godisnowhere

Rüyaların Psikolojisi

10:19, 4/11/2007 .. Link

 

 

Rüyaların Psikolojisi

Soru: Rüyalar derken tam olarak neyi kastettiğinizi açıklar
mısı­nız?

Bizim yedi tane bedenimiz vardır:

1) Fiziksel,

2) Eterik,

3) Astral,

4) Zihinsel,

5) Spiritüel,

6) Kozmik,

7) Nirvanik.

Her be­denin rüya tipi farklıdır. Batıda fiziksel beden
bilinç, eterik be­den bilinçaltı, astral beden ise toplu
bilinç olarak bilinir.

Fiziksel beden kendi rüyalarını yaratır. Mideniz bozulduysa
belirli bir rüya oluşturulur. Sağlıksızsanız,
ateşiniz varsa fiziksel beden yine buna göre rüyalar
yaratır.
Kesin olan bir şey vardır: Rüya bir
rahatsızlıktan doğar
.

Rüyalar fiziksel rahatsızlıktan olduğu kadar dış
etkenlerle de ortaya çıkabilir. Uyurken bacaklarınıza ıslak
bir kumaş değiyorsa rüyanızda bir nehiri geçtiğinizi
görebilirsiniz. Yastığınız göğ­sünüzün
üzerindeyse birisinin üstünüze oturduğunu ya da
üzeri­nize bir taş düştüğünü görebilirsiniz.
Bunlar fiziksel bedenin rü­yalarıdır.

Eterik (ikinci) beden kendine özgü biçimde rüya görür.
Bu eterik rüyalar Batı psikolojisinde pek çok karmaşaya
neden ol­du. Freud yanıldı ve bunların bastırılmış
arzulardan kaynaklan­dığını sandı. Bastırılmış
arzulardan doğan rüyalar vardır ama bu rüyalar ilk bedene
aittir, fizikseldirler. Fiziksel arzuları bastırdıysanız,
örneğin oruç tuttuysanız, rüyanızda kendinizi
kah­valtı ederken görebilirsiniz. Ya da seksi
bastırdıysanız, rüyanız­da seksüel fanteziler
yaşayabilirsiniz ama bu rüyalar ilk bedene aittir. Eterik beden,
psikolojik soruşturmaları n dışında kalmış­tır. Bu
yüzden bu rüyaları ilk bedene, yani fiziksel bedene aitmiş
gibi yorumlanır. Bunun sonucunda ortaya büyük bir
karma­şa çıkıyor.

Eterik beden rüyalarda yolculuklar yapabilir. Bedeninizi ko­layca
terk edebilirsiniz. Bu deneyimi ancak bir rüya olarak
anımsarsınız ama bu fiziksel bedenin gördüğü bir rüya
gibi de­ğildir. Siz uyurken eterik bedeniniz çıkıp
gidebilir. Fiziksel be­deniniz olduğu yerde kalır ama eterik
bedeniniz uzayda yolcu­luk yapabilir. O, mekanla kısıtlı
değildir. Onun için mesafe kav­ramı da yoktur. Bunu
anlayamayanlar, eterik bedenin varlığını kavrayamayanlar bunu
bilinçsizliğin yarattığı bir olgu olarak düşünebilirler. O
zaman onlara göre psikolojik anlamda rüya görmek
"bilinçsizce" olur. Yanlış; böyle değildir. Bunlar
fizik­sel etkenler sonucu görülen rüyalar kadar
bilinçlidir ama farklı bir boyutta bilinçlilik söz
konusudur. Eterik bedeninizin farkın­da olduğunuzda o
boyuttaki rüya bilinçli hale gelir.

Fiziksel rüyalar dış etkenlerle oluşturulabildiğ i gibi
eterik rü­yalar da bilerek yaratılabilir. Eterik
vizyonları, rüyaları yaratma­nın bir yolu mantra
yöntemidir. Belirli bir mantra ya da belirli bir nada (eterik
merkezde duyulan, tekrarlanan bir sözcük) ete­rik rüyalar
yaratabilir. Pek çok metot vardır. Ses bunlardan yal­nızca
biridir.

Sufiler, eterik vizyonlar yaratmak için parfüm
kullanırlardı. Belirli bir parfüm belirli bir rüya
yaratabilir.

Renkler de yardımcı olur. Leadbeater (İlk teozofik hareketin
başlatıcısı olan bu kişi Krishnamurti' nin eğitiminde
önemli bir rol oynamıştı) bir keresinde bir "mavilik"
rüyası görmüştü -yalnızca mavilik ama mavinin belirli
bir tonunda. Yıllar süren araş­tırmalar sonucunda bu
ton, bir İtalyan dükkanında bulundu -tam o tonda mavi kadife
bir kumaşta. Daha sonra o kadife başkala­rında eterik
rüyaların yaratılmasında kullanıldı.

