Kalem-iti "Ceyn"

Ana Sayfa :: Profil :: Arşiv :: Arkadaşlarım

eh şaşkın

balon kaçtı

ben kaldım

o elimi çoktaaan bırakıp gitmiş

kalakalmışım

habersiz


Posted on 31/3/2008 at 08:46 AM

Belki?

Belki’mi geri istiyorum..

 

 

Hayata arkasını dönmüş, her şeyden ümidini-umudunu kesmiş, yitmiş bir birey olmak istemiyorum. Karamsarlık göründüğü boyutta değil aslında ama, ben o belki’mi yaşamak, saplantılı ve korkak kalmamak istiyorum. Kapının deliğinden bakmak yerine, açıp sonuna kadar, merdivenlerden aşağı hatta belki yukarı bakmak istiyorum.

 

Mutsuzluğa zincirle bağlı olmak yerine, mutluluğu zincirle bağlamak kalbimde, belki’mi takıp koluma, denemek istiyorum. Değişimi beklemek yerine, değişmek istiyorum. Eşyadan öğrenilen hayat gerçeği vardı bir yerlerde, herkesin öğrendiği bir şey vardı. Benimki şuydu:

 

Kalemin yazdığını silginin iz bırakmadan yok etmesini beklemek hatadır.
Ya düzgün yazacaksın hayatını, ya da izlerini sindireceksin geçip gidenlerin..

 

Sindirmek istiyorum her şeyi, herkesi. Kendimi, değişimi.. İzlerin üstünden son kez geçip, tanıyıp yazılan bütün yanlışları, gerisin geri ileriye koşmak istiyorum. İzin bittiği yere bir çentik atıp, bembeyaza bu sefer sakin ama sağlam adımlarla yürümek. Çünkü biliyorum yazılmamış sayfaların kayganlığını, boşluğun ürkütücülüğünü. İstemeyi istiyorum.

 

Belki’mi geri istiyorum..

 

Kimbilir “belki” benimle kalır bu sefer..

 

 

                                                                                              25/03/2008


Posted on 26/3/2008 at 01:37 PM

o ben ki....


Posted on 3/3/2008 at 05:06 PM

05 / 06 / 2007

    bir tren camından seyretmedim hayatı uzun zamandır
    uzaktaki yeşilliklerde tek başına bir ev de görmedim
    yalnızlığıyla başbaşa tek bir insan çıkmadı karşıma
    bir yola çıkmadım hiç sanırım, herşey dön başa
    gizli örümceklerle paylaşıyorum hayatı uzun zamandır
    ağlarını örüp gitmişler beynime neredeler göremedim
    çözebilecek bir ben çıkmadı hala karşıma
    kendimi tanıyamadım hiç sanırım, döndüm en başa

Posted on 14/10/2007 at 11:02 AM

masalımsı

günlerden bir gün, hem de güneşli bir gün, kızın biri deniz kenarında yürüyüşe çıkmış. denizin kokusu ve dalgaların sesi onu mutlu ediyormuş. güle oynaya yürürken karşıdan ağır ağır bir çocuğun geldiğini görmüş. çocuk bir yürümüş, kız iki yürümüş, böylece ağır aksak yaklaşmışlar ve birbirlerini yakından görür olmuşlar. ve durmuşlar! öylece durmuşlar yüz yüze, ikisinde de kenara çekilme fikri bile oluşmadan. oradan geçen bir baloncu, onların bu halini görüp mutlu olmuş. uzun zamandır böylesine bir tabloya şahit olmamıştım, bunu alırsanız çok memnun olurum diyip, bir balon vermiş kıza. kız balonu tutmuş ama, aklı beş karış havada olduğundan o anın heyecanıyla, uçmaya başlamış balonu ile birlikte. çocuk ise bakakalmış ona, ama ağır hareketlerinden sıyrılıp bianda kızın elini tutuvermiş. biryandan ise yanlarındaki kayığın halatına tutunuyormuş. konuşmadan, tanışmadan, öylece durmuşlar denizin kenarında. muzur martılar bile kıyamamış gelip balonu patlatmaya ve gözleriyle fotoğraflayıp bu anı, gitmişler başka diyarlara anlatmaya..

Posted on 13/7/2007 at 03:16 PM

..

