Onları Allah Yoluna Davet Et

29/1/2008 - KÂFİRLER SÛRESİ (Kâfirun Sûresi)


KÂFİRLER SÛRESİ


DE Kİ: EY KÂFİRLER

BEN SİZİN TAPTIĞINA TAPACAK DEĞİLİM

SİZ DE BENİM TAPTIĞIMA TAPACAK DEĞİLSİNİZ

BEN DE SİZİN TAPTIKLARINIZA TAPICI DEĞİLİM

SİZ DE BENİM TAPTIĞIMA TAPICI DEĞİLSİNİZ

O HALDE SİZİN DİNİNİZ SİZE, BENİM DİNİM BANADIR.

Kimileri şöyle der:” Genel olarak tarafları ve kuralları ile birlikte yaratılışın adı İslam dır. Yaratılış, anlayış üzerine bina edildiğinden, işin bilimsel tarafını meydana getiren maddi işleyişle birlikte bu işleyişin anlaşılmasını sağlayacak kurallar bir aradadır.

Bu nedenle farklı inançları bir araya getirmek için kullanılan “Dinler arası hoşgörü” “Dinler arası diyalog” gibi ifadeler hatalıdır. Farklı dillerde ki telaffuzu farklı olabilir ancak kaynağı itibarı ile Din tektir ve adı “İslam” dır. İslam yukarıda söylediğimiz gibi maddi yaratılış ile birlikte bunun anlaşılmasını sağlayan şeylerin tümüdür. Peygamberlerin getirdikleri bu şeylerden ayrı değildir. Yani Musa’nın getirdiği ile İsa’nın getirdiği farklı din değildir. Bu nedenle 'dinler arası' ifadesini kullanmak yaptığı çağrışım itibarı ile sakıncalıdır, bunun yerine 'İnançlar arası' ifadesi kullanılabilir. Çünkü her peygamberin getirdiği şey ancak bir yoldur. Her peygamberin getirdiği yolu kapsamında tutan hakikat aynıdır ve her yol ancak bir inanç sistemidir.

Bu gün Müslümanında ve Müslüman olmayanında İslamın sadece Müslümanlık olduğu gibi bir kanı vardır ki bu son derece yanlış bir kanıdır. Günümüz Müslümanlarının İslam üzere olduklarının söylenebilmesi de zordur. Müslümanlık da diğerleri gibi bir inanç sistemi olup inanç sahiplerinin yozlaştığı derecede diğer inanç sistemlerinde olduğu üzere İslamdan uzaklaşmış olacaktır. Bu nedenle Müslümanların kendilerini bu hakikat üzere eleştirmeleri ve hakikatten ne derece uzağa düştüklerini görmeleri gereklidir.

Bu husus da günümüz Müslümanlarında şu da gözlenmektedir ve çok önemlidir. Kur’an sanki indirildiği devrin insanlarına gelmiş ve iş o günün insanlarının anlayışı ile son bulmuştur. Çünkü günümüzde otorite olarak kabul edilen kimseler ağzını açtığında bin yıl öncesinin otoritesinin söylediklerinden ileri söylememektedir. Halbuki o günlerden bu güne teknolojik gelişmeler sonucu bilim çok ilerledi. Ancak Müslüman dünyasında bu gelişmelerin penceresinden Kur’ana veya Kur’anın penceresinden bu gelişmelere bakabilenler henüz çıkmadı”.


Yazının ikinci paragrafında açıklanan “Dinler arası ifadesini kullanmak yaptığı çağrışım itibarı ile sakıncalıdır, bunun yerine 'İnançlar arası' ifadesi kullanılabilir” sözünde ,evet sadece bu sözde bir yanılma var. Diğer ifadelerin tümüne katılıyorum. Çünkü Kuran'ın Kâfirler Sûresinde: De ki: Ey kâfirler ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapıcı değilsiniz. Ben de sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapıcı değilsiniz. O halde sizin dininiz size benim dinim banadır.

