Lailahe illallah,muhammed resulullah

Tess of the d'urbervilles

12:49, 17/11/2007 .. 0 yorum .. Link

Thomas Hardy'nin en güzel romanlarından birisi.

Öncelikle biraz Hardy’le alakalı bir şeyler yazalım. Tipik olarak kilise eleştirisi yapmış neredeyse tüm yazarlar gibi. Ancak Hardy bilindiği üzere kaderin pençesinden kimsenin kurtulamadığını vurguluyor. Yani kaderci bir insan. Bu adam kişisel tercihler önemli diyor ama kader bazen istenmeyen şeyler çıkarır karşısına insanın. Mesela Tess in babası papazla karşılaşıyor soylu olduğunu öğreniyor. Ayrıca babası para peşinde birisi. Babasını kendisi seçmemiş olması bile kadere bağlı olduğuna göre bu roman başlı başına onun görüşü üzerine kurulmuş.Sanki Hardy biraz laf atıyor kiliseye. Bakıldığında soylu olduğunu kim diyor baba d’urbervilles’e. Evet papaz. Yani papaz onu söylemese bir vaka olmayacak. Belki de demek istiyor ki kilise sınıf ayrımını teşvik ediyor. Aristokrat sınıfını zaten onlar var etmemiş miydi? Yani kilise bu işe burnunu sokuyor ve nice insanları olamayacağı kalıplara sokmaya çalışıyor. Yani ayrımcılık yapıyor. İnsani özellikleri bıraktırıyor ve maddesel gereksinimleri ön plana çıkarıyor.

 

Gel gelelim burada babanın psikolojisine. Baba biraz irdelenince eski birkaç aile yadigarını saklıyor. Soylu olduğunu anlayınca da bunları kullanmayı düşünüyor. Adam fakir. Derler ki fakir olanın imanı kolay gider. Yani para sıkıntısı çeken adam olmayacak işler yapabilir. Doğal tepkime denebilir bir nevi buna. Baba da eline fırsat geçmişken bunu kullanmak istiyor. Kızını kullanarak dahi olsa zengin olmak istiyor. Yine şunu çıkarıyoruz ki kızlar o dönem erkeklerine göre menfaat getirdikçe güzeldir. Ha bu olayda annenin payı daha büyük ancak son sözü söyleyen baba olduğunu göre burada da ailenin birlik anlayışını dolaylı yoldan eleştiriyor bizim Hardy.

 

Konu değişselim. Neyse Tess gidiyor. Alek ona yavşıyor(pardon). Ancak Tess saf bir kırsal bölge kızı. Hayatında böyle şeylerden haberi olmaz. Şehrin çarklarının eriticiliğini henüz hiç bilmiyor. İnsanların yapmacık davranışlarını, her sessizliğin sonunda bir feryadın geldiğini daha yeni öğrenecektir. Şunu da söylemek lazım ki Tess akıllı olsa da şehrin şeytaniliği karşısında yine de korumasız kalıyor. Paranın her şeyi satın aldığı yerde masumiyet kaybolmasa da üzerini birazcık toz kaplar. Yani çöplüğe giren çöp olmasa da çöp kokar. Ürkek kızımız Tess hayatı anlamadan Alek tarafından kandırılır. Ha şu da var Tess onlara ayak uydurmaya çalışmadı değil. Bir eğlenceye gittiği vakit başına gelen geldi zaten. O da dans partisi diyebileceğimiz bir organizasyona gidiyor dönüşte ise Alek onu ikna ediyor ve hazin olay…

 

Derken çocuğu oluyor. Ancak onu sevmesine rağmen okşamaktan çekiniyor. Halkın gözü sanki onun üzerinde hep. Çocuğunu vaftiz etmek ister ancak papaz buna karşı çıkar. Ne olsa çocuk piçtir. Ancak fazla yaşamaz çocuk ve ölür. Tess buna üzülse de pek bir göstermez bunu. Burada da bir taşlama var kiliseye. Sanki vaftiz olayı papazlara kalmıştır. Masum bir çocuğun vaftiz olup olmaması nasıl olur da anne babanın durumuna göre değişir. Çocuk bunu kendisi seçmedi ki. Hardy yine üstatlığını gösterir. Ölü bebeği Tess gizlice kilisenin avlusuna gömer. Ancak Tess tanrıya artık pek aldırmıyordur. Ona nice acılar verdiği için kızıyordur hatta. Ancak bunu da toplumsal baskı yüzünden dile getiremez.