Aynı şekilde, bir kişi derin meditasyon halindeyken bir
takım renkler görür; hiç bilinmeyen parfümler yani
güzel kokular, ses­ler ve müzik duyar ve hissederse, bunlar da
eterik bedenin rüya­larıdır. Spiritüel vizyon denilen
şeyler eterik bedenin olguları­dır; eterik rüyalardan
başka bir şey değildirler. Müritlerinin
kar­şısında beliriveren gurular aslında eterik yolculuk
yapıyorlar, eterik rüyalar görüyorlar. Ama bizler zihnin
yalnız tek bir fizik­sel boyuttaki varlığını
araştırdığımız için bu rüyaları ya fiziksel dilde
yorumluyoruz ya hiç ilgilenmiyoruz ya da bilinçaltına
iti­yoruz.

Bir şeyin bilinçaltına ait olduğunu söylediğimizde
aslında onun hakkında bir şey bilmediğimizi
söylüyoruz. Gerçekte yap­tığımız bir aldatmacadan
başka bir şey değil. Hiçbir şey bilinç­sizce
yapılmaz. Her şey ya bilinçlidir ya da bilincin daha derin bir
boyutunda olur. Fiziksele göre eterik bilinçsizdir; eterik için
ise astral. "Bilinç" bilinen demektir; "bilinçsiz" ise -henüz-
bi­linmeyen.

Bir de astral rüyalar var. Astral rüyalarınızda daha
önceki ya­şamlarınıza dönersiniz. Bu üçüncü
boyutta rüya görmektir.

Bazen sıradan bir rüyada hem eterik bir bölüm hem de astral
bir bölüm bulunabilir. Rüya o zaman karışık bir hal alır,
çözüm­leyemezsiniz. Aynı anda var olan yedi tane bedeniniz
olduğu için bazen boyutlar birbirinin içine girebilir ve
anlamanız müm­kün olmaz. Dernek ki sıradan
rüyaların içinde bile küçük küçük eterik ve astral
bölümler olabiliyor.

İlk beden, yani fiziksel olan ne zamanda ne de mekanda yol­culuk
eder. Bulunduğunuz zaman ve fiziksel durum içinde kal­mak
zorundasınız. Diyelim ki saat gecenin onu. Fiziksel bedeni­niz
ancak orada rüya görebilir, öteye geçemez. Eterik
bedenini­zin içindeyseniz mekanda yolculuk edebilirsiniz ama
zamanda edemezsiniz. Her yere gidebilirsiniz ama saat hala gecenin
onu­dur. Yalnızca mekanda yolculuk yapabilirsiniz. Astral, yani
üçüncü boyutta ise hem zamanda hem de mekanda yolculuk
ya­pabilirsiniz.
Astral beden için zaman bir sınır
değildir ama yal­nız geçmişe gidebilir. Geleceğe
gidemez
. Astral zihin amipten insana kadar sonsuz sayıda
geçmişlere gidebilir.

Jung ekolü astral zihne toplu bilinç der. Bu sizin geçmiş
ya­şamlarınızın tarihçesidir. Bunlar bazen sıradan
rüyalara da sızar­lar ama genellikle bu hastalıklı
durumlarda olur. Bir kişi akıl hastası ise normalde birbirinden
ayrı olan ilk üç beden karışmış­tır.
Rüyalarında geçmiş yaşamlarını görür ama
kimse ona inan­maz. Zaten kendisi de inanmaz, yalnızca bir
rüya der geçer. Aslında bu fiziksel değil, astral boyut
rüyalarıdır. Ve Astral rüyalar çok anlamlı ve
önemlidir. Ama üçüncü beden yalnızca geçmiş
hakkında rüyalar görebilir, gelecekte neler olacağını
gö­remez.

Dördüncü beden zihinseldir. Hem geleceğe hem de
geçmişe yolculuk yapabilir. Ortada bir tehlike varsa sıradan
bir kişi bile geleceği görebilir. Sevdiğiniz,
yakınınız olan bir kişi ölmek üzereyse bu mesaj size
sıradan bir rüyada da iletilebilir. Başka rüya
boyutlarını ve başka olasılıkları bilmediğiniz
için mesaj size sı­radan bir rüyada iletilmiştir.

Fakat bu rüya açık seçik olmaz çünkü onun sıradan
rüyaları­nıza girmeden önce aşması gereken
engeller vardır. Her engelde bazı bölümler takılır
kalır, bir şeyler değişir. Her bedenin kendi­ne
özgü sembolleri vardır. Bu yüzden bir rüya bir bedenden
di­ğerine geçerken bu semboller geçtiği bedenin diline
tercüme edilir. Bunun sonucunda her şey anlaşılmaz bir hale
gelir.

Dördüncü bedende açık seçik bir biçimde rüya
görmekteyseniz -başka bir bedenden değil doğrudan bu
bedenden kaynakla­nan bir rüya- o zaman geleceği
görebilirsiniz. Ama yalnız kendi geleceğinizi; başka birinin
geleceği size kapalıdır.

Dördüncü beden için geçmiş ve gelecek şimdidir.
Geçmiş ve gelecek "şimdi"de birleşmiştir. Her şey
şimdi haline gelmiştir. Şimdi, geçmişe gider. Geleceğe
giden de "şimdi"dir. Geçmiş ve gelecek yoktur ama zaman yine de
mevcuttur. Zaman, "şimdi" olarak bile hala akan bir zamandır. Hala
zihninizi odaklamak zorundasınız. Geleceğe doğru
bakabilirsiniz; ama ancak zihnini­zi o yöne doğru
odakladığınızda. O zaman geçmiş ve gelecek bir süre
için ortadan kalkar. Geleceğe odaklandığınızda şimdi ve
geçmiş olmaz. Geçmişi, geleceği ve şimdiyi
görebilirsiniz ama birlikte değil. Ve yalnız kendi kişisel
rüyalarınızı görebilirsiniz çünkü onlar, size ait
olan "onlar"dır.

