25/9/2006 - Elazığ'ın Tarihçesi
Yüzölçümü: 3.153 km²
Nüfus: 518.325 (1997)
İl Trafik No: 23
İl Telefon Kodu: 424
GENEL TARİHİ
ELAZIĞ ili doğal şartların elverişli olması nedeniyle paleolitik
(yontma taş) döneminden beri çeşitli toplulukların yerleştiği bir alan
olmuştur. Keban ve Karakaya barajları eski eserleri kurtarma
projesi çerçevesinde yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalar ,yöre
tarihinin bilinmesine büyük katkılar sağlamıştır. Bu çalışma
ışığında Elazığ-Harput yöresinin bilinen en eski sakinleri
Hurriler’dir. Arkeolojik kazılar sonunda elde edilen tabletlerden
anlaşıldığına göre Hurriler ,Ön Asya da büyük bir bölgeye yayılmış
,M.Ö.2 bin yılının sonlarında kuvvetlenerek ırkdaşları Subar Beyleri’ni
de egemenlikleri altına alarak ,sınırlarını genişletmişlerdir. Hurriler
den sonra bölge Hititlerin hakimiyeti altına geçmiştir. M.Ö.IX,
yüzyıldan itibaren Urarturlar bölgeye egemen olmuşlardır. Urartu
dönemine ait Palu,Kömürhan ve Bağın’da çivi yazılı kitabeler
bulunmaktadır. M.Ö.VII. yüzyıllar da bölgeye Medler hakim olmuş ,
sonraki yüzyıllarda Pers Straplar’ın Büyük İskender’e yenilmesiyle Pers
hakimiyeti sona ermiş , bölge İskenderin ordularının denetiminde
kalmıştır.M.Ö.546 yılında Roma ordusu Persler’e yenilince yörede
Persler’in hakimiyeti görülmeye başlamıştır. Bu hakimiyetle
birlikte yöre M.S.III. yüzyıla kadar Pers-Roma mücadelesine sahne olmuş
,Büyük Roma İmparatorluğu’nun M.S.395 yılında ikiye bölünmesinden sonra
yörede ,Sasani Bizans mücadelesi başlamıştır. Sonuçta Fırat’ın batısı
Bizans,doğusu Sasaniler ,hakimiyetine girmiştir. KÜLTÜR TARİHİ
Bugünkü Elazığ 1834 yılında tarihi Harput'un bir mezrası olan ve
"mezre" diye anılan ovaya nakledilmesiyle kurulmuştur. Cumhuriyet
döneminde ise gelişmesine devam ettirerek gelişen ve Doğu Anadolu'nun
önemli merkezlerinden birisi olan Elazığ, kültür tarihi ve yerleşme
tarihi açısından büyük önem arz eder. Bilim adamlarının yer
değiştiren şehirler arasında saydığı Elazığ ,1937 yılında bugünkü
ismini almıştır. Harput; Sultan Aziz döneminde Mamüret'ül-Aziz ismin
alıncaya kadar Harput ismiyle bilinmiş ve tarihe mal olmuştur. Bu
nedenlerle Elazığı anlatırken onun menşeini oluşturan Harput'dan
bahsetmek ve hatta birisinin ismi anıldığında diğeri anlamak
mecburiyeti var gibidir. Elazığ(Harput)ve çevresi çok eski bir
yerleşme bölgesidir. Yöre hakkında ilk yazılı belgeler M.Ö.2000
yıllarına rastlar. Ancak 1967 yılında Keban Barajı'nın yapımı nedeniyle
oluşacak olan göl sahasında yapılan arkeolojik kazı ve etnografik
araştırmalardan elde edilen buluntular , yörenin paleolitik (eski
taş)devrine ulaşan bir iskan sahası olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Nitekim Elazığ'ın Murat ve Karasu'nun birleşmesinden oluşan Fırat
Nehrinin çizdiği yay içinde sulak ve verimli bir ova üzerine kurulması
,yöreyi yerleşmeye elverişli kılmıştır. Elazığ(Harput)'ın yazılı
tarihi hakkında ilk bilgilerin Hitit tabletlerinden almaktayız. Buna
göre yörenin ilk sakinleri Mitanni adında bir devler kuran Hurriler
olmuştur. M.Ö.III ve IV bin yıllarında bölgede Subarların yaşadıkları
ve Fırat isminin bunlar tarafından verildiği ileri sürülmüştür.
