![]() |
Durdu Şahin: YazılarGönderildi: 12/2/2006 - 01:31 - Yorum YazHÜRRİYET,TAKLİT,TAKDİR Durdu ŞAHİN İnsana ekmek gibi,su gibi gerekli olan temel değerlerden biri de,Peyami Safa'nın "Hayatın hızı,akışı ve saldırısıyla bir giden,geniş ve taşkın bir ruh halidir.Hayatın ve ruhun ta kendisidir" dediği hürrriyettir. Hürriyet,yaşamanın anlamı ve onurudur.Hürriyeti olmayan,yahut hürriyeti aramayan,değerini bilmeyen;köleliğe gönüllü davetiye çıkarmış demektir.Bu tip insan ve toplulukların imanları ve insanlıkları,gelecekleri ve gerçekleri yara almıştır.Gökleri parçalı bulutlu,ufukları kapalı,şafakları karanlıktır. Bundan dolayıdır ki insana yaraşanın onu kendisiyle,onu çevresiyle ve tabiatla barışık tutacak,onu başarılı,mümtaz ve saygıya değer ve derin düşünce sahibi bir kişi haline getirecek,kişiliğini ve kimliğini koruyacak bir zırh hüviyetinde olan hürriyete koşmak olduğu her zaman söylenmiştir. Herkesin bildiği bir gerçek de ancak hürriyet sahibi olanların sağlıklı ve sağlam fikirlere talip olduğudur.Hürriyet sahibi insan o fikri arar,bulur,yaşar ve değerini bilir.Bilgiyle bilenmiş ve tamamlanmış akıllı ve ahlaklı,sevgi dolu ve seviyeli bir hürriyet,serseri ve serkeş olmayan bir hürriyet anlayışı,devamlı gelişerek,doğruyu bularak ve doğruları taşıyarak insanlara ve layık olan topluluklara ulaşır,tam zamanında.Hürriyet sayesinde anlar ve anlaşılır,insan.Her türlü medeni gelişmeye,ilmi ilerlemeye,teknik bakımdan yüksekliğe ancak hür olanlar layıktır. Hürriyet imkanı ve hür düşünebilme cehti ve isteği elinden alınmış,kısıtlanmış insanlar sürekli yerinde sayarlar.Tesadüfen belirli makamlara belirli adamların desteği ve eli üstünde gelmiş olsalar bile,adı geçen adamlar desteğini çektiğinde yahut omuzundan aşağı attığında çok daha aşağılara çok daha hızlı bir şekilde inmeye başlarlar.Böyle insanlardan zaten uzun süreli kalkınma ve yücelme hareketi beklenemez.Atağa kalkmaları ve ayakta durmaları başkalarının lutfuna ve insafına kalmış yarı köle durumundaki bu insanlardan serbest düşünebilme yeteneği,azim ve irade kaçmıştır.Hürriyet,hamiyet ve haysiyet bir daha ulaşamayacakları kadar yükseklere uçmuştur. Bilelim ve hiç unutmayalım:İnsanlar hürriyeti tattıkça ve ona layık oldukça gelişir,ilerler,büyük kültür,sanat ve medeniyet eserleri meydana getirebilirler.Dağ gibi engelleri teklemeden ve hiç kimseden yardım beklemeden aşar,her şartta daha iyiye ve daha güzele koşarlar.Hürriyetin humuslu toprağında gelişmeyen,kök salıp boy atmayan,çiçeklenip meyveye durmayan hiçbir harekette,işde ve ;huzur,saadet,saygınlık,selamet,seviye ve mutluluk yoktur.Hüriyetsiz toplum esir,hürriyetsiz insan köledir. Gerçekte yaşayanlar hürriyet sahibidir.Hakkıyla güzel,seviyeli,ölçülü ve yüksek ökçeli bir hayat,hürriyetsiz olmaz.Hürriyet,önce bir inanış,bir kabul,fikrin ve fiillerin gelişmesi oranında dozu artarak meydana çıkanbir ruh halidir.Onun için hürriyet insanların ruhunda çiçeklenir,önce.Sonra gelişir ve meyvesini sunar.Bereketi her tarafa yayılır.Ruhunda hürriyet olmayan kimseler,hürriyeti ne tanır,ne de o değerli değer yargısının değerini bilirler.Bu yüce ve temelli değerin kıymetini kendi nefsine ve başkalarına