godisnowhere | |
Kaosun muhteþem düzeni Varoluþ
1:38, 31/10/2007
.. Link
![]() ![]() KAOSUN MUHTESEM DUZENI "VAROLUS"
Yazar: Suleyman DIYAROGLU
GIRIS
Elinizdeki kitap “Kozmik Bir Senfoni- ALEVILIK II” adli kitabin yazilimi sirasinda baslanmis ve onunla beraber ayni zamanda yazilmistir.
“Ogretmek ogrenmektir” derler. Ne kadar dogru. Dostlarla yaptigimiz soylesiler sirasinda cevabini daha once bulamadigim bircok seyin aciklamasinin oylece dilimden kelimelerle ortaya dokuldugunu gormek insani gercekten sasirtiyor.
Muhammed peygamber gibi bir isik varligin nasil olup da Mirac’da Tanri ile yuz yuze gelmedigini bir turlu anlayamamistim. Bircok evliyanin, peygamberin (Musa gibi) bire bir gorusup bize aktardiklari bu deneyimi nasil olur da Muhammed Peygamber gibi bir varlik gerceklestiremezdi!!!
Allah dedigimiz o guce ulasmanin bir bilinc yapilasmasi ve tekamul sonucu oldugunu bildigimize gore, Muhammed peygamberin evliyalardan daha dusuk bir bilinc oldugunu soylemek mumkun mudur?!?
Tabi ki degildir !! Degildir ama, tum bu evliyalara, Musa peygambere ve Muhammed peygambere bakip, onlarin yasadiklarinin ve anlattiklarinin nasil yorumlandigi ise olaganustu onemlidir.
Sevgili Mevlana’nin guzel sozunu bir kez daha hatirlayalim; “Sen ne soylersen soyle, karsindakinin anladigi kendi bildigi kadardir”.
“Ben Tanri’yim” diyerek ulu orta dolasan ve konusan Beyaz-i Bestemi, sozlerinden dolayi saldiriya ugrar ve toplum tarafindan itilip kakilinca bunu duyan sevgili ustad Mevlana der ki: “Demek ki ben bildiklerimi anlatsam Beyaz-i Bestemi de bana saldirir”.
Benim icin cok ilginc ve dogru olan bu yorum sevgili Mehmet dostumuz icin hic de oyle degildir. Ona gore Beyaz-i Bestemi, Mevlana’dan cok daha ustun bir bilinctir. Eh, ne diyebiliriz ki?
“Hic bir dogru yanlis degildir”
diyen bizdik. Ve bize dusen bu sevgili canin kendi dogrusuna saygi gostermekten baska bir sey de olamaz. Cunku belli ki onun bulundugu boyutdan bakildiginda gorunen, ifade ettigi gibidir.
Ve iste anlatmaya calistigim da bu!! Yani olaylara hangi boyuttan baktiginiz.
Hakikat’in 10.000 metrede oldugu bir yapilasmanin eger 6000 metresinden asagiya bakiyorsaniz, gozden kacan ve sizin goremediginiz daha 4000 metre var demektir yukarida.
Ve eger kendi bulundugunuz noktayi tek ve mutlak dogru nokta olarak da kabul ediyorsaniz, ki dusuk bilinclerin genel yapisidir bu, o zaman daha gideceginiz uzun bir yol oldugu ortaya cikar.
Dolayisiyla, Tanri ile konusan Musa’ya, “Ben Tanri’yim” diyen Beyaz-i Bestemi’ye, Mirac’daki Muhammed peygamberin yasadiklarina hangi boyutdan baktiginiz sekillendirecektir tum bu isik varliklarin anlattiklarini.
Hararet nardadir sacda degil.
Keramet bastadir, tacda degil
Ne arar isen kendinde ara
Kudus’te, Mekke’de Hac’da degil
diyen sevgili pir Haci Bektas’in sozlerini;
Zahir suya banmadan
El ayak depremeden
Bas secdeye inmeden
Kilinir namazimiz
diyen sevgili Yunus’un sozlerini ve;
Gel, kim olursan ol gel
diyen sevgili Mevlana’nin sozlerini seriat terbiyesine muhtac ve onunla egitilmekte olan bir Muslumana anlatmak ne kadar mumkundur!?
Istisnasiz olarak muhatap olacaginiz her insandan haklarinda ovguler alacaginiz bu isik varliklarin konu soylediklerine geldiginde, hemen tum bilinclerde bir tikanma yasanacak ve kabul etmeleri zor olacaktir.
Zor olacaktir cunku ellerinde “kesin ve mutlak dogrular” olarak kabul ettikleri Kur’an ayetleri vardir ve bu sozlerin cogu, kutsal kitaplarin ayetleri ile celismektedir.
Ne demek “bas secdeye inmeden kilinir namazimiz?”
Nasil olur da “kim olursan ol gel” diyebilirsin ?!? Birakin Musevi’yi, Hristiyan’i, oruc tutup namaz kilmayan bir Muslumana bile tahammul edemeyen insanlar bu felsefeyi kabul edebilirler mi hic?!?
Oruc tutun, namaz kilin, kurban kesin, hac’ca gidin, zekat verin ve hatta cihad edin diyen Kur’an ayetleri mi, (yani Allah Kelami) gecerli olacak yoksa evliya dedigimiz kisilerin “insan kelami mi?!
Iste konunun can alici noktasi !!! Allah kelamina karsi insan kelami !!? Her ne kadar onlar birer evliya iseler de!!?
Ama goz ardi edilen ve unutulan cok onemli bir nokta vardir ki o da sudur: “Tum din kitaplari gercekte birer egitim ogretim programlaridir. Evliyalarin sozleri ise ait olduklari boyutun yalin hakikatlerini yansitir !!!”
Beyaz-i Bestemi “ben Tanriyim” derken kendi boyutunun en yalin aciklamasini yapiyordu. Mevlana bu konuda ki dusuncesini ortaya koyarken o da kendi bilinc boyutunu en yalin sekilde bize yansitiyordu. Ne Beyaz-i Bestemi’nin ne de Mevlana’nin sozlerinde egitim amacli bir kaygi yoktu. Picasso, Mozart veya Leonardo da Vinci gibi ustatlar da bulunduklari boyutun frekansini kendi eserlerine tasimis ve onu oylece, hic bir kaygi tasimadan, anlasilir veya anlasilmaz, kabul edilir veya edilmez olduguna bakmadan sergilemislerdir. Cunku onlarin gorevi budur. Onlar azinliga konusurlar.
Oysa “Dinler birer egitim programlaridir ve toplumun tum bireylerini hedef almislardir”!!!
Ilkokul talebesinden profesore kadar tum bilinc katmanlari icin bilgi tasidiklarindan, tum din kitaplari “amac kaygili” kitaplardir ve bu kaygidan dolayi da bilgi, egitime muhtac ve Hak-i Kat bilincinden uzak olan bu canlara hicbir zaman oylece verilemez. Bu islem oyle dikkatli gerceklestirilmelidir ki, hem butun sinif talebeleri gerek duyduklari bilgileri alabilmeli, hem de diger siniflarin bilgilerini gorup bu bilgilerin frekanslarina maruz kalmamalilardir!!!
Iyi ama, ilk, orta ve lise bilgileriyle, universite bilgilerinin hepsinin ayni kitapta toplanmasi ve hepsinin sadece ilgili bilinc grubuna ulastirilmasi nasil mumkundur ?!? (Bilgi Kitabi da dahil olmak uzere butun Kozmik Kitaplarin en onemli ozelliklerinden biridir bu!!) Oyle ya tasima kapasitesi 100 ton olan bir ucaga eger 10 000 ton yuklerseniz daha kalkis sirasinda parcalanmasi kacinilmazdir. Egitim kaygili bu kitaplarin amaci da ucagi ucurtmak olduguna gore herkese tasiyabilecegi kadar yuk vermeye azami dikkat ederler.
