Allah Yoluna Davet Et

12/3/2008 - KUR'AN'DA ZULÜM KAVRAMI


SORU: "Tüm peygamberler, insanları akidede tevhide, muamelatta adalete davet etmişlerdir. Tevhidin zıddı Allah'tan başkasına tapmak ve O'ndan başkasını hüküm sahibi sanmak, eş, ortak koşmak (şirk), adaletin zıddı ise zulümdür.


İnsanların en çok kullandığı, fakat mahiyetini değiştirdiği kavramlardan birisi de zulümdür. Arapça olan ve "Za-Le-Me" kökünden gelen bu terim, birçok manayı ifade eden bir kavramdır. Arapça mütehassısları, zulüm terimini "bir şeyi kendisine ait olan yerin dışına koymak, eksiltmek, çoğaltmak ve mahiyetini değiştirmek" olarak tarif etmişlerdir. Zulmün tasnifi ve keyfiyeti Sünnet ile sabittir.


Resul-i Ekrem (sav)'in, "Zulüm üç türlüdür. Bir zulüm vardır ki, Allah onu affetmez. Bir zulüm vardır ki, Allah onu affeder. Bir zulüm vardır ki, Allah onun hesabını bu dünyada sorar. Allahü Teala (cc)'nın affetmediği zulüm inkârcılıktır. Çünkü Allah,Kur'an'da 'Allah'a ve O'nun ayetlerine inanın, onun emirlerine uyun. İnkârcıların ise varacakları yer cehennemdir' buyurmuştur. Allahu Teala (cc)'nın affedeceği zulüm, kulların kendilerine karşı işlediği zulümdür. Rableri ile kendi aralarındaki işlerde yaptıkları hatalardır. Allah'ın hiç bırakmayıp, mutlaka hesabını soracağı zulüm ise, kulların birbirlerine karşı işledikleri cürümlerdir. Allah bunların hesabını sorar ve zalimleri cezalandırır" buyurduğu malumdur.


Allah ve onun ayetlerine emir ve yasaklarına iman ve inançsızlık ile ayetlerden şüphede olmaktır. Kur'an-ı Kerim'de, "Allah inananların dostu ve yardımcısıdır. Onları zulumattan (karanlıktan) nura çıkarır. İnkârcıların velisi ise taguttur. O (tagut) da kendilerini nurdan ayırıp, zulümata (karanlıklara) çıkarır. Onlar orada, ebedi olarak kalacaklardır" hükmü beyan buyrulmuştur. "nur ile zulümattan maksadın, dünya ve ahiret mutluluğu ya da mutsuzluğu ile sonuçlarının cennet ile cehennem olduğu kesindir.


Birincisi: Kulların kendine karşı zulmü

Mükellefin İslam fıkhının hükümlerine uymayarak (farzları terk, haramları işleyerek) kazandığı günahlar manasındaki zulümdür. Kur'an-ı Kerim'de bu şekildeki zulmün mahiyeti de haber verilmiştir: "Allah'tan af dileyin " emri gereğince kötü, şer iş işledikleri, veya kendilerine zulmettiklerinde; Allah'ı anarak hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler kişilerdir. Bir de onlar işledikleri günah üzerinde, bilip dururken ısrar etmeyenlerdir. Dolayısıyla farzları terk ve haramları işleyen her mükellef, öncelikle kendine zulmetmektedir.


İkincisi: Bazı haramları işlerken hem kendine, hem çevresinde bulunan insanlara zulmetmesi de mümkündür. Mesela; aile hakkında eşlerin birbirleri arasında, çocuk ve anne baba hakları, tereke, yetim hakları, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, kibirlenmek, israf etmek, cimrilik etmek, cinayet, hırsızlık, tecavüz, zina, içki, kumar, domuz eti yemek, gasp, yaralamak, alay etmek, teraziyi, ölçüyü doğru tutmamak, haksızlık yapmak, yalan söylemek, borcuna riayet etmemek, faiz alıp-vermek, tefecilik yapmak, dedikodu ve iftira gibi cürümleri işlemek vs.


