Açıklama
<%Açıklama%>
Bağlantılar
»
»
»
|
Söyleşi
Beş Yazar Bir Başkent |
| |
| |
TYB Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Ulvi YAvuz'un Aksiyon Dergisinle yapmış olduğu söyleşi:
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;/ Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?../ Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;/ Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet.../ O manayı bul da bul!/ İlle İstanbul’da bul!/ İstanbul,/ İstanbul...’
Söz üstadı Necip Fazıl Kısakürek’e bu satırları yazdıran İstanbul, üzerinde kurulan her medeniyetten nişaneler saklamış tartışmasız bir kültür merkezi. Mehmet Akif’ten Orhan Veli’ye, Yahya Kemal’den Faruk Nafiz’e sayısız şaire ilham veren bu muhteşem şehir, birçokları tarafından ‘edebiyatın başkenti’ olarak kabul edilir. Başkent Ankara’da ‘edebiyat’ dendiğinde tartışmalar hep malum cümlelerle devam eder: Edebiyatın başkenti İstanbul’dur!..
İstanbul’a inat, siyasetin başkentinde eserlerini kaleme alan günümüz yazarlarına Ankara’yı ve Ankara’da yazar olmayı sorduk. 1967’den beri Ankara’da yaşamasına rağmen buraya yerleşmeyi hiç düşünmediğini belirten Rasim Özdenören, başkenti “ruhaniyeti olmayan bir şehir” olarak görürken, 52 yıldır Ankara’da yazan Emine Işınsu, derli-toplu bir şehir olduğu için başkenti bizzat tercih etmiş. 1954’ten bu yana Ankara’da kalem oynatan Ahmed Günbay Yıldız ise artık İstanbul’un çok kullanılan güzel bir söz gibi eskidiğini iddia ediyor.
ANKARA, BANA HİÇ İLHAM OLMADI
Cumhuriyetin ilanından bu yana Ankara’da yazmış birçok kalem var. Türk edebiyatında önemli yer tutan bu yazarların içinde Mehmet Akif Ersoy, Osman Yüksel Serdengeçti, Galip Erdem, Arif Nihat Asya, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler bulunuyor. Günümüz edebiyatında ise Hasan Ali Toptaş, Atilla Maraş, Mehmet Doğan, Nihat Genç, Adalet Ağaoğlu, Rıfkı Kaymaz, Necip Tosun gibi yazarlar Ankara’nın bürokratik atmosferinde yazmaya devam ediyor.
Ankara’da yazıp da başkente en uzak olan isimlerden birisi Rasim Özdenören. 1967’de buraya yerleşen ve askerlik gibi zorunlu kesintiler dışında hiç ayrılmayan Özdenören, Ankara’nın ruhaniyetsiz bir şehir olmasından şikâyetçi. “Bu şehir, yazılarımda bana hiç ilham olmadı, bedenen Ankara’da bulunsam bile kafamdaki yer imgeleri İstanbul ve memleketim olan Maraş’tır. Ankara’da sanki bir tiyatro oyunu oynanıyor. Bunun için bir mekân düzenlemesi yapılmış ve bugünkü modern Ankara ortaya çıkmış.” diyor.
