godisnowhere

Bilmenin Bilimi

10:28, 30/11/2007 .. Link

 

Kutsanmış dünyanızda birçok insan aydınlanmak için zorlu bir çaba gösteriyor, bunu yapılmaya en değer şey olarak görüyor. Ancak, bu terimin ne anlama geldiğini çok az kişi gerçekten anlıyor. Aydınlanmak sadece -onu seçtiğiniz biçim­de uygulayabilmeniz için- bilginin ışığında olmak, bilgisine sahip olmak, bilgiye ulaşabilmek demektir.

Nasıl aydınlanırsınız? Meshedilerek değil. Aydınlanma­nın tek yolu, düşüncenin sizin düşünce süreçlerinize girmesi­ne izin vermek, onu duyguyla kucaklamak, ve deneyimleyerek bilgeliğe dönüştürmektir.

Bilgi neden önemlidir? O sizin en büyük hazinenizdir, çünkü, her şey sizden alındığında, sizden asla alınamayan tek şey, size yeniden yaratma yeteneği veren bilgidir. Bilginiz ol­duğunda, özgürlüğe sahipsinizdir; seçeneklere sahipsinizdir. Bilgiye sahip olduğunuzda, sınırsız âlemler yaratabilirsiniz. Bilginiz varsa korkacak hiçbir şey yoktur; çünkü o zaman hiç­bir unsur, hiçbir prensip, hiçbir anlayış sizi tehdit edemez, tutsak edemez ya da korkutamaz. Korku bilgilendirildiğinde, buna aydınlanma denir.

Bilgi, zihninizin -bildiklerinizin ötesinde- muhakeme edip düşünmesini sağlar. Anlayışınızın gelişip, var olan her şeyi bilmeye doğru ilerlemenizi ve kapasitenizi daha da büyük bilgiyi alacak şekilde geliştirmenizi sağlar. Bilgi sizi genişle­meye, sürekli-genişleyen bir kimlik aramaya, “olmaya” zorlar. Böylece, sizi sınırlı yaşamın sınırlarından çıkarıp daha sınır­sız bir alana sokar. Bilgi ve öğrenme serüveniyle sadeliğiniz artar, ve bu sadelik içinde varoluş huzurunu ve yaşam mut­luluğunu bulursunuz.

Şİmdi size bilmenin biliminin, her şeyi bilme yeteneğine nasıl sahip olduğunuzun bir anlayışını vermek İstiyorum. Bu neden önemlidir? Çünkü her neyi bilirseniz o olacaksınız. Ve olan her şeyi nasıl bileceğinizi öğrendiğinizde, olan her şey -yani, Tanrı- olursunuz: Sınırsız biliş, sınırsız yaşam, düşüncenin bütünü. Ve böylece, bir kez daha, sınırsız özgürlük ve va­roluş mutluluğu olursunuz.

Olan her şeyi nasıl bilebileceğinizi anlamak için, önce şunu anlamalısınız ki her şey Tanrı zihni olan düşünceden kaynaklanarak var olmakla kalmaz, ama her şey kendi varlı­ğının düşüncesini tekrar Tanrı zihnine gönderir.

Her şeyin çevresinde bir ışık alanı vardır. Bir ışık hâlesiyle çevrelenmemiş hiçbir şey mevcut değildir, çünkü o dü­şüncenin imgesini tutar ve düşünülen ideali madde formunda yaratır. Bu ışık alanı vasıtasıyla her şey varlığının düşüncesi­ni Tanrı zihni olan bilinç akımına, ya da düşünce ırmağına geri gönderir.

