Türkçe Kur'an ve Temel Kavramları

23/12/2007 - ALLAH SEVGİSİ


İnsan yaradanını sever. Allah, merhametlidir. O, herkesten çok sevilmeye lâyık olandır. Kulunu, onun ,anne ve babasından daha çok sever ve korur. Allah kimseye haksız yere zerre kadar zulmetmez.

Cahilliye Araplarının kız çocuklarını diri diri toprağa gömmelerine izin vermeyen, bilgisizce cahilce yapılan çirkin kötü işlere engel olan Allah (C.C.)dır. Nitekim Kuranda: “Bilenle bilmeyen bir olur mu hiç? Buyrulmadadır. Birçok kavram ve kelime de olduğu gibi; cahillik, cahiliye, okuma yazma kavramlarında da kavram kargaşası oluşmuştur. Bu kargaşayı önlemek için cahillik, cahiliye, okuma yazma bilmeme gibi kavramları yerine oturtarak başlayalım. Toplumumuzda okur yazar olmamak veya çok az okumuş yazmış olmak cahillik tanımlaması ile karşılık bula gelmiştir. Oysa okur yazar olmamak ümmiliktir. Cahillik ise; Allah (c.c)’ı ve ilahi buyrukları bilmeme ya da bu değerlere kasten iman etmeme, İlahi buyrukların birey ve toplumu ahlaki kemaliyete ulaştırabilecek bir değerler silsilesi olduğunu kavrayamamak veyahut bu değerleri reddetmektir. Bu minvalde İslam; ümmiliği, hem de cehaleti ortadan kaldırmak ister.

Kız çocuklarını diri diri toprağa gömme yöntemleri

Eskilerde bu iş basitçe yapılırdı. Kız çocuklarının iri gözlerinin içinde sakladıkları umutlara hiç bakılmaksızın ellerinden tutulur, “Dayıya gidiyoruz!” yalanı masum yüreklerine tasma yapılır çöle doğru yürünürdü. Kız çocuğunu önceden hazırlanmış kuyunun içine itmeye gelirdi sıra. Kim bilir ne yöntemler bulmuşlardı? Belki, birlikte kuyuya bakılırmış gibi yapılır, kız tam bu gaflet anında arkadan ittirilirdi. Ayağı kayardı; belki kıvırcık saçları dolanırdı babasının ellerine, küçük bir serçe gibi ürperir, can havliyle babasının ayaklarına sarılırdı, üzerine alelacele atılan kumların arasında çaresizce babacığı ile göz göze gelmeye çalışırdı. Katran karası cehaletin, kahrolası törenin göğsünde çarpıp duran yüreğine yaşama aşkını çok gördüğünü bilmeksizin, kendisini kuyuya itmeye çalışan adamın eteğine bulaşan tozları “Babacığım, üzerin toz olmuş!” diyerek temizlemeye kalkardı. Babasından sımsıcak bir söz beklerken, cehaletin kirli tozları arasında nefessiz kalıverirdi, gözleri kururdu, yanağı çürürdü.

Şimdilerde bu iş daha rafine usullerle yapılıyor. Kızlar, çağdaş, zarif, estetik kılıflar içinde toprağa gömülüyor. Söz gelimi, bu ülkede mayıs ayının 19’u yaklaştıkça, 15’ lik, 16’ lık kız çocuklarının etek boylarının azıcık aşağıya uzanacak olması “çağdaş” erkeklerin dindarlığın en bağnaz tonuyla çığlıklar atıp “büyük günah” kaygılarıyla dolup taşmalarına yol açar. Bu işin faillerini utanmaya çağırırlar; onlar da utanır ve yeniden etek boylarını kısaltıp, etekten arka kalan beden parçalarını görünür kılmaya gayretlenirler. Kız çocuklarının kimliğini, eteklerinin açıkta bıraktığı uzuvlara eşitlerler. Oysa, insan bacağı da topraktandır.

