26/12/2007 - KUR'AN'DAN KOPAN KAVRAMLAR
Kur'an Allah tarafındandır. Fakat sahabe onu aktarırken unutarak, yanılarak farkında olmadan bazı ufak tefek hatalar yapmıştır.
Örnekler: Kuran'daki matematik hatası
Nisa Suresi(4)11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
Nisa Suresi(4)12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (zevcelerinizindir). Eğer bir erkek veya kadının, ana babası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.
Varsayalım ki, bir adam öldü ve geride üç kız evlat, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı. Yukarıdaki ayetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır: Üç kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6, hanımına 1/8 kalacaktır.
Bu durumda, matematik yapalım: (2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur! (1,0 olması gerekirdi!..) Bu sonuç oranların hatalı olduğunu göstermektedir çünkü mirasın %112,5 i mirasçılara dağıtılır. Böyle %100'ün üstünde bir dağıtım yapmak imkansızdır. Bu hatayı düzeltmek için Hz. Ömer "avl", "avliye" olarak adlandırılan basit bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem Allah'ın verdiği oranlardan yola çıkıp bir noktada ufak bir değişiklik yaparak oranların tümünü değiştiren ve toplamı %100 olacak yeni oranlar elde eden bir yöntemdir... Günümüzde İslam hukuku miras konusunda bu yöntemi esas alır...Görüldüğü gibi ayetlerde belirtilen oranların kullanımı mümkün olmadığı için bu oranlar değiştirilir ve başka oranlar kullanılır.
-----------Bu hesap Kur'an'ın hafızalarda kalan şekilde dizayn edildiğinin göstergesidir. Zaten böyle oluşu tüm kutsal kitapların ortak kaderindendir.-------------
 Böylece bizim örneğimiz için yeni oranlar: üç kızın toplam payı= 48/81 annenin payı= 12/81 babanın payı= 12/81 zevcenin payı= 9/81 olacak şekilde değiştirilmiş olur.
Tabi elde edilen bu oranlar ayetlerde ifade edilenlerden farklıdır. Ayetlere baktığımızda bu oranları göremeyiz. Bu oranların sadeleştirilmiş şekillerine de bakalım Görüldüğü gibi yeni oranlar şu şekildedir: üç kızın toplam payı= 1/1,6875 ......... oysa Allah 2/3 (yani 1/1,5) demişti babanın payı= 1/6,75 ........................ oysa Allah 1/6 demişti annenin payı= 1/6,75 ........................ Allah 1/6 demişti zevcenin payı= 1/9 ........................... Allah 1/8 demişti Görüldüğü gibi ayetlerde belirtilen oranların kullanımı mümkün olmadığı için bu oranlar değiştirilir ve başka oranlar kullanılır. -Bu hesap Kur'an'ın hafızalarda kalan şekilde dizayn edildiğinin göstergesidir.- Oysa daha doğrusu: -Ölünün bıraktığı terekeden erkeğe iki kız payı vardır.
-Kızlar, iki veya daha fazla iseler terekenin üçte ikisi onlara verilir. Anneye 1/3 pay düşer. -Eğer tek kız varsa terekenin tamamı ona verilir.
(Açıklama: Eğer çekirdek aile yani karı-koca birlikteliğinden doğan tek kızdan başka çocukları yoksa terekenin tamamı kıza verilir.
-Çocuklar hem kız, hem erkekse anneye ¼ pay verilir. (Açıklama: Ölünün bıraktığı terekeden dörtte bir pay;onları doğuran anneye verildikten sonra erkeğe iki, kıza bir pay olarak kalan miras çocukları arasında pay edilerek verilir).
-Ölenin çocuğu yoksa ve evli idiyse ve yalnızca tek kız kardeşi varsa terekenin üçte biri ona verilir. Kardeşleri fazla iseler terekenin yarısı onlara verilir.
-Ölenin çocuğu yoksa anne ve babasının her birine 1/6 pay verilir.
-Ölen evli idiyse çocuğu yoksa, kardeşleri de varsa anne babanın her birine altıda bir pay verilir.
