22/7/2008 - AŞK SENİ HİSSETMEKTİR
Ask seni Hissetmektir olmasamda yanında bilirim kalbinde ben varım. sen merak etme beni evet Kabul ediyorum buralar sensizken anlamsız, bomboş karanlığın arkasında sana seslenmek bile zor bazen yüzün ay ışığında odamın içine yansıttığı gölgede belirir bazen gözlerini o gölgede seçemem çünkü gözlerin gölgeler kadar karanlık değil ki saatlerce oraya bakarım, konuşamam ağzımdan tek kelime çıkmaz ve sabahın ilk ışıkları yeniden vurmaya başlar sen ağır ağır kaybolursun gölgemde güneş tam tepeye vurduğunda artık sen yoksundur işte o an o an ismin bir çığlık olur içimde, haykıramam şimdi soruyorum sana sende bir gün!!! tıpkı gölgeler gibi gitmezsin değil mi yavaş yavaş bırakmasın beni kendi gölgemle başbaşa gitmezsin değil mi buralar öyle bildiğin güzel yerler değil herkes bir dünya meşkalesinde çoğu geceler karış karış gezerim sabaha kadar heryerde seni ararım ama neye yarar boş bir çobanın muhasebesini yapmak değilmidir bu sen uzaktasın!, hemde çook uzakta biliyorum, kimsenin hatırlatmasına gerek yok yanımda olmadığını Ben sadece bakışlarını özledim Burada kimse senin kadar duygulu bakmıyor Herkesin gözlerinde donukluk var sanki benim gözlerim mi !!! Onları hiç sorma her ikisininde özlediği biri var şimdi bende her ikisininde yağmur mevsimi gelmiş sadece en ufak şeylerde bile ağlıyorlar tıpkı seninkiler gibi dedim ya!!!!! birgün sende bırakıp gitmezsin değil mi ama unutma!!! gitsende unutamam o güzel gözlerini
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
23/4/2008 - CAHİDE GÜNAY
Şiddete neden başvurulur…
Acizliğimizden şiddete baş vuruyoruz. Karşımızdakini bastırmak, susturmak için. Çünkü konuşmayı bilmiyoruz! Belki de konuşacak kadar karşımızdakini değerli bulmuyoruz. Değerli bulmadığımız bir insanı nasıl kendimize yakıştırıp hayatımızda eşimiz olarak varlığını sürdürmesine izin veriyoruz? Yoksa kendimizi de mi değerli bulmuyoruz…
Tüm dayak yiyenler “kendimi aciz hissettim, aşağılandım” der. Oysa asıl, döven kişidir aciz olan. Döven erkektir(!). O anda insanın canı bile acımaz. İnsan kendi dışına çıkar ve ezilişini, yok oluşunu seyreder. Sanki o değildir canı acıtılan. Zaman uzar, bitmek bilmez. Vuranın darbelerinden anlamaya çalışır bitme anını.
Darbeler, ilk başta daha hafiftir. Birkaç tokattan sonra dövmenin tadına varır ve daha kuvvetli, daha can atıcı darbeler indirmeye başlar döven erkek. Onun için en zevkli anlardır bu an. Çünkü, kendi gücünün farkındadır ve onun esiridir…
Yorulduğundan mı yoksa yaptığının farkına vardığından mı bilinmez, darbeler hafiflemeye başlar. Sesini iyice yükseltir, sözleriyle dövmeye devam eder. Vurmayı bitirdiğinde ise suçu dayak yiyene , kadına atma faslı gelir: “Sen beni buna zorladın, sen ancak dayaktan anlıyorsun!” kadın ancak dayak bittikten sonra ağlamaya başlar. Çünkü, dönmüştür bedenine. Dayak yerken kaçmadığı gibi ağlarken de kaçmaz… Ayaklarını karnına çekerek cenin pozisyonunu alır, sanki hala annesinin karnındaymış gibi; çeker kendini kendine… Kendi elleriyle sarmalar bedenini, her saniye, içindeki yalnızlığı büyüterek ağlar… Bedeninin hissettiği acıdan değildir bu gözyaşları. Dayak yemeye alışık olduğundan, çoktan bedenini gözden çıkarmıştır.
Kadın, yanılgılarının pişmanlığını yaşarken; “erkek”imiz, kapıyı vurup çıkar; çünkü bakamaz yaptığı rezilliğe. Utanır, kaçar oradan ve kaçarken de haklı olduğunu ispatlamak için “Hak ettin bunu!” diye bağırarak, sorumluluğu zavallı kadına yükler gider.
Bedeninin ve ruhunun acısı yüklenir kadının tüm yüreğine… Kapı tekrar açılana kadar yerden kalkmaz kadın, çözemez bedenini, sadece ağlar… Kahreder; kendine, dünyaya, insanlara ve onu sevdiğine. Kapı açılır ve kendisine yaklaşan ayak seslerini dinler. Erkek, sanki az önce bu hareketleri kendisi yapan değilmiş gibi gelip sarılır yerdeki sinmiş bedene. Dünyanın en akıl almaz anıdır bu an. Gözyaşı ve özür sözleri… Kadın ise iğrenir vücuduna damlayan gözyaşlarından, kendisine dokunan ellerden. Söylenenleri duymaz bile iğrenme hissinden. İlk kez kaçmak ister. Banyoya kapatır kendini. Suyun altına girer ve vücuduna değen su damlacıklarından arınmak ister yüreğindeki yükten… İçinde bulunduğu hali, değiştiremediği ve gecelerce lanetler okuduğu durumdan bir rüyadan uyanır gibi uyanmak ister ama… Erkekse kapının önünde özür diler durmadan. İşte o zaman bağıra bağıra ağlar kadın, onun sesini duymamak için, çığlıklar içinde ağlar… Yüreğinin acısını kusarmışçasına...
|
|
Comments (1) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
23/4/2008 - AZİZ NESİN
BİR KADINI AĞLATMAK
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.
Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren!
Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları. Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür.. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E o zaman niye sarılsınlar ki!
Niye sarılalım ki! Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
16/4/2008 - Susuyorum
Susuyorum
Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum. Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum! Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik… Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim... Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan… Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum… Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan. İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri .....
|
|
Comments (1) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
8/4/2008 - YILMAZ ERDOĞAN
BEYOĞLU'NDAN DOLMABAHÇE'YE TAŞINAN BİR ARALIK AKŞAMI
Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne Dolmabahçe da çay tadında.... Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu. Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama yüreği takvim yokuşlarında...
Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe seyrediyorum...
Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında, üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük... Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti... ... Soğuğun ve karanlığın vehameti!
Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş, daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler, yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat!
Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:
BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
29/1/2008 - DOKUNMAYIN BANA
DOKUNMAYIN BANA
Bana geçmişini anlat dediklerinde beynimin sağ lobuyla sol lobu arasında kalan o ince çizginin “anlatma” diyen direnişiyle karşılaşıyorum.Konu bir de “geçmiş aşk” olduğundaysa söylenecek tüm sözcükler cümle olmamak için birbirinden kaçıyor.Dile getiremiyorum; dillendiremiyorum. “Neden ayrıldınız?” sorusunun cevabı nasıl da zordur. “Yürümedi ayrıldık” inandırıcı oldu mu? Artık hayatın hangi boyutunda olduğumu algılayamaz oldum. Ben mi kendimi anlatamıyorum yoksa anlamak mı istemiyorlar çözemedim gitti.Dokunmayın bana diye bağırmaya başladığıma göre durum fenaya doğru gidiyor.Son zamanlarda yüreğimde uysal adımlarla yürüyen bir adam var.Anlamaya çalıştıkça anlayamadığım bir adam…Elimde bana onu anlatan sahici ve etkili bir kılavuz kitabi olsa; ben nerede ne yapmam gerektiğini böylece kestire bilsem.İlişki yaşamayı unutmuş olabilirmiyim diye geziniyorum dostlarım arasında! “İlişki yaşamayı unutmuş olabilirmiyim”
Her aşk bir sonraki aşkın devamı mı yoksa her yürek atışı bir öncekinin katili mi anlayamadım...Ben yaklaştıkça uzaklaşan; ben uzaklaştıkça yaklaşan duyguların hükmü nezamana kadar sürer? Ben bu satırları yazarken yüreğimde uysal adımlarla yürüyen adamla da vedalaştım…
Ve maalesef yarım kaldı yazı da aşk da…
Kılavuzda istemiyorum…
Sadece dokunmayın artık bana diyorum.
DOKUNMAYIN BANA…
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
8/12/2007 - ATAOL BEHRAMOGLU -- ÖGRENDİMKİ
Öğrendim ki... Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, Gerisini karşı tarafa bırakırsınız. Öğrendim ki... Güveni geliştirmek yıllar alıyor, Yıkmak bir dakika. Öğrendim ki... Hayatında nelere sahip olduğun değil Kiminle olduğun önemli. Öğrendim ki... Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek. Öğrendim ki... Kendini en iyilerle kıyaslamak değil Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir. Öğrendim ki... İnsanların başına ne geldiği değil O durumda ne yaptıkları önemli. Öğrendim ki... Ne kadar küçük dilimlersen dilimle Her işin iki yüzü var. Öğrendim ki... Olmak istediğim insan olabilmem Çok vakit alıyor. Öğrendim ki... Karşılık vermek Düşünmekten çok daha basit. Öğrendim ki... Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun. Öğrendim ki... ´Bittim´ dediğin andan itibaren Pilinin bitmesine daha çok var. Öğrendim ki... Sen tepkilerini kontrol edemezsen Tepkilerin hayatını kontrol eder. Öğrendim ki... Kahraman dediğimiz insanlar Bir şey yapılması gerektiğinde Yapılması gerekeni Şartlar ne olursa olsun yapanlar. Öğrendim ki... Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor. Öğrendim ki... Bazı insanlar sizi çok seviyor Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor. Öğrendim ki... Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz Bazıları hiç karşılık vermiyor. Öğrendim ki... Para ucuz bir başarı. Öğrendim ki... En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz. Öğrendim ki... Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları Kaldırmak için elini uzatır. Öğrendim ki... İki insan aynı şeye bakıp Tamamen farklı şeyler görebilir. Öğrendim ki... Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır. Öğrendim ki... Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar Daha uzun yol yürüyor. Öğrendim ki... Hiç tanımadığın insanlar, iki saat içinde, senin hayatını değiştirir. Öğrendim ki... Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır. Öğrendim ki... Duvarda asılı diplomalar İnsanı insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki... Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır. Öğrendim ki... Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor. Öğrendim ki... Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da! Öğrendim ki... Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, Ne tür deneyimler yaşadığınızla var. Öğrendim ki... Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil. Öğrendim ki... Ne kadar yakın olursa olsunlar En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir. Öğrendim ki... Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor. Öğrendim ki... Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor. Öğrendim ki... Şartlar ve olaylar, Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz. Öğrendim ki... İki kişi münakaşa ediyorsa, Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez. Öğrendim ki... Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır. Öğrendim ki... Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
8/12/2007 - WİLLİAM SHAKESPEARE
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni, Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez. Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini, Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz, Değil mi ki ayaklar altında insan onuru, O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış, Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru, Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş, Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın, Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene, Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın, Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama, Seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
8/12/2007 - ATİLLA İLHAN
ben sana mecburum
Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum, sen yoksun!
Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Birkaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlarda bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum, sen yoksun!
Belki Haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor.
Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
8/12/2007 - Cahit Sıtkı TARANCI
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız, Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında. Uyudun uyanamadın olacak. Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misali o musalla taşında.
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
8/12/2007 - AŞKA DAİR
Aşk ikidir sevgi bir; Aşk yalan, sevgi gerçektir. Aşk sudur, sevgi susuzluk. Bu yüzden sevgi hasrettir,
Özlemektir, beklemektir. Asıl maharet: Susuzken suyu içmek değil Karşısına geçip seyretmektir.
Aşk haykırmaktır, sevgi ağlamak; Aşk açmaktır, sevgi katlamak. Sevgi saklamaktır Yüreğini, gözlerini
Ve de ellerini saklamak Bahar geldiğinde… Bir çiçeğe, yeşile, çimene Aşık olamazsın ama seversin.
Arkadaşına aşık olamazsın Ama seversin. Toprağa fidanı aşkla değil Sevgiyle dikersin.
Sevgi için ölünür, aşk öldürür. Aşk kıskançtır, nankördür Sevgiyi öldürür. Aşk Kabil’dir, sevgi Habil.
Aşkla sevgi aslında kardeştir Babaları insandır, Adem’dir Aşk için şiirler yazarsın, Şarkılar yaparsın;
Sevgiyi anlatamazsın. Çünkü yüreğine sığdıramazsın. Kalbini aşka kapatabilirsin Ama sevgiye kapatamazsın
Sevgi gizli, aşk aşikar dır. Yüz vermeyince unutursun Sen aşığım diye daha kendini kandır. Dedim ya sevgi gerçek, aşk yalandır.
Dahası da var: Aşkın gözü kördür, Fazla naz aşık usandırır; Aşk oyun, aşık oyuncaktır.
Sevgi ise yaşamdır, hakikattir. Aşk aceledir, Sevgi usul, usul sabırlıdır. Acele işe hem şeytan karışır.
Aşk ateşlidir Çünkü hastalıklıdır. Sevgi ılıktır Çünkü sağlıklıdır. Velhasıl bu iki kardeşin hikayesidir Aşka ve sevgiye dair
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
8/12/2007 - WİLLİAM SHAKESPEARE
|
Korkuyor İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için. Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için. |
| |
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
8/12/2007 - CAN YÜCEL - EĞER
EĞER
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
8/12/2007 - CAN YÜCEL / ANLADIM
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım... Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.. Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım.. Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım.. Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım... Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.. Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
8/12/2007 - KİM KİMİ SEVER ?
BEYAZ KARAYI, SİNER YARAYI, ZENGİN PARAYI SEVER.
YEMEK TUZU, RAKI BUZU, MAYMUN MUZU SEVER.
ÖRDEK KAZI, GÜZEL NAZI, AŞIK SAZI SEVER.
KUŞ DARIYI ,ÇİÇEK ARIYI, ERKEK KARIYI SEVER.
ANA ÇOCUĞU, ÇOBAN GOCUĞU, YUMURTA SUÇUĞU SEVER.
OCAK KÖZÜ, KİRPİK GÖZÜ, OZAN SÖZÜ SEVER.
GARİP SILAYI, YİĞİT HALAYI, TENCERE KALAYI SEVER.
DAVUL ZURNAYI, AVCI TURNAYI, DEVE HURMAYI SEVER.
ALİM KELİNİ, CÖMERT ELİNİ, CİMRİ DİLİNİ SEVER.
ÇÖL YAĞMURU, ÇİZME ÇAMURU, OKLAVA HAMURU SEVER.
TEMBEL YATMAYI, GEVEZE ATMAYI, PAZARCI SATMAYI SEVER.
ŞİŞE TIPAYI, ŞARAP KUPAYI, EŞŞEK SOPAYI SEVER.
EBE BEBEĞİ, KAHVE DİBEĞİ, ÇENGİ GÖBEĞİ SEVER.
MEMUR MASAYI, ERMİŞ ASAYI, HAKİM YASAYI SEVER.
HAYLAZ DÖVENİ, DALKAVUK ÖVENİ, HERGELE SÖVENİ SEVER.
SARHOŞ DOSTUNU, AYI POSTUNU, YAŞLI BASTONU SEVER.
HATİP LAFI, SUÇLU AFFI, AÇIKGÖZ SAFI SEVER.
ORMAN ÇAMI, KEDİ DAMI, İŞÇI ZAMMI SEVER.
MEKTUP PULU, ZAMPARA DULU, TANRI KULU SEVER.
YA SİZ KİMİ ?
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
15/4/2007 - Mehmet COŞKUNDENİZ
Ayrılığın İlanı Gidiyor musun diye sorma bana.
Gönderen sensin.
Ne terk etmeyi istedim seni,
Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.
Senin kadar öfkeliyim ben de.
Senin kadar endişeli...
Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana
Ama inandıramadım seni.
Sen, sorgularken beni kafanda
Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
Bir tek sözün bağlardı beni sana,
Oysa sen hep susmanın koynunda.
Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,
Teslim alır bedenleri de.
Sütten çıkmış ak kaşık değildim
Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
O dünya ki bazen minicik bir odada
Bazen kentin ortasında şekillendi.
Nasıl da güzeldi...
Zaten varsın diye her şey güzeldi ama
Sen buna inanmadın. Ah bu sorular...
Yaşamak varken sevdayı delice,
Niye boğarız sorularla?
Nasıl ikna edebilirdim seni?
Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.
Ben, seninleyim dedikçe
Sen, hayır dedin.
Zaten az konuşan sen
Olumsuz ne kadar sözcük varsa
Bulup çıkardın ortaya.
Bense hiç bir şey diyemedim.
Ne kadar zarar vermişim sana meğer.
Nasıl değiştirmişim seni.
Oysa hiç böyle düşünmemiştim.
Kimseye zarar vermek istemem ben.
Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.
Ama öyle oldu işte.
Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi.
Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.
Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.
Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.
Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.
Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.
Biliyor musun bir tanem!
Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.
Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri
yalancı yüzlerde ararım.
Seni de götürürüm yüreğimde.
Her zaman yokluğunu taşırım.
Bulup, bulup kaybettim seni bebeğim.
Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.
Ne yazık ki, kalamadın bana.
Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.
Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın
|
|
Comments (2) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
10/4/2007 - Nuri CAN
DİKENLER GİDİYORUM
Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum Gidiyorum bütün acılarımı vurup sırtıma umutları bırakıp başucuna ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp şiirlerimi sarıp bohçama yüreğimin yangınına gidiyorum hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal.
 Gidiyorum gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum.
 Gidiyorum başımda gam, gözlerimde nem bütün hatıraları bırakıp geride usulca çekip kapıyı ardımdan alıp başımı gidiyorum buralardan şafak sökmeden kimseler görmeden yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için.
 Hoşça kal suyundan çimdiğim dere kana kana içtiğim pınar say ki yaşamadım bu yerlerde nazlı çiçeklerini okşamadım baharın bozguna uğramış bir bostanın hüznüyle bir yaprağın ürpertisine yazıp ömrümü çekip gidiyorum buralardan.
 Gidiyorum bir bilinmeze doğru hem yol, hem yolcu olmaya acılarımla başbaşa kalmaya gidiyorum bütün yıldızları takıp kanatlarıma bir kelebek gibi özgür olmaya gidiyorum.
 Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde gecelerin zifiri saçlarında kaybolmaya bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum.
 Bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime ne okuyacak bir şiirim gözlerimin içindeki iki damla gözyaşı gibi bakmadan ardımdaki uçurumlara alıp götürüyorum yüreğimdekileri de hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal.
|
|
Comments (1) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
10/4/2007 - Kemal DADAŞOĞLU
YENİLDİM ANNE
Anneciğim! Evlatlar vardır başarılarını, zaferlerini yazarlar... Sana yazacak bir başarım, bir ödülüm yok anne. Keşke olsaydı da, seni sevindirebilseydim. Keşke, benim de anneme yazacak, anlatacak başarılarım olsaydı. Ama yok anne...
Sevdiğin, okşadığın saçlarıma aklar düştü anne. İlk evvel saçlarım hayat mücadelesinde yenildi. Düşmanlarım hep benden güçlü oldu anne. Onların tahta kılıçları benim çelikten kılıcımı paramparça etti. Onlar beni yenmek için ne senaryolar yazdı, ne iftiralar attılar. Ben, ‘masumum’ bile diyemedim. Düşmanlarıma hep yenildim anne.
Ve ne yazık ki, dostlarıma da... Dostlarım da beni hep yendi... Ben onları dost bilirken onlar beni meydanlarda tuş ettiler. Arkamda hep bir hançer yarası oldu anne. Senin anlayacağın, dostlarım beni düşmanlarımdan daha beter etti! Kahkahayı unuttum, tebessümle dost oldum. Yüzümde acı bir tebessüm var şimdi. Bahtıma yenildim anne!
Çocukluk yıllarımın özlemiyle seni aradım anne... Senden daha şefkatlisini, daha merhametlisini bulamayacağımı bilerek... Her şey küçükken güzelmiş anne. Şimdi büyüdüm ve yenilmeyi öğrendim anne.
Gülü çok sevdim, hele alını, pembesini... Bahtıma hep beyazı düştü anne... O çok sevdiğim güllerin, dikenlerine yenildim anne... Açlığa-tokluğa, hastalığa-sağlığa, dosta-düşmana... Hepsine ama hepsine yenildim...
Senin anlayacağın hayata yenildim anne... Yenildim...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
10/4/2007 - İlhan GEÇER
HÜZÜNLERDİ DÖKÜLEN
Yorgun kanatlarınla bir akşam üstü Özlem bulutlarından süzülüver içime. Sen gideli menekşeler bahara küstü, Ne gün doğdu, ne yıldız gülümsedi geceme.

Dalında kurudu ümidin goncaları Sevdaya alkış tutan elleri kader kırdı. Bir türlü bulamadım o dörtlü yoncaları Aşkın mutlulukları; çözülmeyen bir sırdı.

Şarkılar, hep tek yanlı aşklar için ağladı. Hüzünlerdi dökülen tamburların telinden Gönül mangalında ateşler kül bağladı Sağlam bentler yıkıldı ihanetin selinden.

Çalmadın bir daha gönül kapısını, Gülmedin sabahıma pembe şafaklar gibi. Bir kenara fırlattın aşkımın tapusunu Yüreğime saplandın keskin bıçaklar gibi...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
10/4/2007 - Y.B
Burdasın yanımdasın biliyorum Mum ışığımın zerafetinde ağlayan yalnızlığımsın yine bu gece Dur gitme, bekle! Eriyip gidemezsin beni bırakıp. Mum biter, gece söner ama korkarım, beceremem karanlıkta şiir yazmayı sana.
Sen hep burdasın, odamdasın biliyorum Olur ya, sıkılırsan eğer git, gez de gel biraz ama dön ne olur yine yanıma. Korkarım, ağlamayı beceremem karanlıkta.
Burdasın biliyorum Ama ben seni bulamıyorum bulamıyorum! Kaybolan yüreğimle beraber bu gece de yine inatla seni arıyorum...
|
|
Comments (0) :: Post A Comment! :: Kalıcı Link
|
|
Hakkımda
« December 2008 »
| Mon | Tue | Wed | Thu | Fri | Sat | Sun | | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 |
| 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 |
| 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 |
| 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 |
| 29 | 30 | 31 | |
Friends
• kuzey01
|