GAZETECİLİK
|
TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATI GENEL ÇERÇEVESİ (1860-1869)
Türk toplumunda, 1860-1896 yılları arasındaki edebiyat etkinlikleri, "Tanzimat edebiyatı" adı altında toplanır. "Batılılaşma" olgusunu gerek basın, gerek edebiyat yapıtları aracılığıyla yaygınlaştırmaya çalışan Tanzimat dönemi yazarları, Batı şiir, roman ve tiyatrosundan oldukça etkilendiler. Bu etkilenmeler, özellikle çeviri yoluyla gerçekleşti. Tanzimat yazarları sanat anlayışları bakımından ikiye ayrılabilir: Namık Kemal, Şinasi, Ahmet Mithat Efendi, ve Ziya Paşa'yı kapsayan birinci kuşak (1860-1875); Recaizade Mahmut Ekrem, Sarnipaşaza-de Sezai, Nabizade Nâzım ve AbdülhakHamit'i kapsayan ikinci kuşak (1875-1896). Birinci kuşak "sanat toplum içindir", ikinci kuşak ise "sanat sanat içindir" İlkesini benimsemiştir.
Tanzimat döneminde ilk olarak Batı edebiyatından bazı romanlar çevrilmiş, bu çevirileri örnek alan Tanzimat romancıları, "Batılılaşma", "yanlış eğitim", "esirlik" gibi toplumsal kavram ve kurumları bazen alaycı, bazen de gerçekçi bir biçimde işlemişler, romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat Ffendi, Şemsettin Sami) ve gerçekçilik (Recaizade Mahmut Ekrem, Nabizade Nâzım, Samipaşazade Sezai) akımlarını benimsemişlerdir. Ayrıca bu dönemde, Türk tiyatrosu oluşmaya başlamıştır.
Tanzimat dönemi Türk edebiyatı, birçok eksikliğine ve yanılgılarına karşın, Batı örneğinde Türk edebiyatının başlangıcını oluşturması bakımından önem taşır. Bu dönemde Batı şiiri, romanı, tiyatrosu Türk toplumuna tanıtılmaya çalışılmış, edebiyat yapıtları aracılığıyla toplumun eğitilmesine ve bilinçlendirilmesine önem verilmiştir. Söz konusu dönemde çıkan gazete ve dergilerinde, özellikle siyasal bilinçlenmede büyük katkısı olmuş, XIX. yy'ın sonlarına doğru, yeni yetişen ve özellikle Fransız edebiyatından bazı etkiler alan genç kuşak, servet-i Fünun dergisinde toplanarak, yeni bir edebiyat dönemini başlatmıştır.
İLK GAZETELER VE GENEL ÇERÇEVE
Bir yayın organı olarak 1831’de çıkmaya başlayan Takvim-i Vakayi, resmî bir
gazete idi.
Daha sonra yarı resmî olarak 1840’ta İngiliz Churchill tarafından Ceride-i
Havadis çıkarıldı.
İlk edebî ve özel gazete ise 1860 yılında Şinasî ve Âgâh Efendiler tarafından
çıkarılan Tercüman-ı Ahvaldir.
Daha sonra Şinasî, 1862’de Tasvir-i Efkâr’ı çıkarmaya başlar.
Bunların dışında Muhbir (1866), Hürriyet (1867), Basiret (1869), İbret (1871),
Devir (1872), Bedir (1872) gazeteleri çıkar.
DÖNEMİN ÖNEMLİ GAZETECİ AYDINLARI VE GAZETECİLİK
İbrahim Şinasi (1826-1871)
Şinasi ilk öğrenimini mahalle mektebinde tamamladıktan sonra Tophane Kalemi’ne katip olarak girdi. Oradaki iki katipten Arapca ve Farsca öğrendikten sonra, devlet hizmetindeki Fransız asıllı bir mühtediden de Fransızca öğrendi. 1839’da Tanzimat’ın ilanından sonra Avrupa’ya öğretim için gençler gönderilmeye başlanınca, ilk gönderilen sivil Türk öğrencisi olmuştur. Paris’te maliye eğitimi gören Şinasi’nin, yurda döndükten sonra devlet dairelerindeki görevi sürekli olmamıştır. Mustafa Reşid Paşa ile Ali Paşa arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle zaman zaman görevinden uzaklaştırılıp yeniden dönmek zorunda kaldığı için resmi işlere karşı ilgisi ve sevgisi azaldı.
