Yol Arayışı | |||
Süflîleşen ArketipSüflîleşen ArketipSalı, Temmuz 31, 2007 -Kategori: Denemeler
Bir zamanlar gençlerin kahramanları vardı. Tuttukları yol doğruydu, yanlıştı tartışılır... Tartışılmayacak olansa onların derin kültürleri, birikimleri, keskin zekaları, mertlikleri, namusları, ülke sevgileri, yiğitlikleri idi. Kimisi pusuda öldü, kimisi darağacında. Ama gençler onları sevdi. Ülkedeki tüm duvarlarda yağlıboya ile onların adları yazılı idi bir zamanlar. Onlar ülke çocuklarının kahraman arketipi idiler. Kimisi Mahir’e özenirdi, kimisi Deniz’e... Bütün bunlar Halkalı –Sirkeci banliyö treninde aklıma geliverdi geçenlerde. Bakırköy istasyonundan geçerken duvarda bir yazı görmüştüm: “Cino”, sonra Yedikule İstasyonu’nda da gördüm aynı yazıyı. Sonra üç ay sonra bu kez kentin öte yakasında Tuzla istasyonunda bekleme salonunun duvarında siyah sprey boya ile bir “Cino” daha. İçim sıkıntıyla karardı. Bu uğursuz adı anımsamıştım. Demek yeni kahraman arketipi bu süflî yaratıktı ha ! Bu, aynı zamanda ülkedeki aşağıya doğru hızlı düşüşün, pespayeleşmenin de simgesi idi adeta. Cino adına bir kitapta rastlamıştım ilkin. Sokaklarda yaşayanlarla yapılan röportajların toplandığı, Oktay Güzeloğlu'nun Parantez Yayınları tarafından 1999 yılında basılan Yeni Sokak Mobilyaları adlı kitabıydı bu. Kitaptan alıntılarla Cino adlı liderin nasıl birisi olduğunu görelim : “-Cino’nun yanında kalıyordum. Cihangir’de her akşam kafası kıyak geliyordu. Herkese ben de dahil , ellerimize 60-70 tane sopa vuruyordu. Fatih diye bir arkadaşımız vardı. Para çaldı diye iftira attılar kafası gözü kırıldı, bana da aynı şekiller oldu. Hap atıyordu, esrar içiyordu, bira içiyordu. 30 kişilik çetesi vardı, herkesi dövüyordu. Öldürüyordu. Biz korkudan polise gidemiyorduk, bizi de öldürür diye korkuyorduk. Mağara gibi bir yerde kalıyorduk.” (Murat A. 17 yaşında) “- Ben de Cihangir’de Cino’nun yanında kaldım. Arada bir kaçtım yine yanlarına çağırdılar gittim. İmam Adnan Sokağı’nda kalıyordum, bir hamamcı abi vardı bana yemek veriyordu. Cino eğer Cihangir’e gelmezsen, seni geceleri yakalarsak döveriz, bıçaklarız diyordu. Mecbur kalıp gidiyordum. 3-4 kere dövdüler.Beni para götürmediğim zaman Cino dövüyordu, ses çıkaramıyorduk. Bu, Kansız diye bir adamı vardı , evden kaçmış küçük bir çocuk vardı ona sulandı öpmeye başladı, sırtını okşadı, bağırdım. Fakat beni dövdüler...” (Mustafa Z. 18 Yaşında) “- 8 yaşında başladım. Arkadaşım Murat vardı, Fatih Yetiştirme Yurdu’nda kalıyordum. Annem babam ölmüştü, Murat tiner kokluyordu ver ben de içiyim dedim,verdi, başladım. Beyoğlu’na, Ağacami Sokağı2na geldim, Muarat Cino’nun yanında kalıyormuş. Cino beni gördü , kim bu dedi, Murat arkadaşım dedi, Cihangir’e götürdüler, bir gece orada kaldım, öbür gün kaçtım, gene yakaladı, bir daha gittim, sakallı çocuklar vardı, yani büyük, en küçük Murat’la bendim. Herkes ondan korkuyordu. Cino çocukları işe çıkarıyordu, oto teybi çalıyorlardı. Beni dilendirdi. Askere kadar orada kaldım, kaçan çocukları dövüyorlardı, bıçak yarası veriyorlardı. Cino, Batman’a memleketine gitti, evlendi paraları biz verdik Ben askerden izinli gelmiştim. 