Beşinci, yani spiritüel beden kişisel boyutun ve zaman
boyu­tunun sınırlarını aşar. Artık
sonsuzluktası nız. Rüya sizin değil, tüm varoluşun
geçmişi hakkındadır. Geleceği kapsamaz.

Bütün mitolojiler bu beşinci bedenden kaynaklanmıştır.
Hep­si aynıdır. Semboller değişiktir, öyküler
biraz farklıdır ama ister Hıristiyan, ister Hindu, ister Musevi
ve ister Mısır mitolojisi ol­sun birbirleri ile paraleldir.
Dünyanın nasıl yaratıldığını anlatanlar temelde
birbirinin aynıdır. Örneğin büyük tufanın
öyküsü dünyanın her yerinde mevcuttur
.
Bu tufanın
izleri ve kanıtları yok ama mitolojilerde yer alıyor.
Beşinci zihinde, yani spiritüel bedende onun kayıtları var.

Bu zihin büyük tufanı rüyasında gö­rebiliyor.

İçinizin derinliklerine indikçe rüyalar daha fazla gerçeklik
kazanır. Fiziksel rüyaların da kendi gerçeklikleri vardır
ama bu kadar gerçek değillerdir. Eterik daha gerçektir, astral
ise ondan daha fazla gerçektir. Zihinsel gerçeğe yaklaşır ve
sonunda be­şinci bedende rüyalarınız tümüyle
gerçekçi olur. Gerçeği bilme­nin yolu budur. Buna
rüya adı vermek doğru değildir. Yine de rüyadır
çünkü objektif gerçek yoktur. Kendi içinde objektiftir ama
sübjektif bir deneyimdir.

Beşinci bedenlerini gerçekleştirmiş iki kişi birlikte
rüya gö­rebilir. Beşinci bedenden önce bu mümkün
değildir. Normalde ortak bir rüya görülemez ama beşinci
bedenden sonra çok sayı­da insan aynı rüyayı
görebilir. Rüyalar böylece -bir anlamda- objektif hale gelir.
Kıyaslamalar yapılabilir. Beşinci bedenle rü­ya gören
pek çok insanın aynı mitolojileri bilmelerinin nedeni budur. O
mitolojileri yaratan tek bir kişi değildir. Belirli ekolle­rin
ve geleneklerin ortak çalışması ile ortaya çıkarlar.

Böylece, beşinci tip rüyalar çok daha gerçekçidir.
İlk dört tip kişisel olduklarından bir anlamda gerçek
değildir; ikinci bir kişi tarafından paylaşılamaz; fantezi
ya da gerçek olup olmadığı ka­nıtlanamaz. Fantezi sizin
ürettiğiniz bir şeydir. Rüya ise varlığı­nın
farkına vardığınız bir deneyimdir. Derine indikçe rüya
daha inanılır olur, daha az hayal gücü içerir. Daha
objektif, daha ger­çek olur.

Bütün teolojik kavramlar beşinci beden tarafından
yaratılır. Dilleri, terminolojileri, kavramları farklıdır
ama temelde aynı­dırlar. Onlar beşinci beden
rüyalarıdır. Bu konuda söyleyebile­ceğ im bu kadar...

Altıncı, yani kozmik bedende, bilinç/bilinçaltı ,
madde/zihin eşiğini aşarsınız. Ortada hiçbir
belirginlik kalmaz. Altıncı bede­nin rüyaları kozmos
hakkındadır. Bilinçlilik eşiğinden öteye
geçtiğinizde bilinçsiz dünya da bilinçli hale gelir.
Artık her şey canlı ve bilinçlidir. Madde dediğimiz
şey bile artık bilinçliliğin bir parçası olur.

Altıncı bedende kozmik mitolojinin rüyaları
görülür. Kişisel olanı, bilinci, zaman ve mekanı
aştınız ama dil hala vardır; bir şeylere işaret eder,
bir şeyleri gösterir. Altıncı tip rüyalarda
Brahma'nın, Maya'nın teorileri, teklik ve sonsuzluk teorileri
deneyimlenir
. En yüce sistemleri ve dinleri yaratanlar bu kozmik
boyutta rüya görenlerdir
.

Altıncı zihnin rüyaları varoluş rüyalarıdır,
olmayış rüyaları değildir. Pozitif varoluş yaşanır.
Yine de bir olmayış korkusu mevcuttur. Zihin ve madde
birleşmiştir ama varoluş ile olmayış, olmak ile olmamak hala
ayrıdır. İşte sonuncu engel budur.

