25/9/2006 - ELAZIĞ HALK OYUNLARI - (FOLKLOR)
Elazığ
Halk Oyunlarını, oyun bölgelerinden "Halay Bölgesi" içinde ele almak
gerekir. Elazığ oyunları içinde "Bar" özelliği gösteren oyunlar varsa
da bunlar çok azdır.
Elazığ Halk Oyunları “Halay Bölgesi" içinde hareketlilik açısından
diğer il ve bölgelere göre ağır ve estetiktir. Az miktarda, çok
hareketli oyunlar da vardır. Oyun tempolarını incelediğimiz zaman bu
özellik hemen göze çarpmaktadır. Oyunlar "Halay Bölgesindeki diğer
oyunlara nazaran müzik ve oyun figürleri açısından ayrıcalık gösterir.
Öyle sanıyoruz ki, bu ayrıcalık Elazığ Halk Müziğinin, daha ziyade Türk
Sanat Müziğine yatkın olmasından ve müziğin klasik sazlarla icra
edilmesinden ileri gelmektedir. Müzikteki bu ayrıcalık, oyun
müziklerinin zengin bölümlere sahip olmasında, oyunlarda ise zengin
figürlere sahip olmasında gözlenmektedir. Ayrıca her yörede görülmeyen,
her oyun formuna (figürüne, kalıbına) karşılık bir müzik formunun
bulunması da kayda değer bir durumdur.
Elazığ Halk Oyunları, genel olarak "tatlı sert" bir karaktere
sahiplerdir. Erkek oyunları biraz daha sert ancak estetik, kadın ve kız
oyunları ise biraz daha yumuşak ve tatlıdır. Komşu vilayetimiz olan
Diyarbakır’ın halayında görülen sertlik, Elazığ halayında mevcut
değildir. Ondaki sertlik ve figür azlığına karşılık, diğerinde (Elazığ
Halayında) tatlı sertlik ve figür zenginliği şeklindedir.
Altmışa yakın Elazığ oyunu vardır. Ancak, bugün yaşayan oyunların adedi
yirmi - yirmi beş kadardır. Bu oyunların birkaç tanesini oynanış biçimi
ve özellikleriyle birlikte anlatacağız. ÇAYDA ÇIRA OYUNU
Bu oyun, Elazığ’ın Harput Bucağından derlenmiştir. Oyun "Mumlu Dans"
namıyla dünyaca tanınmaktadır. ”Çayda Çıra” oyunu hakkında çeşitli
efsaneler vardır. Ancak, bunlar dilden dile dolaşan çeşitli halk
masallarına benzemekte ve diğer şehirlerimizde anlatılan efsanelerin
bir varyantı ya da değişikliğe uğramış bir şekli olarak anlatılmaktadır.
Oyun, orijini itibariyle aydınlatma amacı güdülerek ortaya çıkmıştır.
Araştırmamızda halk arasında söylenen çeşitli efsaneler tespit ettik.
Bunlardan bir örnek: Efsaneye göre Hazar Gölü kenarında bir köyde
birbirini seven iki genç, gizlice buluşmaktadırlar. Erkeğin buluşma
yerine gidebilmesi için gölü yüzerek geçmesi gerekmektedir. Buluşma
gece olduğundan, kız çıra (Dındik) yakarak gence yerini belli
etmektedir. Genç ise, ışığa doğru yüzmekte ve böylece sevgililer
buluşmaktadır.
Bu durumu sezen kızın babası, buluşmanın yapılacağı bir gün erkeğin
yüzerek gölün ortalarına geldiği sıralarda çırayı söndürür ve genç
sevgilinin gölde boğulmasına sebep olur. Bunu fark eden kız da kendini
suya atar, o da kaybolur.