4-5 sene önce, Mecit diye bir çocuk vardı, Cino’nun akrabası vardı, o Mecit’e pislik yapmaya kalkmış, 4 çocuk onu öldürdü. Cino, sen de bu işin içinde varsın diye dizimden iki büyük yara verdi. Hastaneye götürmeseler ölücektim. Bu cinayet hiç bilinmedi, kapandı, herkes korkudan konuşmadı. Antepli, Mehmet Y. diye bir çocuk vardı, Cino onu zincire vurdurdu. 30 kişi sopalarla dövdüler, çocuk kan kustu , öldü. Bir kere de Cankurtaran’da Siirtli Arap vardı. Cino onu da ekmek bıçağıyla gırtlağına 4 kere soktu bıraktı, ben de yanındaydım, ben yapmadım. Öyle bıraktı onu, sonra duyduk adam ölmüş…” (Ahmet A. 23 yaşında) “[…] Ben Cino’nun yanında kalıyordum, hap içiyordum o zaman (…). Kör Metin diye bir kötü insan vardı. Cezaevine para götürüyorduk ona. Sonra öldü, Puşt biriydi, bu Cino’lar iki arkadaşımızı öldürdüler …” (Fatih K. 18 Yaşında) “-[…] Ben de Cino’nun yanında kaldım, mekânda “DAL YAKALANMA” yazıyordu, asılı zincirler vardı, hırsızlık yaparken yakalanırsan Cino oraya asıyordu, herkese dövdürüyordu. Bu Cino memleketi Batman’a gittiydi, bir Kör Metin vardı, sapığın biri, demiş ki ben bu Cino’nun kafasını kopartıcam, yerine geçicem demiş, bu laf Cino’nun kulağına gitmiş, Bir gece Cino onun kelebeğini aldı (sustalı bıçak) , Kör Metin’in karnına soktu, sonra yatanları kaldırdı, siz de vurun dedi, vurmayanı ben vurucam dedi, herkes korkusundan vurdu, en sonunda Y… diye bir çocuk vardı, en son o da kalbine soktu. Kör Metin su diye bağırıyordu ben bardağı doldurdum, getirdim. Cino beni dövdü, biz orda 4 kişi vurmadık. Cingöz, Urfa, Kansız , ben de… orada herkes vurdu, 20 kişi vardı, ondan sonra adam öldü. Bizim mekânın karşısında A… Abla vardı, iyi insandı, o bağırmaları duymuş , Karaköy Polisi’ne telefon açmış, daha polisler gelmeden Cino Kansız’a bıçağı al beni sırtımdan vur dedi.yani önce o vurdu sonra ben vurdum diyecek, Kansız Cino’nun sırtına iki tane soktu. Y…diye bir çocuk vardı Cino’ya sen suçu üstüne alma ben vurdum derim dedi, kelebeği aldı eline sonra, araştırmalar geldi Y… suçu üstüne aldı, gerçeği kimse söylemedi. Bu Cino sonra Mehmet S. Diye bir arkadaş vardı, onu öldürürken yakalandı. Bu Cino sonra Diyarbakır’lı diye bir çocuğu da öldürttü. Taksim’de boğazını kestirmiş…”(İlhan Ö. 19 yaşında) Bu röportajlar Ekim 1998’de yapılmış. Aradan on yıla yakın bir zaman geçtikten sonra Cino, bu lânetli tip, bu pespaye ruh artık kahramandır. Adı duvarlara yazılmakta, hayranları bulunmaktadır. Cino aslında ülkenin ne durumda olduğunun ve nereden nereye geldiğinin de bir sembolü olmalıdır. Artık kahraman düşkünleşmiş, sefilleşmiştir. Lider modeli değişmiş, derin, bilgili, kültürlü, hümanist lider tipi tarihe karışmış yerini kaba, vahşi, kıyıcı, ilkel bir prototip almıştır. Sanıyorum 12 Eylül darbecilerinin hedeflediği gençlik lideri sonunda yetişmiştir. Avusturya –Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiye sürecinde Avusturya hap kadar kalarak kurtulmuş, ama Osmanlı İmparatorluğu ne