Iste tum bu kaotik yapi ve farkli bilgi kaynaklari, uzerinde tum boyut varliklarinin bedenlendigi sevgili Dunyamizi adeta bir egitim ve ogretim alani kilmakta ama ayni zamanda da, mezuniyet torenlerini kutlayan ve bu mezunlar sayesinde tum bilinmeyeni sorgulayabilen bilincler yaratmaktadir.
Unutmayin ki bir evren olan sizi meydana getiren organlarinizi olusturan hucrelerden hic biri diger bir organ bilincine uyumlu degildir ve orada var olamaz.
Hucresel bazda bir kaosu ifade eden bu yapi diger taraftan bir evren olan sizi var eden inanilmaz bir duzenin de yaraticisidir. Aynen varlik alanina cikmis yaradilisin yapisi gibi!!!
Ne inanilmaz degil mi?
Binlerce yildir, adem bilincinin sordugu sorular hep ayni; “neden variz, nereden geldik ve nereye gidiyoruz?”
Adina din dedigimiz o evrensel ogretilerin verdigi bilgilere gore 120 sene ile sinirli olan (Tevrat- Tekvin 6-3: “Ve Rab Allah dedi; Ruhum adem ile ebediyyen cekismeyecektir, cunku o da ettir; bunun icin onun gunleri yuz yirmi yil olacaktir”) bir yasam surecinin, sonsuzluk ile ifade edilen bu varolus icindeki degeri ne olabilir?!
Afrika’nin Zulu kabilesi icinde beden bulan bir can, uygarligin tum nimetlerinden uzak yasayip ortalama 40 sene icinde bu yasamdan gocuyorsa, bunun kime ne faydasi olabilir? Tanri dedigimiz o Mutlak Guc neden boyle bir seye gereksinim duysun ki? Zulu kabilesinin 40 yasinda olen insanlarina Tanri’nin ne ihtiyaci var?
Tanri’nin 6 yasinda tecavuz edildikten sonra basi ezilerek oldurulen zavalli kizin bu istirabina, yasadigi o korkunc zulume ve aciya, ana babasinin cektigi kedere ne ihtiyaci var?!
Ne ihtiyaci var Tanri’nin savasta ayaklari kopan, yuzleri parcalanan ve olen yuzbinlerce, milyonlarca insanin cigliklarina?
“Tanri gercekten bu kadar mi zalim, bu kadar mi acimasiz ve bu kadar mi umursamaz ki tum bu yasananlara bir son vermiyor ve kotulugun hukumranligi hala devam ediyor?!
Tanri bu kadar caresiz mi ki bu korkunc kaos hala devam ediyor ve “O” bunu durduracak hicbir sey yap(a)miyor?!!?
Benim sevgili Itzhak Bentov’um (Yaradilisin Mekanigi Uzerine-Kozmik Kitap’in yazari- Dharma Yayinlari)
“Sevgi Kozmik Yasadir”.
derken bir Tanrisal gercekligin de altini ciziyordu; varlik alanina cikmis tum yaradilis, hersey sevgi denen o ilahi kudret ile yaratilmistir ve hersey ama hersey sevgi uzerine insa edilmistir.
Sevgi, tum alemlerin sonsuz varliginin en temel yapi tasidir. Sevgi, bu sonsuz varolusu besleyen ana enerji kaynagidir.
“Sevgi herseydir”
Ve tum bu hakikate ragmen Dunya hala kaosa mahkum durumdadir. Neden?
Bir 3. boyut varligi olan bu sevgili gezegen, nam-i diger Lady Gia, tum varolustaki yegane “inci tanesidir”!! Dunya, madde alemine mahkum olan (acaba?!) evrensel bilincin, ozgur secim hakkina sahip oldugu yegane yasam alanidir!!!
Bundan onceki calismalarimizda bir evrensel yasayi size surekli hatirlatmistim ve demistim ki, eger bu yasayi gercekten anlarsak varolusun hemen tum sirlarini gorunene bakarak cozebiliriz. Cozebiliriz cunku;
“Gorunen, gorunmeyenin tezahurudur”.
Adem formundaki insan, bu boyuttaki fiziksel varolusunu devam ettirebilmek icin disi (-) ve erkek (+) enerjilerin birlesmesine muhtactir. (Aynen, hiclik aleminden sudur edip heplik alemini olusturan isikta oldugu gibi. Unutmayin ki isik da (+) ve (-) kutuplarin etkilesimi ile meydana gelir).
Ana rahmine dusen tohum, cenin olarak varligini surdurebilmek icin sevgiye, ilgiye ve beslenmeye muhtactir. Muhtac oldugu bu degerleri, gobek bagi ile bagli oldugu anasindan ceker. Ve tum yaradanlar disidir; yani disi enerjidir; aynen hemen butun Turk Tasavvuf erenlerin dizelerinde mistik bir sekilde andigi ve kimsenin tam olarak bununla ne demeye calistiklarini anlamadigi Elif’in de disi bir enerji olmasi gibi. (Bkz. Kozmik Bir Senfoni-Alevilik)
Ceninin anaya gobek bagi ile bagli olmasinin nedeni de gene aynidir; Cunki,
“Yukarida nasilsa, asagida oyledir.”
Cenin, bir Kozmik yapinin mikro ifadesi olarak aslinda bize bilgiler sergiler. Dogacak varlik, ki bu durumda bu bir insan formudur, ihtiyaclarini ana enerjisinden, gobek baginin bulundugu yerdeki SINIR AGI CAKRASI’ndan yani 3 ncu cakradan alir; aynen astral bedenin astral aleme gumus bir kordon ile ayni noktadan yani gobek bagi noktasindan bagli olmasi gibi!!
Buradaki en onemli noktalardan biri, ceninin, bir evren olan (“her insan bir evrendir”) ana’nin hissettigi tum korkulari, sevinci, ozlemi ve aciyi onunla beraber hissediyor olabilmesidir!!
Bilim adamlari, hamile annelerin deneyimledikleri tum duygulari bire bir bebeklerine aktardiklarini ve bebeklerin tum bu olaylardan etkilenmis olarak dogduklarini soylerler!
Aynen, bizim gumus kordon ile bagli oldugumuz astral alemin olaylarinin bizi etkilemesi ve bunun sonucunda olusan fizik bedende ki duygusal degisimler gibi. (Ve hatta bedensel degisimler!!).
Ege Meta Yayinlari tarafindan basilan “Okultizm- Tarih Boyunca Gizli Bilimler” adli kitabin 68. sayfasinda yazar astral alem ile icinde bulundugumuz madde aleminin iliskisini cok guzel bir ornek ile soyle aciklar:
“Astral planda olusan formlarin, ruh varliginin suurlu etkileri ile astral plan maddesi uzerinde meydana getirdigi kaliplardan yaratildigini gormustuk. Bu noktada zihnimize su soru takilmaktadir: Astral planda, bu kalibi olusturan etken nedir? Bu nasil bir maddedir?”