Halıya, bitkiye, ışığa, ayakkabınızın derisine bakın. Elle­rinize ya da bir başka varlığa bakın. Bunların ortak noktası nedir? Hepsi var olmaktadır. Ve varoluşlarından dolayı, her biri varlığından sadece kendi varlığının düşüncesini değil, ay­rıca çevresindeki her şeyle ilgili farkındalığını da yayar. Buna toplu algılama denir. Halı, içindeki renklerin ya da üzerinde kimin oturduğunun farkındadır, bitki içinde bulunduğu oda­nın farkındadır; ve bu farkındalık, onu kuşatan ışık vasıtasıy­la bilinç akımına gönderilir. Ve her an bu farkındalık değişe­cektir, çünkü her şeyin onun içinde var olduğu düşünce ırma­ğı, yani Tanrı daima genişler ve daima devinim halindedir.

Bu ve tüm diğer evrenlerdeki her yıldız sistemi, her toz zerreciği, görünen görünmeyen her varlık, varlığının düşün­cesini Tanrı zihnine -yani, çıktığı yere- geri gönderir. Her şey düşünceye geri yayılır. İşte her şey böyle bilinir.

Bilinebilecek her şeyi bilme yeteneğine nasıl sahipsiniz? Fiziksel bedeniniz aura denen harika bir ışık alanıyla çevrili­dir. Aura, bedeninizin maddesini kuşatan ve onu bir arada tu­tan ışık alanıdır. Kirlian fotoğraf tekniğiyle, bilim adamları­nız aura’nın ilk ışık alanının fotoğrafım çekmeyi başardılar. Ancak, bedeninizi çevreleyen daha büyük elektromanyetik alanlar vardır; çünkü aura elektrik yoğunluğundan -yani, be­deni çevreleyen mavi ışıktan- düşünce sonsuzluğuna dek uza­nır.

Aura, varlığınızın Öz’üdür. Varlığınızın Tanrısı olan Öz’ ünüz, Tanrı zihnine, yani her şeyin bilindiği bilinç akımına doğrudan bağlıdır. Aura’nın bir bölümü, pozitif ve negatif elektrumun oluşturduğu güçlü bir elektromanyetik alandır. Elektromanyetik alanın ötesinde, elektrum artık bölünmez. O artık saf enerji olan bölünmemiş ışık alanıdır. Bu ışık alanı tüm düşüncelerin biliş ırmağından bu büyük ve güçlü alana akmasını sağlar. Hangi düşünceleri bileceğinizi sizin düşünce süreçleriniz belirler, çünkü aura’nızm elektromanyetik bölü­mü düşünüşünüze uygun olan düşünceleri size çeker.

Oz’ünüz, daima hareket halinde olan ve daima değişen düşünce ırmağının kıyısındaki bir elek gibidir. Çevrenizdeki bu ışık vasıtasıyla Tanrı zihninin, yani tüm bilginin bulundu­ğu düşünce akımının alıcısı durumunda olursunuz. Böylece, tüm bilinç akımının, tüm bilgi ırmağının içinde bulunduğu­nuzdan, bilinebilecek her şeyi bilme yeteneğine sahipsiniz.

Bilinç bir ırmak gibidir, ve -bedeninizin hücreleri de da­hil- bütün benliğiniz sürekli olarak bu ırmaktan beslenir, çün­kü düşünce yaşamınızı destekler ve ona inanılırlık verir. Siz bilinç akımından gelen düşünceyle yaşarsınız. Tıpkı bedenini­zin besinlerin özünü her hücreye taşıyan kan dolaşmayla ya­şaması gibi, tüm varlığınız da bilinç akımından yayılan dü­şünce cevheriyle varlığını sürdürür.

Varoluşunuzun her anını bilinç akımından gelen düşün­ceyle yaratırsınız. Sürekli olarak düşünceyi düşünce ırmağın­dan alır, ruhunuzda hisseder, tüm varlığınızı bu duyguyla besler ve genişletir, ve genişlemiş benliğinizin düşüncesini ye­niden ırmağa gönderirsiniz, ki bu da tüm hayatın bilincini ge­nişletir. Yaratıcı bir düşünceyi tasarladığınız anda, düşünce hissedilir, ruhunuzda elektriksel bir frekans olarak kaydedilir, ve bu aynı frekans, bedeninizden ayrılarak, başkasının da alıp yaratabilmesi için bilinç akımına gider. Düşündüğünüz ve hissettiğiniz her şeye herkes erişip onu alabilir. Siz onla­rın, onlar sizin düşüncelerinizden beslenirler.