Üçüncüsü: Biz nice zalim kavmi helak ettik ayetine göre, peygamberleri yalanlayanlar ve insanların birbirlerine yaptıkları haksızlıklar (siyasi iktidar ve cemiyet planında) manasındaki zulümdür. İslam'ı reddeden ve heva ve heveslerine göre hüküm koyan siyasi iktidarlar, bu çeşit zulmü ön plana çıkarabilirler. Kur'an-ı Kerim'de, "Âd ve Semûd kavimleri de peygamberleri yalanladı. Şiddetli esen bir rüzgarla helak edildiler. Tek bir sayha, bir tek ses onlara yetti. Sanki daha önce hiç yaşamamış gibiydiler. Evlerinde yüzükoyun boylu boyunca yere kapanık ölü bulundular. Nasılmış azabım ve korkutmalarım? Bak da gör!.. Onlar ayetlerimizi inkâr ettiler. Peygamberlerine asi geldiler. Böylece başları (liderler) olan her zorbanın emrine uyup gittiler. Onlar bu dünyada da, kıyamet gününde de lanet cezasına tabi tutuldular" (Hud Suresi: 59-60) hükmü beyan buyrulmuştur. Toplumca helak edilmekten kurtulmak için hem zorbalara, hem de onların zulümlerine karşı direnmek vaciptir.

Türkiye'de çevre kültürüne göre şekillenen, garip bir ahlak anlayışı vardır. İslam şeriatını reddedenler dahi Peygamberimizin ahlakından veya Hz. Ömer'in adaletinden bahsetmektedirler. (..) İslam şeriatının reddedildiği ve resmi ideolojinin esas alındığı toplumlarda, rölatif (izafi) ahlak telakkisi musibetlere sebep olmaktadır. Tevhidi Müslümanların azaldığı, geleneksel İslam anlayışının yayıldığı toplumumuzda, insanların hedefleri değişmiştir. Çifte standart ve rölatif ahlak anlayışı, adalet duygusunu ortadan kaldırmıştır. (...) Bir Müslümanın temel hedefi ne olmalıdır? Güzel ahlakın ve edebin kaynağı ve mahiyeti nedir? Ahlakın tevhid inancı ile ilgisi var mıdır?"

CEVAP: Her Müslümanın temel hedefi, Allahu Teala (cc)'nın rızasını kazanmaktır. Kelime-i şehadeti kalben tasdik ve diliyle ikrar eden her insan, Müslüman vasfına haizdirler. Zira tevhid inancına sahip olmayan kimseye Müslüman denilemez. Slogan olarak kullanılan, tevhidi ve geleneksel Müslüman tasnifi doğru değildir. Her dinin veya ideolojinin, kendine mahsus bir beşeri münasebet sistemi vardır. İslam dininin beşeri münasebet sistemi; güzel ahlak ve edep, vazifelerin edası ve haklara riayet gibi unsurlara dayanır. İnsanlar hevalarını bir kenara bırakır ve teklif-i ilahiyeye içtenlikle teslim olurlarsa, yaratılış hikmetine uygun bir hayat yaşayabilirler. Seyyid Şerif Cürcani; bu mahiyeti dikkate almış ve "Hevasına muhalefet edip, Allahü Teala (cc)'ya teslim olan mükellefin fiillerine ibadet (iyi iş)denilir" tarifini yapmıştır. İslam dinindeki iman ve ibadet esaslarıyla; ahlaki emirlerini, kesin çizgileriyle birbirinden ayırmak mümkün değildir. Nitekim Hz. Aişe (r.anha) validemiz ; "Resul-i Ekrem'in (sav) nasıl bir ahlaka sahip olduğunu" soran Hz. Urve b. Hişam'a, şu cevabı vermiştir: "Resulullah (sav)'ın ahlakı Kur'an-ı Kerim'den ibaretti. Sen Kur'an-ı Kerim'i okumuyor musun?"

