godisnowhere | |
Komizk bir senfoni . . 1
4:37, 16/11/2007
.. Link
KOZMIK BIR SENFONI ALEVILIK II Yazar: Suleyman DIYAROGLU GIRIS
Disarida kapinizin onunde, muthis gosterisli, son derece bastan cikarici ve olaganustu guzel kirmizi bir spor araba var.
Piril piril kaportasi, yeni lastikleri, farlari, camlari ve diger gorunenleri ile inanilmaz cekicilikte bir afet.
Direksiyona gecmek icin yaniyorsunuz. Ve iste bu gerceklesiyor ve o artik sizin.
Ve Dunya yasami. Aynen soz konusu ettigimiz spor araba gibi. Gosterisli, cekici ve bastan cikarici!
Evet ama, bu bastan cikarici spor arabayi hareket ettiren motor gucu olmasa tum bu guzellik neye yarar ki?!?
Hareket etmeyen, atil ve yerinden bile kimildamayan bir arabayi insan ne yapsin?!?
Aynen Dunya yasam boyutunda oldugu gibi!! Tum bu yapiyi harekete geciren onun arkasindaki gucu hic merak ettiniz mi? Yani “arabanin motorunu”?!?!
Ve tabi ki, “Motoru Yapan Zekâyi!!”
Iste, araba ne kadar cekici ve bastan cikarici olursa olsun, ona hareket yetenegi kazandiran motor olmadan bir hictir!!
Dunya yasaminda oldugu gibi! Tum bu mevcudata hayat kazandiran ve “yasam kaynagi olan nefes olmadan” madde nedir ki? Ve de nefesi kelama donusturen “akil ve mantik ile donatilmis adem” olmadan ?!!!
Bolum 1
Alevi gelenekleri cogu insanin sorgulayan bir yaklasimla karsiladigi “Alevi dogulur, Bektasi olunur” sozunu ulastirir bizlere!Duz mantikla bakildiginda hicbir gecerli aciklamasi olmayan bir soylemdir sanki bu!! Alevilik de, Bektasilik de ayni kaynaktan cikan ayni evrensel ogretinin farkli adlari olduguna gore neden “Alevi dogulur da, Bektasi olunur?”
Bir diger soylem sekli de, “Alevilik belden gelir, (dogum yolu ile) Bektasilik yoldan gelir” olan bu inancin Alevi/Bektasi toplumu icinde yarattigi gereksiz tartismalari ortadan kaldirmak icin hakikatde ne demek istedigini ortaya koymak sanirim yararli olacaktir. Dunya bilinci ile baktigimizda, ister Alevi, ister Bektasi olsun, her iki kosulda da, ayni evrensel kulturu temsil eden, ayni bilinc frekansini yansitan farkli isimlere sahip ayni toplumdan bahsediyorsak neden “Alevi dogulur da, Bektasi olunur?”
Bu soz gercekte, soz konusu bilinc yapisinin, yani Aleviligin gizli ifadelerinden biridir.
Her iki soylem icindeki en onemli nokta, aciktir ki, Alevi kelimesi ile ifade edilen ayricaliktir. Iyi de, Bektasilik de ayni felsefeyi temsil eden, ayni Hz. Ali, 12 imamlar ve Haci Bektas Veli’ye inanan bir ifade ise Alevi olmanin bu ayricaligi nedendir?!
Neden Alevilik gibi muhtesem bir Kozmik felsefenin icine Alevi olarak doganlar ‘sorgusuz sualsiz’ kabul edilirken, Bektasi olarak doganlar “yol surmek” zorundadirlar.?!?
Kaldi ki, Bektasilikteki tum ritueller, ibadet sekilleri ve kurallar da bire bir aynidir neredeyse Alevilikle; adeta “tek yumurta ikizleri” gibidir onlar! (Cok kucuk ayrintilarda bazi farklar oldugu herkes tarafindan bilindigi icin (cemlerde Aleviler baglama calip duazimam veya deyis okurken, Bektasi canlar baglama kullanmaz ve nefes soylerler) bunlara girmeyecegim.)
Bu her iki soylemin de altinda yatan sir, her firsatta soyledigim gibi, Aleviligin bugune kadar kapali kalmis batini degerleri icinde yatar.
Alevi felsefesi diger tum soylemlerinde oldugu gibi burada da, sahip oldugu Kozmik bilincin, evrensel ogretinin ipuclarindan birini vermektedir.
Aleviligin belden, Bektasiligin yoldan gelmesinin nedeni, “Kozmik Bir Senfoni-Alevilik” adli kitabimizda da acikladigimiz gibi, Alevi kelimesinin bir SIFRE kelime olmasindan ve bu sifre kelimenin, yani Aleviligin, kendi basina evrensel bir sirri ifade etmesindendir.
“Alevi dogmak” sozu, Alevi toplumunun icine dogmak anlaminda kesinlikle kullanilmamistir. (Her ne kadar bu da bir sans ve ayricalik ise de!) Kozmik anlamda, “belden gelen Alevi olma” ayricaligi, kesinlikle o toplumun bir uyesi olma anlaminda degildir ve olamaz da!!
Alevi olarak anilan toplumun bilinc yapisi ile, Bektasi olarak anilan toplumun bilinc yapisi arasinda neredeyse, bir toz tanecigi kadar bile fark yokken, Bektasi toplumuna yapilan bu haksizligin nedenini aciklamak, duz gorus ile, neredeyse olanaksizdir.
Alevi dogmanin irksal anlamda da bir sey ifade ettigini soylemek mumkun degildir cunku boyle bir irk ayrimina ve ustunlugune karsi cikacak toplumlarin ve inanc sistemlerinin en basinda “72 millete bir nazar ile bakma” dusturuna sahip Alevilik/Bektasilik inanci gelir!! Dolayisiyla, Aleviligin bir irki ayricalik (ne demekse?) olmasi da hicbir sekilde mumkun degildir! Kaldi ki Aleviler icinde kendini Kurt olarak kabul edenler de vardir Turk olarak da!! Ve bir cok antropolog yuzlerce yil suren goc donemleri icinde Alevilesen sunni Kurtlerden de bahseder, Sunnilesen Alevi Turklerden de.
Oyleyse bu ayricalik neren gelmektedir? Alevi olanlar nasil olur da daha ana rahminde iken boyle bir ayricaliga hak kazanirlar?!
Bu noktada, hemen tum insanlarin yaptigi bir ortak hatadan bahsetmek istiyorum. Bu hata, tek tek bireylere bakarak o bireylerin sahip olduklari bilgi ve bilincten yola cikarak, belli bir inanci ve felsefeyi sadece o bireylerin yansittigi sekliyle kabul etmektir.
Muslumanlik dininin ana kaynagi olan Kur’an hangi bireyin kisisel anlayisina gore “tek dogru” olarak sekillendirilebilir ki?! Birakin fertleri, farkli kultur kokenine sahip farkli toplumlarda bile olagan ustu degisiklikler ile ifade edilen bu inanc sistemi, kimin ifade ettigi ile hakikati yansitir caba?!
Hiristiyan, Musevi veya Budist olan bir can, Muslumanligi hangi topluma bakarak anlayacaktir? Suudi Arabistana’mi, Turkiye’ye mi, Iran’a mi Yoksa Yunus’a iu? Musluman olmayan biri icin gercek muslumanlik kime veya hangi devlete gore sekillenir?