yazık ki halâ kurtulamamıştır. Mustafa Kemal Atatürk, oyunu ve hazırlanan modeli bozmuş ama ne yazık ki ölümü ile ülke yetersiz ve yeteneksiz olduğu kadar, iktidar hırsı ve şahsi ihtiraslarının tatminini her şeyin önünde tutan seviyesiz yöneticilerin elinde her geçen gün çıkmaza sürüklenmiş, mucizevî bir lider yetiştirmiş bu millet ne yazık ki ardından bir sürü Damat Ferit yetiştirmiştir. İçinde çırpınıp durduğu ve her gün biraz daha hem de büyük bir iştahla gömüldüğü bataklığın sebebi budur. Gizli Kalmış Bir DehaGizli Kalmış Bir Deha / Bölüm I
Üstad Medyum Dr. Şifacı Feyzullah Türkmen
Beş yıl geçmiş olmalı kitabını ilk gördüğüm andan. Kadıköy Çarşısı’ndan geçiyordum. Bir kitapçının kaldırımın üzerine çıkarttığı tel sepetteki kitaplar arasında dikkatimi çekti. Satılamamış, tek kalmış kitaplar birbirine geçmiş vaziyette hoyratça sepetin içerisine atılmışlardı. Güneşin altında suyu çekilmiş ağaçlar gibi kurumuş, sararmışlardı kitaplar. Bu kapı önüne düşmüş kitaplar beni kederlendirir. Kitabın yıpranması, kurumuş bir dal gibi bükülmesi, sayfalarının gevrek bir hal alıp kolayca yırtılabilir duruma gelmesi, kendine özgü kokusunu kaybetmesi her zaman canımı sıkmıştır. Ayrıca öyle kitaplar bulmuştum ki o tür kaldırıma terk edilmiş kitapların arasında. İşte o gün de bu duygularla işimin acele olmasına rağmen duralayıp hızlı hızlı sepeti karıştırırken rastladım üstadın kitabına. Çağla yeşili solmuş kapağında; mavi, siyah, kırmızı harflerle “ Medyum Dr. Şifacı FEYZULLAH TÜRKMEN’in Kaleminden MÜZİK ŞÖLENİ (GÜFTELER) ARABESK MÜZİĞİNİN (Türkü, Şarkı,Pop Dallarında) SÖZLÜ ESERLERİ “ yazıyordu ve bir renkli vesikalık fotoğraftan üstad, çelebi bir bakışla bize bakıyordu. Arka kapakta ise biyografisini yazmıştı. 1933 doğumlu idi, 1958’den itibaren İstanbul’ da çeşitli hastanelerde hastabakıcılık yaparak mesleğe adımını atmıştı. Mesleğinde gerek tecrübesi gerekse katıldığı kurslarla (1960’da Trabzon’da Sağlık Koruyucusu Kursu) gelişmiş, bütün bunlara tanrı vergisi yetenekleri eklenince “bütün hastalıkların muayene ve tedavisini öğrenmiş bulunmaktayım (Genel Sağlık Üzerine). 1992 den beri de bir medyumluk (şifacılık) doktorluk geliştirmiş bulunmaktayım. Tıbbi yönü meditasyon ve esp, telepatik, sezinlemeden sonra telemanyetik (yakınlık, uzaklık konu değil) bu sistemle de çalışmaktayım. (İlim Araştırma Teknik Kuralı)na göre.” diye anlatabiliyordu özyaşam öyküsünü. İl Sağlık müdürlüğü’ne tıbbın tedavi edemediği bütün hastalıkların tedavi yöntemlerine dair bültenini 1994 yılında vermişti. 1991’den itibaren müzik üzerine gerekli çalışmalar yaparak 230 adet beste yazmıştı. Üstad ayrıca bekardı ve evlenme arzusunu şu sözlerle dile getiriyordu “ Bestelerimde bana yardımcı olacak, müzikle ilgili bir hanımla evlenmek tercihimdir.” Bu çarpıcı kapak üstadın “GİDİŞAT” adlı güftesi ile sonlanıyordu; “GİDİŞAT” Saba/Curcuna 10/16 Uzay dağlarının karı erimez Yüreğimdeki yareler görünmez Yareme merhem vuracak Eller görünmez. Gidişat... Sevdiğim seninde geçer zamanın Ne şöhretin kalır ne hüsnü anın Böyledir kanunu kahpe dünyanın Eller görünmez. Gidişat… Bu dünyalar böyle olmaz Sararan benzimiz solmaz Eşkıya bu dünya adam olmaz Sevdiğim gönülde kalda sevelim Kitabı şöyle bir karıştırınca çarpılmıştım. Üstad bütün meselelere el atmış, AİDS’i tepelemiş, uzay dağlarında, Venüs Çöllerinde gezip yarini aramış, Lahey Adalet Divanına (her nedense) kızarak hizaya getirmiş, sevgilisinden “ayaz topla benim için“ diye ricada bulunmuş, uzay dağlarında "ufu" ile dolaşmış, alemin sırrına vakıf olmuştu. Ayrıca telepatik gözüyle görüyor, toramanyetik ile geziyor, radyasyonu yok ediyor, Kerkük, Sıvas, Bolu, Konya, Lahey, Washington dolaylarından türküler derliyordu. Derhal bir bardak sudan bile ucuz olan bedelini ödeyip Acar Matbaacılık A.Ş tarafından basılan kitabı aldım. Üstad kendisine özgü bir imla sistemi ve kelime haznesi oluşturmuştu. Anlatımı ise dehalara özgü bir üslupla donanmıştı ve lezzetine varmak için en az üç dört kere okunması gerekiyordu. Müziklerini nasıl hazırladığını şöyle anlatıyordu : “İnsanlara dair sevgi ve saygı duyumlarına daha fazla önem verilmesi gerektiğine, dair sevgi oluşum düşüncelerimden ve Buna dayalı Medyumluk sisteminden ileri gelen fikir ve düşüncelerimin, beni yönlendirdiği tarz’da müziklerimi hazırlamış bulunmaktayım.” Görüldüğü gibi farklı bir imla sistemi (sistem hala tarafımdan tam olarak çözülememiştir, çalışmalarım devam etmektedir) oluşturan üstad, özgün bir anlatıma da sahipti. Özgün üslubunu ise aşağıdaki şekilde tanımlıyordu : “…Çünkü ben, Müzik türlerimde yeni bir uslub yaratmak istedim. Başlık cümlelerini satırlar arasında veya müziğin bitim noktalarında kullandım. Böylece daha ahenkli bir tempo kıvamı oluşturmak ve başlık kelimenin nerede okunacağının merakla beklemek isteyen dinleyicilerimizin çoşkularının mutluluğa doğru çağırmak olacaktır. Hepinize iyi günler temennisiyle.” Bu cümlelerin de büyük kısmı tarafımdan çözülmüş olup yakında üstadın ne demek istediğini tam olarak anlayabileceğimi umuyorum. Buraya üstadın baş eserlerinden birisini alarak bu bölüme son vermek istiyorum. "Bütün dünya'ya Bundan sonra'da AİDS seni yok ederim diye 2,ci besteye yer verdim. Who.Dünya sağlık örgütü bu hastalığın tedavisi yok demektedir. Ben ise; Konu üzerinden bir medyumluk sistemi oluşturarak hastalığın tedavisinin var olduğuna işaret etmek istedim..." AİDS SENİ YOKEDERİM Şifacı Türkü (Medyum gözüyle Tedavisi Vardır.) Lâhey Saba/Zirgüle 5/8 Söz:2 Feyzullah Türkmen Şu uzay çağında çıktın karşıma Dermanı yok diye meydana Haberler saldın dünyaya Aldım haberini AİDS senin Çıktım yola ben yalnız Başıma AİDS seni yok etmeye Beni görünce böyle kaçma Uzaklara saklanmaya Sen uzaklara kaçsanda Bulurum ben seni Boşuna böyle uzaklara kaçma Şangur şungur yakalarım seni Sana bu uzayda yer yok Yok ederim ben, seni Gizlenecek yeri insanmı Sandın yalan yere şu alemi kandırdın Benden neden böyle kaçarsın sen. Üstad insanlığın dertlerine bir bir çözüm bulmaktadır, dönemin çözülememiş en önemli sorunu radyasyondur; "...Radyosyonunda aynı şekilde tedavisi vadır. İl Sağlık Md. RADYASYONU YOK EDERİM BEN Kiev Şifacı Türkü (Medyum gözüyle Tedavisi vardır) Uşşak / Zirgüle 5 / 8 Söz:3 Feyzullah Türkmen Karadeniz üstünde bir ince Duman göründü radyasyon Işınları deyip ölüm göründü Şifası yok diye haber yürüdü Bozuldu sinirlerim eridi Çürüdü her yanım şu dünya'da Hüküm haberi duyuldu, dermanı yok Ölecekler diye karar verildi, Benim gözümden ışınlar kaçmaz Her zaman radyasyonun Dermanını söylerim ben Şifalar yollarından haberler Yollarım böyle ben Üstadın üslubundaki nev'i şahsına münhasır özelliklerden birisi de bir önceki mısradaki yüklemi, devam eden mısranın başına yerleştirerek özgün bir üslup tutturmasıdır: [Dünyayı kül edip dumana Döndürdün yakıp yıktın] [Çıktım yola ben yalnız Başıma AİDS seni yok etmeye] [Gizlenecek yeri insanmı Sandın yalan yere şu alemi kandırdın] [Karadeniz üstünde bir ince Duman göründü radyasyon] Bu üslup ona dehasının pırıltılarını yansıtan özgünlüğünü kazandırmaktadır. Onun sınırsız cesareti hiç bir örgüt , kurum vb. korkmadan düşündüklerini söylemesinden belli olmaktadır, aşağıda göreceğimiz şiirinde anlamadığımız bir sebepten dolayı Lahey Adalet Divanı'na kızmış, onu dünya aleme rezil-i rüsva ettikten sonra son sözü söylemiştir "Divan böyle olmaz."; "İnsan hakları diyenlere dünya nereye gidiyor şeklinde ateşkes çağrılarım yer almaktadır." İNSAN HAKLARI DİYENLER Lahey Ateşkes - Türkü (İsyancı) Rast / Düyek 9/8 Söz: 5 Feyzullah Türkmen İnsan hakları diyenler İnsanın ne olduğunu Bilmeyenler helâlı haramı Durmayıp yiyenler. Şu dünyaya kurdular Evrensel bir kanun düzeni Kendileri dahi yalan diyenler İnsanları yok yere katledenler İnsan hakkı deyip söyleyip dururlar Sözlerinde kendileri bile Yalan diye hile kurarlar Bu dünyanın hali böyle Devran vurup savururlar Yalanı haklıyı haksızı Hiç görmez gözü Buna derler insan hakları Adalet divanı, Adaletin bu mu divan Divan böyle olmaz. görüleceği gibi burada insan hakkı diye söyleyip duranlara da ağzının payı verilmiştir. Ancak bu şiir, üslubundaki ölçülülük nedeni ile Divan tarafından tam algılanmamış olacak ki üstad hakettikleri yoldan uyarısını yapmış ve son sözünü etmiştir. Bu şiir o kadar etkili olmuştur ki tarafsız gözlemciler Divan'ın o günden beri suskunluğunu buna bağlamaktadırlar. Bu şiir ayrıca bütün dünya olaylarını çok geniş bir perspektiften dile getirmekte olduğu gibi, "gümbür gümbürlenmek" fiili de ilk defa burada kullanılmakta olup, üstad tarafından Türk Dili'ne armağan edilmiştir ; "Telemanyetik bir sistemle bütün dünyanın OLAYlarını dile getirdim." DÜNYA NEREYE GİDİYOR Lahey Türkü - Ateşkes Yankı Hicaz / Sofyan 4/4 Söz: 6 Feyzullah Türkmen Dünya nereye gidiyor Ben razı-değilim hicrana gama Körfezden kalktı bir karaduman Dünya gümbür gümbürlenir Erivan, Baküyü bürüdü heman Viyana yolunda göründü yaman Bosna Hersek'te kan gövdeyi Götürürken Telaviv, Beyrut yolunda Fermanı var dört boyutta Filistin ölüm yolunda Kıbrıs Anadolu koynunda Denktaş Vaşington yolunda. Birleşmiş Milletler Lahey yolunda Fermanı var, Millet yolunda Akan kanları bayrammı sandılar Parçalanan canları sarmağa Allayıp pullayıp kabire koymayı Adalet mi sandılar. Adalet divanına sözüm var benim Söylerdim sözümüde sözler Bana ar olmasaydı Yıkardım divanıda Bu cihan bana dar olmasaydı. Üstad yalnız dünya ile uğraşmaz, onun ara sıra kendisini düşündüğü de olur. Kendi üstün niteliklerine uygun bir sevgiliyi bu dünyada bulamayacağını bildiğinden kendisini uzayın karlı dağlarına vurur. Ancak heyhat ! Orada da gönlüne göre bir yar bulamaz : UZAYDA GÖNLÜME GÖRE YAR BULAMADIM Ank. Türkü (Duygu) Aksak /Semai 9/8 Söz : 17 Feyzullah Türkmen Çıktım uzay yollarına Kar aramaya Demeden yâr aramaya Uzay dedikleri bu çağda Medyum oldum dolandım Bu cihanı bir anda Dört bir yandan bakar Gonca gonca güzeller Kokar gülleri uzayın Sevdiğim cananım yârdı Bulamadın-ne çare Benim aradığım yâr Bütün dertlere derman Uzay alemine ferman Olacak yârı bulamadım Gayri ne çare... Üstad bilimin henüz ulaşamadığı bir aşamanın içerisindedir. Bu nedenle bilmediğimiz kavramlar kullanmakta, açıklayamadığımız niteliklere sahip bulunmaktadır. Kendisi sık sık uçmakta, uçarken de alemin üzerine şifalar saçmaktadır; “ Bu uzay çağında bütün dünya alevler İçinde yanarken gözyaşlarını Dindirmek için Alemin üstüne şifalar saçarken ben” (Gökte Ben Şifa Saçarken) , Telepatik gözüyle görmekte, Toramanyetik ile gezmektedir; “Medyum olup çıktım yola ben Şu dünyanın halini görmek için Telepatik gözümle gördüm Toramanyetik ile gezdim her yeri” (Medyum Olup Uçarken), Gezilerinin bir kısmını telemanyetik ile de yapmaktadır ki bu gezisinde Nasa Çölü’ne de uğramış ve orada yalancıların yalanlarını yüzlerine vurmuştur; TELEMANYETİK Türkü (DUYGU-SEVMEK) Washington Hicaz / Düyek 8 / 8 Söz: 11 Feyzullah Türkmen Telemanyetikle gezdim gördüm Şu dünyanın her yanı narı figan İçinde Bir ben değil bütün alem perişan Gökyüzünde uçarken ben Bu alemin derdine derman ararken ben Çürüyen canları diriltmek isterken ben Dağlar engel oldu yol bulamadım ben Dağlara söylenecek sözüm var benim Sözümü söylerdim’de-ar- olmasaydı Uzaydan gelen yalancılar var olmasaydı Nasa çölünden bir haber çıktı Uzaylılar yer yüzüne indi diye Yalan yere hüküm verdiler Uzay’dan kimse gelmedi Benim gözlerim görmedi Bu sözleri söylerim ben Böyle daha çok sözüm var amma Söylerdim sözümü ar olmasaydı Yalan dünya bana dar olmasaydı. Görüleceği gibi üstad uzaydan kimse gelmediğini kesin bir delille kanıtlamaktadır : “Uzay’dan kimse gelmedi Benim gözlerim görmedi” Eserlerinde dikkati çeken bir husus da üstadın “Söylerdim sözümü ar olmasaydı/Yalan dünya bana dar olmasaydı” retoriğine oldukça sık başvurmasıdır. Buradan üstadın ne kadar öfkelense de kendisini kontrol etmeyi başarabildiği ve çok gelişmiş bir ar damarına sahip olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Üstadın ar damarı o kadar gelişkindir ki değil çatlaması, bir milim kıpırdaması dahi düşünülemez. Üstadın eserlerinde intihal bulunduğu yolundaki iddialara da değinmek isteriz. Bu koca bir yalandan başka bir şey değildir; kaynak : www.blogcu.com/baymidye Mazohistik Kişilik Bozukluğu- Test 13 Belirtiler : 1. Çok daha iyi seçenekler açıkça mümkün olduğu zaman bile hayal kırıklığına, başarısızlığa ve kötü davranışa yol açacak durum ya da kişilerin seçilmesi. 2. Kendisine yönelik yardım girişimlerini reddetme ya da etkisiz hale getirme. 3. Olumlu kişisel hadiselere (örnek: yeni bir başarı ) tepkisinin; depresyon, suçluluk duygusu ya da acı getirecek bir davranış (bir kazaya uğrama gibi) biçiminde olması. 4. Kızgınlığı kışkırtacak, tepkileri reddeder bir davranış tarzı benimseme ve bunun sonucunda kendisini yaralanmış, bozguna uğramış, aşağılanmış hissetme. ( Karı ya da koca ile toplum içinde alay etmek, sert bir cevapla kışkırtmak ve gördüğü tepki nedeni ile kendisini yıkılmış hissetmek). 5. Keyif fırsatlarını reddetme , zevk aldığını fark etmede gönülsüz davranma (yeterli sosyal becerisi ve zevk alma kapasitesi olmasına karşın). 6. Yapabileceğini kanıtlamış olmasına karşın, kişisel amaçları için çok önemli ve kritik olan işleri tamamlamakta başarısız olma.(Arkadaşlarına ödevleri için yardım eder fakat kendisininkini yazamaz). 7. Kendisine sürekli olarak iyi davranan, sevgi gösteren kişileri reddetme veya ilgisiz davranma. (Seks partnerini çekici bulmaz). 8. Bu yönde bir talep olmadığı ve istenmemesine rağmen aşırı fedakarlıkta bulunma. 9. Bu davranışların, fiziksel, seksüel veya fizyolojik eziyet görme beklentisiyle ya da bunlara karşılık olarak özellikle vuku bulmaması. Değerlendirme : Bu bölümde sayılan kriterlerden beş ve daha fazlasının varlığı ile Mazohistik Kişilik Bozukluğundan söz edilebilir. Erken yetişkinlik çağında başlayan ve farklı bağlamlarda bulunan, kendine eziyet etme davranışı kalıbıdır. Kişi sıklıkla keyif veren deneyimlerden kaçınabilir, acı çekeceği davranış veya durumlar onu çeker ve kendisine yardım edebilecek kişileri çeşitli bahaneler ile önler. Başarısızlık, aşağılanma, acı çekme, üzüntü içeren durum ve ilişkiler mazoşist kişilik bozukluğu olan kişileri çeker. Bu bozuklukla kaçınılmaz bağlantısı olmamakla birlikte, seksüel mazoşizm de bulunabilir. Mazoşist Kişilik Bozukluğunun belirgin bir nedeni yoktur; bazı teorilere göre yetiştiriliş tarzı etken olduğu gibi biyolojik nedenler de muhtemeldir. Bu bozukluk nadir görünür ve cinsiyetle veya aile yapısıyla ilgili oluşumu hakkında az bilgi vardır. Tedavi kişilik bozukluğunun tipine göre değişse de bazı genel prensipler hepsine uygulanır. Aile üyeleri çeşitli şekillerde hastanın problemli davranışlarını ya da düşüncelerini kuvvetlendirir veya azaltırlar, onların katılımı yardımcı hatta sıklıkla gereklidir. İlgili Özellikler: Distimiya (sinsi başlayan düşük şiddetli ve kronik seyirli depresyon), Majör Depresif Evre,İntihar Davranışı, Durgun halet-i ruhiye . {Bu çalışma "Kişilik Bozuklukları" adlı yazının eki niteliğinde olduğu için o yazı ile birlikte değerlendirilmelidir. Kişilik bozuklukları ile ilgili genel bilgi, teşhis, kaynaklanma nedenleri ve tedavi yöntemleri sözü edilen yazıda yer almaktadır. Hazırlanılmasında Uluslararası DSM-IV Mental Bozukluklar Teşhis Kriterleri’nden yararlanılmıştır Sadistik Kişilik Bozukluğu Test - 12Sadistik Kişilik Bozukluğu – Test 12 Belirtiler : 1. Tüm kişisel ve sosyal durumlar karşısında katı bir tavır takınma, esneklik göstermeme. Bu davranış şablonu nedeni ile kayda değer biçimde sosyal ve mesleki fonksiyonların zayıflaması. 2. İlişkide üstünlük kurmak amacıyla fiziki zulüm veya şiddet kullanma. 3. İnsanları sürekli olarak başkalarının yanında aşağılama ve küçük düşürme. 4. Kontrolü altındaki çocuk, öğrenci, mahkum veya hasta kişilere olağan dışı sertlikte davranma ve disipline etme. 5. Başka insanların veya hayvanların fiziki veya manevi ızdıraplarıyla eğlenme ve bundan zevk alma. 6. Bir amacı gerçekleştirmek uğruna değil, sadece acı ve zarar vermek amacıyla yalan söyleme. 7. İstediği şeyi yaptırabilmek veya amacına ulaşabilmek için insanların gözünü korkutma, yıldırma, hatta teröre başvurma. 8. Yakınlarının özgürlüğünü kısıtlama. (Eşinin yalnız evden çıkmasını veya ergen kızının sosyal faaliyetlere katılmasını önlemek gibi) 9. Şiddet, silahlar, savaş sanatı, eziyet, işkence ve benzeri konulara aşırı ilgi gösterme. Değerlendirme :
Bu bölümde sayılan kriterlerden dört ve daha fazlasının varlığı ile Sadistik Kişilik Bozukluğundan söz edilebilir. Diğer insanlara karşı zalim, agresif, çıkarcı ve alçaltıcı davranışlar yönelten kişilerdir. Sosyal ilişkilerinde temel yaklaşımları zarar vermeye yönelik olup şiddet de içerebilir. Kaygı duymazlar. Başkalarını incitmek ve aşağılamaktan zevk alırlar. Bunlar sadistik kişilik ile antisosyal kişilk arasında benzer taraflardır. Ancak antisosyal kişilik başkalarını sadece zevk için incitmez.Sadistik kişilik bozukluğu ile sadistik seks arasında ilişki bulunan durumlar da vardır. Çoğu hallerde kişi birini dövmek ve aşağılamakla seksüel olarak uyanır ve tatmine ulaşır. Sadistik Kişilik Bozukluğunun oluşumunda yetiştiriliş tarzı etkilidir. Ancak biyolojik sebepleri de olabilir. Yaygın olarak rastlanmaz, cinsiyetle ilgili fazla veri bulunmamaktadır. Tedavisi mümkündür. Psikoterapi, ilaç tedavisi gibi yöntemlerle uzun bir süreçte tedavi edilebilir. Bazı bozukluklar benzer hatta birden fazla belirti gösterirler. Doktor, kesin bir teşhis koyabilmek için aşağıdaki bozuklukları ayırt etmelidir. Antisosyal Kişilik Bozukluğu Şizoid Kişilik Bozukluğu Şizotipal Kişilik Bozukluğu Paranoid Kişilik Bozukluğu Genel Tıbbi Durum’a bağlı Kişilik Bozukluğu {Bu çalışma "Kişilik Bozuklukları" adlı yazının eki niteliğinde olduğu için o yazı ile birlikte değerlendirilmelidir. Kişilik bozuklukları ile ilgili genel bilgi, teşhis, kaynaklanma nedenleri ve tedavi yöntemleri sözü edilen yazıda yer almaktadır. Hazırlanılmasında Uluslararası DSM-IV Mental Bozukluklar Teşhis Kriterleri’nden yararlanılmıştır.} Evrimin Cilvesikaynak : www.blogcu.com/baymidye Evrimin Cilvesi
{ Önceki Sayfa } { Page 1 of 7 } { Sonraki Sayfa } |
HakkımdaProfilim Arşiv Arkadaşlarım Fotoğraf Albümüm Linkleremlakevibaymidye KategorilerSon YazılarSüflîleşen ArketipGizli Kalmış Bir Deha Mazohistik Kişilik Bozukluğu Test - 13 Sadistik Kişilik Bozukluğu Test - 12 Evrimin Cilvesi Arkadaşlarım oyhan |
||