Daha once verdigimiz bir ornekte, astralde olusturulan kalibi bir fotograf negatifine; fizik planda gerceklesmesi mukedder olan olan prensibin, kendisinden pek cok ornegini uretebilecegi bir negatifine benzetmistik. Bir fotografin cekilmesini analiz edecek olursak su asamalari goruruz:
1. Fotografi cekilen manzaranin bir negatifinin elde edilmesi.
2. Elde ettigimiz negatifin pozitif resim haline donusturulmesi.
Benzetmelerimizin nelerden kaynaklandigina tekrar bir goz atalim. Fotografi cekilecek manzaradan kasit, Ilahi Alemden sudur eden Prensip’tir; negatif klise, burada bu Prensibin astraldeki yansimasidir ve elde edilen fotografta, bu Prensibin fizik planda gerceklestirilmesini sembolize etmektedir
Fotografini cekecegimiz manzaranin karsimizda ve filmimizin de hazir oldugunu farz edelim. Makinemizin deklansorune bastigimiz anda karsimizdaki objenin negatif bir kalibi filme yansiyacaktir. Ama ancak bir sartla. Bu islemin gerceklesebilmesi icin resmi cekilecek obje ile fotograf filmi arasinda aracilik yapacak seyyal bir unsur gerekmektedir ki, o da “isik”tir. Bu isik sayesinde objektifin gordugu kadar bir manzara, filmin hassas tabakasi uzerine ulasacaktir. Bu imaj o haliyle mevcuttur, ancak henuz belirmemis bir durumdadir. Meydana cikmasi icin gereken islemde artik isigin yeri yoktur. Karanlik oda dedigimiz mekanda, filmimizi bir takim kimyasal akiskanlarin etkisine sokmak suretiyle, fotografini cektigimiz manzaranin negatifinin belirlenmesini saglariz. Bir kere meydana ciktiktan sonra, artik isigin ona bir zarari dokunamaz. Astral kalibimiz tamamen olusmus durumdadir.
Simdi tekrardan ilk bastaki seyyaleye isiga basvurmak zorundayiz. Astralde gayet zararli olan isik, bu asamada, negatifimizdeki manzaranin fizik plana, yani fotograf karti uzerine, ilk haline uygun sekilde, yani pozitif olarak yansitilmasini saglayan etken rolu oynayacaktir. Ve bu imaj da bazi kimyasal akiskanlarin etkisiyle belirgin hale donusecektir.
Ozetleyecek olursak iki tur islem vardir: Isikta yapilan islemler ve isik olmadan yapilan islemler.” (Unutmayin ki, Heplik alanina cikmis olan hersey ama hersey, zit gucler dengesi anlayisi ile var olur. Tum madde aleminin yegane kaynagi olan isik bile (-) ve (+) ile ifade edilen zit guclerin etkilesimi ile meydana gelir.
Bu hakikat oyle boyutlara ulasir ki, Kozmosun yoneticisi durumunda olan Elif bile, karanlik ve aydinlik olmak uzere 2 zit ifadenin ortak urunudur. Ve hic supheniz olmasin ki, gezegenler ve gunes de ayni yasa dogrultusunda, kendi astral bedenlerine sahiptirler.. S.D).
Isikla yapilan islemlerde etken, bu seyyaledir; ancak elde edilen imajlar ya gorunmez ya da gecici olurlar. Fakat laboratuarda, bu isigin haricinde bir takim akiskan maddeler devreye girip etkide bulunduklarinda, gorunmez halde mevcut bulunan imaj, once negatif olarak belirginlesir ve daha sonraki islemde de fotograf kartinin uzerinde sabitlesmesi ve belirmesi saglanarak kalici bir duruma gecer.
Eger okultizmin yaptigi bu benzetmelerde biraz dogruluk payi varsa varliklar ve fizik objeler Ilahi Alemin seyyalelerinden (isikta yapilan islemler) ve astral alemin seyyalelerinden (laboratuvarda ki isiksiz islemler) gecmek suretiyle yaratilmaktadirlar. Ayrica, Ilahi Alemin seyyalelerinin yaratici, astral aleminkilerin ise sabitleyici ve muhafaza edici tabiatta oldugu yine bu ornekten cikarilabilir.
Calismasindan alintilar yaptigim sayin M. Resat Guner, yukaridaki bilgileri bize ulastirirken, son paragrafin basinda, “eger okultizmin yaptigi bu benzetmelerde biraz dogruluk payi varsa” diyerek, bana gore okultizme haksizlik etmektedir!!
Haksizlik etmektedir cunku derledigi kitaptan buraya aktardigim bu bilgiler “Yukarida nasilsa, asagida oyledir” evrensel bilgisini oylesine guzel anlatiyor ki, bence bu gereginden fazla tedbirli ifade aktarilan bilgilerle ilgili sebepsiz bir soru isareti yaratiyor.
Verilen ornegin ifade ettigi bilinc frekansina, ayni evrensel yasanin dogrultusunda, sunu da eklememiz mumkun: Her ne kadar sistem, madde alemine yansiyan tezahur olarak kabul edilse de, buna ek olarak sunu da soyleyebiliriz ki, istisnasiz olarak “her sey ama hersey, kozmik bilincin Dunya ortaminda ifade sansi buldugu prensipler uzerine kurulmustur”.
Ki bu prensiplerin en temel degerlerinden biri Denge dir!!.
Hemen her firsatta hatirlattigim “Zit Gucler Dengesi” kavrami bu prensibin butun din/kozmik kitaplardaki en acik seklidir.
Tasavvuftaki “Her sey ziddi ile tekamul eder” anlayisi da gene bu evrensel denge yasasinin bir ifadesidir; soguk sicak ile, uzun kisa ile, iyi kotu ile ve cennet cehennem ile dengelenmistir.
Gunduz gece ile, gorunen de gorunmeyen ile dengelenmis ve Elif, Kozmos’un yaratici gucu, kendi dogasinda var olan iki farkli yapiyi, isigi ve karanligi, bu anlayis ile ifade etmistir; isik ile iyiligi ve sevgiyi, karanlik ile de kotulugu ve nefreti. Yani Elif’in kendisi bile mahkumdur bu ikilige!!! (Dengeye)
Bir tarafi aydinlik, diger tarafi karanlik olan bu yapinin aydinlik yuzunden Ibrani alfabesini olusturan 22 harf duzenli bir yapi icinde sonsuzluga uzanirken, ayni harfler karanlik yuzunden kaotik bir sekilde sonsuzluga dagilmaktadir. (Elif’ten yayilan harflerin Ibrani alfabesinin harfleri olmasi, sadece ve sadece Bentov’un kendi bilincinin eseridir; baska hicbir sey degil!! Eger ayni bilinc noktasina yani Elif’e, bir Turk ulassa idi, onun deneyimleyecegi de Turk alfabesi olacakti. Bundan hic supheniz olmasin!!)
Ilginc olan ise, bu enerji cakralarini ifade eden isimlerin okunduklari yone gore degisen zit anlamlar tasimalaridir. Eger irade merkezini ifade eden kelimeyi sagdan sola dogru yani sevgi merkezine dogru okursaniz, bu durumda (yani irade merkezi +sevgi merkezi birlikte okunursa) soyunu tuketmek, yok etmek anlami ortaya cikar.
Eger diger sekilde, yani sevgi merkezinden irade merkezine dogru okunurlarsa (yani sevgi temel alinirsa!) bu durumda devam etmek, (var olusu) surdurmek anlami ortaya cikar ki bu da bize sunu gosterir; kozmik yasaya gore sevgiden iradeye dogru ilerlemek dogru ve guvenlidir. Eger iradeden sevgiye dogru ilerliyorsaniz o zaman yok edici bir durumdasiniz demektir. Cunku herseyden once sevmeyi ogrenmeniz gerekir. Butun sistem sevginin uzerine kuruludur. Cunku “Sevgi Kozmik yasadir”. (Arapca’nin sagdan sola dogru, bizim ve daha bircok ulkenin kullandigi yazim dilinin soldan saga dogru ve belki de en ilginci Japon’larin ve hemen tum Uzak Dogu’nun kullandigi yazimin ise yukaridan asagiya dogru olusu bu toplumlarin inanc bazindaki ifade yansimalari olabilir mi acaba?!?
