmeli ve o giysiye uygun aksesuar kullanılmalıdır. Örneğin, alta yazlık, üste kışlık bir giysi giyilmemelidir. Ya da, bir zıbının üstüne yelek giyilmemelidir. Kültürün diğer unsurlarında olduğu gibi, maddi kültür unsuru olan Elazığ Halk Oyunları giysilerinde de bir değişkenlik görülmektedir.


       Günümüzde kullanılan halk oyunları giysilerini üç safhada ele alarak inceleyebiliriz.
1. Evre Erkek Giyimi :

       Başa fes takılır, astane mendil büyüklüğünde "Puşu" takılır. Yaşlılar yazma bağlarlar. Paçaları dar, üst kısmı geniş, beli uçkur ile büzülen çuha şalvar giyilir. Düz beyaz veya siyah-beyaz renkte çizgili, pamuklu kumaştan, içlik veya giyme adı verilen bir iç gömlek giyilir. Bu gömlek kollu, yakasız veya hâkim yakadır. Gömleğin üzerine şalvarın kumaşından "avcı yeleği" denilen bir yelek giyilir. Bele beyaz ipek veya şa1 adı verilen "acem kuşağı" bağlanır. Ayağa poçikli çarık ve yün örme çorap giyilir.

1. Evre Kadın Giyimi :

       Harput kadınının en eski giysi tipidir. Bu tip giysiyi bugün dahi dağ köylerinde görmek mümkündür. Yaklaşık 150-200 sene öncesinde bu tip giysi hakimdi. Bu giysi üç parçadan meydana gelmiştir.

a)- Şalvar

       İpekli veya pamuklu kumaştan yapılmakta ve iç kısmı astarlanmaktaydı. Şalvarın boyu oldukça uzun olup bilek kısımlarına kaytan geçirilmekte ve diz altından bağlanmaktadır. Böylece şalvar bir etek görünümünde dökümlü olarak ayak bileklerine inmektedir. Şalvarın bel kısmı da uçkurla büzülmektedir.

b)- İçlik

       İpekli veya pamuklu kumaştan yapılmaktaydı. Yakası yuvarlak, önü açık, kopça ile iliklenmektedir. İçliğin yanları yırtmaçlıdır.

c)- Üçetek

       Sim işlemeli, kalın ipekli kumaştan veya kadifeden yapılmaktadır. Kolları uzun, bilezikli, çok az yırtmaçlıdır. Yırtmaçlı kısım kopçayla tutturulmuştur. Yakası bele kadar açık,"V" şeklindedir. Belde iki kopça ile "birit" ilikle iliklenmektedir. Belden aşağıya doğru genişleyen eteğin önü tamamen açıktır. Yanları ise kalça altından yırtmaçlıdır. Böylece etek üç parça görünümünü almaktadır. Bele "belbağı" bağlanmaktadır.(Belbağı, üç-dört cm. eninde, tığ işi veya kumaş üzerine işlenmiş kuşaktır.) Ayakkabı olarak postal, çorap olarak yazın iplik, kışın ise yün çorap giyilmektedir.

       Baş süslemesi ise şöyledir: Uzun saçlar ortadan ayrılmakta, arkada küçük parçalara bölünerek örülmektedir. Yanlarda birer tutam saç, kulak hizasında kesilip, zülüf bırakılmaktadır. Saç uçlarına "Humpul" denilen saç süslemesi takılmaktadır. Başa bordo çuhadan fes, fesin üzerine gümüş tepelik konulmaktadır. Fese tutturulmuş uzun saç görünümünde ipek saçlık mevcuttur. Fesin alk üzerine oyalı krep bağlanır. Buna yörede "Kıntik" adı verilir. Bunların üzerine oyalı yazma veya tülbent örtülür.

       Oyun giysilerinde kullanılan takılar şunlardır: Göğüs üzerine çaprazlama dizilen beşibirlik dizisi, camdan bilezik "Şeve" gümüş veya altın küpe ile yüzük kullanılır.

2. Evre Erkek Giyimi

       Birinci safhadaki gibidir. Birinci safhadan farklı olarak ayağa yemeni giyilir.