Bunun üzerine bütün köylü toplanarak ellerindeki "Çıra" larla iki
sevgiliyi aramaya başlarlar. Efsaneye göre, bu olay üzerine ağıtlar
yakılmış, türküler söylenmiş ve çıra ile arama olayı oyunlaşarak
günümüze kadar gelmiştir. (Benzer bir efsane de Van yöresindeki
“AHTAMARA” efsanesidir.)
Altınova'da yapılan görkemli bir düğünde geleneksel bir biçimde çay
kenarında kurulan düğün meydanında çıralar yakılmış, Somat'lar kurulmuş
ve düğün bütün coşkusuyla devam etmektedir. Bu sırada ay tutulunca,
evlenen gencin annesi olan Pembe HAN tabaklara çıralar, mumlar diktirip
gençlerin ellerine vermiş ve önde kendisi olmak üzere yürüyerek düğün
meydanına, görkemli bir biçimde girmişlerdir. Bu buluşun mükemmelliği
karşısında aşka gelen "Zurnacı Başı”, ellerindeki tabaklarla ortalığı
bir anda gündüze çeviren, bu kalabalığı karşılayarak, gelenlerin ayak
hareketlerine uygun bir müzik çalar. Kendisine eşlik eden kırk davul
kırk zurna ile ortalık inlemeye başlar, böylece "Çayda Çıra" oyununun
melodisi ortaya çıkmış olur. Bu olay gelenek halini almış ve çayda çıra
oyunu günümüze kadar oynanıla gelmiştir."
Eskiden kaç-göç olmadığı için, kız-erkek karma oynanan bu oyun,
günümüzde karma oynandığı gibi, ayrı ayrı da oynanır. Oyunun 200-300
yıllık bir mazisi olduğu söylenir. Oyun Elazığ’ın her tarafında bilinir
ve oynanır. Hatta, son zamanlarda Elazığ dışına da taşarak Malatya ve
Diyarbakır'da da çeşitli şekillerde oynanmaya başlamıştır.
Çayda Çıra oyunu sürekli olarak kendi melodisi ile oynanır. Ancak
oyunun başlangıcında "Şirvan" ya da “Gelin Ağlatma Havası" denilen bir
melodi çalınır. Bu oyunun melodisi ile başka bir oyun oynanmadığı gibi,
bu oyun başka bir melodi ile de oynanmamaktadır. Oyun 10/8 lik usulde,
“Şirvan” makamındadır. Orta çabuklukta bir oyun olan çayda çıra, en az
dört-beş kişi ile yürütülür. Arka arkaya dizilerek bazen tekdizi, bazen
de daire şeklinde oynanmaktadır. Halay sınıfından çok, dini bir raksa
benzemektedir. Taklitli bir oyun olmayan "Çayda Çıra", usul itibariyle
başladığı gibi bitmekte ve usulde bir değişiklik olmamaktadır. Hem
açık, hem de kapalı yerlerde oynanır. Güvey ya da gelin misâfir önüne
çıkarılırken ve de "güvey gezdirmesi" geleneği yerine getirilirken
oynanır.
Tüm oyunlarda başta oynayana kolbaşı, sonda oynayana sonbaşı ya da
poçik denir. Sadece halay oyununda "Halaybaşı" ve "Halaysonu" adları
kullanılır. Oyunun aracı çift tabak ve içerisindeki üçer mumdan
ibarettir. Oyun yürütülürken “Heey, Teey, Tey” diye nara atılır.
Elazığ'ın yörelerinde delikanlıya "Gakkoş" adı verilir. Oyun
düğünlerde, dini ve milli bayramlarda oynanır.
Çayda Çıra Türküsü : Çayda
çıra yanıyor,
Yanar çayda çıralar,
Yanıp
yanıp sönüyor,
Kızlar oyun sıralar.
Yavaş
yürü usul bas,
Gelin hanım gelirse, Engeller
uyanıyor.
Defçi toplar paralar. Çayda
çıra yanıyor,
Çayda çıra yanıyor,
Ay
tutulmuş sanıyor,
Humar göz
uyanıyor.
