23/11/2008 - BUYURDUK Kİ: “BİR KISMINIZ BİR KISMINIZA DÜŞMAN OLARAK İNİN YERYÜZÜNE”
Allahü
Tealâ İblis'e Kıyamet gününe kadar mühlet verdi. Adem ile Havva'yı da
cennetten çıkardığında hepsine şöyle buyurdu:”Bir kısmınız bir
kısmınıza düşman olarak inin yeryüzüne”Bu sebeple yeryüzünde ilk
cinâyet Âdem (a.s.)'in oğullarından Hâbil ile Kâbil arasındaki
husûmetten çıkmıştır. Nuh
(a.s.)'ın kavmi inkâr etmişti. Oğluna da kabul ettiremedi. İbrahim
(a.s.)'ın babası Âzer, Lût (a.s.)'ın kavmi de karısı da düşmandı.
Yusuf(a.s.)'ın kardeşleri de düşmandı. Muhammed Mustafa (s.a.s.)'in de
amcası Ebu Leheb ve Ebu Leheb'in karısı da düşmanlık yaptılar. Düşmanlık,
Allah Tealâ'nın kuduz mikrobunu yeryüzünde var etmesi gibidir. Doğru
teşhis ve tedavi hayat kurtarır. Mikrop bulaşıcıdır. Hasta, sağlam,
genç, yaşlı, iyi kötü ayrımı yapmaz. Bu Allah'ın bir sınavıdır. Kişi
elinde olmayan nedenlerle de virüsle karşı karşıya kalabilir. Allah bu
hastalıkları niye verdi, keşke vermeseydi diye yakınmak,sızlanmak,
şikâyet etmek yerine tedavi şeklini bilmek lâzımdır. Salgınlarda
hastalık bulunan yer karantinaya alınmışsa oraya girmemek, karantina
altındakilerin de bulundukları yerden çıkmaması gerekir ki bulaşmanın
önüne geçilsin. Allah
Tealâ Musa (a.s.)'a 'düşmanlarımı dost edinme' diye emretmiştir. İslâm
fıtrat dinidir. Çoğumuz biliriz ki çocuk yaşlarda şöyle bir duygu
vardır insanlarda. İki samimi arkadaş bu yüzden birbirlerine kızar,
darılırlar. Çünkü iki arkadaşın birisi bir başka kişiyle samimi
olmuştur. Oysa İlk iki arkadaştan biri üçüncüsü ile dargındır. Bu durum
karşısında diğeri der ki:”Beni ihmal edip dargın olduğum kişi ile
konuşuyorsun bir de dost arkadaş olmuşsun. Bu yüzden sana kızgınım,
kalbimi kırdın gibi sözler sarfeder. İşte bu duyguyu da körpe kalblere
Yüce Allah vermiştir. Müslümanlar
Rablerinin bâzı emirlerinden gâfildirler. Haddi zatında kendilerinden
başkalarını sırdaş edinmemelidirler. Kendilerinden başkasının nizam ve
prensibini en doğru olanlar dışında almamalıdırlar. Fakat Müslümanlar
Rabbimizin şu emrine karşı halâ gâfil davranmakta, o tip kimselere her
işte, her halde, her nizamda, her tasavvurda, her sistemde ve her yolda
başvurmakta ve örnek ittihaz etmektedirler!.. Allah'ın
menettiği kimselere dost olmakta onlara kalplerini ve bağırlarını
açmaktadırlar. Allah ilk islâm cemiyetine dediğini, her nesilden gelen
Müslümanlara da demektedir. “Onların size olan düşmanlıkları, ağızlarından çıkan sözlerden bellidir. Kalplerindeki ise daha büyüktür.” Ve Allahü Tealâ buyuruyor: “Onlara
'Haydi gelin. Siz de Allah'a inanın ve O'nun bildirdiklerine uyun'
denildiğinde 'Biz de imân ettik' derler. Fakat kendi arkadaşları ile
başbaşa kaldıklarında 'Biz sizinleyiz. Onlarla ise sâdece alay
ediyorduk' derler.” Ve Allahü Tealâ buyuruyor: “Sizlere bir iyilik dokunsa onları üzer. Başınıza bir dert geldiğinde buna sevinirler.” Ard
arda Müslümanların sarfettiği dostluklara karşılık onların içlerindeki
kini İslâm'ın öğrettiği müsamaha seli dahi temizleyememektedir. Bununla
birlikte biz yine dönüyor, hayatta ve yolda içtenlikle bağrımızı onlara
açıp, onlardan dost ittihaz ediniyoruz. Onlara güzel görünme ruhi
hezimet bizde o dereceye ulaşıyor ki, itikadımızda bile onlara hoş
görünmek için dini anlatmaktan korkar hâle geliyor, hayat sistemimizi
İslâm esasları üzerine oturtmuyoruz. Bu kurnaz düşmanlarla dedelerimiz
arasında geçen çarpışmaları hatırlatmaktan korkarak, gerçekleri ayaklar
altında çiğnetiyoruz. O yüzden de Allah'ın emrine muhalefet edenlerin
cezalarının başımıza gelmesinden korkuyoruz. O, yüzden zayıf düşüyor,
zelil oluyor, alay ediliyoruz. O yüzden düşmanlarımızın hoşuna giden
zahmetlere katlanıyoruz. Fakat Allah Tealâ'nın şu âyeti bizi
rahatlatıyor: “Daha önce Hiçbir peygamber göndermiş olmayalım ki,
kendileriyle gülünüp alay edilmesin.”İşte Allah'ın kitabı ilk İslâm
cemiyetine öğrettiği gibi bize de onların hilelerinden nasıl
korunacağımızı, eziyetlerini nasıl bertaraf edeceğimizi,içlerinde
gizleyip de bazen yalanlarını dillerinden kaçırdıkları şerden nasıl
kurtulacağımızı öğretiyor: “Sabredin.