2. Evre Kadın Giyimi

       Bu safhada da birinci safhadaki giysileri görüyoruz. Birinci safhadaki giysilerden farklı olarak, şalvar üzerine kadifeden, üzeri simli cepken giyilir. Bu safhada üçetek yoktur, ipek kuşak takılır.

3. Evre Erkek Giyimi

       Bu safhada ayağa poçikli kundura giyilir. Cepkende düğme iliğine geçirilmiş köstekli saat bulunabilir. Mendil olarak düz, beyaz, ipek mendil kullanılır.

3. Evre Kadın Giyimi

       Diğer safhalardan farklı olarak, Harput ve Elazığ Fabrikalarında dokunan ve genellikle simli, ipekli kumaştan entari ve ayağa ise "Kaloş Potin" giyilir.



HALK OYUNLARIMIZIN BUGÜNKÜ DURUMU NEDİR?

       Son yıllarda popüler bir hale gelen halk oyunlarımız, uğraşanları, bu konuda çalışanları ile epeyce ilerleme kaydetmiştir. Bugün artık bütün okullarımızda halk oyunları ekipleri vardır ve bu ekipler yarışma, şenlik, bayram gibi faaliyetlere katılmaktadırlar. Bunun yanında üniversitelerimizde bu konuda bilimsel çalışmalarını başlatmışlar, az da olsa ilerleme kaydetmişlerdir. Bazı devlet kuruluşları da bu konuda ciddi çalışmalar yaparak bu faaliyetlere devlet desteğini sağlamışlardır.

       Bugün artık halk oyunlarımız sosyete toplantılarından tutun da, devlet büyüklerinin, yabancı devlet adamlarının karşılama törenlerine, turist karşılamalarına kadar birçok yerde rastlanır ve kullanılır olmuştur. Yarışmalarda, şenlik ve bayramlarda ön planda yer alan halk oyunlarımız, büyük kitlelere hitap etmeye başlamış, uğraşanları da çok büyük bir topluluk haline getirmiştir. Bu çalışmalar bu hızıyla devam eder, devlet de bu çalışmalara destek olursa, halk oyunlarımız daha çok itibar görecek ve sosyal alanda önemli bir yer işgal edecektir.

HALK OYUNLARIMIZ NEREYE GİTMEKTEDİR VE NE OLACAKTIR?

       Bugün gösteri sanatları ya da seyirlik sahne sanatları arasında yer alan halk oyunlarımız doğru bir yolda mıdır? Elbette ki değildir. Yukarıda saydığımız çalışmaları eleştirecek olursak, halk oyunları faaliyetlerinin sistemsiz ve plansız bir şekilde yürütüldüğü ilk söylenecek söz olmalıdır.

       Bugün artık köy meydanlarında bir düğünde eğlenen halkımız da kendi oynadığı oyunu terk etmeye, oyunları sahnelenmiş biçimiyle oynamaya başlamıştır. Bu da halkın yaratıcı değil taklitçi olduğunun bir göstergesidir. Halk oyunlarını da köylerimizde belirli kişiler iyi oynamaktadırlar. Diğerleri ancak onları taklit etmektedirler. Halk oyunlarımızın bir an evvel derlenmesi gerekmektedir. "Halk Oyunlarımız ne olacaktır? "sorusuna tutarlı, geçerli bir cevap vermek mümkün değildir. Bunu tahmin etmek çok güç olduğu gibi, herhangi bir fikir ileri sürmek de yanlış olur. Ancak, "Halk Oyunlarımız ne olmalıdır, hangi çalışmalarla, bu konuda neler yapılmalıdır?" sorularına verilecek cevap ise; sistemli, bilimsel çalışmalarla gerekli araştırmalar yapılıp, oyunlarımızı belli bir yöne kanalize etmek gereklidir. Ülkemizin kültür planlamasında halk oyunlarımız gereken yerini almalı ve bu faaliyetler daha geniş kitlelere yaygınlaştırılmalıdır.


Alıntıdır...