Kimin “UYGULADIGI” muslumanlik dogru olandir? Afganistan’da kadinlari burkalara sokan o acimasiz seriat anlayisi mi, Iran’daki “sacin biraz gorunebilecegi” bas ortulu ama tesetturlu Sii anlayis mi yoksa Turkiye’deki laik anlayis mi?
Aciktir ki, devletlerden ailelere, ailelerden bireylere kadar uzanan bu yapi icinde her kurum, yapi veya ferdin inanc anlayisi, kendi aktarimli bilinci dogrultusunda olusacaktir. Yani, o gune tasinmis tum gecmis bilinclerin olusturdugu birikimin meydana getirecegi toplumsal veya bireysel bir anlayis.
Aynen “ALEVILIK”ile Alevi/Bektasi toplumuna ait, bireysel bir bilinc ifadesi olan tek tek tum Alevi olan canlar arasindaki baglanti gibi.
Hatay yoresinde yasayan Alevi canlarin “Ali Allah’tir” inancini odunsuz surdurdukleri bu zamanda, bu bilinc ifadesini batida dogmus buyumus 20’li yaslardaki bir Alevi/Bektasi gencine anlatmak mumkun mudur?
Bu satirlarin yazari, “Kozmik Bir Senfoni-Alevilik” adli kitabinda bircok sevgili canimizin kabul edemeyecegi veya kabul etmeye daha hazir olmadigi ve bugune kadar hic ele alinmamis bircok bilgiyi ele alirken bunlara gelecek tepkilerin farkli olacagini biliyordu; ve dusundugu gibi de oldu. Bilgileri almaya hazir bilincler icin adeta bir solen olan bu karsilasma, bilgileri almaya hazir olmayanlarda “neler zirvalamis bu herif” tepkisi yaratti; ve bu son derece dogaldi. Cunku biz biliyorduk ki “sen ne soylersen soyle, karsindakinin anladigi kendi bildigi kadardir” (Mevlana).
Sonuc olarak, yukarida aciklamaya calistigin nedenlerden dolayi Alevi/Bektasi olan canlarin BIREYSEL BILINC IFADELERI sadece kendilerini baglar (ki buna ben de dahilim). Bu hicbir zaman Aleviligin, tek dogru anlatimi olamaz; ne kadar mukemmel olsa da!!
Olamaz cunku bireysel bilinc ifadeleri, sadece ve sadece o bilincin belli bir inanc sistemiyle ilgili kisisel algilamalari ve o bireye ait kisisel tekamul yansimalaridir!! Ister bu kisi Mevlana olsun, ister Sokrates, isterse Budha. (3 isik varligin, Haci Bektas, Mevlana ve Yunus’un el ele yasadigi ayni gunlerde, ayni Tanrisal/Ilahi hakikatlerle ilgili, insanlari aydinlatma yolunda biraktiklari farkli eserlere bakarsaniz ne dedigimi cok daha iyi anlarsiniz).
Bu gercegi bir adim daha ileri goturup soyle de soyleyebiliriz; Evrensel/Kozmik bilincin frekanslarini Dunya ortaminda yaymanin yolu kimi ustadlar icin (Eflatun veya Pir Sultan Abdal gibi) yazmak iken, kimi icin muzik (Mozart, Asik Veysel), kimi icin de yeni kesifler ve renklerdir (Leonarda da Vinci). Onemli olan o kozmik bilincin frekanslarini insanlara ulastirabilmektir. Tum insanligin sizi anlayamayacagi kesindir ama bu sizin sorununuz degildir. Siz yapmaniz gereken Kozmik gorevi yapip sonuclandirmakla yukumlusunuz sadece; bedeli ve sonuclari ne olursa olsun!!! (Pir Haci Bektas’in ogretilerinin, bir cok Alevi/Bektasi’nin canina mal olmasi, Nesimi’nin, “En-el Hak” dedigi icin derisinin yuzulmesi gibi.)
Dolayisiyla, inanc sistemlerinin siradan bireylerde ifade bulmus sekline bakarak, tum inanc sistemini buna gore yargilamak veya anlamaya calismak kabul edilemez bir hata olur.
Iste bu gercek bizi tekrar asil konumuza geri goturur; “Alevilik belden gelir, Bektasilik yoldan gelir”.
“Kozmik Bir Senfoni-Alevilik” adli kitabimizin 155 inci sayfasinda sunlari yazmisiz: “Eger bugun elimizde yeterli teknolojik donanim olsaydi ve evrenin frekansini olcebilseydik, onun La frekansinda oldugunu hayretle gorebilecektik... Ve eger ayni La’yi bir sifre kelime olarak ters yonden yazsaydik o zaman Al olacakti! Ve bu da, kendilerine bu frekansi mesken tutmus Kizilbaslara mekan olacakti; Al-evi La-evilik’tir. Yani evrensel frekansta olmaktir. Bilinci ile bu frekansa ulasmak ve orada yasamaktir.”
Belden gelen (dogum yolu ile) Alevi’nin sirri iste burada yatar; yani, bu varligin daha onceki enkarnasyonlarinda tekamulunu evrensel boyutlara ulastirdigi ve bu Kozmik bilinci kendisi ile HAZIR GETIRDIGI gerceginde!!! Onun artik yol surmeye gereksinimi yoktur!! O ZATEN HAKIKÂT ERENLERINDEN BIRIDIR. Cunku o AL EVI yani LA-EVI yani Evrensel frekansa dogum oncesinde zaten sahiptir ve bu ayricalikla dogmustur. O bu dunya’ya ders almak icin degil, ders vermek icin gelmis, sahip oldugu bilinc isigi ile karanlikta olanlara yol gostermek icin bedenlenmis bir ulu varliktir. Alevilik, ifade etmeye calistigi sirlariyla, ulular aleminin dunya boyutuna hediye ettigi bir yuce bilinci anlatir ve KESINLIKLE GENELLESTIRILEMEZ!!! Ve aciktir ki, La-evi’nde (La frekansi ile) dogmayan tum diger canlar ise (ister Alevi ister Bektasi olsun) ancak yol surup egitim alarak bu noktaya ulasmaya calisacaklardir.
Bunun yaninda Aleviligin tapinmaci degil ama kutsamaci bir felsefeye sahip oldugunun soylenmesi de bircok canin aklini karistirmis gibi gorunuyor. Peki ama tam olarak ne demek istiyoruz bu soz ile?
Toplum (ezoterik/batinî) bilincinin urunu olan, toplumun inanc yapisini yansitan bir cok soz maalesef oylesine siradanlastirilmistir ki, bu sozlerin icinde yatan ve toplumun tam olarak sorgulayip ortaya koymadigi bir cok bilgi, gozden kacmakta veya gozardi edilmektedir.
