16/1/2008 - HER KİM ZERRE KADAR BİR İYİLİK İŞLERSE, KARŞILIĞININ AYNISINI GÖRECEKTİR. HER KİM DE ZERRE KADAR BİR KÖTÜLÜK, ŞER İŞLERSE KARŞILIĞININ AYNISINI GÖRECEKTİR
" Allah dünyayı altı günde yarattı
Allah
Teâlâ Kur'an'da şöyle buyurmadadır:
Her
kim zerre kadar bir iyilik işlerse karşılığının aynısını
görecektir. Her kim de zerre kadar bir kötülük,
şer işlerse, karşılığının aynısını görecektir.
Osman
(r.a), zenginliğin şükrünü eda etmek için
muhtaçlara bol bol ikramlarda bulunur, fakat kendisi gayet
mütevâzi yaşardı.
Medine'de
kıtlık olduğu bir sırada Osman (r.a), Şam'dan yüz deve yükü
buğday getirtmişti. Sahabe-i Kiram satın almak için yanına
koştular. Ancak o, “Sizden daha iyi alıcım var. Sizden daha iyi
kâr veren var” dedi. Sahabiler bunu Ebûbekir (r.a)'e
bildirip üzüldüklerini ifade ettiler. Ebûbekir
(r.a), Osman (r.a)'ı herkesten iyi tanıdığı için onlara
şöyle dedi:
“O
Resûlullah'ın damadı olmakla şeref kazanmıştır. Cennette
de onun arkadaşıdır.Siz onun sözünü yanlış
anlamışsınızdır. Buyurun, berâber gidelim ve durumu
kendisinden öğrenelim.”
Osman
(r.a)'ın yanına vardıklarında Hz. Ebûbekir, “Ey Osman,
Sahabîler sözlerine üzülmüşler. Ne dersin?
Meselenin aslı nedir?”
Hz.
Osman şöyle cevap verdi: “Ey Resûlullah'ın halifesi!
Onlardan daha iyi alıcı olan biri, bire yedi yüz veriyor. Biz
de buğdayı bire yedi yüz verene sattık”.
Hz.
Osman bu sözleriyle kervandaki malını Allah yolunda sadaka
olarak verdiğini ifade ediyordu.
Nitekim
az sonra yüz deve yükü buğdayı Medine'de bulunan
fakir Sahabîlere karşılıksız olarak dağıtıverdi. Hz.
Ebûbekir buna çok sevindi ve Hz. Osman'ı alnından
öptü.
Hz.
Osman'ın en büyük hususiyetlerinden birisi de
cömertliğiydi. Hz. Osman servetini Allah yolunda harcamaktan
çekinmezdi. Bir defasında Müslümanlar içecek
su bulmakta sıkıntı çekiyorlardı. Rûme Kuyusunun
suyundan başka tatlı su bulamıyorlardı. Bu kuyu ise Yahudiye
aitti. Suyu Müslümanlara çok pahalıya satıyordu.
Bu durum Peygamber (a.s.m) çok üzüyordu. Sahabîlerle
beraber olduğu bir sırada, *”Rûme Kuyusunu kim satın
alırsa, Cennette de, onun benzer bir kuyusu olacaktır”* buyurdu.
Hz. Osman da oradaydı. Hemen harekete geçti. Yahudiyi buldu.
Kuyuyu satın almak istediğini söyledi. Yahudi kuyunun tamamını
satmaya yanaşmadı. Çok yüksek bir fiyata yarısını
sattı. Osman (r.a) sevinçle Resûlullah'ın huzuruna
çıktı. Kuyunun yarısını satın aldığını ve
Müslümanlara vakfettiğini söyledi. Resûlullah
(a.s.m), “Osman'ın hayrı ne güzel hayırdır” buyurarak
onu taltif etti. Hz. Osman bilâhare kuyunun diğer yarısını
da satın alarak tasadduk etti.
Her
kim de zerre kadar bir kötülük, şer işlerse,
karşılığının aynısını görecektir.
