selçuk şeker şiirlerim
• 19/7/2008 - birikenler...
Posted By fragile
sondan başa gideceğim bu sefer. belki yapozu sondan tamamlarım.
içimdeki en son kötü duygu;düşüncesiz,ince ayarsız,bencil insanları sevmediğim. bu normal belki ama onların yanındayken katil olmamak için zor tutuyorum kendimi. ve ne yazıkki çevrem bu insanlarla dolu. bu yüzden belki susmaya başladım. yazı yazmaktan bile uzaklaştım. insanlardan kopmamı hiç söylemiyorum. kendimi doğaya verdim. kitaplar filmler şarkılar insanlardan daha yakın.yıldızlarla konuşuyorum sessizce geceleri. güneş sarıyor bedenimi gündüz. yalnız değilim yani yine:)yalnızlığım bile arkadaş bana artık.
tam şu an sivrisineklerden ne kadar nefret ettiğimi fark ettim bi sivrisineği kovalarken. bazı insanları hatırlattı bi anda bana. kendi karınları için insanları emen bi hayvan,küçücük bi hayvan ama insana zarar veriyor.her neyse başkalarını ırakıp kendime döneceğim artık.
yavaş yavaş büyüyor muyum ne?
her geçen gün çevremde olan biteni daha mantıklı anlamaya başladım. en azından ayrıntıları görebiliyor ve düşünebiliyorum. bu cümlenin de ucu diğerlerine dokunuyor da neyse:) aslında kısaca demek istediğim farklı olduğumu biliyorum ve her geçen gün daha iyi anlıyorum. hiç kimsenin kimseye değer vermediğini görerek,sevginin yerini çıkarın aldığı, insanların hayvanlaştığı i dünyada büyüyorum. |
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 4/6/2008 - şiire dönüş
Posted By fragile
yine sen... unuttum derken tam yine sen... bir şarkı,bir hayal,bir anı ve karşımdasın sen...
yüzümde bir tebessüm elimden gelen bu sadece bir melodi hatırlatır o günleri,o hayalleri...
beraber kurduğumuz hayaller... geçirdiğimiz günler... seni seviyorum demenin yalan olduğunu gösterdi belki de
ne hayallerim bitti ne de anılar rahat veriyor şimdi içimde anlamsız bir boşluk oldu benim gidişim senin dur demeyişin...
ne yazık ki artık bir anısın sadece böyle olsun istemezdim sevgilim keşke şarkımız bitmeseydi hiç dans etseydik hep bulutarın üstünde ben yine de rüyalarımda dans edeceğim seninle,hayalinle... |
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 17/5/2008 - rastgele cümleler
Posted By fragile
sevgisiz ama duygusal bir insanım.
keşke hayat daha kolay olsaydı...
kendimi seviyorum ama sadece KENDİMİ..
pişmanlıklarım yok belki ama çok fazla hatam var...
insan ilişkilerinde yılıln en başarısız insanıyım sanırsam.ikili ilişkilere hiç gelemiyorum...
herşeye rağmen hayat devam ediyor... |
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 15/5/2008 - yine Can Yücel,hep Can Yücel
Posted By fragile
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
CAN YÜCEL
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 5/5/2008 - 05052008
Posted By fragile
yine burdayım tüm yalnızlığımla:) aslında tamamen kendimleyim ve bunu yalnızlık olarak görmüyorum. benim bildiğim yalnızlık insanın kendisini bile terketmesidir. ben kendimleyim uzun bir süredir. bundan memnunum çünkü kendimi daha iyi tanıma fırsatım oldu. yanlışlarımı doğrularımı görme fırsatım oldu. kafamı dinleme fırsatım oldu belki de en çok. ne istediğimi daha iyi biliyorum artık:) deliliklerim oldu bu süre zarfında durgun gibi görünüken. ama tüm delilikler aklımızda değil midir zaten? bazen sadece aklımda kaldı hala gerçekleştirilmeyi bekliyorlar aklımın bi köşesinde bazende o ana denk gelip gerçekleştirildiler:) mutluyum her ne lursa olsun her ne yaşadıyssamda ne kadar üzüldüysemde... bazen üzülmek bile insanı mutlu edebiliyor çünkü:) yine saçmaladım belki ama eski yazılarımda da bahsetmiştim bazen üzülmek yaşadığımızı kanıtıyor ve bu insanı mutlu edebiliyor. bu hayatta var olabilmenin mutluluğu olsa gerek... yazı nereye varır bilmiyorum hayatın beni iyi bir yerlere getirebilmesini diliyorum ve bunun için çabalıyorum...
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 23/4/2008 - CAHİDE GÜNAY
Posted By sevcag86
Şiddete neden başvurulur…
Acizliğimizden şiddete baş vuruyoruz. Karşımızdakini bastırmak, susturmak için. Çünkü konuşmayı bilmiyoruz! Belki de konuşacak kadar karşımızdakini değerli bulmuyoruz. Değerli bulmadığımız bir insanı nasıl kendimize yakıştırıp hayatımızda eşimiz olarak varlığını sürdürmesine izin veriyoruz? Yoksa kendimizi de mi değerli bulmuyoruz…
Tüm dayak yiyenler “kendimi aciz hissettim, aşağılandım” der. Oysa asıl, döven kişidir aciz olan. Döven erkektir(!). O anda insanın canı bile acımaz. İnsan kendi dışına çıkar ve ezilişini, yok oluşunu seyreder. Sanki o değildir canı acıtılan. Zaman uzar, bitmek bilmez. Vuranın darbelerinden anlamaya çalışır bitme anını.
Darbeler, ilk başta daha hafiftir. Birkaç tokattan sonra dövmenin tadına varır ve daha kuvvetli, daha can atıcı darbeler indirmeye başlar döven erkek. Onun için en zevkli anlardır bu an. Çünkü, kendi gücünün farkındadır ve onun esiridir…
Yorulduğundan mı yoksa yaptığının farkına vardığından mı bilinmez, darbeler hafiflemeye başlar. Sesini iyice yükseltir, sözleriyle dövmeye devam eder. Vurmayı bitirdiğinde ise suçu dayak yiyene , kadına atma faslı gelir: “Sen beni buna zorladın, sen ancak dayaktan anlıyorsun!” kadın ancak dayak bittikten sonra ağlamaya başlar. Çünkü, dönmüştür bedenine. Dayak yerken kaçmadığı gibi ağlarken de kaçmaz… Ayaklarını karnına çekerek cenin pozisyonunu alır, sanki hala annesinin karnındaymış gibi; çeker kendini kendine… Kendi elleriyle sarmalar bedenini, her saniye, içindeki yalnızlığı büyüterek ağlar… Bedeninin hissettiği acıdan değildir bu gözyaşları. Dayak yemeye alışık olduğundan, çoktan bedenini gözden çıkarmıştır.
Kadın, yanılgılarının pişmanlığını yaşarken; “erkek”imiz, kapıyı vurup çıkar; çünkü bakamaz yaptığı rezilliğe. Utanır, kaçar oradan ve kaçarken de haklı olduğunu ispatlamak için “Hak ettin bunu!” diye bağırarak, sorumluluğu zavallı kadına yükler gider.
Bedeninin ve ruhunun acısı yüklenir kadının tüm yüreğine… Kapı tekrar açılana kadar yerden kalkmaz kadın, çözemez bedenini, sadece ağlar… Kahreder; kendine, dünyaya, insanlara ve onu sevdiğine. Kapı açılır ve kendisine yaklaşan ayak seslerini dinler. Erkek, sanki az önce bu hareketleri kendisi yapan değilmiş gibi gelip sarılır yerdeki sinmiş bedene. Dünyanın en akıl almaz anıdır bu an. Gözyaşı ve özür sözleri… Kadın ise iğrenir vücuduna damlayan gözyaşlarından, kendisine dokunan ellerden. Söylenenleri duymaz bile iğrenme hissinden. İlk kez kaçmak ister. Banyoya kapatır kendini. Suyun altına girer ve vücuduna değen su damlacıklarından arınmak ister yüreğindeki yükten… İçinde bulunduğu hali, değiştiremediği ve gecelerce lanetler okuduğu durumdan bir rüyadan uyanır gibi uyanmak ister ama… Erkekse kapının önünde özür diler durmadan. İşte o zaman bağıra bağıra ağlar kadın, onun sesini duymamak için, çığlıklar içinde ağlar… Yüreğinin acısını kusarmışçasına... |
Comments (1) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 23/4/2008 - AZİZ NESİN
Posted By sevcag86
BİR KADINI AĞLATMAK
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.
Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren!
Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları. Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür.. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E o zaman niye sarılsınlar ki!
Niye sarılalım ki! Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 16/4/2008 - Susuyorum
Posted By sevcag86
Susuyorum
Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum. Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum! Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik… Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim... Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan… Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum… Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan. İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri ..... |
Comments (1) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 8/4/2008 - YILMAZ ERDOĞAN
Posted By sevcag86
BEYOĞLU'NDAN DOLMABAHÇE'YE TAŞINAN BİR ARALIK AKŞAMI
Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne Dolmabahçe da çay tadında.... Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu. Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama yüreği takvim yokuşlarında...
Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe seyrediyorum...
Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında, üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük... Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti... ... Soğuğun ve karanlığın vehameti!
Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş, daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler, yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat!
Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:
BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI... |
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 27/3/2008 - geriye dönüş
Posted By fragile
yine geçti günler haftalar aylar
dönüp dolaşıp yine burdayım
yaptığım birşey yok ama düşündüğüm çok şey var
planlar planlar planlar
ve hayaller...
tek başıma yeniden hayallerim var
iyi mi kötü mü bilmiyorum ama var işte
tuhaf bi mutluluk kokusu alıyorum ruhumda yada birşeyler yapabilmek için bedenimin o tatlı çırpınışları sadece gördüğüm
işe yaramak birşeyler yapmak ve var olmak
işte tüm mesele bu
olmak yada olmamak!
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 6/2/2008 - zor günler,son günler..
Posted By fragile
çok şey birikti içimde
kelimeler dilimin ucunda ama cesaretim yok,yüzüm yok...
karmakarışık duygular var yüreğimde
gurur,özlem,kırılganlık,üzüntü,caresizlik ama en çok sevgi...
ne olduğunu yazmıcam yazamam da sadece olması gerekeni yapmaya çalışıyorum istesem de istemesem de...
geçecek herşey gibi...
çözülecek tüm karmaşıklıklar...
akan göz yaşlarımla sadece sabır dileniyorum... |
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 29/1/2008 - DOKUNMAYIN BANA
Posted By sevcag86
DOKUNMAYIN BANA
Bana geçmişini anlat dediklerinde beynimin sağ lobuyla sol lobu arasında kalan o ince çizginin “anlatma” diyen direnişiyle karşılaşıyorum.Konu bir de “geçmiş aşk” olduğundaysa söylenecek tüm sözcükler cümle olmamak için birbirinden kaçıyor.Dile getiremiyorum; dillendiremiyorum. “Neden ayrıldınız?” sorusunun cevabı nasıl da zordur. “Yürümedi ayrıldık” inandırıcı oldu mu? Artık hayatın hangi boyutunda olduğumu algılayamaz oldum. Ben mi kendimi anlatamıyorum yoksa anlamak mı istemiyorlar çözemedim gitti.Dokunmayın bana diye bağırmaya başladığıma göre durum fenaya doğru gidiyor.Son zamanlarda yüreğimde uysal adımlarla yürüyen bir adam var.Anlamaya çalıştıkça anlayamadığım bir adam…Elimde bana onu anlatan sahici ve etkili bir kılavuz kitabi olsa; ben nerede ne yapmam gerektiğini böylece kestire bilsem.İlişki yaşamayı unutmuş olabilirmiyim diye geziniyorum dostlarım arasında! “İlişki yaşamayı unutmuş olabilirmiyim”
Her aşk bir sonraki aşkın devamı mı yoksa her yürek atışı bir öncekinin katili mi anlayamadım...Ben yaklaştıkça uzaklaşan; ben uzaklaştıkça yaklaşan duyguların hükmü nezamana kadar sürer? Ben bu satırları yazarken yüreğimde uysal adımlarla yürüyen adamla da vedalaştım…
Ve maalesef yarım kaldı yazı da aşk da…
Kılavuzda istemiyorum…
Sadece dokunmayın artık bana diyorum.
DOKUNMAYIN BANA… |
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 15/1/2008 - ve tatile başlar:)
Posted By fragile
evet hızla gelip geçti sınavlar ve şu dakikalarda dersi asıp tatile başlamış durumdayım. yeniden yazmaya başladım bir kere herşeyi bırakıp kafamın içinde gizlediğim düşünceleri ortaya çıkarmaya çalışarak. çok sıkılıp bunaldım. pes etmeyi düşündüm çoğu kez ama her zaman ki gibi savaşçı ruh ağır bastı. inat etti bırakmamak için. yorulsamda istemesemde savaştım. hoş bişi kazanmış değilim ama en azından bişiler için çabaladım bu hayattta. ve bir kez daha yaşadağımı hissettim:)
kafamda dolaşan bir kaç cümle var onları toparlayıp güzel bi yazı yazmak istiyorum aslında:)
ama tatil yeni başladı.henüz yorgunluğumu atmaya fırsatım bile olmadı. önce şöyle bi güzel gezip tozucam arkadaşlarımla,sevgilimle:) sonra oturup düşünücem arasıra belirip beni hayattan soğutan nedenleri. durduk yere canımı sıkan,bunaltan herşeyi düşüncem ve çözüm arayacam. hayat bu olur tabi arada üzülebileceğim sıkılacağım şeyler ama bi terslik var bi yerde istemediğim şeyler oluyor hayatımda ama sınav dönemine geldi diye düşünmek istememiştim artık bu tatilde çok çok vaktim var .hayırlısı bakalım :) |
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 2/1/2008 - saniyeler,dakikalar,saatler,günler,haftalar,aylar,yıllar ve uzayıp gider hızla...
Posted By fragile
zaman hızla ilerliyor.
şuan bile saniyeler akıp gitmekte avucumdan.
yetişememekten korkuyorum zamana,durup dinlenmek isterken ruhum.
uyumak istiyorum günlerce.rüyalarıma dalıp gitmek.
mutlu muyum bilmiyorum aslında? ama mutsuz değilim.
kendime bi söz vermiştim mutsuz olmamak için ve mutsuz değilim de.
artık mutlu olmak içinde çabalamıyorum:)olursa kendiliğinden olsun diyorum(en doğrusuda bu olsa gerek zaten)
sınavlar yaklaşıyor hızla.zaman akıp gidiyor x2hızla:)
deliksiz uyuyacağım günleri bekliyorum sabırla:)
sevgiyi öğreniyorum zamanla;) |
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 17/12/2007 - antalyadan bir yazı:)
Posted By fragile
deniz kenarındayım.
Bir kayanın üstüne oturmuş ucsuz bucaksız denizi seyrediyorum.
o şarkıyı dinliyorum. hani dün gece karanlıkta yalnızlığımla tekrar tekrar dinlediğim şarkıyı.
ama bu sefer daha farklıydı duygularım. kış güneşinin altında uçsuz bucaksız denizi seyrederken dinliyorum ve bu anı seninle paylaşmak istiyorum.
müziğin etkisiyle ucsuz bucaksız denizle küçük dünyamda kayboluyorum. doğanın muhteşemliğini düşünürken karşıma dikiliyor hayalin. seni onla aldatmış gibi utanıyorum. gülümsüyorum beni affedesin diye...
güneşin sıcaklığıyla aydınlanıyor yüzüm.
denizin mavisinde kaybolmak istiyor ruhum.
hafif bir rüzgarla oynaşıyor deniz.
bir kez daha yaşama sevinciyle doluyorum,ertesi günde bu anı yaşamak için daha sıkı sarılıyorum hayata,kendime...
bir an için uzaklaşıyorsun benden. ya da ben gidiyorum. beni benle bırakıyorsun. tamda yalnız kalmak istediğim anda. ama içimdesin yine de nereye gitsem ne yapsam da benlesin.
gözümü kapatıp hayal kuruyorum yüzümü güneşe çevirip ısınırken. hissedebiliyor musun güneşin sıcaklığını?
Tam bu anda şarkı değişiyor...
evet evet evet diye bağırıyor kalbim
işte bu melodiler gibi yaşamalıyım diyorum...
hayalime uyan bir ezgi ile...:)
kalkıp dans etmek geliyor içimden.
aslında ediyorumda gözlerimi kapattğımda.
güneşin ışınlarından başka birşey göremediğim bi yerde gülücükler dağıtarak dans ediyorum.
sanki saatlerce dans etmiş ama hiç yorulmamış gibiyim.
deniz kokusunu içime çekiyorum...
dans ediyorum
dans ediyorum
dans ediyorum...
hayat şimdi daha bi güzel...
yeniden hayal kuruyorum ama bu sefer daha güçlüyüm ve daha emin adımlarla yürüyorum. küçük kızdan her geçen gün biraz daha uzaklaşsamda korkmuyorum artık! |
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 11/12/2007 - eve dönüş...
Posted By fragile
evet gidiyorum ikinci evime.
huzur bulduğum nadide yerlerden biri olan antalyama.
perşembe akşamı binecem otobüse ve gidecem. çoğu şeyi ankarada bırakıp hem de.(her zamanki gibi)
kısa bir tatil olacak belki benim için. hava değişikliği. iyi gelir diyemicem çünkü zaten bu aralar gayet iyiyim. iyinin ötesi varsa o modda dönebilirim sadece:)her neyse ''sokakta koltukta iletişim'' adlı konferansı dinlemeye gidiyorum yazmış olmak için yazdığım yazıyı sonlandırırken.
antalyada bol bol yazarım inşallah:) |
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 8/12/2007 - ATAOL BEHRAMOGLU -- ÖGRENDİMKİ
Posted By sevcag86
Öğrendim ki... Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, Gerisini karşı tarafa bırakırsınız. Öğrendim ki... Güveni geliştirmek yıllar alıyor, Yıkmak bir dakika. Öğrendim ki... Hayatında nelere sahip olduğun değil Kiminle olduğun önemli. Öğrendim ki... Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek. Öğrendim ki... Kendini en iyilerle kıyaslamak değil Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir. Öğrendim ki... İnsanların başına ne geldiği değil O durumda ne yaptıkları önemli. Öğrendim ki... Ne kadar küçük dilimlersen dilimle Her işin iki yüzü var. Öğrendim ki... Olmak istediğim insan olabilmem Çok vakit alıyor. Öğrendim ki... Karşılık vermek Düşünmekten çok daha basit. Öğrendim ki... Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun. Öğrendim ki... ´Bittim´ dediğin andan itibaren Pilinin bitmesine daha çok var. Öğrendim ki... Sen tepkilerini kontrol edemezsen Tepkilerin hayatını kontrol eder. Öğrendim ki... Kahraman dediğimiz insanlar Bir şey yapılması gerektiğinde Yapılması gerekeni Şartlar ne olursa olsun yapanlar. Öğrendim ki... Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor. Öğrendim ki... Bazı insanlar sizi çok seviyor Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor. Öğrendim ki... Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz Bazıları hiç karşılık vermiyor. Öğrendim ki... Para ucuz bir başarı. Öğrendim ki... En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz. Öğrendim ki... Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları Kaldırmak için elini uzatır. Öğrendim ki... İki insan aynı şeye bakıp Tamamen farklı şeyler görebilir. Öğrendim ki... Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır. Öğrendim ki... Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar Daha uzun yol yürüyor. Öğrendim ki... Hiç tanımadığın insanlar, iki saat içinde, senin hayatını değiştirir. Öğrendim ki... Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır. Öğrendim ki... Duvarda asılı diplomalar İnsanı insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki... Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır. Öğrendim ki... Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor. Öğrendim ki... Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da! Öğrendim ki... Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, Ne tür deneyimler yaşadığınızla var. Öğrendim ki... Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil. Öğrendim ki... Ne kadar yakın olursa olsunlar En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir. Öğrendim ki... Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor. Öğrendim ki... Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor. Öğrendim ki... Şartlar ve olaylar, Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz. Öğrendim ki... İki kişi münakaşa ediyorsa, Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez. Öğrendim ki... Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır. Öğrendim ki... Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 8/12/2007 - WİLLİAM SHAKESPEARE
Posted By sevcag86
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni, Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez. Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış, Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru, Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş, Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın, Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene, Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın, Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama, Seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 8/12/2007 - ATİLLA İLHAN
Posted By sevcag86
ben sana mecburum
Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum, sen yoksun!
Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Birkaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlarda bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum, sen yoksun!
Belki Haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor.
Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin |
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
• 8/12/2007 - Cahit Sıtkı TARANCI
Posted By sevcag86
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız, Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında. Uyudun uyanamadın olacak. Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misali o musalla taşında.
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
|
|
|
|