Yorumlar (1) :: Yorumunu yaz! :: Kalıcı Link

25/9/2006 - ELAZIĞ ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ

ELAZIĞ ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ

    Elazığ Organize Sanayi Bölgesi, il merkezine 10 km. mesafede, Yazıkonak Belediyesi hudutları dahilinde kurulmuştur. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nca 200 hektarla sınırlandırılan bölge alanı, öngörülen ihtiyaç üzerine 1998 yılında inkişaf alanları da dahil edilmek üzere, Valiliğin talebi ile Bakanlıkça toplam 400 hektara çıkarılmıştır.

    Elazığ'ın doğusunda yer alan OSB Şeker Fabrikası yolunun kuzeyinde, Keban Plastik Fabrikası ile Şeker Fabrikası arasında bulunmaktadır. Bölge'nin hemen kuzeyinden geçen demiryolu üzerine öngörülecek tren istasyonu ve ayrıca Bölge'nin 2 km. güneyinde yer alan havaalanı Bölge'yi ulaşımı büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır.
 

Organize Sanayi Bölgesi

1. Parsel Büyüklükleri
Organize Sanayi Bölgesi'nde, yer alacak işletmeler için gerekli parsel büyüklükleri, işletmelerin faaliyet konuları ile kapasitelerine bağlı olarak çeşitli büyüklükleri kapsamaktadır. 

Genel Yerleşme Planında; 5000, 10000, 15000, 40000 ve 100000 m² mertebesinde parseller yer almaktadır. Bir kısım parsellerin birleştirilerek kullanılmasına da imkan sağlanmıştır.  


2. Birinci Kısım Organize Sanayi Bölgesi
110 hektar olup, alt ve üst yapı tesisleri tamamlanmıştır. Bölgede 5.000 ile 100.000 m2 arasında değişen 58 Sanayi parselinin yanında, bir sosyal tesis alanı, bir cami, bir benzinlik, iki parselde Devlet Malzeme Ofisi ile birlikte toplam 63 parsel bulunmaktadır.

58 Sanayi parselinin 56 adedi müteşebbislere tahsis edilmiş olup, 34 tesis 36 sanayi parselinde üretime geçmiştir. 10 parsel üzerinde 8 tesis inşaat ve montaj aşamasında, 6 yatırımcı ise proje safhasındadır. 7 tesis çeşitli nedenlerle üretimini durdurmuştur. 2 adet parsel tahsis edilebilir durumdadır.
OSB Yerleşim Planı

Organize Sanayi Bölgesi İkinci Kısım  
55.5 hektar olup, 64 sanayi parseli bulunmaktadır. Kamulaştırması yapılan 39 hektarlık alanın alt yapı ve GA-OG inşaat işleri 1997 yılında ihale edilmiş halen yapımı devam etmektedir.  

İkinci Kısım OSB, müteşebbislere bugüne kadar 16 parsel 11 firmaya tahsis edilmiş, 8 tesis 9 sanayi parseli üzerinde üretime geçmiştir. Mevcut 1. ve 2. kısım OSB'nin kuzeyinde bulunan toplam 93.2 hektar alandan oluşacak olan 3. kısım için 36.3 hektar arazi satın alınmış, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğüne ait 54.6 hektar arazinin Maliye Hazinesine ait arsasından 2.3 hektar arsanın satın alınabilmesi için çalışmalar devam etmektedir.  

Müteşebbis Teşekkül Başkanlığı'nın kendi imkanları ile yapılacak olan III. kısmın Etüd-Proje Mühendislik hizmetleri ihale edilmiş ve parselasyonu yapılmıştır. Alt yapı inşaat işleri mühendislik hizmetlerinin çalışmaları ise devam etmektedir.

Organize Sanayi Bölgesi

Alt yapı ve Sosyal Tesisler: 
1.İç Yollar, Otopark 
Elazığ - Bingöl karayolundan kavşakla Şeker Fabrikası ve Yurtbaşı Beldesi yoluna ayrıldıktan 1 km. sonra uygun bir kavşakla Organize Sanayi Bölgesi'ne girilmektedir.  

