Allah Yoluna Davet Et

23/1/2008 - 'ALLAH EVLÂT EDİNDİ' DEDİLER.HÂŞÂ ALLAH,EVLÂT EDİNMEKTEN MÜNEZZEHTİR VE O ÇOK YÜCEDİR


Onlar 'Allah evlât edindi' dediler. Hâşâ, Allah evlât edinmekten münezzeh ve O, çok yücedir.

Kur'anda:Allah'ınız tek Allah'tır”, “O birdir”, “Allah tektir ve O'nun gücü her şeye yeter”. O gün(kıyamet günü) hüküm yalnızca Allah'ındır.

 buyrulmadadır.


İÇTENLİK SÛRESİ

DE Kİ: ALLAH BİRDİR.

HER ŞEY O’NUNDUR.

O, HİÇ BİR ŞEYE MUHTAÇ DEĞİLDİR.

HER ŞEY O’NA MUHTAÇDIR.

DOĞMAMIŞ VE DOĞURMAMIŞTIR.

HİÇ BİR ŞEY O’NUN EŞİ VE BENZERİ DEĞİLDİR.


-Yine Hıristiyanlar İsa(a.s)bizim için çarmıhta öldü diyorlar. Allah ise bu konu hakkında şöyle buyurmadadır. “İsa'yı ne öldürdüler ne de onu astılar. Onlara öyle göründü. İsa'yı diri olarak göğe kaldırdık. Biri ona benzetildi de onu öldürdüler. Ellerinden,ayaklarından çivilediler,keten bezlediler.”


Barnabas İncili Hz. İsa'nın asılmadığını, aksine birisinin ona benzetildiğini, bu kişinin İskariotlu Yahuda olduğunu belirterek der ki: "Çok doğru söylüyorum. Yahûda'nın sesi, yüzü, simâsı ve şehsı öylesine Hz. İsâ'ya benzedi ki, öğrenci ve ona inananların timi yahuda'nın Hz. İsâ olduğunu kabul ettiler. Böylece bir kısmı Hz. İsa'nın talimlerine uymaktan kaçındı. Onun yalancı peygamber olduğunu sandı. Gösterdiği mucizelerin büyü sanatı olduğunu kabul etti. Çünkü İsa dünyanın sonu yaklaşıncaya kadar ölmeyeceğini ve bu âlemden çekileceğini söyledi." Bilâhare İsa'nın göğe çekildikten sonra, yeryüzüne inip öğrencilerine ve annesine görünmek istediğini, bunun üzerine Allah'ın izniyle üç gün dünyaya indiğini açıklayıp der ki: "Onun öldüğünü sananlardan birçokları korktular. Hz. İsa kalkarak dedi ki: "Benim öldüğümü sananlar Allah'a yemin ederim ki yalancıdırlar. Çünkü Allah dünyanın sonu gelinceye kadar bana hayat lûtfetti. Daha önce de size söylemiş olduğum gibi, Hak adına size diyorum: Ben ölmedim. Bilakis hain Yahuda öldü. Dikkat edin hain şeytan aldatmaya çalışıyor. Siz gördüğünüz ve işittiğiniz her şeye bütün dünya ve İsrailoğulları yanında tanık olun.


Barnabas İncili Hz. İsa'nın ilâh olduğunu veya Allah'ın oğlu olduğunu kabul etmez. Bu hususu giriş kısmında şöyle ifade eder:"Sevgili dostlarım, ulu ve yüce Allah'a hamdolsun ki şu günlerde O'nun peygamberi İsa Mesih'i kaybettik. O bir rahmet ve ulu bir öğretici idi. Şeytanın takvâ iddiasıyla yoldan çıkardığı birçok kimseler şiddetli küfür talimlerini müjdeleyerek Mesih'in Allah'ın oğlu olduğunu iddia ediyorlar ve Allah'ın her zaman emrettiği sünneti terkederek her türlü murdar eti mübah görüyorlar. Bu sapıtanlar arasında kendisi ile önce üzülerek konuştuğum Pavlos da bulunuyor. İşte gördüğüm gerçekleri bu sebeple yazıyor ve ortaya koyuyorum.


Keza Barnabas İncili'nin 93.bab'ının sonunda şöyle denilmektedir: "Ve kâhin dedi ki Yahudiler doğrusu onun ayet ve talimlerinden rahatsız oluyorlar. Hatta senin Allah'ın kendisi olduğunu açıkça ilân ediyorlar. Ben bu yüzden Romalı vali ve kral Hirodos ile birlikte buraya gelmek ve bunun yüzünden ortaya atılan fitneleri izale ederek kalbimizi hoşnud etmeni istiyorum. Çünkü bir grub senin- hâşâ-Allah olduğunu söylüyor. Ötekisi hâşa Allah'ın oğlu olduğunu, bir diğeri de peygamber olduğunu söylüyor. Bunun üzerine Îsâ Mesih şu karşılığı verdi: "Ve sen ey kâhinlerin reisi, neden fitneyi susturmuyorsun? Yoksa sen delirdin mi? Peygamberlikleri ve Allah'ın şeriatını büsbütün unuttun mu? Ey azgın Yahudi kadını şeytan seni aldatmış." İsa Mesih bunu dedikten sonra döndü ve şöyle dedi: "Ben göğün huzurunda ve tüm yeryüzü sakinlerinin önünde tanıklık ederim ki halkın bana dair söylediklerinin hepsinden uzağım. Benim bir insandan üstün olduğumu söyleyenlerden uzağım. Çünkü ben bir insanım, bir kadından doğmayım ve Allah'ın hükmünü açıklarım, öteki insanlar gibi sıkıntı ve acılarla yatarım".Barnaba İncili'nin yetmişinci babında da şöyle denilir: "Ve İsa Mesih cevap verdi, benim hakkımda ne dersiniz dedi. Petrus, sen İsa Mesih'sin. Allah'ın oğlusun dedi. Bunun üzerine Îsâ Mesih kızdı. Öfkeyle kızarak: "Git, uzaklaş benden çünkü sen şeytanın kendisisin, ve bana kötülük etmek istiyorsun." dedi.