Yavaş
oyna güzelim,
Fitil çifte yara bir,
Herkes
seni tanıyor.
Yürek mi dayanıyor. Çayda
çıra yakarım,
Çayda çıra yüz çıra, Yar
yoluna bakarım,
Yanıyor sıra sıra. Bir
yüz görümlüğüne,
Yarim keklik ben şahin, Beşibirlik
takarım.
Giderim ardı sıra . Avreş Oyunu :
"Berber Yaşar" adıyla da tanınan bu oyunun, Elazığ dışında herhangi bir
yerde oynandığına rastlanmamıştır. Oyunun kaynağı Harput'tur. Eskiden
asker sevki çok olan Elazığ ve Harput' ta, askeri hareketlerin taklidi
ile ortaya çıkan bu oyun, Elazığ'ın her yerinde oynanır. Oyunun
elli-altmış yıllık bir geçmişi olduğu söylenmektedir. Bugün davul ve
klarnetle çalınan bu oyunun müziği eskiden zurna ile çalınır ve
oynanırdı.(Bugün birçok dağ köyümüzde ve birçok Alevi köyümüzde hâlâ
zurna çalınmaktadır.) Esasen Harput'a klarnet girmeden önce düğünlerin
baş sazı zurna idi. Ancak Türkiye'ye girdiği anda Harput’ta da
kullanımı başlayan klarnet zurnayı büyük ölçüde etkileyerek
etkinliğinin azalmasına neden olmuştur.
Avreş oyununun türküsü, yoktur. Bu oyunun melodisi ile başka bir oyun
oynanmadığı gibi, bu oyun başka bir melodi ile oynanmaz. Oyun müziği
önce 6/8 lik usûlde ve ağır tempoda, sonra 4/4 lük usûlde ve hızlı
tempoda oynanır. Makamı İbrahimiyye dir. Tek sıra dizilmek suretiyle
oynanan bu oyun bazen de sağa sola dönmek suretiyle icra edilir. Oyunun
öyküsü olmayıp, oyun figürünü teşkil eden hareketler, daha çok
ayaklarda toplanmış, kısmen de başla yapılmaktadır. Vücudun tabiî
hareketlerini ihtiva eden oyun figürleri ile, asker hareketleri taklit
edilmektedir. Oyunda "ha-ha, hey-hey"diye nara atılır. Bu oyun daha
ziyade asker uğurlâmalarında ve düğünlerde oynanır.
Halay Oyunu :
Harput Halayı da denilen bu oyunun varyantları, “Palu” varyantı,
İngüzek’te “Karaçor" denen oyun, Ağın’da “Düz Halay”, Baskil'de Halay,
Sivrice'de "Düz Haley” dir.
Oyunun kaynağı Harput’tur ve 200-300 yıldan beri, gençler ve yaşlılar
tarafından zevkle oynanmaktadır. Oyun müziği önce 2/4 lük ve "zazaki"
denilen figürde 6/8 lik usûlde çalınır, makamı İbrahimiyye'dir. Oyun,
avuç avuca kenetlenip tutunmak suretiyle tek dizi halinde oynanır.
Oyunun figürleri ayaklarda toplanmıştır. Daha çok asker uğurlamalarında
ve düğünlerde oynanmaktadır.
Bıçak Oyunu :
Oyun merkez ilçeye bağlı Hankendi (Hanköy) Bucağı'ndan derlenmiştir.
Oyunun asıl kaynağı belli değildir. Bıçak oyunları Türkiye'nin hemen
her bölgesinde değişik şekillerde görülmektedir. Erzurum'da “Hançer
Bari”, Karadeniz Bölgesinde de bıçaklarla çeşitli horonlar
oynanmaktadır. Davul ve klarnet eşliğinde oynanan bu oyun türküsü
yoktur. Başka bir melodi ile oynanmadığı gibi, bu oyunun melodisi ile
de başka bir oyun oynanmaz.
