Kültür Edebiyat

Ana Sayfa - Profil - Arşiv

ALLAH ŞAŞIRTMASIN/ Rıfkı Kaymaz

Gönderildi: 1/5/2008 - 09:47 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

  

     Hepimiz hayatı en güzel bir biçimde yaşamak isteriz. Bu isteğimizi gerçekleştirebilmek için; planlar kurar, hazırlıklar yaparız.

      Ne var ki, bu planlarımızı her zaman gerçekleştiremeyiz. Atalarımızın dediği gibi; “evdeki hesap çarşıya uymaz.” İşlerimiz aksar, üzülür, kahroluruz.

      Halbuki geleceğimize ilişkin planlarımız için gerekenler yapılmıştır, altyapı hazırlanmıştır. Bütün bunlara rağmen yine de sonuç istediğimiz şekilde gerçekleşmemiştir. Hayat bu, her şey olabilir.

      İsteklerimizin istediğimiz biçimde şekillenmesinde hatalarımızın da rolü büyüktür. Bilerek veya bilmeyerek yaptığımız hatalar, başarımızı, mutluluğumuzu olumsuz yönde etkiler.

      İnsan elbette hata yapabilir, yanlış tercihlerde bulunabilir. Uyarılmasına rağmen inatla yanlışta ısrar edebilir.

      Önemli olan bu yanlışın farkına varmak, onu tashih etmek, düzeltmek, bir inat uğruna yanlışta ısrarcı olmamak.

      Atalarımız, “insan beşer, bazen şaşar” demişler. Beşeriz, şaşarız, şaşırabiliriz.

      Dünya hayatı inişi çıkışı, acısı sevinciyle ölüme kadar geçen bir süreci ifade eder. Hayat her zaman başarı ve sevinci değil, acıyı, üzüntüyü de birlikte yaşatır. Düşüncelerimiz, davranışlarımız, çabalarımız, olumlu ya da olumsuz sonuçlarla hayatımızı belirler. Kimi zaman izahını dahi yapamadığımız bir biçimde ortaya çıkan olaylarla karşılaştırabilir bizi.

      İnsan hata yapmadan yaşayabilir mi?

      Hiç hata yapmamak için hiç yaşamamak gerek.

      Allah, insanın hatalarını azaltması, doğru yolu bulması, gerçek bir kul halinde yaşaması için ona kutsal kitaplar ve peygamberler göndermiş, onu uyarmıştır.

      Bu anlamda yanlışlarımızın giderilmesi, azaltılması yolunda kılavuzumuz, rehberimiz: Allah ve Resulünün emirleri, öğütleri... Ölçümüz sağlam, pusulamız düzgün ise, yolumuz da elbet doğru olacaktır.

      Yaptığımız hatalardan pişmanlık duyarız. Bu hataya nasıl düştüğümüzü kendi kendimize sorarız. Bir daha yapmamaya söz veririz, özür dileriz. Bu özür ve sözün Yaratıcıya arz edilmesi demek olan tövbeye sığınırız.

      Hatalar bin bir çeşit: büyük, küçük...

      Küçük diye zaman zaman önemsemediğimiz hatalar, büyük hatalar gibi acı ve felaketlere dönüşebilir. Bir küçük kıvılcım bütün bir ormanı yakabilir. Küçük bir ihmal aileleri parçalayabilir, hastalıklara ve felaketlere neden olabilir. Bu açıdan her hatanın, her yanlışın faturası büyük.

      Hataları nasıl karşılarız?

     Her insanın hataya bakış açısını, yetiştiği ortam, aldığı terbiye, duygu, düşünce ve inançla izah etmek mümkündür. İmani hassasiyeti zayıf olan bir insanın gözünde “günah” ne kadar küçüktür! Titiz yapıda bir ailede hata ne büyük bir suçtur!

     Hataları küçük görmek kadar büyütmenin de anlamı yok. Hayati olmayan bir hata için kıyametler koparmak ne derece yersiz ve yanlıştır ya da çok ciddi bir hatayı sorumsuzca bir tavırla yok saymak...

     Hatalar yeri geldiğince affedilmeli. Özellikle istenmeden oluşan hataları affetmek bir olgunluk belirtisidir. Hata yapanın olgunlaşması için ona bir fırsat vermektir. Ne var ki bu affı istismar ederek hatayı bir alışkanlığa dönüştürmeye de kimsenin hakkı yok.

     Her hatanın bir cezası var. Hata, işleyene belli bir bedel ödetir. Bedenen, ruhen ona zarar verir.

     Her hata cezalandırılmalı mı? Af mı, yoksa ceza mı?

     Af, hata işleyene yeni hatalar işleme yolunu açacaksa elbette hayır. Onun kişisel gelişmesine katkıda bulunacaksa evet.

     Hatalarımız, yanlışlarımız, günahlarımız...

     İnsanız, beşeriz, şaşarız.

     Hatalarımıza günahlarımıza tövbe.

     Allah şaşırtmasın!
     Rıfkı Kaymaz



Önce Selam Sonra Kelam

Gönderildi: 26/3/2008 - 12:57 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

Toplum halinde yaşayan insan, yaşadığı toplumun; âdet, anane, dil, inanç, kültür gibi değerlerini dikkate alarak yaşamak durumundadır. Çünkü toplum, belirli ortak değerleri benimseyen, onları hayatlarına yansıtan insan topluluğudur.
Ortak kültürel değerler, ortak bir yaşama biçimi oluşturur. Bu ortak değerlere aykırı davranan insan, kendi toplumuna yabancılaşır.
Ortak değerler benimsendikçe ve yaşandıkça gelişir. Bu değerler, toplumun bütün insanlarını bir arada, birlik ve beraberlik içinde huzurlu ve mutlu bir biçimde yaşatır.
Toplumda yaşayan insanların bu ortak değerlerle hep birlikte yaşayabilmeleri için kendi aralarında ciddî, samimî, sağlam köprüler oluşturmaları ve sağlıklı bir iletişim kurmaları gerekir. Bu iletişimin ilk basamağı selâmlaşmaktır.
Selâm, insanlar arasında kurulacak iletişimde önemli bir adımdır. Selâm, iletişim köprüsünün ilk halkasıdır. Sevginin, dostluğun harcı, olmazsa olmazıdır.
Okulda, çarşıda, pazarda, camide, selâmla kurulan yakınlık, dostluğa, kardeşliğe dönüşür.
Aynı apartmanda yaşayan, aynı kurumda görev yapan kimi insanların birbirlerine selâm vermeden, iyi günler, iyi akşamlar, iyi görevler dilemeden, merhaba demeden yaşadığı ne yazık ki bir gerçek. Apartmanı paylaşan, birkaç dakika da olsa bir asansörde selâmsız, sabahsız birbiriyle selamlaşmayan asık suratlar, insanlara tebessüm etmenin, güle yüzlü davranmanın bir ibadet olduğunu bilmiyorlar mı? Selâm vermek, “selâmünaleyküm” demek güler yüzün, iyi niyetin kelimelerle bir ifadesidir aynı zamanda. Selâmdan uzak böylesi insanlardan oluşan bir toplum, sağlıklı bir iletişimi kuramaz ve birlikte yaşamanın mutluluğunu hakkıyla yaşayamaz.
Sevgili Peygamberimiz, insanların birbirini sevmesinin, birbiriyle kaynaşmasının reçetesini şöyle veriyor: "İman etmedikçe Cennete giremezsiniz: birbirinizi sevmedikçe, olgun bir îmana sahip olamazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayınız!..." (Müslim, İman, 93). Bir sahabi Hz. Peygamber (s.a.s)'e: "İslâm’ın hangi işi daha hayırlıdır" diye sorduğunda, Allah Resulü şöyle buyurmuştur: "Yemek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selâm vermendir." (Buharî, İman, 6- 20). Peygamber Efendimiz yanında büyüttüğü Enes (r.a)'e şöyle buyurmuştur: "Oğlum! Ailenin yanına girdiğinde selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun" (Tirmizî, İstizân, 20).
Birbirimizi sevmek inancımızın gereği. Birbirimiz için iyi ve güzel şeyler dilemek görevimiz. Birbirimizi sevmenin, sevememe hastalığının en önemli reçetesi ise selâm.
Selâmı vermek sevmeye; selâmı yaymak, selâmlaşmak, sevgiyi topluma yaymaya vesile olur.
Selâmlaşan iki insan arasında; sevgi, saygı, kaynaşma canlanır ve büyür. Bir selâm, bir güler yüz, iletişimin altın anahtarı olur. Selâm, konuşmanın önünü açar: “önce selâm” verilir “sonra kelâm”a, söze geçilir. Atalarımız “önce selâm, sonra kelâm” demiyorlar mı? Hâl hatır sorulur, iltifat edilir, sohbetler yapılır. İnsanlar birbirini daha yakından tanır, ortak zevkler, duygular, fikirler ortaya çıkar. Sıcak dostluklar kurulur. Konuşarak anlaşılır. Ortak noktalarda buluşulur. Ya da farklı fikirlere, zevklere tahammül etmeye alışılır. Hoşgörü yaygınlaşır. Konuşa konuşa iletişimin sıcak yüzü, yüreğimizi ısıtır. Dostluk, kardeşlik, birlik ve beraberlik duyguları toplumu kuşatır.
Dünyevî hiçbir kaygı gütmeden, belki hiç de tanımadığımız bir insana “Allah’ın selâmı üzerinize olsun!”demek, ne güzel bir dilek, ne güzel bir duadır!
İnsan verdiği selâmla, verilen insana bir adım daha yaklaşır. Alınan selâmla, bir adım daha atılır dostluğa, kardeşliğe. Yüzler tebessümle daha bir güzelleşir. Gönüllerde sevgi çiçekleri açar.
Günümüz insanı, yoğun bir tempo ile yaşıyor. Selâma, konuşmaya, hatır sormaya, ziyarete gitmeye nedense pek vakit ayıramıyor. Selâmın insanî ve İslâmî bir görev olduğunu unutuyor, ya da önemsemiyor. Böylece dostluğun sıcak ortamını yakalayamıyor. Daha bireysel bir yaşayışı tercih ediyor. Bencilleşiyor. Paylaşmayı bilmiyor. Daha az konuşuyor, dertleşiyor. Mutlulukların paylaşıldıkça artacağını, dert ve sıkıntıların ise azalacağını gerçeğinin farkına varamıyor. Bu durum, onu strese, sıkıntıya sokuyor, sinirli, çekilmez bir hale getiriyor. Kendisiyle barışık olmadığı için, yalnızca kendisine, ailesine değil, çevresine de, etrafına da hep sıkıntı veriyor.
Bu olumsuz tabloyu sağlıklı kılacak şifre; selâmdır. Selâm, sevgi, saygı ve insanlığın anahtarıdır.
İnsanı insana yakınlaştıran, sevdiren, saydıran, anlaştıran iletişimin iki hecelik adı; selâm.
Bu şifre, bu anahtar, bu dilek, ilişkilerimizi ısıtacak, dostluk, kardeşlik kapılarını açacak, bizi daha olgunlaştıracak ve mutlu bir insan kılacaktır.
Rıfkı Kaymaz

HİKAYE ROMAN YARIŞMASI

Gönderildi: 15/2/2008 - 01:04 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

YENİ ODAK DERGİSİ
HİKÂYE YARIŞMASI
Ödüller
Birinciye 1000 YTL, İkinciye 750 YTL, Üçüncüye 500 YTL
3. ve 10. arası küçük altın
İlk 20'ye girenlere AKGÜN YAYINCILIK'tan kitap seti.
 
ROMAN YARIŞMASI
ödüller
Birinciye 2500 YTL, İkinciye 1500 YTL, Üçüncüye 1000 YTL
3. ve 10. arası BÜYÜK ALTIN
İlk 20'ye girenlere AKGÜN YAYINCILIK'tan kitap seti.
Bilgi: www.akgunyayincilik.com

TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ ÖDÜLLERİ 2007

Gönderildi: 10/1/2008 - 01:07 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

Türkiye Yazarlar Birliği, 2007 yılının kültür sanat ve düşünce hayatındaki gelişmeleri değerlendirerek yılın yazar, fikir adamı ve sanatçılarını açıkladı.

Ödüllerin, edebiyat ve sanat uzmanları arasında gerçekleştirilen anket çalışmalarının ardından, alanının tanınmış isimlerinden oluşturulan özel komisyonların yaptıkları çalışmalar sonucunda belirlenmekte olduğunu söyleyen TYB Genel Başkanı Doç. Dr. Hicabi Kırlangıç, "Değişik kesimlere mensup kişi ve kuruluşlardan alınan bu bilgiler ışığında yıl içerisinde ortaya konulan fikir ve sanat ürünleri, başvuru esasına dayanmadan ve eser sahiplerinin haber ve bilgisi bulunmadan objektif ölçütlerle değerlendirilmektedir." dedi.

Değerlendirmeye giren eser sahiplerinin şilt ve beratlarının yılın ilk yarısında yapılacak bir törenle takdim edileceğini söyleyen TYB Genel Başkanı Kırlangıç, 2007 yılının yazar, fikir adamı ve sanatçıları olarak şu isim ve eserleri açıkladı


HİKAYE Abdullah Harmancı Yerlere Göklere
ŞİİR Şaban Abak Kayıp Atlar Haritası
ROMAN Ayse Kulin Veda
DENEME Mehmet Aycı Mürekkep Ten
FİKİR İbrahim Kalın İslam ve Batı
ARAŞTIRMA Nurcan Toksoy Halkevleri
İNCELEME Mehmet Narlı Şiir ve Mekan
EDEBİ TENKİT Osman Özbahçe Kural Dışı
HATIRA Hicran Göze Kadıköylü Yıllarım
GEZİ Özcan Yüksek Sessizce Dön
TERCÜME Ali Benli, Macit Karagözoğlu Muhammed Ferid?den İngiliz İşgaline Karşı Osmanlı Hilafeti
BİYOGRAFİ Ersin Özarslan Erol Güngör
ÇOCUK EDEBİYATI Nurdan Damla 365 Günde Sevgili Peygamberim
BASIN/FIKRA Nuh Gönültaş Bugün Gazetesindeki Yazılarıyla
BASIN/FİKİR Leyla İpekçi Zaman Gazetesindeki Yazılarıyla
DERGİ Bizim Külliye
E- YAYINCILIK Sanatalemi.net
TV/BELGESEL TRT Mevlâna
TV / DİZİ ATV Karayılan
ŞEHİR KİTAPLARI Nevzat Kösoğlu Geçmiş Zaman Peşinde Yahut Vâizin Söyledikleri
RADYO PROGRAMI Alim Kahraman Rasim Özdenören'le Mavera Yolculuğu' Burç FM
YAYINCILIK / KAMU Sivas Belediyesi Yıl Boyunca Yaptığı Yayınlar ile
YAYINCILIK / ÖZEL Beyan Yayınları -
ÖZEL ÖDÜL Polatlı Belediyesi Yıl Boyunca Yaptığı Yayıncılık ve Kültür Faaliyetleri ile
BASIN YÖNETİM Ali Adakoğlu Gerçek Hayat
ÜSTÜN HİZMET Prof. Dr. Ömer Faruk Akün, Prof. Dr M. Said Hatiboğlu, Yücel Çakmaklı

SU

Gönderildi: 15/8/2007 - 09:18 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

Hayatın dört unsur üzerine kurulduğu (anasır-ı Erbaa) söylenir: Hava, su, toprak, ateş.

Yaşamak bu dört unsurla mümkün. Yaratıcı; hava, su, toprak ve ateşi bizim için yarattı. Onları bizlere armağan etti.

Yaşamamız için havaya, suya ihtiyacımız var. Nefes almadan, su içmeden yaşamak mümkün değil. Toprak beslenme kaynağımız, mutfağımız. Ateş, pek çok ihtiyacımızı karşılamamamız için gereken bir araç. Isınmak, besinlerimizi pişirmek  onunla.

Su bir hayat. Hayatın her anı onunla iç içeyiz. O, her varlığa can taşıyan bir sıvı.

Dünyamızın yüzde sekseni o. Vücudumuzun yüzde yetmişini o oluşturuyor. Kanımızın yüzde doksanına yakını yine o. İçtiğimiz suyun yüzde sekseni beynimize gidiyor. O bedenimize zindelik, canımıza can katıyor. Sağlık armağan ediyor. Beynimizi açıyor, ruhumuzu dinlendiriyor.

Su temizler. Hem maddî kirlerden hem de aldığımız abdestle bedenî ve ruhî kirlerden arınırız. Öldüğümüzde son kez onunla yıkanır, ebedî yolculuğa çıkarız.

Su eritir, değiştirir. Değişime neden olur. Kupkuru bir üzüm dalından, koskocaman bir çımar kökünden damla damla yükseklere uzanır. Üzüme, dala, yaprağa, meyveye dönüşür. Kuru dal yeşile bürünür, canlanır, büyür.

Su onarır, tedavi eder. Beden ve ruh sağlığımız onunla dengelenir. Vücudumuzdaki su oranı düştüğünde susuz kalan ir ağaç gibi kurur, hastalanır, solarız.

Su medeniyettir. Temizliğin, saflığın, rahmetin medeniyetidir. Bizim medeniyetimizin mimarîsinde, fisebilillah, yalnızca Allah için yapılan çeşmeler, sebiller şehirlerimizi su sesleriyle onarır, inşa eder.Sebiller, su sesleri, kanat şakırtıları ve  güvercin hu hu’larıyla manevî bir ziyafet sofrasına dönüşür, yüreklerimizi serinletir. 

Atalarımız su sesiyle tedavi konusunda önemli adımlar atmışlar. Su sesi terapisiyle bimarhaneler, şifahaneler açmışlar. Hastalıklara şifa aramışlar. Ruhî sıkıntıları suyun ilahileriyle, besteleriyle aşmışlar.

Günün stresinden, yeşilliğin ortasında bir derenin şırıltısında nasıl da dinlenir insan. Nasıl da huzur bulur.

Atalarımızın “Su gibi aziz ol!” duasında dile geldiği gibi su azizdir, değerlidir.

Su canlı bir varlık halinde insanla iletişim kurar. Onunla dertleşir, onu teskin eder. Yapılan deneyler onun canlılığını ortaya koyuyor. Bir bardak suya söylenen güzel ya da kaba sözler farklılaştırıyor bardaktaki suyu. Bardak içindeki su sözlerin niteliği ve söylenişiyle farklı özelliklere dönüşür.

“Susayan toprağın ey dost yeri sensin göğü sen”diyor Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu.Toprağın suya hasretini dile getiriyor.Su yağmur olup toprağın susuzluğunu gideriyor.Yıkıyor kirlerini. Sonsuz bir bereketi yeryüzüne bırakıyor. Bir rahmeti sağnak sağnak sunuyor toprağa ve bizlere.

Bir kar haline dönüşüyor kışın. Bembeyaz rengiyle gönüllere, toprağa doyumsuz bir ziyafet sunuyor.

Su cana dönüşür. Su, kaynaktan akışıyla dereye, ırmağa dönüşür. İnsan, Yunus’un mısralarıyla “Sular gibi” çağlayarak onunla dost olur.Yaylalarda şırıl şırıl akan derenin sesi, çoban çeşmesinden aka suyun sesiyle Faruk Nafiz’in mısralarıyla bir çobanın kavalına eşlik eder:

“Derinden derine ırmaklar çağlar/Uzaktan uzağa çoban çesmesi

Ey suyun sesinden anlayan bağlar/Ne söyler şu dağa çoban çesmesi.”

Şelâle olur çağlar sonsuza dek, çağıldar.

Su acıyı, kederi, hüznü bir insan gibi üstlenir. Fırat, Dicle, Tuna olur. Tuna, Osman Paşa ile birlikte seslenir tarihin derinliklerinden:

“Tuna nehri akmam diyor/Etrafıma yıkmam diyor,

Şanı büyük Osman Paşa/Plevne’den çıkmam diyor.”

Necip Fazıl, insanı “kıvrım kıvrım” akan suya benzetir, Sakarya Türküsü’nde:

“İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya/Bir yanda aktan benim öbür yanda Sakarya.

Sen ve ben gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız/Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız.”

Küçük Musa’yı  Asiye’den emanet alan ırmak onu Firavun’un sarayına götürür. Gün gelir Kızıldeniz Firavun’a mezar olur.

Damlalar bir araya gelir, göl olur. Irmaklar bir araya gelir deryaları oluşturur. Deniz sonsuzluğa alıp götürür bizi.

Yahya Kemâl, Açık Deniz’de onun tadını unutamadığından söz eder:

“Mahzun hudutların ötesinden akan sular/Gönlümde hep o zanla beraber çağıldadı.

Gittim son diyara ki serhaddidir yerin/Hala dilimdedir tuzu engin denizlerin.

Duydum ki ruhumuzla bu gurbette sendeniz.”

Abdullah Satoğlu, “Suya Övgü” dizer:

Ey Rabbın en büyük nimeti/Sen Kabe’de zemzem/Cami avlusunda sebil

……

Her duasında rahmetli annem/“Su gibi aziz ol” derdi/Annem gibi aziz olan su/Sebil sebil cami avlusu.”

Nurullah Genç, evrenin susuzluğunu bitirecek Rahmet Peygamberimizi anlatır mısralarıyla:

“Yağmur seninle biter susuzluğu evrenin,

Sana mümindir sema, sana muhtaçtır zemin.”

Divan şairi Fuzulî’nin su redifli şiiri, “Su Kasidesi”edebiyatımızın en güzel naatlerinden biri.

“Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl /Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su”

(Su senin –Peygamberimizin- ayağının toprağına erişeyim diye durmadan, ömürler boyu başını taştan taşa vurarak âvâre gezer durur.)

Su, rahmet, yağmur, bereket, gül…İlâhi, bizi susuz bırakma.