Kızlarının bütün kalbiyle sevdiğini bildikleri delikanlıyı, arabasına, maaşına, memleketine, ırkına göre değerlendiren dindar/laik babalar da kız çocuklarını diri diri toprağa gömmekten tenzih ederler kendilerini. Kalbe düşen aşkın sonsuzluğunu hesap etmeyi düşünmezler; hesapları kızlarının hangi arabada seyahat edeceği, hangi topraklarda yaşayacağı üzerinedir. “Benim ‘şuralılara’ verecek kızım yok!” sözü, toprağı kızının kalbine tercih edenlere aittir. “Ne işin var elin... şu şu memleketlisiyle?” itirazı, kız çocuğunun ruhunun yönelimlerini bir çırpıda yaptığı toprak hesabıyla sıfıra indirir. Hele de sırf kızının tercihidir diye, damat adayını baştan hiçe saymalar, hepten şüphe etmeler, kadınların ruhu olmadığına inanıp onları ateşe atan orta çağ cahillerinden pek uzağa düşürmüyor kimi babaları.

Evlilik öncesi bir “kaza” olursa, oğlana gizlice “aferinler” çekip erkekliğin kazancı gören, kızları ise “yazıklar olsunlar!”a boğup kızlığın kaybı gören ikiyüzlü gelenek, kızları erkeklik hormonlarının önünde ezip büzüyor değil mi? Kızların varlığını ve iffetini bedenlerinin bütünlüğü üzerinden tanımlamak, başka türlü bir toprağa gömme eylemi değil mi? Suratına toprak atmakla aynı tarafa düşüyor değil mi? Tecavüze uğrayan kızı, ortadan kaldırılması gereken bir utanç olarak gören lanetli töre de, kızları erkeklerin hoyratlıkları altında kirli bir paspas gibi ezilmeye lâyık varlıklara indirger. Mağduru olduğu bir eylemden bile kız çocuğu sorumlu tutulur. Kendi isteği dışında olup biten vahşetin kiri ısrarla onun üzerine yapıştırılır. El sürülmeyecek bir kirle kaplanır kızların ruhu; öldürülüp toprağa konulmadan önce, diri diri çamura gömülür.

Kadını kişiliği üzerinden değil de, dişiliği üzerinden sivriltmeye eğilimli feministler de, kızlara saçlarının ahenkle dans edişi üzerinden prim veren gençlik rehberleri de, araba lastiği reklamında bile kadın bedeninin detaylarını çekim aracı haline getiren tüketim medyası da aynı şeyi yapar: Kızları topraktan bedenlerinin cilâlı imajları ardına saklar. Kadınların kalplerini susturur, ruhlarını yok sayar. Göğüs dekoltelerini koyar vesikalık fotoğrafları yerine, baldırlarını vitrine çıkarır duyguları yerine, dudaklarının kızıllığını, yanaklarının allığını yüceltir sözleri yerine.

Öylesine akıl almaz bir kamuflajla sürdürülür ki kız çocuklarını diri diri gömme eylemi, bazı kızlar saçlarını gizliyor diye koca koca adamlar tarafından itilip kakılır, aşağılanırlar; okuyup kafaları üzerinden değer kazanmaları engellenir, aşık olup yürekleriyle kendilerini ifade etmeleri ayıplanır. Ülkenin doğusunda, kız çocuklarını cahil babalarının toprak hesapları içine gömülmekten “kardelen” hülyasıyla kurtarmaya çalışanlar, ülkenin batısında okumuş ve muktedir adamların kıpır kıpır umutları, gül yüzlü sevinçleri devletçi önceliklerin betonuna diri diri gömmelerine, gencecik umutlarının üzerine “katsayı” farkından molozlar itmelerine, şiirler okumaya hevesli dudaklarının üzerine tonlarca “kamusal alan” kumları savurmalarına gönüllü körlük ederler. Körlüğümüze kör olmak kadar talihsiz bir körlük var mı?