 

Ayrıca Alek’in Tess’e dediği bir laf var.dejenere olmuş aristokratların son temsilcisisin.’ Yani aristokrasi bir düşüklük görünüyor Alek’e. Kendisi aristokratlığı parayla satın almış biri olmasına rağmen. Aslında bu laf Alek’e uymuyor. Tam Hardy’nin dili burada. Sanki sırıtıyor Alek’te. Belki de Tess’in kendisini geri çekme girişimini Alek eleştiriyor gibi gösterip aristokratları eleştiriyor olabilir bizim Hardy.

 

Yine bir başka konu; bakıldığında Tess en çok bir konuya sinirleniyor. Kadın erkek arası fark. Nasıl mı? Bilindiği üzere o dönem İngiltere’de kadınların yavaş yavaş hak iddia etmeye başladığı dönemlerden. Feminizm olmasa da hakkı olanları alma girişimi diyelim buna. Bunun tecellisi olarak şunu söyleyebiliriz: kadın böyle bir olayla karşılaşınca tolum tarafından dışlanıyor. Ancak bu işi zorla yapan erkek ben erkeğim diye rahat rahat gezebiliyor. Bu Hardy’nin gizliden vurguladığı mana bir bakıma. Bunu daha ilerleyen bölümlerde de göreceğiz. Hani son mektubunu yazıyorken Angel’e diyor ya Tess : ‘bana sunduğun tek şey adaletsizlik.’

Yani asıl suçlu kendisi değilken acıları çeken hep o oluyor.

 

Bir de Tess’in vurucu lafı var. ‘her şey boş’ nedense bunu hep ormanda bir yere giderken söylüyor. Mesela Alek’lerin malikaneden dönerken, çalışmaya giderken, vb. ormanda yatağını serdikten sonra hep bu laf. Her şey boş. Aslında bu da Tess’in hayatta hiçbir istediğinin olmadığını anlatıyor sanki. Nice arayışlara giriyor(akraba bağını kullanıp at almak, çalışıp para kazanmak, tecavüzden sonra eve dönüp yeni bir hayat başlamak, evlendikten sonra, gerdek gecesi Angel onu terk edince arkadaşının yanına gitmek) ancak bu arayışlar ona hiçbir şeyi unutturmuyor. Yani onun için her girişim boş. Hiçbir istediği olmuyor. İşte burada Hardy’nin kadere ne kadar bağlı olduğunu görüyoruz.

 

Bu kitapta anlamadığım vaka geyik vakası. Ormanda uyandığında 3 kez geyik görüyor(ya da 2) ama ne anlatmak istiyor anlamadım. Bence araştırmaya değer bir şey. Ama ne? Geçiyorum.

 

At konusu; bu konu olay örgüsünün başlangıcı. Tesslerin atları ölüyor ve at onlar için çok mühim. At almaları lazım. Ancak para yok. Sanki Tess bir at uğruna harcandı gibi görünüyor değil mi? Bir at yüzünden gencecik bir kızın hayatı. Günümüze ne kadar da benziyor. Ünlü olmak için evden kaçan vb. Yine Doğuda para karşılığı satılma olayı da buna benziyor sanki. Ben mi hayal kuruyorum yoksa? Yani babaları para karşılığı 40 yaş farkı olan kişiye veriyor kızını. Yani at almak için Tess harcanıyor para almak için Ayşe, Fatma… Neyse at bir sembol. Deniyor ki para insanın en büyük düşmanı. O yokken insan peşinden gider ancak giderken birçok çamura batar. İşte at da budur.

