ÜZEYİR GÜNDÜZ İLE ÇOCUK EDEBİYATI ÜZERİNE...
Konuşma: Sırrı ER
“Asıl marifet, çocukça süsleri bulup çıkartmaktır.”
- Sayın Gündüz, siz yıllardan beri çocuk edebiyatı ile uğraşıyorsunuz. Çocuklar için yazmaktaki amacınız nedir?
- Sorunuzun asıl cevabına geçmeden önce çocuk edebiyatından ne anladığımı belirtmem gerek. Çocuk edebiyatı denilince benim aklıma üç ayrı yazı çeşidi geliyor. Birincisi, bizzat çocuklar tarafından kaleme alınan yazılar ki bunlar, öğretmen teşvikiyle, kompozisyon kurallarını veya şiir tekniğini öğretmek amacı taşır. Bu yazıların belirli bir muhatabı veya bilinçli bir mesajı yoktur. Henüz öğrenme çağındaki küçükler tarafından kaleme alındığından edebî de sayılmazlar.
İkinci yazı çeşidi ise çocuğu konu alan metinlerdir. Çocuğun fizikî ve ruhî yapısı hakkında didaktik bilgiler veren, çocukların özel problemleri ve davranışlarıyla ilgili tahliller yaparak ana-babalara ve eğitimcilere ışık tutmak amacı taşıyan yazılar bu türdendir. Burada çocuk sadece bir konudur, yazıların muhatabı değildir. Yani, çocuğun ilgi alanına girmez. Zaten bilimsel bir muhteva taşıyan böylesi yazıları, sırf çocuğu konu alıyor diye çocuk edebiyatı ürünü saymak mümkün değildir.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim ve çocuk edebiyatı diyebileceğim tür ise, bunlardan tamamen farklıdır. Bu türün asıl muhatabı çocuklardır. Böylesi yazılarda çocuğa belirli bir mesaj verilmek istenir. Çocuk bunu ayan-beyan fark etmese bile şuur altına yerleştirir. Vermek istediği mesajı allayıp pullamak, çocuğun ilgisini çekecek hale getirmek, yazarın sanatçı gücünü ortaya koyar. Edebî oluşu da buradan ileri gelir. Çocuk edebiyatıyla uğraşanların asıl marifeti, çocukça süsleri bulup çıkartmaktır. Eğer vermek istediğimiz mesajı süsleme becerisini gösteremezsek dışı şekerlenmemiş acı bir hapı çocuğa yutturabilmek kadar zorluk çekeriz. Öğrenciler; zoraki ders dinlemek, yazılı olmak, not almak, gibi şeylere bıkkınlık veren bir hadise olarak bakıyorlar.
Buna rağmen, aynı konuları bir masalın, bir hikâyenin, bir romanın veya bir şiirin çocukça bezenmiş satırları arasında daha severek okuyorlar. Çocuk ruhuna en ağır gelen konuları bile çocukça işlenen bir edebiyat yoluyla onlara kabullendirebiliriz. Çocuklar için yazmaktaki amacımın ne olduğu gün ışığına çıktı sanıyorum. Kısaca, sınıflarda vermek istediklerimizi çocukça hazırlanmış estetik kılıflar içinde vermek istiyoruz.
- Son yıllarda çocuk edebiyatı konusunda önemli gelişmeler gözlendi. Sizce bu çalışmalar yeterli mi? Yeterli değilse başka neler yapılmalıdır?
- Bugün Türkiye’de on yedi milyon çocuk olduğu söyleniyor. Şimdi biz, amacımıza uygun ideal bir çocuk yayıncılığını bir yana bırakalım. Meseleye sadece rakamsal açıdan baksak bile, bugünkü yayıncılıkla on yedi milyon çocuğun dörtte birine ulaşabildiğimizi sanmıyorum. Kendilerine ulaşabildiğimiz çocuklar da amaca uygun bir çocuk yayını takip edemiyorlar. Çocuk dergilerinin büyük çoğunluğu günlük gazetelerin veya bankaların denetiminde çıkıyor. Hadi çıksın diyelim. Ya muhteva? İncir çekirdeğini dolduracak bir mesajı yok. Öz kültürümüze yabancı, Batıdan tornistan edilmiş bir yığın çizgi roman. Buna rağmen sizin de belirttiğiniz gibi, son yıllarda çocuk yayıncılığı konusunda önemli gelişmeler oldu. Hem de öz kültürümüze yönelik çalışmalar. Hatta, çocuk yayıncılığını başlı başına bir amaç edinen yayıncılarımız oldu. Bu çalışmalar, artık ülkemizde de çocukların ciddiye alınması gereken varlıklar olduğunu gösteriyor.
Evet, bu ciddi ve samimi çalışmalar bizi sevindiriyor. Ancak, üzüldüğümüz nokta, bütün yurt çocuklarına ulaşamayışımız. Bunun da tek nedeni var, çocuk kitaplarının pahalıya mal oluşu. Halbuki çocuk, cebindeki harçlığıyla bir kitap alabilmeli. Kitabın fiyatı bir şişe gazozun fiyatını geçmemeli. Bu nasıl olacak? Ben ekonomist değilim, fakat idealist olmak zorundayım. Madem ki çocuklarımız bizim geleceğimizin teminatıdır, o halde devlet, çocuk yayıncılığını başlı başına bir politika olarak ele almalıdır. Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıkları hem dış görünümü, cazibesi, hem de içeriği bakımından kaliteli çocuk kitapları yayınlamalı. Aynı zamanda bu kitapların fiyatları ucuz olmalı. Gerekirse köy çocuklarına ücretsiz dağıtılmalı. Kısacası, çocuğun ucuz kitap temin edebilmesine fırsat tanınmalıdır.
- Yazdığınız çocuk hikâyelerinde genellikle anı türü ağırlık basıyor. Bunda çocukluk anılarınızın bir payı var mı?
- Elbette var. Gerçi bana ait olmayan şeyleri de başımdan geçmiş gibi anlattığım hikâyeler olmuştur. Ben bunu bilerek ve isteyerek yapıyorum. Çünkü Ömer Seyfettin’in birinci şahıs ağzından anlatılan çocukluk hatıraları beni daha çok etkilemiştir. Böyle bir anlatımda insan, kendisini çocuğun yerine daha rahat koyabiliyor. Duygulanıyor, çocukça düşünebiliyor. Böylece çocuğa sunmak istediklerinizi daha inandırıcı şekilde verebiliyorsunuz.
- Peki, bir hikâyeyi yazmadan önce ne gibi ön çalışmalar yaparsınız?
- Konularımı genellikle günlük hayattan seçerim. Geçmişe ait bir olay bile olsa onu henüz yaşayan birine anlattırmayı tercih ederim. Böylece çocuktaki merak duygusunu harekete geçirir, sorular sordururum. Acaba bugün nasıl bir hikâye yazsam diye oturup düşünmem. Küçük bir defterim var. Çarşıda, sokakta, okulda gördüğüm ilginç olayları hemen oraya kaydederim. Sırası gelince geçerim makinemin başına, müsvedde yapmaya bile gerek duymadan önceden tespit ettiğim çocuksu unsurları da arasına serpiştirerek hikâyeyi bitiririm.
- Çalışmalarınızda başarılar diliyoruz efendim.
- Gösterdiğiniz ilgiden dolayı ben de size teşekkür ediyorum
Türkiye Yazarlar Birliği, Kültür Sanat Yıllığı,2001-2004, Ankara 2004,sh.348.
|