Allahü Tealâ Kuranda 'yoksulluk korkusu ile çocuklarınızı öldürmeyin. Allah sizin de rızkınızı verir, onların da. Buyurmaktadır.' Bir cana kıymanın ahirette kendisine neye mal olacağını bilmeden cahillikle işliyor bu suçu insan, yoksa karşılık görmeyeceğini mi sanıyor? Bu şeytani duygu ve davranışların hesabı sorulacak... Bir yetim, bir öksüz, bir çaresiz acizin hazin hazin ağlaması arşı titretir. Allah'ın gayretine gider, öfkesine sebep olur. Diğer yanda 'Anne ve babanız yanınızda yaşlanacak olurlarsa onlara 'öf' bile demeyin. Böyle bir bıkkınlık sözü, tiksinme, nefret sözleri bile ağzınızdan çıkmasın sakın. Hal böyle olunca; Üzüntü ile masum, çaresiz, acizlere döktürülen her göz yaşı damlası; keder ki bunlara masum korumasız hayvanlar hakkında da dahildir. Çünkü onlar da can taşımaktadır. Acımasızlık,haksızlık zulüm gibi kötü fiiller Allah katında kötü, şer işlerdendir. Allah'ın emirlerine uymayanlar kendilerine zulmederler. Başkalarına zulmedenler de yine zulüm günahı işlerler. Her iki halde de asla kurtuluşa erdirilmeyecek ve azaba uğrayacak olan kimselerin ta kendileridirler. Bu gerçektir. Allah'ın adâleti, merhameti işte budur. Hal böyle olunca kul; Rabbini sevmez olur mu hiç?

Ahirette hal bakımından insanların en mutlusu, Allah'a inanıp onun doğru yoluna en fazla bağlanıp sevendir. Çünkü ahiretin manası, Allah'ın huzuruna varmaktır. Aşık uzun zaman şevkiyle kıvrandığı mahbubunun huzuruna vardığında bulanmaksızın, hasım ve rakibi olmaksızın, sona ermesinden korkmaksızın, O'nun cemalini ebedi bir şekilde seyretme görmek imkanı bulunduğundan ötürü en büyük bir nimete kavuşur. Ancak şu var ki bu nimet sevgi kuvvetinin oranında verilir. Bu bakımdan muhabbet arttıkça zevk de artar. Kul Allah'ın sevgisini ancak dünyada kazanır. Bu sevgiye herkes muttali olamaz. Nedenlerden biri, dünyanın meşgalelerini kesmektir. Allah'tan başkasının sevgisini kalpten çıkarmaktır. Çünkü kalp, mesela kendisinden su boşaltmayınca sirkeye yer vermeyen bir kap gibidir.

Allah bir göğüste iki kalp yaratmamıştır. Sevginin kemali tamamiyle Allah'ı sevmesi ve O'na bağlanmasındadır. Kapta kalan su oranında, kaba dökülen sirke eksilir. Allah'tan başkasına iltifat ettikçe, onun kalbinin bir köşesi gayrisi ile meşguldür. Bu nedenle Allah'tan başka şeylerle meşgul olduğu nispette Allah'ın sevgisi kalpten eksilir. Bir Kur'an ayetinde :'Oyalanın bakalım. Yakında akıbetleriniz neymiş görecek ve bileceksiniz. Ayetlerimizden gafil olanlar kör, sağır ve dilsizdirler. Onlar aldanış içinde ve büyük yanılgıdalar. Yani aldanış yurdu olan dünya meşgalelerinden başka arzuları bulunmaz. Ahiret mükafatı ve azabını akletmezler. Kulakları, gözleri ve gönülleri mühürlüdür. Allah yolunu kendilerine kapatmışlardır. Allah'a inanıp ta iyi işler işleyenler için ise ahirette ne korku olacaktır ne de tasa. Onlar artık hiç üzülmeyeceklerdir.

Belki o senin Allah'tan başka tapacağım yoktur (Lâ ilâhe illallah) sözünün manasıdır. Yani mabud ve mahbub, O'ndan başkası yok! Bu bakımdan her sevilen mutlaka mâbuddur. O halde kul bağlanandır. Mâbud ise kendisine bağlanılandır. Her seven, sevdiğiyle bağlanmıştır.