Yüce
Allah Resulullah'a“Âyetlerimizin bir kısmını gösterelim
diye” Mirac olayı vâki oldu. Cennet ve Cehennem hallerinden
türlü suçların cezalarını müşahade ederek
aktarsın diye. Eğer suç söz konusuysa Allah tarafından
takdir edilen ceza da gerçekleşecektir.
Nitekim
Allah Tealâ Kur'anda “ Âzabımız neymiş yakında
iyice anlayıp bileceklerdir. Göreceklerdir Allah'ın azabının
korkunçluğunu.
Allah'ın
azabı neymiş yakında görecek ve bileceklerdir. Âzabımız
neymiş, yakında iyice anlayacaklardır. Allah âzâbı en
şiddetli olandır.
Mirac
olayında âyetlerin bir kısmı gösterildi. Resulullah'tan
şöyle nakledilir:
Bir
takım kimseleri gördüm ki, bunları ateşten bıçaklarla
boğazlıyorlardı. Tekrar diriliyorlar, tekrar boğazlıyorlardı.
Daima böyle azap ediliyorlardı.
-
Bunlar kimlerdir?
Diye
sordum, Cebrail şöyle anlattı:
Bunlar
ümmetinden haksız yere adam öldürenlerdir.(Allah
Tealâ Kur'an'da 'Birbirinizi öldürmeyin'
buyurmadadır. İşte Kur'an ayetlerinden olan ('İşlediklerinin
karşılığının aynısı') Allah gücü her şeye
yetendir. Ve O, azabı en şiddetli olandır.O'nun vâdi er, geç
gerçekleşir.
De
ki: Herkes karakterine göre davranır. Biz de davranmadayız.
Bunlardan
başka bir zümre daha gördüm. Kulaklarından,
burunlarından ve ağızlarından ateşler çıkıyordu. Her
birine şiddetli, sert iki melek verilmişti. Her meleğin elinde
yetmiş budaklı ateşten sopa vardı. Bu sopa ile, daima ve hiç
durmadan o taifeye azap ediyorlardı. Şu tesbihi okuyorlardı.
Her
şeye gücü yeten Allah sübhandır. Düşmanlarından
intikam alan Allah sübhandır.
Bunlar
kimlerdir?Diye sordum, Cebrail şöyle anlattı:
Bunlar,
dilleri ile imân izhar edip kalpleri küfür ve nifak
dolu olan münafıklardır.Nitekim bir Kur'an âyetinde Yüce
Allah şöyle buyurur:“İçinizde 'İnandık' deyip de
inanmayanlar vardır”. (İşte dışı Müslüman, içi
inkârcı ve içlerinde taşıdıkları günahın
ateşi kendilerini feci şekilde yakan kimselerin halleri)
Bundan
sonra bir bölük kavme daha rastladım. Gördüm ki:
Bu taife ateşten bir vâdide hapsolmuşlar; ateş bunları
yakıyor. Fakat tekrar tazeleniyorlar, yani vücutları yerine
geliyor, yine ateş yakıyor. Böylece azap olunuyorlar.
Allah
Kur'anda “Anne ve babanız yanınızda yaşlanacak olurlarsa onlara
'öf' bile demeyin', “Allah'ın ayetlerini hiçe sayandan
daha zalim kim vardır?”, “Zalimler ise asla kurtuluşa
erdirilmeyeceklerdir. Onlar için çok acı bir azap
vardır. Cehennem O kimseleredir. İnkârcıların varacakları
yer cehennemdir. Orada derileri yanıp eridikçe yeniden deri
bitirilir.
Bunlardan
başka bir kavim daha gördüm. Sırtlarında çokça
yükleri vardır. Üzerlerindeki yükü dahi taşımaya
güçleri olmadığı halde, halka:
Üzerimize
yük vurun. Diye teklif ediyorlardı.Bunlar kimlerdir? Diyerek
sordum. Cebrail şöyle anlattı.
Bunlar
insanların bıraktığı emânete hıyanet edenlerdir.
Boyunlarında bu kadar yük varken, durmadan zulüm yollu
halktan alınacak mal talep ederler.
Kur'anda
“âdil olun. Allah, adâletle davrananları
sever.”buyrulur.