Şinasi gazetecilik yönüyle de ön plana çıkan büyük bir edebiyat adamıdır. O nedenle Osmanlı Devleti’nde gazete basımının gelişme sürecinden kısaca bahsetmekte yarar vardır.
Osmanli Devleti’nde ilk Türkçe gazete, devlet tarafından çıkarılan Takvim-i Vekayi idi. Bu bir resmi gazete idi. Öte yandan, ilk Türkçe özel gazete 1840 yılında Churchill adında bir İngiliz tarafından Ceride-i Havadis adıyla çıkarılmıştır. Churchill, gazetesini çıkarmak için “kalem’’lerde çalışanların yardımlarına başvurmuştur. Zamanla Ceride-i Havadis bu kişilerden gerçek gazeteci kimliği kazanmaya başlayan bir kadro oluşturdu |
Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2006 - YAZINSAL İLETİŞİMDE YAZAR VE OKURUN KONUMU
|
YAZINSAL İLETİŞİMDE YAZAR VE OKURUN KONUMU
YAZARCA
Ey Okuyucu, bu kitap sana ulaştığına göre artık uzattığım eli tutmuşsun demektir. Yazdıklarım seninle beni aynı yerde buluşturuyorsa artık seninle kolkola yürüyebilir ve yeni bir şarkıya başlayabiliriz.
(Yazarı Bilinmiyor)
İletişim mesaj ve metinlerin kurucusu, yaratıcısı sahibi olan kişidir.(Mutlu,1995) Yazarın hayatı ve kişiliği hakkında bilgi sahibi olmak eserleri aydınlatmak açısından ek ipuçları verir. Çünkü yazarın kişiliği ile eserleri arasında sıkı bir bağ vardır.
İyi bir eleştirici, şaheserler arasında kendi ruhunun serivenlerini anlatır. Nesnel sanat olmadığı gibi nesnel eleştiride yoktur. Eserine kendisinden başka bir şey koymakla övünenler çok aldatıcı bir kuruntunun kurbanlarıdır. Gerçek şu ki insan hiçbir zaman kendinin dışı na çıkamaz. En büyük belalarımızdan biridir bu. Göğü, yeri bir dakika için olsun, bir sineğin düzeylere ayrılmış gözleriyle görebilmek ve doğayı bir orangutanın kaba ve basit beyniyle algılayabilmek için neler vermezdik. Ama bizim için imkan yoktur buna. Tiresias gibi hem erkek olmak hem de kadın olmuş olmayı hatırlamak bize vergi değil. Sürekli hapishanede gibi kendi benliğimizin içine kapatılmışız. Eleştirici açıkça şöyle söylemelidir: Efendiler size Shakespeare, Pascal veya Goethe ile ilgili olarak kendimden söz edeceğim. Anatole FRANCE
Yani yazı lan, aslında yazarın biraz da kendisidir. Yazmanın amacı birisinin okuması olduğuna göre yazar okurla iletişim kurmak ve kendi düşün dünyasını başkalarının da bilmesini istemektedir. Ancak bu bildirme isteği bazen yazarın ismiyle birlikte olduğu gibi bazen de söyleyenin değil de sadece söylenenlerin bilinmesi olarak ortaya çıkar.
Konu şacağım sırada, kimliği bulunmayan bir sesin benden epey önce söze başlamış olduğunu fark edivermek ne hoş olurdu: o zaman sözcükleri bağlamak, cümleyi sürdürmek, kendisini, sanki bir an için, askıda tutarak bana işaret vermişçesine yarattığı boşlukların arasına, hiç kimsenin fazlaca dikkatini çekmeksizin yerleşivermek yeterdi bana. Böylece, başlangıç olmayacaktı; ve söylemin kendisinden kaynaklandığı kişi olacak yerde, onun uzayıp gidişinin rastlantısallığında, zayıf bir boşluk, olası eriyişindeki bitiş noktası olacaktım.