sözü geçenler,alnında onur ve haysiyet ateşi sürekli yananlar,tasmalı ve tasmasız her türlü köleliğe,sömürüye ve sömürgeleşmeye ferdi ve toplumsal istiklal savaşı açanlar bilrler,ancak. Sevgi köprüsünden seviyesini ve sempatisini kaybetmedern,ahlaki olgunluğunu yitirmeden,ileriye dönük umudunu ve gayretini bitirmeden geçen insanlar;hayatı,kainatı,insanı ve toplumu doğru olarak değerlendirdikleri,yerlerinin yerini çok iyi ve doğru olarak belirledikleri için başkalarının hürriyetine de saygı ve ilgi gösterirler. Bu manada hürriyet,tabiat ve cemiyet,en önemlisi de vahdetin ve maneviyatın kanunlarına zıt olmamak şartıyla insanın vicdanından gelen bir zevkle severek hareket etmesinden başka bir şey değildir. Hürriyetle hiç bağdaşmayan,bağdaşdırılamayacak bir olgu da,taklitçiliktir.Çünkü taklit,düşünceyi susturan,fikri gelişmeyi yerinde saydıran,kişinin iç zenginliğini donduran,fikir ve görüş beyanını askıya aldıran,kolaya ve basite sığındıran,yeni olmayan şeyler meydana getirerek kendini avunduran,insanın kendi kendisini aşmasını engelleyen zararlı bir alışkanlık ve çok yanlış bir davranıştır.Hüriyetin olduğu yerde taklit olamaz ve olmamalıdır. Taklit,özellikle şuursuz ve cahilce taklit,beraberinde teslimiyetçiliği getireceğinden çok zararlı ve telafisi imkansız neticeler doğrurur.Kişiyi hazır formüllere alışıtırıp düşünce ve ruh dünyasınıkarartır.Kişileri serseri,serkeş,sevimsiz,inzibatsız,insicamsız,boş ve kof işlere yöneltir.İnsanın kendisini bilerek başkalarına sömürtür.Taklitçi insan,düşünemez,araştırma gereği duymaz,sürekli başkalarından kopye çeker.Hiçbir zaman ileride olamaz.Her zaman taklit ettiği insan ve toplumların arkasında yayan ve yavan kalır. Yalnız bir gerçeği belirtmekte yarar var:Takdir ile taklit aynı değildir.Asla birbirine karıştırılmamalıdır.Çünkü insan için taklit ne kadar zararlı ise;hakkı,doğruyu,iyiyi,güzeli,mükemmeli,muhkem olanı,mutlak olanı takdir o kadar faydalıdır.Bu durumun insanın hürriyetine de zararı yoktur.Çünkü takdir için de insanların hür olmaları lazımdır.Fikren ve fiilen hür olmayanlar,olamayanlar takdir olayını gerçekleştiremezler.Onların takdirlerini de taklitçisi bulundukları belirlediği için her zaman çıkmazda ve manevi esarettedirler. Takdir,tahkik ve tetkik sonucu geerçekleştirilirse,hoş olur.Tahkike ve tetkike dayanmadan gerçekleştirilen takdirlerde yanılma payı her zaman vardır.İnsanlar iyiyi,güzeli ve doğruyu tetkik sonucu takdirlerini sunmalıdırlar.Zaten normal ve denge halinde olan,hür olan bir insanda bu duygular karşı çıkılamaz bir uyanıklık ve hareket halindedirler.Çünkü insan doğuştan iyiye,güzele,ezele,doğruya meyyal ve eğilimli olarak yaratılmışdır.insan elinde olmadan faydalı ve vakarlı olana saygı ve sevgi besler.Bu saygı ve sevgi hür ve serbet düşünen insanlar mize bol bol hürriyet çiçekleri fidelerken,taklitten ısrarla kaçınmamız ve iyiden,güzelden,doğrudan takdirlerimizi esirgemememiz gerekiyor.Taklit ile takdiri asla karıştırmadan hürriyete koşmamız,hürrilyeti bilmemiz ve bulmamız şart oluyor. Sonuç olarak diyebiliriz ki,biz insan olarak hür olmak,serbest düşünmek,sonra taklitçiliğe düşmeden iyi ve hak olanı,hakikat olanı