Bilinç akımı, tüm varlıklardan ve her şeyden yayılan tüm düşüncelerden oluşur. Bu bilinci oluşturan düşünceler farklı elektriksel frekanslardadır. Bazdan çok düşük ya da yavaş frekanslı düşüncelerdir, bunlar dünyanızda toplumsal bilinçte ağır basarlar. Yüksek frekanslı düşünceler ise süper-bilincin daha sınırsız düşünceleridir. Bilinç, tüm farklı düşün­ce frekans değerlerinin toplamıdır, her düşünce değeri her yerden kendisine benzer değeri çeker.

Toplumsal bilinç -havadan daha hafif olan- bir elektrik­sel düşünce frekansları yoğunluğudur. Toplumsal bilincin yo­ğunluğu, ifade edilmiş düşüncelerden, her varlık tarafından duyguyla ifade edilmiş düşüncelerden oluşur, yani, o idrak edilmiş düşünceden, her varlığın kabul edip ruhunda hisset­tiği ve -aura alam vasıtasıyla- herkesin beslendiği düşünce ır­mağına geri gönderdiği düşüncelerden oluşur.

Dünyanız, toplumsal bilincin sınırlı, düşük frekanslı dü­şünceleriyle besleniyor şu anda. Bu düşünceler çok kısıtlayıcı, çok yargılayıcı, çok sert; çünkü yaşamınız hayatta kalma mü­cadelesi ya da ölüm korkusuyla -bedenin ya da ego’nun ölü­müyle- ilişkili tutumlar tarafından yönetiliyor. Bu yüzden bi­linciniz beslenme, barınma, iş, para düşünceleri; uygun ve uy­gunsuz, iyi ve kötü yargıları; moda, güzellik, kabullenilme, kı­yaslama, yaşlılık, hastalık ve ölüm beklentileri tarafından iş­gal edilmiş durumda. Bu düşük frekanslı üşünceler aura alanınıza kolayca gelirler, çünkü çevrenizdekilerin düşüncele­rinde ağır basarlar. Böylece, sürekli olarak çok kısıtlayıcı, durgunlaşmış bir bilincin sınırlı düşünceleriyle beslenirsiniz. Ve bu düşüncelerin sizi beslemesine izin verdikçe, onların his­lerini geri göndererek insanın sınırlı düşünüşünü körükler ve sürdürürsünüz.

Büyük kentlerinizdeki bilinç özellikle sınırlıdır, çünkü kentlerde yaşayanların çoğu rekabetçi, zamanın ve modanın esiri olmuş, korku dolu ve birbirlerine karşı hoşgörüsüzdür. Bu yüzden tüm büyük kentleriniz kalın bir bilinç yoğunluğuy­la sanlıdır. Buraya başka evrenlerden gelenlerin kentlerinize baktıklarında gördükleri şey çok-renkli ışıklardan oluşan yo­ğun bir ağdır; bu çok sınırlı bir bilincin, ışık alanı olarak ser­gilenen düşük frekanslı düşünceleridir.

Süperbilincin yüksek frekanslı düşünceleri, Oluş’a, olma­ya, yaşama, uyuma, birliğe, sürekliliğe ait düşüncelerdir. On­lar sevgi düşünceleridir. Onlar mutluluk düşünceleridir. On­lar deha düşünceleridir. Onlar, aslında, bu sözcüklerle bile ifade edilemeyecek sınırsız düşüncelerdir, çünkü sınırsız dü­şüncelerden kaynaklanan hisler her türlü sözlü tarifi aşarlar.