şu sıralar herkese bağırmak istiyorum.. ama farklı farklı..
herkese niye kızdığımı, niye kırıldığımı haykırmak istiyorum. çünkü artık konuşmak için çok geç. çünkü kimse, hatasının ne olduğunu ve niye böyle hissettiğimi sormuyor, hatta sormamaktan öte herkeste bir umursamazlık. sanki herşey için ben suçluyum, ve herşeyden ben sorumluyum. günün her dakikası beni kullanmalarından, yanlışı görüp uzaklaştığımda nedenini sormamalarından, başkalarını düşlerken benimle olmalarından.. hepsinden sanki ben sorumluymuşum gibi, hepsinden tek başıma ve sadece ben...
yalnızlığın en iyi yanı, sadece kendi hatalarından sorumlu olmak belki de.. ama bunun her zaman böyle olması gerekmez mi? herkes kendi kapısının önünü temizlese dünyanın temiz olucağı gibi, herkes kendi hatasını temizlese, bütün insanlık temiz olmaz mı?
eskiden kızardım kendime, ve onlar beni suçladıkça, evet ne kadar kötü biriyim derdim.. ama farkettim ki, kimsenin cesareti yokmuş meğerse. başkasının üstüne atarak suçlarını, kendilerini iyi hissederlermiş meğerse. ben çabalıyıp kendime eziyet edercesine yok sayarken kirliliklerini, onlar hiç durmaz kirletirlermiş ilişkilerimi meğerse.
kimsede ar namus ve gurur kalmamış meğerse..
insanlığın tek amacı, kendisi olmuş ve ben hayal dünyamda yaşarken, herşey o kadar değişmiş ki.. ben görememişim meğerse....
kocaman bir boşluktayım şuan, ve boşluğumun etrafında koşuşan insanları izliyorum. hepsi de o kadar eminler ki kendilerinden, bir karmaşanın ortasında dönüp durduklarını bilmeden.. keşke herkes ne istediğini bilse diye düşünüyorum. keşke hepimiz gerçekten ne istediğimizi bilsek, acaba o zaman güler miydik yaptıklarımıza?
çaresizliğimizin bir yansıması olduğumuzu görür müydük acaba? bazılarımız bırakır mıydık bir diğerimizin hayatıyla oyun oynamayı, ve sakin bir hayat yaşar mıydık o zaman?
tek dileğim budur şu günlerde.. sadece kendi adıma değil de, herkes adına.. ne istediğini bilmek..
birbirini kullanmayı bırakmak, ve kendisiyle barışık sakin bir topluluk olabilmek.
uyuşmadan, uyumadan, delirmeden, bunalmadan, sadece yaşamak.
sanırım sadece yaşamak istiyorum,
biraz uzakta, biraz yalnız....

Posted on 25/5/2007 at 01:08 AM

.

itiraf ettirebilir misin yaşattıklarını onların,
ya da kabul ettirebilir misin yapılanları ruhuna..
kandırılmanın ve sırdaşlığa dışarıdan bakmanın,
acısını hissettirebilir misin onlara..

öğrendiklerini anlatabilir misin onlara,
ya da gösterebilir misin senin gözlerinden ruhlarına..
kandırmanın ve dışarıda bırakmanın,
acısını hissettirebilir misin bir başkasına..

sesleri sana birşeyleri anlatırken,
o sesleri bir başkasının duyduğunu bilsen,
sessiz kalmalarını istemez miydin..
ruhunun sesini duyurabilir misin şimdi onlara?

ben sessiz kalıyorum,
merhaba..

Posted on 21/5/2007 at 12:59 AM

çaresizliğimin çaresiz ümidiydin

elimden kayıp giderken sözlerinde..
dün gece,
ilhan bile sana ağladı,
duymadın..

Posted on 12/5/2007 at 01:10 PM

ikibin otuzyedi

saklı kalması gerekenler,
gözlerinden aktı.
ve o baktı..
çeviremedin başını.
ben izlerken uzaktan,
o baktı,
ve gözlerinden aktı..
dinledi gözyaşını,
izledi sessizliği..
bilinmemesi gerekenler,
sana birini kaybettirdi.
ve bir kere daha geldin hayata,
1-0 yenik olarak....

