Yol Arayışı

Süflîleşen Arketip

12:37, 31/7/2007 .. 0 yorum .. Link

Süflîleşen Arketip

Salı, Temmuz 31, 2007 -Kategori: Denemeler

Bir zamanlar gençlerin kahramanları vardı. Tuttukları yol doğruydu, yanlıştı tartışılır... Tartışılmayacak olansa onların derin kültürleri, birikimleri, keskin zekaları, mertlikleri, namusları, ülke sevgileri, yiğitlikleri idi. Kimisi pusuda öldü, kimisi darağacında. Ama gençler onları sevdi. Ülkedeki tüm duvarlarda  yağlıboya ile onların adları yazılı idi bir zamanlar. Onlar ülke çocuklarının kahraman arketipi idiler. Kimisi Mahir’e özenirdi, kimisi Deniz’e...

 

 Bütün bunlar Halkalı –Sirkeci banliyö treninde aklıma geliverdi geçenlerde. Bakırköy istasyonundan geçerken duvarda bir yazı görmüştüm: “Cino”, sonra Yedikule İstasyonu’nda da gördüm aynı yazıyı. Sonra üç ay sonra bu kez kentin öte yakasında  Tuzla istasyonunda bekleme salonunun duvarında siyah sprey boya ile bir “Cino” daha.  İçim sıkıntıyla karardı. Bu uğursuz adı anımsamıştım. Demek yeni kahraman arketipi bu süflî yaratıktı ha !

 

Bu, aynı zamanda ülkedeki aşağıya doğru hızlı düşüşün, pespayeleşmenin de simgesi idi adeta.

 

Cino adına bir kitapta rastlamıştım ilkin. Sokaklarda yaşayanlarla yapılan röportajların toplandığı, Oktay Güzeloğlu'nun Parantez Yayınları tarafından 1999 yılında basılan Yeni Sokak Mobilyaları adlı kitabıydı bu.

 

Kitaptan alıntılarla Cino adlı liderin nasıl birisi olduğunu görelim :

 

“-Cino’nun yanında kalıyordum. Cihangir’de her akşam kafası kıyak geliyordu. Herkese ben de dahil , ellerimize 60-70  tane sopa vuruyordu. Fatih diye bir arkadaşımız vardı. Para çaldı diye iftira attılar kafası gözü kırıldı, bana da aynı şekiller oldu. Hap atıyordu, esrar içiyordu, bira içiyordu. 30 kişilik çetesi vardı, herkesi dövüyordu. Öldürüyordu. Biz korkudan polise gidemiyorduk, bizi de öldürür diye korkuyorduk. Mağara gibi bir yerde kalıyorduk.” (Murat A. 17 yaşında)

 

“- Ben de Cihangir’de Cino’nun yanında kaldım. Arada bir kaçtım yine yanlarına çağırdılar gittim. İmam Adnan Sokağı’nda kalıyordum,  bir hamamcı abi vardı bana yemek veriyordu. Cino eğer Cihangir’e gelmezsen, seni geceleri yakalarsak döveriz, bıçaklarız diyordu. Mecbur kalıp gidiyordum. 3-4 kere dövdüler.Beni para götürmediğim zaman Cino dövüyordu, ses çıkaramıyorduk. Bu, Kansız diye bir adamı vardı , evden kaçmış küçük bir çocuk vardı  ona sulandı öpmeye başladı, sırtını okşadı, bağırdım. Fakat beni dövdüler...” (Mustafa Z.              18 Yaşında)

 

“- 8 yaşında başladım. Arkadaşım Murat vardı, Fatih Yetiştirme Yurdu’nda kalıyordum. Annem babam ölmüştü, Murat tiner kokluyordu ver ben de içiyim dedim,verdi, başladım. Beyoğlu’na, Ağacami Sokağı2na geldim, Muarat Cino’nun yanında kalıyormuş. Cino beni gördü , kim bu dedi, Murat arkadaşım dedi, Cihangir’e götürdüler, bir gece orada kaldım, öbür gün kaçtım, gene yakaladı, bir daha gittim, sakallı çocuklar vardı, yani büyük, en küçük Murat’la bendim.  Herkes ondan korkuyordu. Cino çocukları işe çıkarıyordu, oto teybi çalıyorlardı. Beni dilendirdi. Askere kadar orada kaldım, kaçan çocukları dövüyorlardı, bıçak yarası veriyorlardı. Cino, Batman’a memleketine gitti, evlendi paraları biz verdik  Ben askerden izinli gelmiştim. 4-5 sene önce, Mecit diye bir çocuk vardı, Cino’nun akrabası vardı, o Mecit’e pislik yapmaya kalkmış, 4 çocuk onu öldürdü.   Cino, sen de bu işin içinde varsın diye dizimden iki büyük yara verdi. Hastaneye götürmeseler ölücektim. Bu cinayet hiç bilinmedi, kapandı, herkes korkudan konuşmadı. Antepli, Mehmet Y. diye bir çocuk vardı, Cino onu zincire vurdurdu. 30 kişi sopalarla dövdüler, çocuk kan kustu , öldü. Bir kere de Cankurtaran’da Siirtli Arap vardı. Cino onu da ekmek bıçağıyla gırtlağına 4 kere soktu bıraktı, ben de yanındaydım, ben yapmadım. Öyle bıraktı onu, sonra duyduk adam ölmüş…” (Ahmet A. 23 yaşında) 