Oyun, 9/B lik usûlde ve "İbrahimiyye" makamındadır. İki erkek, bir
kadın ya da kadın kılığında bir erkek olmak üzere üç kişi. ile oynanır.
Bar özelliği de göstermektedir. Oyun el ve ayak hareketlerinden oluşur.
Taklitli bir oyun değildir. Müzik aynı ölçüyü sürekli takip eder.
Usûlde bir değişiklik olmaz. Mutaassıp yerlerde kızlar ve kadınlar
düğün alanına giremezler; oyunu damdan veya uzak yerlerden seyrederler.
Bu yüzden oyunun seyri değişir.
Oyun araçları, oyuncuların ellerinde bulunan ikişer bıçaktır. Oyuncular
bunlarla figürler yaparlar. Bıçak aralarından geçer, göğüse doğru
sallanır. Oyun düğünlerde oynanır, türküsü yoktur.
Kılıç Kalkan Oyunu :
Eski oyuncular tarafından oynandığı duyulmuş, fakat görülmemiştir. Oyun
müziğinin notası olduğundan, müziği hakkında bilgi edinmek kolaydır.
Kaynak kişilerden Tahsin AYIK kendisiyle görüştüğümüzde, bu oyun
hakkında şunları söylemiştir: "Bu oyunu oynayanları gördüm. Bunlar
yaşça bizden daha büyüklerdi. Kılıç ve kalkanları olmadığından
ellerindeki sopaları kılıç, ayakkabılarını kalkan yaparlardı. Sahip
çıkılmayan bu oyunumuz maalesef iptal oldu. "
Delilo Oyunu :
Harput'tan derlenen bu oyuna "Derilo", "Delilo" gibi adlar
verilmektedir. Bu oyun halay bölgesinin hemen her yerinde, birbirine
benzer özelliklerle oynanmaktadır. Asıl çıkış kaynağı konusunda bir
yargıya varmak mümkün değildir.
Delilo oyununun 150-200 yıllık bir oyun olduğu söylenmektedir. Oyun,
türkülü bir oyun olup, davul ve klarnet eşliğinde oynanır. Oyunun
türküsü oyuncular tarafından söylenir. Bu oyun, başka bir oyun melodisi
ile oynanmaz, bu oyun melodisi ile de başka bir oyun oynanmaz. 4/4 lük
usülde müziği olan oyun, çevre illerdeki "Delilo" oyunlarından biraz
daha ağırdır.
Halk Oyunlarında Kullanılan Giysiler :
“Halk oyunları giysileri genellikle yöreseldir." Kumaşları, şekil ve
giyiniş tarzıyla yöreye has özellikler göstermektedir. Giysilere
verilen isimler de farklıdır. Her yöre, belki de şekil ve kumaş olarak,
aynı olan giysilere ayrı isim verir. Giysilerde belirli bir otantik
şekil aramak çok güç ve yanlış bir iştir. Çünkü, kültürün değişkenliği
ilkesi çerçevesinde, bir kültür öğesi olan giysiler de sürekli
değişmekte ve belli bir zaman kesitinde mevcut şekli tespit etmek
mümkün olsa bile, o giyside ısrar etmek, oyunlarda o giysileri
kullanmak hatalı olur görüşündeyiz. Tüm halk oyunlarında olduğu gibi
Elazığ Halk Oyunlarında da giysilerde bir otantiklik aramak boşuna emek
sarf etmekten başka hiçbir şey olmayacaktır. Ancak, oyun giysileri
giyilirken, belirli bir giysi, birbiriyle uyum sağlayacak şekilde
giyilmeli ve o giysiye uygun aksesuar kullanılmalıdır. Örneğin, alta
yazlık, üste kışlık bir giysi giyilmemelidir. Ya da, bir zıbının üstüne
yelek giyilmemelidir. Kültürün diğer unsurlarında olduğu gibi, maddi
kültür unsuru olan Elazığ Halk Oyunları giysilerinde de bir değişkenlik
görülmektedir.