 Rıfkı Kaymaz


Sıla Fotoğrafları

Gönderildi: 1/8/2007 - 04:22 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

 

Sıla, her insan için çok şey ifade eder. Doğup büyüdüğümüz, birlikte yoğrulduğumuz toprak. İlimiz, ilçemiz, köyümüz. Hatıralarıyla birlikte iç içe yaşadığımız sılamız. Evimiz, yuvamız. Tarlamız, bahçemiz, toprağımız, dağımız, bağımız, deremiz. Geçmişimizi ebediyete uğurladığımız mezarlığımız. Acımız, hüznümüz, sevincimiz, mutluluğumuz. Sevdiklerimiz, dostlarımız. Aldığımız nefes, içtiğimiz su, yediğimiz aş: Sılamız.

Erzincanlının yüreğinde her an canlı bir sevda. Sıla: Erzincan.

Lütfi Özgünaydın’ın Erzincan fotoğraflarını ve denemelerini içeren Erzincan albümüne bakarken bir kere daha sılamı andım. Onun dünyasında dolaştım. Hatırladım, düşündüm, yol aldım.

Lütfi Özgünaydın, usta bir gazeteci., bir yazar. Baraj, Köyden Kente, Şelale Söğüt Ağacı, Taş Yolu yayınlanan öykü kitapları.

Onu, yıllar öncesi tanıdım. Erzincan Doğu Gazetesinde sevgili dost Halil İbrahim Özdemir’le birlikte onun Gurbeti çıkardığı günlerdi. Eğin’i konu şiir yarışmasına katılmış, dereceye girmiş, hatırladığım kadarıyla da bir ceket hediye almıştım.

Özgünaydın, son yıllarda usta fotoğrafçılığıyla sılamızı, güzel Erzincanımızı objektifiyle bizlere, yalnızca gözlerimize değil yüreklerimize de sunuyor. Usta fotoğrafçıyı diğer fotoğrafçılardan ayıran özellik bu. Fotoğrafçı, objektifiyle, usta fotoğrafçı yüreğiyle fotoğraf çeker. Özgünaydın işte böyle bir sanatçımız. Sıtkı Fırat, Y.Ziya Ademhan gibi usta bir sanatçı hemşehrimiz.

Özgünaydın’ın İstanbul’daki sergisine katılamadım. Geçtiğimiz günlerde Oromedya’nın sahibi Cüneyt’le birlikte, Esenler Belediye Başkanımız, değerli hemşehrimiz Mehmet Öcalan’a  yaptığımız ziyaretin güzel bir hatırası oldu.

Yerel yöneticiliği yanında kültür, sanat ve edebiyatseverliğiyle de takdir edilen değerli başkanımızın hediyesi Özgünaydın’ın Erzincan Albümüydü.

Birbirinden güzel fotoğraflar, Özgünaydın’ın denemeleriyle ( İngilizceleriyle birlikte) bütünleşmiş.

Albümü gören bir yabancının, Erzincan’ı konu alan İngilizce denemelerle birlikte Erzincanla tanışması ne güzel! Bu güzel denemelerin Özgünaydın’ın www.ozgunaydin.com sitesinde  her iki dilde de yayınlanmasının önemini ifade etmek istiyorum.

Özgünaydın’ın fotoğraflarına yansıyan Erzincanımızı , onun güzel insanlarını bir albüm halinde bizlere ulaşmasına katkı sağlayan Erzincan Kültür Eğitim vakfı yetkililerine , bu albüme emeği geçenlere teşekkürlerimi sunuyor, Özgünaydın’ı bir kere daha takdirlerimi iletiyorum.

(Erzincan, Fotoğraf-deneme, Lütfi Özgünaydın, İlke Kitap, İstanbul 2007, e-mail: lutfi@lutfiozgunaydin.com)

Rıfkı Kaymaz


ŞİİR ŞÖLENİ

Gönderildi: 14/5/2007 - 04:10 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ’NDEN

            ŞİİR ŞÖLENİ

            Karaman Tanıtım Birliği ile Türkiye Yazarlar Birliği’nce ortaklaşa düzenlenen şiir şöleni Karaman’da gerçekleştirildi.

            730. Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma Etkinlikleri çerçevesinde  düzenlenen   “Şiir Şöleni”nde şiir dostları ve şairler bir araya geldi.

M. Emin Genç’in sunumuyla Karaman Öğretmen Evi Otağ Tesislerinde 12 Mayıs cumartesi günü saat: 20.00’de gerçekleştirilen  şiir şöleni, Türkiye Yazarlar Birliği genel başkanı Doç. Dr. Hicabi Kırlangıç ve Karaman Valisi Fatih Şahin’in açılış konuşmalarıyla başladı.

Vali Şahin, konuşmasında,  şiir şöleninin,  tarih, dil ve kültür şehri Karaman için çok büyük bir anlam taşıdığını ifade etti. 

Şiir şölenine katılan; Rıfat Araz, Mehmet Aycı, İbrahim Demirci, Ahmet Efe, Bahattin Karakoç, Rıfkı Kaymaz, Hicabi Kırlangıç, Mustafa Özçelik, Murat Soyak,  Muhsin İlyas Subaşı ve Bestami Yazgan şiirlerini şiir dostlarına sundular. Mazeretleri ile şölene katılamayan;Yavuz Bülent Bâkiler, Erdem Beyazıt ve Bekir Sıtkı Erdoğan’ın şiirlerini radyo programcısı  Tayfun Ünal seslendirdi.

Bilindiği gibi Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma Etkinlikleri, her yıl  İstanbul, Ankara ve Karaman’da gerçekleştiriliyor.

Bu yıl, İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen Türk Dili ödülleri 3 Mayısta sahiplerini buldu. “Türkçe’nin Coğrafyaları Birleştiren Kimliği” sempozyumu  Ankara’da yapıldı. Karaman’da 10 Mayıs tarihinde yapılan  Uluslar arası Türk Dünyası Haber Ajansları Bilgi Şöleni, konferanslar, sergiler, açılışlar ve konserler yine Türk Dil  Bayramı etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirilen faaliyetlerdendi.

 

 


Rıfkı Kaymaz'la Söyleşi

Gönderildi: 28/3/2007 - 06:06 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

Rıfkı Kaymaz: “Çocuk Edebiyatı Fıtrata Uygun"
Murat SOYAK
Rıfkı Kaymaz çocuk edebiyatına dâir eserleriyle tanınıyor. Yazarımızla hayatı, ilk edebî çalışmaları ve çocuk edebiyatı eksenli eserleri üzerinde konuştuk. Mülâkatı, özellikle çocuk edebiyatımıza yeni açılımlar sağlaması dileğiyle sunuyoruz:

SOYAK: Rıfkı Kaymaz bize kendisinden bahsetse; kısaca hayatınız…

KAYMAZ: 1950 Erzincan doğumluyum. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Çeşitli illerde edebiyat öğretmenliği, idarecilik yaptım. Kısa bir süre gazetecilik, memurluk, TBMM’de danışmanlık görevlerinde bulundum. Polis Akademisi Türk Dili Okutmanlığından emekli oldum. Emeklilik sonrası özel eğitim kurumlarında öğretmen ve idareci olarak çalıştım. Türkiye Yazarlar Birliği ve Çocuk Edebiyatçıları Birliği yönetim kurullarında görev aldım. Çıraklık okulları için Türkçe (Sırrı Er, Üzeyir Gündüz ile), İlköğretim Okulu 4. ve 5. sınıflar için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarımız (Sırrı Er ve Mustafa Aşkar ile)ders kitabı olarak okutuldu.Yayınlanmış edebî eserlerim var. Bunlardan çocuklara yönelik olanlarının isimlerini vereyim: Sevginin Gülleri, Küçük Çeşmenin Tatlı Suyu, Bir Demet Şiir,Öykü Sepeti, Öykü Yağmuru, En Güzel Çocuk Şiirleri.

SOYAK: Çocukluk yıllarınıza gidelim isterseniz.Yaşadığınız çocukluğu anlatır mısınız?

KAYMAZ: Çocukluğum Erzincan’da geçti. Babam okumayı seven bir memurdu. Büyük ağabeyim şiir ve yazılar yazıyordu. Onları okuyordum, ezberliyordum. Yazmaya ilgim o yaşlarda başladı. Diğer ağabeyimin elleriyle yaptığı tel arabalarla, vinçlerle, oyuncaklarla oynadım. Gazoz kapakları, bilye, çelik çomak, sıkça oynadığımız oyunlardı. Ablamın merkeze yakın köyü, özellikle tatil günlerimizde bizim için eğlenmenin, gezmenin, oynamanın en güzel mekânıydı. Fırsat buldukça ağaçlara, tepelere tırmanır, dut döker, kayısı toplar, yarar, kuruturduk. Babam, bahçemizdeki arı kovanlarına özenle bakardı. Arıların bahçemizdeki ağaçlara bir üzüm salkımı halinde oğul vermelerini, babamın dalı silkeleyerek onları yeni bir kovana almasını mutlulukla seyrederdik. Başımıza geçirdiğimiz tel başlıkla, kovanlarına bin bir renkli çiçek taşıyan arıları uzun uzun izlemekten doyumsuz bir zevk alırdık. Bahçeli evimiz; meyve ağaçları, arılar, kümesteki tavuklar ile çocukluğumuzu doyasıya yaşadığımız doğal bir çevre idi bize.

SOYAK: Çocuklar için edebiyat ya da çocuk edebiyatı dendiğinde neler söylersiniz?

KAYMAZ: Çocuk Edebiyatı kavramından, çocuklara yönelik olarak ortaya konulan edebiyatı anlıyorum. Çocuk duyarlığını edebî bir biçimde yansıtan, onların kişisel, ruhsal özelliklerini, kelime dağarcıklarını göz önünde bulunduran bir edebiyat. Çocuk; temizlik, sevgi, safiyet ve fıtratı hatırlatır. Çocuk edebiyatı alanında doktora yapmış Zeki Gürel (Yard. Doç. Dr.) buradan yola çıkarak çocuk edebiyatının “fıtrata uygun edebiyat” olması gerektiğini ifade eder. Çocukların fıtratına (ruh, beden vs. yapısına) uygun bir edebiyat. Çocuk edebiyatı yaratılışa uygun edebiyattır. Büyükler için ortaya konan edebiyatta olduğu gibi, çocuk edebiyatında da anlatım elbette edebî olacaktır. Edebî zevk ve kaygı taşımayan bir anlatımı, edebiyatla ilişkilendirmek mümkün değil.

SOYAK: Çocuklar için yazılacak şiirlerde özellikle olması gereken(ler) nelerdir?

KAYMAZ: Çocuk şiiri, biraz önce de belirttiğim gibi, “şiir”in çocuklar için yazılanıdır. Bu iki şiir arasındaki temel fark, çocuk şiirinin çocuklara yönelik bir özellik taşımasıdır.Çocuk duyarlığı, dil zevki, kelime dağarcığı, ruhsal yön, çevre, ilgi alanı vb. çocuk şiirinde öne çıkar. Ninni ve masalla büyüyen çocuk, ritme, ahenge, sese ilgi duyar. Söz oyunları, benzerlikleri, tekerlemeler, kafiye, şiiri müziğe yaklaştırır. Çocuk, şiirle, sesle kendisini ve çevresini (tabiatı, eşyayı vb.) tanır. Çocuk, şiir, oyun ve müzik, çocuk dünyasında bir arada, iç içedir. Edebî bir zevkle sunulan ilginç buluşlar, çocukta merak duygusunu sorulara dönüştürür. Tasvirler ona yaşadığı dünyayı tanıtır. Çocuk edebiyatında işlenen konular, temalar da çocuğa uygun olmalıdır. Sevgi, iyilik gibi insanî değerler, kuru bir öğüt biçiminde değil, çocuğun ilgisini çekebilecek edebî bir dil ve anlatımla verilmelidir. Değerler, eşyalar, bitkiler, hayvanlar konuşturularak fabl türüyle de sunulabilir. Bu tür anlatım, çocukların hayal dünyasını zenginleştirir. Bitki, hayvan ve çevrenin özelliklerini, onların konuşmalarından yola çıkarak öğrenir, karşılaştırmalar yapar.