Yedinci, nirvanik beden ise pozitifin ötesine, hiçliğe
sıçrar. Onun kendine özgü rüyaları vardır. Bunlar
varolmayış, hiçlik ve boşluk rüyalarıdır. Evet arkada
bırakılmıştır. Artık hayır bile ha­yır
değildir; hiçlik hiçbir şey demek değildir; hiçbir
şey daha da sonsuzdur. Pozitifin sınırları olması
gerekir, o sonsuz olamaz. Yalnızca negatif sınırsızdır.

Yedinci bedenin rüyalarında semboller, formlar yoktur. Var olan
formsuzdur. Ses yoktur, sesi olmayan vardır; mutlak sessiz­lik
hüküm sürer. Bu rüyalar mutlaktır, sonsuzdur.

Yedi bedenin her birinin kendine özgü rüyaları vardır.
Ama rüyaların bu yedi boyutu bile yedi tip gerçeği anlamaya
engel oluşturabilir.

Fiziksel bedeniniz gerçek olanı tanır ve onun rüyasını
görür. Yemek yemeniz bir gerçekliktir ama açken
rüyanızda yemek ye­diğinizi görmeniz gerçeklik
değildir. Rüya, gerçek yiyeceğin yerine geçmiştir.
Fiziksel bedenin kendine özgü gerçeği ve rü­yaları
vardır. Fiziksel beden bu iki farklı şekilde de işler ve bu
iki ayrı işlev birbirinden çok farklıdır.

Siz merkeze yaklaştıkça -içine girdiğiniz beden
yükseldikçe- rüya ile gerçek birbirine daha fazla
yaklaşır. Tıpkı bir çemberin sınırlarından merkeze
uzanan çizgilerin merkez noktasına doğru birbirine
yaklaşması gibi. Aynı şekilde fiziksel bedeni çemberin
üzerinde düşünürsek, onun rüyaları ile gerçekleri
birbirinden son derece uzak noktalardadır. Onun rüyaları
yalnızca fantezi­lerdir.

Eterik bedende bu mesafe o kadar fazla değildir. Gerçek ile
rüya birbirine yaklaşmıştır. Bu yüzden ikisini ayırmak
güçleşir. Fiziksel bedende neyin rüya neyin gerçek
olduğunu kesinlikle bilirsiniz. Yine de eterik rüyalarda bu fark
anlaşılır. Yaptığınız eterik yolculuk gerçekse, bu siz
uyanıkken olur. Farkı anlamak için eterik bedende uyanmanız
gerekir.

Eterik bedende uyanık kalabilmenin yolları vardır. Japa (bir
mantranın tekrarlanması ) gibi içsel metotlar dış dünya
ile bağ­lantınızı keser. Uykuya dalarsanız,
sürekli tekrarlamalar hipnotik bir uyku durumu yaratır. O zaman
rüya görmeye başlarsınız. Ama japa sırasında
uyanık kalırsanız gerçeğin de farkındasınız
demektir.

Üçüncü beden olan astral ile bu farkı anlamak daha
güçleşir çünkü gerçek ile rüya birbirine iyice
yaklaşmıştır. Yalnızca ast­ral rüyaların değil,
gerçek astral bedenin farkına vardığınızda ise ölüm
korkusunu aşarsınız. O sınırdan sonra insan,
ölümsüzlüğü­nün farkına varır. Ama astral
deneyim gerçek değil de rüya ise, o zaman sizi büyük bir
ölüm korkusu sarar. İşte, gerçek ile rüya arasındaki
farkı kesin olarak anlamanıza yarayacak olan nokta budur:
Ölüm korkusu.

Ruhun ölümsüz olduğuna kendini inandıran bir kişi
astral be­dende neyin gerçek ve neyin astral rüya olduğunu
anlayamaz. Ölümsüzlüğe inanmamak gerekir; onu bilmek
gerekir. Ama bil­meden önce kişinin bu konuda şüpheleri,
ikilemleri olmalıdır. Ancak o zaman gerçekten biliyor musunuz,
yoksa kendinizi mi inandırıyorsunuz, anlarsınız. Ruhun
ölümsüzlüğüne inanıyorsa­nız, bu inancınız
astral zihninize de yansır. Bu konuda rüyalar görmeye
başlarsınız ama bunlar rüya olmaktan öteye geçmez. Ama
inancınız yok, yalnızca -ne bulacağınızı bilmeden,
önyar­gısız biçimde- büyük bir bilme, öğrenme
ve araştırma arzunuz varsa, işte o zaman farkı
kavrarsınız. Bu yüzden ruhun ölümsüz­lüğünü,
geçmiş yaşamlar yaşandığını inançları nedeni ile
kabul edenler astral boyutta gerçeği bilemeden yalnızca rüya
görürler.

Dördüncü -zihinsel- bedende rüya ile gerçek birbirine
kom­şudur. Birbirlerine o denli benzerler ki onları
karıştırmak çok kolaydır. Zihinsel beden gerçek kadar
gerçekçi rüyalar görebilir.

Böyle rüyaları oluşturmanın metotları da vardır;
yoga ve tantrik metotlar ve diğerleri gibi. Yalnızlık ve
karanlık içinde yaşayan, oruç tutan kişiler bu
dördüncü tip zihinsel rüyaları yaratabilirler. Bunlar
bizi çevreleyen gerçeklerden daha gerçek görünebilir.

