| ||
| ||
1) Ahi Evran - Büyük velilerden - Kelam, tefsir, tasavvuf ve Şafii mezhebi fıkıh alimi. - Tabib. - Anadolu'da Ahilik Esnaf Teşkilatı'nın kurucusu. - Herkesin korkup kaçtığı evran denen büyük bir yılanın onu görünce sakinleşmesi ve itaat etmesi dolayısla "Evran" diye anılmıştır.
2) Evran - Çok uzun boylu insan. - Kasırga, hortum. - Evren.
3) Ahi Evran - Ahi Evran insan nefsinin bir ejder gücünde olduğuna, nefsini yenen kişinin, dünya hırslarından, kinlerinden, maddi isteklerinden arınacağına inanmıştı. İşte bu inanca bağlı olarak Ahi Evran'ın nefis denen benlik yılanını içinden söküp atarak bir kamçı gibi elinde taşıdığı söylenmiş, kendisine yılanlı ahi anlamına gelen Ahi Evran denilmişti.
4) Evran - Bir arkadaş bana evran adında bir yılandan bahsetti. Anlattığı kadarıyla bu yılan mersinde birkaç defa görülmüş. Görenlerin tarifinin hepsi aynı. 2 devasa boynuz, sakallı ve öküzün 3 misli büyüklüğünde kafası olduğu söylenirmiş.
5) Ahi Evran - Herkesin korkarak kaçtığı büyükçe bir yılanın kendisine itaat etmesi, herkesin gözü önünde bu kerameti göstermesi sebebi ile "Ahi Evran" (yılanın kardeşi) lakabı verildi.
6) Evran - Eski Türk inançlarındaki göksel ejderhanın adıdır.
7) Evran - Yılan.
8) | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
"...kendisini mükemmel olmadığı için affedebildi." | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
DENEY SONUCU yakında burada ve kuraldisi.com'da! ve elbette deney katılımcılarının e-posta adreslerinde! | ||
| 1 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
sayfa 95 Cinsellik enerjinin ta kendisidir. Bu yüzden "cinsel enerji" demeyeceğim çünkü zaten başka bir enerji yoktur. Cinsellik senin sahip olduğun tek enerjidir. Enerji dönüştürülebilir, daha yüce bir enerji haline gelebilir. Ne kadar yukarılara çıkarsa içinde o kadar az cinsellik kalır. Ve son bir zirve vardır ki, orada sadece aşk ve şefkate dönüşür. Nihai çiçeklenmeyi tanrısal enerji diye adlandırabiliriz ama bunun temelinde cinsellik yatar. Yani cinsellik, enerjinin ilk, en alt katmanıdır -tanrı ise en üst katmanı. Ama ikisinin arasında hareket eden aynı enerjidir.
safya 97 Cinsel orgazmda sen varsın. Varlık hiçbir düşünce olmaksızın oradadır. O anda tetikte olabilirsen, bilinçli olabilirsen, cinsellik tanrısallığa açılan bir kapıya dönüşür. Ve eğer o an tetikte olabiliyorsan, o farkındalık başka anlara, başka deneyimlere de taşınabilir. Senin bir parçan haline gelebilir. O zaman yemek yerken, yürürken, iş yaparken aynı farkındalığı taşıyabilirsin. Cinsellik sayesinde o farkındalık, özünün en derinlerine temas etmiştir. İçine işlemiştir. Artık onu taşıyabilirsin. Ve meditatif olursan yeni bir gerçeğin daha farkına varırsın. Bu, sana o mutluluğu, esrikliği tattıran şeyin cinsellik olmadığı gerçeğidir. O mutluluk hissini yaşatan, düşüncelerden arınmış bir zihin ve yaptığın eyleme tamamen kendini vermiş olma halidir.
sayfa 97 Cinsellik meditasyonla kaybolur ama bu, enerjiyi yok etmek demek değildir. Enerji asla yok edilemez, yalnızca şekil değiştirir. Artık cinsel değildir. Ve enerjin şekil olarak cinsel olmaktan çıktığında, sevecen bir insan olursun. Gerçekten de cinsel bir insan sevemez. Onun sevgisi sadece bir gösteriden ibaret olur. Onun sevgisi sadece cinsellik için bir araçtır. Cinsel bir insan sevgiyi yalnızca cinselliğe giden bir teknik olarak kullanır. O bir araçtır. Cinsel bir insan gerçekten sevemez, ancak diğerini sömürebilir ve sevgi sadece birbirine yaklaşma yöntemine dönüşür. | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
- duyguların simyası / tara benett goleman - benim yolum beyaz bulutların yolu / osho - ikinci doğum / premartha & svarup - yaşam kitabı / michael sharp - alexander graham bell, bağlantı kurmak / naomi pasachoff - aptalın deneyimi, aktif iyileşme ve gözlüklerden kurtulma / mirzakarim norbekov - rüyadan uyanmak / michael langford | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
ben gidicem :)
dersi veren: harika akpınar
CUMARTESİ 10:00 - 11:00 ....9 YTL ders başı - neva sanat gelişim / ümitköy / ankara
PAZAR 11:30 - 12:30.....9 YTL ders başı - neva sanat gelişim / ümitköy / ankara
| ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
|
bayramınızı kutluyorum...bayramınızı kutluyorum...bayramınızı kutluyorum...
| ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
dış dünya mı? o da ne?
sorumlu olmadığım bir şey mi var? neeeeeeee? | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
(Joe Vitale - Hew Len)
Dünyanın En Alışılmadık Terapisti Joe Vitale www.mrfire.com Çeviren: Onur Sargın 2 yıl önce, Hawaii’de, bir koğuş dolusu akıl hastası suçluyu onları hiç görmeden tedavi eden bir terapist olduğunu duymuştum. Terapist, hastaların dosyalarını incelemiş ve sonrasında kendisinin bu kişilerin hastalıklarını nasıl yarattığını görmek için kendi içine bakmış. Kendisi geliştikçe, hastalar da gelişme göstermiş. Bu hikayeyi ilk duyduğumda bunun bir şehir efsanesi olduğunu düşünmüştüm. Biri, kendini iyileştirerek başkalarını nasıl iyileştirebilirdi ki? Bu kişi bilge bir kişi olsa bile akıl hastası suçluları nasıl iyileştirebilirdi? Anlamamıştım. Mantıksızdı. Ve hikâyeyi unutup gittim. Ta ki hikayeyi bir yol sonra yeniden duyana kadar. Terapistin ho’oponopono adında bir Hawaii iyileştirme yöntemi kullandığını duydum. Daha önce bu yöntemi duymamıştım. Hikayeyi yeniden unutup gitmek istemiyordum. Eğer hikaye tümüyle doğruysa, hakkında daha fazla şey öğrenmeliydim. Şu ana kadar “sorumluluk” kelimesinin anlamını, yaptıklarımdan ve düşündüklerimden sorumlu olduğum şeklinde anlardım. Daha ötesinden değil. Ve çoğu insanın da böyle düşündüğünü sanıyorum. Biz yaptıklarımızdan sorumluyuz, başkalarının yaptıklarından değil. Birçok akıl hastasını iyileştiren Hawaiili terapist bana sorumluluğun ne demek olduğu konusunda yeni bir bakış açısı kazandırdı. Adı Dr. Ihaleakala Hew Len. İlk telefon görüşmemiz yaklaşık bir saat sürdü. Ona hikayenin tamamını bana anlatıp anlatamayacağını sordum. Hawaii Eyalet Hastanesi’nde dört sene boyunca çalıştığını söyledi. Akıl hastası suçluların bulunduğu koğuş oldukça tehlikeliymiş. Terapistler bir ay içinde istifa ediyorlarmış. Hastane personeli sıkça hastalık izni alıyormuş ya da istifa ediyormuş. Hastalar tarafından saldırıya uğrama korkusundan dolayı, koğuşta sırtlarını duvara çevirerek yürüyorlarmış. Kısacası burası yaşamak, çalışmak ya da ziyaret etmek için hoş bir yer değilmiş. Dr. Len bana hastaları hiç görmediğini anlattı. Ofisinde oturup hastaların dosyalarını incelemiş. Hastaların dosyalarına bakarken kendi üzerinde çalışmış. Ve kendi üzerinde çalıştıkça hastalar iyileşmeye başlamış. “Birkaç ay sonra, daha önceden elleri kelepçeli dolaşan hastalara serbestçe dolaşmaları için izin verilmeye başlandı,” dedi bana. “Ağır ilaç tedavilerine maruz kalan hastalar ilaç tedavilerini bıraktılar. Serbest bırakılmaları konusunda hiç ihtimal olmayanlar serbest kaldı.” Şaşkınlık içindeydim. “Sadece bu kadar değil,” diye devam etti. “Ve personel işe gelmekten hoşlanmaya başladı. İşe gelmeme ve sıkça olan işten ayrılmalar