Foucault yukarıdaki sözüyle de belirlediği üzere yazılarda anonimliği kullanmayı yeğler. Bunun nedeninin de söyle açıklar “Söylediklerimin henüz hiç tanınmamış olduğu için, dinlenme şansına sahip olduğu bir zamana özlem duyuyorum. O zamanlar okurla buluşacağım noktalar önceden belirlenmiştir. Yazar adlarıyla oyunu(eseri) basitleştiriyoruz biz.” Hatta Foucault biraz daha ileri giderek imzasız bir yıl bile önerir sadece anonim yazıların yayınlanacağı. Bu şekilde olduğu takdirde metin özgürleşecek ve yazara bağımlı olmaktan ayrı bir hal alacaktır.
“What is an author” isimli makalesinde söylem kavramı nı yazarın statüsü sorunu çerçevesinde tartışır. Samuel Beckett ise kimin konuştuğunun ne önemi var sorusunun etrafında gezinir.
Yazarı n ismi belirli bir söylem olma tarzını karakterize etmeye yarar. Söylemde bir yazar isminin olması, “ bu şu kişi tarafından yazılmıştır” ya da şu kişi onun yazarıdır denilebilmesi bu söylemin akıp giden sıradan bir konuşma olmadığını, anında tüketilebilecek bir şey olmadığını gösterir. Yazarın adı bile eseri katogorilendirmek için yeterli olabilmektedir.
Foucault yazarı n tükenmez bir anlamlandırma dünyası ve sonsuz zenginlik ve cömertliğiyle bize emanet ettiği yapıta yaşam veren “ yaratıcı” olduğu görüşüne katılmaz. Yazarın diğer tüm insanlardan çok farklı olduğunu, yazar konuşmaya başlar başlamaz anlamların çoğalmaya başladığını, sonsuz olarak çiçeklendiğini düşünmeye alışmışızdır. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Yazar bir yapıtı oluşturan sonsuz bir anlamlandırma kaynağı değildir. Yazar yapıttan önce gelmez; o, sınırları, dışlamaları ve seçimleri kısacası kurgunun özgür oluşumunu, ayrışmasını ve yeniden açığa çıkışını, özgür manipilasyonunu, özgür dolaşımını engelleyen bir işlev ilkesidir. Yazar ideolojik bir üründür. Bazense yasa koyucu.
Foucault’nun bakış açısıyla baktığımızda yazar, okuruna en büyük ihaneti yapmaktadır. Dünyanın bütün kavramlarını karanlık içine bırakıp sadece bir bölümünü aydınlatıp dikkatlari üzerine çeker.
Orda olup yazdı klarımı okuduğuna, beni anladığına, anlaştığımıza inandığım sen... Varsın di mi? Ordasın? Beni okurken suratın nasıldır, ellerini oynatır mısın yazdıklarıma şaşırırken? Ya mimiklerin? Sen de merak ediyor musun beni, Yazarken neler düşünmüş olabileceğimi, yüzümün yazarken ki halini... Peki nedir ikimizi bu denli yakınlaştıran ve aramızda görünmez bir bağ kuran.. Hayatımın en gizli yerlerini paylaştığım sen kimsin? Nedir sonuna kadar beyin kıvrımlarını açmama sebep...
İş te tam burada insan niçin yazar sorusuna cevap aramak gerekiyor. Jorge luis Borges; “Yazmaktan vazgeçemem. Ben acil bir soruna, bir iç gerekliliğe cevap vermek için yazıyorum der. Isaac Asimov ise “Hangi nedenle nefes alıyorsam o nedenle yazıyorum, çünkü eğer bunu yapmazsam ölürüm.” Micheal Tournier ise “bazıları şöyle diyecektir, çünkü; bu ruhsal dengem için gerekli bir şey ve yayınlamam gerekmese bile yazarım. Bense şöyle diyeceğim; okunmak için. Kendimi satışa sunulmak için imal edilmiş bu nesneyi, yani kitabı biçimlendiren, evinde çalışan bir zanaatçi olarak görüyorum.” Graham Greene “Zorunluluktan. Bir çıban çıktıysa sıkarım” şeklinde yaklaşır. Salih Bolat ise “yazarın kültürlenme sürecini okurla paylaşma isteğinden dolayı yazdığını belirtmektedir.