SOYAK: Kitap okuma alışkanlığı kazanmada yapılması gerekenler sizce nelerdir?

KAYMAZ: Kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için pek çok yol vardır. TV ve bilgisayarın alabildiğine yaygınlaştığı ve yanlış kullanıldığı günümüzde, kitap alışkanlığı kazandırmak kolay değil. Ödüllendirme, çocuklara bu yönde örnek olma çok önemli. Çocukların ilgiyle izlediği program veya dizilerde kitap öne çıkmalı, okuma önemsenmeli. Okullarda çocuk yazarlarıyla çocukları buluşturan etkinlikler yapılmalı. Çocuk Vakfı’nın ve Çocuk Edebiyatçılar Birliği’nin bu anlamda yaptığı çalışmaların ses getirdiğini biliyorum. Okuma alışkanlığının kazandırılmasında en etkin yol, çocuğun kendisine uygun, nitelikli bir kitapla tanıştırılmasıdır. Çocuk okuma zevkini tattığı an artık okumayı bırakmaz.

SOYAK: Çocukluk çağında kitap okuma çabanız ve okuduğunuz, unutmadığınız kitaplar hakkında bilgi verir misiniz?

KAYMAZ: Okumayı seven, haftalık ve aylık iki süreli yayına abone olan bir ailede büyüdüm. Bu açıdan kendimi şanslı buluyorum. O yıllar, kitap açısından fakir bir dönemdi. Biz de Ömer Seyfettin’i batıdan J. Werne, Cervantes gibi romancıları okuyorduk. Resimli romanlar yaygındı. O günleri bugünle karşılaştırıyorum. O zaman, kitap az fakat kıymetliydi, okunuyordu. Bugün kitap çok, ne yazık ki okuyan az. Çocukluk yıllarımda unutamadığım hikâye Ömer Seyfettin’in Kaşağı’sıydı.

SOYAK: Severek okuduğunuz yazarlar, şairler kimlerdir?

KAYMAZ: Mehmet Âkif , Necip Fazıl Kısakürek, Arif Nihat Asya, Sezai Karakoç, Yavuz Bülent Bakiler gibi yazarlar, edebiyata, şiire, yazmaya ilgi duymamda etkili isimler.

SOYAK: Günümüzde çocuklar için yapılan yayıncılık çalışmaları hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

KAYMAZ: Günümüzde çocuklar için yayınlanan yayınlar sayıca çok. Özellikle son yıllarda bu alanda önemli artış söz konusu. İçeriğiyle, görsel yönüyle, çok nitelikli yayınlar var. Ne var ki çocukların yaşını, ihtiyacını, dil, kelime dağarcığını, çocuk kitaplarında olması gereken fiziksel özellikleri dikkate almadan, yalnız ticarî kaygılarla ortaya konulan yayınlar da az değil.

SOYAK: Çocuklar için yazan edebiyatçılarımız hakkındaki değerlendirmeleriniz, görüşleriniz nelerdir?

KAYMAZ: Çocuk yayınları için söylediklerimi çocuk edebiyatçıları için de tekrarlayabilirim. Çocuk edebiyatı kolay, ucuz bir iş değil. Seslendiği kitlenin dünyasını, çocuk duyarlığını, cümle kuruluşunu, yaş grubuna göre yazı puntosunu, çocuk yayınında olması gereken görsel, fiziksel unsurları dikkate alarak onu edebî bir dille kaleme alan çocuk edebiyatçılarını kutluyorum.

SOYAK: Bir çocukluk anınız ya da geçmiş günlerden bir gün…

KAYMAZ: Çocukluk yıllarımla ilgili genel bir değerlendirme yapayım. Ortaokul yıllarında her yaz tatilinde Erzincan’ın yerel bir el sanatı olan bakır el işlemeciliğinde çalıştım. Çırak olarak başladığım bakır işlemeciliğini halen sürdürmekteyim. Çalıştığım işyeri, benim ve arkadaşlarım için aynı zamanda “bir mektep”ti. Ustamızdan dinlediğimiz hikâyeler, kıssalar bizi hayata bağlamıştı. Bakır işleme çıraklığından önce bir terzi dükkanında hiçbir ücret almadan çıraklık da yapmıştım. Babam bir sanat öğrenmem adına beni terziye çırak olarak vermişti. Sabahın bereketi inancıyla, sabah namazı açılan işyerinin, toprak zeminini sular, süpürür, temizlerdim. Müşterilerin getirdiği palto, pantolon, gömlekleri dikiş yerlerinden sökerek, kumaşı ters çeviriyor, onları bir anlamda yeniliyorduk. O yıllar, hayatın maddî sıkıntılarını göğüsleyen, onu aşan, sevgi, saygı, vefa, sabır gibi değerlerle mutluluğu paylaşan güzel insanlarla birlikte bana hayatı tanıma fırsatı vermiş. Bunu şimdi çok daha iyi anlıyorum.



Rıfkı Kaymaz’ın Bir Şiiri:

AKŞAM SOFRASINDA

Her akşam sofrada beraber olur,
Akşam yemeğini birlikte yeriz.
Ve sonra açarak ellerimizi,
“Çok şükür Ya Rabb’i!”
“Çok şükür!” deriz.

Nasıl anlatayım bilmem sizlere,
Bizim soframızda bin bereket var.
Soframızda paylaşırız her şeyi,
Babamın yorgunluğu birden azalır.
Annemin sevgisi sofraya taşar.

Her pazar birlikte çıkarız babamla,
Pazardan yiyecek şeyler alırız.
Annem sevgiyle pişirir yemekleri,
Öylesine tatlı, öylesine lezzetli ki,
Bayılırız.

İsterim her yemek vaktinde yine,
Her sofrada bir araya gelmeyi.
Ne var ki babam işe gider erkenden,
Ben kardeşimle okula.
Annem bizleri yolcu eder her sabah,
Unutmaz öpmeyi, gülümsemeyi.

Dilerim sonsuza değin mutluluk,
Evimizde sevgi hiç eksilmesin.
İsterim herkesin sofrası da,
Bezenerek sevgiyle,
Bizimkine benzesin.

-Bu söyleşi için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim.


muratsoyak@gmail.com
www.sanatalemi.net'ten alınmıştır

Türkiye Yazarlar Birliği Ödülleri 2006

Gönderildi: 29/1/2007 - 08:47 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

Her yeni yılın başında geçen yılın başarılı insanları çeşitli kurum ve kuruluşlarca ödüllendirilir. Ödüllendirme  “iyiliğin teşvik edilmesi” anlamında güzel bir gelenek. Ne var ki ülkemizde pek çok şeyde olduğu gibi ödüllendirmede sağlıklı bir geleneği görmek zor.Ikili ilişkiler, halk deyimiyle “al gülüm ver gülüm” tarzında uygulana gelen ödüllendirmeler, birbirleriyle paslaşan yayınevi, medya, tv’lerin de benzeri ödülleri bu anlamda kötü örnekler. Ödüllendirmede olabildiğince objektif kriterlerden hareket eden, doğru ve yerinde tercihler yapan kurum ve kuruluşlar da var elbette.           Türkiye Yazarlar Birliği 26 yıldan bu yana ülkemizde yaşanan kültür, sanat ve düşünce hayatındaki gelişmeleri değerlendirerek yıl sonunda “yılın yazar, fikir adamı ve sanatçıları”nı belirliyor.  YB Genel Başkanı Doç.Dr.Hicabi Kırlangıç, bu değerlendirmenin önemini şöyle vurguluyor:“Hiç şüphesiz ödül tespit çalışmalarının kurumsallaşması açısından sürekliliğin önemi çok büyüktür. Bu bakımdan TYB’nin 26 yıldır, yazar ve sanatçılarımızı yüreklendirmesi, kültür hayatımız adına önemsenmesi gereken bir çaba” Ödüllerin, edebiyat ve sanat uzmanları arasında gerçekleştirilen anket çalışmalarının sonunda ve alanının tanınmış isimlerinden oluşturulan özel komisyonların görüşleri alınarak belirlendiğini, 2006 yılı ödüllerini tespit amacıyla ülkemizin belli başlı basın ve yayın kuruluşlarına, Birliğimize üye olup olmadığına bakılmaksızın binin üzerinde yazar, fikir adamı ve sanatçıya anket formları gönderildiğini,değişik kesimlere mensup kişi ve kuruluşlardan alınan bu bilgiler ışığında; yıl içerisinde ortaya konulan fikir ve sanat ürünleri, eser sahiplerinden habersiz, başvuru esasına dayanmayan ve objektif kıstaslarla değerlendirildiğini açıklayan  Kırlangıç, “bir sanat ürününün değerlendirme kapsamına alınabilmesi için, o yıl içerisinde birinci baskı olarak kamuoyuna sunulması, orijinal bir çalışma olması, yazarının TYB yönetim kurulu üyeleri arasında bulunmaması, yazarına daha önce aynı dalda ödül verilmemiş olması gerektiği”ni belirtiyor. TYB, 2006 yılı ödülleri dahil, bugüne kadar 500'e yakın eser sahibini; hikâye, roman, şiir, deneme, fikir, düşünce, araştırma/inceleme, dil, edebî tenkit, gezi, tercüme, biyografi, çocuk kitapları, sinema, basın, televizyon programları, yayıncılık ve üstün hizmet konularında ödüllendirmiş. Türkiye Yazarlar Birliği’nin 2006 yılı değerlendirilmesi şöyle:                                     

 

HIKÂYE:  Nazan Bekiroğlu, Cam Irmağı, Taş Gemi, ŞIIR: Osman Konuk, Tehlikeli Belki, ROMAN: Nuriye Akman,Örtü, DENEME: M.Fatih Andı, Hayata Edebiyatla Bakmak, FIKIR: Erol Göka,Türk Grup Davranışı, ARAŞTIRMA: Dr. Bayram Nazır, Osmanlıya Sığınanlar, INCELEME: Münevver Okur Meriç, Cem Sultan, EDEBI TENKIT: Baki Asiltürk, 1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası, HATIRA: Lütfi Filiz, Evveli Nokta Ahiri Nokta, GEZI: Cihan Okuyucu, Göz Gördü Kalem Yazdı, TERCÜME: Ekrem Demirli, Fütûhât-ı Mekkiyye 1-2-3 (Muhyiddin Ibn Arabî’den), BIYOGRAFI: Ihsan Safi, Altın Suyuna Batırılmış Hayat, ÇOCUK EDEBIYATI: Mustafa Özçelik, Çocuk kitaplarıyla, GELENEKSEL SANATLAR: Ülker Erke, Âlem Dönüyor, Minyatürlerle Mevlevîhâneler, BASIN/FIKIR: Mümtaz’er Türköne, Zaman gazetesindeki yazılarıyla, BASIN/KARIKATÜR: Salih Memecan, Karikatürleriyle,  DERGI: Islâmiyat, TV MÜZIK: Muzaffer Ertürk/Tahsin Yıldız, Dem Bu Dem (TRT 2), TV / KÜLTÜR: Yapımcı: Emel Uygur, Okudukça,  (TRT 2) ,TV/BELGESEL: Veysel Karani Gümüşdereli (Yapımcı) Abide Şahsiyetler (STV), ŞEHIR KITAPLARI: Kadir Üredi Bir Şehrin Beş Hali, RADYO PROGRAMI: Kahraman Tazeoğlu, Mavi Ada ( Radyo 7 ), YAYINCILIK / KAMU:  Odunpazarı Belediyesi, YAYINCILIK / ÖZEL: Sütun Yayınları, ÜSTÜN HIZMET:  Prof.Dr. Semavi Eyice, Kültür Tarihi alanındaki yayınları ve hizmetleriyle, Prof.Dr. Oktay Aslanapa, Sanat Tarihi alanındaki çalışma ve  yayınlarıyla. YB ödülünü alan yazar, şair, sanatçı, kültür adamlarına tebriklerimizi sunuyoruz

MEHMET AKİF'İ ANMAK...