takdir etmek durumundayız.Kendimizi,kendi değerlerimizi,kültürümüzü,sanatımızı,edebiyatımızı,dinimizi,dünümüzü,ideallerimizi,törelerimizi her zaman ayakta ve atakta tutmak ve hürriyetten bol bol nasiplenmek ve her zaman hür bir ortam içerisinde ufuk turları atmak zorundayız. Bize düşen,insan ve müslüman olarak gerçekten hür olmaaktır.hüriyet zırhını üzerimizden hiç mi hiç çıkarmamaktır.Hürriyeti isyana değil inancın kuvvetlendirilmesine vesile kılmaktır. İNSAN OLMAK,İNSAN KALMAK Durdu ŞAHİN Dünya üzerinde yaşayan binlerce canlı ve cansızdan sadece birisi olan insanın,belki de en az bildiği kendisidir.Arzdan arşa ulaşan,karıncanın kanındaki kaynamadan en büyük okyanuslardaki küçük bir balığın oynamasına kadar birçok şeye vakıf olan,kudurmuş ırmakları bile dizginleyip engin ovlardan yüce dağların doruklarına kadar tırmanabilen,ekvatordan kutuplara kadar uzanabilen insanın,kendisi hakkındaki "kısırlığı" üzüntü ve ürküntü meydana getirmektedir. Kaostan kosmosa,her türlü küçük veya büyük karışıklığı,karanlığı bilmeye ve anlamaya çalışan,mikro alemden makro aleme gördüğü veya bildiği her konu hakkında fikir ileri sürme meyili ve eğilimi içerisinde olan insanın kendini unutması veya kendisi hakkında sağlıklı ve sağlam sonuçlara varamaması sonucudur ki;insanlık bunalımdan,buhrandan,kaostan kurtulamıyor bir türlü. İlim,teknik,medeniyet büyük bir suretle ilerliyor;ticaret,ziraat,sanat alabildiğine gelişiyor,kültür ve edebiyat hamleleri ve hareketleri her tarafa yayılıyor ama acılar,ıstıraplar,dertler,yokluklar da bitmiyor.İnsan bir türlü kendine ulaşamıyor.İnsanlar,insanlar hakkında birbirini tutmaz kararlar alıyor,sonuçlara ulaşıyor. Öyle ki Dr.Hamdi Kepekçi'nin deyimiyle,hasatasına şefkatle muamele gösteren hekime de,hastasını bile bile ölüme sürükleyen hekime de insan deniyor,insan tarafından. Alemi anlayacak ve ilmiyle aydınlatacak kadar alim olan da,insanlığı ilk çağlara döndürecek kadar geri zekalı ve yavan akıllı olan talimli cahiller de,toplumun değer yargılarını,hakkı,hukuku,hiyararşiyi birbirine katan,insanları zulimleriyle inim inim inleten zalimler de,onların dümen suyunda dümenlerini sürdüren zavallılar da,ahlaksızlar,akılsızlar,alakasızlar,adamsendeciler,yağcılar,talancılar,parayonaklar,manyaklar,sahtekarlar,hilekarlar,riyakarlar,ırz ve namus düşmanı zinakarların hepsine de insan denilmesi insanı kuşkulandırıyor,insanın kendisini bir türlü tanımadığını ortaya çıkarıyor. Artık insanlar kendilerini tanımalı ve kendileriyle ilgili güzel bir tarif bulmalılar diye düşünüyorum."İnsan nedir,ne değildir?İnsan nasıl olmalıdır?" soruları kafalardaki karışıklığı,tanıtmalardaki noksanlığı giderecek bir şekilde cevaplandırılmalıdır.Eğer bu gerçekleştirilirse,insanla insancıklar birbirinden ayırılır,insanlığı yörüngesinden çıkartmaya,onu dipsiz uçurumlara atmaya çalışanların hain emelleri boşa çıkar,haram lokmaları gırtlaklarında kalır. Kim ne derse desin,bu konuda nasıl bir tarif getirirse getirsin,bize göre insan;annesinden insan olarak doğandan daha çok,insan olarak kalan ve insani özelliklerini ölene kadar devamlı yüce hasletlerle besleyendir.