Kültür Edebiyat

Ana Sayfa - Profil - Arşiv

Şiirler: Mustafa Özçelik

Gönderildi: 17/2/2006 - 02:27 - Yorum Yaz

Mustafa Özçelik

 

AğIT

Yorgun sesiyle bir kuş
Kuytu ormanında
Titriyor yalnızlık korkusuyla
Varlığını geceye rehin bırakmış
Diyor ki bana
İçimi ısıtan sözler bul

Şehzâdem ormanda kaybolmuş
Şimdi ben ne söylerim lâleye
Ey âvâre bulut
Nerededir gün ışığı
Ne zaman sabah olacak
Ne zaman yağacak yağmur

Ey yolcu bana künyemi oku
Kolum kanadım kırık
Çığlığım ol yosunlu sularda
Kurşunun kokusunu alıyorum
Ölümümle başlayacak hayat
Puslu bir sabahta

Ben ki bu bahçelerin
En son sesiyim bir daha duyulmayacak
Unutma gözlerimi
Geldim ve gidiyorum işte
Bırakarak yeni doğmuş çocuklara
O güzelim maviliği

Dallarında sükût olan bahçede
İşte ben orda mâsum yüzümle
Avcılardan ve ölümden bîhaber
Bedenim kaybolsa da
Yaşayacağım kaftan rengimle
Sulara bakıp sonsuza kadar

Mustafa ÖZÇELİK

 

BANA BAK BENİ ANLA

Yorgun bir aynada
Göz kırpan ayrıntılara inat
Adın nice coğrafyalarda
Gizli bir tutkuya dönüşüp
Emanet edilirken çocuklara
Bana bak sevdiğim
Beni anla
İşte yüzüm
İşte hüznün belgesi

Bu şehrin uğultusuna da alıştım
Baygın iniltisine
Anladım parkları sevimli kılan nedir
Bir gülün kıvancını duydum
Baygın kokusunu da
Aklım hayretlere takılıp kalırken
Giyindim çılgınlık elbiselerini

Trenler soluk soluğa
Bir dağı tırmanırken ansızın
Kuşatır bizi gecenin harmanisi
Adın bir yalıma dönüşür
İçimiz aydınlanır
Şimdi karanlık öylesine yumuşak
Öylesine şafağa yakın

Bir mahzun yüz olup
Serin denizlerine inerim
Uçurumların kavi
Suların gümrah
Yenilgi nedir bilmeyen atların
Beni harami sanırlar
Aklımı rehin bırakıp
Öyle giderim gecene

Göğsümde kırmızı bir ateş
Rengini kuşlardan çalan
Onursuzluğun
Kayıtlarımızda adına rastlanmadı
Beni böyle bil
Ve öyle ekle kendine

Mustafa ÖZÇELİK

DUA

Saba yelinin ince usul parmakları
Mutlu bir tebessümle yapraklara dokunup
Aşikar eylerken gülün sırrını
Sevgilim sen beni unutma
Ben burada
Hicran ateşlerindeyim

Rüzgâr
Gülü uyandıran korsan
Sana bakıp şehrin telaşını yorumlarken
Bana saçlarından
Bir zincir gönder

Suretin şifa olacak
Bana bir ayna göster

Gülşeninde diz çöküp
Mesnevi okuyacağım.

Mustafa ÖZÇELİK

 

EYLÜL

Geldi mi şiire böyle girer eylül
Güneş solgun resimler çizerek gizlenir
parkların tenhalığına
Bir güz ağacından acılı
Son yaprak da yere düşer
Kuşlar pencerelere
İnsanlar evlere alışır

Titreyen söğüt ağaçlarında
İnce yağmur haberleri
Sokaklarda akşamın kederi
Yalnızlığa ve yalınlığa alışarak
Suları akmayan çeşmelere konar

Artık yaşanacak ne var
İçimizin derin denizleri kadar mahzun
Bir gülün açılıp solmalarına
hayret edemeden
Sular sararır ve yüzümüzde
Acılı zamanlara özgü
Buruk bir kedere dönüşür ırmaklar

Şimdi serindir serviler ve göçmen kuşları
Umdum ve bekledim diyerek
Çekilirler gövdelerinin derin mağaralarına
Peşinden koştuğumuz güneşin gölgeleri
Bir tebessüm olsun sunamadan alnımıza
Sayfalarında bilgelik dersleri
Uzun yağmurlara dönüşüp
Bu şehri ve bizi terk edip gider

Sakıncalı bir türküydü
Baharın dudağındaki ses koku ve renk
Gönlümüzde geç kalmanın telaşı
Bir masalı vardı kaderin
İşte şimdi anladım dağların sabrını
Peşimizde ince uzun yağmurlar
Dudağında melâl türküleri

Mustafa ÖZÇELİK

www.mustafaozcelik.com'dan


« Son Sayfa :: Sonraki Sayfa »

bedava chat sohbet batak okey tavla