Gönderildi: 28/12/2006 - 10:31 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

SAFAHAT’I OKUMAK

Rıfkı Kaymaz

Yeni eğitim ve öğretim yılına başladığımızın ilk günlerinde, edebiyat öğretmenlerimizin rehberliğinde Kültür Edebiyatı koluna seçilen arkadaşlarımızla bir araya gelmiştik. Kendi aramızda eğitici kol başkanlığına, yardımcılığına, sekreterliğine, saymanlığına arkadaşlarımızı seçmiştik. Öğretmenimiz kol ile ilgili olarak ne gibi çalışmalar yapabileceğimize örnekler verdi. Bizden de teklifler aldı. Ardından her birimiz okulumuz duvar gazetesinde yayınlanmak üzere değişik konularda yazılar hazırlama konusunda görev aldık. Akif’in örnek hayatını, Müslümanlığı yaşayışını, alçakgönüllülüğünü, hafızlığını, yüzücülüğünü, pehlivanlığını, Arapça, Farsça ve Fransızcayı ana dili gibi bilen, kalbi milletiyle birlikte çarpan gerçek bir aydın olduğunu anlatan öğretmenim, okulumuzun duvar gazetesinin aralık sayısında değerlendirilmek üzere Mehmet Akif’le ilgili bir araştırma yazısını hazırlaması görevini de bana vermişti.

Milli şairimizin vefat yıldönümü 27 Aralık’tı. Onun hayatı, sanatı, milletimize armağan ettiği İstiklal Marşı, hizmetleri elbette bizim için çok önemliydi. O bizler için bir örnek insandı. Bilinmeli, örnek alınmalıydı.

Bu konuda güzel bir çalışma ortaya koymaya kendi adıma söz vermiştim. Yüzümü ağartacak bir araştırma, bir anket…

Hemen işe koyuldum. Geçtiğimiz yıl yine edebiyat öğretmenimizin rehberliğinde İstiklal Marşımızın kabul edildiği 12 Mart günü Akif’in Ankara Sıhhiye’deki evini ziyarete gitmiştik. Orada hissettiklerimi hatırladım. Öğretmenimin de belirttiği gibi pek çok gencimizin Akif’in evinin Ankara Hacettepe Hastanesinin bahçesinde olduğunu bilmediklerini düşündüm. Akif gibi büyük bir insanın Hacettepe Hastanesi bahçesinin bir köşesinde kendi gibi mütevazı bir biçimde kendisine gönlünü açanlara çok şeyler anlattığını düşündüm. Öncelikle ilgisizlikten kaynaklanan bu duyarsızlığa neler yapılabileceğini kendi kendime defalarca sordum. Ankara’daki okullar öğrencilerini hiç değilse 27 Aralık ya da 12 Mart’larda Akif’in evine götürseler diye cevapladım bu soruyu.

Araştırmamda önce bu soruyu yöneltecektim arkadaşlarıma. Akif’le ilgili sorulardan oluşacak bir anket uygulayacaktım. Neler sormalıydım? Aklıma gelen soruları hemen yazdım. Öğrenci arkadaşlarımın daha kısa sürede anketi cevaplayabilmesi için beş soruya indirdim. Bunlar: Size göre Akif’in en önemli özelliği nedir? Akif’in Ankara’da kaldığı, İstiklal Marşı’nı yazdığı evi nerededir? En önemli eserinin adı nedir? Bu eseri baştan sona hiç okudunuz mu? Akif’ten İstiklal Marşımızdan başka ezberinizde bir beyit ya da bir mısra var mı?

Bu soruları bilgisayarımda yazarak çoğalttım. Sıra bunları arkadaşlarıma vermeye ve cevapları almaya gelmişti.

Anketim, sorularım öğretmenimce beğenilmişti. Arkadaşlarım anketime ilgi gösterdiler. Uygulamam iyi gidiyordu. Mutluydum.

Anket cevaplarını değerlendirmede birkaç arkadaşımdan yardım istedim. İlk soruya çok değişik cevaplar verilmişti: Müslümanlığı, alçakgönüllülüğü, vatanseverliği, samimiliği, yardımseverliği, çalışkanlığı, dürüstlüğü… çok yazılan özellikleriydi. Bu özelliklerin Akif’in kişiliğini özetlediğini düşündüm.

Akif’in eviyle ilgili soru yeterince cevaplandırılmamıştı. Bu ilgisizlik beni üzdü.

En önemli eserin Safahat olduğu cevabı çoklarınca belirtilmişti. Buna sevindim.

Ne var ki son iki soruya verilen cevaplar beni de, anketi değerlendiren üç arkadaşımı da etkiledi ve üzdü. Ondan hiçbir mısra, beyit ezberinde olmayan gençler… Bu gerçeği kabullenmek zordu.

Ankete verilen cevaplardan yola çıkarak hazırladığım Akif ve Gençlik isimli araştırmam okul duvar gazetesinde yayınlandığı gün sevincimi unutamam. Öğretmenlerimin takdiri, bu sevincimi daha bir etkiledi. Önemli bir iş yapmıştım. Artık bir yazardım. Yazarlığa ilk adımını kendi okul gazetelerinde atan günümüz önemli yazarları gibi ben de bir ilk adım atmıştım.

Ne var ki Akif’le ilgili araştırmaya soyunan ve anket uygulayan ben pek çok arkadaşım gibi Safahat’ı baştan sona okumamıştım.

Şimdi ikinci bir adım daha atmam gerekiyor: Safahat’ı baştan sona okuyup, Akif’i; sanatını, duygu ve düşüncelerini, hepimize örnek yaşayışını daha yakından tanımam için…

 


Beş Yazar Bir Başkent

Gönderildi: 31/10/2006 - 06:37 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

Beş Yazar Bir Başkent

 
 

TYB Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Ulvi YAvuz'un Aksiyon Dergisinle yapmış olduğu  söyleşi:

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;/ Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?../ Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;/ Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet.../ O manayı bul da bul!/ İlle İstanbul’da bul!/ İstanbul,/ İstanbul...’

Söz üstadı Necip Fazıl Kısakürek’e bu satırları yazdıran İstanbul, üzerinde kurulan her medeniyetten nişaneler saklamış tartışmasız bir kültür merkezi. Mehmet Akif’ten Orhan Veli’ye, Yahya Kemal’den Faruk Nafiz’e sayısız şaire ilham veren bu muhteşem şehir, birçokları tarafından ‘edebiyatın başkenti’ olarak kabul edilir. Başkent Ankara’da ‘edebiyat’ dendiğinde tartışmalar hep malum cümlelerle devam eder: Edebiyatın başkenti İstanbul’dur!..

İstanbul’a inat, siyasetin başkentinde eserlerini kaleme alan günümüz yazarlarına Ankara’yı ve Ankara’da yazar olmayı sorduk. 1967’den beri Ankara’da yaşamasına rağmen buraya yerleşmeyi hiç düşünmediğini belirten Rasim Özdenören, başkenti “ruhaniyeti olmayan bir şehir” olarak görürken, 52 yıldır Ankara’da yazan Emine Işınsu, derli-toplu bir şehir olduğu için başkenti bizzat tercih etmiş. 1954’ten bu yana Ankara’da kalem oynatan Ahmed Günbay Yıldız ise artık İstanbul’un çok kullanılan güzel bir söz gibi eskidiğini iddia ediyor.

ANKARA, BANA HİÇ İLHAM OLMADI

Cumhuriyetin ilanından bu yana Ankara’da yazmış birçok kalem var. Türk edebiyatında önemli yer tutan bu yazarların içinde Mehmet Akif Ersoy, Osman Yüksel Serdengeçti, Galip Erdem, Arif Nihat Asya, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler bulunuyor. Günümüz edebiyatında ise Hasan Ali Toptaş, Atilla Maraş, Mehmet Doğan, Nihat Genç, Adalet Ağaoğlu, Rıfkı Kaymaz, Necip Tosun gibi yazarlar Ankara’nın bürokratik atmosferinde yazmaya devam ediyor.

Ankara’da yazıp da başkente en uzak olan isimlerden birisi Rasim Özdenören. 1967’de buraya yerleşen ve askerlik gibi zorunlu kesintiler dışında hiç ayrılmayan Özdenören, Ankara’nın ruhaniyetsiz bir şehir olmasından şikâyetçi. “Bu şehir, yazılarımda bana hiç ilham olmadı, bedenen Ankara’da bulunsam bile kafamdaki yer imgeleri İstanbul ve memleketim olan Maraş’tır. Ankara’da sanki bir tiyatro oyunu oynanıyor. Bunun için bir mekân düzenlemesi yapılmış ve bugünkü modern Ankara ortaya çıkmış.” diyor.

1958-1967 yılları arasında İstanbul’da yazan Özdenören, burada hem öğrenciliğini hem de yazı hayatını sürdürdüğünü ifade ediyor. Yazma konusunda iki şehir arasında karşılaştırma yapmasını istediğimizde Ahmed Hamdi Tanpınar’ın bir cümlesiyle cevap veriyor: “Bir şehir başşehir olmuşsa, o artık her zaman başşehirdir.” Başkentte kültürü besleyecek bir ortamın söz konusu olmadığını savunan Özdenören’e göre Ankara fazlasıyla suni bir şehir: “Ankara, şartların zorlamasıyla başşehir seçilmiş; fakat başşehir olabilmek için gereken şartları taşımayan bir şehir. Tabiri caizse Ankara bir genç irisi başşehir. İstanbul ise bir kavşak noktası. Yolların buluştuğu bir yer. Buraya insan azmederek gitmez. Ama Ankara’dan geçmemek mümkündür. Bugün burası başkent; ancak yolların buluştuğu bir yer değil, yolların dağıldığı bir yer.” Rasim Özdenören’e Ankara’dan ayrılmayı düşünüp düşünmediğini soracak oluyoruz; “Yerleşmeyi hiç düşünmedim ki” diyor: “İnsanların bazı alışkanlıkları vardır. Evin içinde bazen sevmediğimiz düzenlemeler veya baştan benimsemediğimiz düzenlemeler olur. Ama bir zaman sonra alışıyorsun. Onu o hâliyle kabul etmeye başlıyorsun. Bir söz var, ‘İnsan sakat çocuklarını daha çok sever.’ diye. Orada bir sakatlık var, onu görüyorsun fakat onu düzeltmek söz konusu değil. Onu o hâliyle kabul etmek zorundasın. Bizim Ankara’da oturmamız da böyle bir oturma. Bunu böyle kabul ediyor olmanın bir sonucu.”

