25/6/2008 - MAĞARADA UYUYANLAR SÛRESİ
Kaf-
Hâ- Yâ-Ayın- Sâd
Ancak
Allah'a tapın. Doğru yol işte budur. İyice anlamanız için
ayetlerimizi böylece bildirmedeyiz.
Mağaraya
sığınan gençler “Rabbimiz” dediler.” Bizi zalim
kavimden kurtar, bize yardım et” Onlar Rablerine güvenen
inançlarında sebat eden iyi kimselerdi.
Gençleri
mağarada köpekleri ile berâber üç yüz
küsur yıl (309) uyuttuk. Onlar uykuda idiler oysa onları
uyanık sanırdın.Eğer hallerini bir görseydin korkup
kaçardın.
Kimileri”
Mağarada uyuyanlar beş kişiydiler, köpekleri ile altı”.
Kimisi” mağarada uyuyanlar altı kişiydiler, köpekleri ile
yedi idiler. Kimileri de yedi kişiydiler köpekleri ile
sekizdiler” dediler.
De
ki: Onların sayısını ancak Allah bilir.
Gerçek
Allah'tan gelir. Bunlar daha öncekilere ait haberlerdir ki sana
bildirmedeyiz. Halâ akletmezler mi? Göklerde ve yerde ne
varsa Allah'ındır. O, gücü her şeye yetendir.
Karanlıklarda ve aydınlıklarda ne varsa O, bilir.
Kur'anı
duydukları zaman “gele gele içimizden ona mı vahiy geldi?”
derler. Allah kime peygamberlik vereceğini gayet iyi bilir.
Âyetlerimiz kendilerine bildirildiğinde” Bu bize
bildirilenler, daha öncekilere anlatılan eski masallardan
ibârettir” derler.
Onlara
“ Siz de Allah'a inanın ve O'nun bildirdiklerine uyun” dense
“Biz atalarımızın yolundan yürürüz” derler. Ya
ataları doğruyu anlamamış, doğruyu bulamamışlarsa ne olacak?
Hiç düşünmezler mi?
Onlar
ayetlerimizden yüz çevirmedeler. Büyük yanılgı
ve aldanış içindeler.
Allah
imanınızı zâyi edecek değildir. Her kim zerre kadar bir
iyilik işlerse onun karşılığı verilecektir. Faydası
kendinedir. Her kim de zerre kadar bir kötülük, şer
işlerse onun karşılığı verilecektir. Zararı kendinedir.
De
ki: Bende delilikten eser yoktur.
Sizin
kalpleriniz taş gibi hattâ ondan da katı oldu. Nice taşlar
vardır ki; Allah korkusuyla dağdan aşağı yuvarlanır. Nice
taşlar da vardır ki; Allah korkusu ile yarılır da içinden
su çıkar.
O
gün uzuvları aleyhlerinde tanıklık edecektir. O gün
herkese kazandıklarının karşılığı verilecektir. Zalimler ise
asla kurtuluşa erdirilmeyeceklerdir. Onların kazançlarının
bir faydası olmayacaktır.
Allah'ın
âzabı en şiddetlidir.
İnanan
ve iyi işler yapanlar için cennetler vardır ve orada her
diledikleri ellerinin altındadır. Ne güzel yurttur orası.
İnkârcılar
için cehennem vardır. Oradan kurtulmayı dileseler dahi asla
kurtarılmazlar. (Cehennem kaynayıp kabarmada. Sanki hışmından
patlayacak gibi. Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış
olarak cehenneme gireceklerdir. Orada ne ölürler, ne
dirilirler).
Allah
vâdinden asla dönmez. O gün hüküm yalnızca
onundur.
(Rabbinin
gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu
sabit kılardı. Dağları yerinde duruyor sanırsın. Oysa onlar
yürürler).
(Göğe
burçlar yerleştiren, orada ışık kaynağı güneş ve
aydınlatıcı ve nurlu ay yaratanın şanı yücedir. Her türlü
tazim Allah'a dır. O'nun adını büyük bil).
Allah
adına yalan uydurandan daha zalim kim vardır? Onlar ise,
kendilerine ne bir fayda, ne de bir zararı dokunan şeylere
taptılar. Allah'ı bırakıp da başka birini kendinize hakem mi
sandınız?
De
ki: Benim görevim ancak uyarmadır.
Onlar
o kişilerdir ki; Allah'a ve O'nun ayetlerine inanırlar,namaz
kılarlar, yoksullara yardım ederler. Yedirir, içirir,
giydirir, gezdirirler. Cennet onlaradır.
Onlar
o kişilerdir ki; ayetlerimiz kendilerine bildirildiğinde inkâr
ederler,peygamberlerle alay ederler. Cehennem onlaradır.
(İnanmıyorlar
diye neredeyse kendini helâk edeceksin)
(Hanginiz
daha güzel işler yapacak diye hayatı ve ölümü
yarattık).