Posted on 23/3/2007 at 12:18 AM

SAVRULAN HAYATLAR (3 Nisan '06)

kan kırmızısı var yanaklarında..
çok mu utandın?
yoksa vazgeçmemek için, kendini mi yaraladın?
bir rüzgar gelir alırdı oysa ki elinde sımsıkı tuttuğun keskin acıyı..
şimdi ne oldu..
yine esiyor sahilden yüzüne pamuklar..
ama bu sefer acı veriyor kesiklerine değdikçe di mi?
bilirim ne kadar sızlatır yaranla birlikte yüreğini..
o yüzdendir ki, çok sakinim bu günlerde..
bilirim ne kadar ağırdır pişmanlıklar..
üç maymun vardır bilir misin?
bazen üçüne de ihtiyaç duyarsın..
kaparsın gözlerini,
kaparsın kulaklarını,
silersin hafızanı her saniye yenilendikçe hayat..
hiç düşündün mü o maymunların bir olduğunu?
hatta 'senin' o bir olduğunu?
işte böyle maymuna çevirir adamı hataları..
o yüzdendir ki, hayatlarımız birer muz cumhuriyeti olmuş..
tek bir hedefe bağlı çırpınışlar,
üstümüze kurulan çıkar köprüleri,
bağımlılık ve boyun eğmeler..
bir bağlantısı var mıdır bütün bunların sence?
yoksa benim fırtınam mı bana bunları söyleten?
nerden nereye geliyor sözler bir çırpıda..
tıpkı bizler gibi..
savruluran biz değil miyiz çevre hayatlara?
oysa ki, biz bize yeteriz..
ben bana, sen sana..
ve şanslıysak biraz, "biz bize"..


Posted on 24/8/2006 at 02:59 AM

ÖLÜMÜN RENGİ

hepimiz mavi iskeletlere dönüşeceğiz sonunda,
mavi kandan olmasak da..
biz yavaş yavaş erirken,
ve aynı kaldığını sanırken biz'in,
içimiz boyanıyor bu mavilikle..
deniz ve gökyüzünün huzurunu ise,
ölümde bulacağız bir gün..
olur da aklımız ererse..

Posted on 23/8/2006 at 03:53 AM

TIK TIK TIK

karanlıktan niye korkuyorsunuz kuzum..

ışıklar içinde değil miydiniz o kalbinizi hançerlerken?

peki onun son yolculuğunu görmek için gökyüzüne baktığınızda, güneşin ilk ışıkları değil miydi gözünüzü alan?

hani tüm gece göz kırpamayıp da gün olunca dalıp gittiğinizde titreyen dünya, ışıkta değil miydi o an?

karanlıktan niye korkuyorsunuz kuzum..

ondan kötüler korkar, siz aydınlıkta siper alın..

 


Posted on 22/8/2006 at 02:39 AM

GEÇMİŞTEN KARALAMALAR

 

ve dedi ki, sizler bana tanrının birer hediyesisiniz. Her birinizin ruhumda açtığı yaralar, sinirlerimde yarattığı hasarlar, ve gözlerimden akıttığı gözyaşları var. Sizler benim ruhumu bedenimle barıştırdınız. Sizlerden uzaklaştığım süreçte, nefret ettiğim anları ve affediciliğimin kabardığı anları birer birer eşleştirdiğimde sıfırlandığını görmek ve bu sıfırla birlikte bir yokuştan aşağı bırakmak sizleri, bana büyük bir mutluluk veriyor. Sizler giderek ivmelenen yolculuğunuzda o yokuştan süzüldükçe, bunu seyretmek beni benimle barıştırıyor, ve kucaklaşıyorum kendimle.


Posted on 10/6/2006 at 12:25 AM

OYUN

Yüzünü boyadı.

Mızrağı aldı eline,

Yürüdü yürüdü yürüdü..

Atı onu bekledi.

Sadık at.

Sevildiği için savaşa götürülmeyen,

Sevgili at..

 

Yüzünü sildi.

Mızrağa baktı yerde duran,

Ağladı ağladı ağladı..

Atı onu izledi.

Sadık at.

Sevildiği için savaşı göremeyen,

Küskün at..


Posted on 8/6/2006 at 09:00 PM

KALEMLERİN HİKAYESİ

kirmizi kalem pembe kalemi dovdu
oluk oluk kan akti
ve ikisinin de icinin kirmizi oldugunu gorunce
yaptigina pisman oldu kirmizi kalem
suclulugunu temizlemeye calisti
fakat pisman olmak icin cok gec kalmisti
beyaz kalem geldi ve pembe kalemi uzaklara goturdu
siyah kalem ise kirmizi kalemi tuttu kollarindan
onu akittigi kanin icine yatirdi
ve kendi pisligi icinde bogulmasini izledi

  

                                                         oyuncular: kırmızı kalem (katil)
                                                                           pembe kalem (maktul)
                                                                           beyaz kalem (koruyucu)
                                                                           siyah kalem (cezalandirici)


....bir hikayenin daha sonu siyah kalem tarafindan yazildi. butunu gorebilenler icin ise, tum hikaye..


