25/12/2007 - KUR'AN'I BİR DAĞIN ÜZERİNE İNDİRSEYDİK DAĞ ALLAH KORKUSUNDAN PARAMPARÇA OLUR, YERE YIKILIRDI
Allah
yolu kolay, basit görülse de kolay ve basit değildir.
Eline, diline, tüm uzuvlarına sahip olmayı gerektirir. Zaten
kolay olsaydı herkes Müslüman olurdu.
Allah
korkusu ile birlikte köklü bir iman gerek ve o iman ile
dünya menfaatleri için adaletsizlikten, haksızlık
etmekten vazgeçmektir ve mal biriktirme yarışından ve
dayanmak göğüs germektir acılara, sıkıntılara ve
yalnızca Allah'a güvenmektir. Gerçekten kolay değildir
böylesine sorumluluğu yüklenmek. Kolay olsaydı herkes
Müslüman olurdu. Dağ gibi hatta ondan da metin olmak gerek
yıkılmamak için sabretmektir Allah yolu uğruna. En başta
kendine âdil olup geçici dünya hevesleri uğruna
ebedi hayatını tehlikeye atmamaktır. Dünyada bile kendisine
faydası olmayan bir kimsenin başkasına yararının olmayacağını
düşünerek ahiretini de ona göre tanzim etmektir.
İslâm
dini tebliğ ve nasihatlerden, edep ve ahlâktan, şeriat ve
kanunlardan, örf ve geleneklerden ibaret olmayıp bunların
hepsini içine alan bir sistemdir. Fakat tüm bunların
toplamı da İslâm demek değildir. İslâm ancak
teslimiyetten ibârettir. Allah'ın dilemesine ve takdirine
teslimiyettir. Müslümanlık her haliyle itaate hazır,
başka yollara ve herhangi bir hedefe yönelmeksizin ve başkasına
itaat etmeksizin, sadece O'nun gösterdiği yola uymaktır. İşte
bu insanoğlunun kendisini ve kâinatı istediği gibi şekilden
şekle sokan, varlıkların gizli, açık; görülen ve
görülmeyenini; akılların erdiği ve eremediği hususların
hepsini kapsayıp bir nizam halinde planlayan tek bir ilâhi
kanuna boyun eğmesidir. Kendilerine Allahü Tealâ'nın
emrettiği şeylerin hepsine uymak ve yasakladıklarından kaçınmadan
başka kurtuluş yolunun olmadığına, kendilerini ebedi ongunluğa
kavuşturacak sebeplere yapışmak ve Allahü Tealâ'nın
takdir ettiği şeylerin neticesine de katlanmak, sabretmek, işte
kesin kanıt ve bilgi bundan ibarettir. İşte temel budur. Şeriat,
kanunlar, örfler, gelenekler, adap ve ahlâk bu temel
üzerine bina edilir. Kalplerde olanın, hareketleriyle ortaya
koyma vasfı ve ruhunu Allah'a tesliminin gerçek eserleriyle
ve yaşam boyunca onun yolunda gittiğini belirtmek suretiyle...İslam
akideden ibarettir. Şeriat ondan fışkırır. Bu şeriat üzerine
de nizam kurulur. Bu üçü bir bütündür,
birbiri ile irtibatlıdır, birbiri ile hareket halindedir. İslâm
ancak, bunu ifade eder. Bu da Allah'tan sakınmayı ifade eder.
İnkârcılara
ve münafıklara uymaktan, onların gösterdiği yolda
gitmekten, onları tercihten, reylerine ve teşviklerine kulak
vermekten sakınmaktır. Allah yolundan sapmamak için onların
fikirlerine, tekliflerine uymamak ve onların hakimiyet ve
himayelerine girmekten kaçınmaktır. Müslümanların
yolları Allah'ın koyduğu nizam üzre kalmalı ve başkalarının
fikir ve kanaatları bu işe karışmasın gerektir.