Akla şu sorular gelebilir: Ölen bekâr ise ve anne-babası da ölmüş ve hem kız, hem erkek kardeşleri varsa; erkeğe iki, kıza bir pay olmak üzere pay edilir.
- Bile bile orucunu bozanlar altmış gün ardarda oruç tutsun veya altmış yoksulu bir gün, ya da bir yoksulu altmış gün doyursun " Bu büyük ayetlerdendir ve hadis_i şerif ve fıkıh bilgisi olarak İslam alimlerinin kitabında yer almaktadır. (Bkz. Altmış gün oruç hk.Tam İlmihal Seâdet_i Ebediyye Kitabının Ramazan Orucu Bölümünün Orucu Bozan ve Orucu Bozmayan şeyler Bölümü) - Kıyamet alâmeti olarak ya Hz. İsa gökten yere inerek bin yıl saltanat sürecek ya da Yecüc, mecüc denilen iki cüce aranıza inecektir. Bunlar ayet-i kerimelerdir. Kur'andan kopan kavramlar arasında hadis olarak rafa kaldırılmışlardır. Ancak,Kıyamet alametleri kitaplarında bu konu bildirilmiştir. Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, İsa'ya iman edecek olmasın. Kıyamet günü, o 'İsa' onların aleyhine şahit olacaktır. (Nisâ sûresi âyet:159,diyanet yayını )İşte bu ayet yokmuş gibi bazı din adamları 'Kur'anda öyle bir şey yok, bu hıristiyan inanışıdır' demekte ısrar ediyorlar.
-İsâ aleyhisselâm ruhuyla ve bedeniyle Cenâb-ı Hak tarafından semâya kaldırıldı. Peygamber efendimizin hadislerinde, Kıyâmetin kopmasına yakın bir zamanda Hazreti İsa'nın tekrar gökten inerek...) bkz. Kur'an-ı Kerim ve açıklamalı meâli Yazarları:İhsan Atasoy/Ümit Şimşek/Mehmed Paksu)
Evet, gerçek şudur ki : “Kıyamet alâmeti olarak ya Yecüc, Mecüc denilen iki cüce aranıza inecek veya Hazreti İsâ gökten yere inerek bin yıl saltanat sürecektir. Nisâ suresi ayet:159 hakkında ;İbn Cerîr der ki: Bunun manâsında müfessirler ayrılığa (ihtilâfa) düşmüşlerdir. Bazıları aynı ayet için şöyle der:“Kitab ehlinden hiç kimse yoktur ki Hazreti İsâ'nın ölümünden önce ona inanacak olan olmasın”. İbn Cerîr der ki: Bana Yâkub'un.... Hasan'dan rivâyetine göre, İsâ'nın ölümünden önce Allah'a yemin ederim ki o, halen Allah katında diridir. Ancak indiği zaman hepsi bütünüyle ona imân etmiş olacaktır.
İbn Ebu Hâtim der ki: Bize babamın....Cüveyriye İbn Beşîr'den rivayetine göre o, şöyle demiştir: Bir adamın Hasan'a: Ey Ebu Sâid, Allah Tealâ'nın “Kitab ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, İsa'ya iman edecek olmasın”. Sözü hakkında ne dersin? Diye sorduğunu işittim. O, şöyle cevap verdi: İsâ'nın ölümünden önce, Allah Tealâ İsâ'yı diri olarak göğe kaldırdı. Kıyâmetten önce onu gönderecek olan da Allah'tır. İyi ve günahkar (herkes) ona imân edecektir. Katâde, Abdurrahman İbn Zeyd İbn Eslem ve bir çoklarıda böyle söylemişlerdir. Doğru olan söz de bu olsa gerektir. Güven ve tevekkülümüz Allah'adır.