Posted on 29/5/2006 at 10:37 AM

DİKKAT! BU DENEYDE BÜTÜN KOBAYLAR ZARAR GÖRMÜŞTÜR..

Bir deneyin kobaylariyiz hepimiz. Hayatimiz, dunyamiz, cevremiz, kendi vucudumuz. O yuzdendir ki aksakliklar var hep varolan duzende. Yaratilmis bir evrende yasiyoruz. Bu evren vasitasiyla gozlemlenen canlilariz bizler. Yasam savasi dedigimiz sey ise bizim sinirlarimizin ve tepkilerimizin gozlemlenmesinden baska birsey degil. Yarattiklari duzenin bozulmasini izliyorlar, hep kusursuz kalmasini umarak. Oysa ki duzenin duzensizlesmesi nasil bir mantiksizliktir. Adi ustunde, duzen!

Peki kusursuz denilen bedenlerimiz neden alarm veriyor zaman zaman? Kusursuz denilen tabiat neden afetleriyle aliyor canimizi, canimizin ici sevdiklerimizi bizden? Ve yine kusursuz denilen bu kainat neden yukaridan bakildiginda boylesine hastalikli gorunuyor?

Hep bir kosusturmaca icerisindeyiz. Elimiz kolumuz dolu, birbirimize yetismeye calisiyoruz. Biryandan da bize yetismeye calisanlari arkamizda kalmaya mahkum ederek bir baskasina kosuyoruz. Herbirimiz kosarken, nasil birbirimizi yakalariz ve hayata guvenle tutunuruz? Bu sonsuz dongunun bir cikisi var mi? Malesef yok. Hayatimiz kendi yonetimimizde olsa, bir son gorebilirdik kendi cabamizla, ama hayatlarimiz hep bir baskasina bagimli. O onumuzde bir baskasina kosan insana, biz bir baskasina kosarken bize yetismeye calisan yorguna, ve en nihayetinde bizi izleyenlerin ogrenmek istediklerine.

Biz bir deneyin kobaylariyiz. Oyle olmasaydi sevdiklerimiz yitip gider miydi bu kadar zamansiz, bizler depresyona yanibasimizdan ayirmayacak kadar bagimli olur muyduk, peki ya basaramiyorum deyip de vazgecer miydi kimse yasamaktan?

Yapilan istatistikler, yasamdan kazanilmis tecrubeler gosteriyor ki herkesin az ya da cok, bastirilmis ya da acik secik bir izlenme paranoyasi var. Herseyde sebep-sonuc iliskisi ariyoruzya, peki bu sebepsiz olabilir mi? Bu dunyada sebebi yok diyebilecegimiz bir olay gosterebilir miyiz, korkularimizi - ic sesimizi - hayallerimizi hice sayip?

 

- hani bir grup cocugun arasina topu atarsin onune gelen vurur topa. Ne bir kale vardir, ne bir kural, gol de olmaz autta, hatta ne oynandigi bile belli degildir. Kimin hangi takimda oldugu belli degildir cunku takim yoktur. o top ortaya atilmasa hic bir zaman oynanmayacak bir oyun. 

- iste o topu oraya koyan var bir de, nedenini sorguluyorum, o topun oraya konulmasinin sebebi ne, kim niye siniyo bizi, sonra diyorum ki bu bir deney. o topa vuranin basarisi karsisinda vurmaya cekinenler veya sadece sorguladigi icin geride kalanlar basarisiz olacak, o uzuntu mu sinaniyor nedir?

- ben bir basari kriteri oldugunu dusunmuyorum veya olmamasi gerektigini dusunuyorum.
bu kriterleri de biz uyduruyoruz yine. para pul sohret kariyer unvan basari vs. bunlarin hepsi bizim uydurdugumuz bizim deger bictigimiz kavramlar. bill gates i basarili, sokaktaki dilenciyi basarisiz yapan ne. oyunda da oyle, iste biri kendince bir kale belirler oraya gol atmaya calisir, biri topu mumkun oldugunca ayaginda tutmaya calisir, biri etrafindakileri calimlamaya calisir, biri estetik hareketler yapar kendi capinda, biri kayirdigi arkadaslarina pas atar, mutlaka elleri cebinde oyuna katilmayan birileri de vardir. bazisi oyun sahasina bile girmez.