Bundan
başka bir kavim daha gördüm. Dudakları ve dilleri uzayıp
sarkmıştı. Onların uzayıp sarkan dillerini ve dudaklarını,
melekler ateşten makaslarla kesiyorlardı.
Bunlar
kimlerdir? Diye sordum. Cebrail şöyle anlattı:
Bunlar,
ümmetin içinden çıkıp insanları beylere ve
padişahlara gammazlayan kimselerdir. Yalanlarını tasdik ettirip
onları yapacakları zulümden almak şöyle dursun, bu yolda
müdahane edenlerdir.
Allah
Tealâ Kur'an'da 'Zâlimler asla kurtuluşa
erdirilmeyeceklerdir' buyurur.
Bir
cemaat daha gördüm. Melekler bunların etlerini kesiyor,
kendilerine veriyor ve:
Yiyin
diye emrediyorlardı. Onlar iğrenip yemek istemedikçe,
melekler onları dövüyor ve zorla:
Yiyin
diyorlardı.
Bunlar
kimlerdir? Diye sordum, Cebrail şöyle anlattı:
Bunlar
ümmetin içinde, insanların gıybetini edenlerdir.(Hased,
ateşin odunu yediği gibi, sirkenin balı bozduğu gibi amelleri
bozar)Gıybet edenin sevabı varsa alınır, mağdur edilene verilir
ve gıybet ederek zulmettiği kimsenin boynuna da yüklendiği
vebalin acısını tatmak kalır.
Bundan
sonra bir kavim daha gördüm. Yüzleri siyah, gözleri
gök mavi idi. Alt dudakları ayaklarına inmişti. Üst
dudakları da alınlarına bitişmişti. Ağızlarından kan ve irin
akıyordu. Bir ellerinde ateşten şişe var, bir ellerinde de
ateşten kadeh...Ağızlarından akan kan ve irin şişe içine
girip kaynıyor. Melekler de onlara:
İçin.
Diye zorluyordu. Kadehleri doldurup içmek istedikleri zaman,
onun kaynar şiddetinden, murdar kokusunun kötülüğünden,
dayanamayıp himar gibi bağırıyorlardı. O melekler ise onları
dövüyor, zorluyor ve içiriyorlardı.
Yüce
Allah Kur'anda “Şarap, kumar, fal okları şeytan işi
pisliklerdir”buyurur.
Bundan
başka bir kavim daha gördüm. Dilleri çekilip
enselerinden çıkmış suretleri domuz suretini almıştı.
Altlarından ve üstlerinden azap onları sarmıştı.
Bunlar
kimlerdir? Diye sordum. Cebrail şöyle anlattı:
Bunlar,
ümmetinden yalan yere şahidlik edenlerdir. Hakkı iptal edip
Allah'ın kullarına zulüm edenlerdir.
Bunlardan
başka bir güruh gördüm. Karınları şişip aşağı
sarkmıştı. Ellerine ve ayaklarına köstek vurmuşlardı.
Ayağa kalkmak istediklerinde, karınlarının büyüklüğünden
kalkamıyor, yere yıkılıyorlardı.
Bunlar
kimlerdir?Diye sordum, Cebrail şöyle anlattı:
Bunlar
insanların mallarını zulüm yollu yiyenler ve faiz alanlardır.
Yani ümmetin arasında.
Nitekim
Allah Tealâ 'Faizin her çeşidi ayağımın
altındadır.(de)'
Bir
başka cemaat daha gördüm: Melekler onların başını
taşla eziyordu, yine yerine geliyordu. Yine eziyorlardı, tekrar o
ezilen başlar bütün oluyordu. O kimseler bu şekilde azap
olunuyorlardı. Bunlar kimlerdir? Diye sordum. Cebrail:
Bunlar
senin ümmetinden namazı terk edenlerdir. Bir de rükûdan
kalkarken, başlarını tam doğrultmayıp rüku ve secdeleri
birbirine karıştırıp namazı düzensiz, tertipsiz
kılanlardır.
Bu
arada bir cemaat daha gördüm, aç ve çıplak
halde idiler. Çevrelerinde ateşten otlar bitmişti. Melekler,
onları hayvan güder gibi, o ateşten otları yemeğe
sürüyorlardı. Bunlar kimlerdir? Diye sordum. Cebrail:
Bunlar,
ümmetinden mallarının zekâtını vermeyenlerdir.