Kişi iyice düşünüp araştırırsa, bunun vâkıaya uygun olduğu açıkça anlaşılır. Buna göre Hz. İsa (a.s.)'ın varlığı, gökte hayatının halen devam etmekte olduğu ve Kıyamet Gününden önce yeryüzüne ineceği anlaşılmaktadır. Hz. İsâ haktan ve gerçekten uzak, birbirine zıt ve çelişki içinde sözler söyleyen Yahûdi ve Hıristiyanları yalanlamak için inecektir. Yahûdiler tefrite, Hıristiyanlar da ifrâta düşmüşlerdir. Yahûdiler, ona ve annesine olan iftirâlarıyla onun değerini düşürmüşler, Hıristiyanlar ise, onda olmayanı kendisine nispet ederek övgüde mübalâğa etmişlerdir. Yani Yahûdilerin aksine onlar, Hazreti İsâ'yı peygamberlik makâmından rubûbiyet makamına yükseltmişlerdir ki, Allah Tealâ hem onların, hem de bunların sözlerinden münezzeh ve çok yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur.
Meryem oğlu İsâ'nın âhir zamanda, Kıyamet gününden önce gökten yeryüzüne ineceğine ve onun tek ortağı olmaksızın sadece Allah'a tapacağına ve O'na ibâdete dâvet edeceğine dair vârid olan hadisleri zikredelim:
İmam Buhâri-Allah ona rahmet eylesin-herkesçe kabule mazhâr olmuş Sahîh'inin el-enbiyâ bölümünde şöyle der: Meryem oğlu Îsâ (a.s.)'nın nüzûlü bâbı: Bize İshâk İbn İbrahim'in... Ebu Hüreyre'den rivâyetine göre; Allah resûlü (s.a.) şöyle buyurdular: Nefsim kudret elinde bulunan (Allah)a yemin ederim ki; Meryem oğlu aranıza inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye koyacaktır. Mal gelecek de hiç kimse kabul etmeyecektir. Nihayet bir secde, dünyadan ve dünyadaki şeylerden daha hayırlı olacaktır. Sonra da Ebu Hüreyre şöyle ekler: Dilerseniz “Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, İsa'ya iman edecek olmasın. “ âyetini okuyunuz. Bu sözü Ebu Hüreyre üç kere tekrarlamıştır.
Diğer bir hadis-i şerif: İmâm Ahmed der ki: Bize Hüşeym'in... İbn Mesûd'dan rivâyetine göre; Allah resûlü (s.a.v) şöyle buyurdular: Mîrâc'a çıkarıldığım gece İbrahim, Mûsâ ve Îsâ (a.s.) ile buluştum. Kıyâmet hakkında müzakerede bulunuyorlardı. Durumu İbrâhim'e bıraktılar. O, bu konuda bende bilgi yok, dedi. Mûsâ'ya tevcîh ettiler, o da: Bu konuda benim bilgim yok, diye cevap verdi. Nihâyet Îsâ'ya yöneldiler. Ve ondan cevap beklediler. O da şöyle dedi: Onun vaktine gelince; onu Allah'tan başka kimse bilmez. “Rabbimin 'Kıyamet alâmeti olarak ya Hz. İsa gökten yere inecek bin yıl saltanat sürecek ya da yecüc ve mecüc denen iki cüce aranıza inecektir.'' Rabbimin bana verdiği sözde ise muhakkak Deccal çıkacaktır. Beni görünce Allah onu helâk edecektir. Ya da Yecüc ve Mecüc çıkacak Onlar yüksek yerlerden sür'atle aranıza inecekler. Allah Tealâ bir yağmur indirecek ve onların cesetlerini sürükleyip denize atacak. Muhammed (sav) yine şöyle buyurmuştur: Allah Tealâ Yecüc ve Mecüc'ü gönderecek de yüksek bir yerden sür'atle aranıza inecekler. Onların ilkleri Taberiyye Gölü'ne inip ondaki suyun hepsini içecekler. Sonuncuları da oraya uğrayıp; bir seferinde burada su vardı, diyecekler. Ve yine resulullah (s.a.v.) : Ümmetim içinde Deccal çıkıp 40 kalacak . 40 gün mü, 40 ay mı, kırk yıl mı bilmiyorum. Allah Tealâ Meryem oğlu İsa'yı gönderecek. O, Urve bin Mesud gibidir. Deccal'in peşine düşüp onu helâk edecek. Sonra insanlar iki kişi arasında Hiçbir düşmanlığın olmayacağı yedi sene geçirecekler. Bundan sonra Allah Tealâ Şam taraflarından soğuk bir rüzgâr gönderecek. Bu rüzgâr yeryüzünde kalbinde zerre kadar bir iyilik-veya imân bulunan hiç kimseyi bırakmayıp ruhunu kabzedecek. O kadar ki; sizden birisi, bir dağın ortasına girmiş olsa bile rüzgâr oraya girip onun ruhunu kabzedecek. Abdullah İbn Amr şöyle devam etti: Allah resûlü (s.a.)'in şöyle buyurduğunu işittim: İnsanların kötüleri (kötülüğe, fesat ve şehvetlerin peşinde koşmada) kuş hafifliğinde, (düşmanlık ve birbirlerine zulümde) yırtıcı hayvanların rüyâlarında kalacaklar. Hiçbir iyilik bilmeyecek, Hiçbir kötülüğü hoş karşılamamazlık etmeyecekler. Şeytan onlara temessül edip görünecek ve :İcâbet etmiyor musunuz? Diyecek de onlar:Bize ne emredersin? Diyecekler. O, onlara putlara icâbeti emredecek. Onlar böylece rızıkları bol, yaşayışları güzel durumda olacaklar. Sonra sûr'a üflenecek.