Her
şeyi yaratan Allah'tır ve O, dilediğini gerçekleştirir.
(Onlara
şu iki kimseyi örnek ver: O ikisinden birine güzel bağ ve
bahçeler verildi. Çeşit çeşit sebze ve
meyveler. Bahçenin içinden ırmak geçiyor.
Kendisine soy sop verilmiş. Onlarla övünerek arkadaşına
'Ben soy, sop ve servet bakımından senden daha zenginim ve daha
büyüğüm' dedi. Bahçesine günahkârca
kibirle gitti ve 'Bu bahçenin hiçbir zaman tahrip
olmayacağına inanıyorum ve ben onu korurum. Kıyametin kopacağını
da sanmıyorum fakat Rabbime dönüp varırsam da, bundan
daha iyisini bulacağım' dedi. Arkadaşı ona Allah her şeye gücü
yetendir. Dilediğinin rızkını genişletir, dilediğinin kısar ve
bir ölçüye göre verir. Bana gelince Allah'ı
Rabbim olarak tanırım ve Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam'
dedi ve 'bahçene girerken şöyle söylemelisin “Allah
dilediğini gerçekleştirir. Kudret yalnız O'nundur. Gerçi
beni soy,sop ve servetçe kendinden küçük
görüyorsun. Sana bu ürünleri veren Allah,dilediği
takdirde bana daha iyisini verir. Allah'tan kork. Bahçen daim
kılınsın. Yoksa üzerine gökten bir musibet gönderir.
Derken böyle de oldu. Allah, bir gecede ürünlerini çer
çöpe döndürdü 'Keşke' dedi. 'Rabbime
hiçbir şeyi ortak koşmasaydım').
(Bilseniz
ahiret hayatı sizin için daha hayırlıdır. Mallarınız ve
evlatlarınız birer fitnedir.)
İyi
akıbet ise Allah'tan korkanların olacaktır.
Kıyamet
ansızın başınıza gelecektir. O, göz açıp kapamadan
da kısa süre içinde gerçekleşir. O gün
dağlar atılmış pamuğa benzer. Gök gül gibi kızarır,
yağ gibi erir.
O
gün onlar saf saf sıralandırılırlar Her kim zerre kadar bir
iyilik işlerse karşılığını görür. Faydası
kendinedir. Her kim zerre kadar bir kötülük, şer
işlerse karşılığını görür. Zararı kendinedir. Allah
her şeyi en iyi gören ve bilendir. O, her halinizden
haberdardır.
Kimsenin
kimseye faydası dokunmayacağı o günden korkun. (amel,(iş)
defterleri önlerine uçarak gelir. Amel defterlerini
boyunlarına asarız. Suçlular 'eyvah bize, vah bize! Bu
defter nasıl olmuş da büyük, küçük ne
varsa her şeyi inceden inceye sayıp dökmüş' derler).
O
gün onlar saf saf dizdirilirler. O gün herkese
işlediklerinin karşılığı verilir. Zalimlerin işleri ise boşa
çevrilir. Onların kazançlarının bir faydası
olmayacaktır.
Ancak
Allah'tan korkun. O, hesabı tez görür.
Ayetlerimizi
hiçe sayandan daha zalim kim vardır?
( Hani Mûsâ,
genç arkadaşına şöyle demişti: 'İki denizin
birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman
gideceğim.'
Onlar
iki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular.
Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence,
'Öğle yemeğimizi getirdin mi? Yolculuk yordu bizi' dedi.
Genç,
'Gördün mü!'dedi. Kayaya sığındığımız sırada
balığı unutmuşum. Onu bana unutturan ve sana söylememe engel
olan şeytandır. Balık acayip bir şekilde denize dalıp gitti'
Mûsâ:
' aradığımız buydu' dedi. Ve kendi izlerini takip ederek geri
döndüler. Balıklarını
unuttukları yerde kullarımızdan birini buldular ki,
katımızdan ona bir rahmet ve ilim vermiştik).
Mûsâ
ona, 'Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir
bilgi öğretmen için sana uyayım mı?' dedi.
O,(Hızır)
dedi ki: 'Sen benimle beraberliğe dayanamazsın'
Mûsâ,
'Allah'ın izniyle sabrettiğimi göreceksin. Hiçbir işte
de sana karşı gelmeyeceğim' dedi.
O,
(Hızır) dedi ki: 'Bana uyacaksan, sana ona dair bir şey
söyleninceye kadar bana hiçbir şey sorma'
Derken
yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde o, gemiyi deldi.
Mûsâ, 'Sen onu içindekileri boğmak için mi
deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.' dedi.
O
(Hızır) 'Demedim mi' dedi. 'Sen benimle beraberliğe asla
dayanamazsın?
Mûsâ,
'Unuttum, azarlama beni; Bu işimde bana güçlük
çıkarma!' dedi.