 

 

Bir de Hardy’nin köy hayatını yansıtmasından kısaca bahsedeyim. Bilindiği gibi nerdeyse tüm eseri köy hayatını anlatır Hardy’nin. Yani insan ve doğa bütünlüğü. Hardy’e göre insan doğadan ayrı düşünülemez. Biraz John Milton’luk gösteriyor. O da diyor ya sanayi devrimi nice insanları eritti. Ayrıca nice madenler hala denizlerin dibinde gömülü diye. Neyse Hardy’e dönelim. Hardy de doğacı olduğunu anladık. Belki de bunu sürekli Tess’i şehre ayak uyduramayacak şekilde tasvir etmesinden anlarız ya da Angel’in anne babasını ziyaret etmek isterken çamurlarla dolu ayakkabısını bir kenara bırakıp yeni ayakkabılarını giymesi bunu gösteriyor. Ancak az sonra bir kenara koyduğu ayakkabıyı da kaybediyor. Yani elde olan tavuğu da kaybediyor. Ne papaza ne imama yaranabiliyor. Zaten o yeni ayakkabılar da çamura batmıyor mu?

 

Yine felaket üst üste geliyor. Yani insan düşünce tekmeleyen çok oluyor. Tecavüze uğruyor, evine dönünce dışlanıyor, yıllarca çalışmak zorunda kalıyor, insanların ona bakışları iğrenç, evleniyor ancak pek evlenmek sayılmaz. Kocası bırakıyor onu, birkaç yıl çıt çıkmıyor ve sonunda da Alek yine kandırıyor onu. Sonra eşi geliyor ancak geç. Bunu düzeltmek için onu öldürüyor, kaçıyor, yakalanıyor. Bu kadar felaket de bir kişiye gelmez ki kardeşim. Bu kadar kadere karşı pessimistic olunur mu? Ne yapmış bu Hardy değil mi? Bu yazıyı bir de Hardy sözüyle destekleyelim:’ bir kez kurban olununca her zaman kurban olunulur.’ Daha bir şey demeye gerek yok.

 

Sonra Tess babasının öldüğünü duyuyor. Evlerinden atılıyorlar. Sonra d’urbervilles’lerin memleketine gidiyorlar. Zannediyorlar ki onların da d’urbervilles olması bir işe yarayacak oradakiler onlara yardım edecek. Ancak halk artık tarihine pek dikkat etmiyordur. Yine halk artık aristokrat veya soylu moylu dinlemiyor. Sınıf ayrımından dili yanmış. Burada da İngiliz halkının artık pek sınıf farkına dikkat etmediğini görüyoruz. Yani artık soy göstermek işe yaramaz. Para sınıfı bile yok etmiş. Parası olsa herkes yağ bal olurdu. Ancak olmayınca soylu olmak bile değersiz oluyor. Evet, d’urbervilleslerin ana yurduna gittiklerinde Tess onların mezarını ziyaret ediyor. Orada dediği bir laf var: neden kapının öteki tarafında olmalıyım.’ Yani ben niye hala ölmedim. Evet, bu kadar yük bir genç kadının omzuna yüklenirse buna hiçbir bünye katlanamaz. Hayat boş gelir.

Ölüm hoş gelir,

Umut yitirilince,

Daha elden ne gelir?

Yani Tess artık bitmiştir. Ölüm güzel geliyor. Ancak yine ailesi için buna teşebbüs etmiyor.

 