-Kum Yığınları Sûresi 'Ahkâf' adı altında toplanması gereken ayetler için Savuranlar suresi yani (Zâriyat) diye fazladan sure adı yazılmıştır. Oysa Kum yığınları(ahkaf) suresinde ''Şiddetle esen, toz savuran rüzgârlar...diye başlayan ayetlerin bağlı bulunduğu Kum yığınları suresi,”Şiddetle esen, toz savuran rüzgarlar şeklinde başladı diye 'Savuranlar 'adı verilen aynı kavme ait tekrar fazla bir sure adı verilmiştir. Kum Yığınları Sûresi Şiddetle esen toz savuran rüzgarlardan bahis geçerek Âd ve Semûd kavmi de peygamberleri yalanladı. Onları şiddetli esen bir rüzgârla helâk ettik. Evlerinde yüzükoyun boylu boyunca yere kapanık bir halde ölü bulundular. Sanki daha önce hiç yaşamamış gibiydiler şeklinde devam eder.
-Hicr suresi yazılması da yine böyledir. Hicr ashabı olarak da bilinen Âd ve Semud kavminden bahsedildiğinden,sûre, adını buradan almıştır.(Medine ile Şam arasında kalıntıları bulunan Hicr adlı beldesinde yaşamış olan ve adını bu beldeden alan Semud kavminden bahseder.
-Gerçek suresinde etkili bir şekilde o günün hak ve gerçek olduğuna dair kıyamet günü hakkında bilgi verilir. Nedir gerçek? Gerçek olan şey nedir ?Sana gerçeğin ne olduğunu haber veren şey de nedir? Yaklaşıyor yaklaştı Kıyamet. O gün ansızın başınıza gelecektir. O, göz açıp kapamadan da kısa süre içinde gerçekleşir. O gün dağlar atılmış pamuğa benzer. Gök, gül gibi kızarır, yağ gibi erir. Hamile kadınlar çocuğunu düşürür. Çocukların bile saçları ağarır. Yani,Gerçek Suresi hak iken ayrıca unutulup yanılarak Kıyamet suresi diye fazladan bir sure adı ortaya çıkarılmıştır. -Haber suresinde de kıyamet gününden bahsedilir. Birbirlerine sorup durdukları da ne? Kıyametin haberi sana gelmedi mi? Onun sana ne olduğunu bildiren şey de nedir? Ne güç gündür o gün. Kıyamet ansızın kopacaktır. O, göz açıp kapamadan da kısa süre içinde gerçekleşir. Nedir o kapıyı çalan şey o kapıyı çalan şey de nedir?Yaklaşıyor yaklaştı kıyamet gibi ayetlerle zaten kıyametten bahsedilir. -Hucûrat (odalar) suresi;sure yani ayetlerin başında bulunan 'başlık ismi' olarak odalar diye bir sure yok fakat bu ayet başka bir sureye dahildir ve bu Kur'an ayeti şöyledir: “Allah'ın elçisine odadan odaya seslenmeyin,sesinizi kısın. Yani odalar diye bir sure yok fakat Kur'an ayeti vardır. Şöyle ki: “Allah'ın elçisine odadan odaya seslenmeyin,sesinizi kısın.