Günümüzde kullanılan halk oyunları giysilerini üç safhada ele alarak inceleyebiliriz. 1. Evre Erkek Giyimi :
Başa fes takılır, astane mendil büyüklüğünde "Puşu" takılır. Yaşlılar
yazma bağlarlar. Paçaları dar, üst kısmı geniş, beli uçkur ile büzülen
çuha şalvar giyilir. Düz beyaz veya siyah-beyaz renkte çizgili, pamuklu
kumaştan, içlik veya giyme adı verilen bir iç gömlek giyilir. Bu gömlek
kollu, yakasız veya hâkim yakadır. Gömleğin üzerine şalvarın kumaşından
"avcı yeleği" denilen bir yelek giyilir. Bele beyaz ipek veya şa1 adı
verilen "acem kuşağı" bağlanır. Ayağa poçikli çarık ve yün örme çorap
giyilir. 1. Evre Kadın Giyimi :
Harput kadınının en eski giysi tipidir. Bu tip giysiyi bugün dahi dağ
köylerinde görmek mümkündür. Yaklaşık 150-200 sene öncesinde bu tip
giysi hakimdi. Bu giysi üç parçadan meydana gelmiştir. a)- Şalvar
İpekli veya pamuklu kumaştan yapılmakta ve iç kısmı astarlanmaktaydı.
Şalvarın boyu oldukça uzun olup bilek kısımlarına kaytan geçirilmekte
ve diz altından bağlanmaktadır. Böylece şalvar bir etek görünümünde
dökümlü olarak ayak bileklerine inmektedir. Şalvarın bel kısmı da
uçkurla büzülmektedir. b)- İçlik
İpekli veya pamuklu kumaştan yapılmaktaydı. Yakası yuvarlak, önü açık,
kopça ile iliklenmektedir. İçliğin yanları yırtmaçlıdır. c)- Üçetek
Sim işlemeli, kalın ipekli kumaştan veya kadifeden yapılmaktadır.
Kolları uzun, bilezikli, çok az yırtmaçlıdır. Yırtmaçlı kısım kopçayla
tutturulmuştur. Yakası bele kadar açık,"V" şeklindedir. Belde iki kopça
ile "birit" ilikle iliklenmektedir. Belden aşağıya doğru genişleyen
eteğin önü tamamen açıktır. Yanları ise kalça altından yırtmaçlıdır.
Böylece etek üç parça görünümünü almaktadır. Bele "belbağı"
bağlanmaktadır.(Belbağı, üç-dört cm. eninde, tığ işi veya kumaş üzerine
işlenmiş kuşaktır.) Ayakkabı olarak postal, çorap olarak yazın iplik,
kışın ise yün çorap giyilmektedir.
Baş süslemesi ise şöyledir: Uzun saçlar ortadan ayrılmakta, arkada
küçük parçalara bölünerek örülmektedir. Yanlarda birer tutam saç, kulak
hizasında kesilip, zülüf bırakılmaktadır. Saç uçlarına "Humpul" denilen
saç süslemesi takılmaktadır. Başa bordo çuhadan fes, fesin üzerine
gümüş tepelik konulmaktadır. Fese tutturulmuş uzun saç görünümünde ipek
saçlık mevcuttur. Fesin alk üzerine oyalı krep bağlanır. Buna yörede
"Kıntik" adı verilir. Bunların üzerine oyalı yazma veya tülbent örtülür.