Arap alfabesini kullanmaya devam eden toplumlarin, ki hepsi muslumandir, hemen tamaminin hala orta cag dusunce yapisina mahkum yasiyor olmasi, insan haklari ve bireysel ve toplumsal ozgurlugun en ufak bir kirintisina dahi sahip olmamalari acaba bir tesaduf olabilir mi? (Bu kisir donguden kurtulabilen tek musluman ulkenin, Turkiye’nin onunu acan en buyuk devrimlerden birinin sagdan sola dogru yazilan (!) Arap alfabesini birakip, soldan saga dogru yazilan modern alfabe olmasi mumkun mudur?)
Ote yandan, soldan saga dogru yazlan modern alfabeyi kullanan hemen tum Kuzey yarim kuredeki ulkelerin de (Kuzey yarimkurede olduklarini ozellikle belirtmemin nedeni, uygarligin kontrolunun belli donemlerde belli yarimkuredeki devletlerin elinde olmasindandir.) ama teknolojide, ama dusuncede, ama inanc ozgurlugunde ve de bireysel ozgurluklerde olagan ustu atilimlarda bulunmus olmalari cok ilginctir!
Peki ya uzak dogu? Yani yazinin yukaridan asagiya dogru yazildigi o gizemler diyari? Tum batini/gizli ogretilerin kaynagi olan, mistik ogretilerin ve insanin kendinde ortaya cikardigi ve kendisini kullanarak yarattigi mucizelerin en buyuklerinin gerceklestirildigi o yer ?!? Bilgi Kitabi uzak dogu icin soyle der: “Uzak sark kozmik enerjiyi direk ceker.” Yani? Yani, yukaridan asagiya dikey olarak alinan bir enerji alisidir bu? Aynen yazilarina yansidigi gibi!!!!?
Uzak sark, meditasyon teknigini kullanarak ice donuk bir ibadet anlayisini uygular. Ve boylece de aradigi seyin gercekte icinde, kendi varolusunun en derin duzeyinde yattigini bilir ve ona ulasmaya calisarak o Tanrisal gucu ortaya cikarmaya calisir. Budha’nin, Isa’nin ve daha bircok Tanrisal niteliklerini geri kazanmis varliklarin hemen hepsinin Uzak Sark’ta egitildigini hatirlarsaniz ne dedigimi daha iyi anlarsiniz!! Yani onlar Tanri ile aralarina araci koymayan bir inanc sisteminin uygulayicilaridir!!! Ve bunun icin de enerjiyi dikey olarak alirlar!!
Oysa bizim semavi dinler dedigimiz dinlerdeki enerji alis-verisi yataydandir. Arada bir peygamber, bir kitap vardir. Enerji (bilgi) onlar araciligi ile ve de onlardan sonra gelen diger aracilarin yardimi ile yayilir. (12 havariler ve daha sonra ortaya cikan dini onderler gibi.) Bu inanc sistemlerinde Tanri var olandan kopuk bir varlik olarak kabul edildiginden ve O’nun kulu olarak kabul edilen ademin aracisiz O’na ulasmasinin kabul edilemez olmasindan dolayi peygamberler ve kutsal kitaplar gibi aracilar kacinilmaz olarak gorev almak zorunda kalmislardir!!!)
“Irade merkezinden sevgi merkezine” dogru okunmasi durumunda “soyunu tuketen yok eden” anlamina gelen bu kelimeler neden boyle bir degiskenlik arz ederler?
Yukaridaki satirlarda demistik ki, kaos kendini sadece heplik boyutunda ifade eder. Dogrudur. Cunku “hiclik boyutu, tum varolusun potansiyel olarak bulundugu boyuttur!!” Tum varolusun kaynagi olan isigin, hiclik boyutundan “sudur” etmeden onceki hali de, diger her seyin bu boyuttaki yapisi gibi sadece “hicliktir”!! (Varolusun en gizemli yapisi!?!!)
En onemli nokta ise, hiclik boyutu olarak tanimladigimiz bu boyutun mutlak bir “notr” alan olusudur!?! Herseyin ama herseyin potansiyel yapida var oldugu bu alan yaratilan ve yaratilacak olan yapi ne olursa olsun onun “Ilahi /Kozmik Sevgi” ile yaratilmasi gibi “bilinmez” potansiyel halindedir!!!; yani yaratilis ifadesinin Hiclik boyutundan Heplik boyutuna dogru sudur edisi “bilinmez ve aciklanamaz” bir Tanrisal zorunluluk ile “mutlak sevgi” ile gerceklesmis ve onun uzerinde insa edilmistir!!
Daha onceki calismalarimizda israrla vurguladigimiz bir noktayi bir kez daha hatirlayalim;
ilahi yapilar, Kozmik bilinc, kendini tum varolusta, hangi bilinc boyutunda olursa olsun, ilk kaynaktaki sekil ve yapidaki gibi ifade eder. Dunyanin catisi bir “gok kubbe” ise, ibadet yerleri de catilarini bu kubbeye uygun olarak insa ederler. (Hatirlayin; “Altin ceker, kubbe iter” der Bilgi Kitabi.) Tanri kendini mutlak bilincte “Hiclik ve Heplik” ile ifade ediyorsa ilk varolusta, bu noktadan itibaren yapisal olarak varolacak her sey de ayni formati mutlak olarak (sadece) tasir. Ve bunun hicbir istisnasi da yoktur. Yoktur cunku Tanri bir istisna ifadesi degildir!!!
Iste Elif’in bolunerek ifade buldugu 3 kavramsal odak noktanin kendi icinde anlam bulmasi sevgiden iradeye gidilerek devam etmesi ve varolusu surdurme yapisinin ortaya cikmasinin nedeni, benzer yapinin var oldugu en ust ilahi boyutun da ayni formatda olmasindandir. Yani Ilahi / Kozmik sevginin, Hiclik boyutunun tek ve mutlak ifadesi olmasi. Birakin Elif’i, Tanri bile kendini ifade ederken o “Ilk an” da sonsuz ve sinirsiz sevgi alani ile Hiclik’te, kaotik yapi ile de Heplik’de ifade bulmustur!! Iste buradaki en onemli nokta, tum varolusun Hiclik boyutundan sudur ettigidir; ki bu da bize neden herseyin ama istisnasiz olarak herseyin sevgi denilen o Kozmik guc ustune kuruldugunu aciklar.
Batin (gizli) olan Hiclik alemi (boyutu), zahir (gorunen) olan Heplik alemini (boyutunu) yaratirken, kendini onun icine en derine gizler. Her ne kadar ayrintilarda asikar degil gibi gorunse de butunun (BIR’in) bilincinden cok uzakmis gibi davransan ve 1000 farkli parcaya bolunmus ve 1’leri yaratmis olan o ortak zeka, 1000’i tekrar olusturmaya dogru yaklastikca onun bilincini daha dogru olarak ifade etmeye baslayacaktir. (Aynen bir yap-boz’un darmadagin edilip tekrar bir araya getirilmesiyle resmin ifade butunlugunun olusmasi gibi).
Iste, “Kaosun Muhtesem Duzeni” dedigimiz yapi bu Kaotik Varolus’un BIR’de ortaya cikan Bilinc butunlugudur.
