godisnowhere

Esrarengiz Üçüncü Göz İlmi 2

2:21, 31/10/2007 .. Link
 
 
Tilak'ı kişinin mutluluk anlarıyla ilişkilendirmenı n güçlü bir nedeni vardır. Ne zaman mutlu bir olay olsa alına bir tilak konur. Bu durumda hem mutlu olay hem de tilak bağlantı yoluyla anımsanacaktır. Bu noktada bağlantı kanunu hakkında biraz bilgi edinmek gereklidir.
 
Rus bilim adamı Pavlov bu alanda birçok deney gerçekleştirmiş tir. Her şeyin birbiriyle bağlanabileceğ ini, yaşamlarımızın da yalnızca bu bağlantıların toplamından ibaret olduğunu savunmuştur. Deneylerinden biri oldukça ünlüdür. Köpekleri beslemekle ilgili bir deneydir. Pavlov köpekler yemeğe bakarken salyalarının harekete geçmesi için yemeği onların biraz uzağına bırakıyordu. Daha sonra bir zil çalıyordu. Zil ve tükürük salgısı arasında hiçbir bağlantı yoktu ama yemek köpeklere ne zaman sunulsa tükürük salgılamaya başlamalarının ardından zil çalıyordu. Bu on beş gün boyunca tekrarlandıktan sonra zil ve salya arasındaki zihinsel bağ oluşturulmuş oldu. On altıncı günde ortada yemek olmadığı halde zil çaldığında köpeğin salyaları akmaya başladı. Zilin çalınması köpeğin hafızasında yemeği çağrıştırıyordu: Zil yemeğin simgesi haline gelmişti.
 
Aynı bağlantı kanunu tilak için de geçerlidir: Mutlulukla bağlantılı olarak kullanılmıştır. Ne zaman mutlu bir olay yaşansa tilak kullanılıyordu ve bu yüzden tilak ve mutluluk zamanla öylesine birbirine bağlandı ki tilak unutulmaz hale geldi. Böylece ne zaman mutlu olunsa akla ilk gelen şey üçüncü göz çakrası oluyordu. Her zaman mutlu anları anımsamaktan hoşlanırız ve bu olaylar olup bittiğinde gerçekten mutlu olmuş olsak da olmasak da mutlu anılarla yaşarız. Küçük mutluluklar bile abartılır; mutlu olayları büyütürken, mutsuzluk vermiş olanları da küçültürüz.
 
Sevgilinle ilk karşılaştığında ne kadar da mutluydun! Bugün geriye dönüp baktığında bu ne büyük bir olay gibi görünür. Oysa onunla bugün gerçekten karşılaşsan mutluluk bir anda büzüşüp küçülür. Sonraki yirmi dört saat boyunca onu kafanda yine büyütürsün. Hayatın içinde öyle çok mutsuzluk mevcuttur ki bu mutlu olayları büyütmeseydik yaşamamız da oldukça güç olurdu.
 
Tilak mutlulukla bağlantılı olduğu için mutluluk büyütülürken o da büyütülmüş olur. Bu sıklıkla tekrarlandığında ise üçüncü göz çakrasıyla mutluluk arasında bağlantı kurulmaya başlanır. Bu gerçekleştiğinde üçüncü gözü açmak için mutluluktan yararlandığının farkına varman gerekir. Bu mutluluk akışını üçüncü göz çakrasını etkin duruma getirmek için kullanabiliriz. Onu ne denli farklı açıdan faaliyete geçirebilirsek o denli faydasını görürüz.
 
Tilak'ın kullanılmadığı ülkelerde üçüncü gözün varlığı bilinmemektedir. Üçüncü gözün varlığını belli belirsiz sezmiş olan ülkelerde bile tilak kullanılır. Üçüncü göz kavramına erememiş olan ülkelerde tilak'ın ortaya çıkması olanaksızdı çünkü bunun için gerekli zemin mevcut değildi. Bir toplum nedensiz yere birden bire tilak kullanmayı akıl edemez. Tilak'ı nedensiz yere, gelişigüzel bir noktaya uygulamak anlamsızdır. Bu nedenle tilak kazara ortaya çıkmış bir şey olmadığı gibi, bu tür uygulamalar yalnızca altlarında yatan derin bir neden olduğunda varlıklarını sürdürmeyi başarabilirler.
 
Sana bu üçüncü göz noktasıyla ilgili birkaç şey daha anlatacağım. Endişe duyduğun zamanlarda bu noktada bir basınç oluştuğu belki de dikkatini çekmiştir. Alnının gerilip kırışması da bu yüzdendir; gerginlik tam olarak tilak'ın konduğu noktada toplanır. Sürekli gergin olan, her an düşünmekte ve bu düşünceleri yansıtmakta olan kişiler alınlarında hissettikleri basınçtan, bu noktanın yerini tam olarak gösterebilirler.
 