İçtenliğin manası kalbini Allah için has kılmak demektir ki orada Allah'tan başkasına yer kalmaz. Bu bakımdan Allah, onun kalbinin mahbubu, mâbudu ve maksudu olur. Hali bu olan bir kimse için dünya hapishanedir. Çünkü dünya onu mahbubunu müşahade etmekten meneder. Onun ölümü hapishaneden kurtuluş ve mahbubun huzuruna varıştır.

Allah sevgisinin, îmanın kalplerde köksüzleşmesinin nedenlerinden biri; dünya sevgisinin kuvvet bulmasıdır. Aile efradının, mal sevgisinin, evladın, akrabanın, gayri menkulün, hayvanların ve bahçelerin sevgisi dünya sevgisindendir. Hatta kuşların nağmeleriyle sevinen ve sabah esintilerini hoş gören bir kimse, dünya nimetine iltifat eder ve bundan dolayı da Allah sevgisinde eksilme başlar. Bu bakımdan dünyaya düşkünlüğü nispetinde Allah'a olan bağlılığı,sevgisi eksilir. Herhangi bir kimseye dünyadan bir şey verilirse, onun o nispette ahiretinin eksilmesi söz konusudur. Nasıl ki bir kimse doğuya ancak zaruri olarak batıdan uzaklaştığı nispette yaklaşır, kuma olan hanımlardan birinin kalbi ancak kumasının kalbinin daraldığı zaman ferahlar işte ahiret ile dünya da kuma gibidir. Bu durum kalp erbabına gözle görülenden daha açık bir şekilde anlaşılmıştır. Dünya sevgisini kalpten sökmenin yolu züht yoluna girmektir. Sabra yapışmak korku ve ümit gemisiyle yol almaktır Sevginin kazanılması için başlatılan temel de kalbi Allah'tan başka her şeyden boşaltmaktır. Onun evveli Allah'a inanmak, kıyamet gününe, cennete ve cehenneme inanmaktır. Bundan sonra korku ve ümit filizlenir. Korku ve ümitten sabır filizlenir. Sonra bu, dünya, mal, mertebe ve dünyanın bütün lezzetlerinden insanı çeker ki bütün bunlardan sadece Allah'ın marifetinin ve sevgisinin genişliği nispetinde kalp genişlesin. 'Kalpler ancak Allah'ın zikriyle yatışır'.Bu bakımdan bütün bunlar kalp temizliğinin basamaklarıdır.

Sevginin kuvvetlenmesi için ikinci sebep, Allah marifetinin kuvveti, o kuvvetin genişlemesi ve kalbi kaplamasıdır. Bu da kalbi, dünyanın bütün oyalanma ve Allah yoluna engel oluş nedenlerinden temizledikten sonra gerçekleşir. Tıpkı yeri fuzuli otlardan temizledikten sonra tohum ekildiği gibi...Sonra bu tohumdan muhabbet ve marifet ağacı kök salar ve gelişir. Bu ağaç da misal olarak Allah Tealâ'nın belirttiği güzel kelimedir. Güzel söz kökü yukarıda dalları yerde ağaca benzer. (Kur'anda bildirilen Tûba adlı Cennet ağacı). Güzel söz O'na çıkar. Bütün işler Allah'a varır. İyi iş, bu marifetin güzelliği ve hizmetkârı gibidir. İyi işler kalbi önce dünyadan temizlemekle, nefsin kötü arzularına yenik düşmemekle, sonra da bu temizliği devam ettirmekle olur. İyi iş işlemenin gayesi; kalbin temizliğidir ki bu yüzden kalpte hakkın tecellisi görünsün, marifet ilmiyle süslensin. Bu marifet ne zaman hasıl olursa, zaruri olarak ardından muhabbet ve sevgi gelir. Nasıl ki mizacı normal olan bir kimse, güzeli

görüp, zahiri gözüyle idrak edince onu sever,ona meyleder, o sevdiğinde zevk hasıl olur. Zevk ise zaruri olarak sevgiye tabidir. Bu marifete, ancak dünya meşgalelerini kalpten söktükten sonra varılır! Bu da ancak saf düşünce, daimi zikir (ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anmak), zirveye varan çalışma, Allah'ın sıfatlarına, göklerin melekûtuna ve diğer mahluklara da daimi bakış, tefekkürle temin edilir. Nitekim Kur'anda şöyle buyrulur.

