23/4/2008 - CAHİDE GÜNAY
Şiddete neden başvurulur…
Acizliğimizden şiddete baş vuruyoruz. Karşımızdakini bastırmak, susturmak için. Çünkü konuşmayı bilmiyoruz! Belki de konuşacak kadar karşımızdakini değerli bulmuyoruz. Değerli bulmadığımız bir insanı nasıl kendimize yakıştırıp hayatımızda eşimiz olarak varlığını sürdürmesine izin veriyoruz? Yoksa kendimizi de mi değerli bulmuyoruz…
Tüm dayak yiyenler “kendimi aciz hissettim, aşağılandım” der. Oysa asıl, döven kişidir aciz olan. Döven erkektir(!). O anda insanın canı bile acımaz. İnsan kendi dışına çıkar ve ezilişini, yok oluşunu seyreder. Sanki o değildir canı acıtılan. Zaman uzar, bitmek bilmez. Vuranın darbelerinden anlamaya çalışır bitme anını.
Darbeler, ilk başta daha hafiftir. Birkaç tokattan sonra dövmenin tadına varır ve daha kuvvetli, daha can atıcı darbeler indirmeye başlar döven erkek. Onun için en zevkli anlardır bu an. Çünkü, kendi gücünün farkındadır ve onun esiridir…
Yorulduğundan mı yoksa yaptığının farkına vardığından mı bilinmez, darbeler hafiflemeye başlar. Sesini iyice yükseltir, sözleriyle dövmeye devam eder. Vurmayı bitirdiğinde ise suçu dayak yiyene , kadına atma faslı gelir: “Sen beni buna zorladın, sen ancak dayaktan anlıyorsun!” kadın ancak dayak bittikten sonra ağlamaya başlar. Çünkü, dönmüştür bedenine. Dayak yerken kaçmadığı gibi ağlarken de kaçmaz… Ayaklarını karnına çekerek cenin pozisyonunu alır, sanki hala annesinin karnındaymış gibi; çeker kendini kendine… Kendi elleriyle sarmalar bedenini, her saniye, içindeki yalnızlığı büyüterek ağlar… Bedeninin hissettiği acıdan değildir bu gözyaşları. Dayak yemeye alışık olduğundan, çoktan bedenini gözden çıkarmıştır.
Kadın, yanılgılarının pişmanlığını yaşarken; “erkek”imiz, kapıyı vurup çıkar; çünkü bakamaz yaptığı rezilliğe. Utanır, kaçar oradan ve kaçarken de haklı olduğunu ispatlamak için “Hak ettin bunu!” diye bağırarak, sorumluluğu zavallı kadına yükler gider.
Bedeninin ve ruhunun acısı yüklenir kadının tüm yüreğine… Kapı tekrar açılana kadar yerden kalkmaz kadın, çözemez bedenini, sadece ağlar… Kahreder; kendine, dünyaya, insanlara ve onu sevdiğine. Kapı açılır ve kendisine yaklaşan ayak seslerini dinler. Erkek, sanki az önce bu hareketleri kendisi yapan değilmiş gibi gelip sarılır yerdeki sinmiş bedene. Dünyanın en akıl almaz anıdır bu an. Gözyaşı ve özür sözleri… Kadın ise iğrenir vücuduna damlayan gözyaşlarından, kendisine dokunan ellerden. Söylenenleri duymaz bile iğrenme hissinden. İlk kez kaçmak ister. Banyoya kapatır kendini. Suyun altına girer ve vücuduna değen su damlacıklarından arınmak ister yüreğindeki yükten… İçinde bulunduğu hali, değiştiremediği ve gecelerce lanetler okuduğu durumdan bir rüyadan uyanır gibi uyanmak ister ama… Erkekse kapının önünde özür diler durmadan. İşte o zaman bağıra bağıra ağlar kadın, onun sesini duymamak için, çığlıklar içinde ağlar… Yüreğinin acısını kusarmışçasına...
|