bitti. Personel ihtiyaçtan daha fazla sayıda olmaya başladı, çünkü hastalar serbest bırakılıyordu. Personelin yapacak bir işi kalmamıştı. Bugün, bu koğuş kapalı.” Ve işte en önemli soru: “Bu insanların değişimine sebep olacak ne yaptın?” “Onları yaratan kendi parçamı iyileştirdim sadece,” dedi. Anlamadım. Dr. Len hayatından sorumlu olmanın, hayatındaki her şeyden sorumlu olmak olduğunu söyledi –aslında basit, çünkü her şey senin hayatında oluyor. Tam manasıyla, tüm dünya senin yaratımın. Hmmm. Kolay sindirilebilir bir şey değil. Söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmakla, hayatındaki tüm insanların söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmak farklıdır. Gerçek şu ki, eğer hayatının sorumluluğunu alıyorsan hayatında gördüğün, işittiğin, tattığın, dokunduğun ya da herhangi bir şekilde deneyimlediğin her şey senin sorumluluğun altındadır. Çünkü hepsi senin hayatında olmaktadır. Terör eylemleri, ülke yöneticileri, ülkenin mali durumu ve hoşuna gitmeyen diğer şeyler, hepsi şifalanmak üzere sana geliyor. Onlar aslında yoklar. Onlar sadece iç dünyanın birer yansıması. Sorun onlarda değil, sende. Onları değiştirmek istiyorsan, kendini değiştirmelisin. Bunu kabul etmeyi ve hayata geçirmeyi bir kenara bırak, kavramak bile kolay değil; biliyorum. Suçlamak sorumluluk almaktan kolaydır. Fakat Dr. Len’le konuştukça onun kendisini nasıl iyileştirdiğini ve ho’oponopono yönteminin kendini sevmek anlamına geldiğini kavramaya başladım. Hayatının gelişmesini istiyorsan, onu iyileştirmelisin. Eğer birini iyileştirmek istiyorsan -akıl hastası bir suçlu bile olabilir bu- bunu ancak kendini iyileştirerek yapabilirsin. Dr. Len’e kendisini nasıl iyileştirdiğini sordum. Hastaların dosyalarına bakarken ne yapmıştı? “Sadece, tekrar ve tekrar ‘özür dilerim’ ve ‘seni seviyorum’ dedim,” dedi. Bu kadar mı? Bu kadar. Sonuç olarak, kendini sevmek kendini geliştirmenin en önemli yoludur ve kendini geliştirdikçe dünyan gelişir. Bu konu hakkında bir örnek vermeme izin verin: Bir gün biri bana beni üzen bir e-posta gönderdi. Eskiden olsa, bu konu üzerindeki çalışmamı, zayıf duygusal noktalarımı araştırarak ya da hoş olmayan bu e-postayı gönderen kişinin bunu neden yapmış olabileceğini bulmaya çalışarak yapardım. Bu sefer, Dr. Len’in yöntemini kullanmaya karar verdim. İçimden “Özür dilerim” ve “Seni seviyorum,” dedim. Bu dediklerimi özellikle bir kişiye yönelik söylemedim. Sadece, dış koşulları yaratan içimdeki parçamı iyileştirmesi için, sevginin ruhunu yardıma çağırdım. Bir saat sonra aynı kişiden bir e-posta daha aldım. Önceki e-posta için özür diliyordu. Bu özür için herhangi özel bir eylemde bulunmamıştım. Ona herhangi bir şey yazmamıştım. “Seni seviyorum” diyerek içimdeki, o kişiyi yaratan parçamı iyileştirmiştim.