Oyun giysilerinde kullanılan takılar şunlardır: Göğüs üzerine
çaprazlama dizilen beşibirlik dizisi, camdan bilezik "Şeve" gümüş veya
altın küpe ile yüzük kullanılır. 2. Evre Erkek Giyimi
Birinci safhadaki gibidir. Birinci safhadan farklı olarak ayağa yemeni giyilir. 2. Evre Kadın Giyimi
Bu safhada da birinci safhadaki giysileri görüyoruz. Birinci safhadaki
giysilerden farklı olarak, şalvar üzerine kadifeden, üzeri simli cepken
giyilir. Bu safhada üçetek yoktur, ipek kuşak takılır. 3. Evre Erkek Giyimi
Bu safhada ayağa poçikli kundura giyilir. Cepkende düğme iliğine
geçirilmiş köstekli saat bulunabilir. Mendil olarak düz, beyaz, ipek
mendil kullanılır. 3. Evre Kadın Giyimi
Diğer safhalardan farklı olarak, Harput ve Elazığ Fabrikalarında
dokunan ve genellikle simli, ipekli kumaştan entari ve ayağa ise "Kaloş
Potin" giyilir.
HALK OYUNLARIMIZIN BUGÜNKÜ DURUMU NEDİR?
Son yıllarda popüler bir hale gelen halk oyunlarımız, uğraşanları, bu
konuda çalışanları ile epeyce ilerleme kaydetmiştir. Bugün artık bütün
okullarımızda halk oyunları ekipleri vardır ve bu ekipler yarışma,
şenlik, bayram gibi faaliyetlere katılmaktadırlar. Bunun yanında
üniversitelerimizde bu konuda bilimsel çalışmalarını başlatmışlar, az
da olsa ilerleme kaydetmişlerdir. Bazı devlet kuruluşları da bu konuda
ciddi çalışmalar yaparak bu faaliyetlere devlet desteğini
sağlamışlardır.
Bugün artık halk oyunlarımız sosyete toplantılarından tutun da, devlet
büyüklerinin, yabancı devlet adamlarının karşılama törenlerine, turist
karşılamalarına kadar birçok yerde rastlanır ve kullanılır olmuştur.
Yarışmalarda, şenlik ve bayramlarda ön planda yer alan halk
oyunlarımız, büyük kitlelere hitap etmeye başlamış, uğraşanları da çok
büyük bir topluluk haline getirmiştir. Bu çalışmalar bu hızıyla devam
eder, devlet de bu çalışmalara destek olursa, halk oyunlarımız daha çok
itibar görecek ve sosyal alanda önemli bir yer işgal edecektir. HALK OYUNLARIMIZ NEREYE GİTMEKTEDİR VE NE OLACAKTIR?
Bugün gösteri sanatları ya da seyirlik sahne sanatları arasında yer
alan halk oyunlarımız doğru bir yolda mıdır? Elbette ki değildir.
Yukarıda saydığımız çalışmaları eleştirecek olursak, halk oyunları
faaliyetlerinin sistemsiz ve plansız bir şekilde yürütüldüğü ilk
söylenecek söz olmalıdır.
Bugün artık köy meydanlarında bir düğünde eğlenen halkımız da kendi
oynadığı oyunu terk etmeye, oyunları sahnelenmiş biçimiyle oynamaya
başlamıştır. Bu da halkın yaratıcı değil taklitçi olduğunun bir
göstergesidir. Halk oyunlarını da köylerimizde belirli kişiler iyi
oynamaktadırlar. Diğerleri ancak onları taklit etmektedirler. Halk
oyunlarımızın bir an evvel derlenmesi gerekmektedir. "Halk Oyunlarımız
ne olacaktır? "sorusuna tutarlı, geçerli bir cevap vermek mümkün
değildir. Bunu tahmin etmek çok güç olduğu gibi, herhangi bir fikir
ileri sürmek de yanlış olur. Ancak, "Halk Oyunlarımız ne olmalıdır,
hangi çalışmalarla, bu konuda neler yapılmalıdır?" sorularına verilecek
cevap ise; sistemli, bilimsel çalışmalarla gerekli araştırmalar
yapılıp, oyunlarımızı belli bir yöne kanalize etmek gereklidir.
Ülkemizin kültür planlamasında halk oyunlarımız gereken yerini almalı
ve bu faaliyetler daha geniş kitlelere yaygınlaştırılmalıdır.
Alıntıdır...
|