Hiçbir
kimse, inançsızların ve münafıkların sahip oldukları
müspet ilimlere, tecrübe ve araştırmalara aldanmasın,
sapmalar ve zaafa düşmelerin mevcut olduğu devirlerde maalesef
bazı Müslümanların bu kabil aldanmaları olmuştur. Zira
Allahü Tealâ her şeyi en iyi bilendir İnananların
yolunu kendi ilmine ve hikmetine uygun olarak seçen de O'dur.'
Sana vahyolunana uy'. Vahyolunan şeylerin hükmüne uymak,
kendisine uyulan kimselerden meydana gelen muayyen emirlere uymasının
kat kat üstündedir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
O, yaptıklarınızın iç yüzünü en alâsıyle
bildiği gibi içinizden sizi o işe yönlendiren sebepleri
de bilir.
İnsan
edeplerini ve ahlâkını bir kaynaktan, şeriatını ve
kanunlarını başka bir kaynaktan, iktisadî ve içtimaî
prensiplerini bir üçüncü kaynaktan, tekniğini
ve felsefesini de dördüncü bir kaynaktan alamaz. Bu
terkip bir tek kalbi olan insanı, insan yapmaz. Bunun sonu, Hiçbir
tutar tarafı olmaksızın dağılma ve parçalanmadır.
Allah
yolu kolay, basit görülse de kolay ve basit değildir.
Eline, diline, tüm uzuvlarına sahip olmayı gerektirir. Zaten
kolay olsaydı herkes Müslüman olurdu.
Allah
korkusu ile birlikte köklü bir iman gerek ve o iman ile
dünya menfaatleri için adaletsizlikten, haksızlık
etmekten vazgeçmektir ve mal biriktirme yarışından ve
dayanmak göğüs germektir acılara, sıkıntılara ve
yalnızca Allah'a güvenmektir. Gerçekten kolay değildir
böylesine sorumluluğu yüklenmek. Kolay olsaydı herkes
Müslüman olurdu. Dağ gibi hatta ondan da metin olmak gerek
yıkılmamak için sabretmektir Allah yolu uğruna. En başta
kendine âdil olup geçici dünya hevesleri uğruna
ebedi hayatını tehlikeye atmamaktır. Dünyada bile kendisine
faydası olmayan bir kimsenin başkasına yararının olmayacağını
düşünerek ahiretini de ona göre tanzim etmektir.
İslâm
dini tebliğ ve nasihatlerden, edep ve ahlâktan, şeriat ve
kanunlardan, örf ve geleneklerden ibaret olmayıp bunların
hepsini içine alan bir sistemdir. Fakat tüm bunların
toplamı da İslâm demek değildir. İslâm ancak
teslimiyetten ibârettir. Allah'ın dilemesine ve takdirine
teslimiyettir. Müslümanlık her haliyle itaate hazır,
başka yollara ve herhangi bir hedefe yönelmeksizin ve başkasına
itaat etmeksizin, sadece O'nun gösterdiği yola uymaktır. İşte
bu insanoğlunun kendisini ve kâinatı istediği gibi şekilden
şekle sokan, varlıkların gizli, açık; görülen ve
görülmeyenini; akılların erdiği ve eremediği hususların
hepsini kapsayıp bir nizam halinde planlayan tek bir ilâhi
kanuna boyun eğmesidir. Kendilerine Allahü Tealâ'nın
emrettiği şeylerin hepsine uymak ve yasakladıklarından kaçınmadan
başka kurtuluş yolunun olmadığına, kendilerini ebedi ongunluğa
kavuşturacak sebeplere yapışmak ve Allahü Tealâ'nın
takdir ettiği şeylerin neticesine de katlanmak, sabretmek, işte
kesin kanıt ve bilgi bundan ibarettir. İşte temel budur. Şeriat,
kanunlar, örfler, gelenekler, adap ve ahlâk bu temel
üzerine bina edilir. Kalplerde olanın, hareketleriyle ortaya
koyma vasfı ve ruhunu Allah'a tesliminin gerçek eserleriyle
ve yaşam boyunca onun yolunda gittiğini belirtmek suretiyle...İslam
akideden ibarettir. Şeriat ondan fışkırır. Bu şeriat üzerine
de nizam kurulur. Bu üçü bir bütündür,
birbiri ile irtibatlıdır, birbiri ile hareket halindedir. İslâm
ancak, bunu ifade eder. Bu da Allah'tan sakınmayı ifade eder.