Yüksek frekanslı düşünceler, insanın durgunlaşmış düşünüşünden uzakta, doğanın bilincinde daha kolayca deneyimlenebilir, çünkü orada yaşam sade, zamansız, sürekli ve kendisiyle tam bir uyum içindedir. Orada, insanın yargıların­dan uzakta, kendi bilişinizin kalp atışını işitebilirsiniz.

Bilinç akımından düşünceyi nasıl alırsınız? Aura’nızın elektromanyetik bölümü size düşünce süreçlerinize ve duygu­sal varoluş halinize uygun olan düşünceleri çeker. Düşünce­nin sizi beslemesi için -hissedilmesi ve varlığınızda idrak edil­mesi için- önce frekansının düşüp ışık formuna dönüşmesi ge­rekir. Düşünce, varlığınızın Özü’yle, yani bedeninizi kuşatan ışıkla karşılaştığı anda patlayarak ışık kıvılcımlarına dönü­şür; yani, düşünce sizin ışığınızla (aura’nızla) karşılaşınca kendisini tutuşturur.  Işık düşüncenin  frekansını  düşürür; böylece ışık kendine kendi benzerini çeker. Görünmeyen dü­şünce bir ışık patlamasıyla görünür hale gelir. Düşünce, ışık formunda beyninize girer ve, alınan düşüncenin değerine göre, belli bir frekanstaki elektriksel ışığa dönüşür.

Bir şeyin farkına vardığınız anda, onun düşüncesini al-maktasınızdır. Düşünceyi aldığınız anda, o düşüncenin ışığı beyniniz tarafından alınmıştır. Bazı varlıklar arada bir, ge­nelde göz uçlarıyla ışık kıvılcımları görürler. Çoğunlukla gör­dükleri, kendi Özleri’nin düşünceyi kabul edişidir. Işığı böyle parlak bir gösteri halinde gördükleri o an, düşüncenin aura alanlarına girdiği ve kendini beyinde sergilediği andır. Eğer gözlerinizi kapadığınızda renk devinimleri ya da genişleyen desenler, şekiller görüyorsanız, düşüncenin beyninize girer­ken neye benzediğini algılıyorsunuz demektir.

Beyniniz elektriksel düşünce frekanslarının alıcısıdır; farklı düşünce frekanslarını almak, barındırmak ve güçlen­dirmek üzere tasarlanmış farklı bölümlere sahiptir. Farklı bö­lümler, düşünceyi barındırma ve elektriğe dönüştürme ko­nusunda, hücre duvarlarındaki suyun yoğunluğuna göre, farklı potansiyellere sahiptir. Bazı bölümler yalnızca yüksek düşünce frekanslarını barındırıp güçlendirebilir; bazı bölüm­ler ise yalnızca düşük düşünce frekanslarını barındırıp güç­lendirebilirler.

Yaygın inancın aksine, beyin düşünce üretmez. O sadece bilinç akımından gelen düşüncenin ona girmesine izin verir. O, tanrılar tarafından, özellikle, Özünüz’den geçerek gelen düşüncenin alınıp tutulması amacıyla tasarlanmış bir organ­dır; düşünceyi elektrik akımına çevirir, güçlendirir ve mer­kezî sinir sistemi aracılığıyla bedenin her bölümüne -bir anla­yış olarak idrak edilebilmesi için- gönderir.

Teknolojinizde, ses yüksekliğini ve hangi megahertz ve frekans düzeyinin alındığını belirleyen ölçüm aletleri içeren radyo alıcıları vardır. Beyin de ölçüm aletleri içeren bir alıcı­dır; ancak, belli bir frekansı, eğer beyninizin o frekansı barın­dırmak üzere tasarlanmış bölümü aktive edilmişse alabilir.