1958-1967 yılları arasında İstanbul’da yazan Özdenören, burada hem öğrenciliğini hem de yazı hayatını sürdürdüğünü ifade ediyor. Yazma konusunda iki şehir arasında karşılaştırma yapmasını istediğimizde Ahmed Hamdi Tanpınar’ın bir cümlesiyle cevap veriyor: “Bir şehir başşehir olmuşsa, o artık her zaman başşehirdir.” Başkentte kültürü besleyecek bir ortamın söz konusu olmadığını savunan Özdenören’e göre Ankara fazlasıyla suni bir şehir: “Ankara, şartların zorlamasıyla başşehir seçilmiş; fakat başşehir olabilmek için gereken şartları taşımayan bir şehir. Tabiri caizse Ankara bir genç irisi başşehir. İstanbul ise bir kavşak noktası. Yolların buluştuğu bir yer. Buraya insan azmederek gitmez. Ama Ankara’dan geçmemek mümkündür. Bugün burası başkent; ancak yolların buluştuğu bir yer değil, yolların dağıldığı bir yer.” Rasim Özdenören’e Ankara’dan ayrılmayı düşünüp düşünmediğini soracak oluyoruz; “Yerleşmeyi hiç düşünmedim ki” diyor: “İnsanların bazı alışkanlıkları vardır. Evin içinde bazen sevmediğimiz düzenlemeler veya baştan benimsemediğimiz düzenlemeler olur. Ama bir zaman sonra alışıyorsun. Onu o hâliyle kabul etmeye başlıyorsun. Bir söz var, ‘İnsan sakat çocuklarını daha çok sever.’ diye. Orada bir sakatlık var, onu görüyorsun fakat onu düzeltmek söz konusu değil. Onu o hâliyle kabul etmek zorundasın. Bizim Ankara’da oturmamız da böyle bir oturma. Bunu böyle kabul ediyor olmanın bir sonucu.”
EDEBİYATIN BAŞKENTİ GÖNÜLDÜR
Rasim Bey’in aksine Ankara’da bulunmayı kendisi seçen Emine Işınsu ise bu kararından oldukça memnun. Yarım asırdan fazla bir süreden beri başkentte yaşayan Emine Hanım, “Kendimi bu şehirde daha güvenli, daha rahat ve özgür hissediyorum.” diyor. Eşinin görevi vesilesiyle altı yıl yurtdışında kaldıktan sonra Türkiye’ye döndüklerinde yerleşmek için Ankara, İstanbul ve İzmir arasında seçim yaparak başkentte karar kılmışlar: “Ankara derli toplu bir şehir, mesafeler kısa. Trafik, İstanbul’a nazaran daha düzenli ve daha az stresli.” Ancak edebiyatın başkentini sorduğumuzda Rasim Özdenören’le hemfikir. Edebiyatın da topyekûn sanatın da merkezinin İstanbul olduğunu ifade ediyor: “İstanbul’un bir yazarın ruhunu beslememesi mümkün değil.” İstanbul’un Osmanlı’dan beri her türlü sanatın kaynağı olduğunu belirterek, bu geleneğin devam ettiğini vurguluyor.
Ankara’da yaşamanın gündelik hayat açısından çeşitli kolaylıkları olduğuna inanan Sadık Yalsızuçanlar ise “Yine de Ankara’da yaşamak istemezdim.” diyenlerden. Yaşanılan şehrin duygu ve düşünce dünyasına etkisinin tartışılmaz olduğunu belirten yazar, insanın yaşadığı yere de yazdığı yere de benzediğini ifade ediyor.
“İnsan yazdığı yerden yaşadığı yere, yaşadığı yerden yazdığı şeye bakar.” diyen Yalsızuçanlar, edebiyatın başkentinin “gönül” olduğunu savunuyor: “İstanbul, tüm bozulma ve çürümelerine rağmen kalbin başkenti olmaya sezadır. İstanbul bir bakıma dünyanın merkezidir. Doğu’nun en batısı, Batı’nın en doğusu… İnsan burada, Doğulular da Batılılar da Allah’ındır’ hikmetini daha derin kavrayabilir. Ama Ankara, insana hele bir yazara böylesi bir imkân sunmuyor.”