OKURCA
Duygusal Etki Kuramı
Sanat eserlerinin çok çeşitli etkileri olduğuna kuşku yok. Bir eser okuru ahlak anlayışı bakımından, dinsel yönden ya da politik inançlar yönünden vb. etkileyebilir; ama Richards’ın kuramı bu yan etkileri hesaba katmaz sanatı açıklarken onun yerine sanatın sanat olarak yaptığı etkiyi sanatın tanımına temel yapar. Sanatı yaptığı esas işe göre tanımlamaktır bu.
Bugün edebiyatı n (sanatın) işlevi nedir? Bilgi vermek, ahlak bakımından eğitmek, zevk vermek vs. Edebiyat biraz da söz konusu işleve zevk verme, estetik duygu ve heyecan uyandırma gibi adlar verilir. Sanat eserini biz çoğu çaman zevk verdiği için okuruz. Okuduğumuz eser ise bizde başka etkiler meydana getirebilir. Ancak bunlar sanatın sanat olarak yaptığı etkiler değildir, zevk için okunanların yan etkileridir.
Estetik tutumun en çok dikkat çeken tarafı çıkar gözetmemezlik, yani faydacı tutumdan tamamen uzakta kalması olmuştur. Bir sanat eserini sırf ondan aldığımız tad için okumuyorsak, işe başka hesaplar karışıyorsa tutumumuz estetik değildir. Bir yayıncının eserin ne kadar satacağını düşünerek okumasıyla bir okurun sadece keyif almak için okuması bir değildir.
Alı mlama Estetiği
Alı mlama Estetiği okura yeni bir gözle bakar ve ona önemli bir rol tanır; duygu üzerinde değil alımlama üzerinde durur.
Bu kurama göre bir edebiyat yapı tının anlamı metnin içerisinde hazır bir şekilde bulunmaz, metindeki bazı ipuçlarına göre okur tarafından yavaş yavaş kurulur. Anlam metinde oluşmuş ve bütünleşmiş bir biçimde yatmaz, yalnızca saklı olarak vardır ve ancak okur tarafından alımlandığı süreç içerisinde somutlaşır bütünleşir. Öyleyse iki kutbu vardır yazınsal metnin: yazarın yarattığı metin ve okurun yaptığı somutlama. Bu metinle okur arasındaki alışverişten doğan bir olay.
Metinle okur arası nda nasıl bir ilişki kuruluyor ki sonuçta metnin anlamı doğuyor, eser gerçekleşiyor, tamamlanıyor. Okur yaratma edimine nasıl katılıyor? Alımlama Estetiğine göre yazar metinde her şeyi söyliyemez ve ister istemez bir takım yerlerin doldurulması okura düşer. Yazarın okura bıraktığı bu boşluklara “boş alan”veya “belirsizlikler” diyoruz. Bunlar basit zor soyut somut bir çok şekilde olabilir. Basit bir örnekle “Yürürken gece vitrinleri seyrediyordu” diye bir cümle okusak, vitrinlerin aydınlatılmış olduğunu düşünürüz. Gerçi yazar bunu söylememiştir ama biz boşluğu dolduruveriririz. Böylece metnin yazılmasına esasen bütünleşmesine katkıda bulunuruz. Ancak burada şöyle bir sorun vardır, yazarın söylemek istediği ancak yazamadığı şeyle mi doldurur okur?
Okurun kendi çabası yla anlamı bütünlemesi ve keşfetmesi bir çeşit estetik zevk sağlar ona. Onun için eğer yazar okura her şeyi hazır verirse okura yapacak bir şey kalmaz ve okur böyle bir metin karşısında sıkılabilir. Bunun terside doğrudur. Yani metne amlam vermek imkansızlaşırsa okur umutsuzluğa kapılır ve metni elinden bırakır.
Bazen de yazar okuyucusuyla bir oyun oynayarak, okuyucusunun bulabileceğ i anlamları bile bile gizler. Bu okur ile yazar arasındaki zevkli bir iletişim kurmadır.