Beyninizin farklı düşünce frekanslarını alabilme yeteneği, hipofîz bezi denen, sağ ve sol beyin yarıküresinin arasında yer alan güçlü bir ölçüm aleti tarafından yönetilir. Yedinci mühür de denilen hipofîz beyninizi yönetir. O, farklı düşünce frekanslarını alıp tutabilmesi için beyninizin farklı bölümleri­ni aktive etmekten sorumludur. O sizin düşünme ve muhake­me etme kapasitenizi açan, düşünceyi idrak edilmesi için be­deninize yayan, ve daha büyük bir anlayış için onu bir dene­yim olarak tezahür ettiren kapıdır.

Hipofiz, “üçüncü göz” olarak da bilinen, çok küçük fakat çok harika bir salgıbezidir. Tabii ki insanın bir üçüncü gözü yoktur; başınızda üçüncü bir göz için yer de yoktur. Hipofiz bir göze benzemez bile. O, dar bölümünde küçük bir ağzı olan, taç yapraklarla çevrili bir armuta benzer. Beyniniz, bu güçlü salgıbezinin işlevleri tarafından, karmaşık bir hormon salgıla­ma sistemiyle yönetilir ve kontrol edilir. Bir iç salgıbezi olan hipofiz, salgıladığı hormonu beyin yoluyla epifiz bezinin ağzı­na akıtır. Yine bir iç salgıbezi olan epifiz, hipofizin yakınında, alt beynin tabanında, belkemiğinin üzerinde yer alır. Epifiz ya da altıncı mühür, düşünce frekanslarını -bedene yayabil­mek için- güçlendirmekten sorumlu ölçüm aletidir. Hipofizden epifize akan hormon salgısı, farklı düşünce frekanslarını alıp tutabilmesi için beynin farklı bölümlerini aktive eder.

Bu iç bezlerden gelip kana karışan hormon salgılarıyla beden işlevleri uyum içinde sürdürülür. Epifiz, bu uyumu sür­dürmekten sorumludur. Epifizden gelen hormon salgısı, tüm diğer bezleri hormonlarını birbirleriyle uyum içinde salgılaya­cak şekilde aktive eder, böylece hormon dengesi yaratır. Bu dengenin düzeyini, epifiz sistemi tarafından alman düşünce frekansları topluluğu belirler. Düşünce frekansları ne kadar yüksekse, bedendeki hormon akışı da o kadar artar. Ayrıca, frekanslar ne kadar yüksekse, epifiz hipofizi hormon salgıla­ması için o kadar çok aktive eder. Bu da beyni daha da yük­sek düşünce frekanslarını alabilmesi için aktive eder.

Bilinç akımından gelen düşünce, varlığınızda nasıl idrak edilir? Düşünce aura’nıza geldiğinde, aura onu tanımlamaz, yani, o düşünceyi yargılamaz ya da değiştirmez; onu sınırla­madan içeri alır. Düşünce beyne ulaştığında, önce akıl ya da muhakeme işlevlerinin yer aldığı ve değişmiş-ego’nun ifade edildiği, beynin sol üst yarıküresine gelir.

Değişmiş-ego nedir? O, insan deneyiminden kazanılan ve ruhta depolanan ve beynin muhakeme bölümleriyle ifade edilen anlayıştır. Yalnızca hayatta kalma mücadelesi veren bir yaratık olarak yaşayan, toplumsal bilincin gölgesinde ya­şayan Tanrı/insanın tutumunun bütünüdür. Ve bu toplu ba­kış, güvenliğine uymayan, varlığın hayatta kalma mücade­lesini garanti etmeyen her düşünce frekansını kabullenmeyi reddedecektir. Değişmiş-ego, bedende daha büyük bir idraki oluşturacak düşüncelerin alınıp barındırılmasına izin verme­yi reddeder.

Değişmiş-ego’nun beyne girmesine izin verdiği her dü­şünce frekansı elektrik akımına çevrilir ve beynin hipofiz ta­rafından o frekansı barındırmak üzere aktive edilmiş bölümü­ne gönderilir. Beynin o bölümü, akımı güçlendirerek onu epi­fiz sistemine gönderir.