Bir mükellefin; diğer insanlarla olan münasebetleri hususunda, muhtaç olduğu ilimleri öğrenmesi farzdır. Kulun dinini icrası, Allah (cc)e içtenlikle imanı ve kulların birbirleri ile ve işlerinin muaşereti hususunda muhtaç olduğu ilimleri öğrenmesi İslam'ın farzlarındandır. Müslümanların gerek Allahü Teala (cc)'nın hukukuna, gerek insanların haklarına hassasiyetle uymaları zorunludur. Kur'an-ı Kerim'deki her emir ve yasak, bir görevi gündeme getirir. Dolayısıyle İslam ahlakını bir "Görev edebi" olarak tarif etmek mümkündür. Seyyid Şerif Cürcani "Edep"i şu şekilde tarif etmiştir: "Edep ma'ruftan ibarettir. İnsanı her türlü kötülüklerden, hatalardan ve fenalıklardan koruyan bir melekedir" Gerek nefsimize, gerek ailemize ve gerek diğer insanlara karşı olan vazifelerimizi; İslam'ın tayin ve tespit ettiği ölçülere göre eda edersek "güzel ahlak ve edebe" sahip olabiliriz. Kamus Mütercimi Asım Efendi, "Edep" ile ilgili olarak şunları zikretmektedir: "Edep; nezaket, incelik ve usluluktur. İnsanlara karşı sözü ve hareketi ile yumuşak bir muamele ve güzel bir tavır üzere olmaktır. Bütün hatalı davranışlardan kendisiyle korunulan şeyleri bilmektir. Kişinin benliğinde yerleşmiş bir meleke olup; ona sahip olanları, kötülemeyi ve ayıplamamayı gerektirecek şeylerden korur. Ariflerin deyimi ile edep, "Dinin tespit ve tayin ettiği ahlaki sınırları korumak ve saygı gösterilmesi gereken yola girmektir." Bu ise insanın gönlünde yer etmiş olan güzel ahlaktan ibarettir. İnsanı Hakk'a götüren yolların hepsi edeptir. Fıkıh alimlerine göre; Resul-i Ekrem (sav)'in sünnetine dayanan hareketler manasına gelir."
Temel hedeflerini; Allahü Teala (cc)'nın rızasını kazanmak ile sınırlayabilen Müslümanlar, birbirleriyle olan münasebetlerinde edebe riayet edebilirler. Nefs-i emmarelerine (hevalarına) tabi olan insanların, hayvanlardan daha tehlikeli bir varlık haline gelmeleri mümkündür. Mevlana Celaleddin-i Rumi "- Adem oğlunun edepten nasibi yoksa, o insan değildir. İnsan ile hayvanı birbirinden ayıran en bariz fark edeptir. Kur'an-ı Kerim'i iyice tetkik edersen, bütün ayetlerinin manasının edep olduğunu görürsün" diyerek, edebin önemini veciz şekilde ortaya koymuştur. İslama hizmet etmeyi arzu eden insanların, güzel ahlaka ve edebe sahip olmaları zaruridir. Bu zaruri şartın, iman ile ilgisi vardır. Zira Resul-i Ekrem (sav)'in "Mü'minlerin iman yönünden en mükemmel olanı, Ahlakı en güzel olanıdır" buyurduğu malumdur. Rölativizme (izafiyet) inanan ve "Ahlaki değerlerin bize, ölçülerimize ve duygularımıza göre izafi olduğu, mutlak ahlaka ulaşılamayacağı" tezini savunan kimseler, İslamı bilmeyen zavallılardır. Gerçek işte budur.


ADİL SİYASETİN VE ZALİM POLİTİKANIN KEYFİYETİ

SORU: "Senelerce büyüklerimin tavsiyesine uydum ve ehven-i şer olduğu gerekçesiyle, sağcı partilere rey verdim. Fakat sağcı olduklarını söyleyen politikacıların, değişik vesilelerle, dini istismar ettiklerini görüyorum. (...) Siyasetin keyfiyeti nedir? Büyüklerimizin tavsiyelerine uyarak yaptığımız tercihlerden mesul olur muyuz? (...) İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a)'nin zalim sultanların iktidarlarını meşru kabul etmediği doğru mudur? Siyasetin harama ve yalana dayandığı dönemlerde ne yapılması gerekir? Bir iktidarın meşru olabilmesinin şartları nelerdir?"

