28/9/2007 - 11 Eylül´ün Gerçekleri
 ABD dünyayı aldatmaya devam ediyor.. Tam da aya ayak basma yalanının bu günlerde ortaya çıkması iyi bir tevafuktu..
Zaten
kuşku ile bakılan 11 Eylül terör eyleminin de bir oyun olduğu artık
ortaya çıktı.. Haber şöyle: “Üç amatör gencin çektiği belegesel
internette izlenme rakorları kırıyor. Tüm resmi tezleri çürüten 80
dakikalık film, 11 Eylül saldırılarının büyük bir senaryo olduğunu
iddia ediyor. ABD'de üç genç, 6 bin dolar maliyetle çektikleri 11 Eylül
belgeseli ile kafalardaki terör algısını bütünüyle değiştirdi. İkiz
Kuleler'e ve Pentagon'a çarpan uçaklarla düşündürücü komplo teorilerini
sıralayan 'Loose Change' belgeseli, internetin bir numaralı arama
motoru Google tarafından da ücretsiz servise kondu.” Biliyorum böyle
bir iddia Apo’nun devlet memuru olduğu, PKK’nın devlet tarafından
örgütlendiği gibi bir iddia.. Saddamın bu gün içeride olması, dün bir
arada çalıştıkları gerçeğini ortadan kaldırmaz. Noriega da öyle değil
mi idi? Siyasette vefa yoktur. Eski dostların düşman olmaları
nadirattan değildir siyasette.
Devletler, bizde de olduğu
gibi, bazan birilerini yola getirmek için, sağa sola üç beş bomba
attırabilirler.. Darbe şartlarının oluşması için birileri teröre
davetiye çıkartabilir..
Bunun adına kontrollü bunalım
stratejisi diyorlar.. Yani bulanık suda balık avlama hikayesi.. Tavşana
kaç, tazıya tut der gibi bir şey işte.. Devletler genelde böyle şeyler yaparlar.. Bir emekli generalin itirafları sizi şaşırtmamalı aslında..
Bush
Irakı Saddam rejiminden kurtardığını söylüyor.. Getirdiği özgürlük,
demokrasi ve refah ortada. Aslında Saddamı Irak halkının başına bela
edenler de ABD, İngiltere ve Rusya değil mi idi? Onun cinayetlerini de
aslında bu ülkelere fatura etmek gerek.
Irakın sözde batıyı tehdit ettiği söylenen cehennem topunu veren ya da Halepçede kullanılan kimyasalları veren kimdi?
Bush
ve Blairin Demokrasi, özgürlük dedikleri şey, Haçlı diktatoryasına
boyun eğmemizdir.. Demokrasi onlar için makyaj malzemesi.. Karşımızda
melek maskeli bir şeytan duruyor.. Onların zenginlikleri bizim
yoksulluğumuz kadar büyük. Onların serveti bizden çaldıklarından
oluşuyor..
Batı uygarlığı dedikleri soygun düzeni, dört büyük
ırktan Kızılderilileri katletti. Siyah ırkı köleleştirdi. Afrikadan
köle ihracında kullandıkları Liman şehrinin adını Liberya koydular.
Yani Özgürlükler ülkesi ya da özgürlüklere açılan kapı. Batının
Özgürlükten anladığı işte bu!
Lumumbayı ben öldürmedim.
Cesedini asit kazanına atıp eriten de ben değildim. Tüm Asya halklarını
köleleştiren de ben değilim.. Engizisyonları da ben kurmadım..
Onlar bizi şeytanın çocukları olarak görüyorlar.. Luther böyle söylüyor..
Çevrenize
baktığınızda gördüğünüz, aç, cahil, üstü başı pasaklı , çöp
tenekelerinde yemek için ekmek artığı arayan çocuklar, aslında batının
refah ve mutluluğunun harcını karıştırıyorlar.
Batı
uygarlığının arkasında, bu zenginliğin ve ihtişamın arkasında
Kızıldeirli kanı, siyah insanın gözyaşı ve sarı ırkın çalınan
alınterleri var..