Subarlar'ın Hurriler2le aynı kökten geldikleri ve yeryüzünde madeni ilk
işleyen kavim oldukları bilinmektedir. Hatta işlenen madenlerin
Mezopotamya'ya da ihraç edildiği anlaşılmaktadır. Mezopotamya'da
gelişen kültürlerin kökenini burada aramanın daha doğru olacağı
kanaatindedirler. Hurriler2den sonra M.Ö.2000 yıllarında yöreye
IŞUVA adı veren, tarımda ve dokuma sanatında ileri olan Hititler hakim
olmuşlardır. Hititlerin yöredeki egemenliğine ;çivi yazısını
kullanan ve taş oymacılığı konusunda ileri olan Urarturlar son
vermiştir. Günümüzde de ayakta olan Harput Kalesini ilk yapanların
Urarturlar olduğu ileri sürülmektedir. M.S. 1. Asırla 3. Asar kadar
Harput'a hakim olan Romalılar ,madencilikte ileri olup yörede maden
işletmeleri kurmuşlar Harput ve civarında azda olsa bir şehir hayatının
ortaya çıkmasına vesile olmuşlardır. Sasaniler'le Bizansızlar
arsında zaman zaman el değiştiren Harput , 7. Asrın ortalarında
Bizansızlar'ın eline geçer. Sonra H.z.Ömer zamanında müslüman Arapların
hakimiyetine girer. Bu dönemlerde Uluova ve Kuzuova da hayvancılık
yapılıyor,insanlar çoksade bir hayat sürüyorlardı .10.asırda ikinci
defa Harput'u ele geçiren Bizanssızlar burada bir vilayet teşkilatı
kurmuşlardır. Harput ve çevresi 1071 yılında kazanılan Malazgirt
zaferinden sonra 1085 yılında Türkler'in eline geçmiştir.Harput'taki
ilk Türk hakimiyeti Çubukoğulları ile başlar.Bu dönemde Harput'un
iskanı ve imarı çalışmaları uç verir.Böylelikle günümüze kadar gelen ve
sonsuza kadar devam edecek olan Türk hakimiyeti sağlam temeller üzerine
kurulmuş olur. Anadolu'nunu fethine katılarak ,Türkleşmesinde
önemli rol oynayan Artukoğulları ,Harput'ta 1113 yılından başlayıp 1234
yılına kadar ,yüzyıl sürecek olan bir hakimiyet
kurmuşlardır.Artukoğulları'nın Harput'un kültür tarihi üzerinde önemli
bir yeri vardır.Osmanlılar gibi kayı boyundan olan Artuklular ünlü
komutan Belek Gazi'yi yetiştirmiş ,Harput'u bugüne kadar ulaşan
Türk-İslam eserleriyle süslemeye başlamışlardır.Harput'taki Ulu
Cami,Alacalı Camii bu dönemde yapılmışlardır.Yine Artukoğulları
döneminde bir hastane,bir çok çeşme ,türbe ,saray inşa
edilmiştir.Harput kalesi önemli bir onarım görmüş ve bazı eklentiler
yapılmıştır. Yine kalenin hemen dibinde Süryani Kilisesinin Artuklu
Hükümdarı Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığı kanaati vardır.
Bu dönemde ticaret ve el sanatları son derece ğelişmiştir.1185 yılında
yapılan Ahi Musa Mescidi'nin varlığı Harput'ta bir Ahi Teşkilatı'nın
kurulduğunu göstermektedir.Artuklular dönemi Harput'un bayındır hale
gelmesiyle birlikte bilim ve sanatta da önemli hamlelerle doludur.Adı
bilinmeyen bir yazar matematik kitabı yazmış ,musikide .edebiyatta
önemli gelişmeler olmuştur.Artuklular döneminde Uluova ve Kuzuova da
geleneksek usüllerle tarım yapılmıştır.Bu dönemlerde evler genellikle
tek katlı ve damlıdır. Artuklular döneminde Harput bir bilim,kültür,sanat ve ticaret merkezi haline gelmiştir.
Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat ,Artukluların egemenliğine
son vererek Harput'a hakim olur. Bu dönemde Harput'ta Türk-İslam
Kültürü tamamen hakimdir. Ticaret,sanat ve kültür şehri olma özelliğini
sürdürür. Arap Baba Mescidi bu dönemin eseri olup,mescitteki çini
işçiliği ,el sanatlarının ne kadar ileri bir düzeyde olduğunu gösterir.