Dördüncü bedende zihin tümüyle yaratıcıdır.
Maddesel sınır­lar ve hiçbir nesnellikle kısıtlı
değildir; her şeyi tam bir özgür­lük içinde
yaratır. Şairler, ressamlar bu dördüncü tip rüyalar
içinde yaşarlar, tüm sanat eserleri dördüncü tip
rüyalarda üreti­lir. Bu boyutta rüya görebilenler
büyük sanatçılar olabilirler, ama bilen kişi olmazlar.

Dördüncü bedende kişi zihnin yarattığı her şeyin tam
anlamı ile farkında olmalıdır. Hiçbir şeyi
yansıtmamalıdır aksi halde yansıtmalar
kaçınılmazdır. Hiçbir şeyi dilememelidir, aksi halde o
dilek gerçekleşebilir; bunun için her olanak mevcuttur. Dilek
gerçekleşecektir. Hatta yalnızca içsel olarak değil,
dışta da ger­çekleşecektir. Dördüncü bedende zihin
son derece güçlüdür, son derece berraktır çünkü
dördüncü beden zihin için en son sığı­naktır.
Bunun ötesinde, zihnin olmadığı boyut başlar.

Zihin dördüncü bedenden kaynaklandığı için istediğiniz
her şeyi yaratabilirsiniz. İnsan kendine sürekli olarak
arzunun, hayal gücünün, imgelerin, guruların ve
Tanrı'nın olmadığını hatırlat­mak zorundadır. Aksi
halde bunların tümü sizin tarafınızdan
ya­ratılacaktır. Yaratıcı siz olursunuz! Onları
görmek o derece mut­luluk vericidir ki onları yaratmaktan
kendinizi alıkoymak çok zordur. Sadhakanın -arayanın-
önündeki son engel işte budur. Bunu aşabilirse daha fazla
engelle karşılaşmayacaktı r.

Kendinizin dördüncü bedende yalnızca bir gözleyici
olduğu­nuzu unutmazsanız, o zaman neyin gerçek olduğunu
bilirsiniz. Yoksa rüyalar görmeye devam edersiniz. Hiçbir
gerçek bu rüya­larla yarışamaz. O kadar coşku
duyarsınız ki, hiçbir coşku onun­la kıyaslanamaz. Bu
yüzden insan, duyulan vecdin, mutluluğun ve ne çeşit imgeler
gördüğünün sürekli farkında olmalıdır. Bir imge
ortaya çıktığı an, dördüncü zihin ondan bir rüya
oluştur­maya başlar. Bir imgeyi bir diğeri izler ve
rüyaya kapılırsınız.

Dördüncü tip rüyalar ancak onların yalnızca bir
gözlemcisi, bir tanığı olarak kalabildiğinizde önlenebilir.
Gözlemci olmak çok önemlidir çünkü ortada bir rüya
olduğunda siz onunla özdeşleşirsiniz. Dördüncü
bedende özdeşleşmek, rüya görmekle eşit anlamdadır.
Bu boyutta gerçeğe giden yol gözlemci zihin­den geçer.

Beşinci bedende gerçek ile rüya bir olur. Her ikilik ortadan
kalkmıştır. Artık hiçbir farkındalık söz konusu
değildir. Farkın­da değilken bile farkında
olmadığınızın farkında olursunuz. Rü­yalar artık
gerçeğin bir yansıması olmuştur. İkisi arasında
fark vardır ama ayrım yoktur. Aynadaki yansımama baktığımda
ben ve yansımam aynıyız ama farklıyız. Ben
gerçeğim, yansımam ise değil.

Beşinci zihin çeşitli kavramlar yarattığında kendini
tanıdığı­nı sanabilir çünkü aynadaki
yansımasını görmüştür. Kendini ta­nır ama
gerçekte olduğu gibi değil, yalnızca yansımasında
gör­düğü gibi. Tek fark budur ama bu aynı zamanda tehlikeli
bir şeydir. Tehlike, yansımanın size yeterli gelmesi ve aynada
gör­düğünüzü gerçek olarak kabul etmeniz
olasılığıdır.

Bu, beşinci beden açısından gerçek bir tehlike
oluşturmaz; altıncı beden için tehlikelidir. Kendinizi
yalnızca aynada gör­düyseniz, beşincinin
sınırını aşıp altıncıya geçemezsiniz. Bir
ay­nanın içinden hiçbir yere geçemezsiniz. Bu yüzden
beşincide ta­kılıp kalmış pek çok insan vardır.
Sonsuz sayıda ruhun olduğu­nu ve her ruhun ayrı bir
kişiliği olduğunu söyleyenler bu insan­lardır.
Kendilerini tanımış ve bilmişlerdir; ama ayna aracılığı
ile, doğrudan değil.

Bu ayna nereden kaynaklanıyor? Oluşturulan bazı
kavram­lardan: "Ben ruhum. Ölümsüz ve ebedi.
Ölümün ve doğumun ötesindeyim." Kendini ruh olarak
algılamak -biliş olmadan- ay­nayı yaratır. Kendinizi
olduğunuz gibi bilmez, kavramlarınızın aynasında
gördüğünüz gibi bilirsiniz. Bunun şöyle farkına
vara­bilirsiniz: Bilgi size bir ayna aracılığı ile geliyorsa,
bu bir rüya­dır. Doğrudan geliyorsa o zaman gerçektir.
Tek fark budur ama bu çok önemli bir farktır, arkada
bıraktığınız bedenlerle değil, henüz ulaşmanız
gereken bedenlerle ilgilidir.

Peki, kişi beşinci bedende rüya mı görüyor yoksa
yaşadıkla­rı gerçek mi, nasıl anlayacak? Bunun tek
bir yolu var: tüm kutsal kitapları bir kenara bırakın.
Tüm felsefeleri terk edin. Orta­da bir guru da olmamalı, yoksa
o guru aynanız olur. Bu nokta­dan itibaren tamamen
yalnızsınız. Hiçbir rehberiniz olmamalı, yoksa o rehber
bir ayna haline gelir.

Bu noktadan sonra tam ve mutlak bir yalnızlık vardır.
Yal­nızlık duygusu değil; tek başınalık.
Yalnızlık duygusu hep baş­kaları ile, tek
başınalık ise kişinin kendisi ile ilintilidir. Benimle başka
hiç kimse arasında bir bağ olmadığında yalnızlık
duyarım ama ben olduğumda tek başınayım.

Artık kişi her anlamda tek başına olmalıdır; Ne
sözcükler, ne kavramlar, ne Hıristiyanlık, ne Hinduizm
olmaksızın; Buda, İsa, Krishna ve Mahavir olmaksızın.
Kişi artık tek başına olmalıdır, yoksa var olan her
şey bir ayna haline gelir; çok sevilen, çok de­ğerli ama
çok tehlikeli bir ayna.

Tamamen yalnız olduğunuzda yansıyabileceğ iniz hiçbir
şey yoktur. Bu yüzden beşinci beden meditasyon demektir. Bunun
anlamı hiçbir zihinselliğin olmadığı mutlak
yalnızlıktır, zihinsizliktir. Zihin de bir ayna olacağından
ortada zihin ve düşünme olmamalıdır.

Altıncı bedende ayna yoktur. Şimdi yalnız kozmik olan
var­dır. Siz kayboldunuz. Artık yoksunuz; rüya gören yok
oldu. Ama rüya gören olmadan da rüya var olabilir. Rüya
gören olma­dan rüya mevcut olduğunda ise bu özgün
gerçeklik gibi gelir. Bir zihin bir düşünen yoktur, bir yoktur. O
zaman ne biliniyor­sa, o bilinir. O, bilginiz haline gelir.
Yaratılış hakkındaki mito­lojiler ortaya çıkar.
Gözünüzün önünden geçerler. Siz
durağan­sınız. Her şey gelip geçmektedir. Onları
yargılayacak, rüya gö­recek kimse yoktur.

Ama olmayan bir akıl hala var. Yok edilmiş bir zihin hala var,
kişisel olarak değil kozmik bütünlük olarak. Siz yoksunuz
ama Brahma var. Bu yüzden bütün alemin Brahma'nın
gördüğü bir rüya olduğunu söylerler. Bütün bu
dünya bir rüyadır, bir mayadır. Ama bu her şeyin,
tümün bir rüyasıdır. Kişisel bir rüya değildir.
Rüyayı gören tümdür, siz değilsiniz.

Artık tek ayırım rüyanın pozitif olup olmadığıdır.
Pozitif ise bir hayaldir, bir rüyadır çünkü nihai bir
biçimde var olan yalnız negatiftir. Her şey bu
biçimsizliğin bir parçası olduğunda, her şey orijinal
kaynağına döndüğünde, her şey vardır ve aynı
za­manda yoktur. Geriye kalan tek faktör pozitiftir.
Aşılması ge­rekir.

İşte bu nedenle altıncı bedende pozitif kaybolursa, yedinciye
girersiniz. Altıncının gerçeği yedinciye açılan
kapıdır. Ortada pozitif hiçbir şey yoksa -ne mitoloji ne de
bir imge- rüya terk edilmiştir. Artık yalnızca olan
vardır; olduğu gibi. Artık varo­luştan başka
hiçbir şey yoktur. Şeyler yoktur, yalnızca kaynak vardır.
Ağaç yoktur ama tohum vardır.

Bu tip zihne ulaşanlar buna tohumlu samadhi {samadhi sabeej)
adını verdiler. Her şey yitirilmiştir, her şey orijinal
kaynağı­na, kozmik tohuma dönmüştür. Ama tohumda bile
rüya görmek mümkündür. Bu yüzden tohumun da yok
edilmesi gerekir.

Yedincide ne rüya ne de gerçek mevcuttur. Ancak rüya
gör­mek mümkün olduğu sürece gerçek bir şeyi
görebilirsiniz. Rüya görülemiyorsa ne gerçek ne de hayal
var olabilir. Bu yüzden ye­dinci merkezdir. Artık rüya ve
gerçek bir oldular. İkisi arasında bir fark kalmadı.
Hiçliği ya bilirsiniz ya da rüyasını
görürsünüz ama hiçlik hep aynı kalır.