Buna verebilecegimiz en iyi ornek “okunacak en buyuk kitap insandir” sozudur. Ilk bakista insana verilen evrensel bir degerin guzel bir yansimasi gibi gorunen bu cumle daha derinlemesine ele alindiginda sunu da ifade etmez mi? Madem ki okunacak en buyuk kitap insandir, o zaman Tanri kelami olan din kitaplarini nasil degerlendirecegiz?!! Oyle ya, insanda var oldugu ifade edilen bu bilgiler, Tanri kelaminin otesinde veya ustunde olabilir mi?!! “Okunacak en buyuk kitap insandir” derken, bizler Tanri kelami kitaplar olan Tevrat, Zebur, Incil ve Kur’an’i “ikincil degerler olarak” kendi varligimizin arkasina attigimizin farkinda miyiz?!!? Demek ki, eger bizler insan denilen bu kutsal varligi okumayi (anlamayi) dogru olarak basarabilirsek Tanri kelami olan dinler ve onun kitaplari bile bunun yaninda onemli degildirler!!! (Bir sozun bizi nereye getirdigini gordunuz mu?!!?)
“Sevgi bizim dinimizdir, baska dine inanmayiz” diyen de gene Alevi felsefesi, inanci degil midir? Bu evrenler guzeli sozu afislere, pankartlara yazip asan Alevi toplumu, sira bunu gercek bir bilinc ifadesi olarak yuksek sesle soylemeye geldiginde nedense imtina eder ve hakikat’de kendine ait olan siradisi bir bilgiye de inancsizligini gosterir!!!Bu, Dunya uzerinde hicbir topluma nasip olmayan olaganustu bilinc ifadesine, evrensel mutlak bir degere yapilabilecek en buyuk ihanettir!!!
“Sevgi bizim dinimizdir; baska dine inanmayiz” derken aciktir ki Alevi felsefesi Dunya bilinci ile ifade bulmus, ozunden ve aslindan (batini, ezoterik degerlerden) koparilmis dinlerden bahsetmektedir!!! Bu soz, Alevi toplumunun inanc anlayisinin ne Muslumanlik, ne Hiristiyanlik ne de Musevilik olmadiginin en acik, en net ve en mutlak ifadesidir!!! Siradan, klise bir cumle gibi rasgele saga sola yazilan ama Hakikat’de tam olarak ne ifade ettigi gozden kacan boylesine olagan ustu bir bilgi, nasil olur da Alevi toplumunun bilinc yapisini uyarmaz?!?
Bu sozu soyleyen bir felsefenin takipcileri nasil olur da kendilerinin hala Musluman oldugunu iddia edebilirler?!? Kendilerine miras kalmis evrensel bir ogretinin bu muhtesem ifadesi, binlerce yillik Dunya yasami surecinde Alevi inanci icinde yasayan insanlarin bile bilincini terk ediyorsa eger?! Pes bu Dunya yasamina. Alevi inanci ve felsefesi dunyasal degildir ki onlar kendilerine Muslumanlik icinde bir yer bulmaya calissinlar!! Daha onceleri de soyledigim gibi, uygulanan Muslumanlik da, Hiristiyanlik da, Musevilik de dunyasal ogretilerdir ve kendileri disindaki bir guce tapinma anlayisina sahiptirler!! Onlar icin odul, ceza, cennet, cehennem ve korkulmasi gerekilen bir Allah vardir!!! Korkulmasi gerekilen Allah?!??!
Ya Aleviler? “Yaradan’i severim yaratilandan dolayi” diyen ve yaradilmisi one koyan o degil midir?! Ve eger yaradilan once geliyorsa, ve “Ne arar isen kendinde ara” diyorsa bu Kizilbaslar, nasil olur da Alevilik, kendi disinda bir gucu kabul eden tapinmaci bir inanc sistemi olabilir?! Kesinlikle ve mutlak olarak bu dogru degildir ve Alevilik tum bu yukarida saydigim kendisinin ifade ve kabul ettigi degerlerinden dolayi kutsayan bir inanc sistemidir ve bunu en acik sekilde, cemlerde canlara ogreti olarak Verilen Edip Harabi’nin su sozleri ile ifade eder:
“Daha Allah ile cihan yok iken
Biz onu var edip ilan eyledik.
Kendisine layik bir mekan yok iken
Hanemize aldik mihman eyledik”
Allah denilen gucu de, cihani da yaratan insanin kendisi oldugunu soyleyen, bu ulu gucu kendi hanesine alip O’nu mekan ile donatanin da gene bizler oldugunu aciklayan bu dizeler, Alevilik felsefesinin en acik, en net bilinc ifadeleridir; ifadeleridir ama ne yazik ki siradan bir siir gibi dinlenirler ve hakikat’de ne demek istendigi hicbir zaman sorgulanmaz.
“Bizim abdestimiz alinmis, namazimiz kilinmistir” diyen de gene bu yuce felsefe degil midir?! Abdest ile, namaz ile, Hac ile isi olmadigini acikca ifade ettigi halde, tamamen dunyasal bir ogreti olan Muslumanlik dininin emrettigi hicbir ibadet anlayisini, uygulamayi yerine getirmeyen Aleviler nasil olur da Muslumaniz diyebilirler?!
Yukarida ele aldigimiz, “Abdestimiz alinmis, namazimiz kilinmistir” sozunun altinda yatan bir diger inanilmaz bilginin acaba farkindalar mi?!
Gelin bu bilgiyi Alevi dedelerin cemlerde verdikleri bir diger bilgi ile birlestirelim ve ne elde edecegimizi gorelim.
Alevi dedeleri der ki;
“Ali Zebur’da Papa’dir,
Tevrat’da Burya’dir,
Incil’de Ilya’dir
Kur’an’da ise Hayder-i Kerrer, Sah-i Merdan Ali birdir”.
Evrensel bilincin icinde olmanin olmazsa olmaz kurallarindan biridir reenkarnasyonun kabulu. Yasamin icinde beden bulma sansinin bir kez ile sinirli olmadigi gercegini kabul etmek, insanlari bambaska bir hayat felsefesi ile donatabilir.
Ilahi adaletin gerceklesebilmesi icin gerekli olan olmazsa olmaz mekanizmadir tekrar dogum (reenkarnasyon). Bir tek yasam sansi oldugunu kabul eden, yani reenkarnasyona inanmayan sevgili dostlarin, yasamin icinde var olan bu olaganustu adaletsiz yapiyi nasil aciklayacaklarini merak ederim!!
Bu canlarin ortak dayanagi olan; “Allah herkese akil ve mantik vermis. Neden onlarda bunu kullanmiyorlar?” deyip, muhtac olan insanlarin da aslinda calisip akillarini kullanarak iyi kosullara sahip olanlar gibi olabileceklerini soylemeleri dogrusu hic de saglam bir temele dayanmiyor.
Bir tarafta Dunya’nin en guzel erkeklerinden veya kadinlarindan biri olarak dogan bir varlik tum bu ayricalikli nimetlere sahipken, diger tarafta tarif edilemez yapisal bozukluklara sahip bir can tum bu olumsuzluk ile hayat boyu yasamak zorundadir.
Bir tarafta, Avrupa’nin en buyuk metropollerinden birinde yasayip muzik, astroloji, fen, mimari veya uzay teknolojisi gibi bilgi ve kultur kaynaklarindan en ust derecede yararlanabilen insanlar; diger tarafta Bitlis’in, Erzincan’in veya Hakkari’nin ucra koylerinden birinde hayatini tamamlamak zorunda kalan yari-kole hayati yasayan kadinlar...
Bir tarafta, coplukte yasayan bir kadinin tecavuz sonucu dogurdugu ve onunla beraber copluk hayatina mahkum olan bir can, diger tarafta, Dunya’nin en zengin insanlarindan birinin evladi olarak dogan ve her turlu olanagin elinin altinda oldugu katlar, yatlar ve ucaklarla dolu bir yasam!!