Selçuklular'ın zayıflama dönemlerinde Harput'a İlhanlı akınları oldu.
İlhanlılar yörede huzursuzluk yarattıkları gibi Harput'ta oluşan
uygarlık birikimlerini de önemli ölçüde tahrip etmişlerdir. Harput'un
yaşadığı en acı ve en talihsiz yıllar bu dönem olmuştur. İlhani
hakimiyetinden sonra Harput'a 1339 yıllarında başlayıp 1465 yılına
kadar sürecek olan Dulkadiroğulları dönemi başlar ve bu dönemde Harput
Kalesi tekrara onarım görür. Tarihi boyunca bir sınır bölgesi ve
ihtilaf hududu olarak kalan Harput ,1465'de Akkoyunlular'ın eline geçer
ve Osmanlılara sınır oluşturursuzun Hasan döneminde İtalyan gezgini
Barbora'ya göre göz kamaştırıcı bir kenttir. Akkoyunlular zamanında
Harput'ta para basılmış,kültür ve sanatta önemli hamleler yapılmış ,çok
sayıda din adamı ,bilim adamı ve sanatkar yetişmiştir. Harput 1507
yılında Safaviler'in eline geçmiş ,26 mart 1516 yılında ise Osmanlı
Devleti topraklarına katılmıştır. Osmanlı Devleti zamanında en olgun
devrini yaşar ve Doğu Anadolu 'nun ticaret merkezi olur. Bu dönemde
Palu ve Keban'da da önemli eserler yaptırılmış ,Keban ve Maden
ilçelerinde maden işletmeciliği oldukça gelişmiştir. Bu nedenle
özellikle Harput'ta bakır işletmeciliği gelişmiş ;bakır türkülere konu
olmuştur. Harput medreselerinde çok sayıda vasıflı alim ve sanatkar
yetişmiştir. Yöre insanı divan edebiyatı konularına hakim olmuş ,Fuzuli
ve Nedim gibi şairlerimizin şiirlerini bestelemişlerdir. Medrese
kültürü ile, kır kültürü birbirini yakından etkilemiş aydın halk tezadı
önemli ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bu dönemde musikide de önemli
gelişmeler olmuş ve divan geleneği ile halk geleneğinin kaynaşmasından
oluşmuş bir müzik kültürü ortaya çıkmıştır. İpekçilik son derece
gelişmiş ,ipek tezgahları ve fabrikaları kurulmuştur. Evliya Çelebi
Harput'ta 17. Yüzyılda 600 dükkan ,7 ticaret hanından,bedesten ve
saraçhaneden söz eder. Harput'un çevre köylerinde de el sanatları
yaygınlaşmıştı. Pamuk ve diğer zirai ürünler ekilir , tarım ve hayvancılıkla birlikte el sanatları en önemli geçim kaynağını oluştururdu.
Harput 19.yüzyılda canlılığını korudu.Kamus'al-Alem'e göre bu dönmede
Harput'ta 2670 ev,843 dükkan, 10 camii,10 medrese, 8 kütüphane, 8
kilise ,12 han ve 90 hamam bulunmaktaydı. 19. yüzyılda Harput2ta
sanayide uç vermeye başladı.Osmanlıların son zamanlarında batılılar
Harput'a özel bir önem verdiler. Amerikan,Alman ve Fransız kolejleri
kurdular. Bu okullar Harputtaki yaşama biçimini etkilemiştir. Bu
nedenle Harput halkından bir çok insan Amerika'ya gidip gelmiştir.