Trafik kesişmelerini asgariye indirmek amacı ile, dörtlü kavşaklardan mümkün mertebe kaçınılmış olup, refüjlü bir ana yol ve tali yollarla araçlara uygun trafik şartları sağlanmıştır. Her bölge yolundan, karayoluna çıkmayı önlemek amacı ile adı geçen karayoluna güneyden paralel olarak geçirilen toplayıcı yol bölgenin giriş ve çıkışının güvenini sağlamaktadır.  

Bölge alt yapısı içinde I. kısımda 7000 m., II. kısımda ise 5100 m. yol hattı bulunmaktadır. Organize Sanayi Bölgesi rezerv ve inkişaf sahası olarak öngörülen arazilerde ise ilerideki gelişmelere göre iç yollar düzenlenmesinin daha uygun olacağı düşüncesiyle herhangi bir yol şebekesi planlanmamış, ancak bu sahaların bölge yollarına uygun yerlerden başlanabileceği öngörülmüş ve bir elastikiyet sağlanmıştır.  

Bölge Talimatname'sine göre yollarda park edilmemektedir. Bu nedenle sadece Genel Hizmet ve Sosyal Tesisler civarında oto parklar yapılmıştır. Bölgedeki tesislerin kendi parselleri içinde yeteri kadar otopark sahaları bırakıldığından, genel nitelikte daha fazla otopark yeri yapılmasına esasen ihtiyaç bulunmamaktadır.  


2. Su Şebekesi
Bölgenin su ihtiyacı, içme ve kullanma suyu ile sanayi suyu ihtiyacı olmak üzere iki kısımda planlanmıştır. Verimli Uluova'nın alüvyonları içinde kuyu açılmak suretiyle karşılanmıştır. Ayrıca, her tesisin kendi sahasında sondaj yaparak su kuyusu açması da mümkündür.  

Sanayi bölgesi su dağıtım şebekesi I. kısımda 9500 m., II. kısımda 8500 m. olmak üzere toplam 18000 m. su hattı bulunmaktadır. İlerideki gelişmelere göre su ihtiyacını karşılamak amacı ile uç debiler öngörülmüştür.


3. Drenaj ve Kanalizasyon  
Yağmur sularını ve fabrikalardan çıkacak pis su ve sanayi sıvı artıklarını Bölgeden uzaklaştırmak için drenaj ve kanalizasyon şebekeleri öngörülmüştür. Arazinin meyilli oluşu dolayısıyla sistem cazibe ile çalışabilmektedir. Bugün için parsellerin büyük bir çoğunluğundan zararlı sanayi artıkları bırakılmadığından ön tasfiye yapılmamaktadır.  

Bölge Kanalizasyon Şebekesi Elazığ-Bingöl yolu kenarında öngörülen Elazığ kanalizasyon kollektörüne irtibatlandırılmıştır. Kirli sular. Keban Baraj Gölü'ne tahliyesinden önce, mevcut tasfiye tesisinde arıtılmaktadır.  

Bölgede, I. kısımda 6.350 m., II. kısımda 4.300 m. Kanalizasyon Şebekesi mevcuttur. Fabrika sıvı artıkları daimi olarak tahlil edilmektedir.  
Drenaj ve kanalizasyon mecraları kaldırım ve yeşil bantların altına tertiplenmiştir.  


4. Enerji ve Dağıtımı 
Elazığ İl'nin elektrik ihtiyacı Keban, Hazar I. ve Hazar II. Hidroelektrik Santrallerinden sağlanmaktadır. Söz konusu santraller nedeniyle elektrik sıkıntısı bulunmamaktadır. Bölge, 2 enerji hattı ile ring sistemli olarak beslenmektedir. Her enerji hattı 25 mW gücünde olup, toplam 50 mW enerji yatırımcılar için kullanılabilir durumdadır. Bölgede, normal üstü elektrik tüketen sanayi kuruluşlarının kurulması halinde, bu talebin de tam olarak karşılanabilmesine elverişli kapasite mevcuttur.  