Hangi mantik veya akil sahibi bir insan bir kez bedenlenme sansina sahip oldugumuzu iddia ettikleri boyle bir yasamda herkesin Kozmik bilince ulasma yolunda esit kosullara sahip oldugunu soyleyebilir?!?
Dogunun unutulmus bir koyunde erkek egemenligi altinda kendi 9 cocugu ile beraber kocasina, onun anne ve babasina da bakmak zorunda olup, ayni zamanda butun gun tarlada calismak durumunda olan bir canin bu anlamda bilinclenme sansi ne olabilir ki?!?
Iste dunya hayatinda bir kez bedenlenme sansinin var oldugunu kabul etmenin yaratacagi tum bu adaletsizligi yok etmenin ve ilahi adaletin calismasini ve herkese esit sans taninmasini saglamanin en temel yolu, insanlarin reenkarnasyon yolu ile tum bu farkli kosullari farkli bedenlerde deneyimlemeleri ve butun bunlardan ders alarak bir sonraki yasamina bunlarin kazanimlarini aktarmalaridir.
Ve iste bu noktada, gecmis hayatlarin kazanimlari ile ilgili bilgiyi ele alirken tekrar Alevilige donup “Bizim abdestimiz alinmis, namazimiz kilinmistir” sozunu hatirlayalim ve bunun reenkarnasyon denilen evrensel yasa ile ne ilgisi oldugunu ortaya koymaya calisalim.
Ve bunu yaparken de, her seyden once Alevi ile Aleviligin ayni seyler olmadigini acikca ve cesurca belirtelim. Belirtelim cunku asikardir ki, milyonlarca Alevi canin soz konusu oldugu boyle bir toplumun homojen bir yapi sergilemesi mumkun degildir.
Ehl-i Beyt Vakfi baskani sayin Fermani Ergun’un goturup Sii’lige yamamaya calistigi Alevilik bilinci ile, Haci Bektas Veli ile sekillendirilmis ve “Ne ararsan kendinde ara” diyen Alevilik anlayisi hic bir olabilir mi?! Ama “Alevi misiniz?” diye soruldugunda her iki dusunceyi ortaya koyan can da size “evet” diyecektir!!
Diger tarafta Alevi oldugunu soyleyip “ama ben ateistim” diyen bir kisiye de rastlayabilirsiniz ve onun tum bu ateistliginin yaninda Aleviligi inanilmaz bir tutkuyla savundugunu da gorebilirsiniz.
Iste butun bu “kisiye gore farkliliklar gosteren Alevilik” anlayisi dogal olarak her Alevi’de bu frekansin ne kadarini ozumsedigine bagli olarak farkli tezahur edecek, Alevilik, felsefenin butununu, tamamini ifade ederken, Alevi olan bireyin Alevilikten ne kadar nasiplendigi, ortaya koyacagi bilinc yapisi ile sekillenecektir; ve mutlak olan sey ise, Alevi toplumunun homojen bir yapiyi ifade edemeyecegidir.
Kendi icine donuk, tum dis kulturlere kapali olarak gecen yuzlerce yil boyunca Alevi toplumu, yasadigi koy ortamlarinda, dedelerin tuttuklari cemlerde, yaslilarin anlattiklari oykulerle bilinclenmis ve homojen yapiya cok daha yakin bir yapi icinde olmuslardir.
Sehirlesmenin getirdigi kacinilmaz iliskiler yumagi Alevileri farkli kulturlerin bilgi bombardimani ile karsi karsiya birakmis, kendi ceminden, dedelerinden ayri dusmek bir yana, (ki Alevi felsefesi doga ile ortak bir yasam alani yaratan, tum rituellerinde ona saygida kusur etmeyen, ibadetini bile doganin uykuya yatip onun ile ortak calisma ve uretim alani bulamadigi kis aylari icinde yapan bir felsefedir) kulturunun tum sir soylemleri ile olan bagini neredeyse tamamen koparmistir.
Dedelerin, ezoterik/batini semboller ile dolu, sir soylemleri olan Mirac ve Ali Allah’tir sozu, gunumuzun 50 yas alti sehirlesmis hemen tum Alevileri icin “sacma oykuler’den baska bir sey degildir. Daha da acisi, dedelerin anlattiklari bu “sacma sapan oykuler (!!!)” bircok gencin cemlere itibar etmeyislerinin en temel nedenidir de!!!
Oylesine acidir ki, varolusun en temel ve en olaganustu sirlarinin” gizli” olarak verildigi bu oykuler ve bilgiler, zamane gencleri icin dinlenilmesi bile “kulfet” olan birer “sacmalik” olarak kabul edilmeye baslanmistir.
Peki tek kusur genclerde midir? Tabi ki hayir! Gercektir ki tum bu bilgileri, binlerce yillik zulum, eziyet ve baski dolu yillara ragmen gunumuze kadar getirebilen sevgili dedelerdir ve sadece bu hizmet icin bile elleri sevgi ve saygiyla opulmelidir. Ancak bu sevgili dedeler de tum bu sir soylemler icinde hakikati kaybetmis, bilgiyi tasimis ama bilgi hicbir zaman onun olmamis ve gercekte onun ne ifade ettigini kendileri de bilmemistir.
Ve gelin gorun ki buna ornek teskil eden en ilginc, en inanilmaz yapi da dedelerin kendi gercekligi ile ilgili sirdir!!!
Aleviligin ve onun tarihcesinin bagimsiz cesitli yetkin kisi ve kurumlar tarafindan yapilan arastirmalari, dune kadar gizli kalmis veya yanlis bilgilerle dolu bir cok seyi gun isigina cikarmistir. Bunlardan biri de Alevi toplumunu olusturan canlarin irksal kokenlerinin Orta Asya’ya dayandigi, her ne kadar yuzlerce yil suren macera dolu gocler sirasinda farkli irk ve kulturlerle alis veriste bulunmus olsa da temelde bu insanlarin oz Turkler oldugudur.
Bolum 2
e dikkatli gozlerden kacmayan ayrintida iste burada ortaya cikiar!! Madem ki Aleviler oz Turklerdir, nasil olur da Alevi dedeleri Peygamber soyundan geliyor olabilir?!!? “Ben Arap’tanim, ama Arap benden degildir” diyen Muhammed peygamberin bu sozu acaba bu sirla ilgili olabilir mi?!
Oyle ya; nasil olur da anasi, babasi, dedesi,tum sulalesi Arap olan Muhammet peygamber, dogum yolu ve kan bagi ile bagli oldugu soyunu inkâr edebilir?!
Bedensel olarak gobek bagi ile Arap bir anneye ve Arap bir babaya bagli oldugu acikca bilinen Muhammet peygamber gibi bir varligin kendi gecmisini inkâr etmis olmasi mumkun olabilir mi?!!? Tabi ki olamaz. Oyleyse bu ilginc sozun altinda yatan gizli anlam nedir? Nedir Islam’in peygamberini bunu ifade etmeye iten?
Muhammet peygamberin soyledigi bu soz gercekte Alevi dedelerin soyledigi “biz peygamber soyundan geliriz” sozunun sadece onlari ve Arap toplumunu ilgilendiren seklidir. Muhammet peygamber bu sozu soylerken gercekte sahip oldugu “BILINC MAKAMINI” ifade etmeye calismistir!! Onun bu sozu, gobek bagi ile bagli oldugu ailesini inkâr anlaminda kesinlikle degildir.