Bircok yerde bahsettigim Bogdanov kardeslerin “Isik-Foton” deneyinden bir kez daha bahsetmek ve onu sizlere bir kez daha hatirlatmak istiyorum.
Ikisi de profesor olan Bulgar kokenli Bogdanov kardesler, isigin ve onu meydana getiren fotonlarin hareket anlayislarini incelemek uzere laboratuvar ortaminda bir deney gerceklestirirler. Isigin bildigimiz en temel hareket anlayisi olan duz bir hareket cizgisi meydana getirmesi genel bilinen bir kuramdir. Dolayisiyla, isigi meydana getiren foton taneciklerinin de ayni yapisal ozeligi gostermesi en olagan sonuc olacaktir. Olacaktir ama hic de oyle olmaz. Laboratuvar ortaminda tek tek serbest birakilan fotonlar cilginlar gibi saga-sola, asagi-yukari carpmaya ve inanilmaz kaotik bir hareket anlayisi sergilemeye baslarlar. Bogdonov kardesler saskindirlar. Bir tane ile basladiklari foton taneciklerini serbest birakma uygulamasina devam ederler ve cok ilginc bir gelismeyi hayretle gozlemlerler
foton taneciklerinin sayisi arttikca, yani daginik halde bulunan yap-boz’un parcalari teker teker bir araya geldikce, foton tanecikleri ISIK BILINCINE ve dolayisiyla, ISIGIN HAREKET ANLAYISINA daha uyumlu bir yapi sergilemeye baslarlar. Foton taneciklerinin sayisi belirgin bir noktaya ulastiginda da artik isigin temel hareket yapisina kavusur ve butunun bilincine (yap-boz’daki resmin butunsel ifadesine) ait olma ozelligine ulasirlar. (Bilgi Kitabi 18 butunluklerinde hizmet veren canlarin, “birlesen butundedir” sozu bu temel mantigin bir yansimasindan baska bir sey degildir).
Iste varolusun (yani isigin degisik yogunluklarindan olusan bu yapinin) kaotik oldugunu soylememin temel nedeni, isigi meydana getiren foton taneciklerinin bireysel bilincindendir. Isiktan, yani butunden, yani yap-boz’dan ayrilan her parca tek basina kaldiginda, butunun ifadesini sergileyebilmek acisindan tam bir kaybolmusluk halindedir; tek bir parca yap-boz’un anlam butunlugu ile ilgili yeterli bilgiyi kesinlikle verememektedir.
Bu kosul ancak bir tek halde degisiklik gosterir; o da butunun parcasi olan yapinin, madde ve bilincinin en derin duzeyine ulasarak kendini oraya gizleyen Kozmik bilgileri bilinc ustune cikarmasi ile!!!
Iste bu noktada yani Kozmik bilgilerin bilinc ustune cikma noktasinda, kitabin basinda da aciklamaya calistigim farkli bilinc yansimalari, farkli sekillerde ifade bulur. Sir-at koprusunu (sahip oldugunuz ve beden ile basi birlestiren boyun sizin o meshur sir-at koprunuzdur!!! Bilinc’in bedeni asarak bu kopruden gecip Ars-i Ala’ya (7 kat evrene) ulasmasi ona onunde sonsuz ufuklar bulunan bir gelecek kazandirir) gecen her bilinc Kozmik bilgilere ulasmaya hak kazanmistir artik!
Hak kazanmistir ama, kendi icinde ifade buldugu gibi, 7 kat’dan olusan bir bilinc yapisi vardir karsimizda; 7 farkli bilinc ifadesi; Hak-i Kat boyutuna ulasan son 7 kat!!. Iste 7 kat evrene acilan bilinclerin bulunduklari bu farkli katlardir bir anlamda her biri aziz veya evliya olmus varliklarin farkli konusmalarina sebep!!
Kimi Elif’i Tanri bilmis ve misralarinda onu anmis, kimi nirvanayi ulasilabilecek en son boyut kabul edip onu oyleyece beyan etmis, kimi “En-el Hak” diyerek kendinin Tanri oldugu bilincine ulastigini soylemis, kimi de tum bunlari asarak “sondan bir sonraki kapiya” dayanip, “cevabi olmayan soru” ile karsi karsiya gelmistir!!!?
Iste tum bunlarin olabilmesi, yani varligin Hak-i Kat boyutuna “gercek bir iman” ve “guclu bir inanc” ile ulasabilmesi ve “bilinc olarak orada kalabilmesinin” en temel kosulu, yasamasi gereken Tanrisal ask’tir!. Cunku o Tanrisal ask’tir Haki-kat boyutunun sirlari ile karsilasan varligi korkularindan arindiran. Haki-kat’i korku ile sorgulayan hicbir can bunun ustesinden gelemez ve cok ciddi ruhsal ve bilincsel sorunlar yasar!! Korkulariniz gercekte, sizin hazir olmayan bilinclerinizin birer sigortasi gibidir. Sizi bilmediginiz ve hicbir sekilde kabul edemeyeceginiz enerjilere yonelmekten korur.
Halk dilinde soylenen “Ask’in gozu kordur” sozunun gercekte ne ifade ettigini saniyordunuz? Tanrisal ask’a dusen varlik icin ise bu “korluk” tum korkulardan arinma, o ask icin “gidilebilecek en son noktaya kadar” gitmek demektir!! (Ferhat’in daglari delmesi, Mecnun’un colleri asmasi gibi!!)
Hakikat boyutuna (Sir—ri Hakikat) ulasmanin, o bilinci kavrayabilmenin gerceklesebilmesi icin bir varligin yasayabilecegi en buyuk deneyim, tum kapilari (son kapi haric!!) asabilecek Tanrisal aska dusmektir. Bu aski yasamayan, bu atesle yanmayan hicbir can Hak-i Kat boyutunun enerjilerine hazir olamaz.
Cilgin bir selin, caglayan bir irmagin veya coskun akan bir nehrin kavusma arzusu ile dolu olmasi gibi doludur varlik ayri dustugu Tanrisal oze!! Delice, pervasizca kosar o umuda dogru; ne Tanri yasasi gorur gozu ne de peygamber sozu!! Bilir ki mutlu son, sonsuz huzur ancak, bu cilgin akan selin, caglayan nehrin ve coskun irmagin denize kavusmasiyla son bulacak. Ana kucagina hasret bebek gibi ancak onun kollarinda huzur bulacak.
Bu delice ve caglayarak oz’e dogru yol alan varlik, deryalara kavusup sakinlesen nehirler gibi ancak o Tanrisal oz’e kavusunca durulacak; Tanrisal sevginin enginliginde!!
BEN’ligin bittigi yer olacak o kavusma; sonsuz bir HIC lik icinde hic olup ayni zamanda tum Tanrisal bilince sahip olmak!?!
Sirin icin Ferhat daglari deliyorsa, Leyla icin Mecnun colleri asiyorsa, Tanri aski dinler mi hic 7 kati, cennet’i, cehennem’i ve sir-at’i??! Daglar Ferhat icin, coller Mecnun icin ne kadar zorsa, ancak o kadar kolaydir tum engeller ask diye yanan gonlun onunde!!!
Neden ask’in gozu kordur denmis hic dusunmez misiniz? Hangi baska guc pervasizca ve sonsuz bir umursamazlikla gidebilir bu bilinmeyenin ustune? 7 kat’i, cennet’i, cehennem’i ve sir-at’i baska hangi guc ile asabilir insanoglu? Tum cektigi ozlemin, acinin, istirabin ve keder dolu kavusma arzusunun birer zevk alemine donusmesi baska nasil mumkun olur? Bu nasil ASK KORLUGUDUR ki cennet bile ancak cehennem kadar degerli olur bu yolda?