Rüyamda sizi görüyorsam bu hayal kapsamına girer.
Karşımdaysanız ve sizi görüyorsam bu gerçektir. Ama
rüyamda si­zin yokluğunuzu görüyorsam ya da siz
karşımda yokken yoklu­ğunuzu görüyorsam, bu ikisi
arasında bir fark yoktur. Rüyanız­da herhangi bir şeyin
yokluğunu gördüğünüzde bu rüya gerçek yokluğun
kendisi ile aynı olur. Ancak pozitif anlamda gerçek bir fark
mevcuttur. Yani altıncı bedene kadar farklılık vardır.
Ye­dinci bedende yalnızca hiçlik hüküm sürer. Tohum
bile yoktur. Bu nirbeej samadhi, yani tohumsuz samadhidir. Artık
rüya gör­mek mümkün değildir.

Özetle, yedi tip rüya ve yedi tip gerçek vardır. Bunlar
birbi­rinin içine sızarlar. Bu da insanın aklını son
derece karıştırır. Ama bu yedisini birbirinden
ayırabilirseniz, bu konuda bir ke­sinliğe varırsanız,
sonuç çok iyi olur. Psikoloji hala rüyalar ko­nusunda
çok yetersiz kalıyor. Tüm bilinen fiziksel, bazen de ruhsal
yön. Ama ruhsal yön bile fiziksel nedenlerle açıklanıyor.

Jung, Freud'dan biraz daha derine indi ama o da insan bey­nini
mitolojik ve dini açılardan ele aldı. Yine de tohumu anladı.
Batı psikoloji biliminin gelişmesi Freud'un değil, Jung'un
ilke­leri ile mümkündür. Freud bir öncüydü ama bir
öncü kendi bu­luşlarına takılıp kalırsa
gelişmenin önünde bir engel haline ge­lir. Artık
Freud'un modası geçti ama Batı psikolojisi hala onun
başlattığı akıma takılıp kalmış durumda. Artık
Freud tarihe gömülmeli. Psikolojinin ileri götürülmesi
gerekiyor.

Amerika'da rüyalar hakkında laboratuar teknikleri yoluyla bilgi
edinilmeye çalışılıyor. Bu alanda pek çok laboratuar var ama
hepsi de yalnızca fiziksel yöntemler kullanıyor.
Rüyaların tamamen anlaşılabilmesi için yoga, tantra ve
bilinmeyeni ince­leyen diğer yöntemlerin eğitimi
yapılmalıdır. Her tip rüyaya pa­ralel bir tip gerçek
vardır. Maya ve illüzyonlar dünyası bütünü ile
bilinemediği zaman gerçeği bilmek de olanaksızdır.

Bu sözlerimi bir sistem, bir teori olarak algılamayın.
Bunları yalnızca bir başlangıç noktası olarak alın ve
bilinçli bir zihinle rüya görmeye başlayın. Ancak
rüyalarınızda bilinçli olduğunuz­da gerçeği
bilebilirsiniz.

Bizler, fiziksel bedenlerimiz içinde bile bilinçli değiliz.
An­cak bedenimizde bir yer hastalandığında onun farkında
oluyo­ruz. Oysa ki insan sağlıklıyken de bedeninin
farkında olmalıdır. Hastalık sırasında onun
farkında olmak acil bir durum önlemin­den başka bir şey
değildir. Bu da zaten bedenin doğasından ge­lir. Zihniniz
bedeninizin hastalıklı parçasının farkında olur,
böy­lece onu iyileştirmeye eğilir. Ama iyileştiği
anda onu tekrar unutursunuz.

Bedeninizin çalışmasının, derindeki hislerinin,
müziğinin ve sessizliğinin farkında olmalısınız.
Beden bazen sessiz, bazen gürültülü, bazen de gevşemiş
durumdadır. Her durumdaki duy­gular birbirinden o kadar
farklıdır ki, onların farkında olmamak bir kayıptır.
Uyumaya başladığınızda, sabah uyanırken bedeni­nizde
kolayca fark edilmeyen sessiz değişiklikler olur. Bunların

farkında olmalısınız.

Sabahları uyandığınızda gözlerinizi hemen açmayın.
Uyku­nuz bittiğinde bedeninizin farkında olun. Gözlerinizi
kapalı tutun. Neler oluyor? İçinizde büyük
değişiklikler oluşmakta. Uy­ku sizi terk ediyor,
uyanıklık geliyor. Sabahları güneşin doğuşu­nu
gördünüz ama bedeninizin doğuşunu hiç görmediniz.
Bu do­ğuş da çok güzeldir. Bedeninizin de bir sabahı
ve bir akşamı var. Buna Sandhya denir; dönüşüm,
değişim anı.

Uyumaya başladığınızda neler olduğunu sessizce izleyin. Uyku
size geliyor. Bunun farkına varın! Ancak böyle fiziksel
bedeninizin farkında olabilir ve fiziksel rüyanın ne
olduğunu an­layabilirsiniz. O zaman sabah olduğunda hangi
rüyanın fiziksel, hangisinin fiziksel olmadığını
anlarsınız. Derindeki duyguları, ihtiyaçları ve
bedeninizin ritmini tanırsanız, onlar rüyalarınıza
yansıdığında kullandıkları dili anlayabilirsiniz.