Neyse Alek ikna ediyor onu. Ailesi rahata kavuşuyor. Sonra kocası bir gün geliyor(pis herif) ancak iş işten geçmiştir bir kez. Kader ağlarını örmüş ve kapanına takılanları yemekle meşgul. Tess bütün bu hüzün zincirini kırmak istiyor ve Alek’i öldürüyor. Zannediyor ki her şey düzelecektir. Kocası Angel’in peşine takılıyor. Sonunda da onu bulup kaçıyorlar. Ancak kader yine. Olacak olur. Bir pagan kültürü kalıntısı olan tapınağa giderler bir gece. Ay vardır. Yoksa Venüs’e kurban mı olmak istiyorlar? Ay tanrıçası mı onları kutsayacak bekliyor? Neyse mitoloji şimdi yapayım. Gittikleri tapınak bir sunak yeridir. Yani tanrılara kurbanlar veriliyor. Belki de Hardy burada demek istiyor ki Tess’in aşkı ve hayatı kadere kurban edildi. Diğer aşklar öyle olmasın diye kendi aşkını kurban etti. Bir kurbanlık durumu var sanki değil mi? Sonunda da polis geliyor. Tess o sırada uyuyor. Bu uykusunu da bıkkınlığa verebiliriz. Yine savunmasızlığa da. Uyurken kendini koruyamayacak. Hayatta aynı şekilde kaderden korunamayacaktır. Öyle mi acaba?

 

Son olarak şunu söylemek isterim. Tess polisleri görünce öyle bir laf diyor ki : ‘benim için mi geldiler.’ Sanki kendisi değildir Alek’i öldüren. Hardy sanki burada taşlamaya devam ediyor hem hayatı hem kaderi. Yani Tess diyor ki ben bir şey yapmadım, ben masumum. Beni buna itenler utansın. Sanki haksız da değil. Neyse bu roman çok ciddiye aldım galiba.

 

Son sözü yine Hardy söylesin; sosyal sınıf insanı doğadan korumak için koyulmuş ancak insan doğanın bir parçasıdır. Öyleyse onları birbirinden ayıran her şey kötüdür. Fazla söze ne hacet.

 


Yorum Yap

{ Önceki Sayfa } { Sayfa 20 / 79 } { Sonraki Sayfa }

Hakkımda

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Fotoğraf Albümüm

Linkler

ausözlük
kudusyolu
vekfecr
filistanbul
vahdet
kuran nesli
filistinetkinlik

Kategoriler


Son Yazılar

Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 1/a
Allah'ın Varlığına Kur'an'ın Bakışı 1/a-2
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 1/b
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 1/c
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 2/a
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 2/b
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 3/a
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 3/b
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 3/c
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 4/a
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 4/b
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 5/a
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 5/b
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 6
Allah’ın Varlığına Kuran’ın Bakışı 7
Süveyda
Hitabım Süveyda'ya
Süveyda'nın Ölümü
Yeniden Süveyda
Tess of the d'urbervilles
Charles Louis deSecondat Montesquieu
John LOCKE
Kitaplardaki Aşk, Dünyadaki Aşka Benzemez
Tan
Sezai Karakoç ve Batı
Söyle Ne Deyim
Sana Kavuşmak
Amerika Tarihi
Ayet ve Hadislerde İslam
İntifada
Din Kitlelerin Afyonu Mudur?
Sür Düdüğü ve Kıyamet
Öss Sınavını Geçip YÖK'ün Rezilliğine Takılmak
A Tale of Two Cities
Antonius and Cleopatra
12. Gece
Oliver Twist
Pride and Prejudice
Eba Akil (r.a)
Medea
24 Ağustos
Hz. Muhammed(s.a.v)
Allah'ın Varlığını Kanıtlamak
Tesettür
Aşıklar
Ahiretin Varlığının Kanıtları
Allah mı? Tanrı mı?
İslam
Mevlana ve Secde
Sünnetullah Nedir?
Şeyh Ahmed Yasin
Peygamber Efendimizin Evlilikleri ve İftira
Cumhuriyet Döneminde Başörtüsü Düşmanlığı
Zaman
O
Gidiyorum, Gitmeliyim
Aklımdasın
Halet-i Aşk
Şaşakalmak
Uyku
Ben ve Filistin
Korku
Laiklik Tartışması
Saki
Küskün
İslamda Siyahi Beyaz Farki
İslamda Kadının Şahitliği
İslam ve Dört kadınla Evlenmek
Şarkılar ve Ona Özel
Son Söz ve Sen
Filistin
Geç Kalmasaydım
Yolcuya Veda
Nedir Aşk
Biz
Ben
Var mısın?
Gözyaşı
Üç Ok

Arkadaşlarım

bedava chat sohbet batak okey tavla