 

“[…] Ben Cino’nun yanında kalıyordum, hap içiyordum o zaman (…). Kör Metin diye bir kötü insan vardı. Cezaevine para götürüyorduk ona. Sonra öldü,  Puşt biriydi, bu Cino’lar iki arkadaşımızı öldürdüler …” (Fatih K. 18 Yaşında)

 

“-[…] Ben de Cino’nun yanında kaldım, mekânda “DAL YAKALANMA”  yazıyordu, asılı zincirler vardı, hırsızlık yaparken yakalanırsan Cino oraya asıyordu, herkese dövdürüyordu. Bu Cino memleketi Batman’a gittiydi, bir Kör Metin vardı, sapığın biri, demiş ki ben bu Cino’nun kafasını kopartıcam, yerine geçicem demiş, bu laf Cino’nun kulağına gitmiş, Bir gece Cino onun kelebeğini aldı (sustalı bıçak) , Kör Metin’in karnına soktu, sonra yatanları kaldırdı, siz de vurun dedi, vurmayanı ben vurucam dedi, herkes korkusundan vurdu, en sonunda Y… diye bir çocuk vardı, en son o da kalbine soktu. Kör Metin su diye bağırıyordu ben bardağı doldurdum, getirdim. Cino beni  dövdü, biz orda 4 kişi vurmadık. Cingöz, Urfa, Kansız , ben de… orada herkes vurdu, 20 kişi vardı,  ondan sonra adam öldü. Bizim mekânın karşısında A… Abla vardı, iyi insandı,  o bağırmaları duymuş , Karaköy Polisi’ne telefon açmış, daha polisler gelmeden Cino Kansız’a bıçağı al beni sırtımdan vur dedi.yani önce o vurdu sonra ben vurdum diyecek, Kansız Cino’nun sırtına iki tane soktu. Y…diye bir çocuk vardı Cino’ya sen suçu üstüne alma ben vurdum derim dedi, kelebeği aldı eline sonra, araştırmalar geldi Y… suçu üstüne aldı, gerçeği kimse söylemedi. Bu Cino sonra Mehmet S. Diye bir arkadaş vardı, onu öldürürken yakalandı. Bu Cino sonra Diyarbakır’lı diye bir çocuğu da öldürttü. Taksim’de boğazını kestirmiş…”(İlhan Ö. 19 yaşında)

 

 

Bu röportajlar Ekim 1998’de yapılmış. Aradan on yıla yakın bir zaman geçtikten sonra Cino, bu lânetli tip, bu pespaye ruh  artık kahramandır. Adı duvarlara yazılmakta,  hayranları bulunmaktadır. Cino aslında ülkenin ne durumda olduğunun ve nereden nereye geldiğinin de bir sembolü olmalıdır. Artık kahraman düşkünleşmiş, sefilleşmiştir. Lider modeli değişmiş, derin, bilgili, kültürlü, hümanist lider tipi tarihe karışmış yerini kaba, vahşi, kıyıcı, ilkel  bir prototip almıştır.

 

Sanıyorum 12 Eylül darbecilerinin hedeflediği gençlik lideri sonunda  yetişmiştir.

 

Avusturya –Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiye sürecinde Avusturya hap kadar kalarak kurtulmuş, ama Osmanlı İmparatorluğu ne yazık ki halâ kurtulamamıştır. Mustafa Kemal Atatürk, oyunu ve hazırlanan modeli bozmuş ama ne yazık ki ölümü ile ülke yetersiz ve yeteneksiz olduğu kadar,  iktidar hırsı ve şahsi ihtiraslarının tatminini her şeyin önünde tutan seviyesiz yöneticilerin elinde her geçen gün  çıkmaza sürüklenmiş, mucizevî bir lider yetiştirmiş bu  millet ne yazık ki ardından bir sürü Damat Ferit yetiştirmiştir. İçinde çırpınıp durduğu ve her gün biraz daha hem de büyük bir iştahla gömüldüğü bataklığın sebebi budur.



Gizli Kalmış Bir Deha

11:56, 28/2/2007 .. 0 yorum .. Link

Gizli Kalmış Bir Deha / Bölüm I

Üstad Medyum Dr. Şifacı Feyzullah Türkmen

 

Beş yıl geçmiş olmalı kitabını ilk  gördüğüm andan. Kadıköy Çarşısı’ndan geçiyordum. Bir kitapçının kaldırımın üzerine çıkarttığı tel sepetteki kitaplar arasında dikkatimi çekti. Satılamamış, tek kalmış kitaplar birbirine geçmiş vaziyette hoyratça sepetin içerisine atılmışlardı. Güneşin altında suyu çekilmiş ağaçlar gibi kurumuş, sararmışlardı kitaplar.  Bu kapı önüne düşmüş kitaplar beni kederlendirir. Kitabın yıpranması, kurumuş bir dal gibi bükülmesi, sayfalarının gevrek bir hal alıp kolayca yırtılabilir  duruma gelmesi, kendine özgü kokusunu kaybetmesi  her zaman canımı sıkmıştır.  Ayrıca öyle kitaplar bulmuştum ki o tür kaldırıma terk edilmiş kitapların arasında.