İnsanlık,insan olduğunu farketmekle başlar.Kendisinin insan olduğunun farkında olan,insani özelliklerini sürekli yemleyen,yenileyen;kafasını ve kalbini birbiriyle barışık tutarak aklının ahlakla dostluğunu sürekli geliştirendir. Çok gelişmiş bir fizik ve kimya laboratuvarını andıran yapısındaki görkemi,muazzamlığıı,muhteşemliği büyükçe bir hazineye birdenbire kavuşan bir mirasyedi gibi hoyratça harcayan,canlı ve cansız varlıklara yön ve istikamet belirlerken kendi mihverinden ve yörüngesinden çıkan,insan olamaz elbette.İnsan,başkalarına kul,köle veya efendi olmaktan çok,Hakk yolunda halktan biri olarak haktan ve hakikatten kıl payı ayrılmadan yaşamayı kendisi için en değerli bir görev bilendir.Düşünen,fikir üreten,fiillerini daha bir disiplinli hale getiren,idealist olan,imanını her durum ve şartta koruyan kişidir, insan.Şairin dediği gibi uzak denizlerdeki küreğe mahkum masalları da,zemzeme susamış dudakların sahibi,kalbi her zaman sıcak ve ışıklı yürek sahiplerini ve eski seccadelerde kalmış temiz duaları da, yeni ve tertemiz seccadelerde yeniden şaha kaldıran;imana,aşka,esere,hamlelere yönelen kişiler,elbette anlatmaya çalıştığımız gerçek insan tipleridir.Gücünü maddeden manaya,basitten mükemmele,olaylardan kavramlara sıçrama gibi üstün ruhi ve zihni kuvvetlerden alan,şuuru ile başta kendi kendinin kontrolunu gerçekleştiren,her zaman yüksek fikir ve düşüncelerle yükseklerde uçan,yüreklerde yeşerip açan,bütün zamanını bütün zamanların yaratıcısına bağlamakla gerçek bağımsızlığına kavuşan bu tipler,bizim insan saydıklarımız ve gerçek insan bildiklerimizdir. İnsan olmak kolay değildir.Ben insanım demekle insan olunmaz.Öyleyse ben insanım diyen insan,insan olmayanları da bilmek ve tanımak zorundadır. Günün adamı olmaktan çok her zaman günül adamı olmayı düşünenler,dünsüz ve temelsiz düşüncelerle geleceklerini düğümleyenler,boş çuvala kapçık doldurmakla,göğe tükürmeye çalışmakla,usta şair Bahaettin Karakoç ağabeyimizin dediği gibi renksiz,ıtırsız,hayırsız kuru güzelliklere koşmakla,tüyleri dökülmüş serçeler gibi başkasının saçaklarına sığınmakla,maskeli balolardan farksız bir hayatı yaşamakla,kavalını göl yutmuş acemi çobanlar gibi aylak aylak gezmekle vakit tüketenler de insan değildir.Derin düşünmeden ısrarla kaçmış,şeytana ebcet öğretecek kadar ileri gitmiş,batıl fikirlere mensup dikenler arasında bitmiş,ahlak ve iman bakımından bitik ve yitik kimseler de insan değildir. İnsanlar gerçekten insan olmadıkça,zühre yeşili bir aşkla,tefekkürle,tevekkülle,tevhitle uçan kuşlarla dolaşmadıkça;korkularını,kuşkularını ballı bir muhabbetle gidermedikçe;ışığın hızına uyumlu güzelliklerle,içine hiç bir zaman haram karışmamış tertemiz özelliklerle gelişip dal budak salmadıkça;solmaya yüz tutmuş çırpınışları kaleminden süt damlayan yarınlarla,yağmurlarla beslenmedikçe;olması gereken yere gelemez. M.Akif Ak'ın tabiriyle,çöl kuraklığındaki gönüllere gözyaşıyla,tebessümüyle hayat kaynağı olan;hakkın ve hakikatin yoluna sular gibi çağlayıp akan;dostları ve yarenleri için kendini unutan;hayatından maddi ve dünyevi ihtirasları kovan;halk ve hak için iyilik,güzellik ve erdem yarışına çıkan;imtiyaz istemeyip en büyük acıyı övülmekten çeken;gönül sofrasını