Epifiz sistemi, merkezî sinir sisteminizi yönetir. Kendisi­ne ulaşan her düşünce frekansını alıp daha da güçlendirir ve merkezî sinir sistemi vasıtasıyla hücrelere gönderir; belkemiğinden geçen merkezî sinir sistemi, elektriksel düşüncenin anayolu gibidir. Epifiz sisteminden gelen elektrik akımı, mer­kezî sinir sisteminin -su olan- sıvısı içinde akarak belkemiği boyunca her sinir vasıtasıyla bedeninizin her hücresine dağı­lır.

Bedeninizin her hücresi kan dolaşımıyla beslenir; kan, besinler yoluyla aldığınız enzimlerin faaliyeti sonucunda çı­kan gazı hücrelere taşır. Düşüncenin elektriksel akımı hüc­resel yapılara bir ışık kıvılcımı olarak girer. Bu kıvılcım hücreyi tutuşturur, gazın genişlemesine neden olur, bu da hücre­nin -klonlama işlemiyle- kendisini kopyalamasını, bir başka hücre yaratıp kendini yenilemesini sağlar. Böylece, bedenin bütünü o tek düşünceyle beslenir. İşte, bedenin moleküler ya­pısında yaşam böyle -varoluşunuzun her anında almanıza izin verdiğiniz tüm düşüncelerin etkileriyle- gerçekleşir.

Düşünce sürekli olarak bedeninizin her hücresini besle­dikçe, tüm bedeniniz onun elektriksel uyarımına karşılık ve­rir -tüm bedeniniz! Böylece, her hücrede deneyimlenen düşün­cenin etkisi, bedende bir his, bir duyum, bir duygu yaratır. Bu his sonra kaydedilmek üzere ruhunuza gönderilir.

Ruhunuz bedeninizde hissedilen her duyguyu çok bilim­sel bir biçimde kaydeden büyük bir teyptir, tarafsız bir bilgi­sayardır. Kendinizi duygusal hissettiğinizde, varlığınızın ışık yapısını bombardıman etmiş, beyniniz tarafından kabul edil­miş, ve merkezî sinir sistemi tarafından dağıtılarak bedenin her hücresinde bir duyum yaratan bir düşünceyi hissediyor­sunuz demektir. Ruh sonra bu duyumu yeniden başvurabil­mek amacıyla bir duygu olarak kayda geçirir, ki buna bellek denir.

 Bellek bir hacime sahip değildir; o bir özdür. Bellek gör­sel değil, duygusal bir birikimdir. Görsel imgeyi yaratan duy­gudur. Ruh, belleğe görüntüleri ve sözleri kaydetmez; o gö­rüntülerin ve sözlerin duygularını kaydeder.

Ruh, tüm bedende hissedilen düşüncenin yarattığı duy­guyu alır ve bellek kaydında benzer bir duygu arar, ve beyni­nizin “akıl” dediğiniz muhakeme bölümü bu hissi tanımlayan sözcüğü seçer.

Tanımlayabildiğiniz her şey, onunla ilişkili ve deneyime dayanan belli hislere sahiptir. Çiçekleri, onlarla yaşadığınız duygusal deneyimleriniz sayesinde çiçek olarak tanıyorsunuz: Çiçekler denilen yapıları gördünüz, onlara dokundunuz, onla­rı kokladınız ve üzerinize taktınız. Böylece çiçek size belli bir his veriyor. İpeği ipek olarak biliyorsunuz, çünkü onunla -ipek denen anlayışa neden olan- belli duyumları ve duygusal deneyimleri ilişkilendiriyorsunuz. Ruh tüm bu bilgiyi duy­gusal deneyimleriniz sonucunda kaydetmiştir. Böylece, dü­şüncenin hissi hissedildiğinde, ruh bu hissi kaydeder ve bel­lek bankasında -daha önce deneyimlenmiş düşüncelerden edi­nilmiş- benzer hisleri arar. Sonra bu bilgiyi, düşüncenin tüm bedende idrak edildiğini ve anlaşıldığını göstermek üzere bey­ninize gönderir. Düşünce sadece beyniniz tarafından değil, tüm bedeniniz tarafından idrak edilir. Sonra beyninizin mu­hakeme bölümü o hissi tanımlayacak bir sözcük bulmanızı sağlar.