 

İşte o gün de bu duygularla işimin acele olmasına rağmen duralayıp hızlı hızlı sepeti karıştırırken rastladım üstadın kitabına. Çağla yeşili solmuş kapağında; mavi, siyah, kırmızı harflerle “ Medyum Dr. Şifacı FEYZULLAH TÜRKMEN’in Kaleminden MÜZİK ŞÖLENİ (GÜFTELER)

ARABESK MÜZİĞİNİN (Türkü, Şarkı,Pop Dallarında) SÖZLÜ ESERLERİ “  yazıyordu ve bir renkli vesikalık fotoğraftan üstad, çelebi bir bakışla bize bakıyordu.

 

Arka kapakta ise biyografisini yazmıştı. 1933 doğumlu idi, 1958’den itibaren İstanbul’ da çeşitli hastanelerde hastabakıcılık yaparak mesleğe adımını atmıştı. Mesleğinde gerek tecrübesi gerekse katıldığı kurslarla (1960’da Trabzon’da Sağlık Koruyucusu Kursu) gelişmiş, bütün bunlara tanrı vergisi yetenekleri eklenince “bütün hastalıkların muayene ve tedavisini öğrenmiş bulunmaktayım (Genel Sağlık Üzerine).  1992 den beri de bir medyumluk (şifacılık) doktorluk geliştirmiş bulunmaktayım.

Tıbbi yönü meditasyon ve esp, telepatik, sezinlemeden sonra telemanyetik (yakınlık, uzaklık konu değil) bu sistemle de çalışmaktayım. (İlim Araştırma Teknik Kuralı)na  göre.”  diye anlatabiliyordu özyaşam öyküsünü.

 

İl Sağlık müdürlüğü’ne tıbbın tedavi edemediği bütün hastalıkların tedavi yöntemlerine dair bültenini 1994 yılında vermişti. 1991’den itibaren müzik üzerine gerekli çalışmalar yaparak 230 adet beste yazmıştı.

Üstad ayrıca bekardı ve evlenme arzusunu şu sözlerle dile getiriyordu “ Bestelerimde bana yardımcı olacak, müzikle ilgili bir hanımla evlenmek tercihimdir.”

 

Bu çarpıcı kapak üstadın “GİDİŞAT” adlı güftesi ile sonlanıyordu;

 

“GİDİŞAT” Saba/Curcuna 10/16

 

Uzay dağlarının karı erimez

Yüreğimdeki yareler görünmez

Yareme merhem vuracak

Eller görünmez. Gidişat...

 

Sevdiğim seninde geçer zamanın

Ne şöhretin kalır ne hüsnü anın

Böyledir kanunu kahpe dünyanın

Eller görünmez. Gidişat…

 

Bu dünyalar böyle olmaz

Sararan benzimiz solmaz

Eşkıya bu dünya adam olmaz

Sevdiğim gönülde kalda sevelim

 

Kitabı şöyle bir karıştırınca çarpılmıştım.  Üstad  bütün meselelere el atmış, AİDS’i tepelemiş, uzay dağlarında, Venüs Çöllerinde gezip yarini aramış, Lahey Adalet Divanına (her nedense) kızarak hizaya getirmiş, sevgilisinden “ayaz topla benim için“ diye ricada bulunmuş, uzay dağlarında "ufu" ile dolaşmış,  alemin sırrına vakıf olmuştu. Ayrıca telepatik gözüyle görüyor, toramanyetik ile geziyor, radyasyonu yok ediyor,  Kerkük, Sıvas, Bolu, Konya, Lahey, Washington dolaylarından türküler derliyordu. Derhal bir bardak sudan bile ucuz olan bedelini ödeyip  Acar Matbaacılık A.Ş tarafından basılan kitabı aldım.

 

Üstad kendisine özgü bir imla sistemi ve kelime haznesi oluşturmuştu. Anlatımı ise dehalara özgü bir üslupla donanmıştı ve lezzetine varmak için en az üç dört kere okunması gerekiyordu.

 

Müziklerini nasıl hazırladığını şöyle anlatıyordu :

“İnsanlara dair sevgi ve saygı duyumlarına daha fazla önem verilmesi gerektiğine, dair sevgi oluşum düşüncelerimden ve Buna dayalı  Medyumluk sisteminden ileri gelen fikir ve düşüncelerimin, beni yönlendirdiği tarz’da müziklerimi hazırlamış bulunmaktayım.” 

 

Görüldüğü gibi farklı bir imla sistemi (sistem hala tarafımdan tam olarak çözülememiştir, çalışmalarım devam etmektedir) oluşturan üstad, özgün bir anlatıma da sahipti. Özgün üslubunu ise aşağıdaki şekilde tanımlıyordu :

 

“…Çünkü ben, Müzik türlerimde yeni bir uslub yaratmak istedim.