Bir ayeti kerimede, Gözlerini çevir de bir bak gökyüzünde bir çatlak görebilir misin. Gökyüzü nasıl da direksiz durmada. Gözlerini çevir de bir kere daha, bir daha bak. Gözlerin aradığını bulamaz ve o yorgun olarak sana geri döner.

Hayvanlarda da sizin için nice ibretler vardır. Bu yol çok kimseler için en kolay yoldur. Kur'an düşünceyi, tefekkürü, ibret almayı, Allah'ın bilgi, kuvvet ve kudretine işaret eden ayetlere bakmayı emrederken çoğu kez bu yola davet eder. Anlayışlar ise düşünceden yüz çevirdiğinden, dünya şehvetleriyle, nefsin paylarıyla meşgul olduklarından bu yolu anlamaktan aciz kalmışlardır. Bunu zikretmekten alıkoyan neden, genişliği ve çokluğudur. Kontrol dışına çıkan kapıların varlığıdır.; çünkü göklerin en yücesinden tut, yerlerin diplerine kadar hiçbir zerre yoktur ki onda Allah'ın kudretinin, hikmetinin kemaline her şeyi en iyi bilen olmasına, celal ve azametinin sonsuzluğuna işaret eden acayip haller bulunmasın! Bu da sonu gelmeyecek konulardandır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa. Onlar tükenir, Rabbin sözleri tükenmezdi. Bu bakımdan buraya dalmak, mükâşefe ilimlerinin denizlerine dalmaktır.

Yolların en kolayı fiillere bakmaktır. Biz onların en az ve en küçüğünü arayalım.Mahlukların en basitleri yeryüzünde yaşayanlardır. Yani meleklerin ve göklerin melekûtuna göre durum böyledir, eğer büyüklüğü ve cismi bakımından dünyaya bakarsan, küçücük gördüğün güneş dünyadan üç yüz altmış küsur daha büyüktür. Dünyanın güneşe oranla küçüklüğüne dikkat et! Sonra güneşin hareket ettiği alandaki küçüklüğüne bak Çünkü güneş merkezine nispet edilmeyecek kadar küçüktür. Güneş dördüncü göktedir. Bu da üstündeki yedi göğe nispeten pek küçüktür. Sonra yedi tabaka gök, kürsünün yanında, kocaman bir sahraya atılmış bir halka gibidir. Kürsü de arşın yanında böyledir. İşte bu bakış şahısların görünür tarafına, miktar bakımından bakmaktır. Bunlara nispeten dünya ne kadar küçüktür. Denizlere nispeten dünya ne kadar küçüktür (bir bilsen!) Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