Yazar olarak olarak kendimi aradan çekip, okuyucumu anlattığı m şeylerle başbaşa bırakıyorum. Görüyorum ki okuyucum zekidir. Başbaşa kaldığı şeyleri benim izahıma gerek duymadan anlamlayabilmektedir. Orhan KEMAL
Aklı mıza şöyle bir şey gelebilir. Alımlama estetiği, metni okur biçimlendireceğine ve son anlamını vereceğine göre ne kadar okur varsa o kadar da yorum vardır mı demek istiyor? Eserin tek yorumu olduğunu kabul etmiyor ama buna karşılık yorumlamanın keyfi olabileceğine de yanaşmıyor. Çünkü okuyucunun hareket alanı ancak yazarın verdikleri kadar olacaktır.
KAYNAKÇA
Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, Cem Yayınevi, 7. Baskı
Ali UTKU, Yazı Oyunundaki Ölü Adam, Doğu Batı Dergisi, Sayı 4
Celal İ NAL, Salih Polat’la “Duygusal Düşünceler” Üzerine Röportaj, (internet)
Umberto ECO, Yorum A şırı Yorum, Can Yayınları 2. Basım, 1997
WwW.odevevi.CoM
Bu Dosya WwW.odevevi.CoM Web Sitesinden İndirilmiştir !!!
Sizde Sitemize Katkıda Bulunup Ödev Göndermek İsterseniz
WwW.odevevi.CoM
Adresine Uğrayınız...
WwW.odevevi.CoM
Türkiyenin Bedava Ödev Sitesi... http://WwW.odevevi.CoM 2004
|
Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2006 - GAZETECİLİğİN TEMEL KAVRAMLARI
|
Gazeteciliğ in temel kavramları:
Gazetecilik bir enformasyon bilimidir.
Enformasyon toplumları nınen önemli prensipleri:
Uzaktakine sesini duyurmak .
Yakı ndakının sesini duymamak.
Bilgi ta şıyan hersey enformaysondur.
Semantik :anlam
Simtaktik:sözbilimi (elde ettiğimiz bilgileri metin haline getirmek.
Pratmatik :olay veya fayda (elde etiiğimiz bilgileri hedef kitleye aktarmak.
Eğ er okuyucu verdiğimiz enformasyonu algılamazsa bu haber olmaz.
Her enformasyon haber ta şıyıcısıdır ama haber değildir.Kitlelerin algıladığı olaylar haber olur.
Manipilasyon: insanları etkilemek için doğru olmayan haberlerı vermek ve ınsanları o yonde etkilemek bilinç altına gırıp ınsan davranıslarına yön vermektir.
Örneğ in: 2 dünya savaşında Almanya’nın yaptığı geçiş.
Enformasyon sava şları:
Yapı lan yayınlarla insanları koruma zirhlarını kırmak ve onları yenmek.(psikolojik savunma sistemlerini kırmak.)
Haber tanı mlaması:
Kavram tanı mlaması felsefi bilimi olan mantıkla yapılır.Bu yuzden tambir açıklaması yoktur.Aristotales tarafından köklendi.Esaslı bir kavram tanımı yapabılmesı için mantık bilimini ögrenmemiz gerekir.
İlk enformasyon :allahın Adem&Havva’ya verdiği ilk bilgi.
İlk desenformasyon :Şeytanın insanları kandırması
Haberciliğ in özü:
İnsanları yaşamlarıı düzenleyebilmek ve yönlendirebilmek için enformasyona ihtiyacı vardır.daha sonra bu bilgiler,yazıya dönüşerek başka zamanlara aktarılır.
Duvarlara yazı lan ilk yazılar tv nin görselliğindeki başlangıcını oluşturur.
İlk enformasyonun önemi:
insanlar arsı enformasyon alışverişi bireylerin bir araya gelip toplumlarını oluşturmalarına neden oldu.
bireylerin bir araya gelip toplum olması ile enformasyon alışverişi kitlesel bir alışverişe dönüştü.
kitlesel enformasyon alı sverişinin yazılı veya resim ,şeklinde toplum hafızasına kaydedilmesi insanlığın kültür birikimlerinin depolanmasını sağladı.
enformasyon alış verişi insanların toplum yaşamını düzenleyici ve yönlendirici bir işlev getirmeye başladı.
enformasyon alış verisi tarihin başlangıcından itibaren kamuoyu oluşturucu en büyük etken oldu!