Eger bunu Dunyasal bir ornek ile anlatmak istersek sanirim soyle dememiz uygun olacaktir; Kozmik bilinc ifadesinin ordinaryus profesoru olan Muhammed peygamber, cok dogaldir ki bu alanda daha ilk okul, orta veya lise mertebelerinde olan Araplari anlamakta hicbir zorluk cekmeyecektir. Cekmeyecektir cunku Arap’in bilinc ifadeleri olan 2x2=4 un, veya siradan fen bilgisinin onun kozmik bilinc butunlugunde ancak birer kirinti kadar yeri vardir. Dolayisiyla Muhammet peygamber, Hak-i Kat boyutunun bir varligi olarak, onu olusturan diger tum boyut bilinclerini kendi icinde zaten barindirmaktadir!!! Yani “o Araptandir” ama bundan 1400 sene onceki Arap toplum bilincinin adeta bir ilkokul cocugu seviyesinde oldugunu dusunursek, o zaman “Arap benden degildir” sozunun gercekte ne ifade ettigi ortaya cikmis olur!!
Lubnan’li bir filozof/ermis olan Halil Cibran, “cocuklariniz, bedenlerini sizden odunc alan ozgur ruhlardir” der. Muhammed peygamber, gobek bagi ile bagli oldugu oz ailesinden odunc aldigi beden icinde Hak-i Kat boyutu’nun ozgur bir ruhu idi!! O fiziksel olarak Arap toplumu icine enkarne olmus olabilir ama bilinc olarak kesinlikle ve mutlak olarak onlardan degildi!!!
Iste Muhammed peygamberin adeta bir cok sir icin gizli anahtar olarak biraktigi bu soz bizim alevi dedelerin, “biz peygamber soyuyuz” sozunun altinda yatan gizi de ortaya cikaran ifadedir. Alevi dedeleri peygamber soyunu gobek bagi ile degil, makamin yani evrensel bilincin kendilerine teslim edilmesiyle temsil ederler yani peygamber bilincini temsil ettikleri icin “peygamber soyundandirlar”
Alevi dedelerin peygamber soyundan olmalari onlarin gobek bagi ile degil, bilinc bagi ile peygambere bagli olmalarindandir.!!!
Butun bu gizleri daha da ilginc kilan ise, dedelerin bu konuyla ilgili harika bir bilgiyi kendilerinin tasidiklari ve onu cemlerde kendi agizlarindan topluma verdikleridir. (Bu da, bir kez daha bize gosterir ki dedeler bilgiyi sadece tasimis ama hak-i kat’de ne anlama geldigini hic bir zaman bilememislerdir.)
Kendi agizlarindan kendi makamlari ile ilgili bu kadar acik bilgilerin verilip de hala “biz peygamber soyundan geliriz” denmesi ve bunun gobek bagi ile gelen bir soy akrabaligi oldugunun iddia edilmesi gercekten hostur!?! Bakin bu sevgili dedeler konu ile ilgili bilgiyi cemlerde nasil vermisler:
“Tarikat kutbundan tecrit olmayan kisi
Yedigi haramdir, yese ne fayda.
Makbul dergâh biatina girmeyen,
Ilahi Sah’im dese ne fayda.
Ismi musemma kaydina dusmeyen,
4 kapidan 40 makama gecmeyen
Islegini 72’den 73’e secmeyen
Ister seyid-i saadet evlad-i resul
Ister ism-i sah talibiyim desin ne fayda.
Kester-i Nuh gemisine binmeyen
Nari- baddan ab-u Hak’ka inmeyen
Kubbeyi âlemde alip yunmayan
Beyhude ozunu yorsa ne fayda.
Adem kubbeydi kubbe de oydu
Cihan ne derya ne de suydu
Evvel ahir gene buydu
Ahmak beyhude ozunu yorsa ne fayda.
Cebrail 40 bin yil havada dondu
Cok vakit Allah’i kayipta bildi
Gorunce bir kubbe ustune kondu
Sen sensin, ben benim desem ne fayda.
Fedai tecelli etti be yi noktaya
Kimini hece okuttu kimini verdi 2’ye
Ozu curuk kisi kursa bir yaya
Menzil alamaz kursa ne fayda
Her bir cumlesinin sayfalarca yazi yazdiracagi Fedai canin bu guzel siirinin diger bilgilerine sonra donecegimizi belirtip simdilik bizim konumuzla ilgili olan bolumunu ele alalim.
Ne demistik? “Dedeler peygamber sulalesinin degil, onun bilinc makaminin temsilcileridirler!!!” Neden? Cunku gobek bagi ile, peygambere bile bagli olsaniz, Alevi dedelerin kendi soyledikleri soze gore, size bunun en ufak bir faydasi yoktur!!! Neden? Nedeni hem Halil Cibran’in “cocuklariniz bedenlerini sizden odunc alan ozgur ruhlardir” sozunde ifade edilmis hem de Alevi dedelerin;
Ismi musemma kaydina dusmeyen,
4 kapidan 40 makama gecmeyen
Islegin 72’den 73’e secmeyen
Ister seyid-i saadet evlad-i resul
Ister ism-i sah talibiyim desin ne fayda.
sozlerinde son derece net bir sekilde ortaya konmustur.
Dedeler kendi agizlarindan, “siz ister peygamber soyundan olun (Seyid-i Saadet Evladi-i Resul), ister Ali’nin talibiyim deyin (Ism-i Sah talibiyim) “tarikat kutbundan tecrit olmayan kisi” iseniz “NE FAYDA!!!” derken, onemli olanin sizin peygamber soyundan geliyor olmaniz degil, “ozgur bir ruh olarak bedenlenen sizlerin tekamul yolunda mesafe almanizdir” demis ve peygamber soyu olmanin bile hicbir anlam ifade etmeyecegini acikca vurgulamisken, dedelik makamini cemlerde isgal eden canlarin bu hakki peygamberin gobek bagi ile ifade etmeleri nasil mumkun olabilir?! (Dedeler, “tarikat kutbundan tecrit olmayan kisi” diyerek, bu makamin ifade bulmasi gereken bilinc frekansini o kadar net olarak belirlemislerdir ki aslinda baska hicbir sey soylemeye gerek de yoktur!! Aciktir ki makamin talep ettigi tekamul, seriat ve tarikat kapilarini asmis, bu kapilarin frekansindan kendini tecrit etmis, bu bilinc yapilarini ozumseyip Magrifet kapisina ulasmis tekamul yapisidir. Ve unutmayin ki magrifet kapisi arifler kapisidir; Ali’nin “buyucu” sifatini kazandigi kapidir ve varligin 7 kat yer ve 7 kat gok bilincini tamamlayip Ars-i Ala’ya acilmaya hak kazandigi kapidir. Sirlarin dokuldugu, Hak-i Kat isiginin aracisiz gorundugu yerdir artik o kapi. (7 kat gok tekamulu insan bilincinin gunes sistemi icindeki, kadim ustatlar tarafindan kabul edilmis, 7 temel astrolojik ev bilincidir. Bugun 12 olarak kabul edilmis olan bu yapi, Papus’e gore, tamamen bilimsel kaygidan dolayi bu sekilde kullanilmistir ve kesinlikle hatalidir. (Ki eger Alevilik de ayni seyi soyluyorsa Papus mutlaka haklidir!!!) Iste bu 7 temel gezegen veya gezegenler grubu 7 kat gok bilincini temsil eder ve hepsinin frekansi da farklidir. Aleviligin adeta yeniden yazimi olan Bilgi Kitabi da tum bu gezegenlerden farkli bilinc frekanslari yayinladigini acikca soyler ve dedelerin gercekte ne ifade etmeye calistiklarini da boylece bize acar.)
Kendi agizlarindan ifsa ettikleri;
Ister Seyid-i Saadet Evlad-i Resul
Ister Ism-i Sah Talibiyim desin ne fayda.
sozleri ile gercekte soy baginin degil ama onemli olanin;
4 kapidan 40 makama gecmeyen
Islegini 72’den 73’e secmeyen
erenler olmamak oldugunu daha guzel nasil anlatabilirlerdi?
Bilgiyi bir emanetci gibi tasiyan can hic isigin kendi olabilir mi? Elektrik dugmesini kullanmayi bilen her insanin, ortaya cikan bu olaganustu gucun tum olusum asamalarini bilmesi nasil mumkun degilse, ama gene de onu kendi yararina kullanabiliyorsa, iste dedelik makamini temsil eden ve post’a oturan her dede de “gercek peygamber soyu degildir!!!”
4 kapi 40 makam’in Hak-i Kat ve son kapisi olan “peygamberlik bilinci”, peygamberlik gorevi almadan onceki son kapidir.
“Ben ilmin sehriysem, Ali onun kapisidir” diyen peygamber, 4 kapi 40 makamdan gecip Ali bilincine ulasmanin onundeki “ilim sehrinin kapisindan bahsetmektedir Hak-i Kat’de”
Tevrat, Zebur, Incil ve Kur’an sistematiginin devami olarak Dunya’ya hediye edilen ve 5 nci kozmik kitap olan Bilgi Kitabi, kainatin 72 nci frekanstan yaratildigini aciklar. Peki, Alevi dedeleri ne der?
“Islegini 72’den 73’e secmeyen”
Neden? Dedeler bunun nedenini soyle aciklar: (Kozmik bir Senfoni-Alevilik-s.144)
“7 kat yer, 7 kat gok sendedir
Ne dusup gezersin duzde derede.
Bulasin bir ustad bu can sendedir
Cok gitme iraka kalirsin arada.
Arsin katinda 7 kapi yaradilmis
3’unu ortmus 4’unu acik koymus
Âsik masik ondan seyreder
Ars-i ala car muallak ustunde
Kur’an’da okunur 114 sure
7’si agdadir (zahir) 7’si karede (batinî)
Dahi cok hesap var agda karede
Nerede, nerede
12 ile 24, 48 harfin manisini arifler bilir”
diyen erenler “arsin katinda 7 kapi yaratilmis” derken acaba neyi kastediyorlardi? Tabi ki “Ars-i ala” olarak tanimladiklari insanda zuhur etmis evrenlerin sirrinin karsiligini; yani 2 goz+2 kulak+2 burun deligi+agiz=7!!! Peki ortulenler hangileri? Denerseniz bulursunuz. Kendi kendini orten uzuvlar hangileri? 2 goz+1 agiz=3 eder. Acik olanlar tabi ki kulaklar (2)+ burun delikleri (2)=4 (Insanda yaratilan “Ars-in 7 kati” 7 kat anlayisinin nereden kaynaklandigini daha sonra gorecegiz)
Peki, 12, 24 ve 48 sayilarinin sirri nedir? Dedeler bunu soyle aciklar: 12+24+48=84 Bu sayidan yer ile gogu cikar; 84-2=82. Bunan 4 kapiyi cikar; 82-4=78. Bundan da “ses ciheddir bu vucudu ihya eden” diyen deger cikar; 78-6=72 Iste bu, dedelere gore kâinatin yaradilisini ifade eder!!! Onlar arsin katinda ortulu olan kapilari Pa, Ka, Ja yani ilmi ledun olarak bilirler ve bunun Allah+Muhammed+Ali’nin ilmi oldugunu soylerler. (Daha once inceledigimiz sevgili Bentov’un acikladigi, Elif’in bolunerek 3 cakra olusturdugunu hatirlayin. Sekil soyle idi:
Bolum 3
Elif beyindir. Gozler sevgiyi ve iradeyi temsil eder. Agiz ise, Allah’in Kur’an’da acikladigi gibi “ol” komutunu verip varliklarin, varlik alanina cikmasini saglayan ve enerjiyi harekete geciren guctur; ve yukaridaki seklin, insan suretine ne kadar benzedigini de gozden kacirmayin!! (“Ben sizi suretimden yarattim”!!)
Dedeler kâinatin 72 uzre yaratildigini soylerler. Bilgi kitabi, inanilmaz bir sekilde bunu onaylayan su bilgiyi verir bize: Evren 72 nci frekanstan yaratilmistir. Alevilik, Adem’den gelen neslin 72 oldugunu ve 72’de kalan bir insanin (72 nci frekansta) hala dunya ile beraber oldugunu soyler!!!
Peki, butun bu sayilar neyi ifade ediyor?
Dunyaca unlu bir Sumerolog, yakin zamanda yaptigi bir kazida eline gecen tabletlerin uzerinde yaptigi arastirmada yazim dilini anlatmak icin bir ornek veriyordu. Verdigi ornekle, buldugu yazim dili sayesinde Kur’an kelimesinin bu eski dil ile nasil yazilacagini anlatiyordu. Yaptigi arastirmalar, Eger Kur’an Sumer dilinde yazilsaydi, bunun uc adet ucgen (D D D) seklinde yazilmasi gerektigini ortaya cikarmisti. Eh hic de yanlis sayilmazdi gercekten!!! Bunu Sumerlerden baska daha iyi kim bilebilirdi ki? Nasil olup da Sumer uygarliginin hicbir sekilde bir kaynaga sahip olmadigini arastiran dunya tarihcileri, tum cabalarina ragmen ne yazik ki bir adim bile ileri gidememislerdir!! Sumerlerin sahip oldugu inanilmaz uygarligin bilgi kaynaklari, âdeta, yer yarilmis, yerin icine girmistir. (Ve tami tamina da gercek budur!!! Sumerler, gezegensel bir felaket sonucu yerle bir olan Atlantis ve Mu uygarliklarinin devamindan baska bir sey degildir!!! Hani, Kur’an’in su “Sizden once, sizden daha ileri uygarliklar vardi” dedigi ayetindeki uygarliklardir iste bunlar.”)