EDEBİYATIN BAŞKENTİ GÖNÜLDÜR

Rasim Bey’in aksine Ankara’da bulunmayı kendisi seçen Emine Işınsu ise bu kararından oldukça memnun. Yarım asırdan fazla bir süreden beri başkentte yaşayan Emine Hanım, “Kendimi bu şehirde daha güvenli, daha rahat ve özgür hissediyorum.” diyor. Eşinin görevi vesilesiyle altı yıl yurtdışında kaldıktan sonra Türkiye’ye döndüklerinde yerleşmek için Ankara, İstanbul ve İzmir arasında seçim yaparak başkentte karar kılmışlar: “Ankara derli toplu bir şehir, mesafeler kısa. Trafik, İstanbul’a nazaran daha düzenli ve daha az stresli.” Ancak edebiyatın başkentini sorduğumuzda Rasim Özdenören’le hemfikir. Edebiyatın da topyekûn sanatın da merkezinin İstanbul olduğunu ifade ediyor: “İstanbul’un bir yazarın ruhunu beslememesi mümkün değil.” İstanbul’un Osmanlı’dan beri her türlü sanatın kaynağı olduğunu belirterek, bu geleneğin devam ettiğini vurguluyor.

Ankara’da yaşamanın gündelik hayat açısından çeşitli kolaylıkları olduğuna inanan Sadık Yalsızuçanlar ise “Yine de Ankara’da yaşamak istemezdim.” diyenlerden. Yaşanılan şehrin duygu ve düşünce dünyasına etkisinin tartışılmaz olduğunu belirten yazar, insanın yaşadığı yere de yazdığı yere de benzediğini ifade ediyor.

“İnsan yazdığı yerden yaşadığı yere, yaşadığı yerden yazdığı şeye bakar.” diyen Yalsızuçanlar, edebiyatın başkentinin “gönül” olduğunu savunuyor: “İstanbul, tüm bozulma ve çürümelerine rağmen kalbin başkenti olmaya sezadır. İstanbul bir bakıma dünyanın merkezidir. Doğu’nun en batısı, Batı’nın en doğusu… İnsan burada, Doğulular da Batılılar da Allah’ındır’ hikmetini daha derin kavrayabilir. Ama Ankara, insana hele bir yazara böylesi bir imkân sunmuyor.”

İSTANBUL ESKİDİ ARTIK

Ankara’da bulunmaktan memnun olan bir diğer isim de Ahmed Günbay Yıldız. 1954’ten beri başkentte bulunan Yıldız, büyük şehir olmasına rağmen karmaşanın buradan uzak olduğu görüşünde. Onun İstanbul’a bakış açısı ise biraz farklı: “İstanbul’u anlatmak, İstanbul’da bulunmak, manzara seyretmek gibi bir alışkanlık var yazarlarımızda. Edebiyat o değil. Çünkü kültür sadece İstanbul’da yaşanmıyor. Bazı güzel kelimeler vardır edebiyatta, herkes kullanır. Herkes kullanınca da eskir. İstanbul eskidi artık. Tabii ki İstanbul da anlatılacak; ama Anadolu’yu da unutmamak lâzım.”

Kendi edebiyatımızı, kültürümüzü dünyaya anlatmamız gerektiğine inanan Yıldız, “Öyle bir taklide düşmüşüz ki Batı’yı Batı’ya anlatıyoruz. Oysa görevimiz kendi kültürümüzü Batı’ya anlatmak. O yüzden Ankara’da, İstanbul’da bulunmuşsun, pek önemi yok.” görüşünü savunuyor.

ANKARA’DA BAB-I ÂLİ OLUR MU?

Ankara’daki yazarların bir çatıda toplandığı Yazarlar Birliği’nin Genel Başkan Yardımcılığı’nı yapan İbrahim Ulvi Yavuz, başkentte edebiyatın gelişiminden oldukça memnun. Cumhuriyet tarihinde Ankara edebiyatının gelişmesinde Yazarlar Birliği’nin oynadığı role dikkat çekerek, birliğin kurulmasıyla Ankara’daki yazarların birbirleriyle kenetlendiklerini söylüyor. 1978’de kurulan birlik, dağınık vaziyette olan yazarları bir araya getirerek birbirlerinden güç almalarını sağlamış. O dönemde yetişen yazarların da etkisiyle Ankara’nın kültür-sanat seviyesinin şu anda bulunduğu noktaya gelebildiğini dile getiren Yavuz, yayınevlerinin yaptığı etkinliklerden ve düzenlenen fuarlardan bahsederek, “İstanbul’da yapılanlar artık Ankara’da da yapılıyor.” diyor.

Bir şehirde edebiyatın gelişmesinde dergicilik çalışmalarının önemli yer tuttuğuna değinen İbrahim Ulvi Yavuz, Ankara’nın bu konuda oldukça hareketli olduğuna dikkat çekiyor. Hece, Kökler, Çınar, Diyanet, Anadolu Gençlik gibi dergilerin amatör kalemleri çekmek için önemli bir faktör olduğuna inanıyor. “Ankara’nın da bir ‘Bab-ı Âli’si olabilir mi?” sorusuna, “Zamanla neden olmasın?” diyerek mukabele ediyor; “Ama bunun için daha çok kültür-sanat etkinliği lâzım. Bir bürokrasi hâkim burada, bunun aşılması gerek.”

İstanbul’un yazarların kalbinde ve yazılanların içeriğindeki yeri tartışmasız çok büyük. Konu yazmak olunca insanın elinin kalem tutabilmesi, bulunduğu mekândan çok daha önemli oluyor tabiatıyla. Yalsızuçanlar’ın dediği gibi başkent gönül olunca, edebiyatın başkenti kişiden kişiye değişiyor hâliyle. Ama çoğunluğun sesine, yani İstanbul’a daha fazla kulak vermek lâzım…

Eklenme Tarihi: 31.10.2006
 

Muştu Dergisi Bibliyografyası

Gönderildi: 8/8/2006 - 09:56 - 0 Yorum - Yorum Yaz - Link

MUŞTU DERGİSİ BİBLİYOGRAFYASI

MUŞTU DERGİSİ OCAK 1977 SAYI 9/ŞUBAT-MART 1978 SAYI 22-23 ARASI

Akgül, M. Yaşar, Cenk ve Secde Çocukları, (şiir), Ağustos 1977, sayı 16.

Akgül, M. Yaşar, Nizam, Haziran 1977, sayı 14.

Akgül, M. Yaşar, Tevbe, Mayıs 1977, sayı 13.

Aktaş, Erhan, Sevgiye Uzanıyorum, (şiir), Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Aktepe, Orhan, Erzincanlı Tekke Şairi Salih Baba, Kasım 1977, sayı 19.

Aktepe, Orhan, Mutasavvıf Attar ve Eserleri, Ağustos 1977, sayı 16.

Aktepe, Orhan, Mutasavvıf Şarif Feridüddin Attar ve Eserleri, Temmuz 1977, sayı 15.

Altay, Muhsin, Abidelerden Okunan Gerçek, Haziran 1977, sayı 14.

Altay, Muhsin, Kan, Umut ve Kafkaslı, (kitap tanıtım), Nisan 1977, sayı 12.

Altay, Muhsin, Osmanlı’da Devleti Ebet Müddet Fikri, Ocak 1978, sayı 21.

Altunezen, Tuncay, Kaybolmuş Günler, (kitap tanıtım), Nisan 1977, sayı 12.

Aslan, Garip, İlahi, (şiir), Ocak 1977, sayı 9.

Aslan, Haşmettin, Necip Fazıl Kısakürek’in Şiirlerinde İlahi Aşk, Mart 1977, sayı 11.

Aslan, Haşmettin, Necip Fazıl Kısakürek’in Şiirlerinde İlahi Aşk, Nisan 1977, sayı 12.

Aslan, Haşmettin, Necip Fazıl Kısakürek’in Şiirlerinde Ölüm Temi, Şubat 1977, sayı 10.

Batmaz, Abide, Bulduk/Durduk/Ağladık/Yazdık, (şiir), Mart 1977, sayı 11.

Bayram, Remzi, Bir Basın Toplantısı Ardından, Ocak 1978, sayı 21.

Bedri, Hasan, Bir Başka Dünya, (şiir), Kasım 1977, sayı 19.

Beyhan Zeki, Düşünmek, Aralık 1977, sayı 20.

Beyhan, Zeki, İnsan ve Ekonomi, Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Borlok, İsmail, Dereboyu, (şiir), Ocak 1978, sayı 21.

Borlok, İsmail, Gece Notları, (şiir), Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Buharalı Muaz Mustafa, Zaman Dilimi, Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Buharalı, Mustafa Muaz, Yandıkça Korlaşan Bir Mangal Gibi, Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Büyükbey, Adil, İnancımızın Kavgası ve Selahattin Eş, Ağustos 1977, sayı 16.

Büyükbey, Adil, Kitaplar, Haziran 1977, sayı 14.

Büyükbey, Adil, Kitaplar, Nisan 1977, sayı 12.

Büyükbey, Adil, Melekler, Ocak 1977, sayı 9.

Büyükbey, Adil, Melekler, Şubat 1977, sayı 10.

Büyükbey, Adil, Peygamberler, Kasım 1977, sayı 19.

Büyükbey, Adil, Peygamberler, Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Can, Sıtkı, Bir Gazel Denemesi, (şiir), Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Can, Sıtkı, Bunalım, (şiir), Mart 1977, sayı 11.

Can, Sıtkı, Gece, (şiir), Ağustos 1977, sayı 16.

Can, Sıtkı, Geçen Günler, (şiir), Haziran 1977, sayı 14.

Can, Sıtkı, Mehmedim, (şiir), Temmuz 1977, sayı 15.

Can, Sıtkı, Ruhumdaki Fırtına, (şiir), Kasım 1977, sayı 19.

Coşkun, Bilal, Ağlayan Çocuk, (şiir), Nisan 1977, sayı 12.

Çağdaş Arap Edebiyatından Tercümeler, Ali Nar ile Sohbet, Mayıs 1977, sayı 13.

Çavuş, Necat, Halas, (şiir), Mayıs 1977, sayı 13.

Çavuş, Necat, Hayattan Birkaç Levha, (şiir), Ocak 1977, sayı 9.

Çavuş, Necat, Kentte, (şiir), Ağustos 1977, sayı 16.