-Sebeliler Sûresi 'Saba suresi' kapsamında bulunması gereken ayetlerden olan : 'Süleyman'ın,cinler, kuşlar ve karıncalardan mürettep ordular vardı. Süleyman'ın insandan olan ordusu ile karınca dolu bir vadiye geldiklerinde; İçlerinden bir karınca “Ey karıncalar” dedi. “yuvanıza girin. Süleyman ve ordusu sizi bilmeden çiğnemesinler ” Süleyman bunu duyunca gülümsedi. İşte Sebeliler suresine dair olan karınca bahsi için fazladan unutularak (Nemil'karınca') sure ismi verilmesi yapılan yanlışlar arasındadır.
-'Hayvanlarsan Bahis Geçen Sûre'ye ait ilk ayet:' Arılara vahyettik bal yapması için buyrulur. Sonra dört ayaklı hayvanlardan koyun,keçi,inek,devenin helal oluşundan bahsedilir ve süte dikkat çekerek 'Kan ile gaita arasından tertemiz sütü çıkarırız'. buyrulur bu sure dahilinde bulunması gereken arılar hakkında fazladan başlık açmışlar arılar suresi (Nahil-Arılar suresi) diye.
-Ve Bakara suresinde Allah, Musa (a.s)'a bildirmiştir ki inek kurban edilmesi için Allah'ın bu konudaki emrini kavmine iletsin. Aslında Kur'an başlangıcında ilk olarak sure adı verilmeden ayetler peş peşe bildirilmiş, ancak onun ardından gelen surelerin adları mutlaka verilmiş ve onlara dahil olan ayetler de sure isimlerinden sonra vahyedilmiştir.Oysa “İnek kurbanı” sözü Rabbin hadis ayetlerinden sadece biridir. -Tîn(Hurma suresi) vardır. Bu isim eksiktir. 'Hurma ve zeytin suresi' olması daha doğrudur. Çünkü bu sureye dair olan ayetlerin başlangıcı:'' Hurma ve zeytin ve kutsal Tûr-i Sîna Dağı hakkına''.şeklindedir..
-Al-i İmran sûresi 'İmran soyu sûresi' altında toplanması gereken aynı konuya dair olan ayetleri ayırarak fazladan sure ismi verilmek suretiyle oluşturulan ;'Meryem suresi'
-Müminûn 'İnananlar Sûresi' adı altında toplanması gereken ayetler için, fazladan sure adı verilerek mümin suresi denilmesi yanlışlıktır.
-Hucurat(Odalar suresi) fazladan verilen sure ismidir. Çünkü ''Allah'ın elçisine odadan odaya seslenmeyin. Sesinizi kısın'' ayet-i celîlesi başka bir surede geçen bir ayetten ibârettir. -Ganimetler Sûresinde 'Enfal' ''Ganimetlerin beşte biri peygambere aittir''. Buyrulmuş fakat bu Kur'andan çıkarılmış din alimlerince fıkıh bilgisi olarak sayfalardaki yerini almıştır.Ganimetler suresindeki ayette yer alan 1/5 lik miktar Kur'andan çıkarılmıştır. Meallerde Ganimetler suresinin 1.ayetinde” Sana ganimetlerden soruyorlar. De ki: Ganimetler hakkındaki hüküm Allah'a ve resulüne aittir. Oysa gerçekte ganimetlerin beşte biri peygambere aittir. İslâm dinine ait diğer kitaplarda bu oran mevcut ise de onlarda da miktar ganimetlerin beşte dördü peygamber ve yoksullara aittir .Oysa beşte biri peygambere aittir. Ve beşte dört payın, yoksullara dağıtılması muteberdir. (Bkz.Tam İlmihal Seâdet_i Ebediyye Kitabının beyt-ül-mal(zekat kimlere verilir bölümünde ganimetlerden bahseder şöyle ki ;”Ganimetlerin ve yerden çıkarılan madenlerin beşte biri olup,yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara verilir.”şeklinde izahat vardır. Ancak burada da bir yanılgı söz konusudur. Şöyle ki:Oysa doğru olanı beşte biri peygambere, beşte dördü ihtiyaç sahibi yoksullara dağılması gerekir.
