| ||
| ||
1 6 haftalık nöroloji-nöroşirurji stajının 2. haftası bitti. ders çalışma konusunda oldukça motiveydim ve yaklaşık 300 sayfalık notun ilk 50-60 sayfasını okudum. muayene kitabını şöyle bir yüzeysel geçtim. nöroanatomiye daha hiç bakmadım. önümüzdeki perşembe-cuma-cumartesi-pazar erzurumda kongrede olacağımdan dolayı o güne kadar biraz ders çalışsam çok güzel olacak. çünkü döndüğümde geriye ders çalışmak için 3 haftam kalmış olacak.
onca nörolojik hastalık anlatılıyor. şu ilaç, bu ilaç... ama biri de çıkıp insanın duygusal yönünden bahsetmiyor. bu da beni deli ediyor.
bana verilen hasta inme geçirmiş. 35 gün önce. erkek hasta. dosyasına baktım psikiyatri notu eklenmiş. iç sıkıntısı, zihne gelen kötü düşünceler gibi şikayetleri var. ve bu şikayetler için birkaç ilaç yazılmış. klasik bir psikiyatr (farmakopsikiyatr mı demeliyiz yoksa?) bu psikiyatrik şikayetlerin sebebi olarak inmeyi gösterir. ben de diyorum ki; hayır değil, inmeye yol açan, bu psikiyatrik şikayetler aslında. inme gerçekleşmeden önce de huzursuzluk, iç sıkıntısı bilinçaltında bol miktarda vardı, hatta bilinçli zihninde. inme bir sebep değil bir sonuç. hastalık bir sebep değil bir sonuç.
2 perşembe saat 12:45'te hayatımın ilk uçak seferini yapıcam :) :) :). erzuruma uçakla gidiyorum. cuma günü sabahtan sunumum var: "astım bir zorlantı (compulsion) mı?, astıma psiko-ruhsal yaklaşım". dün birazcık sunum üzerinde çalıştım. eylülde, ege tıpın kongresinde de sunduğum için sunum temel olarak hazırdı. ama baya bir değişiklik yaptım yine de. ve sunum üzerinde çalışırken endişeler rahat bırakmadı beni: "süre yetecek mi?" "insanlar anlattıklarımı anlayacaklar mı?" "nasıl anlatıcam acaba?" vb... aslında en çok endişelendiğim kısım anlattıklarım karmançorman olur mu, şeklinde. (bu endişemin varlığına saygı duyabilir miydim?) egede 45 dklık bir sunum yapmıştım. insanlar dinlemişti ve beğenmişti. şimdi o sunuma bakıyorum da bazı yerlerde resmen bilgi bombardımanına tutmuşum dinleyenleri :) ve gayet de karışık anlatmışım :).
hazırladığım sunuma bakıyorum ve bazı yerleri ben bile anlamıyorum. yazmışım ama tamamen ezbere. sunan kişi tam anlamadan dinleyenler nasıl anlayacak? belki de anlarlar :). ben içselleştirmeden insanların içselleştirmesi mümkün mü? belki...
astımda, temelde yoğun bir güvensizlik/korku var. işin ilginç yanı bu, her şeyin temelinde var :). zaten hastalıklara psiko-ruhsal yaklaşımda durum tam olarak böyledir. hastalıklar çeşitli ama tek hastalık vardır: korku. koşulsuz sevginin olduğu yerde hastalık olmazMIŞ (nil gün). biz astıma geri dönelim; anne ve babayla ilgili ifade edilmemiş öfkeler var. daha çok anneyle. çünkü yaşamın ilk yıllarında çocuğun kişisel sınırlarına annenin müdahelesi daha çok oluyor. ve çocuğun yok edilen sınırlarıyla beraber değersizlik ve yetersizlik duyguları had safhalara ulaşıyor. sonuçta korku dolu kendine güvensiz bir birey ortaya çıkıyor. anne ve babaya karşı ifade edilmemiş, bilinçaltında çöreklenmiş öfkeler daha fazla orada barınamayıp astım atakları şeklinde, bedende ifadesini buluyor (yüzüne tükürmek, burnundan solumak gibi deyimleri hatırlayın).
astımdaki sorunlardan bahsediyorum ama bu sorunlar sadece astımlıda değil, herkeste ve her hastalıkta geçerli. işte o zaman benim aklıma şu soru geliyor. bastırılmış duygular beden yoluyla kendisini ifade ederken hangi organlardan çıkacaklarına nasıl karar veriyorlar? bastırılmış öfke karaciğer yoluyla neden kendisini ifade etmiyor? karaciğer öfke merkezi çünkü.
çıkıp sunum üzerinde çalışmaya devam edeyim... | ||
| Yorum Yap |
| Entry 321 of 1097 |
| Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa |