Murat SOYAK Rıfkı Kaymaz çocuk edebiyatına dâir eserleriyle tanınıyor. Yazarımızla hayatı, ilk edebî çalışmaları ve çocuk edebiyatı eksenli eserleri üzerinde konuştuk. Mülâkatı, özellikle çocuk edebiyatımıza yeni açılımlar sağlaması dileğiyle sunuyoruz:
SOYAK: Rıfkı Kaymaz bize kendisinden bahsetse; kısaca hayatınız…
KAYMAZ: 1950 Erzincan doğumluyum. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Çeşitli illerde edebiyat öğretmenliği, idarecilik yaptım. Kısa bir süre gazetecilik, memurluk, TBMM’de danışmanlık görevlerinde bulundum. Polis Akademisi Türk Dili Okutmanlığından emekli oldum. Emeklilik sonrası özel eğitim kurumlarında öğretmen ve idareci olarak çalıştım. Türkiye Yazarlar Birliği ve Çocuk Edebiyatçıları Birliği yönetim kurullarında görev aldım. Çıraklık okulları için Türkçe (Sırrı Er, Üzeyir Gündüz ile), İlköğretim Okulu 4. ve 5. sınıflar için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarımız (Sırrı Er ve Mustafa Aşkar ile)ders kitabı olarak okutuldu.Yayınlanmış edebî eserlerim var. Bunlardan çocuklara yönelik olanlarının isimlerini vereyim: Sevginin Gülleri, Küçük Çeşmenin Tatlı Suyu, Bir Demet Şiir,Öykü Sepeti, Öykü Yağmuru, En Güzel Çocuk Şiirleri.
SOYAK: Çocukluk yıllarınıza gidelim isterseniz.Yaşadığınız çocukluğu anlatır mısınız?
KAYMAZ: Çocukluğum Erzincan’da geçti. Babam okumayı seven bir memurdu. Büyük ağabeyim şiir ve yazılar yazıyordu. Onları okuyordum, ezberliyordum. Yazmaya ilgim o yaşlarda başladı. Diğer ağabeyimin elleriyle yaptığı tel arabalarla, vinçlerle, oyuncaklarla oynadım. Gazoz kapakları, bilye, çelik çomak, sıkça oynadığımız oyunlardı. Ablamın merkeze yakın köyü, özellikle tatil günlerimizde bizim için eğlenmenin, gezmenin, oynamanın en güzel mekânıydı. Fırsat buldukça ağaçlara, tepelere tırmanır, dut döker, kayısı toplar, yarar, kuruturduk. Babam, bahçemizdeki arı kovanlarına özenle bakardı. Arıların bahçemizdeki ağaçlara bir üzüm salkımı halinde oğul vermelerini, babamın dalı silkeleyerek onları yeni bir kovana almasını mutlulukla seyrederdik. Başımıza geçirdiğimiz tel başlıkla, kovanlarına bin bir renkli çiçek taşıyan arıları uzun uzun izlemekten doyumsuz bir zevk alırdık. Bahçeli evimiz; meyve ağaçları, arılar, kümesteki tavuklar ile çocukluğumuzu doyasıya yaşadığımız doğal bir çevre idi bize.
SOYAK: Çocuklar için edebiyat ya da çocuk edebiyatı dendiğinde neler söylersiniz?
KAYMAZ: Çocuk Edebiyatı kavramından, çocuklara yönelik olarak ortaya konulan edebiyatı anlıyorum. Çocuk duyarlığını edebî bir biçimde yansıtan, onların kişisel, ruhsal özelliklerini, kelime dağarcıklarını göz önünde bulunduran bir edebiyat. Çocuk; temizlik, sevgi, safiyet ve fıtratı hatırlatır. Çocuk edebiyatı alanında doktora yapmış Zeki Gürel (Yard. Doç. Dr.) buradan yola çıkarak çocuk edebiyatının “fıtrata uygun edebiyat” olması gerektiğini ifade eder. Çocukların fıtratına (ruh, beden vs. yapısına) uygun bir edebiyat. Çocuk edebiyatı yaratılışa uygun edebiyattır. Büyükler için ortaya konan edebiyatta olduğu gibi, çocuk edebiyatında da anlatım elbette edebî olacaktır. Edebî zevk ve kaygı taşımayan bir anlatımı, edebiyatla ilişkilendirmek mümkün değil.