Daha sonra Dr. Len tarafından düzenlenen bir ho’oponopono workshopuna katıldım. 70 yaşında, saygıdeğer yaşlıca bir şaman. Ve bir münzevi gibi. Çekim Yasası Sırrı adlı kitabımla ilgili güzel şeyler söyledi. Kendimi geliştirirsem, kitaplarımın titreşiminin artacağını ve okuyucuların bunu hissedeceklerini söyledi. Kısacası, kendimi geliştirirsem okuyucularım da gelişecekti. “Şu anda piyasada, dış dünyada olan kitaplar hakkında ne dersin?” diye sordum. “Onlar orada değiller,”dedi. Bilgeliği aklımı karıştırmıştı. “Onlar hala içinde.” Dış dünya diye bir şey yok. Bu gelişkin tekniği hak ettiği derinlikte anlatabilmek için bir kitap yazmak gerekir ama kısaca şunu söyleyebiliriz. Hayatındaki herhangi bir şeyi değiştirmek istediğinde bakacağın tek bir yer var: kendi için. “İçine baktığında, bunu sevgiyle yap.” | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
özür dilerim lütfen beni affet teşekkür ederim seni seviyorum ... özür dilerim lütfen beni affet teşekkür ederim seni seviyorum ... özür dilerim lütfen beni affet teşekkür ederim seni seviyorum ... | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
hiç şükrettin mi? | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
arkadaşlar karşınızda artık bir hayalini daha gerçekleştirmiş -gerçekleştirmek üzere olan bir şahıs bulunuyor -ben oluyorum o şahıs
ne zamandır istiyordum, biliyorsunuz aylık bir dergide PSİKO-RUHSAL KÖŞE adında bir köşe hazırlamak ve işte oldu kasım ayında genç gelişim dergisinde başlıyorum :)
gönül isterdi ki para da kazanalım (demek ki GERÇEKTEN istemiyormuşum para kazanmayı) ama dergi yazarlara telif ödemiyormuş (bu ne saçma şey böyle ya neyse bu konuyla ilgili yorumlarımı özleme yazarım bir ara) o yüzden para kazanamayacağım bu işte tabi bu çok kısıtlı bir bakış açısı oldu afedersin üstbenim
kimbilir edindiğim yeni kitlem sayesinde yeni transferlere yelken açar yahut genç gelişimde kalmak için para alırım :)
kendimi kesinlikle bol paraya layık görüyorum
neyse şimdi işimize bakma vakti kasımda genç gelişim dergisinde görüşüyoruz değil mi? yaptığım işi seviyorum para kazanmasam da ona gönülden emek veriyorum para kazanmasam da
özleme söyleyeceğim hiç değilse dergiyi adresime göndersinler kargoyla kendi yazdıklarımı görmek için bir de para ödemeyeyim dergiye değil mi?
yıllar sonra belki de aylar sonra bu girişimimi hazla hatırlayacağım işin içinde para olmasa da işini iyi yapan biriydim diye
hangi emek karşılıksız kalmış ben hayata güveniyorum | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
yeni bir sistem başlattım kazan-kaybet ilişkisi üzerine kurulu olabilir ama belki de daha derin ve bilge bir bakış açısıyla bakarsak ve biraz da zorlarsak kazan-kazan ilişkisi bile diyebiliriz (ben elbette kesin kazanan taraftayım :))
şöyle ki bugün yine biri bana zayıflığımla ilgili laflar ederken aklıma geldi bu sistem hemen o anda uygulamaya koydum ben de aksiyona geçme hızıma bayılıyorum (seni takdir ediyorum onur. kendimi takdir ettiğim yeni bir nokta daha, ahhh :))
şöyle ki bugüne kadar, bugün ve bugünden sonra bana zayıflığımla ilgili laf eden kişilere sağlıklı bir şekilde bana kilo aldıracak -yani aburcubur yiyeceklerden olmayacak (mesela bal, mesela kuruyemiş vs.) yiyecekleri aldırıcam
öyle ağzına geldiği gibi eleştirmek yok yok şöylesin yok böylesin bu işin kolay kısmı sen değişim için ne yapıyorsun peki kardeş? -hiç bişi -sadece konuşurum ben -sadece eleştiririm ARTIK BU DEVİR KAPANDI :)
bugün iki sınıf arkadaşıma isteklerimi söyledim biri tamam dedi diğeri biraz kemküm etti ikisinden de bal ve pekmez istedim hatta biri çok laf ettiği için ondan ikişer kavanoz istedim :)
diyelim ki bana istediklerimi almayacaklar olabilir ama eminim ki artık "zayıfsın" deyip durmaktan da vazgeçecekler :)
koz da ben de artık hem onları her gördüğümde "bal ve pekmezler nerde?" "senden istediğim yiyecekler nerde?" deyip duracağım onları manipüle edeceğim :)
bu sistem bana kazandırıyor ilk bakışta onlara kaybettiriyormuş gibi görünse de aslında onlara da kazandırıyor onlara ağızlarından çıkan sözlerin sorumluluğunu almayı ve de istedikleri değişim konusunda laf etmenin yeterli olmadığını ek olarak eyleme geçmeleri, katkı sağmaları ve emek vermeleri gerektiğini de öğretiyorum :)
not: sağlıklı bir şekilde beni daha fit hale getirecek yiyecekler ve içecekler konusunda önerilerinizi bekliyorum. sevgiler. | ||
| 1 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
"Çok zayıfsın." "Kaşektik gibisin." "Kemiklerin sayılıyor." "Düşündüğümden de zayıfmışsın." "Sana bi acılı adana söyleyeyim en iyisi." "Hiç yemek yemiyosun." "Azıcık bişey yiyosun." "Gençler şimdi böyle, zayıf kalmaya çalışıyorlar." "Hiç bişey yemedi." "Bi ara kilo almıştın, iyi gibiydin." "Annen baban yemek yedirmiyo mu sana?" "Kuru gamit." "Bileklerin kopacak." "Sen aslında baya kilolu doğmuştun. Diş çıkarırken bi ateşlendin, kilo verdin. Sonra da alamadın."
Yıllardır ne çok duyuyorum şu sözleri. Annemden, anneannemden, komşulardan, arkadaşlardan, tanıdıklardan... Son zamanlarda yine bu sözleri duyma sıklığım artmış durumda. Bir tanıdığın facebook.com'da fotoğrafıma bakıp "Düşündüğümden de zayıfmışsın. Adana'ya gel de sana bi acılı adana söyleyeyim." demesi zayıflığımla ilgili duyduğum sözlerin en sonuncusuydu.
Eleştiren çok. Yol gösteren yok.
Neden zayıfım? Yemek yememe rağmen neden kilo alamıyorum? Günlük ihtiyacımdan daha az mı yiyorum? Kurt mu var yoksa? Peki ya bilinçaltım?
Geçen günlerde yaptığım bir çalışmada; Bir anda, oturduğum minderin üzerinde bedenimi sıkmaya başladım. (Ikınmaya benzer bir hareket.) Daracık bir yerde hareket etmeye çalışıyor gibiydim. Sanki etrafımda esnek bir duvar vardı da benim hareket etmemi kısıtlıyordu. Biraz olsun kendimi rahat hissedebilmek için de, Ellerimle, etrafımdaki o duvarı itmeye çalışıyormuş gibi hareketler yaptım. Tam bu sırada, "Ihhhh... Hareket edemiyorum. Çok rahatsızım burda. Ne yapacağımı bilmiyorum. Nefes almakta bile zorlanıyorum." dedim.
Bu hareketlerimi ve sözlerimi şu şekilde yorumladım: (Doğduğumda normal bir bebekten çok daha fazla kiloluymuşum. Haliyle anne rahmindeki yaşamımı da normalin üstünde bir kiloda geçirmiş olmalıyım.) Rahimde kilomdan dolayı rahat hareket edememişim. Bu bana sıkıntı vermiş. Bundan çok rahatsızlık duymuşum. Hareketsiz kalmak, rahat hareket edememek hiç hoşuma gitmemiş. Kilo ile rahatsızlığı bağdaştırmışım. Kilolu olmak=Rahatsızlık, sıkıntı, acı
Bilinçaltımda yer alan böyle bir kodlamadan dolayı, Belki ihtiyacımdan daha az yiyorum kilo almıyorum. (Bilinçaltım bana ihtiyacımdan daha az yediriyor.) Belki yediklerimi yakacak yollar buluyorum kilo almıyorum. (Bilinçaltım yediklerimi yakacak yollar bulduruyor bana.) Belki barsağımda kurt var. (Bilinçaltım kurdun barsağıma yerleşmesi için uygun ortamı yaratmış.) Bilmiyorum. Ama bir şekilde kilo almıyorum. Ne yaparsam yapayım, ne kadar ne yersem yiyeyim kilo almıyorum. Bilinçaltım beni bir şekilde kilodan; Ya da diğer bi deyişle rahatsızlıktan, acıdan ve sıkıntıdan koruyor.
Kilo problemi olanlar şimdi belki de, Kendi bilinçaltlarında niçin böyle bir kodlamanın olmadığı konusunda hayıflanıyorlar. :)
Son olarak, Beni eleştirmekten yorulmamış kişiler, Size mutlu bir haber. Sanırım bu kodlamayı kırdım. Çünkü çalışmanın devamında, "Artık fit bir bedene sahip olabilirim, gayet güvenli." şeklinde bir cümleyi sarfettim.
| ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
artık, görmek için bakıyorum | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
1) iyi hissetmek / dr. david burns 2) düşünce gücüyle tedavi / louise hay 3) sedona yöntemi / hale dwoskin 4) EFT, duygusal özgürleşme tekniği / mürüvvet murat 5) içimizdeki şaman, duyguların simyası / nil gün 6) rüyadan uyanmak / michael langford | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
"...Ama hipnoterapi ile diabet hastalığının tamamen yok olduğunu okudunuz mu hiçbir yerde? Okuyamazsınız. Çünkü bu masal. Ama bu masala inanıp gerçekten şeker hastalığından kurtulan insanlar var." Dr. Bülent Uran (Tıp Doktoru) | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
"Bedeninizle ve ruhunuzla ilgilenme biçiminizi değiştirmeyi düşünmenin vaktidir."
Laura Alden Kamm | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| ||
yola devam | ||
| 0 Yorum | Yorum Yap | Kalıcı Link |
| Page 1 of 57 |
| Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa |