Serkan CAGİN | |||
CAHİDE GÜNAYŞiddete neden başvurulur… Acizliğimizden şiddete baş vuruyoruz. Karşımızdakini bastırmak, susturmak için. Çünkü konuşmayı bilmiyoruz! Belki de konuşacak kadar karşımızdakini değerli bulmuyoruz. Değerli bulmadığımız bir insanı nasıl kendimize yakıştırıp hayatımızda eşimiz olarak varlığını sürdürmesine izin veriyoruz? Yoksa kendimizi de mi değerli bulmuyoruz… Tüm dayak yiyenler “kendimi aciz hissettim, aşağılandım” der. Oysa asıl, döven kişidir aciz olan. Döven erkektir(!). O anda insanın canı bile acımaz. İnsan kendi dışına çıkar ve ezilişini, yok oluşunu seyreder. Sanki o değildir canı acıtılan. Zaman uzar, bitmek bilmez. Vuranın darbelerinden anlamaya çalışır bitme anını. Darbeler, ilk başta daha hafiftir. Birkaç tokattan sonra dövmenin tadına varır ve daha kuvvetli, daha can atıcı darbeler indirmeye başlar döven erkek. Onun için en zevkli anlardır bu an. Çünkü, kendi gücünün farkındadır ve onun esiridir… Yorulduğundan mı yoksa yaptığının farkına vardığından mı bilinmez, darbeler hafiflemeye başlar. Sesini iyice yükseltir, sözleriyle dövmeye devam eder. Vurmayı bitirdiğinde ise suçu dayak yiyene , kadına atma faslı gelir: “Sen beni buna zorladın, sen ancak dayaktan anlıyorsun!” kadın ancak dayak bittikten sonra ağlamaya başlar. Çünkü, dönmüştür bedenine. Dayak yerken kaçmadığı gibi ağlarken de kaçmaz… Ayaklarını karnına çekerek cenin pozisyonunu alır, sanki hala annesinin karnındaymış gibi; çeker kendini kendine… Kendi elleriyle sarmalar bedenini, her saniye, içindeki yalnızlığı büyüterek ağlar… Bedeninin hissettiği acıdan değildir bu gözyaşları. Dayak yemeye alışık olduğundan, çoktan bedenini gözden çıkarmıştır. Kadın, yanılgılarının pişmanlığını yaşarken; “erkek”imiz, kapıyı vurup çıkar; çünkü bakamaz yaptığı rezilliğe. Utanır, kaçar oradan ve kaçarken de haklı olduğunu ispatlamak için “Hak ettin bunu!” diye bağırarak, sorumluluğu zavallı kadına yükler gider. Bedeninin ve ruhunun acısı yüklenir kadının tüm yüreğine… Kapı tekrar açılana kadar yerden kalkmaz kadın, çözemez bedenini, sadece ağlar… Kahreder; kendine, dünyaya, insanlara ve onu sevdiğine. Kapı açılır ve kendisine yaklaşan ayak seslerini dinler. Erkek, sanki az önce bu hareketleri kendisi yapan değilmiş gibi gelip sarılır yerdeki sinmiş bedene. Dünyanın en akıl almaz anıdır bu an. Gözyaşı ve özür sözleri… Kadın ise iğrenir vücuduna damlayan gözyaşlarından, kendisine dokunan ellerden. Söylenenleri duymaz bile iğrenme hissinden. İlk kez kaçmak ister. Banyoya kapatır kendini. Suyun altına girer ve vücuduna değen su damlacıklarından arınmak ister yüreğindeki yükten… İçinde bulunduğu hali, değiştiremediği ve gecelerce lanetler okuduğu durumdan bir rüyadan uyanır gibi uyanmak ister ama… Erkekse kapının önünde özür diler durmadan. İşte o zaman bağıra bağıra ağlar kadın, onun sesini duymamak için, çığlıklar içinde ağlar… Yüreğinin acısını kusarmışçasına... AZİZ NESİNBİR KADINI AĞLATMAK
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye
SusuyorumSusuyorum
Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum. Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum! Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik… Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim... Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan… Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum… Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan. İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri ..... YILMAZ ERDOĞANBEYOĞLU'NDAN DOLMABAHÇE'YE TAŞINAN BİR ARALIK AKŞAMI
Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa DOKUNMAYIN BANADOKUNMAYIN BANA Bana geçmişini anlat dediklerinde beynimin sağ lobuyla sol lobu arasında kalan o ince çizginin “anlatma” diyen direnişiyle karşılaşıyorum.Konu bir de “geçmiş aşk” olduğundaysa söylenecek tüm sözcükler cümle olmamak için birbirinden kaçıyor.Dile getiremiyorum; dillendiremiyorum. “Neden ayrıldınız?” sorusunun cevabı nasıl da zordur. “Yürümedi ayrıldık” inandırıcı oldu mu? Artık hayatın hangi boyutunda olduğumu algılayamaz oldum. Ben mi kendimi anlatamıyorum yoksa anlamak mı istemiyorlar çözemedim gitti.Dokunmayın bana diye bağırmaya başladığıma göre durum fenaya doğru gidiyor.Son zamanlarda yüreğimde uysal adımlarla yürüyen bir adam var.Anlamaya çalıştıkça anlayamadığım bir adam…Elimde bana onu anlatan sahici ve etkili bir kılavuz kitabi olsa; ben nerede ne yapmam gerektiğini böylece kestire bilsem.İlişki yaşamayı unutmuş olabilirmiyim diye geziniyorum dostlarım arasında! “İlişki yaşamayı unutmuş olabilirmiyim” Her aşk bir sonraki aşkın devamı mı yoksa her yürek atışı bir öncekinin katili mi anlayamadım...Ben yaklaştıkça uzaklaşan; ben uzaklaştıkça yaklaşan duyguların hükmü nezamana kadar sürer? Ben bu satırları yazarken yüreğimde uysal adımlarla yürüyen adamla da vedalaştım… Ve maalesef yarım kaldı yazı da aşk da… Kılavuzda istemiyorum… Sadece dokunmayın artık bana diyorum. DOKUNMAYIN BANA… ATAOL BEHRAMOGLU -- ÖGRENDİMKİÖğrendim ki... Öğrendim ki... WİLLİAM SHAKESPEAREVazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez. Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış, Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru, Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş, Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın, Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene, Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın, Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama, Seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama. ATİLLA İLHANben sana mecburumBen sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum, sen yoksun! Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Birkaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlarda bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum, sen yoksun! Belki Haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor. Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin Cahit Sıtkı TARANCIYaş otuz beş! yolun yarısı eder.Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız, Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız. Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış. Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar? Neylersin ölüm herkesin başında. Uyudun uyanamadın olacak. Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misali o musalla taşında. AŞKA DAİRAşk ikidir sevgi bir; Özlemektir, beklemektir. Aşk haykırmaktır, sevgi ağlamak; Ve de ellerini saklamak Arkadaşına aşık olamazsın Sevgi için ölünür, aşk öldürür. Aşkla sevgi aslında kardeştir Sevgiyi anlatamazsın. Sevgi gizli, aşk aşikar dır. Dahası da var: Sevgi ise yaşamdır, hakikattir. Aşk ateşlidir WİLLİAM SHAKESPEARE
CAN YÜCEL - EĞEREĞER
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, CAN YÜCEL / ANLADIMBunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumdaanladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım... Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.. Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım.. Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım.. Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım... Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.. Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş KİM KİMİ SEVER ?BEYAZ KARAYI, SİNER YARAYI, ZENGİN PARAYI SEVER. YEMEK TUZU, RAKI BUZU, MAYMUN MUZU SEVER. ÖRDEK KAZI, GÜZEL NAZI, AŞIK SAZI SEVER. KUŞ DARIYI ,ÇİÇEK ARIYI, ERKEK KARIYI SEVER. ANA ÇOCUĞU, ÇOBAN GOCUĞU, YUMURTA SUÇUĞU SEVER. OCAK KÖZÜ, KİRPİK GÖZÜ, OZAN SÖZÜ SEVER. GARİP SILAYI, YİĞİT HALAYI, TENCERE KALAYI SEVER. DAVUL ZURNAYI, AVCI TURNAYI, DEVE HURMAYI SEVER. ALİM KELİNİ, CÖMERT ELİNİ, CİMRİ DİLİNİ SEVER. ÇÖL YAĞMURU, ÇİZME ÇAMURU, OKLAVA HAMURU SEVER. TEMBEL YATMAYI, GEVEZE ATMAYI, PAZARCI SATMAYI SEVER. ŞİŞE TIPAYI, ŞARAP KUPAYI, EŞŞEK SOPAYI SEVER. EBE BEBEĞİ, KAHVE DİBEĞİ, ÇENGİ GÖBEĞİ SEVER. MEMUR MASAYI, ERMİŞ ASAYI, HAKİM YASAYI SEVER. HAYLAZ DÖVENİ, DALKAVUK ÖVENİ, HERGELE SÖVENİ SEVER. SARHOŞ DOSTUNU, AYI POSTUNU, YAŞLI BASTONU SEVER. HATİP LAFI, SUÇLU AFFI, AÇIKGÖZ SAFI SEVER. ORMAN ÇAMI, KEDİ DAMI, İŞÇI ZAMMI SEVER. MEKTUP PULU, ZAMPARA DULU, TANRI KULU SEVER. YA SİZ KİMİ ? Mehmet COŞKUNDENİZAyrılığın İlanı Gidiyor musun diye sorma bana.
Gönderen sensin.
Ne terk etmeyi istedim seni,
Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.
Senin kadar öfkeliyim ben de.
Senin kadar endişeli...
Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana
Ama inandıramadım seni.
Sen, sorgularken beni kafanda
Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
Bir tek sözün bağlardı beni sana,
Oysa sen hep susmanın koynunda.
Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,
Teslim alır bedenleri de.
Sütten çıkmış ak kaşık değildim
Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
O dünya ki bazen minicik bir odada
Bazen kentin ortasında şekillendi.
Nasıl da güzeldi...
Zaten varsın diye her şey güzeldi ama
Sen buna inanmadın. Ah bu sorular...
Yaşamak varken sevdayı delice,
Niye boğarız sorularla?
Nasıl ikna edebilirdim seni?
Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.
Ben, seninleyim dedikçe
Sen, hayır dedin.
Zaten az konuşan sen
Olumsuz ne kadar sözcük varsa
Bulup çıkardın ortaya.
Bense hiç bir şey diyemedim.
Ne kadar zarar vermişim sana meğer.
Nasıl değiştirmişim seni.
Oysa hiç böyle düşünmemiştim.
Kimseye zarar vermek istemem ben.
Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.
Ama öyle oldu işte.
Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi.
Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.
Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.
Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.
Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.
Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.
Biliyor musun bir tanem!
Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.
Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri
yalancı yüzlerde ararım.
Seni de götürürüm yüreğimde.
Her zaman yokluğunu taşırım.
Bulup, bulup kaybettim seni bebeğim.
Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.
Ne yazık ki, kalamadın bana.
Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.
Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın
Nuri CANDİKENLER GİDİYORUM
Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum
Kemal DADAŞOĞLUYENİLDİM ANNE
Anneciğim!
İlhan GEÇERHÜZÜNLERDİ DÖKÜLEN
Yorgun kanatlarınla bir akşam üstü
Dalında kurudu ümidin goncaları
Şarkılar, hep tek yanlı aşklar için ağladı.
Çalmadın bir daha gönül kapısını, Y.BBurdasın Sen hep burdasın, Burdasın biliyorum CAHİT SITKI TARANCIYALNIZLIK MACERASIÖyle yalnız kaldım ki hayatımda Kimi gün öldüm kimi gün ilah oldum Çok zaman annemin dizlerine hasret Koydum başımı kendi dizlerime Doya doya ağladım Paylaşırsa dost paylaşırmış İnsanın derdini sevincini Dost umidiyle ortalığa düşmeye gör Hangi kapıyı çalsan kimseler yok Hangi omuza dokunsam yabancı çıkar Aşık mı olmadım taparcasına Bir Mecnun geçti o çöllerden bir de ben Diz mi çektirmedim alemde Kerem gibi Ferhat gibi gürz mu sallamadım dağlara Ne Leyla yar oldu bana ne Aslı ne Şirin O gün bugün sırtımı kendim sıvazlıyorum Sabahları sokağa çıkmadan evvel Cesaret şairim cesaret Kendi saçlarımı okşuyorum geceleri Sevgilimin saçları niyetine. { Önceki Sayfa } { Page 1 of 2 } { Sonraki Sayfa } |
HakkımdaProfilim Arşiv Arkadaşlarım Fotoğraf Albümüm LinklerTAXI SÜRGIDIKLA GÜLSÜN HERŞEYİN ÜZERİNE İSMİNİ YAZ BU KADIN NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR YARDIM ETMEYİN TAROT FALINIZA BAKIN KategorilerSon YazılarÜMİT YAŞAR OĞUZCAN - BİRGÜN ANLARSINVICTOR HUGO - AĞLAMAK İÇIN GÖZDEN YAŞ MI AKMALI? Atilla İLHAN- adım sonbahar Gassan SATAR Veysel GÜLTAŞ Arkadaşlarım sevcag86 |
||