5. Telefon 
Elazığ telefon durumu bakımından iyi bir konumda olup, şehir şebekesi tüm taleplerin karşılanmasına elverişlidir. Organize Sanayi Bölgesi'nde, genel hizmet binaları kompleksi içerisinde Posta ve Telekom için bir ünite mevcut olup, 1276 abone telefon santralından faydalanmaktadır. Santral bölgedeki sanayicilerin direkt olarak her türlü haberleşmesinde faydalı olmaktadır. Ayrıca, Turkcell ve Telsim cep telefonları sistemleri de kurulmuş olup hizmettedir.  


6. Çevre Düzenlemeleri, Parklar 
Organize Sanayi Bölgesi, Genel Yerleşim Planının düzenlenmesi ve park olarak yeşil alan ihtiyacının çözümlenmesi hususları özellikle dikkate alınmıştır. Bölge sahasını kuzeyden çevreleyen tepeler genellikle çıplak görünümde olup yer yer fundalık ve çalılıklar göze çapmaktadır. Bu alanların planlı bir şekille ağaçlandırılmaları öngörülmüştür.
İlk bakışta, sanayi parselleri sınırlarına ve bazı parsellerin otopark ve giriş yönlerindeki bölümlere yapılan ağaçlandırma faaliyetleri bölgeye güzel bir görümün kazandırmıştır. Bölgede sanayi artıklarını ve çevre değerlerinin korunması konusunda duyarlılık gösterilerek proje kapsamı içerisinde 20300 m² bir arıtma tesis alanı ayrılmış ön etüd ve fizibilite çalışmalarına başlanılmıştır.


7. Genel Hizmet Binaları  
Gerek Organize Sanayi Bölgesi'nde yer alacak işletmelerin, gerekse bu işletmelerde çalışacakların çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ortaklaşa kullanılmasında ekonomik ve sosyal yararlar görülen ve alt yapı hizmetinin dışında kalan Genel Hizmet Binaları, Bölge'ye yerleştirilmiştir.  
Fiziksel üniteleri kapsayan bu binalar, 3 grup halinde düşünülmüş, her grupta yer alan münferit binalar fonksiyonlarındaki farklara göre ayrılmış ve böylece ihtiyaca göre farklı zamanlarda geliştirilebilmelerine imkan sağlanmıştır. Hizmet binalarının kapsamına giren münferit yapılar aşağıda sıralanmıştır.  


Bölge Müdürlüğü Hizmet Binası
Bölge Müdürlüğü Hizmet Binasının toplam yapı alanı 420 m² üzerine 3 kattan oluşmaktadır. Bina, Bölge'nin sevk ve idaresinde çalışacak personel büroları ile teknik müşavirlik hizmetlerinin organize edilebileceği büroları kapsamaktadır. Ayrıca, Bölge'de üretilen ürünlerin devamlı olarak sergilenebilmesi için de küçük bir sergi salonuna yer verilmiştir.  

Eğitim Binası (Çıraklık Okulu) 
Bölge Hizmet binası ile bir kompleks meydana getirecek şekilde 560 m²'lik bir yapı alanına yerleştirilmiş ve özel olarak hizmet binası ısıtma merkezinden yararlanması öngörülmüştür.  
Eğitim binası 3 kat olarak işna edilmiş, okuma ve derslik fonksiyonuna hizmet edebilecek bir salon, labaratuvar, atelyeler ve idare servislerinden oluşmaktadır. Müteşebbis Teşekkül Başkanlığı, Eğitim Binasını (Çıraklık Okulu) faaliyete geçirilmesi için Fırat Üniversitesi Rektörlüğü ve Tarım Bakanlığı el Sanatları Okulu ile birlikte 3'lü bir protokol yaparak ilin ihtiyacı olan kalifiye personel yetiştirmek amacı ile çalışmaları başlatmıştır. 1999 yılında faaliyete geçecek okulda ilk yıl mermer işleme ustası yetiştirilecektir. 

Sağlık Merkezi  
Sağlık merkezi esas olarak Bölgesi'deki koruyucu sağlık hizmetlerinin yürütüleceği işçi sağlığı ile ilgili bakım ve testlerin uygulaması için düşünülerek 330 m²'lik alana yapılmıştır. Halen SSK'ya bağlı olarak hizmet vermektedir.  
Ayrıca, acil olaylarda ilk yardım hizmetiin yapılarak hastanın bir süre müşahede altında bulundurulabilmesi için gerekli fiziksel imkanlar sağlanmıştır. 