-Havva'nın Âdem'in kaburga kemiğinin birinden yaratılması diye bildirilmesi yanlıştır. Oysa Allahü Tealâ :''Allah, Âdem'i pişmiş balçıktan yarattı ve ona ruhundan üfledi. Adem'in bel kemiğinin birinden Havva'yı (eşini) yarattı. Hepiniz ondan türediniz. İlmi açıklamalara göre de insanın tüm kemikleri çürüse bel kemiğinin biri kalıcı olur ve çürümezmiş.
''Oruç belli aylardadır!''( Kur'anın levh-i mahfuzda toptan indiği aylar olan; Şubat, Mart, Nisan ayları ile Mayıs ayının ilk haftasıdır. Ayların sayısı gerçekten de Allah katında on ikidir. Bunların dördü haram aylardır. Bu ayda savaşmak büyük günahtır. Oysa belli sabit olmayan dönüşümlü şekilde recep, şaban ve ramazan ayları ilan edilmekte ve bunlar senenin her ay ve gününe rastlamaktadır. Bu üç ayın sonunda altı günler denilen çok faziletli olduğu resulullah tarafından bildirilen ramazan bitiminden sonra altı günlük bir oruç daha vardır. Altı Mayısta halk hıdrellez denilen günü bayram havasında kutlamaktadır. Her şeyi idare eden yalnızca Allah'tır ve O, yüzünü göstermeyen fakat hükmünü yürüten saklı bir Melik gibidir.
Yüce Allah'ın Kur'anda buyurduğu “Oruç belli aylardadır” o halde, ay yılı takvimi ile güneş yılı takvimi arasındaki farkı irdelersek, yaz mevsiminin başlaması karpuz kabuğu suya düşünce deyimi ile ifade edilir,deniz suyunun ısınmasına delalet eder. Bu mevsimde doğan bir çocuğun yaş yıl dönümünü hangi akıl ve vicdan sahibi anne,baba kar yağarken,sular buz tutarken kutlar. Kış mevsimi doğan bir kimse doğum günüm ağustos ayı diyemez .Güz mevsimi yapraklar dökülürken doğan bir kimse yapraklar ve çiçekler tomurcuklanıp açarken doğum yıl dönümüm diyebilir mi?Üstelik son bahar;kışın müjdecisi; ilk bahar da yaz mevsiminin müjdecisi olarak bahar mevsimlerinin özellikleri de meydandadır. Kameri takvim kullananların ise doğum günlerini zaman içinde senenin bütün ayları ve günlerinde kutlamaları gerekebilir.
Bir hadis'te 'İlim müminin yitik malıdır. Nerede bulursa onu alsın'. İlim ise bir şeyin gerçeğini bilip, anlamak kavramak demektir. Kur'ana göre zannın kaynağı hevadır. Heva, insanı şaşkına çeviren aşk, sevgi olarak tanımlanmaktadır. Heva peşinden giden insanlar ise, sağlıklı düşünemeyen ve muhakemede bulunamayan kişilerdir. Allah (C.C) Kur'anda gafillerin sanki kör,sağır ve dilsiz misali olduklarından bahsederek, doğru yolu kendi heva ve heveslerince kolayca ve direkt olarak ve belki de hiç bulamayacak oldukları için kendi hevasının peşinden gidenlerin akıbetlerinin çok acı olacağını bildirerek: 'Âyetlerimiz kendilerine bildirildiğinde 'Biz atalarımızın yolundan yürürüz' derler. Ya ataları doğruyu anlamamış, doğruyu bulamamışlarsa ne olacak! Hiç düşünmezler mi?
'Onların kulakları, gözleri ve gönülleri mühürlüdür'. Gerçeği görseler yine de inanmazlar. Onlara gerçeği bildirsen de birdir, bildirmesen de, akletmezler.'buyrulmadadır.
|