- sanirim yanlis kullandim basarisiz kelimesini. kafamdaki sey, duzenin duzensizlesmesi daha cok. mantiksizlik burada, herkese birer top yerine niye ortalarina tek bir top birakiliyor. yoksa ona basari denemez, denirse de kime gore neye gore. sadece bir gozlem var cok acik olan.

- temel sorun niye kimse bize bahsetmedi bu deneyden, tamam deneyin basarisi icin denegin deneyden habersiz olmasi gerekir cogunlukla ama niye biz. uzerimde bir takim oyunlar oynanmasi hosuma gitmiyor belki.

 

Bazilarimiz sorguluyoruz, bazilarimiz ise farkinda bile olmuyor uzerine oynanan oyunlarin. Yaradilisimizi sorgulanmasi yasak inanclara baglamak deneyin suresini ve kafa karistiriciligini uzatiyor, istenen gerceklesiyor. Hem de bizlere hic sorulmadan.


Posted on 9/5/2006 at 11:44 AM

OTURUP BAKTIK MI HİÇ YILDIZLARDAN DÜNYADAKİ NESLİMİZE?

"haydi gel benimle ol
oturup yildizlardan bakalım dunyadaki neslimize
ordaki sevgililer ozenip birer birer
gun olur erisirler ikimize"

 

bugun dinlenme gunum, olabildigince uzaklasip dunyayi izlemeyi seviyorum boyle gunlerimde. kendimi gokyuzune firlatip bir yildiz seciyorum, gorus mesafesi en uygununa da bir guzel kuruluyorum.

bugunku yol biraz zorladi beni. bulutlar yogunlasmis ve gecen gunku yagmurun kalintilari kaybolmamis hicbiryere malesef. yine de, zar zor da olsa yukari ulastigimda o bembeyaz dunyayi gorebilmek, her şeyi unutturdu bana.

asagida kalan bulutlar da seyreklesti, netlesti ortalik. guneş de yanibasimda yildizimi siliklestirirken beni gizliyo, boylesi daha guzel, tesekkur ederim gunes.

gorduklerim bana kalsin. sadece sunu diyebilirim ki, burasi tum gercekleri gosterir, yeter ki isteyin. kimbilir kac kere eglendirdi, surat astirdi, hayrete dusurdu, aglatti, kahkaha attirdi, bana olmam gereken herseyi sagladi burasi bu kadar zamandir. fakat tek basinalik bir sure sonra istenmiyor burada. soyle ki, sozlerle degil de, birlikte gorerek paylasilsin istiyorum, boylesini seviyorum. mesela o da olsaydi su an burada, birlikte izleseydik su essiz col firtinasini. sanirim bu sarki hissettigimden cok daha guzel bir cagri. sanirim..


Posted on 30/4/2006 at 11:10 AM

DÜNYA DÜNYA DUY SESİMİ!

dunya ortadan ikiye ayrilsin ve ben o sicacik cekirdeginde kivrilip uyuyakaliyim istiyorum.

kim bilir, belki duyar sesimi..


Posted on 29/4/2006 at 04:20 AM

BENLİKLER ARENASI, NO:1

Baska hayatlarla karsilastirmamali insan kendini derdim hep. Oysa en kizdigim ve karsi ciktigim seyi  yine ben yasadim kisa sure once kafamda, hem de kendimden bile gizli. Peki bunu nerden mi biliyorum, benliklerim tartisirken duydum, hatta kulak misafiri diyelim.

 