CEVAP: Bazı İslam alimleri "İnsanları dünyevi ve uhrevi saadete ulaştırmak, onları fesaddan kurtarabilmek için takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir"(1) tarifi esas almışlardır. İbn-i Abidin, "Siyaset ağır bir şeriat olup, iki nevidir. Siyaset-i zalime: Halkın haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır. Siyaset-i adile: Halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulum ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini men eden siyasettir ki, şeriattan sayılır"(2) diyerek, siyaseti tasnif etmiştir. Adil siyasetin gerçekleşmesi için gayret sarfeden kimselerin; velayet hukukuna riayet etmeleri ve fütüvvet ahlakına sahip olmaları zaruridir. Türkiye'de politikacıların değişik vesilelerle, dini istismar ettikleri sabittir. Bunu şu veya bu parti ile sınırlandırmak doğru degildir. Şahısperestlik hastalığı ve zalim politika, bütün ahlaki değerleri tahrip etmektedir. İktidar sahiplerinin, insanların hidayetine vesile olmaları mümkün olduğu gibi, kitleleri dalalete sürüklemeleri de mümkündür. Bu siyasi bir tez değil, Allahu Teala (cc)'nın kitabında yer alan bir hakikattir. Kur'an-ı Kerim'de, kıyamet gününde ortaya çıkacak manzara şöyle tasvir edilmiştir: "(Tuğyan eden siyasi liderler) O gün yüzleri ateşte evrilip-çevrilirken, 'Eyvah bize!.. Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e itaat etseydik' diyeceklerdir. (Onlara tabi olanlar da) 'Ey Rabbimiz!.. Hakikat biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlar da bizi yoldan saptırdılar' diyeceklerdir. Ey Rabbimiz!.. Onlara (liderlerimize ) azaptan iki katını ver. Onları büyük bir lanetle rahmetinden kov!.."(El Ahzab Suresi, 66-68) Hesap gününde; tuğyan eden ve insanları hidayetten uzaklaştıran siyasi liderler ile onlara tabi olan kimselerin, birbirlerinin düşmanı haline gelecekleri haber verilmiştir. Müslümanların fesadın, yalanın ve zulmün ön plana çıktığı dönemlerde, nasıl hareket edecekleri, önemli bir meseledir. Resul-i Ekrem (sav)'in, "Benden sonra birtakım emirler olacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik eder ve yaptıkları zulümde kendilerine yardımcı olursa benden değildir, ben de onlardan değilim. O kimse benim havzımın etrafına yaklaşamayacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik etmez ve zulümlerinde kendilerine yardımcı olmazsa, bendendir. Ben de onunla beraberim. Ve o kimse havzımın kenarında bana ulaşacaktır"(3) buyurduğu ve mü'minleri uyardığı malumdur. Buradaki "Benden değildir, ben de onlardan değilim" ifadesi; yalan söyleyen ve zulmeden politikacıları desteklemenin, nelere sebep olacağını haber vermektedir.
İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a)'nin zalim iktidarları meşru saymamasını; bu hadis-i şerif'le izah eden alimler bulunduğu gibi, "Allahu Teala (cc)'ya isyan hususunda mahluka itaat yoktur"(4) hadis-i şerif'i ile izah eden alimler de vardır. Yeryüzünde küfür ahkamı ile hükmetme hakkı, hiç kimseye tanınmamıştır. Bu konuyla ilgili olarak Molla Hüsrev, "Bir kimse başkasına küfür ahkamı ile hükmetmek için azm eylese, sırf bu azmi sebebiyle kafir olur. Şayet bu kimse kelime-i küfrü konuşsa ve bir cemaatte o konuşulan sözü kabul eylese, o cemaatin hepsi kafir olur"(5) diyerek, önemli bir inceliğe işaret etmiştir. Bazı Müslümanların "Hangi iktidar meşrudur ve hangi vasıfları haiz liderlere itaat edilebilir?" sualine, kalplerini mutmain edecek bir cevap bulamadıkları görülmektedir. Şimdi bu konu üzerinde kısaca duralım... Bir iktidarın meşru olabilmesi için; adalete riayet etmesi ve insanların rızasına dayanması şarttır. Ayrıca iktidar sahibi olan kimsenin; Allahu Teala (cc)'nın kitabında ve Resul-i Ekrem (sav)'in sünnetinde yer alan bütün hükümlerin hakikat olduğuna inanması ve "İşittim, itaat ettim" diyerek, mucibince amel etmesi gerekir. İslam fıkhına göre meşru iktidarın, değişmeyen iki rüknü budur. Kitap ve Sünnet'te hüküm bulunmayan konularda; mü'minlerin emiri (Ulu'lemr) diğer şer'i delilleri ve maslahatı dikkate alarak, bir düzenlemede bulunabilir. Allahu Teala (cc), Müslümanlara; kendilerinden olan emir sahiplerine, meşru olan hususlarda itaati farz kılmıştır.(6) Bu mahiyetteki bir itaat; şahsa değil, İslam ahkamına ittiba ile ilgilidir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İbn-i Kayyım El Cezviyye- Et Turuku'l Hükmiyye Fi Siyaseti'ş Şer'iyye- Kahire: ty (Thk. Muhammed C. Gazi) Sh: 16.
(2) İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar- İst.: 1983 C: 8, Sh: 186.
(3) Mansur Ali Nasıf- Tac Tercemesi- İst.: 1973 C: 3, S: 100 Mad. No: 168.
(4) İbn-i Kesir- Tefsirul Kuran'il Aziym- Beyrut: 1969 C: 1, Sh: 420.
(5) Molla Hüsrev- Düreru'l Hükkam- İst.: 1307 C: 1, Sh: 324.
(6) İmam-ı Şafii- Er Risale- Kahire: 1979 (2. Bsm.) Sh: 80-81 Madde: 266 vd. Ayrıca İbn-i Kesir- Age: C: 1, Sh: 517-519