Bizler kendi bedenimizin dilini bilmiyoruz. Bedenin kendine has bir
bilgeliği vardır. Binlerce ve binlerce yıllık deneyime
sa­hiptir. Benim bedenim annemin, babamın, onların anne ve
baba­sının ve tüm atalarımın deneyimlerini
taşıyor. Bedenimdeki to­humun yüzyıllarca süren
gelişmesini biliyor. Ve onun kendi di­li var. Sabah
uyandığınızda fiziksel rüya ile fiziksel olmayanı ayırt
edebilmek için o dili anlamalısınız.

İşte ancak o zaman yeni bir olasılığın yolu açılır,
eterik bede­ninizin farkına varabilirsiniz; ancak o zaman -daha
önce değil- daha derinleşirsiniz. Daha derin düzeylerdeki
ses, koku ve ışık­ların farkında olursunuz. Yürürken,
yürüyenin ruhsal beden de­ğil, fiziksel beden olduğunun
farkında olursunuz. Aradaki fark son derece belirgindir. Yemek yerken
ruhsal bedenin değil, fi­ziksel bedenin yediğini fark
edersiniz. Ruhsal açlıklar, ruhsal susuzluklar, ruhsal arzular da
vardır ama bunlar ancak fiziksel bedeni tümüyle
tanıdığınızda hissedilebilir.

Rüya görmek çok önemli bir konudur; hala
keşfedilmemiş, bilinmeyen, gizemli bir konu. Gizli bilgilerin bir
bölümü rüya­lar hakkındadır. Ama artık gizli
olan her şeyin açığa çıkarılma­sının vakti geldi.
Şu ana kadar gizlenenler gizli kalmaya devam ederse artık
tehlikeli olacaklar
.

Geçmişte bazı şeylerin gizli kalması gerekiyordu
çünkü bil­gi, cehaletin eline düştüğünde tehlikeli olur
.
Batıda bilim konu­sunda olan budur. Artık bilim insanları
bunu anladılar. Bu yüz­den gizli bilimler yaratma
peşindeler. Politikacılar nükleer silahları
öğrenmemeliydiler. Yeni keşifler gizli kalmalı. Bilgilerin
açıklanmasının tehlikeli olmayacağı zamanı beklemeliyiz.
Bu da, insanın yeterince gelişmiş olacağı zamandır.

Aynı şekilde ruhsal alanda da eskiden
Doğuda pek çok şey
biliniyordu. Ama bu bilgiler cahil insanların eline düştüğünde
tehlikeli olacaklardı. Bu yüzden anahtar gizlendi. Bilgiler
gizlendi, gizem dünyasına saklandı. Kişiden kişiye
büyük ihtiyatla aktarıldı. Ama artık bilimdeki
ilerlemeler nedeniyle onların açıklanması gerekiyor. Ruhsal ve
gizemli gerçekler saklı kaldığı sürece bilim tehlikeli
olacak. Ruhsal bilgiler ile bilim başa baş gitmeli.

Rüyalar gizem boyutunun en önemli unsurlarından biridir. Bu
konuda farkındalığınızı geliştirmeye başlamanız
için bir şeyler anlattım ama tüm bilgileri
açıklamadım. Bu ne gerekliydi ne de bir yararı olurdu. Bu
nedenle boşlukta bıraktığım noktalar oldu. Bu yola
girdiğinizde o boşluklar kendiliğinden dolacak. Ben yalnızca
en üst katmana değindim. Bu sizin bu konuda bir teori
geliştirmeniz için yeterli değil; ama başlamanıza
yeterli.

OSHO

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




{ Önceki Sayfa } { Page 18 of 35 } { Sonraki Sayfa }

Hakkımda

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Fotoğraf Albümüm

Linkler

DKB
Bilgi Kitabı
Onlar
Osho

Kategoriler


Son Yazılar

Gerçek - maharaj
Enerjinizi canlandırmak ve Dengelemek
Affetmek
Zihin
Hara
Yaradılış -- Edgar Cayce
Ramtha affirmations
17 saniye
Ramtha Nefes Teknigi (Bilinc & Enerji)
Kapalı Zihin
Bilmenin Bilimi
Kozmik bir senfoni . . 3
Kozmik bir senfoni . . 2
Komizk bir senfoni . . 1
Abraham'dan
Aydınlanma çok bireysel bir şarkıdır
Lao Tzu
Rüyaların Psikolojisi
7 Beden
suçluluk
Öfke 2
bağımlılık yaratan bir enerji . . . sorunlarım var
Hatırlatma
Kozmosun Kardeşliği Adına
Mesnevi, cilt 3-4, s. 94
Buda Zorba
Kızgınlığın Psikolojisi-ÖFKE
Esrarengiz Üçüncü Göz İlmi 2
Esrarengiz Üçüncü Göz İlmi 1
Ölümden Dönme Deneyimi
Kaosun muhteşem düzeni Varoluş
osho .. foton kuşağı
Krishnamurti aydınlanması
Osho'nun aydınlandığı AN
Olayın Özü

Arkadaşlarım onursargin

batak oyna