İSTANBUL ESKİDİ ARTIK
Ankara’da bulunmaktan memnun olan bir diğer isim de Ahmed Günbay Yıldız. 1954’ten beri başkentte bulunan Yıldız, büyük şehir olmasına rağmen karmaşanın buradan uzak olduğu görüşünde. Onun İstanbul’a bakış açısı ise biraz farklı: “İstanbul’u anlatmak, İstanbul’da bulunmak, manzara seyretmek gibi bir alışkanlık var yazarlarımızda. Edebiyat o değil. Çünkü kültür sadece İstanbul’da yaşanmıyor. Bazı güzel kelimeler vardır edebiyatta, herkes kullanır. Herkes kullanınca da eskir. İstanbul eskidi artık. Tabii ki İstanbul da anlatılacak; ama Anadolu’yu da unutmamak lâzım.”
Kendi edebiyatımızı, kültürümüzü dünyaya anlatmamız gerektiğine inanan Yıldız, “Öyle bir taklide düşmüşüz ki Batı’yı Batı’ya anlatıyoruz. Oysa görevimiz kendi kültürümüzü Batı’ya anlatmak. O yüzden Ankara’da, İstanbul’da bulunmuşsun, pek önemi yok.” görüşünü savunuyor.
ANKARA’DA BAB-I ÂLİ OLUR MU?
Ankara’daki yazarların bir çatıda toplandığı Yazarlar Birliği’nin Genel Başkan Yardımcılığı’nı yapan İbrahim Ulvi Yavuz, başkentte edebiyatın gelişiminden oldukça memnun. Cumhuriyet tarihinde Ankara edebiyatının gelişmesinde Yazarlar Birliği’nin oynadığı role dikkat çekerek, birliğin kurulmasıyla Ankara’daki yazarların birbirleriyle kenetlendiklerini söylüyor. 1978’de kurulan birlik, dağınık vaziyette olan yazarları bir araya getirerek birbirlerinden güç almalarını sağlamış. O dönemde yetişen yazarların da etkisiyle Ankara’nın kültür-sanat seviyesinin şu anda bulunduğu noktaya gelebildiğini dile getiren Yavuz, yayınevlerinin yaptığı etkinliklerden ve düzenlenen fuarlardan bahsederek, “İstanbul’da yapılanlar artık Ankara’da da yapılıyor.” diyor.
Bir şehirde edebiyatın gelişmesinde dergicilik çalışmalarının önemli yer tuttuğuna değinen İbrahim Ulvi Yavuz, Ankara’nın bu konuda oldukça hareketli olduğuna dikkat çekiyor. Hece, Kökler, Çınar, Diyanet, Anadolu Gençlik gibi dergilerin amatör kalemleri çekmek için önemli bir faktör olduğuna inanıyor. “Ankara’nın da bir ‘Bab-ı Âli’si olabilir mi?” sorusuna, “Zamanla neden olmasın?” diyerek mukabele ediyor; “Ama bunun için daha çok kültür-sanat etkinliği lâzım. Bir bürokrasi hâkim burada, bunun aşılması gerek.”
İstanbul’un yazarların kalbinde ve yazılanların içeriğindeki yeri tartışmasız çok büyük. Konu yazmak olunca insanın elinin kalem tutabilmesi, bulunduğu mekândan çok daha önemli oluyor tabiatıyla. Yalsızuçanlar’ın dediği gibi başkent gönül olunca, edebiyatın başkenti kişiden kişiye değişiyor hâliyle. Ama çoğunluğun sesine, yani İstanbul’a daha fazla kulak vermek lâzım…
Aksiyon Dergisi,30 Ekim 2006
| |
|
Gönderildi: 06:30, 31/10/2006 |
Yorumlar (0) | Yorum Ekle | Link |
|
Eserlerim: Gönlüme Cemre Düştü
|
İngilizce Biyoğrafim
|
|
|
|
|
|
|
|
Tourism
Art
Culture
Archeology
Imaginary Museums
History
Provinces
Ministry
Publications
Stolen Works
News and Announcements
Useful Links
|
YAVUZ, İbrahim Ulvi
Storywriter and novelist (b. 9 March 1942, Bolvadin / Afyon). He attended primary, secondary and high schools in Bolvadin. He worked as finance officer in Bolvadin (1965-66), as chief and assistant manager at the Department of Religious Affairs Personnel Directorate (1966-75), as an assistant manager at the Office of the Prime Ministry State Ministry (1975-79), Principal Assistant Clerk at the Ministry of Labor and Social Security (1979-86) and Principal Assistant Clerk at the Ministry of Health (1986-99) from where he retired.He is a member of the Writers Union of Turkey (general vice chairman for three terms).