Cevat Fehmi Başkut'un yazdığı Harput'ta bir Amerikalı oyunu bu olayı
Harput'un son yüzyıldaki çöküşünü anlatır. Harput,birbirine çok
benzeyen sebeplerle tarihe karışan bir çok eski Türk şehri gibi terk
edilmiştir. Yöneticilerin 1834 yılında askeri ve idari merkezlerini
mezraya taşımaları ,demir yolunun mezreden geçmesi gibi nedenlerle
zaman içerisinde Harput bütün fonksiyonları ile birilikte taşınarak
bugünkü Elazığ 'ı oluşturmuştur. Türklerin fethine kadar bir kale
şehri olarak kalan Harput ,Türklerle birlikte bayındır bir şehir haline
gelmiş ve istikrara kavuşmuştur. Orta Asya'dan kopup gelen Türk insanı
,beraberinde getirdiği bilgi birikimi,gelenek,görenekleri ile mahalli
kültürlerden de istifade ederek ,Harput'u çiçek çiçek nakışlamış ve
Türk medeniyetinin en hassas , en sevimli ve en yüksek örneklerini
yaratmıştır. Türklerle birlikte Harput'ta şehirleşme,ticaret,el
sanatları,dini ve diğer kültürel faaliyetler her geçen gün gelişerek
devam etmiştir. Son derece güçlü şairler , bilim adamları,mutasavvıf
yetiştiren Harput ,kendine has bir folklor ve edebiyat geliştirmiş ve
Türk kültür tarihi içerisinde nadide bir yere sahip olmuştur. HARPUT VE ELAZIĞ ADININ KAYNAĞI
Asur ve Hitit yazılarında Harput'tan söz edilmektedir. Boğazköy'de
bulunan Hititler'e ait çivi yazılı belgelerde Harput yöresine IŞUVA
denildiği görülmektedir.M.Ö.19. uncu asırda bulunan Asurlar'a ait çivi
yazılı Kapodokya metinlerinde KARPATA adıyla geçen yerin Harput olduğu
söylenmektedir.Urarturlar döneminde Harput'a KARBERD denilmekte
idi."KAR " taş, "BERD" ise kale anlamına gelmektedir. M.Ö.13. asra
ait Hitit çivi yazılı bir vesikada Harput, HARPUTTAŞ olarak
adlandırılmıştır. Vesikada Harputtaş ,Harziuna ülkesinin dört şehrinden
birisi olarak gösterilmiştir.Harputtaş şehri ile bugünkü Harput'un aynı
olduğu konusundaki fikri Prof.Bossert ileri sürmüştür.M.Ö.9. ve 8.
yüzyılda Hitit kitabelerinde Harput'a HARPUTTAVANAS denilmektedir.
M.Ö.900-650 yıllarında Urarturlar Harput'a SUPANI adını
vermişlerdir.Eski Yunan ve Romalılar bu kelimeyi SUPHANE ya da SOFEN
şeklinde kullanmışlardır.Bununla beraber ünlü Alman Coğrafyacılarından
"K.Ritter" Harput'un bütün SUPHANE eyaletinin merkezi olarak
göstermekte ve bu fikri Lehman Haupt da muhtemel görmektedir. Arap
kaynaklarında Harput ve yöresi HİNZİT,Ermeni kaynaklarında ise HANDZİT
olarak geçmektedir.Arap kaynaklarında İranlılar'ın zapt ettikleri ZIATA
CASTELLUM denilen yerin Harput'tan başka bir yer olmadığı , ZİYATA
kalesine Araplar'ın HISN-I ZİYAT dedikleri ,Ziyata'nın Ziyad'a
benzetilmiş olduğu ve Castellumun'da Arapça kale manasına gelen HISN
kelimesinin karşılığı olduğu muhakkakdır. Harput bir zamanlar bu
şekilde isimlendirilmiş ve Hısn-ı Ziyat ismi yakın asırlara kadar devam
etmiştir.Bazı bilginler Hısn-ı Ziyat isminin yalnızca kaleye verildiği
,şehre ise HARTABIRT denildiği ve Arapça'ya bu şekilde ve bazende
HATR-EL-BUYUT geçtiği ifade edilmektedir. Harput'un Elazığ'a taşınmasıyla Elazığ'da oturan insanlar Harput'a yukarı şehir demeye başladılar.
Elazığ'ın Osmanlı Dönemindeki ilk adı Mezradır.Elazığ'ın Sultan
Abdulaziz zamanında bayındırlaştığı ve buraya MAMURET'ÜL AZİZ yani
Aziz'in yaptırdığı kent adı verilmektedir.Sonraları halkın ağzında daha
kolay söylenebildiği için ELAZİZ olarak kullanılmıştır.17 Kasım 1937
'de ELAZİZ'e gelen Atatürk ,şehrin adının ELAZIK olmasını istemiş;
Atatürk'ün önerisi ve bakanlar kurulu karari ile Elaziz,Elazık olarak
değiştirilmiştir.Azık diyarı anlamına gelen bu kelime , söyleniş
zorluğu nedeniyle 10 Aralık 1937 'de bir bakanlar kurulu kararı ile
bugünkü söyleniş şekliyle kabul edilmiştir.
Alıntıdır...
|