Başlık cümlelerini satırlar arasında veya müziğin bitim noktalarında kullandım. Böylece daha ahenkli bir tempo kıvamı oluşturmak ve başlık kelimenin nerede okunacağının merakla beklemek isteyen dinleyicilerimizin çoşkularının mutluluğa doğru çağırmak olacaktır. Hepinize iyi günler temennisiyle.”

Bu cümlelerin de büyük kısmı tarafımdan çözülmüş olup yakında üstadın ne demek istediğini tam olarak anlayabileceğimi umuyorum.

 

Buraya üstadın baş eserlerinden birisini alarak bu bölüme son vermek istiyorum. 

 

"Bütün dünya'ya  Bundan sonra'da AİDS seni yok ederim diye 2,ci besteye yer verdim. Who.Dünya sağlık örgütü bu hastalığın tedavisi yok demektedir. Ben ise; Konu üzerinden bir medyumluk sistemi oluşturarak hastalığın tedavisinin var olduğuna işaret etmek istedim..."

AİDS SENİ YOKEDERİM 

 

 

Şifacı Türkü (Medyum gözüyle Tedavisi Vardır.)

Lâhey Saba/Zirgüle 5/8           Söz:2 Feyzullah Türkmen

 

Şu uzay çağında çıktın karşıma

Dermanı yok diye meydana

Haberler saldın dünyaya

Aldım haberini AİDS senin

 

Çıktım yola ben yalnız

Başıma AİDS seni yok etmeye

Beni görünce böyle kaçma

Uzaklara saklanmaya

 

Sen uzaklara kaçsanda

Bulurum ben seni

Boşuna böyle uzaklara kaçma

 

Şangur şungur yakalarım seni

Sana bu uzayda yer yok

Yok ederim ben, seni

Gizlenecek yeri insanmı

Sandın yalan yere şu alemi kandırdın

Benden neden böyle kaçarsın sen.

 

Üstad insanlığın dertlerine bir bir çözüm bulmaktadır, dönemin çözülememiş en önemli sorunu radyasyondur;

 

"...Radyosyonunda aynı şekilde tedavisi vadır. İl Sağlık Md. 26.7.1994 / 49940..."

RADYASYONU YOK EDERİM BEN

 

Kiev Şifacı Türkü (Medyum gözüyle Tedavisi vardır)

Uşşak / Zirgüle  5 / 8                                  Söz:3 Feyzullah Türkmen

 

Karadeniz üstünde bir ince

Duman göründü radyasyon

Işınları deyip ölüm göründü

Şifası yok diye haber yürüdü

 

Bozuldu sinirlerim eridi

Çürüdü her yanım şu dünya'da

Hüküm haberi duyuldu, dermanı yok

Ölecekler diye karar verildi,

 

Benim gözümden ışınlar kaçmaz

Her zaman radyasyonun

Dermanını söylerim ben

Şifalar yollarından haberler

Yollarım böyle ben

  

Üstadın üslubundaki nev'i şahsına münhasır özelliklerden birisi de bir önceki mısradaki yüklemi, devam eden mısranın başına yerleştirerek özgün bir üslup tutturmasıdır:

 

[Dünyayı kül edip dumana

Döndürdün yakıp yıktın] 

[Çıktım yola ben yalnız

Başıma AİDS seni yok etmeye]

[Gizlenecek yeri insanmı

Sandın yalan yere şu alemi kandırdın]

[Karadeniz üstünde bir ince

Duman göründü radyasyon]

 

Bu üslup ona dehasının pırıltılarını yansıtan özgünlüğünü kazandırmaktadır. Onun sınırsız cesareti hiç bir örgüt , kurum vb. korkmadan düşündüklerini söylemesinden belli olmaktadır, aşağıda göreceğimiz şiirinde anlamadığımız bir sebepten dolayı Lahey Adalet Divanı'na kızmış, onu dünya aleme rezil-i rüsva ettikten sonra son sözü söylemiştir "Divan böyle olmaz.";

 

"İnsan hakları diyenlere dünya nereye gidiyor şeklinde ateşkes çağrılarım yer almaktadır."

İNSAN HAKLARI DİYENLER

 Lahey Ateşkes - Türkü (İsyancı)

Rast / Düyek 9/8                               Söz: 5 Feyzullah Türkmen

 

İnsan hakları diyenler

İnsanın ne olduğunu

Bilmeyenler helâlı haramı

Durmayıp yiyenler.

 

Şu dünyaya kurdular

Evrensel bir kanun düzeni

Kendileri dahi yalan diyenler

İnsanları yok yere katledenler

 

İnsan hakkı deyip söyleyip dururlar

Sözlerinde kendileri bile

Yalan diye hile kurarlar

Bu dünyanın hali böyle

 

Devran vurup savururlar

Yalanı haklıyı haksızı

Hiç görmez gözü

Buna derler insan hakları

Adalet divanı, Adaletin bu mu divan

Divan böyle olmaz.

 

görüleceği gibi burada insan hakkı diye söyleyip duranlara da ağzının payı verilmiştir.

Ancak bu şiir, üslubundaki ölçülülük nedeni ile Divan tarafından tam algılanmamış olacak ki üstad hakettikleri yoldan uyarısını yapmış ve son sözünü etmiştir. Bu şiir o kadar etkili olmuştur ki tarafsız gözlemciler Divan'ın o günden beri suskunluğunu buna bağlamaktadırlar. Bu şiir ayrıca bütün dünya olaylarını çok  geniş bir perspektiften  dile getirmekte olduğu gibi, "gümbür gümbürlenmek" fiili de ilk defa burada kullanılmakta olup, üstad tarafından Türk Dili'ne armağan edilmiştir ;

 

"Telemanyetik bir sistemle bütün dünyanın OLAYlarını dile getirdim."

 

DÜNYA NEREYE GİDİYOR

 

Lahey Türkü - Ateşkes Yankı

Hicaz / Sofyan 4/4                            Söz: 6 Feyzullah Türkmen

 

Dünya nereye gidiyor

Ben razı-değilim hicrana gama

Körfezden kalktı bir karaduman

Dünya gümbür  gümbürlenir

 

Erivan, Baküyü bürüdü heman

Viyana yolunda göründü yaman

Bosna Hersek'te kan gövdeyi

Götürürken gece gündüz demeden

 

Telaviv, Beyrut yolunda

Fermanı var dört boyutta

Filistin ölüm yolunda

Kıbrıs Anadolu koynunda

 

Denktaş Vaşington yolunda.

Birleşmiş Milletler Lahey yolunda

Fermanı var, Millet yolunda

Akan kanları bayrammı sandılar

 

Parçalanan canları sarmağa

Allayıp pullayıp kabire koymayı

Adalet mi sandılar.

Adalet divanına sözüm var benim

 

Söylerdim sözümüde sözler

Bana ar olmasaydı

Yıkardım divanıda

Bu cihan bana dar olmasaydı.

 

 

Üstad yalnız dünya ile uğraşmaz, onun ara sıra kendisini düşündüğü de olur. Kendi üstün niteliklerine uygun bir sevgiliyi bu dünyada bulamayacağını bildiğinden kendisini uzayın karlı dağlarına vurur. Ancak heyhat ! Orada da gönlüne göre bir yar bulamaz :

 

UZAYDA GÖNLÜME GÖRE YAR BULAMADIM

  

Ank. Türkü (Duygu)

Aksak /Semai 9/8               Söz : 17 Feyzullah Türkmen

 

Çıktım uzay yollarına

Kar aramaya gece gündüz 

Demeden yâr aramaya

Uzay dedikleri bu çağda

 

Medyum oldum dolandım

Bu cihanı bir anda

Dört bir yandan bakar

Gonca gonca güzeller

 

Kokar gülleri uzayın

Sevdiğim cananım yârdı

Bulamadın-ne çare

Benim aradığım yâr

 

Bütün dertlere derman

Uzay alemine ferman

Olacak yârı bulamadım

Gayri ne çare...

 

Üstad bilimin henüz ulaşamadığı bir aşamanın içerisindedir.  Bu nedenle bilmediğimiz kavramlar kullanmakta, açıklayamadığımız niteliklere sahip bulunmaktadır. Kendisi sık sık uçmakta, uçarken de alemin üzerine şifalar saçmaktadır;

“ Bu uzay çağında bütün dünya alevler

   İçinde yanarken gözyaşlarını

  Dindirmek için gece gündüz demeden ben

  Alemin üstüne şifalar saçarken ben”

(Gökte Ben Şifa Saçarken) ,

 

Telepatik gözüyle görmekte, Toramanyetik ile gezmektedir;

 

“Medyum olup çıktım yola ben

Şu dünyanın halini görmek için

Telepatik gözümle gördüm

Toramanyetik ile gezdim her yeri”

(Medyum Olup Uçarken),

 

Gezilerinin bir kısmını telemanyetik ile de yapmaktadır ki  bu gezisinde Nasa  Çölü’ne de uğramış ve orada yalancıların yalanlarını yüzlerine vurmuştur;

 

TELEMANYETİK

 

Türkü (DUYGU-SEVMEK)

Washington Hicaz / Düyek 8 / 8                                     Söz: 11 Feyzullah Türkmen

 

Telemanyetikle gezdim gördüm

Şu dünyanın her yanı narı figan

İçinde gece gündüz demeden

Bir ben değil bütün alem perişan

 

Gökyüzünde uçarken ben

Bu alemin derdine derman ararken ben

Çürüyen canları diriltmek isterken ben

Dağlar engel oldu yol bulamadım ben

 

Dağlara söylenecek sözüm var benim

Sözümü söylerdim’de-ar- olmasaydı

Uzaydan gelen yalancılar var olmasaydı

Nasa çölünden bir haber çıktı

 

Uzaylılar yer yüzüne indi diye

Yalan yere hüküm verdiler

Uzay’dan kimse gelmedi

Benim gözlerim görmedi

 

Bu sözleri söylerim ben

Böyle daha çok sözüm var amma

Söylerdim sözümü ar olmasaydı

Yalan dünya bana dar olmasaydı.

 

Görüleceği gibi üstad uzaydan kimse gelmediğini kesin bir delille kanıtlamaktadır :

 

“Uzay’dan kimse gelmedi

  Benim gözlerim görmedi”

 

Eserlerinde dikkati çeken bir husus da üstadın “Söylerdim sözümü ar olmasaydı/Yalan dünya bana dar olmasaydı”  retoriğine oldukça sık başvurmasıdır. Buradan üstadın ne kadar öfkelense de kendisini kontrol etmeyi başarabildiği ve çok gelişmiş bir ar damarına sahip olduğu sonucunu çıkarabiliriz.  Üstadın ar damarı o kadar gelişkindir ki değil çatlaması, bir milim kıpırdaması dahi düşünülemez.

 

Üstadın eserlerinde intihal bulunduğu yolundaki iddialara da değinmek isteriz. Bu koca bir yalandan başka bir şey değildir;


Mazohistik Kişilik Bozukluğu Test - 13

01:34, 4/11/2006 .. 0 yorum .. Link

kaynak : www.blogcu.com/baymidye

 

 

Mazohistik Kişilik Bozukluğu- Test 13

Belirtiler   :

 

1. Çok daha iyi seçenekler açıkça mümkün olduğu zaman bile hayal kırıklığına, başarısızlığa ve kötü davranışa yol açacak durum ya da kişilerin seçilmesi.

 

2. Kendisine yönelik yardım girişimlerini reddetme  ya da etkisiz hale getirme.

 

3. Olumlu kişisel hadiselere (örnek: yeni bir başarı )  tepkisinin;  depresyon, suçluluk duygusu ya da acı getirecek bir davranış (bir kazaya uğrama gibi) biçiminde olması.

 

4.  Kızgınlığı kışkırtacak, tepkileri reddeder bir davranış tarzı benimseme ve bunun sonucunda  kendisini yaralanmış, bozguna uğramış, aşağılanmış hissetme.  ( Karı ya da koca ile toplum içinde alay etmek, sert bir cevapla kışkırtmak ve gördüğü tepki nedeni ile  kendisini yıkılmış hissetmek).

 

5. Keyif fırsatlarını reddetme , zevk aldığını fark etmede gönülsüz davranma (yeterli sosyal becerisi ve zevk alma kapasitesi olmasına karşın).

 

6. Yapabileceğini  kanıtlamış olmasına karşın, kişisel amaçları için çok önemli ve kritik olan işleri tamamlamakta başarısız olma.(Arkadaşlarına ödevleri için yardım eder fakat kendisininkini yazamaz).

 

7. Kendisine sürekli olarak iyi davranan, sevgi gösteren  kişileri reddetme  veya ilgisiz davranma. (Seks partnerini çekici bulmaz).

 

8. Bu yönde bir talep olmadığı ve istenmemesine rağmen  aşırı fedakarlıkta bulunma. 

 

9. Bu davranışların, fiziksel, seksüel veya fizyolojik eziyet görme beklentisiyle ya da bunlara karşılık olarak özellikle vuku bulmaması.

 

Değerlendirme      :

 

Bu bölümde sayılan kriterlerden  beş ve daha fazlasının varlığı ile Mazohistik Kişilik Bozukluğundan söz edilebilir.

 

Erken yetişkinlik çağında başlayan ve farklı bağlamlarda bulunan, kendine eziyet etme davranışı kalıbıdır. Kişi sıklıkla keyif veren deneyimlerden kaçınabilir, acı çekeceği davranış veya durumlar onu çeker ve kendisine yardım edebilecek kişileri çeşitli bahaneler ile önler. Başarısızlık, aşağılanma, acı çekme, üzüntü içeren durum ve ilişkiler mazoşist kişilik bozukluğu olan kişileri çeker. Bu bozuklukla kaçınılmaz bağlantısı olmamakla birlikte, seksüel mazoşizm de bulunabilir. 

 

Mazoşist Kişilik Bozukluğunun belirgin bir nedeni yoktur; bazı teorilere göre yetiştiriliş tarzı etken olduğu gibi biyolojik nedenler de muhtemeldir. Bu bozukluk nadir görünür ve cinsiyetle veya aile yapısıyla ilgili oluşumu hakkında az bilgi vardır. 

 

Tedavi kişilik bozukluğunun tipine göre değişse de bazı genel prensipler hepsine uygulanır. Aile üyeleri çeşitli şekillerde hastanın problemli davranışlarını ya da düşüncelerini kuvvetlendirir veya azaltırlar, onların katılımı yardımcı hatta sıklıkla gereklidir.

 

İlgili Özellikler: 

Distimiya (sinsi başlayan düşük şiddetli ve kronik seyirli depresyon), Majör Depresif Evre,İntihar Davranışı, Durgun halet-i ruhiye .

 

 

{Bu çalışma "Kişilik Bozuklukları" adlı yazının eki niteliğinde olduğu için o yazı ile birlikte değerlendirilmelidir. Kişilik bozuklukları ile ilgili genel bilgi, teşhis, kaynaklanma nedenleri ve tedavi yöntemleri sözü edilen yazıda yer almaktadır. Hazırlanılmasında Uluslararası DSM-IV Mental Bozukluklar Teşhis Kriterleri’nden yararlanılmıştır



Sadistik Kişilik Bozukluğu Test - 12

02:08, 4/10/2006 .. 0 yorum .. Link

Sadistik Kişilik Bozukluğu – Test 12

 

Belirtiler         :

 

1. Tüm kişisel ve sosyal durumlar karşısında katı bir tavır takınma, esneklik göstermeme. Bu davranış şablonu nedeni ile kayda değer biçimde sosyal ve mesleki fonksiyonların zayıflaması.

 

2. İlişkide üstünlük kurmak amacıyla fiziki zulüm veya şiddet  kullanma.

 

3. İnsanları sürekli olarak  başkalarının yanında aşağılama ve küçük düşürme.

 

4. Kontrolü altındaki çocuk, öğrenci, mahkum veya hasta  kişilere olağan dışı sertlikte davranma ve disipline etme.

 

5. Başka insanların veya hayvanların  fiziki veya manevi ızdıraplarıyla eğlenme ve bundan zevk alma.

 

6. Bir amacı gerçekleştirmek uğruna  değil, sadece  acı ve zarar vermek amacıyla yalan söyleme.

 

7. İstediği şeyi yaptırabilmek veya amacına ulaşabilmek için insanların gözünü korkutma, yıldırma, hatta teröre başvurma.

 

8. Yakınlarının özgürlüğünü kısıtlama.  (Eşinin yalnız evden çıkmasını veya ergen kızının sosyal faaliyetlere katılmasını önlemek gibi)

 

9. Şiddet, silahlar, savaş sanatı, eziyet, işkence ve benzeri konulara  aşırı ilgi gösterme.

 

 

Değerlendirme           :

 

 

Bu bölümde sayılan kriterlerden  dört  ve daha fazlasının varlığı ile  Sadistik Kişilik Bozukluğundan söz edilebilir.

 

Diğer insanlara karşı zalim, agresif, çıkarcı ve alçaltıcı davranışlar yönelten kişilerdir. Sosyal ilişkilerinde temel yaklaşımları zarar vermeye yönelik olup şiddet de içerebilir. Kaygı duymazlar. Başkalarını incitmek ve aşağılamaktan zevk alırlar. Bunlar sadistik kişilik ile antisosyal kişilk arasında benzer taraflardır. Ancak antisosyal kişilik başkalarını sadece zevk için incitmez.Sadistik kişilik bozukluğu ile sadistik seks arasında ilişki bulunan durumlar da vardır. Çoğu hallerde kişi birini dövmek ve aşağılamakla seksüel olarak uyanır ve tatmine ulaşır.

 

Sadistik Kişilik Bozukluğunun oluşumunda yetiştiriliş tarzı etkilidir. Ancak biyolojik sebepleri de olabilir. Yaygın olarak rastlanmaz, cinsiyetle ilgili fazla veri bulunmamaktadır.

 

Tedavisi mümkündür. Psikoterapi, ilaç tedavisi gibi yöntemlerle uzun bir süreçte tedavi edilebilir.

 

Bazı bozukluklar benzer hatta birden fazla belirti gösterirler. Doktor, kesin bir teşhis koyabilmek için aşağıdaki bozuklukları ayırt etmelidir.

 

Antisosyal Kişilik Bozukluğu

Şizoid Kişilik Bozukluğu

Şizotipal Kişilik Bozukluğu

Paranoid Kişilik Bozukluğu

Genel Tıbbi Durum’a bağlı Kişilik Bozukluğu

 

{Bu çalışma "Kişilik Bozuklukları" adlı yazının eki niteliğinde olduğu için o yazı ile birlikte değerlendirilmelidir. Kişilik bozuklukları ile ilgili genel bilgi, teşhis, kaynaklanma nedenleri ve tedavi yöntemleri sözü edilen yazıda yer almaktadır. Hazırlanılmasında Uluslararası DSM-IV Mental Bozukluklar Teşhis Kriterleri’nden yararlanılmıştır.}



Evrimin Cilvesi

10:35, 7/9/2006 .. 0 yorum .. Link

kaynak : www.blogcu.com/baymidye

 

Evrimin Cilvesi

 

Kimileri vardır, yenilik, güzellik, huzur, sevgi, estetik, gülümseme, kısacası olumlu olan , güzel olan , ileri olan, yeni olan, hoş olan, huzurlu olan ne varsa onları rahatsız eder. Rahatsızlıklarını pasif olarak  ifade etseler neyse. Olumlu bir şey gördüklerinde derhal tahrik olur, hırıltı merkezleri fazla mesaiye başlar ve hemen saldırarak o güzelliği yok etme faaliyetlerine girişirler. Normal insanların husye olarak taşıdıklarını onlar beyin olarak taşır ve kullanırlar. Bu nedenle düşünme faaliyetleri dar kapasiteli ve çok sınırlı bir alanda gerçekleşir , üstelik lokal sebeplerle düşünme faaliyetleri sürekli libidolarının saldırısı altındadır, bu da düşünme ve konuşma merkezlerini libidinal sözcükler ve eylemlerle sınırlı tutar.

 

Bu durum onlar açısından evrimin talihsiz bir cilvesidir, "Devrimci Maymun" adlı yazımda bu durumu -Sayın Serol Teber'in Davranışlarımızın Kökeni kitabından yararlandığım vak'a örnekleri ile-  somut bir biçimde kanıtladım. Ayrıca değerli  yazar Mine G. Kırıkkanat da kendisine ilettiğim bu gözlemimi blogumda da değerli izinleri  ile yer alan "Devrimci ve Dişi" adlı  güzel yazısında güçlü kalemi ile değerlendirdi. 

 

Aslında her nasılsa konuşma öğrenen bu tür, henüz evrimini tamamlamamıştır. Bu nedenle konuşma yeteneği gelişmemiş ve ilkel bir aşamada olduğundan belirli sözcükler dışında sözcükleri kullanamazlar. Düşünme kapasiteleri de kullanabildikleri bu sözcüklerle sınırlı kaldığından yaşam serüvenleri gayet aza indirgenmiş bir döngü çerçevesinde geçer gider. Bu nedenle algı kapasiteleri de sınırlı olan bu tür için ben bir ara "hayvan" nitelemesini kullanmak durumunda kalmıştım. Bloguma da değerli replikler göndererek  önemli bir katkıda bulunan Saygıdeğer Elif Karak bu nitelememe tepki göstermiş, hayvanların ne suçu olduğunu sormuştu.

 

Haklıydı, hayvanları çok seven ben, bu hatayı yapmıştım. Derhal o yazıyı blogumdan çıkarttım.

 

Bu gün; üstün yeteneğini keskin zekasının prizmasından geçirerek, güçlü ironi duygusunu  da eklediği yazılarının bulunduğu  ve sürekli izleyicileri arasında keyifle yer aldığım elifindefteri adlı blogunda; yukarıda tanıtmaya  çalıştığım  bir evrim cilvesi kendi en değerli kelimelerini (tıpkı güzelim doğanın , parkların, bahçelerin, kumsalların  orta yerine bıraktıkları  gibi) bırakıp çıkmış.

 

Sevgili Elif, kıvrak zekasının ışıldadığı her zamanki  üslubu ile kendisine yakışır bir zarafet ve soylulukla cevabını vermiş. Bay Cilve sanırım bu cevabı anlamamıştır.

 

Bay Cilve'nin yazdıkları aynen şöyle idi :

 

"Sayın elif karak
al eline bir y.rak
Sok G.tüne aynaya Bakarak
Bu Mani İçin Teşekkürlerinizi bekliyorum"

 

Burada dikkat çekici olan Bay Cilvenin tavsiye ettiği eylemi anlatmada gösterdiği detaycı tavırdır. Anlaşılan Bay Cilve bu eylemi uzun uzun düşünmüştür. Psikoloji ile hiç ilgilenmeyenler bile yansıtma (projeksiyon) mekanizması hakkında fikir sahibidirler. Bu paradigma ile baktığımızda Bay Cilve'nin problemini çözebiliriz. Anüsüne  bir erkeklik organı sokmak istemekte, ancak fiziki engeller nedeni ile hedefi tutturmak için de aynayı kullanmaktadır. Bu fantezi sık sık zihninde canlanmakta ama kendisini rahatsız etmektedir. Bu durumda bunu karşısındakine yansıtarak rahatlama yoluna gitmiştir.

 

Umarım  bunların davranışlarına  biraz olsun açıklama getirebilmişimdir. Ben hayvanların davranışlarına gösterdiğimiz hoşgörüyü bu cilvelere de göstermemiz gerektiği düşüncesindeyim. Evet hayvanların cilvelerden çok üstün oldukları ve hiç bir hayvanın bunların neden oldukları zararları vermedikleri ,yıkıma sebep olmadıkları doğrudur. Değerli yazarlarımızdan Sayın Serdar Turgut'un bir yazısında bu türün  el ve ayaklarının ameliyatla kesilmek sureti ile zararsız hale getirilebileceği, bu da fayda etmezse pompalı tüfekle avlanmalarının kaçınılmaz olacağı şeklinde önerileri yer almıştı. Aslında görüşleri çok değerli ve pratik faydalar da içermesine rağmen ben yine de bunlara merhamet göstermekten yanayım. Neden  diyecek olursanız insanlığımız işte tam burada bize gerekiyor da ondan.

 

 

 

 

 

 



{ Önceki Sayfa } { Page 1 of 7 } { Sonraki Sayfa }

Hakkımda

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Fotoğraf Albümüm

Linkler

emlakevi
baymidye

Kategoriler


Son Yazılar

Süflîleşen Arketip
Gizli Kalmış Bir Deha
Mazohistik Kişilik Bozukluğu Test - 13
Sadistik Kişilik Bozukluğu Test - 12
Evrimin Cilvesi

Arkadaşlarım oyhan

batak oyna