Çavuş, Necat, Son Demde, (şiir), Haziran 1977, sayı 14.

Çelik, Ali, Arınmak, Ocak 1978, sayı 21.

Çelik, Ali, Ben Ben Olunca, Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Çelik, Ali, Güneş Doğuyor, Mart 1977, sayı 11.

Çelik, Ali, Hakikate Ulaşmak, Şubat 1977, sayı 10.

Çelik, Ali, Hz. Peygamberin Tebliğ Metodu, Haziran 1977, sayı 14.

Çelik, Ali, Kaybolan Öz, Ocak 1977, sayı 9.

Çelik, Ali, Kur’an’da Tebliğ Metodu, Ağustos 1977, sayı 16.

Çelik, Ali, Kur’an’da Tebliğ Metodu; Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Çelik, H. İbrahim, M. Atilla Maraş’ın Şiirlerinde Sevgi ve Muştu, Ocak 1977, sayı 9.

Çetin, Ergin, Bayram Önü, (hikaye), Ocak 1978, sayı 21.

Demirel, D. Mehmet, Gerçek, Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Düşünür, Seyyit, Savaşçı Arıyorum, (şiir), Ocak 1977, sayı 9.

Düşünür, Seyyit, Sefererlik İlan Edildi, (şiir), Mart 1977, sayı 11.

Ece, Hüseyin K., Ben, (şiir), Kasım 1977, sayı 19.

Ece, Hüseyin K., Bir Şey Zindan Gibi, Sarsıntı, (şiir), Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Ece, Hüseyin K., Sessiz Bahar, Kalp Gazeli, (şiir), Haziran 1977, sayı 14.

Ece, Hüseyin K., Yollar, (şiir), Mart 1977, sayı 11.

Ece, K. Hüseyin, Konuşmak, Temmuz 1977, sayı 15.

Gül, Zeki, Yalnızlık, (şiir), Şubat 1977, sayı 10.

Güleç, Hamdi, Huzur, Mayıs 1977, sayı 13.

Işık, İhsan, Dinsizler/Sağırlar/Körler/Demek/Gül ve Tabanca, (şiir), Mayıs 1977, sayı 13.

İslami Bilgiler Ansiklopedisi Üzerine Bir Görüşme, Temmuz 1977, sayı 15.

Kahraman, Kemal, Edebiyat Geleneği, (kitap tanıtım), Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Kahraman, Kemal, Gül Fidanı, (hikaye), Mayıs 1977, sayı 13.

Kahraman, Kemal, Günışığı, Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Kahraman, Kemal, Meşru Bir Hal, (hikaye), Ocak 1978, sayı 21.

Kahraman, Kemal, Şehir ve İnsan, (hikaye), Kasım 1977, sayı 19.

Kanat, Yüksel, Akıncılar, (şiir), Haziran 1977, sayı 14.

Kaplan, Mahmut, Ben ve Fırat, (şiir), Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Kaplan, Mahmut, Dönemeçte, (şiir), Ağustos 1977, sayı 16.

Kaplan, Mahmut, Veda, (şiir), Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Kaplan, Mahmut, Yeisten Ümide, (şiir), Kasım 1977, sayı 19.

Karabaş, Ramazan, Aziz Sofi, (kitap tanıtım), Nisan 1977, sayı 12.

Karaosmanoğlu, İsmail, Bir Damla Gözyaşı, (şiir), Temmuz 1977, sayı 15.

Kaymaz, Rıfkı, Akif’in Hayatı ve Şiiri, Ocak 1977, sayı 9.

Kaymaz, Rıfkı, Beyitler, (şiir), Aralık 1977, sayı 20.

Kaymaz, Rıfkı, Çiniler, Şubat 1977, sayı 10.

Kaymaz, Rıfkı, Doğudan Gelen, (şiir), Ağustos 1977, sayı 16.

Kaymaz, Rıfkı, Durum, (şiir), Nisan 1977, sayı 12.

Kaymaz, Rıfkı, Fethin Ardından, Mayıs 1977, sayı 13.

Kaymaz, Rıfkı, Gidişin/Gelişin, (şiir), Mart 1977, sayı 11.

Kaymaz, Rıfkı, Oruç ve Bayram, Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Kaymaz, Rıfkı, Sanat Üzerine Düşünmek, Nisan 1977, sayı 12.

Kaymaz, Rıfkı, Türk Sinemasında İdeoloji, (kitap tanıtım), Temmuz 1977, sayı 15.

Kaymaz, Vehbi, Sanatta Sorumluluk, Aralık 1977, sayı 20.

Kemal, Hüseyin, İnsanımızın Değişmesi, Ocak 1977, sayı 9.

Kenesarı, Orhan, İktisadi Düzenler Karşısında İslam, Şubat 1977, sayı 10.

Küçük, Yasin, Beytepe’de Form/1976, (hikaye), Ocak 1977, sayı 9.

Küçük, Yasin, Fikrin Mevsimleri, Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Küçük, Yasin, Panik, (hikaye), Temmuz 1977, sayı 15.

Küçükağa, Ahmet, Bela Savan, (kitap tanıtım), Ağustos 1977, sayı 16.

Küçükağa, Ahmet, Emperyalizm ve Müslüman, Ocak 1978, sayı 21.

Küçükağa, Ahmet, Ölüm, (oyun), Ocak 1977, sayı 9.

Küçükağa, Ahmet, Plevne Kahramanları, (oyun), Haziran 1977, sayı 14.

Küçükağa, Ahmet, Plevne Kahramanları, (oyun), Mart 1977, sayı 11.

Küçükağa, Ahmet, Plevne Kahramanları, (oyun), Mayıs 1977, sayı 13.

Küçükağa, Ahmet, Plevne Kahramanları, (oyun), Şubat 1977, sayı 10.

Küçükağa, Ömer, Ben Bekler Gibi Görünen, (şiir), Şubat 1977, sayı 10.

Küçükağa, Ömer, İnanmayana Ölümdür Ölümü Düşünmek Bile, (şiir), Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Küçükağa, Ömer, Kanların Arkasındaki Gerçek, Ocak 1977, sayı 9.

Küçükağa, Ömer, Rümeysa, (hikaye), Ağustos 1977, sayı 16.

Küçükağa, Ömer, Rümeysa, (hikaye), Ocak 1978, sayı 21.

Maraş, M. Atilla, Getir de Alnını Kabrim Üzre Koy, Arkadaşım, Damıtım, (şiir), Haziran 1977, s. 14.

Maraş, Mehmet Atilla, Eşya ve Olaylar Karşısında Tavrımız, Aralık 1977, sayı 20.

Mustafa Miyasoğlu ve Eserleri Üzerine, A. Dilipak, Haziran 1977, sayı 14.

Müftüoğlu, Suat, İslam Gençliğine, Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Müftüoğlu, Suat, İslam Gençliğine, Kasım 1977, sayı 19.

Nar, Ali, (çev), Yurdu Çalınmışlarla, (şiir), Ağustos 1977, sayı 16.

Nar, Ali, Cinaslar, (şiir), Şubat 1977, sayı 10.

Nar, Ali, Çalgıcı, (Zeimü’t-Tai’den, çev.), (hikaye), Haziran 1977, sayı 14.

Nar, Ali, Gazel, (şiir), Nisan 1977, sayı 12.

Nurdoğmuş, Günay, Bir Kesit, (hikaye), Şubat 1977, sayı 10.

Nurdoğmuş, Günay, Çöküntü, (hikaye), Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Nurdoğmuş, Günay, İçten İçe, (hikaye), Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Ocakçı, Cengiz, Türk Şiirinin İslam’a Hizmeti, (kitap tanıtım), Temmuz 1977, sayı 15.

Olgaç, Hasan, Yine Bir Televizyonlu Gün, (hikaye), Kasım 1977, sayı 19.

Öz, Zekiye, Bir Mektup, Mart 1977, sayı 11.

Özalp, Necdet, Özleminden, (şiir), Aralık 1977, sayı 20.

Özkan, Muammer, Susmamak, Ağustos 1977, sayı 16.

Özkan, Muammer, Susmamak, Temmuz 1977, sayı 15.

Öztürk, Cemal, Kaybediş, (şiir), Aralık 1977, sayı 20.

Pekuz, Ali, Neyi Dinlemek, Aralık 1977, sayı 20.

Sağlam, Bekir, Hasan El-Benna, Ocak 1978, sayı 21.

Sağlam, Bekir, İslam İnkılabı, Temmuz 1977, sayı 15.

Sarıkamış, Veli, Edebiyat Tarihi, Ağustos 1977, sayı 16.

Sarıkamış, Veli, Güne Özlem, Serap, (şiir), Aralık 1977, sayı 20.

Sarıkamış, Veli, İnsanımız, Aralık 1977, sayı 20.

Sarıkamış, Veli, Kurşunlu Cami, Yeşil Perde, (şiir), Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Seçkin, Mehmet, İnancımız, (kitap tanıtım), Temmuz 1977, sayı 15.

Selimhanoğlu, S. Saltuk, Evrensel Muştu, Mayıs 1977, sayı 13.

Selimoğlu, M. R., Sezai Karakoç Üzerine Derleme, Tarih ve Toplum, Türkiye’de Toprak Meselesi, Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Selimoğlu, M. Refik, Çağ Sürgünü Üstüne, (kitap tanıtım), Temmuz 1977, sayı 15.

Selimoğlu, M. Refik, Kitaplar ve İnsanlar, Nisan 1977, sayı 12.

Selimoğlu, Zeynep, Rüya, (hikaye), Mart 1977, sayı 11.

Şengül, Fehmi, Geçmişin Gölgesinde, Haziran 1977, sayı 14.

Şengün, Fehmi, Cinnet Çölünde Kaleler, (kitap tanıtım), Nisan 1977, sayı 12.

Şimşek, S. İlhan, Batıyla Gelen, Kasım 1977, sayı 19.

Şimşek, S. İlhan, Kanla Büyüyen Güller, (şiir), Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Şimşek, S. İlhan, Kaybolmuş Bir Çağa Dair Yakarış Denemeleri, (şiir), Ağustos 1977, sayı 16.

Şimşek, S. İlhan, Zamanın Şiiri, (şiir), Kasım 1977, sayı 19.

Taner, E., Deniz, Nisan 1977, sayı 12.

Taner, Emel, Süsleme Sanatçımız Canan Baysal ile Bir Konuşma, Şubat 1977, sayı 10.

Tarık, Ümit, İnanç Erine, (şiir), Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Tataroğlu, Ahmet, Sabahı Beklemişler, (şiir), Kasım 1977, sayı 19.

Tataroğlu, Ahmet, Sesleniş, (şiir), Aralık 1977, sayı 20.

Türinay, Necmettin, Bağları Tazelemek, Mart 1977, sayı 11.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Mustafa Miyasoğlu’nun D. Mehmet Doğan ile Yaptığı Konuşma, Ocak 1977, sayı 9.

Uzun, Ali, Bir Gece Vakti, (şiir), Haziran 1977, sayı 14.

Uzun, Ali, Çözmek Zincirleri, (şiir), Şubat 1977, sayı 10.

Uzun, Ali, Düşünen Adam, (şiir), Nisan 1977, sayı 12.