Kaynakça: Kur'an ve

Yusuf Kerimoğlu


<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kuran'a Dair Gerçek Bilgiler

Recent Posts

YUNUS SÛRESİ
VÂKİ OLAN SURESİ
Başlıksız
YUSUF SÛRESİ
MAĞARADA UYUYANLAR SÛRESİ
HİKÂYELER SÛRESİ
LÛT SÛRESİ
SEBELİLER SÛRESİ
GANİMETLER SÛRESİ
CENNET İLE CEHENNEM ARASINDAKİ DUVARDAN BAHSEDEN SÛRE
HAYVANLARDAN BAHİS GEÇEN SURE
ZİYAFET SOFRASI SÛRESİ
İMRAN SOYU SÛRESİ
İMRAN SOYU SURESİ
İNANANLAR SÛRESİ
KUR'AN (Türkçe)
KUR'AN (Türkçe)
KUR'AN'DA ZULÜM KAVRAMI
FİTNE ADAM ÖLDÜRMEKTEN BETERDİR.
CENNETTE DERECELER VARDIR
KİBİRLENMEYİN. ALLAH, KİBİRLENENLERİ SEVMEZ.
Atasözü
ALLAH, SABREDENLERLE BERABERDİR
ALLAH, RİYÂKÂRLARIN CEZASINI VERECEKTİR
KIYAMET GÜNÜ HAKKINDA
DİNDE SABIR, SEBÂT VEYA GAFLET
BİRİKTİRDİKLERİ ALTIN VE GÜMÜŞLERLE ALINLARI, SIRTLARI VE YANLARI DAĞLANIR
KÂFİRLER SÛRESİ (Kâfirun Sûresi)
ALLAH'A İMAN
ALLAH'A İMAN

Friends

onursargin

batak oyna batak