Dusunce bu narin atesine, Hak-i Kat yolunun en buyuk engelleri olan korkulariniz gorulmez olur artik ASK’TAN KOR OLMUS GOZLERINIZ ILE!! Ve iste ne zaman ki cennet nimetleri Tanrisal ask yolunda cehennem azabi engeller haline donusurler, o zaman varlik kendi fermanini elinde tutan, Sir-ri Haki-Kat’in dili ile konusan ve ruhunun pencereleri olan gozleri ile var olan her seye ilahi bir sevgi ile bakan biri olur!!!
Bu boyut bilincini ifade ederken icinde bulundugu ilahi sevgi hali, Dunya boyutunun gercekligine donuldugunde ister istemez Dunya elektromanyetik ortamindan etkilenecektir. Binlerce farkli boyutdaki varligin cirit attigi Dunya boyutu, bu boyutda var olabilme, varligini gorevi dogrultusunda surdurme zorunlulugundan dolayi sizi kendisine bir sekilde uyumlu kilma noktasina kacinilmaz olarak cekecektir. (Bir kez daha hatirlatayim ki bu sadece normal dogum yolu ile gelen varliklar icin gecerlidir ve istisnalar da her zaman vardir!!)
Cekecektir belki ama zaten keramet de buradadir. Daha once de verdigim ayni ornegi kullanirsak eger, 100 yilda bir kez yagmur yagan bir colun ortasinda durup ben asla islanmam iddiasinda bulunmak mi keramet gosterisidir yoksa dev bir okyanusun icine atlayip gercekten islanmadigini gostermek mi!?!
Iste Dunya boyutunda Adem bilinci ile bedenlenen bir varlik evrim yasalari geregi, kozmik bilince dogru kacinilmaz bir yolculuk yapacaktir. Yapacaktir da, kapali adem bilinci ile cikacagi bu yolculukta karsisina cikabilecek zorluklarin, firtinalarin, akintilarin ve durgun sularin gercekte ne ifade ettigini hicbir zaman bilemeyecektir.
Daha onceki kitaplarimizda uzerinde israrla durdugumuz bir konuyu bir kez daha burada ele alalim. Demistik ki, insanlarin karsilastiklari tum aci ve keder dolu olaylar, onlarin kozmik bilince ulasmalari icin karsilarina cikan sans kapilaridir.
Eger bu kozmik bilince yapilan yolculugu bir deniz yolculuguna benzetir ve kisiyi de o geminin kaptani olarak kabul edersek, soyle bir ornek ile bir ust paragrafta ne demeye calistigimizi daha iyi anlatiriz saniyorum.
Soz konusu varligin, yani kaptanin, adem bilinci ile yapacagi yolculuk, var olabilecek en kucuk ve en sig golde yuzdurulen bir kayiktaki kurek ceken kisinin yolculuguna benzeyecektir. Zorluk derecesi ve sorumlulugu en alt duzeyde olan bir yolculuktur bu. Cunku unutmayin ki, evrensel yasalar “herkes tasiyabilecegi kadar yuk ile onurlandirilir” der. (Evet. Yukler birer onur nisanidir). Sandalin yolcu kapasitesi 4 kisilik, gidecegi mesafe 50 metre ve golun akinti ve hircinlasma sansi hemen hemen sifirdir.
Varlik, kendisine verilen bu sansi iyi kullanir ve sinavi basariyla gecerse, her sinav sonrasi daha buyuk bir deniz aracinda sorumluluk almak uzere odullendirilir; yani Dunya boyutuna her enkarne olusunda, bir onceki yasamina gore daha buyuk sorumluluklar tasiyacak, daha buyuk yuklerin altina girecektir.
Ve burada alti cizilmesi gereken en onemli nokta sudur; insanlar en sig golde 4 kisilik bir sandali, bir kiyidan diger kiyiya geciren sandalciya mi odul verirler, yoksa dev bir transatlantigi, icinde 10 000 kisilik yolcusu ile korkunc bir firtinaya ragmen okyanusun ortasindan yuzdurup karaya ulastiran kaptana mi?
Iste evrensel yasalarin dunya boyutunda tezahur edisinin bir diger sekli budur; yani, hem fotograf orneginde oldugu gibi gorunmeyenin bir yansimasi, hem de evrensel zekanin ve bilincin Dunya boyutunda kendini olaylar ve yapilar ile ifade edisi!!
Bir cinar ne kadar goge dogru yukselirse, bu goge cikisi dengeleyecek toprak altindaki kokunun de o kadar guclu olmasi gerekir. Aynen denizde yuzen gemilerde oldugu gibi; yukseklik ne kadar fazla ise, deniz icinde onu dengeleyen salma’si da o kadar derine inmek zorundadir
Goge yukselen cinar insanin kazandigi kozmik bilinci ifade eder. Topragin altindaki kokler ise bu kozmik bilincin kendini Dunya boyutuna capalamasidir, demir atmasidir. Cinar yukari dogru ciktikca maruz kalacagi firtinalarin gucu cok daha korkunc olacaktir. Bilinc de Kozmik frekanslara dogru acildikca, oyle enerjilere dayanmak zorunda kalir ki, eger yeterli topraklama yapilamiyorsa tum sistemin, yani beynin, yanmasi isten bile degildir.
(Elektrikli ev aletlerinin yuksek duzeyde gelen duzensiz enerjiden zarar gormemesi icin toprak hatti ile donanmasi gibi. Iste insan bilinci de, bir elektrikli ev aleti gibi, kozmik bilince acildigi zaman, karsi karsiya kalacagi olaganustu guclu enerjilere karsi kendisini gene bu topraklama anlayisi ile korur; yani kendini topraga, Dunya’ya baglar.)
Bu bir dengeleme yontemidir ve cok yuksek daglara tirmanan dagcilarin da uyguladigi bir tekniktir. Dagci, her zorladigi yeni yukseklikten sonra, bir onceki kamp yerine geri doner ve ancak bundan sonra bir sonraki yukseklikte duzenli ve surekli olarak kalabilir. Adeta 2 ileri bir 1 geri ritmidir bu!! Eger bu yapilmazsa, bedenin yeni yukseklik kosullarina alismasi icin gerekli kosullar yaratilmamis olur ve dagci ciddi bir sokla karsi karsiya kalabilir.
Dagci ornegi, kozmik enerjilere acilan bilincler icin gercekte cok iyi bir ornektir; cunku bu dengeyi saglayamayan varliklarin cogu bu arayis icinde ya cildirmis, ya da varolusun sonsuzlugunda kaybolup gitmislerdir. Denge mutlaka saglanmalidir.
Iste Dunya yasam boyutunun, varolusun gerceklerini ve sirrini aramadaki olaganustu onemi buradan gelmektedir; yani topraklanmaktan. (Bunun ise tam olarak nasil isledigini ve Kryon’un “yuva korkusu” dedigi seyin ne oldugunu ise daha sonra ele alacagiz!!)
Cinar yukseldikce ve buyudukce, tasidigi yaprak sayisi ve kollar artacak, bunlar icin gerekli olan minerallerin ve suyun topraktan daha randimanli alinabilmesi icin de daha guclu bir kok yapisina ihtiyac duyacaktir.
Tekamul yolunda Kozmik bilince ulasmak isteyen varlik da, aynen ulu bir cinar gibi, Dunya ile olan bagini, bilinc anlaminda en guclu hale getirmeli ve bilmelidir ki, o gercekte Kozmik Bilinc ile Dunya arasinda bir evrensel kopru vazifesi gormektedir.