açıp herkesi karşılıksız doyuran,bizleri ötelere doğru umutla taşıyan;sorumluluk,soyluluk,saygı ve sevgiyle yoğrulan;arada bir tökezlese de imanla,aşkla,muhabbetle tekrar dimdik doğrulan kimselere ihtiyacımız var bizim. Hakka sırf onun rızası için bağlanan;tarihini,töresini,dilini,dinini,dününü unutmayan;gerçekten insan olan ve hep insan kalan biri olmayı deneyelim mi?Ne dersiniz? KİTAP OKUMANIN ÖNEMİ Ve KÜTÜPHANELER Durdu ŞAHİN Herkes bilir ki insan olmak,insan kalmak,yüzlerde yeşeren soylu türkülerle yürümek için,mutlaka okumak gerekir.Okumayan insan koftur,boştur. Sesleri seslerle,düşleri düşlerle tartmayı bilmediği için kendisiyle,çevresiyle,tabiatla küstür. Okuyan insan;gönül bahçesini sürekli çiçekli kılan,yürek bohçasını güzelliklerle dolduran ve sözü kendi kınında paslanmaktan kurtarandır. Okuyan insan,düşünen insandır.Düşünen yani aydınlığa kavuşandır.Kavuşmak için durmadan kulaç atandır.Kalbini daha hassas,kanını daha sıcak,zekasını daha işlek,ruhunu daha huzurlu kılandır. Okumak;içimizdeki ve dışımızdaki mechul alemi anlamaktır,hakikatin karşısına dikilen barikatları aşmaktır.Işıklı,ölçülü,ökçeli düşüncelerle sığda kürek çekmekten kurtulup sonsuza açılmaktır. Okumayan insan şeyleşir.Şeyleşen insan şeytanlaşır.Şeytanlaşan insan,kendi dışındaki her varlığı bir "eşya" gibi görür.Hayatın ve kainatın merkezi ve mihveri sayar kendini.Herkesi anladığını zannettiği için kimsenin kendisini anladığına inanmaz.Ona göre o,hep ulaşılmazdır,erişilmezdir. Okuma duygusu gelişmemiş insan,toplumu ezilecek,soyulacak bir sürü olarak görür.Okumadığı için tahlil edemez.Olayları birbirleriyle kıyaslama melekeleri kaybolmuştur.Kafa için ihtiyaç,gönül için bir zevk ve beyin için gerçek bir spor olan okumadan nasibini almayan kişi uyuşur,uyandırmazsan daldığı uykudan uyanacak gibi değildir.Bütün dünyasını ucuz düşünceler ve pahalı zevkler doldurmuştur. Okumayan fertlerin geçen her zaman içerisinde sinir hücreleri daha hızlı bir şekilde ölür,eksilir ve artık diğer doku hücreleri gibi yenilenmez.Sinir hücrelerinin bu ölümünü de azaltması sebebiyle okuma ve düşünmeyle yapılan zihin egzersizi bunamaya ve bunalımlara karşı da en iyi ilaçtır. Okuyan insan,çok lifli bir düş urganı olan zamanı,kalbini harita,gözlerini pusula yaparak değerlendirir.Demirden bir dağı delerek boynuna asmaktan farksız ağırlıkta olan "sorumluluk" denen erdemle donanmıştır. Elbette okuyan insanın huzur kaynağı,bilgi kaynağı umut kaynağı kitaptır. Kitap;vakti bilgiyle buluşturmak,insanı ruhuyla konuşturmaktır.Yönünü kitaba çeviren insan çevresini daha iyi görür.Mukavemet gücü yüksektir,yüreklidir. İnsanın içindeki canavarı,dizginleyen kitaptır.Bütün medeniyetlerin,dinlerin,kültürlerin kitabı vardır ve her hayırlı anlamlı gelişme mutlaka bir kitaba dayanır. Kitabı sevmeyen insan,düşünceyi öldüren insandır.Düş kuramayan,düşünemeyen,dolayısıyla kültürel açıdan hiç gelişemeyen insandır. Kitaptan korkmamalıdır kimse.Kitaptan korkan,mesuliyet hissini öldürmüş olur.Mesuliyet hissi ölen kimsede ruh başka alemlere hicret eder.Geriye sadece ten kalır.Oysa insanı yaşatan ten değil,candır.Yunus Emre'nin dediği gibi "Ölür ise ten ölür,canlar ölesi değil." Medeniyet eskiden elinde kitap taşırdı.