Yoksullara, zaiflere, çaresizlere, yetimlere, dul kadınlara
merhamet etmeyenlerdir.
Kur'an'da
'Namaz kılın, zekât verin' buyrulur.
Bir
güruh daha gördüm. Melekler tarafından ateşten
makaslarla elleri kesiliyor tekrar yenileniyordu. Tekrar kesiliyor
her defasında yenileniyordu. Bu böylece devam ediyordu. Bunlar
kimlerdir? Diye sordum. Cebrail:
Bunlar
hırsızlık edenlerdir.
Kur'an'da
'Hırsızlığı sâbit olanın elini kesin' buyurur.
Bir
cemaat daha gördüm. Yanlarında nefis yemekler duruyordu.
Bir taraflarında da kokmuş, murdar olmuş et duruyordu. Ama o enfes
yemeklerden yemiyor, hatta dönüp bakmıyor, o kokmuş
murdar etten yiyorlardı. Bunlar kimlerdir? Diye sordum. Cebrail
şöyle anlattı:
Bunlar
erkek ve dişi ümmetlerindir. Yanlarında helâlinden
hanımı dururken, haram olan zînâ ve benzeri günahları
işleyenlerdir. Kur'an'da “Zînâ haramdır. Allah'a eş
koşmak ile zînâ arasında bir fark yoktur.”
Bundan
sonra bazı kimseler gördüm. Odun yığmışlardı. O
odunları kaldırmak istiyorlar, fakat kaldıramıyorlardı. Tekrar
üzerine odun getirip koyuyorlardı, kaldırmak istiyorlardı,
fakat güçleri yetmiyordu. Tekrar üzerine odun
koyuyorlardı ve böylelikle odunları arttırmaya gayret edip
çalışıyorlardı.
Bunlar
kimlerdir? Diye sordum. Cebrail şöyle anlattı:
Bunlar
senin ümmetin içinde dünyaya düşkün
olanlardır. Mallarını yeyip bitirmeye güçleri
yetmezken, kanaat etmeyip çokça yığmaya çalışırlar.
Dünyaya ve dünya malına muhabbet edip arttırmak için
gayretle çalışıyorlar.
'Kantar
kantar altına, gümüşlere, nişanlı atlara, evlâtlara
düşkünlük dünya hayâtının metâlarıdır.
Biriktirdikleri altın ve gümüşlerle alınları, sırtları,
yanları dağlanır. Dünya metâdır. Bir oyun ve
oyalanmadan ibârettir'.
Bundan sonra bir kimse gördüm.Kuyudan su çekiyordu. Zahmetlerle kovayı kuyunun ağzına getirdiği zaman,içinde hiç su bulamıyordu.Zahmetten başka eline birşey geçmiyordu.Bunun durumunu da sordum,Cebrail şöyle anlattı:Amellerini(iş veibadetlerini) Allah için hâlis etmeyip riyakârlıkedenlerdir.
Dünyada zahmet çekip amel işlerler, ama riyâ ile.Ahirette bu Allah Tealâ bir Kur'an ayetinde "Onlar aldanış içindeler ve büyük yanılgıdalar.İşte o kimseler gafillerin ta kendileridir.Onlar kör,sağır ve dilsizdirler.Gerçeği akletmezler.
" Allah dünyayı altı günde yarattı
" Allah dünyayı altı günde yarattı” Eğer
inanmış, fakat gaflete dalıp hazırlanmak hususunda gevşeklik
göstermişsen zararın ve hüsranın ne büyüktür?
İmanının
seni Allah'ın rızasına, ibadet yapıp, günahları terk etmeye
yöneltmezse, o, imânın sana ne faydası vardır? amellerinden ötürü,kendilerine hiçbir sevap verilmez.Hatta azaba uğrarlar.
Kur'an'da
şöyle buyrulur. 'Allah riyâkârların cezasını
verecektir. Allah'a içten inanın ve O'nun bildirdiklerine
uyun.
|