Dünyanın denizdeki yeri, bir ağılın yeryüzündeki yeri kadardır. Bunun tasdiki, gözlem ve tecrübe ile bilinmiştir. Karalar tüm yeryüzüne nispeten, küçücük bir ada gibidir. Sonra balçıktan yaratılmış insanoğluna bak ve diğer hayvanlara dikkat et! Dünyaya nispeten küçüklüğüne dikkat et! Bütün bunlar bir tarafa herkesin hayvanlardan en küçük olarak bilip tanıdığı sivrisinek, bal arısı ve bunlara benzer hayvanlara dikkat et! Cisminin küçüklüğüne rağmen sivrisineğe bak! Hazır bir akıl ve saf bir fikirle onu düşün! Dikkat et ki Allah onu hayvanların en büyüğü olan filin şeklinde yaratmıştır; çünkü ona fil hortumu gibi hortum, küçücük şekline rağmen filin azaları gibi azalar yaratmıştır. Üstelik ona iki kanat da fazla vermiştir. Gıdayı cezbedici, defedici, tutucu, hazmedici, kuvvetleri onda nasıl terkip etmiştir. Tıpkı diğer hayvanlarda terkip ettiği gibi...Bu durum onun şekli ve sıfatları hakkındadır. Sonra insanın kendisini eliyle öldürebileceğini bildirmiş, ona kaçmayı nasıl öğretmiştir? Kendisinden uzak olduğu halde elin hafif hareketini işitecek derecede kulağını hassas olarak nasıl yaratmıştır? Sonra balarısına ve ondaki acayipliklere bak! Allah'ın ona nasıl vahyettiğine, dağlardan ağaçlardan onun salyasından nasıl bal mumu ile bal çıkardığına dikkat et! Onun çiçekleri dolaşmasındaki acayiplikleri düşünürsen, necaset ve pisliklerden sakınmasını tetkik edersen, aralarında cismen en büyükleri olan birine (emîrlerine) itaat ettiklerini gözden geçirirsen hayret edersin. Sonra Allah Tealâ'nın emîrlerine vermiş olduğu adalet duygusunu düşün. Öyle ki o deliğin kapısında durur, arılardan necasete konanı içeri bırakmaz, öldürür. Sonra bunları bir tarafa bırak!Arıların evlerini bal mumundan yapmasını ve şekillerden altıgen şekli seçişini dikkate al! Çünkü altıgen şekilde özellik vardır. O özelliği idrak etmekten mühendisler bile aciz kalırlar. Eğer dairesel, dörtgen veya beşgen şeklinde olsaydı onlardan zayi olan zaviyeler çıkardı. Sonra hepsi sırt sırta verip de bir araya geldiklerinde aralarında Hiçbir boşluk kalmamasını sağlar. Ancak altıgen şekilde bu özellik vardır.

İnananlar, muhabbetin aslında ortak olduklarından dolayı kökünde de ortaktırlar. Fakat marifette bir olmadıklarından, muhabbetin aslında da değişik mertebeleri vardır. Dünya sevgisinde de durumları böyledir; çünkü eşya, ancak sebeplerin değişmesinden dolayı değişir. İnsanların çoğu, Allah Teâlâ'nın ancak sıfatlarını ve kulaklarına gelen isimlerini bilir, onları telkin olarak alıp ezberlerler. Çoğu kez o isimlere, Allahü Tealâ'nın münezzeh olduğu manaları yüklerler. Bazen de o isimlerin gerçeklerine muttali olamazlar, fakat bozuk bir manayı da ona yüklemezler. Sağlam bir imanla o isim ve sıfatlara inanırlar. O isimlerde araştırmayı bırakırlar. O isimlere bozuk manalar yükleyenler ise sapıtanlardır. Allah adına yalan uydurandan daha zalim kim vardır?

Eğer sen bunları ancak örnek vermekle anlarsan, sevginin değişikliği için misal verelim: Mesela İmam Şafi'nin arkadaşları onun sevgisinde müşterektirler. Fakihler de halk tabakası da böyledir. Çünkü onun faziletinin bilinmesinde, güzel suret ve güzel ahlakının bilinmesinde ortaktırlar. Fakat halk tabakasından olan bir kimse, İmam Şafii'nin ilmini mücmel olarak bilir. Onun fakih olan arkadaşı Şafii'yi daha iyi tanır. Bu bakımdan Şafi'yi sevmesi ve beğenmesi daha fazladır; çünkü bir yazarın tasnif ettiği kitabı görüp benimseyen ve o kitap vasıtasıyla yazarın faziletini bilen bir kimse şüphesiz ki o yazarı sever. Ona kalben meyleder. Eğer o kitaptan daha güzel, ondan daha hayret verici başka bir kitabını görürse, şüphesiz ki sevgisi katmerleşir. Çünkü onun ilmi hakkında marifeti katmerleşmiştir. Böylece şahıs, şairin hakkında 'güzel şiiri vardır' diye inandığı için sever. Daha hoş eseri ile karşılaştığında sevgisi daha da artar ve şairi daha fazla sever. Diğer sanat ve faziletler de böyledir. Halktan bir kimse bazen falan adamın yazar olduğunu ve güzel tasnif yaptığını duyar. Fakat tasnifin ne olduğunu bilmez. Bu bakımdan mücmel bir marifete sahip olur .Bu örneğe dayalı olarak taşları yerine oturtan bir ayet 'Onlar Allah'ı gereği gibi bilemediler'.Oysa basiret sahibi bir kimse tasnif edilen kitapları tetkik ettiğinde onlardaki acayipliklere muttali olduğunda şüphesiz sevgisi daha da artar. Çünkü sanat, şiir ve tasnifin güzellikleri, yazarın kemal sıfatları olduğuna delalet eder. Alem bütünüyle Allah'ın sanatı ve tasnifidir. Avamdan olan bir kimse bunu bilir, inanır. Basiret sahibi ise, alemdeki ilâhi sanatın tafsilatını tetkik eder.