Geçmiş yaşamlarında üçüncü göze yönelik çaba göstermiş olan kimseler tam üçüncü göz noktalarında tilak'a benzer doğuştan gelen bir iz taşırlar. Bu nokta sanki daha önceden orada bir tilak varmış gibi biraz yıpranmış bir görünümdedir. Parmağınla bu noktaya dokunduğunda, tam orasının, geçmiş hayatlarda tilak'ın durmuş olduğu noktanın hafif şiş gibi olduğunu hissedersin. Tilak veya tika'nın arkasında üçüncü göz gizlidir.
 
Hipnozcuların gerçekleştirdiğ i küçük bir deney vardı. Büyük Fransız psikolog Charcot, gözlerini başka bir kişinin alnına odaklayarak o kişiyi etki altına alma konusunda çalışmalar yapıyordu. Bakışlarını karşındaki insanın alnına odaklarsan bir süre sonra onun öfkelendiğini ve bunu sürdürmene izin vermediğini görürsün. Hatta bu davranış ayıp ve kaba olarak algılanır. Üçüncü göz çakrası alnın yaklaşık üç - dört santim kadar içindedir yani yüzeye çok yakındır. Gözlerini, önünde yürümekte olan bir kişinin kafasında, yaklaşık olarak üçüncü göz noktasının bulunduğu seviyeye odaklarsan, birkaç saniye içinde bu kişinin başını çevirip sana baktığını görürsün. Bu deneyi birkaç gün boyunca sürdürüp o kişiye belli önerilerde bulunmaya başlarsan, onları uygulayacaktı r.
 
Şunu anlamaya çalış: Bakışını kişinin başına gözlerini bir kez bile kırpmaksızın odaklarsan kişi dönüp arkasına bakacaktır. Tam o anda ona zihinsel olarak bir emir verebilirsin. Sola dönmesini istersen dönecektir; belki de, aslında sağa dönmek istemiş olduğu için bu durum onu utandıracaktır. Bu deneyi bir süre boyunca sürdürürsen şaşırtıcı sonuçlar elde edebilirsin. Üçüncü göze olan mesafe başın arkasında alına kıyasla daha uzaktır. Bu nedenle bu deney önden yapıldığında sonuçlar daha şaşırtıcı olur.
 
Sahte olarak shaktipat uygulayan, yani enerji veren kimseler bunu üçüncü göz aracılığıyla gerçekleştirirler. Böyle bir kişi seni gözlerin kapalı bir şekilde karşısına oturttuğunda onun bir şeyler yaptığını sanırsın oysa gözlerini alnındaki o noktaya sabitleştirerek sana zihinsel olarak bir tavsiye vermektedir. Sana "İçinde güçlü bir ışık parlıyor!" derse içinde bir ışık hissedersin. Ancak o ışık içinde parlamaya devam ermez, o kişiden uzaklaşır uzaklaşmaz yok olur. Bazen bu yanılsama birkaç gün sürer ama sonunda yine yok olur. Bu gerçek bir shaktipat değil, yalnızca üçüncü göz çakrası üzerinde yapılan basit bir egzersizdir.
 
Üçüncü göz eşsiz bir hediyedir ve sayısız kullanım alanına sahiptir.
 
Hıristiyan misyonerleri Güney Hindistan'a ilk geldiklerinde bazıları alınlarına tilak koymaya başlamıştı. Bunun sonucunda, bin yıl önce Hindistan'daki o misyonerlerin Vatikan mahkemesine bir açıklamada bulunmak zorunda kaldıkları bir olay meydana geldi. Bu misyonerlerden bazıları kutsal giysiler giyiyor, bazıları tilak kullanıyor, bazılar da tahta sandaletlerden giyiyorlardı: Yani Hindu sannyasin'leri gibi yaşamaya başlamışlardı.
 
Vatikan mahkemesi bu misyonerlerın hata yaptıklarını düşünüyordu. Hindistan'da bu şekilde yaşamaya başlamış olan bu misyonerler tilak kullandıkları için Hindu olmadıklarını ama bir sırra erdiklerini iddia ettiler. Tahta sandaletler giyerek Hindulaşmamış, ama meditasyon esnasında tahta sandalet giydiklerinde enerjinin dağılıp gitmediğini, bu yüzden de onlar olmaksızın aylar alacak sonuçları kısa zamanda elde edebildiklerini görmüşlerdi. Aynı zamanda Hinduların sırrına ermiş olduğu bu türden şeyleri Hıristiyan misyonerlerin öğrenmemesinin akılsızlık olacağını savundular.
 