Allah, sabredenlerle berâberdir.”ve “Allah herkesin ne yaptığını gayet
iyi bilir. O, işlediklerinizden asla gâfil değildir. Her kim zerre
kadar bir iyilik işlerse karşılığını görecektir. Faydası kendinedir.
Her kim de zerre kadar bir kötülük, şer işlerse karşılığını görecektir.
İnkârcıların zararı ise ancak kendilerinedir. Zalimlerin işleri boşa
çevrilir. Onların kazançlarının bir faydası olmayacaktır” Eğer
kuvvetliyseler, kuvvetleri karşısında, eğer hileye, dolambaçlı yollara
başvurmuşsalar, hile ve düzen tertiplemeleri karşısında göğüs gerip,
azmedip, sabretmek... Sabır ve bağlılık...Ayrılık ve zillet
değil...Onlardan gelecek şefkati kazanmak, beklenilen şerlerinden
korunmak için inancın tümünden ve bir kısmından vazgeçmek değil...
Sonra Allah korkusu...Sâdece Allah'tan ve O'nun kontrolünden
korkmak...Kalpleri Allah'a bağlayan yalnızca Allah korkusudur. Kalp
Allah'a bağlanınca, Allah'ın kuvvetinden başka her kuvveti küçümser.
Azmindeki bağları kuvvetlendirir. İşte doğru yol budur... S a b ı r v e
T a k v a... Al l a h ' ı n i p i n e s a r ı l ı p b a ğ l a n m a
k... .i y i l i ğ i t a v s i y e , k ö t ü l ü k t e n m e n e t m e
k...Bunu Allah için yapmak. ...Müslümanlar
uzun tarihleri boyunca ne zaman Allah'ın ipine sarılmışlar, ne zaman
hayatlarında Allah nizamını tahakkuk ettirmişlerse mutlaka yükselmiş,
muzaffer olmuşlardır.... Allah onları düşmanlarının oyunundan korumuş
ve en yüce söz onların olmuştur. Uzun tarihleri boyunca Müslümanlar; ne
zaman gizli, açık, akide ve nizamlarıyla muharebe eden tabii
düşmanlarının ipine bağlanmışlar, onlardan fikir edinmişler, s ı r d a
ş, arkadaş, yardımcı haberci, müsteşar olarak onları dinlemişlerse,
Allah onlara hep hezimet vermiş, düşmanlarını karşılarında diretmiş,
boyunlarını onların önünde eğdirmiş ve suçlarının cezâsını kendilerine
tattırmıştır. Tamamiyle tarih buna tanıktır. Allah'ın sözü ebedidir.
Allah'ın kanunu geçerlidir. Müslüman şahsi intikam için değil, Allah
yolunda cihad için harbeder. Kendisine eziyet edenlere kin beslediği
için değil, insanların hayrını sevdiği için...Bu hayrın insanlara
ulaşmasına engel olan maniaları devirmek için,gaflet perdelerini yıkmak
için...Galibiyeti, istilâyı, sömürgeciliği sevdiği için değil, bütün
insanların, gölgesinde adalet ve selâmetle yaşadığı sağlam bir nizam
ikâme etmek için...Yoksa milli bir sancak dikmek veya bir imparatorluk
kurmak için değil...İşte Kur'an ve Hadisteki birçok nassların
yerleştirdiği hakikat budur. Bu sistem hayırlıdır. İlk Müslüman
cemiyetinin tarihi de bunun tercümesidir. Bir kere en güzel şekliyle
edâ etti. Ve her zaman da edâya davet edilmektedir. Allah yolunda
canlar ve mallarla savaş Kıyamete kadar devam edecektir. Savaşın ille
de ilkel silahlarla yapılması anlaşılmasın. Bu her alanda yapılabilir.

|