Ayrıca Allah Tealâ kendisine iyilik yaptığından dolayı onu sevip, zatından dolayı sevmeyen bir kimsenin sevgisi zayıflar. Çünkü iyiliğin değişmesi ile bu sevgi değişir. Bu bakımdan böyle bir kimsenin bela dert, musibetler halindeki sevgisi, rıza ve nimete kavuştuğu zamanki sevgisi gibi olmaz. Fakat Allah Tealâ kemal, cemal, cömertlik ve azametinden ötürü sevgiye layıktır diye Allah'ı seven bir kimseye gelince, bu kimsenin kendisine yapılan iyiliğin değişmesiyle sevgisi değişmez. Bu ve benzeri şeyler, insanın muhabbette bir olmamalarının sebebidir. Elbette ahiret mümin için daha hayırlıdır, dereceler yönünden daha büyüktür. O'nun nimet ve ikramı daha büyüktür.


<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kuran'a Dair Gerçek Bilgiler

«  January 2009  »
MonTueWedThuFriSatSun
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

Recent Posts

ZÂLİMLER ASLA KURTULUŞA ERDİRİLMEYECEKLERDİR
GAFLETLE KUR'AN OKUYANLARIN DURUMU
İMAN İKİ KANATLI KUŞTUR
İKİNDİ VAKTİ SÛRESİNE DAİR
DÜNYA METADIR. BİR OYUN VE OYALANMA YERİDİR
TOPTAN ALLAH'IN İPİNE SARILIN
BUYURDUK Kİ: “BİR KISMINIZ BİR KISMINIZA DÜŞMAN OLARAK İNİN YERYÜZÜNE”
ALLAH'I ANIN Kİ KURTULUŞA ERESİNİZ
İÇİNİZDE ‘İNANDIK’ DEYİP TE İNANMAYANLAR VARDIR.
ALLAH ÂDEM'İ BALÇIKTAN YARATTI VE ONA RUHUNDAN ÜFLEDİ
KENDİLERİNE BİR FAYDA DOKUNDUĞUNDA HEMEN SEVİNİRLER, BAŞLARINA BİR DERT GELDİĞİNDE HEMEN ÜZÜLÜRLER.
NAS SÛRESİ
TAN YERİ AYDINLIĞI SÛRESİ (Felâk Sûresi)
İÇTENLİK SÛRESİ
KURUSUN SÛRESİ
YARDIM, ZAFER SÛRESİ
KÂFİRLER SÛRESİ
KEVSER SÛRESİ
MÂUN SÛRESİ
FİL SÛRESİ
İKİNDİ VAKTİ SÛRESİ
KADİR SÛRESİ
HURMA VE ZEYTİN SÛRESİ
KUM YIĞINI SÛRESİ
KOŞAN ATLAR SURESİ
HABER SÛRESİ
GERÇEK SÛRESİ
DENENMİŞ SÛRESİ
CİN SÛRESİ
GÖNDERİLENLER SÛRESİ
SIRALANANLAR SÛRESİ
YUNUS SÛRESİ
VÂKİ OLAN SURESİ
YUSUF SÛRESİ
MAĞARADA UYUYANLAR SÛRESİ
HİKÂYELER SÛRESİ
LÛT SÛRESİ
SEBELİLER SÛRESİ
GANİMETLER SÛRESİ
CENNET İLE CEHENNEM ARASINDAKİ DUVARDAN BAHSEDEN SÛRE