Düşünce nasıl idrak edilir ve bilinir? Duygu yoluyla. Bi­liş bütünüyle bir histir. Hiçbir şeyin düşüncesi hissedilene dek bilinemez; o ancak hissedildiğinde bir kimlik kazanır. Bir düşünceyi bilmek, onu beyninize kabul etmek ve sonra onu hissetmenize izin vermek, onu tüm bedeninizde deneyimlemektir. Bilgi herhangi bir şeyin kanıtlanması değil, duygusal olarak soruşturulup anlaşılmasıdır. Bir şeyi ancak içinizde hissettiğinizde, “Biliyorum: Hissediyorum. Biliyorum,” diyebi­lirsiniz.

Tüm bilgiye açılan kapı içinizde, sevgili üstatlar. İçiniz­de yanan ateş, her atom zerreciğinde, her yıldızda, her hücre­de, var olan her şeyde yanan aynı ateştir. Bu aynı ateştir. Tüm yaşamla birliğiniz ışık prensibiyle sağlanmıştır, çünkü ruhunuzda duyguya inanılırlık veren ışık, tomurcuklara, yıl­dızlara, var olan her şeye yaşam veren aynı ışıktır. Böylece, her şeyi bilme yeteneği içinizde yatıyor. Bir şeyi bilmek, o şe­yi, hiçbir anlamı olmayan süslü sözcüklerle ifade edilen akli düzeyde anlamak değildir. Çiçeğin bilişme iç varlığınızla, his­lerle erişebilirsiniz. Bir şeyin nasıl düşündüğünü, daima, onun yaydığı ve duygu denen frekanstan anlayabilirsiniz. Eğer bir şeyi bilmek istiyorsanız, yapmanız gereken tek şey onu hissetmektir. Hissettikleriniz daima, kesinlikle doğru olacak­tır.

Düşünce yaşam deneyimlerinizi nasıl yaratır? Epifiz, bi­lişi tezahür ettirmeyi sağlayan mühürdür. Hangi bilişi alma­nıza izin verirseniz verin, o önce bedeninizde bir realite hali­ne gelecektir; çünkü epifiz duygu olarak kaydedilmesi için o düşünceyi elektriksel bir akım olarak bedene gönderir. Dü­şünce ne kadar sınırsızsa, bedeninize yayılan frekans o kadar daha güçlü ve hızlı olur; böylece kendinizi o kadar hafif ve coş­kulu hissedersiniz. Bu his, sonra ruhunuzda belli bir frekans olarak kaydedilir ve depolanır. Ruhunuzda kaydedilen her düşüncenin hissi aura’nıza bir beklenti olarak yansır, ve bu beklenti, ışık alanınızın elektromanyetik bölümünü aktive ederek, genel-tutum düşünüşünüze benzeyen şeyleri -tıpkı bir mıknatıs gibi- size çeker. O size tüm düşüncelerinizin, beden­de hissedilen aynı duygularını yaratacak durumları, olayları, nesneleri ya da varlıkları çekecektir. Neden? Düşüncelerinizi üç-boyutlu realitede deneyimleyebilmeniz için, deneyimin bil­gelik denen ödülü için.

Arzularınız nasıl tezahür ettirilir? Arzu bir nesnede, var­lıkta ya da deneyimde görülen doyumun düşüncesinden başka bir şey değildir. Herhangi bir doyumun düşüncesini hissetti­ğinizde, bu his bedeninizin elektromanyetik alanından çıka­rak bilinç akımına gider ve hissettiğiniz arzunun yarattığı ay­nı hissi üretecek şeyi size çeker. O arzuyu bedeninizde ne ka­dar tam ve yoğun bir biçimde hissederseniz, o, o kadar tam bir biçimde gerçekleşir. Ve arzunuzun gerçekleşeceğini ne kadar kesin bir biçimde bilirseniz, o, o kadar hızlı gerçekleşecektir; çünkü en ufak bir kuşku olmadan kesinlikle bilmek, aura alanınızdaki beklentiyi güçlendiren -böylece arzularınızı tezahür ettirme gücünüzü artıran- yüksek frekanslı bir düşüncedir.

Bilinebilecek her şeyi bilme yeteneğiniz var. Beyniniz bunun için tasarlanmıştır: fiziksel dünyada, fiziksel bedende yaşayan bir tanrının, Tanrı’nın hangi boyutunu isterse onu üç boyutlu formlarla görülecek şekilde deneyimleyip anlayabil­mesi için. Bu harika alıcınızla hangi düşünceleri bilmenize izin verirseniz, bilmek için kendinizi açtığınız her düşünce -önce bedeninizde, sonra yaşam koşullarınızda- deneyimlenen bir realite olacaktır. Ve istediğiniz her şeyi -bilerek- anında yaşamınızda tezahür ettirme yeteneğine sahipsiniz. İşte cen­net âlemini dünya üzerinde böyle yaratabilirsiniz.

Bu basit bir bilimdir. Unutmayın: Düşünce vardır; son­ra bu düşünce ışığa dönüşür; sonra ışık da frekansı düşürüle­rek elektrik akımına çevrilir. Elektriksel akım da frekansı düşürüle düşürüle kütleye dönüşür, ve bu kütleden, frekansı daha da düşürülmüş olan düşünce ideali oluşur. Aynı gerçek beden için de geçerlidir. O düşüncedir, ışıktır, alıcı birimdir; alıcı birimden gelen elektrum kütleden (bedenden) geçer; böy­lece kütle hissetme yoluyla anlar. Arzularınızı tezahür ettir­mek için yapmanız gereken tek şey, arzu ettiğiniz şeyi hisset­mektir, ve bu his arzularınızı gerçekleştirmek üzere Tanrı’ya gönderilir. İşte yapılacak tek şey. Çok mu basit? Daha karma­şık olmasını mı istiyorsunuz?

Ramtha

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




{ Önceki Sayfa } { Page 11 of 35 } { Sonraki Sayfa }

Hakkımda

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Fotoğraf Albümüm

Linkler

DKB
Bilgi Kitabı
Onlar
Osho

Kategoriler


Son Yazılar

Gerçek - maharaj
Enerjinizi canlandırmak ve Dengelemek
Affetmek
Zihin
Hara
Yaradılış -- Edgar Cayce
Ramtha affirmations
17 saniye
Ramtha Nefes Teknigi (Bilinc & Enerji)
Kapalı Zihin
Bilmenin Bilimi
Kozmik bir senfoni . . 3
Kozmik bir senfoni . . 2
Komizk bir senfoni . . 1
Abraham'dan
Aydınlanma çok bireysel bir şarkıdır
Lao Tzu
Rüyaların Psikolojisi
7 Beden
suçluluk
Öfke 2
bağımlılık yaratan bir enerji . . . sorunlarım var
Hatırlatma
Kozmosun Kardeşliği Adına
Mesnevi, cilt 3-4, s. 94
Buda Zorba
Kızgınlığın Psikolojisi-ÖFKE
Esrarengiz Üçüncü Göz İlmi 2
Esrarengiz Üçüncü Göz İlmi 1
Ölümden Dönme Deneyimi
Kaosun muhteşem düzeni Varoluş
osho .. foton kuşağı
Krishnamurti aydınlanması
Osho'nun aydınlandığı AN
Olayın Özü

Arkadaşlarım onursargin

batak oyna