Peki butun bunlarin, yani Kur’an’in uc ucgen (D D D) ile ifade edilmesinin bizim konumuzla ilgisi nedir? Cevap belli degil mi? Duz ucgen (D) dini doyumun ifadesidir!!!Din boyutu, yani Muhammed Peygamber’in Kur’an’inin boyutunun frekansi 72’dir. Peki Hac’da ki seytan taslama islemi nasil yapilir? Bu da 3 gun suren ve her gun 21 tasin atildigi bir islemdir. (Hatirlarsaniz 21 sayisi, 3 tane 7’yi tamamlayan bir insanin bilinclenme ve yaptigi eylemlerden sorumlu tutulma yasiydi!!!) Bu, dunyasaldir ve dunya dilini olusturan harflerin sayisi da (Arapcada ve Turkcede) 29 dur!!! (Iste bunun icin ogretiler dunyasaldir ve sartlanmislik icerir diyorum surekli)
“Yani konusulan kelam hala dunyasaldir”
Peki, bunu dunyasal olmaktan cikarip evrensellige ulastirabilir miyiz? Tabi, 29 olan dunya kelamina aracilik yapan harflere Hak+Muhammed+Ali uclemesini de eklersek, 29+3=32 yi buluruz. Bu da 73 uncu Guruhu Naci’nin ilminin harf sayisidir. (Sir soylemek isteyenler bu uc sirri yani Pa Ka Ja’yi bilmek zorundadir.)
“Virani sozunu soyler arife,
Bilen bilir, hacet yoktur tarife,
Sagir kerfleri sarf eyleyince hurufa,
Bin candan bir can irfana cikamaz”
diyen Virani “sagir kerfler” olarak da adlandirir Pa, Ka ve Ja, yi!!? Ve onlara yukledigi enerji oylesine gucludur ki bunlari bin kisiye de soylese, iclerinden biri bile onlarin bilincine varamaz demektedir!!!
Peki 73 uncu Guruhu Naci’nin ilmi nedir? 72 nci frekansta dinsel doyumu tamamlayan bir kisi artik 73 uncu frekansin enerjilerini almaya hazir hale gelir. (Unutmayin, colde kalmis insana bile su gibi kutsal bir sivi, o insana zarar vermesin diye yavas yavas verilir. Iste bilgi de insanlara aynen boyle, alistira alistira verilir.) 73 uncu frekans imtihan boyutudur, yani “arz ile arsin birlestigi boyuttur.” Bu boyut, dinsel, yani dunyasal boyutu temsil eden duz ucgenin aksine ters (—) bir ucgen ile ifade edilir. Insan beser olan vucuttan cikip (7 kat gok) Allah’in mekâni olan basa yani “Ars-i Ala’ya” gecmeye hazirdir artik. Ancak bunu gerceklestirmek icin, 74 uncu frekansi, yani sir-at koprusunu de gecmek zorundadir. 75 inci frekans hazirlik boyutu, 76 nci frekans ise “isik evreni”dir, Rahman boyutudur ve Omega’nin 9 uncu katmanidir. (Bilim adamlarinin, evrenin cok uzaklarindan gelen, “Omega isiklar” diye adlandirdiklari, fakat kesinlikle kaynagini bulamadiklari eflatun renginde olan ve tanimlanamayan (evrenimizde daha once hic gorulmemis olan) bir isiktan bahsettiklerini bilmem hatirlar misiniz yakin gecmiste?)
Evet, ne demistik? 74 uncu frekans sirat koprusu, 75 nci hazirlik ve 76 nci frekans da “isik evren” yani “Rahman boyutu!!”
Butun bu terimler bize acaba baska bir bilgiyi de hatirlatiyor mu? Evet hatirlatiyor. Eger Alevi dedelerin insan bedeni uzerinde temsilen gosterdikleri;
ustteki semayi hatirlarsaniz, aslinda hem Bilgi Kitabi’nin hem de dedelerin bize aktardigi bilgilerin ne anlama geldigini daha iyi anlarsiniz. 74 sirat koprusu (bogaz cakrasi), 75 hazirlik boyutu (6 nci cakra) ve 76 isik evren, yani 7 nci cakra, yani “Hak ile BIR olunan mekan”dir. Hatirlarsaniz Muhammed Peygamber “Ben Allah’i ses (6) cihedden tanirim” demisti ve bunun bir diger aciklamasi da bu degerlerin; Akil, mantik, inanc, dusunce, edep ve haya olduguydu.
“Car enasir, ses cihed
Bu vucudun tamami
Kehf ile nun dan seyr eyledim.”
Alevi dedeleri, bir insanin ortaya cikisi, varolmasi icin gerekli kosullari aciklarken, bundan yuzlerce sene once inanilmaz bir sekilde kehf ile nundan yani isigin (+) ve (-) kutuplarindan olusan insandan bahsetmektedirler. Ve bunun icin “Car (4) enasir (terkip) anadan, 4 terkip babadan ve bir de ana sutu ile beraber toplam 9 terkipten ve ses cihedden (alti yonden) olusan bir butunlugu anlatmaktadirlar bizlere!!!
Size kucuk bir bilmece:
1. 7 nci cakranin rengi neydi?
2. Bilim adamlarinin aciklayamadiklari Omega isik kaynaginin ozellikleri ne idi??!
3. Ikisini bir potada eritince bu bilgiler bize ne gibi bir sir verebilir??? (Unutmayin “”her insan bir evrendir!!!”)
“Kozmik bir Senfoni-Alevilik” adli calismamizda kucuk bir bilmece olarak ortaya koydugumuz bu bilgilere gelin isterseniz yeni bilgiler ekleyelim!!!
Incil-Yuhanna’nin Vahiy Kitabi:
BAB-1/8=Alfa ve Omega’yim, baslangic ve sonum der RAB, simdi var olan, gecmiste var olan ve Gelecekte var olan, Her Seye Gucu Yeter.
BAB-1/10= Rabb’in gununde Ruh’taydim ve arkamdan boru sesi gibi guclu bir ses duydum.
BAB-1/11= Soyle diyordu, Ben Alfa ve Omega’yim, baslangic ve son: Ve gorduklerini bir kitaba yaz...
BAB-1/12= Benimle konusanin kim oldugunu gormek icin arkami dondum. Ve dondugumde 7 altin samdan gordum;
BAB-1/13= Ve yedi samdanin ortasinda, topuklarina kadar bir giysi giymis ve gogsunde altin bir kusak olan Insanoglu’na benzeyen biri vardi.
Incil, her zaman yaptigi gibi, Isa peygambere ismi ile hitap etmedigi zamanlarda ona ya mesih demistir, ya da burada yaptigi gibi Insanoglu demistir.
Tum bu bilgilerin isiginda sizi o kucuk bilmece ile tekrar bas basa birakip, Isa Mesih’in Alevilik ile olan dolayli ve olaganustu ilginc baska bir iliskisini daha sonra ele alacagimizi belirtelim ve tekrar konumuza donelim.
Biraz uzun olan bu hatirlatmalardan ve dedelerin kendi dillerinden beyan ettigi bilgilerden sonra sunu kesin ve mutlak olarak biliyoruz ki “dedelik makami, peygamber soyunun degil, peygamber bilincinin temsilcisidir.”Yani evrensel bilincin!!! Peygamber soyundan gelmenin hic kimseye bes kurusluk faydasi olmayacagini, onemli olanin;
4 kapidan 40 makama gecmeyen
Islegini 72’den 73’e secmeyen oldugunu soyleyen dedelerin kendi degil midir?
Ve gene bu kisilerin;
Ister Seyid-i Saadet, Evlad-i Resul
Ister Ism-i Sah talibiyim
demelerinin de hic bir faydasi olmayacagini soyleyen gene onlar degil midir? Oyleyse gercekte bizim bu konuda yaptigimiz sadece bir hatirlatmadan ote bir sey degildir. Soylenmesi gereken sozler zaten yuzlerce yil once soylenmis ve herkesin gormesi icin oylece ortaya birakilmistir; tabi gormek isteyen ve gormeye hazir olanlar icin!?!