Varlik bir taraftan Dunya sinirli bilincinden kurtulup Kozmik Bilince ulasmaya calisirken, diger taraftan bu kozmik bilincin onu dunyasal gerceklerden koparmasina izin vermemelidir!!!
Cunku ilahi alemlerin sirrina erip hakikate (Hak Katina) ulasan ve sahip olacagi kozmik bilinc ile ulastigi boyutun huzur ve “birlik” yapisina baglanan varlik, bu Dunya yasaminin gercekleri olan ego, hirs, kin, nefret, cekememezlik, maddeye olan asiri duskunluk, intikam gibi duygularin ne kadar bos seyler olduguna karar verebilir ve varligini “sonsuz huzur buldugu” o boyutta surdurmek isteyebilir.
Bedene mahkum olan ve dusuk bilinclerin frekanslari ile kirlenen bu kaos ortami, bu sinirlayici yasam, bu cile dolu hayat, varligin o “sonsuz huzur ortami’nda kalmasi icin ve sureklilik yasasini bozmasi icin yeterli nedenlerdir.
Tekamul icin surekliligin yasa oldugu bu yapiyi bozmanin bir diger yolu ise, benzer islemin Dunya boyutunda yapilan intihar eylemidir!
Varlik, evrensel bilinci ile Hak-i Kat’a ulastiginda, o sonsuz huzur ortamindan nasil ayrilamayabilirse ve boylece tekamulun sureklilik yasasini ihlal etmis olursa, intihar eylemi de Dunya boyutundaki “sozlesmenin tek tarafli fesih edilme” eylemidir.
“Kiyamet Oykuleri” adli calismamizda ayrintili sekilde ele aldigimiz tekamul anlayisinin sistematigini burada tekrarlamak istemiyorum ancak sunu bir keze daha hatirlamanizi istiyorum ki, her varlik Dunya boyutunda bedenlenmeden once Ilahi Alem’de buradaki gorevi ile ilgili bir sozlesme yapar. Bu karsilikli olarak ve birlikte tasarlanmis, Butunun ve “BIR”in bir parcasi olarak tezahur edecek bir gorevdir ve bu sozlesmeye taraflar imza ile baglidirlar.
Ilahi Alem’de sozlesmeye konan imza net olarak sunu ifade eder: Varlik ustlendigi gorevi sozlesme dogrultusunda tam ve eksiksiz olarak yerine getirecek ve dolayisiyla elde edecegi basariya gore de olumlu veya olumsuz puan kazanacaktir.
Cok basit bir benzetme ile anlatmak gerekirse, 10 maddelik bir sozlesmenin her maddesi 1 puan ile degerlendirilecek ve maddelerin basari ile tamamlanmasina bagli olarak da puan kazanilacaktir.
Ancak varlik, tum bunlari kapali bilinc ile enkarne oldugu bu boyutda gerceklestirirken, halk dilinde karma olarak da bilinen bir cok diger varlik ile ortak olusturacagi olaylara ve derslere de katilacaktir. Ve tum bu olaylarin ve derslerin (karsiliksiz ask, surekli dayak atan bir koca, babasini veya annesini olduren cocuk, ekonomik felaket, cok sevdigi bir varligi kaybetmek gibi) gercekte 10 maddelik o sozlesmenin maddelerinde yer alan “tamamlanmasi gereken dersler” oldugunu hicbir zaman bilemeyecektir ve surekli su soruyu soracaktir; “Allahim, ben ne suc isledim de sen bunca elem ve kederi bana layik goruyorsun?”
Tamamen “Dunyasal bir bilinc ile sorulmus olan bu soru, evrensel bir bilinc tarafindan su sekilde yanitlanacaktir. “Tanri herkese tasiyabilecegi kadar yuk verir. Yukunun degerini bil ve onun ne ifade ettigini anlamaya calis”
Iste soz konusu olan varlik eger yasadigi tum bu acilarin ve keder dolu olaylarin gercekte onun kozmik bilince acilmasinin en temel degerlerinden biri oldugunu anlar ve bu olaylari “BIR” lik bilinci ile kabul etmeye baslarsa, muhtesem bir yukselisin isikli yollarinda adeta ucmaya baslar!
Dunya bilinci ile kayip olarak gordugu hersey gercekte onun icin inanilmaz bir kazanimin, Ilahi Alemlerin sirlarina acilisin kapilaridir. (Sevgili Mevlana’nin Sems’i kaybetmesinden dolayi icine dustugu olaganustu aci ve elem dolu duygular sonucunda muhtesem Mesnevi’yi yazmasi gibi.)
Gelin gorun ki, Mevlana gibi yuce bir bilinc bile onunde acilabilecek olan bu sans kapisini bir anlik gaflet ile gorememis ve bu inanilmaz aciya (Dunya bilinci ile) intihar ederek son vermek istemistir. Ne sanstir ki eylemi sonuca ulasmamis ve neticede Kozmik bilinci onu olmasi gereken yola sokmus ve gorevini arkasinda harika bir eser birakarak tamamlamistir.
Iste Mevlana icin sonuclanmamis olmasi bir sans olan intihar eylemi eger sonuclanmis olsa idi bu, ilahi Alem’de yapilan sozlesmenin tek tarafli feshi anlamina gelecekti ki, boyle bir eylemin sonucu tekamul merdiveninin basamaklarindan asagiya cok ciddi bir dusus demek olacakti. Sonsuzluga uzanan tekamul zincirinin halkalarindan birinin kopmasi gibi, zincir kopmus ve sureklilik yasasi ihlal edilmistir.
Iste Dunya boyutu ile olan bagi koparmanin diger yolu olan intihar eyleminin neden dinler tarafindan boylesine gunahkar olarak kabul edildigi bu sirda yatar.
Diger taraftan butun bu acilara dayanan ve Hiclik boyutuna ulasan varliklarin da bu sonsuz huzur boyutunda kaybolmamasi ve (bir anlamda) yok olmamasi icin, bu tehlikenin varligini bilen kadim samanlar ve eski Tao ustalari, bunun ustesinden gelebilmek icin cesitli yontemler kullanmislardir. Bakin bu konuda Eric Steven Yudelove- Tao ve Hayat Agaci (Dharma Yayinlari) adli kitabinda neler soyluyor:
“Meditasyon sanatlari ve yeteneklerinde uzun suren bir calisma yapmaksizin, “Hic”lige ya da “Bilinmeyen’e yolculuk yapmaya kalkismak bir hayli tehlikeli olabilir. Bircok arayici onun sonsuz kotulugu icinde kaybolmustur”
“Bununla birlikte Taoculuk, iki sistem arasinda, (Kabala ve Tao’yu kastediyor. S.D) yaklasim olarak cok daha guvenlidir. Tao’cu yogada, ogrencinin yere “kok salmasi” icin buyuk capta calismalar yapilir. Calismanin buyuk bir cogunlugu zihinsel oldugu kadar fizikseldir de, ki ogrenci yuksek duzeyleri deneyimlediginde geri gelebilsin!
“Bir dereceye kadar Bati Kabalaciligi da “kok salma” kavramiyla ilgilenmektedir. Ama kok salma (bu anlayista SD) zihinseldir. Bati Kabalacilarinin kendi fiziksel alistirmalari yoktur ve sik sik Hatha Yoga’nin cesitli bicimlerini kullanirlar... Saman yolculugundan geri doneceginden emin olmak icin kok salma amaciyla davul calma ve dans etmeyi kullanir..”