Kapisip duruyolardi sabahtan beri keratalar. 1.nin benim hayatim ne kadar da duzenliymis, sikayet etmekle haksizlik ediyomusum kendime ve etrafimdakilere demesiyle basladi butun kargasa. 2. atladi cunku hemen lafa. hop dedi, sen kendine bak sadece, sana ne ondan bundan, utanmiyo musun onlari yargilayip da kendine pay cikarmaya. 1. sus pus oldu ilkin, utandi biraz. Ama, dedi. Cirkin seyler var etrafta, ben uzak kaldim hep, daha dogrusu kalmisim ve bu farkinda olmasam da benim icin cok iyi bir yolmus meger. Kotu birsey degil ki bu canim. 2. de ona hak verir gibi oldu, anlasicaklar mi ne, ama yok olamaz, bunu kendi kendine fark etmen, kendi hayatini sevmeye kendin sebep olman gerek. Baskalarinin kotu tecrubeleriyle sen adam olamazsin, kendin yasaman veya kendin dusunmen gerek bunlari diye yapistirdi cevabi hemen. 1. yedirememisti bu bilgec tavirlari, cocukca asabilesti, gozlerindeki hiddet hic de iyi degildi onun icin halbuki. dedi ki, butun kotulukleri yasayarak mi ögrenicem, benim hayallerim ve dusuncelerim var, aklimi kacirmadigim surece ongorebilirim bunlari. Goremeyenler ise caresizce etrafa kucak acanlar. 2. hayrete dusmustu, sen hic mi bocalamadin dedi, ne kadar zamandir o cok gururlandigin yolda yuruyosun, bi donup baksan arkana hala gorebilirsin o uzun zaman basinda durup da ne yapman konusunda kararsiz kaldigin sapagi. O sapaga kadar seninle birlikte yuruyen, yoruldugunda seni bekleyen, tokezlediginde koluna girenleri nasil olur da tanimamazliktan gelirsin bugun. 1. hala cocuktu, ama asabiyeti gecmis saflasmisti simdi. Ben onlari tanimamazliktan gelmiyorum, tanidigim insanlarin baskalasmis olduklarini gorup uzuluyorum. Secimlerinde ve iste o buyuk yol ayriminda yanlis karar vermis olmalarinin acisini cekiyo olmalari beni de uzuyo. Ama hayat bencil, bizler de bu sekilde yasama savasi veriyoruz. Ben o yol ayriminda onlarla ayni fikirde olmamaktan mutluyum, kendi kararimi verebildigim ve cogunluga karsi gelebildigim icin mutluyum. 2. bu sozleri duydukca karsisindakinin her bir kelimede biraz olsun buyudugunu fark edebiliyordu. o bastaki asabi cocuk gittikce mantikli ve hayati anlamlandirabilmeye bir adim daha yaklasan bir bireye donusuyordu, bunu benim gibi o da gorebiliyodu, gozlerindeki muzip gulumsemeden anladim. 1. hala kendini anlatma cabasi icerisindeyken, 2. birden durdurdu onu. Aslinda herkes hakli degil mi kendince, sen de yanlis degilsin, kotuyu gormeden iyinin degeri anlasilmaz. kimsenin seni korumasini beklememek gerektigi gibi yine kimseyi beklemeden sen kendini desteklemelisin. 1. anlasildigini fark etti, yapmak istedigi kimseyi yerden yere vurmak degildi, sadece yasadigi birkac saat ona sansli oldugunu hissettirmisti, bunu dile getirdi saf cocuksulugunu kaybetmeden. ve kol kola girip uzaklastilar arenadan.

 

Ben ise yatagima uzandim, ictigim agri kesicinin etkisini gostermesiyle rahatlamistim sonunda. Ne kadar da uzun surmustu bu sefer. Tarif etmek gerekirse, tam da ustteki harflerin cogalttiklari satirlar kadar.


Posted on 28/4/2006 at 02:56 AM

BOCALAMAK ADETTEN MİDİR BU HAYATTA?

bugunun sirrini hangi saat diliminde kesfedicem acaba. bir kac dakika onceki karmasam mi, yoksa sabahki nesem mi.. daha da degisir mi ki, degisir tabi ya neler neler gorurum, daha saat erken oyle ya.

bir gun 1.440 dakika, bunun su kadar kisminda uyuyoruz diye ayirmiycam hayir, zira ben ruyalarimi da yasiyorum. iyisiyle-kotusuyle, kabusuyla-nesesiyle, gun icinde de hayallere dalmiyo muyuz, fark var mi arada, yok.. e oyleyse ayirmayalim gunumuzu di mi.. bir gun 1.440 dakikaysa ve bir dakika once bir dakika sonra derken geciyorsa patir patir onumuzden 1.440 tanesi, vah vah, cok uzucu.

her gunumuz ayri bir hayat. yukselip alcalan ruh cizelgemizi yaysak söyle bir 70 yila ortalama, ne cikar. ne cikicak, alin size inisli cikisli, calkantili durgun, mutlu mutsuz bir hayat.

bir gun 1.440 dakika, yaziyla bin dortyuz kirk. bir yil 525.600 ve ortalama 70 yildan alin size 367.792.000 dakika. tepe tepe kullanin birbirinizi!


Posted on 27/4/2006 at 10:32 AM

www.aaalsozluk.com - yeni sözlüğünüz
bedava hızlı güzel flash oyunlar