Rabbin kâfirler hakkında “Sizin dîniniz size, benim dînim banadır” ayeti kimleri kapsamaktadır? Kâfirler “Biz öldükten sonra mı dirileceğiz? Derler. Onlar yüzükoyun alevli ateşe atılacaklardır. Ölümden sonra diriltilip hesabı görülmeyeceğini sanarak Allah'tan korkmadan O'nun emir ve yasaklarından gâfil yaşayanlar kör, sağır ve dilsizlerin ta kendileridirler. Onlar için çok acı bir azap vardır. Bu bakımdan bunlar kendilerine sonuçları itibâriyle ister Müslüman, ister Hıristiyan, isterse ateist desinler hiç önemli değil. Hadiste: "Müslüman ümmeti yetmiş üç fırkaya ayrılır bunlardan biri kurtulur!"Çünkü Kuran'da "Ancak Allah'tan korkun've 'Allah'tan korkun ki kurtuluşa erin' buyrulur.


Yeryüzünde tek din olan İslâm (Allah'a ve O'nun varlığı, birliği sıfatları, emir ve yasakları ve bu yasaklarla ilgili vâdlerinden haberdar olup O'na tam bir teslimiyetle boyun eğmek dışında her yol bâtıldır. Ve ona İslâm denilmez.

Resûlullah (s.a) çarşıyı dolaşırken satıcının birinin malın iyisini, görünen yere çuvalın üzerine, kötüsünü ise altına sakladığını görünce, elleriyle çuvalın içindeki gıda maddesini alt üst karışacak şekilde çevirdikten sonra şöyle demiş: “Bizi aldatan bizden değildir!”


İslâmi radyodan bir zamanlar şimdi rahmetli olan bir hoca efendi nakletmişlerdi. “Almanya'da yaşayan bir Türk ailesinin ölüm döşeğinde hastası için hoca çağırmışlar. O kelime-i şehadet'i telkin ediyor fakat hasta, bir türlü bu kelimeyi söyleyememiş, hoca efendi ne kadar telkin ettiyse de bir işe yaramamış, eceli yakın olan kişi bir ara aniden toparlanıp çevresindekilere yüksek sesle: “Görmüyor musunuz”? Demiş. “Terazinin kefesini, kantarın topuzunu gırtlağıma dayamışlar o kelimeyi bana bir türlü söyletmiyorlar”!!!


Kabir, defin işlerinden sonra hoca efendi ölenin hanımına sormuş: “Kendisi nasıl biriydi, sağlığında ne yapardı? Hanımı da: “Kendisi sağlığında ticaretle uğraşırdı. Onun iki terazisi vardı. Biri satın alırken eksik tartıyor, ibresi fazla, ağır gösteriyordu. Diğer terazisi satarken hafif, eksik tartıyor, fazla gösteriyordu!!!

Allahü Tealâ adaletlidir. Adalet üzere davrananları sever. O, herkesin ne yaptığını gayet iyi bilir, herkes durumunun gerektirdiğini yaparken hiç bir günahı küçük görmemelidir, Allah korkusundan mümin günahını dağ gibi görür, diğerleri ise içine düştükleri gaflet sebebiyle günahlarını, burnunun üzerine konan ve hemen uçuveren küçük bir sinek gibi görür. Bir ayeti kerimede “Onlar Allah'ı kandırdıklarını sanırlar, oysa kendilerini kandırırlar da farkına varamazlar” buyrulur. Ayette “Allah, her halinizi görür ve bilir ve O, her hâlinizden haberdardır” bu bakımdan Allah kimi temize çıkaracağını gayet iyi bilir.


İnsanların birbirleri arasındaki küçük ve büyük günahlardan örnekler verirsek meselâ bir kimse darda kalıp arkadaşından bin dolar ödünç alıyor, hasta çocuğuna veya hanımına sarfediyor ve gerçekten de bir türlü denkleştirip borcunu ödeme imkânı olmuyor. Borç veren arkadaşı da iyi bir kimse onun halini biliyor ve affediyor bu ikisinin halini bilen bir üçüncü kişi borç isteyip de veremeyen kimsenin yerine alacaklıya ödenmek üzere bir çek imzalıyor. İşte Allah'ın adaleti üçüncü kişinin yaptığı gibi tecelli edebiliyor. Bu madalyonun bir yüzü diğerinde ise bir kimse hali vakti iyi olduğu halde malını daha da çoğaltmak kastıyla çevresindeki insanları bir şekilde kandırarak ellerindeki yaşam boyu kazandığı ne varsa alıyor, diyelim emekli tazminatlarını, ölülerinden kalan miraslarını-terekelerini-, evlerini, arsalarını, öz malıymış gibi hiç çekinmeden silip süpürüyor. Bir yaşam boyu kazanılmış nakit nasıl geri gelmesi imkansız ise, aileler geri dönüşümsüz çok büyük bir yıkıntıya uğruyorsa, onların çocuklarına hatta torunlarına kadar bu acı miras kalıyorsa işte fark burada bu affedilmesi çok zor, hatta imkansız bir olay gibi gözükse de doğrusunu Allah bilir. Resulullah bir hadis-i şerifte şöyle buyurur: “Allah Tealâ dilediğinin günahlarını affeder” Kur'an'da “Allah'tan af dileyin. Çünkü O, tövbeleri kabul edendir” buyrulur. Eğer tövbeleri kabul etmez manasında katı bir tutum sergilersek işte bu ayet, yanılmakta olabileceğimizi hatırlatır: 'Allah hakkında yalan uydurandan daha zâlim kim vardır?' Çünkü Allahü Tealâ zât'ı hakkında 'tövbeleri kabul edendir' buyurmaktadır. Bir diğeri 'Allah'ın âyetlerini hiçe sayandan daha zâlim kim vardır? O halde bu ayete de kulak kabartmamız lâzım gelir.