Yine
yola koyuldular. O, bir erkek çocuğu öldürdü.
Mûsâ : Tertemiz bir cana kıydın .Gerçek şu ki:
Kötü ve yasak edilmiş bir şey yaptın 'dedi.
O,
şöyle dedi: Sana, benimle birlikte bulunmaya asla
dayanamazsın demedim mi?'
Mûsâ,
'Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, benimle
arkadaşlık etme .Çünkü bu durumda benden
ayrılmakta mazur sayılırsın' dedi.
Yine
yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek
istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya
yüz tutmuş bir duvar gördüler. O, duvarı doğrulttu.
Mûsâ, 'İsteseydin bu iş için bir ücret
alırdın' dedi.
O,
(Hızır)'İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir' dedi.
'Şimdi sana sabredemediğin şeylerin iç yüzünü
anlatacağım.
'O
gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselerindi. Onu
kusurlu göstermek istedim, çünkü onların
ilerisinde, her gemiyi zorla ellerinden alan bir hükümdar
vardı'.
Çocuğa
gelince, annesi babası inanmış kimselerdi. Onları Allah yolundan
alıkoyacak, asilik edecekti Rabbim onlara, bu çocuğun
yerine daha hayırlı ve merhametli bir çocuk nasip
edecektir.
Duvar
ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Babaları da iyi bir
kimseydi. Duvarın altında onlara ait bir define vardı. Rabbim,
onların olgunluk çağına ulaştıklarında bir rahmet olarak
definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi
görüşüme göre yapmadım. İşte senin,
sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.')
Allah,
her şeyi en iyi işiten ve bilendir. (Onu ne uyku tutar ne
uyuklama). Allah'tan Hiçbir şey saklı, gizli kalmaz. O
karanlıklardakini de bilir. Aydınlıklardakini de.
(Sana
Zülkarneyn'i sorarlarsa ,ki
boynuzlu +halk arasında boynuza benzer miğferiyle tanınırdı.+
Biz onun mülkünü sağlamlaştırdık ve ona lüzumlu
her şeyi verdik. Sonra o, kendince bir yol tuttu.
Güneşin
battığı yere varınca, güneşin hararetini ve grup ettiğini
çamurlu çeşme suyunda gördü. Bir kavme
rastladı. Ona, halkı inkarlarından dolayı ya cezalandır, ya da
yumuşak davran' denildi. O, ' kim zulmederse, biz onu
cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür.
O ise azabı en şiddetli olandır' dedi.
Sonra
yoluna devam etti. Güneşin doğduğu yere vardı. Orada bir
halk buldu ki onları güneşten koruyacak bir siper vermemiştik.
(elbise ve ev).
Orada
neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk
buldu. Dediler ki: 'Ey Zülkarneyn! Yecüc ve Mecüc
yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor. Onlarla bizim
aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir cizye verelim
mi?
Zülkarneyn,
'Rabbimin bana verdiği imkân ve kuvvet, sizin vereceğiniz
cizyeden daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle
yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir duvar öreyim'
dedi. 'Bana demir kütleleri getirin' dedi. Demiri
eritip körükletti. Bana erimiş bakır getirin, dedi onu
da üzerine perçinledi. Artık onu ne aşabildiler, ne de
delebildiler.
Zülkarneyn,
'Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Vakti gelince Rabbim burayı dümdüz
yapar. O'nun vâdi gerçektir' dedi.)
Sûr'a
üflenince insanlar denizin dalgaları gibi üst üste
yığılır, çalkalanır, her biri doğruluğunda şüphe
olmayan o günde, huzurumuzda saf saf sıralandırılırlar.)
*De
ki: En çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları
hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden
kimseleri size haber verelim mi? 'Onlar, Rab'lerinin âyetlerini
ve O'na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece işleri
boşa çevrilen kimselerdir. *
Allah
hesabı tez görür.
Sana
ruhu sorarlarsa de ki: Size ruh hakkında pek az bir bilgi
verilmiştir.
Kim
ki inanır sabreder ve secde ederse işte en büyük ongunluk
ve kurtuluş budur. Onlar için Firdevs cennetleri vardır ve
orada ebedi olarak kalacaklardır. Ne güzel yurttur o.
İnkâr
edenlerin varacakları yer ise cehennemdir. Ne kötü yerdir
o.
Allah'ın
ayetlerini hiçe sayandan daha zalim kim vardır?” “Zalimler
ise asla kurtuluşa erdirilmeyeceklerdir. Onlar için çok
acı bir azap vardır. İnkârcıların varacakları yer
cehennemdir. Orada derileri yanıp eridikçe yeniden deri
bitirilir. Baş yiyecekleri zakkum köküdür.
Allah'tan
daha doğru sözlü kim vardır? O, gücü her şeye
yetendir.
|