He began his writing career with poetry. His first poem, Arayış (The Search), was published in 1962 in the review Şule and his first story titled Bir Kaşık Çorba (A Spoon of Soup) was published in 1970 in the newspaper Diyanet.
After 1962, his poems and articles about various issues were published in the reviews and newspapers Sur, Şule (1962), İslâm (1963), Hamle (Bolvadin, 1966), Yeni Asya (1963), Millî Gazete (1974), Hilal (1975), Kadın ve Aile (1985). His novels have been published in the newspaper Yeni Devir.
He received a prize in the poetry competition of the review İslâm. He was chosen as the the Novelist of the Year by the magazine Millî Gençlik in 1996. He won the Bolvadin Cream Festival Jury Special Award with his novel Kıyam Vakti (Time for Rebellion). This work of his was adapted for the stage and performed.
WORKS:
NOVEL:Dikenli Yollar (Thorny Ways, 1976), Çalkantı (Agitation, 1978), Korkunun Bedeli (Cost of Fear, 1980), Baharı Beklerken (While Waiting for the Spring, 1984), Son Kavşak (Last Intersection, 1984), Kıyam Vakti (Time for Rebellion, 1984), Hasretin İlk Durağı (The First Stop of Longing, 1989), Gönlüme Cemre Düştü (My Heart has Warmed, 1991), Düşlerin Rengi Soldu (The Faded Color of Dreams, 1993), Dört Mevsim Ölüm (Death for the Four Seasons, 2002).
SHORT STORY:Küllenmiş Acılar (Pains Which Were Wiped Away, 1990).
STUDY:Türkiye'de Roman Sanatı ve Gelişimi Üzerine Bir Deneme (An Essay on the Art of the Novel and Its Development, 1999).
MEMOIR:Bir Bürokratın Hatıraları - Mavi Defter (Memories of a Bureaucrat- The Blue Notebook, 2002).
SIMPLIFICATION:Sarı Esirler (Yellow Captives, from P.S. Puck, 1990), Suç ve Ceza (Crime and Punishment, by Dostoyevski, 1992).
| |
| |
Gönderildi: 04:59, 10/5/2006 |
Yorumlar (0) | Yorum Ekle | Link |
|
Hakkımda Yazılanlar
|
'Özel Kalem' anılarını yazdı... |

| |
|
Sayı: 401 - 12.08.2002 | Adem Figan - aksiyon@aksiyon.com.tr |
|
Dönemin Sağlık Bakanı Halil Şıvgın makamına gelen bir grup seçmenle müsait olmadığı gerekçesiyle görüşmek istemez. Özel kalem müdürü ziyaretçilere durumu anlatır, onlar da çıkıp giderler. Bir süre sonra bakanın acele Meclis"e gitmesi gerekir. Tam bu sırada biraz önce kabul etmediği ziyaretçilerin önüne çıkar. Bakan hiçbir şey olmamış gibi, "Niye burada bekliyorsunuz?" diye sorar. Heyet üyeleri, "Özel kalem müdürünüz bizi sizinle görüştürmüyor" şikayetinde bulunur.
Şıvgın, Özel Kalem Müdürü Yavuz"a dönerek, "Niye görüştürmüyorsun kardeşim! Ben bunların sayesinde bu makamdayım. Bir daha koridorda bekletme misafirlerimi" der. Yavuz, şaşkına döner, Allah"tan partinin hukuk müşaviri Yavuz"u aydınlatır, "Bu siyasetin klasik numaralarından birisidir, aldırma" diye fısıldar.
35 yıllık bürokrasi yaşamının 25 yılını özel kalemde geçiren İbrahim Ulvi Yavuz"un yeni çıkan kitabında bu ve bunun gibi bir çok anekdot var. Yavuz son kitabı "Mavi Defter"de görevde kaldığı süre içerisinde yaşadığı ilginç olay ve hatıralarını anlatıyor. Yavuz, bugüne kadar 22 bakanla çalışarak alanında kırılması güç bir rekora imza atmış. Mavi Defter"de ise bir çoğumuzun sadece ekranlarda gördüğü politikacıların bilinmeyen yönleri, kişilikleri ve çalışma disiplinleri ile ilgili pek çok karanlık yöne ışık tutuyor.
25 yılda 22 bakan
Mavi Defter, Alternatif Yayınları"ndan geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı. Kitabın önemli bir özelliği anlatılan bakan ve politikacıların özel hayatlarının deşifre edilmeyip sadece bakanlık makamında cereyan eden olaylarla yetinilmiş olması. Yavuz"un kaleme aldığı isimlerin büyük çoğunluğu sağlık bakanlığı yapmış kişiler. Yazar, "35 yıllık bürokrasi yaşantımın özeti" diye nitelendirdiği kitaba benzer başka bir kitabın bugüne kadar yayınlanmamış olduğunu söylüyor. Cumhuriyet tarihi boyunca anılarını yazan özel kalem müdürüne pek rastlanmıyor. İbrahim Ulvi Yavuz kitabının hikayesini şu sözlerle anlatıyor: "Mavi Defter benim için bir zorunluluktu. Yani daha genel bir ifade ile "durumdan vazife çıkardım kendime." Yıllar öncesinde Mavi Defter"i yazmaya karar verdim. Bugüne kadar 22 bakanla çalıştım. Hepsi birbirinden farklı özelliklere sahipti. Kimi çok erken gelirdi, kimisi ise geç. Bazıları harcadığı her kuruşun hesabını yaptı, diğeri ise harcamadığının. Bir kısmı sadece seçmenine çalıştı. Tüm mesaisini devlet ve vatandaş için ayıranlar da vardı tabii ki. Ama geriye dönüp baktığımda bu kişilerin ne kadar az olduğunu üzülerek görüyorum. Yaşadıklarım sadece bende kalmamalıydı. Birlikte çalıştığımız bazı bakanlar belki bana alınacaklar. Ama en azından onların böyle bir şansı var. Görev yaptığım yıllarda benim böyle bir lüksüm hiç olmadı." Kitapta sözü edilen isimler arasında kimler yok ki; Hasan Aksay, Süleyman Arif Emre, Ali Rıza Septioğlu, Salih Yıldız, Sümer Oral, Sadık Şide, Mustafa Kalemli, Bülent Akarcalı, Nihat Kitapçı, Halil Şıvgın, Yaşar Eryılmaz, Yıldırım Aktuna, Rıfat Serdaroğlu, Kazım Dinç, Doğan Baran, İsmail Karakuyu, Halil İbrahim Özsoy, Mustafa Güven Karahan ve Osman Durmuş. İbrahim Ulvi Yavuz"a göre bakan-özel kalem müdürü ilişkilerinin sahnelendiği tiyatroda tek senaryo var: "Bir iyi, bir de kötü adam!" İyi adam her zaman bakan... Kötü adamı oynamak ise elbette özel kaleme düşüyor. Bir özel kalem müdürünün görevinin zorluklarını anlatan Yavuz, "Eskiden bu iş bir meslekti, şimdilerde bu özelliğini kaybetti" serzenişinde bulunuyor. Mavi Defter, Yavuz"un ilk eseri değil. Alışılmış bürokrat tanımının dışına çıkan Yavuz"un yayınlanmış 10"un üzerinde eseri bulunuyor. Dikenli Yollar, Çalkantı, Korkunun Bedeli, Baharı Beklerken, Son Kavşak, Kıyam Vakti, Hasretin İlk Durağı, Gönlüme Cemre Düştü, Düşlerin Rengi Soldu, Küllenmiş Acılar ile Türkiye"de Roman Sanatı ve Gelişimi Üzerine Bir Deneme isimli eserlerin altına imza atan yazar halen Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyor.
Mavi Defter"den birkaç kesit
-Bir hafta sonu Sağlık Bakanlığı"na gelen Doğulu milletvekili, acele bakanın makamına çağrılmasını, aksi takdirde partisinden istifa edeceğini söyler. Milletvekilinin talebi çok ilginçtir: "Güneydoğuda bir ilin devlet hastanesine alınacak personel için açılan sınav iptal edilsin!" Özel kalem müdürü çaresiz bakanı arar. Bakan, "Şu anda başbakanla birlikteyiz gelemem, gereken neyse yapın" talimatını verir. Dönemin personel genel müdürü evinden çağırılır ve alelacele hazırlanan bir yazı ile bir gün sonra yapılacak olan sınav iptal edilir..." -Bir dönem sağlık bakanlığında müsteşar yardımcılığı görevinde bulunan bir bürokrat alkollü bir vaziyette trafik polisine yakalanır. Polis alkol muayenesi için diretince tanınmış bürokratımız polise, "Bana alkollü raporu verecek doktorun alnını karışlarım!" diye çıkışır. İş iddiaya binince polisle birlikte sağlık kurumuna gidilir. Doktorlar karşılarında müsteşar yardımcısını görünce şaşırarak, "Hayrola sayın müsteşarım" diye sorar. Polis durumu anlatır ve alkol muayenesi yapılır. 10 dakika sonra rapor hazırlanır. Raporda şöyle yazmaktadır: "Ömründe hiç alkol almamıştır." Bu olay sonrası müsteşar yardımcısının yorumu ise akla ziyandır: "İşte ülkemizdeki sistemin hali!" -Dönemin Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna, Doğu illerinden birine hastane teftişine gider. Tam bu sırada Aktuna"nın önüne bir bayan çıkarak, "Efendim çocuğumu muayene etmediler!" şikayetinde bulunur. Aktuna, çocuk hastalıkları uzmanını çağırarak bu durumun nedenini sorar. Genç doktorun cevabı ilginçtir: "Efendim siz servisleri geziyorsunuz diye hepimizi bekletiyorlar. Bu nedenle çocuğu muayene edemedim." Doktorun heyecanlı hareketlerine sinirlenen Bakan, valiye dönerek, "Çabuk bu doktoru görevden uzaklaştırın" der. Sinirlenen doktor hiç beklenmedik bir çıkış yaparak, "Biz canımız pahasına bu illere gelip hizmet veriyoruz. Meslektaşımız olarak moral vereceğiniz yerde bizi azarlıyorsunuz. Bana ihtiyacınız yoksa hiç umrumda değil" der ve üzerindeki önlüğü çıkartıp atar. Bakan şaşkın odadan çıkıp gider.
| |
Gönderildi: 05:06, 3/3/2006 |
Yorumlar (0) | Yorum Ekle | Link |
|
Eserleri
|
Mavi Defter : Bir Bürokratın Hatıraları
İbrahim Ulvi Yavuz; Editör: Cengizhan Orakçı Alternatif Yayınları; Biyografiler ve Anılar
Mavi Defter, yirmi dört yılı aşkın bir süre Özel Kalem Müdürlüğü yapan yazarın bakanlıkta gördüklerinden, yaşadıklarından oluşuyor. Yazar; yaşadıklarından edindiği tecrübeleri, tanıkları kendine saklamayıp bunları okuyucuya açıyor. Bu tavrıyla tarihe tanıklık görevini yerine getiren yazar, yakın dönem siyasi tarihimize Mavi Defter'le bir tür ayna tutuyor. Bu aynaya yansıyanlara mümkün mertebe kendi duygularını karıştırmıyor. Mütevazı ve objektif. Zaman zaman olayların arka planından önemli kesitler aktarıyor.