Ebu Hüreyre der ki: Miraç gecesi yedinci kat gökyüzünde cennetin kapısında bir kürsü üzerine oturmuş ak saçlı bir adam bulunmaktadır. Onun etrafında beyaz yüzlü ap-ak topluluklar da oturmuşlardı. Bir topluluğun da rengi biraz bulanıktı. Rengi biraz bulanık olan bu topluluk bir nehre girdiler, yıkandılar, çıktılar ve renklerindeki bulanıklık gitti. Sonra bir başka nehre girdiler, yıkandılar, çıktılar renklerindeki diğer bulanıklık da gitti. Sonra bir başka nehre girdiler, yıkandılar, çıktılar ve renkleri arkadaşlarının renkleri gibi hâlis beyaz oldu. Geldiler ve arkadaşlarının yanına oturdular. Hz. Peygamber dedi ki: Ey Cebrail, bu ak saçlı adam kimdir? Sonra bu ap-ak yüzlü insanlar kimlerdir? Renkleri bulanık olan şunlar, necidirler? Girip renklerini arıttıkları bu ırmaklar nedir? Cebrâil dedi ki: Bu baban İbrahim'dir. Yeryüzünde saçı ağaran ilk insandır. Bu yüzü beyaz olanlar ise, îmanlarına zulüm karışmamış olanlardır. Renkleri bulanık olanlar ise, iyi amelle, kötü-şer ameli karıştırmış olan bir topluluktur. Tövbe ettiler, Allah onların tövbelerini kabul etti.

Irmaklara gelince; birincisi Allah'ın rahmeti, ikincisi Allah'ın nimetidir. Üçüncüsünde ise Rableri onlara tertemiz içitlerden içirmiştir.







<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kuran'a Dair Gerçek Bilgiler

Recent Posts

YUNUS SÛRESİ
VÂKİ OLAN SURESİ
Başlıksız
YUSUF SÛRESİ
MAĞARADA UYUYANLAR SÛRESİ
HİKÂYELER SÛRESİ
LÛT SÛRESİ
SEBELİLER SÛRESİ
GANİMETLER SÛRESİ
CENNET İLE CEHENNEM ARASINDAKİ DUVARDAN BAHSEDEN SÛRE
HAYVANLARDAN BAHİS GEÇEN SURE
ZİYAFET SOFRASI SÛRESİ
İMRAN SOYU SÛRESİ
İMRAN SOYU SURESİ
İNANANLAR SÛRESİ
KUR'AN (Türkçe)
KUR'AN (Türkçe)
KUR'AN'DA ZULÜM KAVRAMI
FİTNE ADAM ÖLDÜRMEKTEN BETERDİR.
CENNETTE DERECELER VARDIR
KİBİRLENMEYİN. ALLAH, KİBİRLENENLERİ SEVMEZ.
Atasözü
ALLAH, SABREDENLERLE BERABERDİR
ALLAH, RİYÂKÂRLARIN CEZASINI VERECEKTİR
KIYAMET GÜNÜ HAKKINDA
DİNDE SABIR, SEBÂT VEYA GAFLET
BİRİKTİRDİKLERİ ALTIN VE GÜMÜŞLERLE ALINLARI, SIRTLARI VE YANLARI DAĞLANIR
KÂFİRLER SÛRESİ (Kâfirun Sûresi)
ALLAH'A İMAN
ALLAH'A İMAN

Friends

onursargin