Üngör, Nuri, O Batarken, (şiir), Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Yalçınkaya, Yüksel, İslam’ın Manevi Cephesi, (kitap tanıtım), Eylül-Ekim 1977, sayı 17-18.

Yasin M., Afak ve Enfüs, Mayıs 1977, sayı 13.

Yasin, M. İdealizim ve İdealist, Temmuz 1977, sayı 15.

Yasin, M., At Şiiri Arat Şiiri, (şiir), Kasım 1977, sayı 19.

Yasin, M., Kıştan Sonra, Kasım 1977, sayı 19.

Yasin, M., Osman Sarı ile Bir Konuşma, Ağustos 1977, sayı 16.

Yasin, M., Renklerin Dili, Mart 1977, sayı 11.

Yasin, M., Sevgiyle Doğmak, Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Yasin, M., Ters Dönüş, (şiir), Ocak 1977, sayı 9.

Yasin, M., Tıkanma, Ağustos 1977, sayı 16.

Yazıcı, Muharrem, Divan-ı Hasret, (şiir), Aralık 1977, sayı 20.

Yazıcı, Muharrem, Kıtalar, (şiir), Şubat-Mart 1978, sayı 22-23.

Yazıcı, Muharrem, Veliler Ailemi, (şiir), Ocak 1978, sayı 21.

Yıldırım, S., İslam Aleminden Notlar, Kasım 1977, sayı 19.

 

 

MUŞTU DERGİSİ

(1979 yılında yayınlanan ilk sayıdaki bilgiler: Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Ali Yayla, Haberleşme ve İdare: Büyük Çarşı No: 5 Erzincan, tel: 11 47, abone: 6 aylık 50, yıllık 100 YTL, dizgi ve baskı: Ermat Erzincan)

AYLIK FİKİR VE SANAT DERGİSİ (ERZİNCAN DÖNEMİ-TEMMUZ 1979-AĞUSTOS 1980)

BİBLİYOGRAFYASI

Akbaba, Şeref, Değişim Süreci, Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

Akbaba, Şeref, İnsan Yaşarken, Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Akgül, Yaşar, Ateşten Çıkıp Suda Boğulmak, Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Aktepe, Orhan, Erzincanlı Tekke Şairi Salih Baba’dan, Ekim 1979, sayı: 4.

Aktepe, Orhan, İslami Düşünüş ve Yaşayış, (tanıtım), Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Aktepe, Orhan, Salih Baba Divanından Seçmeler, Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Aktepe, Orhan, Terzi Baba, Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Albayrak, Nurettin, Nasıl Bir İnsan Tipi?, Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Ansiklopedik Büyük İslam İlmihali/İsmail Kara ile Bir Konuşma, Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Aydınlı, A., İslam Dünyasında, Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Bakır Üzerine Hat İşleme Yarışması 1. Sadık Öz ile Kısa Bir Konuşma, Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

Bakır Üzerine Hat İşleme Yarışması, Ekim 1979, sayı: 4.

Beyhan, Zeki, İnsan ve Teknoloji, Temmuz 1979, sayı: 1.

Bizden Size, Muştu, Ocak 1980, sayı: 7.

Buhara, Selman, Sonsuzluk, Ekim 1979, sayı: 4.

Buyruk, Mehmet, Kökler Dizisinin Hatırlattıkları, Ocak 1980, sayı: 7.

Çavuş, Necat, Ses, (şiir), Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Çelik, Ali, İnancımız, Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Çelik, Ali, Savaşın Türü, Temmuz 1979, sayı: 1.

Çınar, Abdullah, Fikir ve Sanat Hareketlerinden, Ocak 1980, sayı: 7.

Çınar, Abdullah, Mavera, (tanıtım), Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Danişmendoğlu, M., Yokuşa Akan Sular, (tanıtım), Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Ebubekir Eroğlu’nun Şiiri, Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Ece, Hüseyin K., Serüven, (şiir), Temmuz 1979, sayı: 1.

Edebiyat Anketimiz ve Sonuçları, Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Edebiyat Anketimiz, Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Emre, Fatih,

Emre, Fatih, Hicretin Eşiğinde, Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Emre, Fatih, Müminin Derdiyle Dertlenmek, Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Emre, Fatih, Ramazan ve TV Yayınları, Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Erzincanlı Hattat Yusuf Ergün ile Bir Konuşma, Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Görgen, Mustafa, Yeniden Biat Şuuruyla, Ocak 1980, sayı: 7.

Gülderen, F. Kuddusi, Diriliş Muştusu, (şiir), Ocak 1980, sayı: 7.

Hicretin 1400.Yıldönümü, Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

İnan, Akif, Şiir Anlayışım, Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

İncimercan, Aydın, Peygamberi Hicret (Z. Kevseri’den), Ocak 1980, sayı: 7.

Kahraman, Kemal, Issız Şehir, (hikaye), Ekim 1979, sayı: 4.

Kanter, Necati, Çelişki, Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Kaplan, Mahmut, Dilendiğim Bir Tebessüm, (şiir), Temmuz 1979, sayı: 1.

Karaçam, Ferman, Az mı Sevmişim Acıları Ben (Nihat İrice’ye), (şiir), Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

Kaymaz, Rıfkı, Bir Kutlu Gidişe, (şiir), (Sedat Yenigün’e), Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Kaymaz, Rıfkı, Camiler, (şiir), Ekim 1979, sayı: 4.

Kaymaz, Rıfkı, Deniz Hasreti, (şiir), Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Kaymaz, Rıfkı, İnanan İnsana Düşen, Temmuz 1979, sayı: 1.

Kaymaz, Rıfkı, Kazankayaya, (şiir), Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Kurtuluş, Talha, Dergilerde Gezinmek, Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Kurtuluş, Talha, Dergilerde Gezinmek, Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Kutlu, Mustafa, Yapılan Erzincan Yıkılan Erzincan, Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Küçükağa, Ahmet, Hoş Sohbet Müslüman Tipler, Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

Küçükağa, Ömer, Basiret, Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Küçükağa, Ömer, Canavar, Ocak 1980, sayı: 7.

Küçükağa, Ömer, Kabaranlar, Ekim 1979, sayı: 4.

Küçükağa, Ömer, Nasıl?, Temmuz 1979, sayı: 1.

Küçükçakın, Mustafa, Aranan, (şiir), Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Küçükçakın, Mustafa, Namluda, (şiir), Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Küçükçakın, Mustafa, Öykü, Roman ve Gül Yetiştiren Adam, Ekim 1979, sayı: 4.

Küçükçakın, Mustafa, Özlem Kapısında Bu Gözler, (şiir), Temmuz 1979, sayı: 1.

Küçükçakın, Mustafa, Savunma, (şiir), Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Küçükçakın, Mustafa, Son Zaman, Ocak 1980, sayı: 7.

Muştu Dergisi Edebiyat Anketi, Ocak 1980, sayı: 7.

Muştu Fikir ve Sanat Bülteni, Muştu, Temmuz 1979, sayı: 1.

Muştu, Oruç ve Bayram, Temmuz 1979, sayı: 1.

Nar, Ali, İnandırma Metodu (A. Mecit Aziz ez-Zendani’den), Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Nurdoğmuş, Günay, Yaşadıkça, (hikaye), Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Özdemir, H. İbrahim, Ay Battı Ben Battım Ey, (şiir), (Sedat Yenigün’e), Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Özdemir, H. İbrahim, Çağrı, (şiir), Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Özdemir, H. İbrahim, Gurbette Yalnız, (şiir), Ekim 1979, sayı: 4.

Özdemir, H. İbrahim, Hüzün Gazeli, (şiir), Temmuz 1979, sayı: 1.

Özdemir, H. İbrahim, Kör Eşek, (hikaye), Temmuz 1979, sayı: 1.

Özdemir, H. İbrahim, Musammat Gazel, Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

Özdemir, H. İbrahim, Şeb/Nem, (hikaye), Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Özdemir, H. İbrahim, Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe, (şiir), Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Özel, Ahmet, Rukiyyeler, (şiir), Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Pakıhlı, Abdullah, Aranılan Sevgiler, (şiir), Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

Pakıhlı, Abdullah, Büyük Çağrı, (şiir), Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Pakıhlı, Abdullah, Ensari Türbesi, (şiir), Ocak 1980, sayı: 7.

Pakıhlı, Abdullah, Gençlik ve Sorumluluk, Temmuz 1979, sayı: 1.

Pakıhlı, Abdullah, Gönlümde Hüzün Ertelendi, (şiir), Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Pakıhlı, Abdullah, Gül Taşıyan Alınlar, Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Pakıhlı, Abdullah, İçimdeki Diyalog, Hesaplaşma, (şiir), Ekim 1979, sayı: 4.

Pamuk, Çetin, Saygı Üzerine, Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Polat, Necati, Bent, (şiir), Ekim 1979, sayı: 4.

Polat, Necati, Hüzün İçte Daha Bir An, Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Polat, Necati, Palandöken Eteklerinde Sabah, (şiir), Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Sağıroğlu, Cemal, Kalan, (şiir), Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Sağlam, Bekir, Aklın Gücü, Temmuz 1979, sayı: 1.

Sait, Ebubekir, Afganistan, (şiir), Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

Seyf, Subhi, Gün ve Ümit, Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Seyf, Subhi, Hicret-i Nebeviye, (Kevseri’den), Ocak 1980, sayı: 7.

Seyf, Subhi, Hicret-i Nebeviye’nin Anılması (Kevseri’den), Ocak 1980, sayı: 7.

Sizden Gelenler, Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

Sizden Gelenler, Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Şirin, Mustafa Ruh, Sefercinin Sevinci, (şiir), Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Şirin, Mustafa Ruhi, Bir Yeni Dünya, (şiir), Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

Törenek, Mehmet, Gül Yetiştiren Adam, Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Törenek, Mehmet, İnanca Dönüş, Ekim 1979, sayı: 4.

Türkatalay, Remzi, Bir Çare ki, (hikaye), Ocak 1980, sayı: 7.

Ümit, Mehmet T., Değişim, Temmuz-Ağustos 1980, sayı: 13-14.

Ümit, Mehmet T., Ölüm, Ölümsüzlüğe Açılan Kapı (Nihat İrice için), Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

Ümit, Tarık, Bir, (şiir), Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Ümit, Tarık, Çocuk ve Kent, (şiir), Ocak 1980, sayı: 7.

Üngör Nuri, Üç Mesele, (tanıtım), Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Üngör, Nuri, Medeniyet ve İnsan, Mayıs-Haziran 1980, sayı: 11-12.

Üngör, Nuri, Sanat ve İnsan Üzerine, Kasım-Aralık 1979, sayı: 5-6.

Yasin, M., Mustafa Ağabey, Temmuz 1979, sayı: 1.

Yasin, M., Yanılma, Ekim 1979, sayı: 4.

Yazıcı, Muharrem, Ömür Kanunu, (şiir), Temmuz 1979, sayı: 1.

Yeni Bir Dergi, Mengüceli, Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.

Yenigün, Sedat, Düşünceler, Şubat-Mart-Nisan 1980, sayı: 8-9-10.

Yenigün, Sedat, Ramazan Münasebetiyle Mevlit ve Süleyman Çelebi, Ağustos-Eylül 1979, sayı: 2-3.


Çocuk Edebiyatçıları Birliği'nde Yeni Dönem

Gönderildi: 1/5/2006 - 11:08 -