Mavi Defter, yirmi dört yılı aşkın bir süre Özel Kalem Müdürlüğü yapan yazarın bakanlıkta gördüklerinden, yaşadıklarından oluşuyor. Yazar; yaşadıklarından edindiği tecrübeleri, tanıkları kendine saklamayıp bunları okuyucuya açıyor. Bu tavrıyla tarihe tanıklık görevini yerine getiren yazar, yakın dönem siyasi tarihimize Mavi Defter'le bir tür ayna tutuyor. Bu aynaya yansıyanlara mümkün mertebe kendi duygularını karıştırmıyor. Mütevazı ve objektif. Zaman zaman olayların arka planından önemli kesitler aktarıyor. Bu şekliyle Mavi Defter; siyasetin, siyasetçinin, devlet yönetiminin, bürokrasinin, bürokratın bir fotoğrafı olarak değerlendirebilir. Bürokrasinin karanlık dehlizlerine tutulan bir ışık. Bu dehlizlerde karşılacağınız olaylar ve aktörler sizleri şaşırtacak ve düşündürecek... |
| |
Gönderildi: 04:56, 3/3/2006 |
Yorumlar (0) | Yorum Ekle | Link |
|
Biyografim

İbrahim Ulvi Yavuz
1942 Yılında Afyon'un Bolvadin ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Bolvadin'de yaptı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nda görev aldı. Başbakanlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarında Özel Kalem Müdür Yardımcılığı, Sağlık Bakanlığı'nda Özel Kalem Müdürlüğü ve Müşavirlik görevlerinde bulundu. 1999 yılında Özel Kalem Müdürlüğü'nden emekli oldu. Halen, Türkiye Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu üyesi ve Genel Başkan Yardımcısıdır. Yazar evli ve üç çocuk babasıdır.
Yazı hayatına, şiir ile başladı. Daha sonra hikaye ve romana yöneldi. Sur, Hilal, İslam, Şule, Oku, Hakses, Köprü, Kadın ve Aile, Diyanet dergilerinde şiir, hikaye ve düz yazıları yayınlandı. Yeni Devir Gazetesi'nde romanları tefrika edildi. Kıyam Vakti romanı ile Bolvadin Kaymak Şenliği Özel Jüri ödülünü kazandı. Eseri piyes haline getirilerek sahnelendi.
"Beddua" isimli hikayesi ile 1987 yılında 3. Kaymak Şenliği Hikaye Yarışması'nda birinci oldu.
Gençlik Dergisi tarafından "1996 Yılının En Başarılı Romancısı" seçildi. TYB 2000-2006 yılları arasında yayınlanan Kültür ve Sanat Yıllıklarını yayına hazırladı.
Eserleri:
Roman:
- Dikenli Yollar (1976),
- Çalkantı (1978),
- Korkunun Bedeli (1980),
- Baharı Beklerken (1984),
- Son Kavşak (1984),
- Kıyam Vakti (1984),
- Hasretin İlk Durağı (1989),
- Gönlüme Cemre Düştü (1991),
- Düşlerin Rengi Soldu (1993),
- Dört Mevsim Ölüm (2002)
Hikaye:
Deneme:
- Türkiye'de Roman Sanatı ve Gelişimi Üzerine Bir Deneme (1999)
Hatıra:
- Mavi Defter -Bir Bürokratın Hatıraları (2002)
Sadeleştirme:
- Sarı Esirler (P.S. Buck) (1990),
- Suç ve Ceza (Dostoyevski) (1992)
|
Gönderildi: 04:50, 3/3/2006 |
Yorumlar (0) | Yorum Ekle | Link |
|
|