Umarim butun bu yazdiklarim sevgili dedeleri incitmez! Onlara, bu gune kadar yaptiklari tum hizmetler icin sonsuz sukran borclu oldugumuzu, ve olaganustu, doyumsuz kozmik bilgileri bizlere yuzlerce yil boyunca ser verip sir vermeme pahasina tasidiklari icin ellerinin opulmesi gerektigini soyleyen de benim.
Ancak, “zamanin bitis tarihi”nin cok yaklastigi icinde bulundugumuz su gunler, artik hicbir sirrin gizli kalmamasi gereken gunlerdir ve her sey aciga cikmak, ifsa edilmek zorundadir; insanlik hayri icin!!! Butun yapmaya calistigimiz budur. Kaldi ki sozlerimin kabul edilip edilmemesi de tamamen bunlari okuyan her bireyin kendi bilinci ile ilgilidir ve kabul edilmemesi de, kabul edilmesi kadar dogal olacaktir. Cunku ben ne soylersem soyleyeyim;
“Herkesin anladigi kendi bildigi kadar olacaktir”
Peki neden?!
Bu sorunun cevabi, onceki sayfalarda yarim biraktigim baska bir konumuzla da direkt ilgilidir; reenkarnasyon!!!
Hatirlarsaniz, Alevilerin; “Bizim abdestimiz alinmis, namazimiz kilinmistir” dedigini ve dedelerin verdigi bu bilginin gercekte reenkarnasyonla direk ilgili oldugu ve bunun da gene dedelerin bize ulastirdigi baska bir sir bilgiyle de iliskili oldugunu yazmistik. Neydi bu “sir” bilgi?!
Daha onceki calismalarimizda demistik ki, Kozmik bilinc ve yasalar, kendilerini Dunya boyutunda insanlarin uygulamaya koydugu yasam sartlarinda ve kosullarinda tezahur ettirirler.
Buna ornek teskil edebilecek en ust uygulamanin da, Bilgi Kitabi’nin bize verdigi evrensel mekanizma ile ilgili “Sistem, Nizam, Duzen” bilgisinin insan bilinci ile Dunyasal pratige donusturulen “Yasama, Yurutme ve Yargi” anlayisi oldugunu soylemistik. (Bkz. Kiyamet Oykuleri. Can Yayinlari)
Cok daha guncel ve magazinsel bir ornek vermek istersek eger, insan bilincinin yarattigi bilgisayar oyunlari bu anlayisi ortaya koyabilecek belki de en iyi ornek olacaktir. Her bilgisayar oyununda oyuncu veya oyuncular hic tanimadiklari, bilmedikleri kosullarda bir mucadeleye baslarlar. Dogaldir ki oyuncu, ilk kez oynama zorunda oldugu bu oyunda zorlanir ve “ikinci kademeye gecebilmesi icin gerekli olan puanlari elde edemeden yanar (olur?!).
Kazanma puanina ulasabilmek icin (diyelim ki) 21 evreden (7 kat yer, 7 kat gok ve Ars-i Alâ?!?) olusan bu oyunda oyuncu her oynayip yandigi bolumde (oldugu), oyun ve oyunun incelikleri ile ilgili, dogal olarak, daha cok bilgi sahibi olur. Olur ama, her oyuncunun ayni yetenekleri gosteremedigini de hepimiz biliriz. Yani oyunun kurallarina alismak ve bunlari bilmek basarili olabilmek icin, evreyi gecebilmek icin, yani (tekamul merdiveninin basamaklarindan yukari cikabilmek icin?!) ne yazik ki tek basina yeterli degildir. Bunun icin oyuncunun yeteneklerinin hangi yonde oldugu da cok onemlidir. (Her insan bir evrendir felsefesinden yola cikarsak gene eger, insan bu anlayista, sonsuzlugu olusturan sonsuz parcalardan biridir. Ve nasil ki bir evren olan insan bedeninde cesitli isler konusunda uzmanlasmis organlari olusturan milyarlarca hucre varsa, bu sonsuzlugun birer parcasi olan insanlarin da kendi islerinde belli konularda uzmanlasmis olmasi hic de sasirtici olmamalidir. Kimisi bu evrenin idrar yollarini temsil eden bolumunun isini ustlenmistir, kimi de kalp organinin islevini. Kimi karaciger bilincini olusturan hucreleri, kimi de beynin islevini yerine getiren hucreleri; ve dogal olarak belli bir bilinc butunlugu ve kapasitesi icinde davranacaklardir tum bu hucreler!!! Ama herkes, herkese sonsuza dek muhtac olacaktir!!! Bunu hic unutmayin! (Bosuna dememisler; “Bir elin nesi var, iki elin sesi var!!)
Yani bir oyuncu bir evreyi ortalama 3 denemede gecerken bir digeri bunu ancak 6-7 denemede (enkarnasyonda) gerceklestirebilmektedir. Ve cok dogal olarak oyunu kazanma konusunda birinci oyuncu digerinden biraz daha fazla oncelige sahiptir.
Sahiptir ama ilginc bir sey olur! Oyun her bir ust kademeye gectikce sartlar zorlasmaktadir ve yeni ve bilinmeyen sinavlar ortaya cikmaktadir. (Yani baslarda butun is bir sandal icindeki 4 kisiyi durgun ve sig bir golde karsidan karsiya gecirmek iken simdi, 10 000 kisilik bir transatlantigi firtinali bir okyanustan gecirmek zorundadir varlik!!!)
Iste, tum kozmik (din) kitaplarinda, “Biz herkese tasiyabilecegi kadar yuk veririz” diyen ayet ile; “Sizin yasamak zorunda kaldiginiz zor sinavlar sizin icin birer firsatlar kapisidir” diyen evrensel bilginin altinda yatan sir budur.”
|
HakkýmdaProfilim Arþiv Arkadaþlarým Fotoðraf Albümüm LinklerDKBBilgi Kitabý Onlar Osho KategorilerSon YazýlarGerçek - maharajEnerjinizi canlandýrmak ve Dengelemek Affetmek Zihin Hara Yaradýlýþ -- Edgar Cayce Ramtha affirmations 17 saniye Ramtha Nefes Teknigi (Bilinc & Enerji) Kapalý Zihin Bilmenin Bilimi Kozmik bir senfoni . . 3 Kozmik bir senfoni . . 2 Komizk bir senfoni . . 1 Abraham'dan Aydýnlanma çok bireysel bir þarkýdýr Lao Tzu Rüyalarýn Psikolojisi 7 Beden suçluluk Öfke 2 baðýmlýlýk yaratan bir enerji . . . sorunlarým var Hatýrlatma Kozmosun Kardeþliði Adýna Mesnevi, cilt 3-4, s. 94 Buda Zorba Kýzgýnlýðýn Psikolojisi-ÖFKE Esrarengiz Üçüncü Göz Ýlmi 2 Esrarengiz Üçüncü Göz Ýlmi 1 Ölümden Dönme Deneyimi Kaosun muhteþem düzeni Varoluþ osho .. foton kuþaðý Krishnamurti aydýnlanmasý Osho'nun aydýnlandýðý AN Olayýn Özü Arkadaþlarým onursargin |