Gerçekten Hindular çok şey bilir; yirmi bin yıldır dinsel bir arayışı sürdürdüklerine göre bunun tersi olsa şaşırtıcı olurdu. Yirmi bin yıl boyunca en akıllı ve bilge adamlar yaşamlarını aynı amaca; gerçeği bulmaya adadı. Hepsi yalnızca tek bir arzuya sahipti: Bu varoluşun ardında gizlenen gerçeği bulmak, görünmez olanı görmek, cisimsiz olanla karşılaşmak. Tüm bu insanlar yirmi bin yıl boyunca zekalarını tümüyle bu tek ortak hedefe adadıktan sonra hiçbir şey öğrenememiş olsalardı bu gerçekten şaşırtıcı olurdu. Bir şeyler biliyor olmaları çok doğaldır ve bilirler de! Oysa son iki yüzyıl boyunca oldukça rahatsız edici bazı olaylar gerçekleşti.
 
Bunu anlamaya değer. Bu ülke yüzlerce kez yabancı istilalara maruz kaldı oysa istilacıların hiçbiri onun hayati özünü ele geçiremedi. Bazıları zenginliğin peşine düştü, bazıları toprak, bazıları da saray ve surları ele geçirdi ama hiçbirisi Hindistan'ın içsel alanına saldıramadı çünkü dikkatleri başka şeylere yönelmişti. Fakat daha sonra Batı uygarlığı ilk kez onun içsel alanına saldırmaya başladı. Bu saldırıların en kolay yolu ülkeyi kendi uzun geçmişinden koparmak, geçmişini yok etmekti. İnsanlarla kendi tarihleri arasında bir boşluk yaratıldı. Bu şekilde insanlar köklerini yitirerek daha güçsüz duruma düştüler.
 
Bugün Batı uygarlığını yok etmek için binaları, sinemaları, tiyatroları veya otelleri yıkmaya gerek yoktur. En tanınmış üniversitelerinden beş tanesi yok edildiğinde tüm Batı uygarlığı da çökecektir. Batı uygarlığının sürmesi sinemalara, otel veya gece klüplerine bağlı değildir, onların var olup olmaması hiç fark etmez, oysa en bilinen üniversiteleri yok edilirse Batı uygarlığı da yavaşça yıkılıp, yok olacaktır. Uygarlıkların gerçek temellerini oluşturan şey bilgi kaynaklarıdır. Bir uygarlığın kökleri kendi uzun bilgi zincirlerinde yatar. İki kuşaklık bir tarih bile ellerinden alınsa bir ülkenin ilerleme kaydetme fırsatı tamamen yok edilmiş olur.
 
İnsanlar ve hayvanlar arasındaki fark budur; hayvanlar ilerleme kaydetmek için yaratılmamıştır çünkü okulları mevcut değildir. Eski kuşaklardan yenilerine bilgi aktaracak bir yolları yoktur. Bir hayvan doğduğu zaman yaşamaya babasının başladığı yerden başlar ve onun çocuğu da aynısını yapacaktır, insanlar ise eğitim sayesinde, çocuğun yaşamına babasının bıraktığı yerden başlamasını sağlar. Böylelikle bilgi bir süreklilik edinir. İnsanlığın ilerlemesi tamamen bu bilgi birikiminin kuşaktan kuşağa aktarımına bağlıdır.
 
Yirmi yıl boyunca yetişkinlerin çocuklara hiçbir şey öğretmemeye karar verdiklerini hayal et. Bu yalnızca yirmi yıllık bir bilgi kaybı değil, yirmi bin yıl boyunca biriktirilmiş tüm bilginin yok oluşu anlamına gelir. Ve böyle bir kayıp yirmi yıl içinde telafi edilemez; bu boşluğu doldurmak yirmi bin yıl alır çünkü bilgi birikimi kesintiye uğramıştır.
 
Aynı şekilde Hindistan'daki iki yüz yıllık İngiliz egemenliği de bir boşluk yaratmıştır. Çok eski bir geçmişe dayanan bilgi ve bilgelikle çoğu bağlantılar kesilmiş ve Hindistan'ın, eski uygarlığıyla hiçbir ilişkisi olmayan, tümüyle farklı bir uygarlık ve kültüre dayanan yeni bir kimlik edinmesi gerekmiştir. Hintliler kendi uygarlıklarının çok eskiye dayandığını sanırlar oysa bu konuda yanılırlar çünkü toplumları yalnızca iki yüz senelik bir geçmişe dayanmaktadır. Artık İngilizler Hintlilerden çok daha eski bir toplumdur. Hindistan'ın şu anda sahip olduğu bilgiler süprüntüdür ki bunlar da yalnızca geriye kalmış artıklardan ibarettir. Batı'nın Hindistan'a vermeyi tercih ettiği, kendi bilgisidir. Hindistan'ın bu iki yüz yıl öncesinde bildiği her şey tek darbede yok olup gitmiştir.
 