KUR'AN'DA: ONLAR 'ALLAH EVLÂT EDİNDİ' DEDİLER. HÂŞÂ, ALLAH, EVLÂT EDİNMEKTEN MÜNEZZEHTİR VE ÇOK YÜCEDİR.

Açıkça anlaşılan bu ayeti kerimeyi diğer şu iki ayet de desteklemekte ve sağlamlaştırmaktadır:

İnananlar 'Biz peygamberler arasında bir fark gütmeyiz ' demelidir”

Allah, her çeşit yaratmayı bilir”. O halde, Îsâ peygamberin dünyasal bir babası olmaması, ona ilâhlık ve Allah'ın oğlu olma vasfı getirmez.


İncil'i Kur'an ile de mukayese ederek ortak noktalarda buluşup,ortak paydada birleşmek sureti ile ortaya çıkan doğruları kabullenip, yanlış olanları atmak daha doğru ve kendilerine yapacakları en büyük iyilik olacaktır.


Bir de Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden olan 'Sâhip, mâlik, terbiye eden' manâsına gelen Rab sözünü İsa (a.s)'a dair kullanıyorlar. Oysa Allah Kur'anda emir ve yasaklarından kendi sıfatlarından, azap ve mükâfatlarından bahseder ve ara sıra 'Rabbiniz Allah işte budur' buyurur.


Allah tektir. Her şey Allah'ın yaratması iledir.


Onların İsa'dan söz ederken 'Rab İsa' sözü yerine peygamber,elçi gibi ona Allah'ın kendisine verdiği peygambere has sıfatları ile anmaları gerekmektedir. Ya da 'Rab' kelimesinin anlamını kula vasfetmeye, yüklemeye çalıştığı zaman kurtarmaya vesile olan, öğretici,eğitici, terbiye edici,manasında kullanması gerekir. Tanrı yoktur. Allah vardır. Mevlâmız Allah, Rabbimiz Allahtır ve O tektir. Gerçek işte budur.


Hıristiyanlar,İsa çarmıhta bizi kurtarmak için bizim için kanını döktü diyorlar. Yuhanna 14:6 "Çünkü Tanrı dünyayı öyle sevdi ki, biricik oğlunu verdi, öyle ki O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun." (Yuhanna 3:16)

Yüce Allah Kur'anda şöyle buyuruyor:”Kim ki Allah'a ve O'nun âyetlerine inanır; sabreder ve secde ederse işte en büyük ongunluk ve kurtuluş budur. Cennetler o kimseler içindir ve onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.


Ve “Her kim zerre kadar bir iyilik işlerse karşılığını görecektir,faydası kendinedir. Her kim de zerre Kadar bir kötülük, şer işlerse karşılığını görecektir, zararı kendinedir”.


Zâlimlerin işleri ise boşa çevrilir. Onların kazandıklarının bir faydası olmayacaktır. Zâlimler asla kurtuluşa erdirilmeyeceklerdir.


Rabbin buyurduğu üzere bu dünyada iken herkes iradesini kullanarak kendi kurtuluşunu kendi elleriyle hazırlayacaktır.


İncil'de "Hz. İsa ona "YOL, GERÇEK ve YAşAM ben'im dedi."sözünü açarsak Allah Tealâ Kur'anda ayetlerini bildirir ve ayetler hakkında gerçek işte budur. Doğru yol işte budur. Onları Allah'ın yoluna davet et. Onları Allah'ın yoluna çağır. Buyurarak, çizmiş olduğu sınırlar yani emir ve yasakları çerçevesinde inanıp da iyi işler işleyenlere ebedi cennetler;inkâr edip kötü,şer işler işleyenlere ise ebedi olarak cehennem vâdetmededir.

Ve incil'de; “Yasa'nın /yani Allah'ın emir ve yasaklarının/gereklerini yapmış olmaya güvenenlerin hepsi lanet altındadır. Çünkü şöyle yazılmıştır: «Yasa kitabında yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen her insan lanetlidir.»Demek olur ki; Allah'a inanıp güvenerek Allah yolunda daima iyi işler işlemekle ancak insan kurtulur.


Yine İncil'de; “Açıkça bildirilir ki, hiç kimse Tanrı katında Yasa'yla aklanmaz. Çünkü «imanla aklanan insan yaşayacaktır.” Burada mesaj şudur, (Yani Allah'a ve O'nun ayetlerine inanıp ta iyi işler işleyenler kurtuluşa erdirilirler. Cennet ebedi olarak o kimseleredir.


Ve İncil'de: “Yasa (Allah'ın emir ve yasakları)imana dayalı değildir. Tersine,Yasa'nın gereklerini yapan, bunlarla yaşayacaktır.»Yani ceza,çok acı azap görecektir. (Galatyalılar 10-11Kutsal yasa ve iman)

İncil'e göre aklanmayanlar yani inkar edip,iyi işler işleyen kimselerdir.

Bunda gerçek payı var. Forumlarda gezinirken tanık oldum, kişi ateist ve kendisi doktor ve forumda kendi özel anılarından bahsediyor. Kesinlikle imanı yok fakat eğitimi gereği insanların acılarına merhem olabiliyor. Yolda gördüğü zavallı hasta bir köpeği alıp iyileştirdiğinden ve onu evine alarak bakımını üstlendiğinden söz ediyor vs. Şimdi bu tür kişiler inkâr edip de iyi işler işleyenler sınıfına dahil olmuş oluyor. Kur'anda ise buna en belirgin ve meşhur örnek şudur:Peygamber(s.a.v)amcası Ebu Leheb Muhammed (sa) doğunca sevincinden hizmetçilerini azat etmiş dostlarını yemeğe çağırarak yeğeninin doğumu kutlamıştı. Fakat peygamberlik geldikten sonra amcası onu reddetmiş,inanmamış hatta ayaklarına sabah namazına giderken batsın diye karısıyla bir olup yollarına diken döşemişti. Yüce Allah Tealâ tarafından Kurusun suresinde bu inançsızlık ve davranışları nedeniyle Ebu Leheb'in kendisi ve karısı cehennemlik olarak ilan edildiler ve daha önceki iyilikleri boşa çevrildi. Mirac gecesinde Resulullah(s.a.v) efendimizin verdiği bir habere göre,Ebu Leheb'in başta zikrettiğimiz iyiliği nedeniyle ki Muhammed (sa) efendimiz Pazartesi günü dünyaya teşrif etmişlerdir. Pazartesi günü hizmetçisini azat ve yeğeninin dünyaya teşrifine sevinip yemek ziyafeti vermesi nedeniyle cehennemdeki Ebu Leheb'e Pazartesi günleri iplik kadar bir serinlik meydana gelmektedir. İşte konu ile ilgili bir ayet:


”Her kim (yani genç, yaşlı, kadın, erkek, inanan, inkâr eden, zengin, fakir, alim, cahil) zerre kadar bir iyilik işlerse onun karşılığı verilecektir.


İnkarcılar ile ilgili olarak bu ayetin manasının karşılığı böyle olsa gerek. Oysa serinlikten kasıt olarak tam bir serinlik de asla söz konusu değildir. Çünkü Allah,azabı en şiddetli olandır. Allah(C.C) Kur'anda cehennemden bahsederken şöyle buyurmadadır;


”Orada ne bir serinlik ne bir hoşluk duyarlar” yani Allah'a inanmayıp bu şekilde kendine zulmeden veya inanıp da emir ve yasaklarının gereğini yapmayan bu meyanda kendilerine ve başkalarına zulüm eden Allah'ın kendileri için çizdiği sınırları korumayan,onları aşan hak,hukuk,adalet tanımayan kimselerin işleri de boşa çevrilir. Bu şekilde asla onlara kurtuluş ihtimali yoktur. Çünkü Kur'anda “Kâfirler derler ki; 'Biz öldükten sonra mı dirileceğiz? 'Onlar yüzükoyun alevli ateşe atılacaklardır. Böylece inkar edip iyi işler işleyenleri veya inkar edip şer,kötü işler işleyenlerin ve de inanıp da kötü,şer işler yapan gafil ve habersizlerin azap dereceleri ve akıbetlerini Kur'an ışığında öğrenmekteyiz.


İmtihan, deneme dünyasındayız. Aile içinde birbirimizle olan ilişkilerimizden tutun da her zaman her hareketimizden sorumlu olduğumuzu,karşılıklarını mutlaka göreceğimizi kalp ve gönüllerimizde saklı gizli ne varsa tüm niyetlerimizin bilindiğini unutmamalıyız.


Kuranda”Anne ve babanız,yanınızda yaşlanacak olurlarsa onlara 'öf' bile demeyin.”Nitekim Mirac gecesi resûlullah(s.a.v) cehennemde üzerleri sütunlarla,direklerle kapatılmış çok acı azap çeken ve azabı diğerlerinden daha şiddetli olan bir takım kimseler gördüğünde Cebrail(a.s)'a 'Bunlar kimlerdir?diye sorduğunda Cebrail(a.s) 'Onlar dünyada iken anne ve babasına âsi olan kişilerdir' buyurmuşlardır. Sonuç itibariyle;


Allah'ın ayetlerini hiçe sayandan daha zâlim kim vardır?” buyrulur Kuranda. Nitekim “Âdem'e secde edin” denildiğinde Allah Tealâ'nın emrini hiçe sayarak İblis de kendine zulmedenlerden oldu. Af dilemeyip günahında ısrar ederek ebedi cehennemlik ilân edildi.

Dönelim Hıristiyanlara onlar Meryem'e İsa'nın doğumunu kutsal ruh ile müjdelenmesini çok abartmaktadırlar.


Allah’ın âyetleri işte bunlardır.

Meryem’i de an. Kalemlerin kur’a çektiği sırada sen yanlarında değildin bu kızı kim büyütecek? diye. Onlar birbirleriyle çekişip dururken de. Ne temiz soydu o, İmran soyu.


Meryem’in annesi ‘Rabbim’ demişti. ‘Karnımdakini sana adadım’ Rabbi onun bu duasını kabul etti.


Meryem’i Zekeriya’nın hizmetine verdik. Zekeriya, ne vakit Meryem’in yanına mihraba girse orada yaz yerine kış; kış yerine yaz yiyecekleri buluyordu. Zekeriya ‘Ey Meryem! Bunlar sana nereden geliyor?' Diye sordu. Meryem de ‘Rabbim katından diye cevap verdi.


Kutsal ruh; Meryem’e bir oğul müjdeledi. Meryem ona ‘Bana bir erkek eli bile değmedi, benim nasıl çocuğum olabilir? Ve ben iffetsiz biri de değilim. Hayırlı adamsan gel’ dedi.


Kutsal ruh; ‘Bu böyledir. Rabbine göre bu iş çok kolaydır’ dedi. Allah bir şeyi dilediği vakit onun işi sadece 'ol' demekten ibarettir o da hemen oluverir.

Sonra,Meryem ailesinden ayrılarak doğuda bir yere gitti. Doğum sancısı onun bir hurma ağacının dibine çekilmesine neden oldu ve.’Rabbim’dedi. ‘Keşke daha önce ölseydim de unutulup gitseydim.’Ona ‘Ey Meryem’ diye seslenildi. Orada olgun hurmalardan ye. Sakın kimseye belli etme. Soranlara orucum de’

Meryem çocuğunu kucağına alarak kavminin yanına gitti. Onlar ‘Ey Meryem sen nasıl çirkin, garip bir şey yapmışsın. Oysa annen baban da kötü kimseler değildi’ dediler.

Meryem beşikteki çocuğu İsa’ya eliyle işaret edince çocuk dile geldi ve ’Doğduğum gün, öleceğim gün ve her nerede bulunursam bulunayım Allah’ın selâmı benim üzerimedir.’ Dedi. Onlar da ‘nasıl olur da beşikteki çocukla konuşur’ dediler.

Zekeriyâ Rabbine niyaz ederek ‘Rabbim’ dedi. ‘Benim ihtiyarlıktan kemiklerim bile zayıfladı, başım parlamada Bana temiz bir zürriyet ver. Sen duaları işiten ve kabul edensin’ Allah onun bu duasını kabul etti ve bir oğlu olacağını müjdeledi.

Yahya daha önce bu adla kimseyi yaratmadık ve ona eşit tutmadık.

Zekeriya ‘Rabbim' dedi. benim nasıl çocuğum olabilir' Zekeriya’nın hanımı bunu duyunca hayret ederek 'ben âdetten kesilmiş bir koca karıyım’dedi

Zekeriya ‘ Rabbim’ dedi.’ Bana bir alâmet ver’. Allah da ona ‘İşte sana alâmet. İnsanlarla üç gün ancak işâretlerle konuşacaksın. Ve sabah akşam Rabbini tenzih ve takdis et.’

Yahya anne ve babasına iyi davranırdı. âsi değildi. İyi ve temizdi.

Allah bir şeyi dilediği vakit onun işi sadece ‘ol’ demekten ibârettir. O da hemen oluverir. Her şey Allah'ın yaratması ve dilemesi ile gerçekleşir.

İsa anadan doğma körlerin gözlerini açar, alaca hastalığına tutulanları iyileştirirdi.

Düşünesiniz diye âyetlerimizi işte böylece bildirmedeyiz.

Bildirildiği üzere Zekeriya ve hanımının çocuklarının olması imkansızken Yahya doğdu. Bu da bir yoktan yaradılış varoluş yani büyük bir mucize değil midir? Hıristiyanlar derler ki Zekeriya'nın hanımı ile Meryem aynı zamanda hamile iken Zekeriya'nın hanımı Meryem'e 'Bak,benim karnımdaki senin karnındakine secde ediyor!' demesi biz Müslümanları fazla bağlamaz,şöyle ki;Evet “peygamberler arasında da dereceler vardır”. Buna inanırız fakat “biz inananlar peygamberler arasında bir fark gütmeyiz”. der bunu böylece de kabul eder ve inanırız. Sonuç itibariyle onlar, Allah'ın kulları ve elçileridir. Kendi kendimize onlar arasında bir üstünlük vasfedemeyiz. Ayrıca deriz ki Allah Âdem'i balçıktan onu anasız babasız kendi kudretiyle 'ol' emri yani bir kelimesiyle yarattı. ve ona ruhundan üfledi. Buna rağmen Hıristiyanlar kutsal ruh Allah'ın kendisidir deyip İsa'ya ayrıcalık sıfatları yüklemeye devam ediyorlar. Kutsallık söz konusu olduğu zaman :”Bu Kur'an kutsaldır. Ona ancak temiz olanlar el sürer” buyruğunu hatırlatırız. Sonra Yusuf sûresinde şöyle buyrulur: Yusuf gömleğimi alın, götürün. Babamın gözlerine sürün” dedi. Babası Yakub “beni kınamayın”dedi “Yusuf’un kokusunu alıyorum”Bir müjdeci gelip de Yusuf’un gömleğini babasının gözlerine sürdüğünde babasının gözleri açılıverdi.”İşte büyük bir mucize daha .Bu ayet bir gömleği gözlere sürünce kör olan gözlerin açılması olayıdır şüphesiz. Musa'nın asasının kocaman bir yılan olması asasıyla kayaya dokunur dokunmaz on iki pınar fışkırması,elini koynuna sokup çıkardığında bir hastalık olmaksızın bakanlara parıl parıl,bembeyaz görünmesi ve Nuh tufanı olayı,denize atılan Yunus'u balığın yutup unu sindirmeden karaya kusması, Semud kavmi peygamberine Allah'ın bir işâreti olarak dişi deve verilmesi ona dokunulmaması gerektiğinin bildirilmesi,aksi halde inkârcılar için helâk olayının gerçekleşeceği ve de gerçekleşmesi,Bir kâhinin Firavun'a 'Bir çocuk doğacak,güneş gibi parlayacak ve firavunun saltanatını söndürecek' sözü üzerine firavunun erkek çocuklarını öldürtüp,kızları sağ bırakması buna karşın Rabbin Musa'nın annesine çocuğu bir sepetin içine koyup,suya bırakmasını sonra onları tekrar kavuşturacağını ilham etmesi' ve çocuğunu firavunun hanımı bulup onu sarayda firavun ile birlikte büyütmeleri hep mucize olaylardandır. İsa'ya apaçık mucizeler verildi ve kutsal ruhla desteklendi. O takdirde diğer bazı peygamberlere kapalı,üstü örtülü mucizeler dahi verildi olarak da düşünülmesi muhaldir. Sana ruhu sorarlarsa de ki:”Size ruh hakkında pek az bir bilgi verilmiştir. ”O halde ...Hıristiyanlara sormak lâzım...Kutsal ruh ve ruh olayını niye bu kadar karıştırıp,irdeliyor ve olmadık bilgileri bilgi diye insanlara sunuyor,kafaları bulandırıyorsunuz.


KADİR SÛRESİ

BİZ KUR’ANI KADİR GÜNÜ İNDİRDİK.

SEN KADİR GÜNÜNÜN NE OLDUĞUNU BİLİR MİSİN?

MELEKLER VE RUH, O GÜN RABBİN İZNİYLE HER BİR İŞ İÇİN YERYÜZÜNE İNERLER.

KADİR GÜNÜ BİN AYDAN DAHA HAYIRLIDIR.

O GECE TAN YERİ AĞARINCAYA KADAR BİR ESENLİKTİR.