SOYAK: Çocuklar için yazılacak şiirlerde özellikle olması gereken(ler) nelerdir?
 KAYMAZ: Çocuk şiiri, biraz önce de belirttiğim gibi, “şiir”in çocuklar için yazılanıdır. Bu iki şiir arasındaki temel fark, çocuk şiirinin çocuklara yönelik bir özellik taşımasıdır.Çocuk duyarlığı, dil zevki, kelime dağarcığı, ruhsal yön, çevre, ilgi alanı vb. çocuk şiirinde öne çıkar. Ninni ve masalla büyüyen çocuk, ritme, ahenge, sese ilgi duyar. Söz oyunları, benzerlikleri, tekerlemeler, kafiye, şiiri müziğe yaklaştırır. Çocuk, şiirle, sesle kendisini ve çevresini (tabiatı, eşyayı vb.) tanır. Çocuk, şiir, oyun ve müzik, çocuk dünyasında bir arada, iç içedir. Edebî bir zevkle sunulan ilginç buluşlar, çocukta merak duygusunu sorulara dönüştürür. Tasvirler ona yaşadığı dünyayı tanıtır. Çocuk edebiyatında işlenen konular, temalar da çocuğa uygun olmalıdır. Sevgi, iyilik gibi insanî değerler, kuru bir öğüt biçiminde değil, çocuğun ilgisini çekebilecek edebî bir dil ve anlatımla verilmelidir. Değerler, eşyalar, bitkiler, hayvanlar konuşturularak fabl türüyle de sunulabilir. Bu tür anlatım, çocukların hayal dünyasını zenginleştirir. Bitki, hayvan ve çevrenin özelliklerini, onların konuşmalarından yola çıkarak öğrenir, karşılaştırmalar yapar.
SOYAK: Kitap okuma alışkanlığı kazanmada yapılması gerekenler sizce nelerdir?
KAYMAZ: Kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için pek çok yol vardır. TV ve bilgisayarın alabildiğine yaygınlaştığı ve yanlış kullanıldığı günümüzde, kitap alışkanlığı kazandırmak kolay değil. Ödüllendirme, çocuklara bu yönde örnek olma çok önemli. Çocukların ilgiyle izlediği program veya dizilerde kitap öne çıkmalı, okuma önemsenmeli. Okullarda çocuk yazarlarıyla çocukları buluşturan etkinlikler yapılmalı. Çocuk Vakfı’nın ve Çocuk Edebiyatçılar Birliği’nin bu anlamda yaptığı çalışmaların ses getirdiğini biliyorum. Okuma alışkanlığının kazandırılmasında en etkin yol, çocuğun kendisine uygun, nitelikli bir kitapla tanıştırılmasıdır. Çocuk okuma zevkini tattığı an artık okumayı bırakmaz.
SOYAK: Çocukluk çağında kitap okuma çabanız ve okuduğunuz, unutmadığınız kitaplar hakkında bilgi verir misiniz?
KAYMAZ: Okumayı seven, haftalık ve aylık iki süreli yayına abone olan bir ailede büyüdüm. Bu açıdan kendimi şanslı buluyorum. O yıllar, kitap açısından fakir bir dönemdi. Biz de Ömer Seyfettin’i batıdan J. Werne, Cervantes gibi romancıları okuyorduk. Resimli romanlar yaygındı. O günleri bugünle karşılaştırıyorum. O zaman, kitap az fakat kıymetliydi, okunuyordu. Bugün kitap çok, ne yazık ki okuyan az. Çocukluk yıllarımda unutamadığım hikâye Ömer Seyfettin’in Kaşağı’sıydı.
SOYAK: Severek okuduğunuz yazarlar, şairler kimlerdir?
KAYMAZ: Mehmet Âkif , Necip Fazıl Kısakürek, Arif Nihat Asya, Sezai Karakoç, Yavuz Bülent Bakiler gibi yazarlar, edebiyata, şiire, yazmaya ilgi duymamda etkili isimler.
SOYAK: Günümüzde çocuklar için yapılan yayıncılık çalışmaları hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
KAYMAZ: Günümüzde çocuklar için yayınlanan yayınlar sayıca çok. Özellikle son yıllarda bu alanda önemli artış söz konusu. İçeriğiyle, görsel yönüyle, çok nitelikli yayınlar var. Ne var ki çocukların yaşını, ihtiyacını, dil, kelime dağarcığını, çocuk kitaplarında olması gereken fiziksel özellikleri dikkate almadan, yalnız ticarî kaygılarla ortaya konulan yayınlar da az değil.
SOYAK: Çocuklar için yazan edebiyatçılarımız hakkındaki değerlendirmeleriniz, görüşleriniz nelerdir?
 KAYMAZ: Çocuk yayınları için söylediklerimi çocuk edebiyatçıları için de tekrarlayabilirim. Çocuk edebiyatı kolay, ucuz bir iş değil. Seslendiği kitlenin dünyasını, çocuk duyarlığını, cümle kuruluşunu, yaş grubuna göre yazı puntosunu, çocuk yayınında olması gereken görsel, fiziksel unsurları dikkate alarak onu edebî bir dille kaleme alan çocuk edebiyatçılarını kutluyorum.
SOYAK: Bir çocukluk anınız ya da geçmiş günlerden bir gün…
KAYMAZ: Çocukluk yıllarımla ilgili genel bir değerlendirme yapayım. Ortaokul yıllarında her yaz tatilinde Erzincan’ın yerel bir el sanatı olan bakır el işlemeciliğinde çalıştım. Çırak olarak başladığım bakır işlemeciliğini halen sürdürmekteyim. Çalıştığım işyeri, benim ve arkadaşlarım için aynı zamanda “bir mektep”ti. Ustamızdan dinlediğimiz hikâyeler, kıssalar bizi hayata bağlamıştı. Bakır işleme çıraklığından önce bir terzi dükkanında hiçbir ücret almadan çıraklık da yapmıştım. Babam bir sanat öğrenmem adına beni terziye çırak olarak vermişti. Sabahın bereketi inancıyla, sabah namazı açılan işyerinin, toprak zeminini sular, süpürür, temizlerdim. Müşterilerin getirdiği palto, pantolon, gömlekleri dikiş yerlerinden sökerek, kumaşı ters çeviriyor, onları bir anlamda yeniliyorduk. O yıllar, hayatın maddî sıkıntılarını göğüsleyen, onu aşan, sevgi, saygı, vefa, sabır gibi değerlerle mutluluğu paylaşan güzel insanlarla birlikte bana hayatı tanıma fırsatı vermiş. Bunu şimdi çok daha iyi anlıyorum.
Rıfkı Kaymaz’ın Bir Şiiri:
AKŞAM SOFRASINDA
Her akşam sofrada beraber olur, Akşam yemeğini birlikte yeriz. Ve sonra açarak ellerimizi, “Çok şükür Ya Rabb’i!” “Çok şükür!” deriz.
Nasıl anlatayım bilmem sizlere, Bizim soframızda bin bereket var. Soframızda paylaşırız her şeyi, Babamın yorgunluğu birden azalır. Annemin sevgisi sofraya taşar.
Her pazar birlikte çıkarız babamla, Pazardan yiyecek şeyler alırız. Annem sevgiyle pişirir yemekleri, Öylesine tatlı, öylesine lezzetli ki, Bayılırız.
İsterim her yemek vaktinde yine, Her sofrada bir araya gelmeyi. Ne var ki babam işe gider erkenden, Ben kardeşimle okula. Annem bizleri yolcu eder her sabah, Unutmaz öpmeyi, gülümsemeyi.
Dilerim sonsuza değin mutluluk, Evimizde sevgi hiç eksilmesin. İsterim herkesin sofrası da, Bezenerek sevgiyle, Bizimkine benzesin.
-Bu söyleşi için teşekkür ederim.
Ben de teşekkür ederim.
muratsoyak@gmail.com www.sanatalemi.net'ten alınmıştır |