Bir bilgiyi oluşturan ipuçları yok olduğu zaman insanlar da akılsız cahiller topluluğu gibi görünür. Şimdi alnına bir tika takıp sokağa çıksan ve birisi onu neden taktığını sorsa bu durum seni utandırır çünkü verecek yanıtın yoktur. Yalnızca, "Bir nedeni yok. Babam bunu yapmam için ısrar ettiğinden yapmak zorundayım. Ne yapabilirim? Bazı şeylere katlanmak gerek" diye yanıt verirsin. Bu nedenle günümüzde tika'yı keyifle takmak tamamen olanaksız değilse de çok zordur. Safdil birisi bunu yapabilir çünkü kimseden korkmaz. Ama bunu amacını bilerek değil, başkası yapmasını söylediği için yapar.
 
Gerçek bilginin halkaları koparıldığı zaman onun dışsal simgeleri de taşınması zor bir hal alır. Bu da belli bir trajediye yol açar: Zeki insanlar bu tür şeylerden uzak durmaya başlarlar. Oysa bir şeyin devam edebilmesi için zeki insanların o işin içinde olmaları gerekir. Yani kayda değer bir nokta da, bir uygarlığın başına böyle talihsiz bir durum geldiğinde ve geçmişten gelen bilgileriyle bağları koparıldığında, entelektüel insanların aptal duruma düşmemek için bu tür şeylerden uzak durmaya başlıyor oluşlarıdır. Cahil kitleler bu simge ve ayinleri korumaya çalıştıkları için onlar da bir süre daha var olmaya devam ederler ve daha sonra doğal olarak ölüp giderler.
 
Yani bazen değerli şeyler de cahil ve gerici insanlar tarafından korunuyor olabilir. Bazen de, bazı şeyleri anladığını iddia eden kimseler ilk fırsatta yok olur. Hayat çok karmaşıktır.
 
Hindistan geçmişiyle arasındaki kırık halkaları tamir etmek istiyorsa insanların cahil kitlelerce uygulanmaya devam edilen her ayine göz atması gerekir. Onların yaptıkları nedensiz şeyler değildir. Bu dışsal göstergeler yirmi bin yıllık bir geçmişle bağlantılıdır. Bu kitleler bazı şeyleri neden yaptıklarını açıklayamayabilirler ama bu onların küçümsenmesini gerektirmez. Bazen onlara en azından bu bilgilere ait sembolleri —ki bu semboller üzerlerinde araştırma yapılabilecek niteliktedirler— korudukları için teşekkür etmemiz gerekir.
 
Demek ki bugün Hindistan'da bu cahil insanların yaptıklarıyla, o iki yüz yıldan önce gelen bilgiler arasında yeniden bağlantı kurulması gerekir. Yalnızca bu yapıldığında yirmi bin yıl içinde geliştirilmiş olan o derin anlayışın yeniden canlandırılması ve yaşama geçirilebilmesi mümkün olacaktır. Ne kadar intihar eğilimli olduğumuzu da o zaman anlayabileceğ iz.
 
Bugünlük bu kadar yeter mi?
 
OSHO
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 



{ Önceki Sayfa } { Page 28 of 35 } { Sonraki Sayfa }

Hakkımda

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Fotoğraf Albümüm

Linkler

DKB
Bilgi Kitabı
Onlar
Osho

Kategoriler


Son Yazılar

Gerçek - maharaj
Enerjinizi canlandırmak ve Dengelemek
Affetmek
Zihin
Hara
Yaradılış -- Edgar Cayce
Ramtha affirmations
17 saniye
Ramtha Nefes Teknigi (Bilinc & Enerji)
Kapalı Zihin
Bilmenin Bilimi
Kozmik bir senfoni . . 3
Kozmik bir senfoni . . 2
Komizk bir senfoni . . 1
Abraham'dan
Aydınlanma çok bireysel bir şarkıdır
Lao Tzu
Rüyaların Psikolojisi
7 Beden
suçluluk
Öfke 2
bağımlılık yaratan bir enerji . . . sorunlarım var
Hatırlatma
Kozmosun Kardeşliği Adına
Mesnevi, cilt 3-4, s. 94
Buda Zorba
Kızgınlığın Psikolojisi-ÖFKE
Esrarengiz Üçüncü Göz İlmi 2
Esrarengiz Üçüncü Göz İlmi 1
Ölümden Dönme Deneyimi
Kaosun muhteşem düzeni Varoluş
osho .. foton kuşağı
Krishnamurti aydınlanması
Osho'nun aydınlandığı AN
Olayın Özü

Arkadaşlarım onursargin

batak oyna