Son yüzyılda insanlığa 3 dünya savaşı
armağan ettiler, dördüncüsünün de finyesini patlatmaya çalışıyorlar..
1. sinde Osmanlı imparatorluğu yıkıldı. 2. sinde bölgeyi kendi
aralarında paylaştılar.. Aynı toprağın çocuklarının arasına hayali
sınırlar çizdiler.. Kendileri ile işbirliği yapıp halkına ihanet eden
aşiretlerin çocuklarına iktidar verdiler. Ve onlar için halkın inanç,
tarih ve kültür değerlerine yabancı rejimler icad ettiler.. Şimdi BOP
diye, yeniden bu sınırları değiştirmek, iktidarları ve rejimleri gözden
geçirmek istiyorlar..
Batılılar son yüzyılda, havayı, suyu ve
toprağı kirlettiler.. Son yüzyıl, insanlık tarihinin en dramatik
dönemlerinden biri idi..
ABD terörizme karşı savaşıyormuş! En
büyük Terörist kendisi aslında.. ABD nin terörist ilan ettiklerinin
çoğu bizim için birer özgürlük savaşçısı.. ABD li generaller yeni savaş
stratejilerini açıklarken, soğuk savaşa gönderme yaparak “Eski soğuk
savaşta, ideolojimizi Komunist ideolojiye karşı mobilize etmiştik. Yeni
soğuk savaş değerler savaşıdır.. Bu demokratik değerlerimizi yayma ve
yerleştirme savaşıdır.” Evet bu kadar ABD ile stratejik ortaklığın bir
başka açıdan anlamı bu..
Yaşadığımız olaylar yeni bir saçlı saldırısı ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor..
Sağcı
Kapitalist Bush’un stratejik ortağı Solcu Blair ne diyor: “Terörizme
karşı verilen savaş küresel değerler için verilen küresel bir
savaştır.. Bu savaşın amacı İslamın kendi içinde ve dış ilişkilerinde
modernleşmesini sağlamaktır.. Bu savaş, kendi değerler sistemimizin
onların değerler sistemini yenecek kadar güçlü, ilkeli ve cazip olup
olmadığını da bize gösterecektir..”
Evet evet, bu bir savaş.
İslama ve Müslümanlara karşı sürdürülen “Tarihin sonu”nu getirecek bir
dinler arası savaş.. Diyalog dedikleri, kendi bizim kendi değerler
sistemine tabiiyetimizi ikrar sadedinde bir şey.. Bizden karşı çıkmamız
şöyle dursun, eleştirmemizi, soru sormamızı bile istemiyorlar. “İşittik
ve kabul ettik” dememizi istiyorlar.. Yoksa topyekun bir savaşla tehdit
ediyorlar..
Tehdit algılamaları belli. İslam ve Müslümanlar.
Tehdidin rengi artık “Kızıl” değil “Yeşil”! 28 Şubatçı medyanın ilan
ettiği “topyekun savaş” ve bu çerçevede örgütlenen irtica yaygaraları ,
başörtüsü yasağı, laiklik tartışmaları sakın yeni Amerikan ve İngiliz
mandacıların yerli neo-con’ların eseri olmasın! Sizce İsrail bu işin
neresindedir?
Bir yalan rüzgarı içinde savruluyoruz.
Bilmiyorum,
bizim solcular, Aleviler, Laikçiler, o kötü gün geldiğinde (Allah
korusun) kendilerinin bağışlanacaklarını mı sanıyorlar.. Hiç sanmam..
Besledikleri kargalar önce onların gözlerini oyar.. Sırplar, Boşnak köylerini bastıklarında, solcu ve liberal ayrımı yapmadılar..
ABD bizi AB içinde ve bölgede ne için yanında görmek istediğini açıklamak için bu kadarı yeter mi?
Benden hatırlatması!
Selam ve dua ile. Abdurrahman Dilipak
|