Allah yolundaki Uhud Savaşı'nda Mekkeli müşriklerden Abdullah bin Kâmia,Übey bin Halef,Utbe bin Ebî Vakkas,Abdullah bin Şihâb-ı Zührî adındaki dört müşrik,Resul-i Ekrem efendimizin hayatına son vermek için anlaşıp,yemin etmişlerdi. Bu sıkışık anda Resûlullah efendimiz,yanında birkaç sahabi olduğu halde düşmanla kıyasıya mücadele ediyorlardı. Peygamber efendimizin önünde, sancaktar Mus'ab bin Umeyr vardı. Mus'ab(r.a) vücuduna giydiği zırhdan dolayı,peygamberimize çok benziyordu. O da sağ elinde İslâm sancağı olduğu halde müşriklerle müthiş bir mücadeleye girişmişti. bu sırada zırhlara bürünmüş olan İbn-i Kamîa,atlı olarak oraya yaklaştı. Avazı çıktığı kadar, “Bana Muhammed'i gösterin. O kurtulursa ben kurtulmayayım”diye bağırarak,Peygamber efendimize doğru atını mahmuzladı. Hz. Musab ile Nesibe hatun karşı koyup,vücutlarını Peygamber efendimize siper yaparak çarpışmaya başladılar. Bu kâfire ne kadar kılıç vurdularsa,zırhından dolayı tesir etmedi. Nesibe hatun'a bir kılıç vurarak omuzunu parçaladı. Sonra Hz. Mus'ab'ın sancak tutan sağ eline kılıcını indirdi. Sağ eli kesilen Mus'ab bin Umeyr,canından üstün tuttuğu mübarek İslâm sancağını yere düşürmeden sol eline aldı. O esnada “Muhammed(a.s)resûldür. Daha önce de resûller gönderilmiştir”(İmran soyu sûresi,144)âyetini okuyordu. İbn-i Kamîa bu defa kılıcını Mus'ab(r.a)'ın sol eline indirdi. Sol eli de kesilen şanlı sancaktar,İslâm sancağını yere düşürmüyordu. Kahraman sahabi,sancağı kolları ile tutup gövdesine bastırarak dalgalandırmaya devam etti. Kamîa bu defa mızrağını şanlı sahabinin vücuduna sapladı. O da diğer arkadaşları gibi şehit olarak ahirete göçmüştü. (r.anh)


Hz. Mus'ab yere düşerken,şanlı İslâm sancağı yere düşürülmemiş, onu hemen Mus'ab'ın sûretine giren bir melek kapmıştı. Peygamberimiz(s.a.v) ,”İleri ya Mus İleri!” buyurduğunda, sancağı tutan melek; “Ben Mus'ab değilim” dedi. O zaman,kâinatın sultanı efendimiz onun melek olduğunu anlayıp sancağı Ali(r.a)'e verdi.


Görüldüğü gibi Allah Tealâ dilediğini gerçekleştirmektedir. İsa'nın çarmıhta ölmemesi ve diri olarak göğe yükseltilmesi olayı gerçeğin ta kendisidir.


Allah Tealâ Kur'an'da ; “İsâ'yı ne öldürdüler, ne de onu astılar. Onlara öyle göründü. Biri ona benzetildi de onu astılar. Ellerinden ayaklarından çivilediler ve keten bezleyip gömdüler. İsâ'yı diri olarak göğe kaldırdık.”


Hıristiyanlar bu olaya nedense inanmak istemiyorlar. Olayla yakın ve bağlantılı bir anımı aktarmak istiyorum. Bir gün bir köyden çoban ailesi ile tanıştırıldım. Bu aileyi kendileri görünmeyen fakat sesleri işitilen bazı sırlı kimseler ziyaret ediyordu. Onlar bu ailenin çocuklarından sarışın yeşil gözlü,beyaz tenli olanının bir anda saç,göz ve ten rengini değiştirdiler ve o zaman 10-11 yaşlarında olan çocuğu esmer tenli,koyu kahverengi gözlü hale dönüştürdüler .Onun gözlerine baktığımda daha önce iri ve yeşil olan gözleri eskisinden daha kısık,biraz daha küçük ve rengi kahverengi olmuştu. Bu olay 1979 yıllarında lens piyasada yokken olmuştu ve saçlarını kestiriyor yenileri artık eskisi gibi sarı sapsarı değil,siyah olarak uzuyordu. Bembeyaz teni bir anda eskisine göre oldukça esmere dönüşmüştü. ve bu aile bir ekmeği dahi bulamayan son derece yoksul kimselerdi üstelik şehirle bağlantıları da son derece seyrek oluyordu gıda gibi en doğal ihtiyaçlarını karşılamaktan son derece yoksundular görünmeyen kimseler onlara çay,şeker vs. bırakıyorlardı. Bir gün 13,14 yaşlarındaki diğer çocuğu elinde su testisi ile uzaktaki çeşmeden su doldurmuştu yanıma geldi. Bir dakika kadar sonra aynı çocuktan bir tane daha peydah oldu. İkisine de baktım ikisini de gerek fiziki özellikleri gerek giysileri ile tıpatıp aynı olan o ikisini birbirlerinden ayırmam olanaksızdı. İkiz desem ikiz olmadıklarını biliyorum. İkizlerin bile mutlaka birbirlerinde ayıran bir özellikleri mutlaka olur olmasa da yine şaşkındım. Çünkü ikisinde de aynı giysi birinin üzerine çorba dökülmüş, diğerinin aynı olan kıyafetinde de aynı yerde ve aynı şekilde çorba lekesi var ve bu lekelerin şekli görüntüsü tıpatıp aynı. Tıpatıp olan gömleklerine baktım birinin sağ koluna iplik yapışmış,diğerinin sağ kolunda da aynı iplik aynı yere yapışmış. Birinin pantolonunun sağ tarafı eskimiş yırtılmış diğerinin de aynı pantolunu aynı yerden aynı şekilde solmuş ve tıpatıp aynı şekilde yırtılmış. Sonra ikisi de aynı anda gözlerimin önünde ve onları gözlerimi kırpmadan büyük bir hayret ve şaşkınlık içerisinde izlerken aniden saliseler içinde biri kayboluverdi. Bir diğer on yaşlarındaki çocuğu da birkaç bardak gaz yağı içti ve neş'e içinde hiçbir şey olmamış sanki içtiği su imiş gibi hareket etti. İşte bu olayları hiç unutmam.


Ve yine...

Hıristiyanlar Müslümanların inançları hakkında Kur'an ayetleri hakkında 'Allah'ın eli' ve 'nereye dönerseniz Allah'ın yüzü orada' ve eğer öyle ise o halde nasıldır?,burnu ağzı,kulakları,saçı da var mı? Eli varsa büyüklüğü ne kadar gibi örnekler getirip bizim Rab İsa dememizi hoş karşılamıyorlar düz anlamda dememekteyiz. Konu ile ilgili olarak mesela fikir babası,Nil'in oğlu gibi mecaz anlam ifade eden söylemlerde bulunuruz. İşte İsa Tanrı'nın oğlu dememiz de böyle mecaz anlamında demektedirler. Farzedelim haydi buraya kadar -hâşâ-tamam da Kur'anda İçtenlik Sûresinde;

DE Kİ: ALLAH BİRDİR.

HER ŞEY O’NUNDUR.

O, HİÇ BİR ŞEYE MUHTAÇ DEĞİLDİR.

HER ŞEY O’NA MUHTAÇDIR.

DOĞMAMIŞ VE DOĞURMAMIŞTIR.

HİÇ BİR ŞEY O’NUN EŞİ VE BENZERİ DEĞİLDİR.


-O halde bu sûre hakkında ne dersiniz?Ve Allah evlât edinmekten münezzehtir ve O,çok yücedir. Bir de diyorlar ki gecenin son üçte biri olunca Allah dünya semasına iner 'Bende isteyen yok mu? Dua edenin duasına icabet ederim' buyruğu ile ilgili olarak hıristiyanlar; Allah dünyaya inince daha yukarıda kim duruyor o zaman demekteler,yani çelişki bulmaktalar. Allah ile Müslümanlar birbirleri arasına derin uçurum,perde uzaklık koyuyorlar bizde ise içtenlik,yakınlık var. Rab bizim içimizde demekteler. O halde Kur'an'ın şu ayeti hakkında ne dersiniz?


Kullarım beni soracak olursa 'Ben onlara şah damarından daha yakınım”


Tekrar,'Allah'ın(kudret) eli,yüzü sıfatına dönecek olursak bir hadis-i şerife göre Kıyamet günü haşr meydanında 2.sûr'a üflenince Allah Tealâ'nın hesap görme zamanı gelince kuluna şöyle buyururmuş;”Ben açtım, beni sen doyurmadın. Ben hasta idim,sen benim ziyaretime gelmedin!” buyurduğu vakit kul şaşkınlık içinde; ”Rabbim sen Hiçbir şeye muhtaç değilsin ki.” İşte o zaman Allah Tealâ”Ben dünyada iken size yoksullara yardım edin, malınızın kırkta birini zekât verim Benim yolumda canlarınızla,mallarınızla savaşın,hastalandıklarında birbirinizi ziyaret edin. Birbirinize iyilik edin,iyi davranın” buyurmamış mıydım?”


Kutsal Allah Sözü konumuza ışık tutar. “İnnallahe halakel Âdeme ala suretihi- Allah, İnsanı kendi suretinde yarattı”

Ahfa (Gizlinin Gizlisi-sırların sırrı) adı verilen zikre gelince, o da Hakke’l Yakîn makamının gerçeğine ermeyi sağlar. Bu anlatılanlar, Allah’ın sevgili kulları tarafından doğrulanmıştır.


Bu Hafiyü’l Ahfa denilen halden, Allahu Teala’dan başkası haberdar olamaz. Ayette bu şöyle belirtilmiştir: “Sırrı ve en gizliyi (ahfa) muhakkak O bilir,” (Ta-Ha, 20:7) bir diğerinde de (de ki: Ben gaybın anahtarları benim elimdedir demiyorum. Arşın hazineleri benim yanımdadır da demiyorum.)


Peygamber Efendimiz şöyle buyururlar:


Rabbimi, Rabbimle anladım.”

Hz. Ömer şöyle der:

Kalbim Rabbimi, Rabbimin nuru ile gördü.”

Hz. Ebubekir şöyle der:

Ben hiçbir şey görmedim ki, Allah’ı onda görmüş olmayayım.”

Hz. Ali şöyle der:

Ben, görmediğim Allah’a ibadet etmem.”

Bütün bu sözler, ilâhi sıfatların gözlemini anlatır. Çünkü bir kimse, pencereye düşen güneşin ışığını görse ve “Güneşi gördüm” dese, yalan olmaz.

Kalp asıldır; geri kalan ona uyar. Bunu, şu hadis-i şerif açıklar: “İnsanın bedeninde bir et parçası bulunur. O iyilik bulunca bütün vücut kurtuluşa erer, o kötü olunca bütün varlık iyiliğini yitirir. Ayık olunuz, o et parçası kalptir.”

Mânâ Çocuğu

Tasavvuf ehli, kutsal mânâ hallerine, tıfl (çocuk) adını taktılar. Bu nedenle, o tıfl-ı mânâ (mânâ çocuğu), tıfl-ı mâni (mânâlar çocuğu) veya veled-i kalb (kalp çocuğu) olarak da bilinir.

Ona tıfl denmesi, bazı sebeplerden ileri gelmiştir. Şöyle ki:

1. O hal, kalpten doğar ve orada büyür, terbiye görür. Nasıl ki anne de yavruyu doğurur, besler, büyütür ve erginlik çağına erdirir.

2. İlim tahsili, çok kere çocuklara özgüdür. Marifet ilmi ise, o kalp yavrusuna öğretilir.

3. Çocuk, dıştaki günah kirlerinden temizdir. O, kalbin yavrusu ise, ortak koşma (şirk), gaflet ve cisim hatalarından arıdır.

4. Sözü edilen temiz şekil, çocuklarda daha çok görülür. Bu yüzden çoğu kez mânâ âlemlerine ait temiz hal, melekler şeklinde görülür.

5. Yapılan her iyi amelin karşılığı, bir mânâ çocuğudur. Bu çocuk, o güzel davranışın hayırlı sonuçlarının, mânâ âlemindeki görüntüsü ve mükafatı, ödülüdür. Allah’ı, iyi ameller işleyerek cennete girenleri, yavrularla ödüllendireceğini bildirir:

Onların çevresinde, gençler pervane gibi döner,” (Vakıa, 56:17).

Onlar için hazır bekleyen gençler-gılmanlar-, hazinelerde saklı inciler gibidir,” (Tur, 52:24).

6. Ona çocuk,genç denmesinin diğer bir nedeni de, incelik (letafet) ve temizlik halidir.

7. Ona verilen bu isim, mecaz yolu iledir. Çünkü o, bedenle ilgilidir, insan kılığına bürünmüştür. O, insanlığın gerçek yönüdür. Cisimle ilgisi olmadığından, varlığı, Hakk’ın zatına karşı perde teşkil etmez. Bunu, Peygamber Efendimiz’in bir hadis-i şerifi şöyle anlatır: “Allah ile öyle bir zamanım olur ki, o anda araya ne bir Hakk’a yakın melek, ne de bir peygamber girebilir.”


Hadis-i şerifte geçen peygamber, Resulullah’ın insani tarafıdır.

Diğer bir hadiste, Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

Rabbimi, güzel bir delikanlı (şab-ı emred) şeklinde gördüm.”

Bu, tıfl-ı mâni demektir. Yaratan’ın, o biçimde tecellisidir.


Manâ çocuğu derken illâ erkek ya da kız ayrımı diye düşünülmemelidir.

İlim sahibine gereken, mânâ çocuğu denilen insanlığın gerçeğini anlamaktır. Cisim âleminden geçip ruhani âleme ermektir. Orası, sır âlemidir. Orada Allah’ın zatından başka bir şey yoktur. Orası, sonsuz bir sahradır. Tıfl-ı mâni, orada uçar. Acaip ve garip şeyler görür, fakat onlardan haber vermek mümkün olmaz. Orası, kendi varlıklarından fena bulan tevhid ehlinin makamıdır.


-Hıritiyanlar Allah(C.C)'ın Mûsa (a.s)'a ağacın yanında ateşin içinden seslendi ve ona göründü demektedirler. Oysa Allah Tealâ Kur'anda:


Musa ailesi ile yola çıkınca yanan bir ateş gördü. Ailesine 'Siz gidin .Ben bir ateş görüyorum. Oradan size ya bir kor getiririm veya yol soracak birine rastlarım' dedi. Ateşin yanına vardığında peygamberlerdendi. Ona “Ey Musa! Kutsal Tûva vâdisindesin,ayakkabılarını çıkar “diye seslenildi.

Allah ona”Ey Musa! Elindekini yere at” diye nîda etti. Musa asasını yere atınca kocaman bir yılan oldu. Musa korktu. Allah, ona “Ey Mûsa” dedi.” “Sakın korkma,elini koynuna sok” Elini koynuna sokup çıkardığında eli,bembeyaz parıl parıl göründü. Ona “Firavun'a delillerle git” denildi.”


Mûsâ “Rabbim”dedi. Seni görebilir miyim?” Allah ona “ey Musa” diye seslendi. “Eğer şu gördüğün dağ yerinde duruyorsa beni görebilirsin”derken Rabbi dağa tecelli edince dağ büyük bir gürültü ile yere yıkıldı. Musa baygın yere düştü.

İşte gerçekler bunlardır.


Hıristiyanlar tecelli kelimesini çarpıtıp Musa Rabbini ateşin içinde gördü. Allah dağa tecelli ettiyse dağ yıkıldı dağ yıkıldıysa, Allah dağa göründü demekteler. Ayetteki tecelli,'den kasıt, Allah'ın kudretinin belirmesidir. Tıpkı asanın yılan oluvermesi gibi.


HIRİSTİYANLIKTAKİ TESLİS TEORİSİ


Her an akılda tutulması ve üzerinde önemle durulması gereken konu şudur: Allah’ın güzel adları O'nun nitelikleridir. Ancak, Hu-O- Allah’ın adı niteliği değildir. “Hu” yani O, Allah’ın varlığıdır. Varlık ve Hu kelimesi zamirdir. Ve Hu, yani O, varlığı ifade eder. Gerçek var olan O’dur. Nesneler, hep O Varın belirti ve mertebeleridir. Ondan gelir, Ona döner. O daimidir. Bir tektir, eşsiz bir’dir. Allah çok yüce ve tüm noksanlıklardan münezzehtir.

Eş eşe uymaz” gerçeği vardır. “Aynı kutuplar birbirini iter”

Kur'anda “Allah yolunda yurtlarından çıkarılanlara yardım edenler, iyilik eden ve iyi davrananlar, dinde sabırla sebât edenler cennetlere girecekler ve ebedi olarak orada kalacaklardır. Onlara dereceler vardır”

Peygamberler arasında da dereceler vardır” demekle, dereceleri yani yarattıkları arasındaki farklılığı açıklamıştır. Nesneler de derece derecedir. Allah, tüm derecelerden üstün ve eşsizdir. Birbirine eş ve denk nesneler birbirlerini iterler. Eğer Allah’tan başka bir Allah olsaydı, Onlar da bu “eş, eşe uymaz” , aynı kuvvetler birbirini iter kaidesi ile birbirlerini iterlerdi. O zaman bu düzenli, orantılı, mükemmel âlem olamazdı. Bu da Allah’ın eşsiz birliğinin zorunlu olduğunu ispatlar. Bu kaideyi Allah, kendi eşsizliğini ispatlamak için yaratmıştır. Bu gerçekten, bazı başka gerçekler de meydana gelir: Kadın, erkek,
evlat - baba, halk ve devlet düzenleri ve ilişkileri bu gerçeğe dayanır. Bunlar, eşit ve denk kuvvete sahip olurlarsa birbirlerine uymaz, birbirlerini iterler. Bunun neticesi, fesat, -karışıklık, anarşi- olur.


