AKÇAKENT
|
.......... |
|
|
|
|
|

|
|
Akçakent 1884 Yıllarında Kafkasya’dan göç eden Çerkes göçmenler tarafından kurulmuştur. İlk gelen 12 aile Akçakent’in 1 Km. Kuzey'inde bulunan Eskiyurt mevkiine yerleşmişlerdir. Yerleşilen yerin engebeli ve dere yatağı olması nedeniyle bu yer beğenilmemiş ve daha sonra gelen 70 hane ile birlikte şimdiki yerleşim yerine taşınmışlardır. Akçakent’in ilk iskânında bu yerleşim yerine “yeni şehir” anlamına gelen Şehricedit adı verilmiştir. 1909 yıllarında çevrede yaygın olan sıtma hastalığının tedavisinde, Akçakent’in suyunun ve havasının iyi geldiğine inanılarak sıtma hastalarının Akçakent’e geldiği ve şifa buldukları söylenmektedir. Bu sebeple halk arasında “Sıtma” adı yaygın olarak kullanılmaktadır.
YAKLAŞAN SEÇİMLER ÜZERİNE >>> | |
 | | |
|
.......... |
| |
|
|
| |
FENERBAHÇEDEN KOMİK RESİMLER
        
{ Önceki Sayfa } { Page 1 of 13 } { Sonraki Sayfa }
AŞKA VE SEVGİYE DAİR HER ŞEY
Sizde göze alabilirmiydiniz
HÜLYA VE HAKAN iSMiNDE iKi GENÇ VARMIS, KIZ GÜZELMi GÜZEL GENÇ YAKISIKLIMI YAKISIKLI, BU IKI GENÇ BiRBiRLERiNi SEVMiS VE BIR FLÖRT DÖNEMINDEN SONRA EVLENMEYE KARAR VERMisLER. IKISNININ DURUMU IYI VE ZENGIN VARLIKLI AiLELERiN ÇOCUKLARIYMISLAR VE SONUNDA HAKAN VE AiLESi HÜLYAYI iSTEMEYE GELMisLER. NISAN YÜZÜKLERi TAKILMIs VE EVLiLiK GÜNLERi BELiRLENMiS BIRGÜN HAKAN HÜLYAYI ARAMIs KIZ TELEFONA BAKMIs "ASKIM NAPIYORSUN" DEMIS KIZ YEMEK YAPTIGINI YEMEK YIYECEGINI SÖYLEMIS. HAKAN: "ASKIM YEMEGINI YEDIKTEN SONRA SENI ALMAYA GELECEGIM BIRLIKTE SINAMAYA GIDERIZ IKI TANE BILET ALDIM" DEMIS. KIZ TELEFONU KAPATIP ISINE DEVAM ETMIS TAM O SIRADA TÜP PATLAMIS BÜTÜN TÜP PARÇALARI HÜLYANIN BÜTÜN VÜCUDUNU DELIK DESIK ETMIS!!!! HASTANEYE YOGUN BAKIMA KALDIRILMIS!!! HAKAN KOSA KOSA HASTANEYE GITMIS AMA HÜLYA ONUNLA GÖRÜSMEK ISTEMEMIS..ÇÜNKÜ YANIKTAN ÖYLE IGRENC BIR HAL ALMISKI YÜZÜ VE VÜCUDU BAKILDIGI ZAMAN IGRENIYORMUS INSANLAR. ANNESI HÜLYANIN YANINA GELMIS VE "KIZIM HAKAN PERISAN BIR HALDE, NEDEN ONU GÖRMEK ISTEMIYORSUN" ?DEMIS, KIZ; "ANNE SEN BILE YÜZÜMÜN BU HALINE BAKMAYA IGRENIYORSUN.... BENI O GÜZEL HALIMLE HATIRLASIN HERSEY BITTI SÖYLE ONA SAKIN BENI ARAMASIN" DEMIS! ANNE KIZININ DEDIKLERINI ÇOCUGA AYNEN ILETMIS. ARTIK YAPACAK BIRSEY KALMAMIS; GÜNLERCE HASTANE KAPISI BEKLEYEN GENC ÜZÜNTÜYLE HASTANEDEN AYRILMIS, ARABASINA BINIP SÜRATLA KULLANMAYA BASLAMIS VE TRAFIK KAZASI GEÇIREREK KÖR OLMUS. ANNESI BIRKAC GÜN SONRA OLAYI KIZINA ANLATMIS VE ARTIK EVLENMENIZ ICIN HICBIR MANI YOK ARTIK BIRBIRINIZE DESTEK ÇIKMALISINIZ, BAK HEM ARTIK SENI ISTESENDE GÖREMEZ DEMIS... BUNUN ÜZERINE KIZ HAKANLA EVLENMIS.IKI TANE ÇOCUKLARI OLMUS VE YILLAR SONRA HÜLYA KALP KRIZINDEN ÖLMÜS. ÖLDÜGÜ GÜN ÇOCUKLAR ANLAMISLAR KI BABALARI KÖR DEGiL VE ASLINDA HiÇ KÖR OLMAMIS!!!! SEVDIGINI KAYBETMEMK ICIN BUKADAR SEYI GÖZE ALMIS !!!
YAğMUR MELEKLERİ
Otobüs kalkmak üzereydi. Ikisi de son sözlerini söylüyorlardi birbirlerine... " Ne kadar uzak olursak olalim bir gün kavusacak bu eller " Sonra ayrildilar genç adam bir baska sehre gitti. Genç kadin ayni sehirde kaldi. Önceleri sik sik telefonlar ediliyor birbirlerini özlediklerini dile getiriyorlardi. sonra iki hafta, üç hafta derken aylar, yillar geçti birbirlerini ne aradilar ne de sordular. Genç kadin hala ümitliydi bu sevdadan bir gün "dönecek" diyordu kendi kendine... Eski günleri düsünüp o güzel günlerin bu kadar çabuk unutulmayacagina inaniyordu. Üzülmesine ragmen etrafina üzüntüsünü belli etmiyordu. Kendini isine vermis baska bir sey görmüyordu. Çok çalisiyor geceleri bile eve is getirerek oyalaniyordu. Bir gün yine eve is getirmesine ragmen cani dosyalari açmak istememisti. Disarida yagmur yagiyordu. Üstüne bir hirka alip disariya çikti. Yagmura aldirmadan yürümeye basladi. Yürüdü sokaklarda, hiç durmadan yürüdü... Farkinda olmadan evinin kapisina gelmisti yine... Evine girdi ve camin önünde yagmuru seyredip bir kagida bir seyler karalamaya basladi. Birden aklina her yagmur damlasini bir melegin indirdigi gelmisti. Ve o meleklere yalvararak ona sevdigini getirmelerini istemisti. Belki de hiç dönmeyecegini bile bile... Bu kadar büyük sevgi yasadiktan sonra yollar bu kadar çabuk ayirabiliyor muydu insani? Sevgileri tüketebiliyor muydu? Bütün gece bu sorulari kendisine sordu. Ama mesafeler sevmeyi engellemiyordu. Unutturamiyordu. Peki diyordu o nasil unuttu beni? Bunlari düsünürken birden telefonu çaldi. Telefonda ki sesi hemen tanidi. Bu oydu. Yilardir dönmesini bekledigi biricik askiydi. ''Kapiyi açar misin'' dedi genç adam. Genç kadin; Sasirmis bir halde telefonu elinden atip kapiya kostu. Karsisinda onu görünce dili tutuldu sanki... Saskinligi gözlerinden belli oluyordu. Genç adam; "döndüm" dedi. "Ayrilirken söz verdigimiz gibi bu elleri birlestirmeye geldim"
{ Önceki Sayfa } { Page 1 of 8 } { Sonraki Sayfa }
İLK SEVDALI MECBURİYET
İlk sarılıştır bu Böylesine mahcup Böylesine coşkun İlk bakıştır bu Güzelliğe vurgun Güzelliğe hasret Bırak şaşırsın gözlerim Erisin gül yüzünün güzelliğinde Bırak gözlerim şaşırsın gülümsemenin büyüsünde Şaşırma şaşkınlığıma Bırak çocuk olsun yüreğim Heyecanlara atsın kendini Bırak dudaklar söylesin güzelliğini Çok güzelsin diye haykırsın bu dil Mahcup ilk bakışını katsın kendine bu yürek İlktir bu Bir sarılışın büyüsünde aşka düşmek İlktir bu Elele tutuşmanın heyecanında delice sevişmek İlktir bu Bir busenin kanatlarında uçmak haz denizine Şaşırma şaşkınlığıma Güzelliğe hep heyecanlanırım ben Çoktur çocuklaşmadı bu yüreğim Çoktur atmadı kendini bir deli düşün içine Bırak sevdalı bir mahcubiyet olsun seninde yaşadığın Bırak ellerin titresin biraz da Bırak anlama nelerin yaşandığını Bak sadece bana sevgiyle Bak bana neşeyle Bırak bu yürek kanatlandırsın sevda sözcüklerini Bırak biraz da kendim için seveyim seni Bırak bencilce olsun biraz da Güzelliğini yudum yudum içeyim Şaşırma şaşkınlığıma Çölde bir seraptır yaşadığım Bir avuç susun sen dudaklarıma Bir busenin yüreğinde diner sussuzluğum Şaşırma şaşkınlığıma Bir kor zindandır geldiğim Gözlerim ışığa uzak Bırak biraz kamaşsın gözlerim güzelliğinden Bir ışık halesine düşmüş olsun bakışlarım Bırak şaşırsın gözlerim Lal oldu dilim yıllardır yalnızlığımın içinde Bir gökkuşağını sarar kollarım Bırak dilim konuşsun Bırak yaşadığı güzellikleri söylesin Şaşırma şaşkınlığıma Uzun zamandır sevmemişti yüreğim böylesine Bırak tadını alsın ayışığına sarılmanın güzelliğini Bırak yakamozlarını gözlerinin doldurayım bakışlarıma Şaşırma şaşkınlığıma Sevmelerin sarhoşluğudur bu Gözlerim kapanır şimdi Dalarım hayallerine Bırak çocuklaşsın yüreğim Nazlı bir ceylan yavrususun biliyorum Su başında ürkek Nazenin Sevmelere nazlı bir kuş yüreğidir taşıdığın biliyorum Ürkek Ve kanatlanmaya hazır Biliyorum ilk olacak bu İlktir kanatların özgürce boşluğa atacak kendini İlktir bir başka dünyanın rüyalarına atacaksın kendini Şaşkınsın biliyorum Coşkun bir şaşkınlıktır yaşadığın Ama sen yine bırak beni Bırak doyasıya yudumlayayım güzelliğini Bırak doyasıya yaşayayım sevdanı
Veysel GÜLTAŞ
SEN
Bedenimde rüzgâr şiirimsin
Damarımda kan ırmağımsın
Sevide sırılsıklam yağmurumsun
Bilincimde ışık güneşimsin
Gizlimde saklı sevdamsın
Tutsaklığımda ezgi türkümsün
Toprakta tohum sancımsın
Özümde can kadınımsın.
Muammer ERKUL
YÜREĞİNDE YER VARMI?
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Hisset! Hisset, Parmaklarına değen kağıdın içinde Dolaşan damarlarımı... Hisset damarlarımın, kanımın Seni aramak için Deliler gibi dolaşmasını...
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Dinle; duyuyor musun yüreğimin ritmini? Gönlümde esen rüzgârları dinle... Nefesimi tutmasam Gözlerindeki derin ovalarda titreyen Bütün yeşillikler kül olur, Sazlar büyür simsiyah, Kuruyan gözpınarlarında...
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Yazık! Mekanlar durduruyorsa seni. Ve yazık, kendini bağladıysan maddelere... İpsiz bir uçurtmayım ben... Ve kuyruksuz Saçlarının çizgilerinde süzülen... Rüzgârım sensin. Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim! Yüreğinde yer var mı?
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Ve bir kaynak suyundan oluşan derenin Üzerine düşen yaprak gibi; Düşürüyor musun gülüşlerini Ve öpüşlerini sesimin üstüne? Akıyor musun benimle beraber, Akıyor musun yıldızlara doğru? Yıldızlar... Yıldızlar neden böylesine vefasız? Neden her üşüyüşümde Lapa lapa yağıyorlar avuçlarıma, Neden eriyip kayboluyorlar?
Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni? Bilmiyorum. Bilmek istemiyorum... Ama parmaklarının ucunda şu an ne olur hisset beni... Hisset! Hisset, damarlarımdaki kanımın, Seni aramak için deliler gibi dolaşmasını... Söylemiştim değil mi? İpsiz bir uçurtmayım ben...Ve kuyruksuz... Saçlarının çizgilerinde süzülen... Rüzgarım sensin. Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim. Yüreğinde yer var mı?
Gassan SATAR
KAYIP DOSTLUK
Düştük bir yalan düşün pesine Dil yalan söyler El yalan söyler Ellerimizle kazdığımız yalnızlık kuyusuna atmışız yüreği Bir gerçek dost ararız Kaçmışız gerçek dost olmaktan bir başkasına Kapatmışız kulaklarımızı dertlerine insanların Bizi dinleyecek gerçek dost ararız Duvarlar örmüşüz etrafımıza Dikenli teller koymuşuz bir dost sesine Kendimize küsmüşüz Kendimize kırgın Kendimizi dinlemez olmuşuz Bizi dinleyecek gerçek bir dost ararız Öldürmüşüz tabiatı Unutmuşuz çiçekle konuşmayı Unutmuşuz bir köpeği sevmeyi Gömmüşüz yeşilliği beton binaların mezarlığına Gerçek bir dost ararız Güvenmeyi aldatılmak saymışız İnanmayı saflığa yormuşuz Paylaşmayı aptallıkla anlamlandırmışız Sonra gerçek bir dost aramışız Yenik düşmüş sevgi Yenik düşmüş dostluk Kendi yaratımımız olmuş yalnızlık Kendimizi kendi ellerimizle atmışız bir derin kuyuya Sonra gerçek bir dost aramışız Bir uçan balonun içine atmışız dostluğu Yükseldikçe göklere Uzaklaştıkça bizden Ah çekmişiz arkasından Atmışız yüreğimizden dostluğu Ahlarla vahlarla gerçek bir dost ararız.
Gassan SATAR
Zamana İnat Sevda
Zaman bizim oyuncagimızdır Gunler buyumeyen ciragimiz Seneler viz gelir bize Biz sevdanin savascilari Asirlardan dem almis ickimiz Hic bir seye gec kalmadik Zamanlar gerimizde kaldi sadece Yagmur yagardi eskiden Dalardik sevdaya Islanmaktan korkmazdik Belki islanmak icin duslerdik yagmuru Degismedi hic bir sey Zaman dedigin tek disi kalmis canavar Degisirken kendisi Degistiremiyor sevdanin adini Kaybettigimizi sandigimiz anda Umut yeserirdi icimizde Anlardik ki zamana odunc vermisiz sevdayi Zamanin koynunda buyusun hasretimiz Daha buyuk bir hasretten Daha buyuk sevdalar yesersin diye Dun gunes sevdamiz icin dogardi Yine sevdalara doguyor Karanlik sandigimiz sevdasizligin diger adi Gunesi goremedigimiz anlar Donerdik yureklerimizin derinine Korkunun prangasinda bulurduk gunesi Vurarak sevdanin kilicini ustune Kirardik zincirin halkalarini Hurriyetin kollarinda yukselirdi Once yureklerimizden dogardi gunes Sonra aydinlanirdi dunya Sonra aydinlanirdi evren Sonra aydinlanirdi tanri...
Gassan SATAR
Sen düşüyorsun aklıma
Gece usulca girmiş odama Aslında sana yazmak aklımda yok Cama iki damla vurdu Uzaklarda gök gürledi Düşüncelerime yağmur düştü Aklıma sen geldin Nasıl yağmur yağıyor şaşarsın Bardaktan boşanırcasına Geceyi hep yağmurlu sevmişimdir Yağmurun sesinde sevişmeleri de öyle Yağmurla seni andım dedim ya Aslında her bahanede sana koşuyor düşüncelerim Bir yıldız kaymasın Güneş doğmasın nazlı Sen aklıma düşüyorsun Ne bileyim Bir çiçek görsem Ya da bir çocuk gülümsemesi Nazlı hayalin düşüyor yüreğime Sesini duymak için yarattığım bahanelere benziyor Yazarken ara sıra duraklıyorum Nerde kaldığımı unutuyorum Sana dalıyorum Garip bir şey bu Seni yazarken sana dalmak Sanki senden başka bir sen daha var Bir yanda yaşadığım kadınım Bir yanda da Yalnızlığımda büyüttüğüm sen Hayallerime seni koyuyorum Hayallerde daha güzel sevgililer yaratılır Bir sana bir şey ekleyemiyorum Senden güzel bir başka sen yok Yağmur yağmaya devam ediyor Bende senli aşklar üretiyorum hala Seninle gece daha güzel Daha aydınlık Gece gülümsüyor sanki Bin yıldızla gece Bin gülümsemeye açmış gibi Uykuya dalmanın tam zamanıdır Taze bir çiçek gibi açtın düşlerimde Seni düşlerime taşımanın zamanıdır İyi uykular kadınım İyi uykular bebeğim Ben sana gidiyorum
Mehmet GÖDEN
GİDİŞİN
Hangi gündü adını unuttum ayrılığın, Gözlerimi kuruttum, Yüreğimi parça parça ateşlere attığından beri, Kendi kendimi avuttum, Hangi ay ?Tarih kaçtı? Aklımda kalmadı,beni ellere bırakıpta gidişin,
Andıkça yürekte sızıdır ismin, Uykuda; rüyamda yüzün, Anlamı kalmasada bütün bunların , İnanmazsan,bak şakaklarımda saklı hala, Terkedilmiş bebek gibi beni ;bırakıpta gidişin,
Üzerinden yıllar geçti , Ha kış ha yaz ne farkederki, Ruhumun derinliğine vurdu acısı, Yıllar içime kurdu tik tak eden saati, Kıyısına dalga vurmaz,ne limanında gemi, Ve....Ben kıyısında ağlarken, Gözyaşından oluşan denizin
Can DÜNDAR
BAHAR GELME ÜSTÜME!
Bahar, yalvarırım çek git işine!.. Salma üstüme çiçeklerini, ...aklımı çelme!.. Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde;sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor. Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek... Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem... Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek... Yapma bunu bana bahar, Böyle üstüme gelme...! * * * Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı... Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime... Kalbimin buzları erimiş. Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir... Bir de sen çıldırtma beni... Krizdeyim ben... tembelliğin sırası değil, uyamam sana... Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol. Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni... Bulutların üşüşmesin başıma... Girme kanıma benim... ...yoldan çıkarma...! * * * Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi, Sevdanın suç ortağısın. Kıyma bana...! Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin. Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin... O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman... Ne o delişmen sabahları kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin uçuştuğu günbatımları... Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan... Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında... Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz... Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden, yüreğim viraneye... Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da... Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak. * * * İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar... İŞ açma başıma... Git işine! Yoldan çıkarma beni
Serkan ÇAGIN
AYRILIK
Ayrılık zor be gülüm
Her insan hata yapar
Hata biz insanlara mahsustur
Affet bir tanem affet
Ve ne olursun dön
Bu acıya bu yürek dayanmaz
DAYANAMAZ
ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sırf senin hatırın için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...
Celal KABADAYI
Sevgiler ayrılıklarla büyür
sevgiler ayrılıklarla büyür dayanmak zordur yaşamak ağır tarih yine yalnızlıklarla yazılır
bir şiirdir ayrılık, kanatır dizeleri bir güldür büyür yaprak yaprak saplanır derinlere, sızlatır dikenleri hem kahrolur hem katlanır yürek
gözlerde ince bir hüzün perdesi insan hep ayrılmaklı bakar başka kollarda uyusa da sevilen seven hep o eski uykulara dalar
saf bir aşk kalır anılardan artan acılarla azalmadan sevgiler ayrılıklarla büyür
Özdemir ASAF
LAVİNİA Sana gitme demeyeceğim. Üşüyorsun, ceketimi al. Günün en güzel saatleri bunlar. Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim. Gene de sen bilirsin. Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim Ama gitme, Lavinia Adını gizleyeceğim. Sen de bilme, Lavinia.
Atilla İLHAN
AYRILIK SEVDAYA DAHİL
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ
Ümit Yaşar OĞUZCAN
BİR GÜN ANLARSIN
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez. Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya, Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden anlar ne yastık. Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık. Onun unutamadığın hayali, Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine. Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu. Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin. Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için, Vurursun başını soğuk taş duvarlara. Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın. Duyarsın, Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin. Niçin yaratıldığını. Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini. Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini. Boşuna geçip giden günlerine yanarsın. Dolar gözlerin, için burkulur. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların. Sevilen gözlerin erişilmezliğini. O hiç beklenmeyen saat geldi mi? Düşer saçların önüne, ama bembeyaz. Uzanır, gökyüzüne ellerin. Ama çaresiz, Ama yorgun, Ama bitkin. Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın. Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın hayal kurmayı; Beklemeyi, ümit etmeyi. Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi. Lanet edersin yaşadığına... Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın. O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden. Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.
Can YÜCEL
HERŞEY SENDE GÜZEL
Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat! İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin...
Necati CUMALI
AŞK YAŞAYANLAR İÇİNDİR
Ağladığını istemem ben ölürsem. Beni en sevdiğin halimle hatırla. Uzak bir yerde çalıştığımı düşün. Hayatta olduğuma inan Bir gün gelir kendiliğinden Geçer bütün üzüntün Her yeni gelen günü Yeni bir ümitle beklemeli Her yeni gün yeni havalarla gelir Gece, yağan yağmurla uyursun Sabah, birde bakarsın odan güneşli. Her gelen vapur, tren Yeni insanlarla gelir... Ben esmerdim güzelim Bu sefer bir sarışını seversin Aşk yaşayanlar içindir...
NELLS
Hoşçakal aşkım
Yolun gülle,
Yüreğin sevgiyle dolsun..!
Bak...
Nerelerden nerelere geldik...
Şimdi biz bittik...
Bir de başlangıcımız vardı
Sonunda bol gözyaşı döktüğümüz.
Sor yağmurları kendine
Kışları da sor.
Baharları bana bırak
Senden tek yadigar olarak.
Adı belli, sonu belli idik.
Soğuk bir mart akşamı idi
Beni son kez öpüp gidişin.
O an sadece yanımdan
Karanlığa karışmıştı yansıman.
Şimdi
Yüreğimden git diyorsun
Olur birtanem giderim .
Yollar böyle uzun
Aşk’lar böylesine vurgunken
Giderim, son kez gözlerine bakamadan
Giderim, son kez sarılamadan
Uykusuz sabahlayarak.
Pişman değilim
Sevdim seni.
Delice sevildim.
Hayat seni yaşamamı istedi
Yaşadım..
Ama keşke
Yüreğinden giderken
Ölüm beklemese başucumda.
Yine de
Yolun gülle,
Yüreğin sevgiyle dolsun..!
Sana en kötü sözüm bu olsun..!
Yazarı Bilinmiyor
ZENGİNLİK,BAŞARI VE SEVGİ
|
Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı görünce önce duraksadı, sonra onları, tüm içtenliğiyle evine davet etti; "Burada böyle oturduğunuza göre, üçünüz de kesinlikle acıkmış olmalısınız" dedi. "Lütfen içeri gelin, size yiyecek birşeyler hazırlayayım."
Üç yaşlıdan biri, kadına, eşinin evde olup olmadığını sordu. Kadın, eşinin biraz önce çıktığını, şu anda evde olmadığını söyledi. Yaşlı adam, başını iki yana salladı; "Eşiniz evde değilse, biz de davetinizi kabul edemeyiz" dedi.
Akşam eşi geldiğinde, kadın karşı kaldırımdaki yaşlı adamlarla arasında geçen konuşmayı anlattı. "Senin evde olmadığını öğrenince, içeri girmek istemediler" dedi. Yaşlı adamların bu davranışlarını öğrenince, kadının eşi üzüldü. "Bir bakıversene dışarı" dedi. "Hâlâ oradalarsa, şimdi davet edebilirsin eve."
Kadın kapıyı açar açmaz, karşı kaldırımdaki beyaz sakallı üç yaşlıyla yeniden karşılaştı. "Eşim geldi, şimdi evde" dedi ve onlara davetini yineledi; "Yemeğimizi birlikte yemek için sizi şimdi davet edebilir miyim evimize?"
Kadının davetine yaşlılardan biri yanıt verdi; "Biz hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz" dedi ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı; "Sağ yanımdaki arkadaşımın adı: Zenginliktir. Bu yanımda oturan arkadaşımın adı: Başarı, benim adım ise Sevgidir.
Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra Sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu: "Şimdi evinize gidin ve eşinizle başbaşa verip, bir karara varın" dedi. "İçimizden sadece birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin, sonra gelin, kararınızı bize bildirin."
Kadın, Sevginin önerisini eşine anlattığında, adam sevinçten göklere fırladı. "Aman ne güzel, ne güzel" dedi. "Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden Zenginliği davet ederiz ve evimiz de bir anda zenginliğe kavuşmuş olur."
Eşinin kararı, kadının hiç de hoşuna gitmedi. "Başarıyı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş olmaz mıyız, kocacığım?" dedi.
Kayınvalidesiyle, kayınpederinin bu konuşmasına, içerideki odada bulunan gelinleri de kulak misafiri olmuştu. Koşarak içeri girdi ve o da kendi önerisini söyledi. "En doğru karar, Sevgiyi davet etmek değil midir?" dedi. "Düşünsenize, evimiz bir anda sevgiye kavuşacak."
Gelinin bu önerisi, kayınpederin de, kayınvalidenin de çok hoşlarına gitti. "Tamam, en doğru karar bu olacak" dediler. Sevgiyi davet edelim..."
Kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu; "İçinizde hanginiz Sevgi? Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun..."
Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı. Arkadaşları da ayağa kalktılar ve Sevginin arkasından, onlar da eve doğru yürümeye başladılar. Kadın, büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde, Zenginlikle Başarıya sordu: "Siz niçin geliyorsunuz? Ben yalnız Sevgiyi davet etmiştim."
Kadının bu sorusuna, üç yaşlı birlikte yanıt verdiler: "Eğer içimizden yalnız Zenginliği ya da Başarıyı davet etmiş olsaydınız, davet edilmeyen ikimiz dışarıda bekleyecektik. Fakat siz Sevgiyi davet ettiniz. Bu durumda üçümüz birden gelmek zorundayız evinize."
Ve kadının "Niçin?" diye sormasını beklemeden, Zenginlik ve Başarı sözlerini şöyle sürdürdüler: "Çünkü Sevginin olduğu her yerde, biz Zenginlik ve Başarı da her zaman, onun yanında oluruz.
|
Can DÜNDAR
HAYAT ;
-AŞIK OLMAK. -İLK ÖPÜŞME. -YÜZ KASLARINIZ AĞRIYANA DEK GÜLMEK. -SICAK BiR DUŞ. -ÖZEL BiR BAKIŞ. -MAiL ALMAK. -MANZARALI BiR YOLDA ARABA KULLANMAK. RADYODA EN SEVDiĞiNiZ KiŞiNiN ŞARKISININ ÇALMASI.. -YATAĞINIZA UZANIP YAĞMURUN SESiNi DiNLEMEK. -YENİ ÇIKMIS SICAK BiR HAVLU.. -SATIN ALMAK iSTEDiĞiNiZ KAZAGIN %50 iNDiRiME GiRDiĞiNi GÖRMEK. -UZAKTAKi BiR ARKADAŞINIZLA TELEFONDA KONUSMAK. -KÖPÜK BANYOSU. -KIKIR KIKIR GÜLMEK. -GÜZEL BiR SOHBET. -KUMSAL. -GECEN KIŞ GiYDiĞiNiZ MONTUN CEBiNDEN ON MiLYON ÇIKMASI. -KENDiNiZE GÜLMEK. -GECE YARISI SAATLERCE TELEFONDA KONUŞMAK. -SU FISKiYELERiNiN ARASINDA KOŞMAK. -DURUP DURURKEN GÜLMEK. -YANINIZDA SiZE GÜZEL OLDUĞUNUZU SÖYLEYEN BiRiNiN OLMASI. -iLK AŞK. -HAKKINIZDA GÜZEL SÖZLER SÖYLENDiĞiNE KULAK MiSAFiRi OLMAK. -UYANIP DAHA UYUYACAK BiRKAÇ SAATiNiZ OLDUĞUNU FARKETMEK.
-YENi ARKADAŞLAR EDiNMEK. -ESKi ARKADAŞLARINIZLA ZAMAN GEÇiRMEK. -YAVRU BiR KÖPEKLE OYNAMAK. -ODA ARKADAŞINIZLA GECE YARISI SOHBETLERi. -GÜZEL DÜŞLER. -ARKADAŞLARINIZLA ARABA YOLCULUĞU YAPMAK. -SEVGiLiNiZLE YORGANA SARILIP iYi BiR FiLM SEYRETMEK. -ÇOK GÜZEL BiR KONSERE GiTMEK. -ÇEKiCi BiR YABANCIYLA BAKIŞMAK. -ÇiKOLATALI KURABiYE YAPMAK. -SEVDiĞiN iNSANA SIKICA SARILMAK. -iSTEDiĞi ARMAĞANI AÇAN KiŞiNiN YÜZÜNDEKi iFADEYi GÖRMEK. -GÜNEŞiN DOĞUŞUNU SEYRETMEK...
VE BIR SÖZ;
ALDIĞIN HER NEFESİ FIRSAT BİL, OT DEĞİLSİN YENİDEN BİTMEZSİN..." CAN DÜNDAR.
CAHİT SITKI TARANCI
YALNIZLIK MACERASI
Öyle yalnız kaldım ki hayatımda
Kimi gün öldüm kimi gün ilah oldum
Çok zaman annemin dizlerine hasret
Koydum başımı kendi dizlerime
Doya doya ağladım
Paylaşırsa dost paylaşırmış
İnsanın derdini sevincini
Dost ümidiyle ortalığa düşmeye gör
Hangi kapıyı çalsan kimseler yok
Hangi omuza dokunsam yabancı çıkar
Aşık mı olmadım taparcasına
Bir Mecnun geçti o çöllerden bir de ben
Diz mi çektirmedim alemde Kerem gibi
Ferhat gibi gürz mü sallamadım dağlara
Ne Leyla yar oldu bana ne Aslı ne Şirin
O gün bugün sırtımı kendim sıvazlıyorum
Sabahları sokağa çıkmadan evvel
Cesaret şairim, cesaret
Kendi saçlarımı okşuyorum geceleri
Sevgilimin saçları niyetine.
{ Önceki Sayfa } { Page 1 of 2 } { Sonraki Sayfa }
9-8-7-6-5-4-3-2-1-0
...Eger "9" canli olsaydin bile ...En fazla "8" kez kaçabilirdin ölümden ...Bilki "7" divele sultan olsan dahi ...Yerin "6" mekan olacak sana ...En fazla "5" metre kumas götürebileceksin ...Kapatacaksin "4" açsanda gözünü ...Bu dünya "3" günlük dünya ...Azrailin yaninda "2" kat olup yalvarsanda nafile ...Elbet "1" gün öleceksin ...Iste o gün hersey 0'dan baslicak
| |