Zaman kriteri:
haber zamana uygun herşeydir.
haber zamana uygun bir seyı n anlatımıdır.
haber bir olayı n raporudur.
haber acele kaleme alı nmış bir edebiyattır.
haber yarı nın tarihidir.
Oya Tokgöz’e göre haber:
Olay fikir ve sorunun özetidir.insanları ilgilendiren bilgi aktarma operasyonudur.
Doğ an harmancı’ya göre haber:
Haber insanları n bireysel ve toplumsal yaşamlarını düzenleyip yönlendirebilmeleri için ihtiyaç duydukları enformasyondur...,
WwW.odevevi.CoM
Bu Dosya WwW.odevevi.CoM Web Sitesinden İndirilmiştir !!!
Sizde Sitemize Katkıda Bulunup Ödev Göndermek İsterseniz
WwW.odevevi.CoM
Adresine Uğrayınız...
WwW.odevevi.CoM
Türkiyenin Bedava Ödev Sitesi... http://WwW.odevevi.CoM 2004 |
Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2006 - GAZETECİLİK
TANZİMAT DÖNEMİNDE GAZETECİLİK-TAKVİM-İ VEKAYİ Adlı Çalışmanın Mini Özeti
İstanbul'da önceleri haftalık, daha sonra düzensiz aralıklarla yayımlanan ilk Türkçe resmi gazetedir. Umur-u dahiliye, umur-u hariciye, mevad-ı askeriye, fünun, tevcihat-ı ilmiye, ticaret ve es'ar olarak altı bölümden oluşan gazete Fransızca, Arapça, Rumca ve Ermanice dillerine çevriliyordu. Halkı eğitmek ve devlet kararlarını duyurmak amacıyla çıkarılmıştır (1 Kasım 1831 - 4 Kasım 1922).
1808 yılında Sultan II. Mahmud'un emriyle, Beyazıt'ta bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin merkez binasında (Bab-ı Seraskeri) askasındaki bir konakta kurulan Takvim-i Amire'de basılmaya başlandı. Gazete, Vakanüvis Esad Efendi'nin yönetiminde, Babıali'den çeşitli kamu görevlilerinin yazar kadrosunu oluşturmasıyla çalışmalarına başladı. 26 Ekim 1831'de gazeteyi tanımak amacıyla yayımlanan iki sayfalık bir broşüre göre Takvim-i Vekayi habercilik yapacak, halkı eğitecek ve devletin uygulalamalrını duyurarak bunlara uyulmasını sağlayacaktı.
Önceleri haftada bir yayınlanması öngörülen Takvim-i Vekayi ilk aylarda düzenli olarak, daha sonraları ise uzun bir süre düzensiz olarak çıktı. Osmanlı Devleti'nin çokuluslu olması nedeniyle Fransızca, Arapça, Farsça, Rumca ve Ermenice olarak çıkan gazete Umur-ı Dahiliye (iç haberler), umur-ı hariciye (dış haberler), mevad-ı askeriye (askeri işler), fünun (bilimler), tevcihat-ı ilmiye (din adamlarının atanmaları) ile ticaret ve es'ar (ticaret ve fiyatlar) olmak üzere altı bölümden oluşmaktaydı.
1860'dan sonra yalnızca resmi belge, tüzük ve duyuruları yayımlanan, 1878'de 2119. sayısından sonra yayımına ara veren gazete, 1891-92'de yeniden yayımlanmaya başladı. Ama padişahın nişan vermesini konu alan bir resmi bildirimde "nişan itası" ifadesi yerine "nişan hatası" olarak dizilince, II. Abdülhamid'in buyruğuyla kapatılmıştır. II. Meşrutiyet'in ilanından (1908) kısa bir süre sonra yeniden yayımlanmaya başladı ve Kurtuluş Savaşı (1919-1922) sonuna kadar İstanbul hükümetinin varlığı sona erinceye kadar yayımını sürdürdü.
|
Yorum Yap
{ Önceki Sayfa } { Sayfa 1 / 2 } { Sonraki Sayfa }
|
Hakkımda
Linkler
RIZA HAN YILMAZ
Kategoriler
Son Yazılar
GAZETECİLİK HERMONİE VE NOTLARI
Arkadaşlarım
kurt92 sirine postman Rare
|