“Ibrani kok salma anlayisi, alistirmalardan cok, kisinin ahlaki uzerine kurulmustu. Bazilari en yukseklere ulastilar, bazilari delirdiler, en buyuklerin cogu genc yasta olduler. Yahudi Kabalaci icin, yol disari dogruydu; geri donmek ikincil bir hedef gibi goruluyordu.”
“Herseyin nihai kaynagi olarak Tanri’yi deneyimledikten sonra, arayici nicin geri gelmek istesin ki? Carlos Casteneda’nin Don Juan adinda bir Meksika yerlisi Samaninin ogretilerini anlattigi dorduncu kitabi olan Guc Oykuleri”nde (Tales of Power) bu bilinmeyen gelenegin ve onun tehlikelerinin samanik gelenekte iyi bilindigini goruyoruz. Don Juan, ogrencisi Castaneda’ya bilinmeyenle yapilan karsilasmadan yalnizca pek az kisinin sag cikabilecegini soyler. Bunun nedeni bilinmeyen, ya da Nagual’in, cok bastan cikarici olmasi ve gurultu, aci ve duzenin oldugu (burada kullanilan “duzen” sozcugunun olumsuz bir ifade tasimasina dikkatinizi cekmek istiyorum. Ileride bu ilginc tanimlamayi daha derinlemesine ele alacagiz. S.D) “gercek” Dunya’ya Tonal’a geri donmenin olanaksiz olmasidir. Bununla birlikte geri donme karari icimizdeki, Don Juan’in irade dedigi bir sey tarafindan verilmektedir. (Ki irade, sevgili Bentov’un anlatimiyla, kisitlayan, engel teskil eden bir kavramdir ve konumuzla cok ilgilidir. S.D) Sonucun ne olacagini, bilinmeyende kalmak mi yoksa yeryuzune geri donmek mi olacagini onceden bilmenin hicbir yolu yoktur”.
“Yeryuzune geri donmek buyuk bir sorumluluktur. Samana yasamini kusursuz edimlerde bulunmaya adamasini gerektiren bir gorev verilecektir. Saman sabir kazanmali, gerginlikten uzak durmali, umursamaz olmalidir, yoksa bilinmeyenin keskin nisancilari tarafindan acimasizca katledilecektir”.
“Ein Soph’tan (bilinmeyenden- SD) geri donmeyi basaran bir Yahudi Kabalacisina genellikle aziz denilirdi. Alcakgonulluluk, gercekten bilinmeyenle karsilasilan ve geri donen Kabalaci, Taocu ve samanlarin ortak bir ozelligi gibi gorunmektedir. Onun yasami artik sonsuza degin degismistir. “O ayni ama farklidir”; bu degisimin Taocu bir tanimidir”.
“O ayni ama farklidir!!” Cunku o “Kaosun Muhtesem Duzeni”nin Kozmik bilincine ulasmis, “Butunun Bilinci’nden ayri olmanin ifadesi olan kaotik yapida “Butunun Bilinci”nin” ifadesi olmustur. Yani “heplik aleminde, hiclik aleminin ifadesidir artik
Bu noktada, kacinilmaz olarak, akillara su soru gelecektir bir kez daha; “peki ama, neden Dunya yasami bu kadar onemlidir ki varlik buraya donmek zorundadir?” Cevap bellidir. Cunku “Dunya boyutu, varlik alanina cikmis tum yaradilis icinde sahip oldugu kosullar ile tek ve bir tanedir!!”
“Cunku Dunya, Varolusun tum sirlarinin EN UMARSIZ SEKILDE SORGULANABILDIGI tek akil-mantik-suur-ortak alanidir. Cunku o bir “Kapali Bilinc Yasam Boyutudur!!”
Nedir bu “Kapali Bilinc Yasam Boyutu”? Israrla ve surekli olarak hatirlattigimiz bu bilgi tam olarak neyi ifade ediyor?
Biraz onceki bir paragrafta demistik ki; “Dunya boyutu, Varlik Alanina Cikmis Tum Yaradilis icinde sahip oldugu kosullar ile tek ve bir tanedir. Evet O, yani Dunya, varolusun gercek inci tanesidir. O kadar degerlidir ki, “tum yuce alem tarafindan itina ile gozetilir ve korunur”. Onun, herhangi bir nedenden dolayi yok olmasina asla izin verilmeyecektir. Dunya yasam boyutu varolus icinde oylesine degerlidir ki, o asla siradan adem bilincinin eline terk edilmeyecektir!!
Terk edilmeyecektir cunku adem bilinci, vazgecemedigi ego, hirs, intikam ve nefret duygulariyla ve sevgisiz bir temel uzerinde yukselen olagan ustu bilgi birikimi ile sevgili Lady Gia’yi her zaman yok edebilecek guce sahiptir.
Sahip oldugu teknolojik guclerle Dunya denilen bu tatli bayanin surekli canini acitan, nefes aldigi havayi zehirleyen, akcigerleri olan agaclari acimasizca ateslerde yakan ve bagrinda atom bombalari ile dayanilmaz siddette patlamalar yaratan hep ayni adem bilinci degil midir?
Adlari “super guc” olan devletlerin ellerindeki nukleer gucun kullanilmasi durumunda, Dunya gezegeninin yasam kosullarinin yuzlerce yil icin ortadan kalkacagini unutmayin!! Oysa Dunya boyle bir tehlikeye karsi korunmalidir. Cunku onun kaderi adem bilincine terk edilmeyecek kadar degerlidir!! Elinde nukleer guc bulunan herhangi bir devletin cilgin idarecisinin bunu ateslemeyecegini veya, neredeyse sokak karaborsasina dusmus kucuk capli bir nukleer bombanin bir terorist grup tarafindan harekete gecirilmeyeceginin garantisini kim verebilir ki?! (Sevgi ile beslenmemis bilginin urkutucu ve yok edici gucu!!)
Peki ama, boyle bir cilginligi adem bilinci onleyemeyecegine gore bu nasil onlenebilir? Sevgili Lady Gia bu vahsi teknol { Önceki Sayfa } { Page 31 of 35 } { Sonraki Sayfa } |
HakkýmdaProfilim Arþiv Arkadaþlarým Fotoðraf Albümüm LinklerDKBBilgi Kitabý Onlar Osho KategorilerSon YazýlarGerçek - maharajEnerjinizi canlandýrmak ve Dengelemek Affetmek Zihin Hara Yaradýlýþ -- Edgar Cayce Ramtha affirmations 17 saniye Ramtha Nefes Teknigi (Bilinc & Enerji) Kapalý Zihin Bilmenin Bilimi Kozmik bir senfoni . . 3 Kozmik bir senfoni . . 2 Komizk bir senfoni . . 1 Abraham'dan Aydýnlanma çok bireysel bir þarkýdýr Lao Tzu Rüyalarýn Psikolojisi 7 Beden suçluluk Öfke 2 baðýmlýlýk yaratan bir enerji . . . sorunlarým var Hatýrlatma Kozmosun Kardeþliði Adýna Mesnevi, cilt 3-4, s. 94 Buda Zorba Kýzgýnlýðýn Psikolojisi-ÖFKE Esrarengiz Üçüncü Göz Ýlmi 2 Esrarengiz Üçüncü Göz Ýlmi 1 Ölümden Dönme Deneyimi Kaosun muhteþem düzeni Varoluþ osho .. foton kuþaðý Krishnamurti aydýnlanmasý Osho'nun aydýnlandýðý AN Olayýn Özü Arkadaþlarým onursargin |