Varlık kendisi olan Allah’ın kenarsız olması gerçeği de O'nun “eşsiz Bir” olduğunu gösterir. Hıristiyanların üçleme, üç-bir, bir üç, nazariyesi sakattır. Sözü edilen varlığın, yani Allah’ın eşsizliği gerçeğine aykırı düşer. Ayrıca, var bölünme ve birleşmeyi de kabul etmez. Çünkü varın kenarı yoktur. Bölününce sınırlanır. Birleşmek için yine birleşenlerde sınır kabul edilir. Sınır kabul edilse yokluk düşünülür. Halbuki yok yoktur. Allah sınır kabul etmez. O ve kudreti sonsuzdur. Sınırlı varlıklar aslında var olmayıp, onlar, sınırsız Allah varlığının tecelli ve geçici belirtileridir. Hıristiyanların yanıldığı nokta, cevher konusudur. Mutlak cevher, eşsiz birdir. Sınırsız ve sonsuzdur. Allah, varlığını, O –Hu- Ben diye nitelemiştir. O ve Ben kelimeleri zamirdir. Yani Allah, zamirdir. Vücudu, cevheri vardır. Ruh, zamir değildir. Ruh, Allah’ın emir sıfatıdır. Allah’ın kelimesi, kutsal nefesidir. ”Ol”emri ile yaratmasıdır Sıfatla zamiri birbirine karıştırmamak lâzımdır. Gül, yaprağı, kitlesi olan bir varlıktır. Onun kırmızılığı, sarılığı, beyazlığı, onun sıfatı, niteliğidir. Sıfatın kitlesi ve ağırlığı olmaz.


Şu halde, Ruha ancak ve ancak Allah’ın Sıfatı diyebiliriz. Allah’ın vücudu -cevheri ile- ilişiği yoktur. Yani Ruh, zamir değildir. Zamir olmayınca, Ona vücut düşünülemez. Çünkü var bir tanedir ve kenarsızdır. Diğer nesneler, O varın çeşitli belirtileri - tecellileridir. Ruh da bu belirtilerden bir belirtidir. Allah’ın belirtisi, tüm nesnelerdir. Yalnız Ruh Allah'ın belirtisi değildir. O da belirtilerden bir belirtidir. Allah bir ve eşsiz, belirtileri ise milyarlarcadır. O kenarsız tek varlık, bölünmeyi kabul etmediği gibi, birleşmeyi de kabul etmez. Zira, iki, üç, dört, beş veya daha fazla sınırsız varlık düşünülemez. Varın var olması, sınırsız olmasına dayanır. Sınırlanırsa, çevresinde yokluk düşünülür. Ayrıca var, yoktan var edilmiş kabul edilir. Halbuki ne yok vardır, ne de yoktan bir şey olur. Öyleyse sınırsız var, bir tanedir. Var ikilik kabul etmez. İkilik olmayınca, üçlük, dörtlük nasıl olabilir?


Hıristiyanların, üçleme nazariyesine gösterdikleri ateş örneği ve bir ipi üç kat edip, onu tekrar açıp, üç – bir, bir -- üç örnekleri, saçma ve cahil Hıristiyanları kandırmaktan başka bir şey değildir. O zaman, herhangi biri çıkıp, bir ipi yedi sekiz kat eder ve Tanrı sekizdir, bakın işte bu ip sekiz kıvrımdır, şimdi uzatacağım o bir ip bir tane olacaktır, öyleyse Tanrı sekizdir. Sekiz, birdir, bir de sekizdir gibi saçma laflarına inanmak lâzım gelir.

Ateş örneğine gelince, Hıristiyan papazları, ateşin cevherini – kitlesini- Allah’ın Zâtı, hararet-ısısını Ruh, yani İsa, rengini de Ruhul Kudus’a benzetip, bundan da üç-bir, bir-üç kaidesini çıkarmaya çalışıyorlar. Bu da sakattır. Bir defa ateşin kitlesi zamirdir. Onun ağırlığı ve boyutu vardır. Bir şeyin var olması, yani zamir olması, sıklet ve boyutu bulunması ile olur. Ateşin harareti ve kırmız


<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kuran'a Dair Gerçek Bilgiler

Recent Posts

YUNUS SÛRESİ
VÂKİ OLAN SURESİ
Başlıksız
YUSUF SÛRESİ
MAĞARADA UYUYANLAR SÛRESİ
HİKÂYELER SÛRESİ
LÛT SÛRESİ
SEBELİLER SÛRESİ
GANİMETLER SÛRESİ
CENNET İLE CEHENNEM ARASINDAKİ DUVARDAN BAHSEDEN SÛRE
HAYVANLARDAN BAHİS GEÇEN SURE
ZİYAFET SOFRASI SÛRESİ
İMRAN SOYU SÛRESİ
İMRAN SOYU SURESİ
İNANANLAR SÛRESİ
KUR'AN (Türkçe)
KUR'AN (Türkçe)
KUR'AN'DA ZULÜM KAVRAMI
FİTNE ADAM ÖLDÜRMEKTEN BETERDİR.
CENNETTE DERECELER VARDIR
KİBİRLENMEYİN. ALLAH, KİBİRLENENLERİ SEVMEZ.
Atasözü
ALLAH, SABREDENLERLE BERABERDİR
ALLAH, RİYÂKÂRLARIN CEZASINI VERECEKTİR
KIYAMET GÜNÜ HAKKINDA
DİNDE SABIR, SEBÂT VEYA GAFLET
BİRİKTİRDİKLERİ ALTIN VE GÜMÜŞLERLE ALINLARI, SIRTLARI VE YANLARI DAĞLANIR
KÂFİRLER SÛRESİ (Kâfirun Sûresi)
ALLAH'A İMAN
ALLAH'A İMAN

Friends

onursargin

batak oyna