İnkârcılara
ve münafıklara uymaktan, onların gösterdiği yolda
gitmekten, onları tercihten, reylerine ve teşviklerine kulak
vermekten sakınmaktır. Allah yolundan sapmamak için onların
fikirlerine, tekliflerine uymamak ve onların hakimiyet ve
himayelerine girmekten kaçınmaktır. Müslümanların
yolları Allah'ın koyduğu nizam üzre kalmalı ve başkalarının
fikir ve kanaatları bu işe karışmasın gerektir.
Hiçbir
kimse, inançsızların ve münafıkların sahip oldukları
müspet ilimlere, tecrübe ve araştırmalara aldanmasın,
sapmalar ve zaafa düşmelerin mevcut olduğu devirlerde maalesef
bazı Müslümanların bu kabil aldanmaları olmuştur. Zira
Allahü Tealâ her şeyi en iyi bilendir İnananların
yolunu kendi ilmine ve hikmetine uygun olarak seçen de O'dur.'
Sana vahyolunana uy'. Vahyolunan şeylerin hükmüne uymak,
kendisine uyulan kimselerden meydana gelen muayyen emirlere uymasının
kat kat üstündedir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
O, yaptıklarınızın iç yüzünü en alâsıyle
bildiği gibi içinizden sizi o işe yönlendiren sebepleri
de bilir.
İnsan
edeplerini ve ahlâkını bir kaynaktan, şeriatını ve
kanunlarını başka bir kaynaktan, iktisadî ve içtimaî
prensiplerini bir üçüncü kaynaktan, tekniğini
ve felsefesini de dördüncü bir kaynaktan alamaz. Bu
terkip bir tek kalbi olan insanı, insan yapmaz. Bunun sonu, Hiçbir
tutar tarafı olmaksızın dağılma ve parçalanmadır.
Resul-i
Ekrem (sav) şöyle buyurdu: (münâfıklarda olmayan )
Dört şey sende olduktan sonra dünyadaki kaybından sana
bir zarar gelmez. Emâneti korumak, doğru söylemek, helâl
lokma ve bunlara riayetle kazanılan güzel ahlâk.
Yüce
Allah emaneti dağlara yüklemiş onlar ise kaçınmışlardır.
Kur'anda şöyle bir olay cereyan ettiği bildirilmiştir. Musa
“Rabbim” dedi. “Seni görebilir miyim?” Derken Rabbi dağa
tecelli edince dağ Allah korkusundan yere yıkıldı. Musa baygın
yere düştü.
Yine
Kur'anda şöyle buyrulur: Davut dağlar ve kuşlar ile birlikte
rabbini tespih ederdi. Hal böyle olunca emaneti iade eden
kimseler için dağ tanıklık ederek “Bu kişi kurtuldu, bu
kişi kurtuldu”der.
Zalim
bir kişi için de denizdeki balıklar ve gökyüzü
ehli melekler de lanet eder denilmiştir. Allah resulü (sav)
Doğru olan tüccar Kıyamet günü Arş’ın gölgesi
altındadır ve onlar cennete peygamberler sıddıklar ve şehitlerle
beraber cennete gireceklerdir. İnanan bir kimselin elinden, dilinden
kimseye zarar gelmez. İnanan bir kişi kendisine yapılmasını
istemediği bir şeyi bir başkasına yapmaz.
Resul-i
Ekrem (sav) Tâcirler, Kıyamet gününde günahkâr
olarak dirileceklerdir. (Bundan) ancak Allah’tan korkanlar, iyilik
edenler ve doğru olanlar müstesnâdır, buyurmuştur.
|