Şimdi cebinde para,elinde silah taşıyor.Ne silah,ne de para medeniyeti "medeni" yapmaya yetmiyor. Günümüz insanının bir hatası da,kitapla vaktin arasındaki bağı kopartması;insanı,ruhun kutsallarıyla değil,tekniğin gürültüsü,midenin gurultusuyla oyalamasıdır.Artık insan bilmelidir ki,tarihte yükselme çağları zamanın kitapla,insanın zamanla dolduğu çağlardır. Çağı yakalamak,çağlar öncesini anlamak için;insanın,yüreğini sevgiye ayarlayan,kini ve nefreti Kaf Dağı'ndan da ötelere kovalayan,bize istediğimizi seçme imkanı veren ve zekayı kibarlaştıran kitaba yönelmesi gerekiyor. Unutmayalım ki,kaya homurdanır,mermer gülümser,konuşan sadece kitaptır. Bunun için de "kitapların evi" demek olan kütüphanelere gereken önemi vermeli,buraları okuyan insanı şişiren değil de faydalı bilgilerle besleyen kitaplarla doldurmalıyız. Kütüphaneleri sadece ortaokul ve lise öğrencilerinin uğrak yeri olmaktan çıkarıp en üst düzey amir ve memurların da geldiği,gelebileceği mekanlar haline getirmeliyiz.Gelecekte zamana;dünyayı kendi kitapları ve klasikleri ile meşgul eden ülkelerin hakim olacaklarını unutmamalı,kütüphanelerimizi temel klasik eserlerimizle doldurup insanımıza ve insanlara "mesaj"ımızı iletebilmeliyiz."Yaşamak mesajı olmaktır" gerçeğini hiç unutmamalı,kütüphanemize girerken mabetlerimize girer gibi saygılı olmalıyız. Edebe,edebiyata ve ebediyete giden yolun kütüphanelerden ve kitaplardan geçtiğini,göğün serinliğine de yerin derinliğine de yazmalıyız.Kitaplara sisli gözlerle süs eşyası gibi bakmayı ve kitapçılardan kütüphanemizdeki boş rafları doldurabilmek için "metreyle" kitap almayı acilen terk etmeliyiz. Kaynak: Durdu ŞAHİN,Kültür Dünyası Dergisi,s.30.İstanbul-1998.
AKİFÇE SÖZLÜK ÜMİT: İnsanı ayakta tutan, yaşatan güçtür. YÜZSÜZ: Hayadan eser taşımayandır. İKİLİK: Milleti perişan eden şeydir. ÜMİTSİZLİK: Bataktır, bataklıktır. CESARETİN MEDENİ ŞEKLİ: Bir eşi herkesten önce omuzlamaktır. MUALLİM: İmanlı, kararlı, liyakatli ve vicdanlı olan kişidir. GERÇEK ÖLÜM: Milli ahlak ve milli ruhun iflasıdır. MÜSLÜMANLIK: Gayret dinidir. HAKİKİ MÜSLÜMANLIK: En büyük kahramanlıktır. HAYATI ANLAMAK: Okumak değil görmektir. HÜRRİYET: Elmas gibi kıymetlidir. ADAM: Ebediyen cihanda hür gezendir. AVANAK: Dünyadan haberi olmayan kişidir. İMAN:Çok büyük cevherdir. MEDENİYET: Tek dişi kalmış canavardır. ŞİİR: Gözyaşıdır. DÜNYA: Bir tiyatro sahnesidir. ER: Dağları bile sökebilendir. KABRİSTAN: Alemdir. ŞANLI TARİH: Mazi, hikmet ve ibrettir. İSYAN: Allah’a karşı gelmektir. MAHALLE KAHVESİ: Doğu medeniyetinin katilidir. EDEBİN ŞİMDİKİ MANASI: Hezeyandır. HAYAT: Gayedir. GALEYAN: Mantığın bitmesidir. ORDU: Kuvvetini milletten alan güçtür. İMANI OLAN KİŞİ: Asla ümitsizliğe düşmeyen kişidir. SERSERİ: Mesleği, meşrebi, mektebi yok olandır. 20. ASIR: Gözdeleri sefil olan bir asırdır. ŞEHİT: Tarihe sığmayan ve kanıyla tevhidi kurtarandır. EFELİK: Sonu gelmez yoldur. MİLLETLERİN GELECEğİ: Marifet ve faziletle mümkündür. İSTİKLAL: Hakkın ve Hakka tapanların hakkıdır. İYİ SÖZ: Samimi olan ve yürekten gelen sözdür. ZAVALLI İNSAN: Boş yere sürekli dönüp dolaşandır. |
![]() |