HAYVANLARDAN BAHİS GEÇEN SURE
ZİYAFET SOFRASI SÛRESİ
İMRAN SOYU SÛRESİ
İNANANLAR SÛRESİ
KUR'AN (Türkçe)
KUR'AN (Türkçe)
KUR'AN'DA ZULÜM KAVRAMI
FİTNE ADAM ÖLDÜRMEKTEN BETERDİR.
CENNETTE DERECELER VARDIR
KİBİRLENMEYİN. ALLAH, KİBİRLENENLERİ SEVMEZ.
Atasözü
ALLAH, SABREDENLERLE BERABERDİR
ALLAH, RİYÂKÂRLARIN CEZASINI VERECEKTİR
KIYAMET GÜNÜ HAKKINDA
DİNDE SABIR, SEBÂT VEYA GAFLET
BİRİKTİRDİKLERİ ALTIN VE GÜMÜŞLERLE ALINLARI, SIRTLARI VE YANLARI DAĞLANIR
KÂFİRLER SÛRESİ (Kâfirun Sûresi)
ALLAH'A İMAN
ALLAH'A İMAN
'ALLAH EVLÂT EDİNDİ' DEDİLER.HÂŞÂ ALLAH,EVLÂT EDİNMEKTEN MÜNEZZEHTİR VE O ÇOK YÜCEDİR
KAN İLE GAİTA ARASINDAKİ SÜTÜ ÇIKARIRIZ HALÂ DERS ALMAZLAR MI?
ALLAH'TAN SAKININ
ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLENLERE 'ÖLÜLER' DEMEYİN
HER KİM ZERRE KADAR BİR İYİLİK İŞLERSE, KARŞILIĞININ AYNISINI GÖRECEKTİR. HER KİM DE ZERRE KADAR BİR KÖTÜLÜK, ŞER İŞLERSE KARŞILIĞININ AYNISINI GÖRECEKTİR
KISA NAMAZ SÛRELERİ
KUR'ANDA NESH VE MENSUH
SURE’NİN ANLAMI
VAHİY GERÇEĞİ
KUR'AN'I ANLAMAYI ENGELLEYEN HER ŞEYDEN UZAKLAŞMAK
Yeni Yıl Kutlamaları
ALLAH’IN AYETLERİNİ DEĞERSİZ ŞEYLERLE DEĞİŞMEYİN.
HER KİM ZERRE KADAR BİR İYİLİK İŞLERSE KARŞILIĞINI GÖRECEKTİR. FAYDASI KENDİNEDİR.HER KİM DE ZERRE KADAR BİR KÖTÜLÜK, ŞER İŞLERSE KARŞILIĞINI GÖRECEKTİR. ZARARI KENDİNEDİR.
KUR'AN'DAN KOPAN KAVRAMLAR
İNANANLAR:'BİZ PEYGAMBERLER ARASINDA BİR FARK GÜTMEYİZ'DEMELİDİR
BİZ NİCE ZALİM KAVMİ HELAK ETTİK.HALÂ AKLETMEZLER Mİ?
HER ŞEY DE BİR İŞARET VARDIR
KUR'AN'I BİR DAĞIN ÜZERİNE İNDİRSEYDİK DAĞ ALLAH KORKUSUNDAN PARAMPARÇA OLUR, YERE YIKILIRDI
HER ŞEY ALLAH'I TESBİH EDER FAKAT SİZ FARKINA VARAMAZSINIZ
KURAN AYETLERİNDEN BAZILARI
O GÜN, KIYAMET UZUVLARI ALEYHLERİNDE TANIKLIK EDECEKTİR
ALLAH SEVGİSİ
SOSYAL ADALET SOSYALİZM KAPİTALİZM
İSLÂM VE BOZULMUŞ SAİR İNANIŞLAR
KUR'AN AHLÂKI
ALLAH'IN İZNİ OLMADAN YAPRAK BİLE KIMILDAMAZ
ALLAH'IN ÇİZDİĞİ SINIRLARI AŞANLAR ZALİMLERDİR.

Friends

onursargin

batak oyna