Kafeterya - Lokanta
Kapsamlı olarak düşünülen kafeterya-lokanta binası bölgemizde bulunan işletmelerin yemek ve çalışma saatleri dışında çalışanların dinlenebilecekleri bir mekan olarak planlanmıştır. Toplam yapı alanı 2426 m² olan tesis kapsamlı olarak yemek verilebilecek konumdadır.  

PTT Hizmet Binası  
Müteşebbis Teşekkül Başkanlığımız ile PTT Genel Müdürlüğü arasında yapılan bir protokol gereği PTT'nin talep etmiş olduğu proje doğrultusunda 275 m² alan üzerine 4 katlı olarak tesis inşa edilmiştir. İletişim hizmetlerinin tümü tesisten, sanayicilere ve çevre yerleşim birimlerine verilmektedir.  

Banka Hizmet Binası  
Bölgede müteşebbislere bankacılık hizmeti verebilmek amacı ile sosyal tesisler alanında 3 adet banka planlanmıştır. Halen iki banka birleştirilerek bir banka şubesi haline getirilmiştir. Bankaca her türlü hizmet sanayicilere sunulmaktadır. 

Konferans Salonu  
Konferans ve eğitim hizmetleri işlevini yerine getirebilecek Bölge Müdürlüğü Sosyal Tesisleri içinde 760 m² alan üzerinde inşa edilmiş, 450 kişilik bir salon bulunmaktadır.  
Eğitim binası ve kafeterya-lokanta binaları, aynı zamanda toplantı salonu olarak planlanmış ve servis imkanları ile donatılmıştır.
Kurs, seminer, konferans ve toplantılar için katılımcıların sayılarına göre gerekli ihtimaller göz önünde tutulmuştur.  

Cami  
Organize Sanayi Bölgesi I. Kısımda toplam yapı alanı 3463 m² olan bir parsel cami yapılmak üzere ayrılmıştır. Etüd - Proje çalışmaları süren yapının, kısa bir sürede yapımına başlanılacaktır. 

Benzinlik  
Benzinlik, bağımsız bir üretim ünitesi olmayıp, sadece bölgede bulunan veya bölgeye nakliye hizmeti veren araçların ihtiyaçları için kurulmuştur.

Jandarma Karakol Binası  
Bölge şehir merkezine çok yakın olmasına rağmen, Bölge'nin emniyet ve asayiş hizmetlerini sağlamak üzere, 360 m² yüzölçümlü bir binaya Jandarma birliği konuşlandırılmıştır.

Elazığ Organize Sanayi Bölgesi'nden Yararlanabilecek Yatırımcılar
Elazığ Organize Sanayi Bölgesi'nde fabrika özelliği taşıyan belirli bir imalat programı olan küçük ve orta ölçekli sanayicilere yer verilmektedir. Organize Sanayi Bölgeleri İç Talimatnamesi hükümleri uyarınca Bölgemizde sanayicilere arsa tahsisi yapılmaktadır.

Müracaat  
Elazığ Organize Sanayi Bölgesi'nde yatırım yapmak isteyen sanayicilerin talepleri Bölge Müdürlüğü'nden alacakları evrak ve belgeleri tamamlayıp Müteşebbis Teşekkül Başkanlığına verecekleri bir dilekçe ile değerlendirilmektedir.

İnşaat Başlama 
Yatırımcılar, Bölgemizde arsa tahsis edildikten sonra inşaat ruhsatını alıp 6 ay içerisinde projelerini, 24 ayda da inşaat işlerini bitirerek üretime geçmek zorundadırlar. Hiç kimse kendisine tahsis edilen arsayı başka bir şahsa satamaz, devredemez ve temlik edemez.
 

Alıntıdır...

Yorumlar (0) :: Yorumunu yaz! :: Kalıcı Link

Image Hosted by ImageShack.us